Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 9. Cilt - Notlar
Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2008
ON YEDİNCİ SİFİR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİNCİ KISMI
İbadeti Emir Tevhidi
İnsanlar rızık için er-Rezzak'a, şifa için eş-Şafi'ye
yönelirler. Sanki her isim ayrı bir ilahmış gibi bir muhtaçlık içindedirler.
"Allah bana yeter" (Hasbiyallah) sözü, kulun
sebeplere değil, sebepleri yaratana dayanmasıdır.
Kıyametin elli bin yıl sürmesi, dehşet içindekiler içindir.
Güvende olanlar için ise bu süre bir sabah namazı kadar kısadır.
İnsanlar rızkı sebeplerden (topraktan, gökten) beklerler.
Oysa rızık sebeplerin içinde değil, Allah’ın o sebeplerde o an yarattığı bir
"ihsan"dadır.
Müşrikler "İlahları tek bir ilah mı yaptı?" diye
şaşırırlar. Onların şaşkınlığı imkansız gördükleri için değil, "çokluk
içinde birliği" kavrayamadıkları içindir.
Evrende ölü hiçbir şey yoktur. Her şey Rahman’ın nefesiyle
diridir ve kendi lisanıyla Allah’ı tespih eder.
Havkale Zikri (La Havle ve la Kuvvete illa Billah)
Allah'tan başka güç ve kuvvet yoktur
Bu bir dua değil, bir hakikat beyanıdır.
Kul, kendisinde güç olmadığını bildiği için yardımı
Allah'tan talep eder.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ BİRİNCİ KISMI
el-Bedi İsmi
Allah'ın örneksiz olarak (ibda) var ettiği ilk varlık İlk Akıl'dır. Bu, aynı zamanda Kalem olarak adlandırılır.
Allah örneksiz yaratır.
el-Cami, en-Nafi, el-Asım -ki koruyan demektir-, es-Seri’
(hızlı olan) ve es-Settar (örten) isimleri
Bu beş isim, âlemde kulluk makamını ortaya çıkartan
isimlerdir, el- Basir ve el-Bari isimleri ise, el-Cami isminde hürriyet
makamını gerçekleştiren isimlerdir.
el-Cami ismi, güven veren isimdir. Bu durum ‘Ey kendilerine
haksızlık yapan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin’ ayetinde
belirtilir. Bu ismin fiili, her zaman kulluk makamında bulunan kimsede meydana
gelir.
en-Nafı ise, farklı mertebelerine göre Allah’ı bilenlere
yardım meydana gelir.
el-Vaki, Allah’ın emrinden koruyan demektir. Bu isim,
sıddîklara, sır sahiplerine Allah ehlinin meclislerinde faydalı bilgileri
ortaya çıkartmak üzere teorik güçleriyle ve fikirleriyle hareket edenlere
yardım eder.
es-Seri bu isim, kulluk makamında bulunan ve infak edenlere
yardım eder.
Bu isim, fena ehli için beka ehline yardım eder.
es-Settar, el-Gaffar, el-Gafur ve el-Gafır isimleri
Bu isim, kazananlara, Allah’a dayanmakla birlikte se¬bepleri
benimseyenlere yardım eder.
Bu isim, menzil ve münazele (Hakkın tenezzülü ve kulun
miracının bir yerde buluşması) sahiplerine yardım eder.
el-Bari, zeki mühendislere yardım eder.
Bu isim, bir sınırlama olmaksızın infak edenlere değil,
özellikle yoksulluk dönemlerinde olmak üzere, cömertlere yardım eder.
el-Basir, hürriyet ve kulluk (zorunlu kulluk anlamında
ubûdet) eh-line yardım eder.
Varlık dairesi
Sırf Varlık (Allah): Asla yok olmaz.
Sırf Yokluk (İmkânsız): Asla var olmaz.
Sırf İmkân (Âlem/İnsan): Bir yönüyle yokluk (karanlık), bir
yönüyle varlıktır (ışık).
el-Bais İsmi
el-Bâis ismi, İlk Akıl'ın (Kalem) hakikatleri üzerine
nakşedeceği bir "mekân" veya "mahal" olarak Tümel Nefsi var
etmeye yönelir. İlk Akıl (Kalem), Allah’tan aldığı bilgileri yazmak ister.
Ancak yazı için bir zemin gereklidir; işte bu zemin Tümel Nefis’tir.
Varlığın sebebi sevgidir. Akıl, Nefiste
"dinginlik" (sükûn) bulur. Sevgi (meveddet), bu dinginliğin
sabitlenmesidir.
(Boşanma/ayrılık) Sevginin ortadan kalkması, Allah'ın o iki
nefsin ayrılmasını murat ettiğinin bir işaretidir. İnat etmek, ilahi
yakınlıktan mahrumiyete sebep olabilir.
Kalem'in Levha'ya aktardığı kelimelerin sayısı 269.200
ayettir.
Varlıktaki oluşlar tesadüf değildir; bir zincirin halkaları
gibidir.
Her varlığın, bu sebepler zincirini aşan, doğrudan Allah'a
bağlı bir yönü vardır. Bir kişi bu yönü bilirse "Arif", bilmeden
faydalanırsa "İnayet ehli" olur.
Levh-i Mahfuz'daki bilgiler…
el-Bâtın İsmi
el-Bâtın ismi, görünen varlığın arkasındaki "gizli
yazılım" olan Doğayı yönetir. Doğa, dış dünyada (âyânda) bağımsız bir
varlığa sahip değildir; ancak tüm duyusal formların kaynağı ve hükmüdür.
Bir şeyi "yaratmak" (halk), onu takdir etmek
(planlamak) demektir. Doğa, Allah'ın varlıklara verdiği formların takdir
edildiği makamdır.
Doğa, dört temel elementin/niteliklerin aslıdır.
Sıcaklık / Hayat / Canlılığın ve hareketin esasıdır.
Soğukluk / Bilgi (İlim) / Sabitleyici ve dondurucu
(koruyucu) etkisidir.
Kuruluk / İrade / Kararlılık ve şekil verme özelliğidir.
Yaşlık / Söz (Kelâm) / Yumuşaklık ve yayılma kabiliyetidir.
el-Bâtın isminin gökyüzündeki karşılığı Süreyya (Ülker)
yıldız kümesidir.
Doğa, 3. mertebededir (Akıl ve Nefis'ten sonra). Kendisi de
4 hakikatten (unsurlar) oluşur. Toplamı (3+4) yediyi verir.
Evrendeki "yedililer" (7 gök, 7 gün, 7 gezegen) bu
doğal kaynaktan türer.
Menziller arasında 8 yıldızlı bir küme yoktur. Bu yüzden 8.
ayda doğan çocuklar genelde yaşamaz. Bunun nedeni, 8. ayın hükmünün Keyvan
(Satürn) gezegenine ve aşırı "soğuk-kuruluk" (ölümün doğası) etkisine
girmesidir.
Allah her an bir "iş" üzerindedir. Bu ilahi
tecelli, Doğayı sürekli başkalaşmaya zorlar. Bu sayede melekler tespih eder,
cennetlikler rızıklandırılır ve nefesler alınıp verilir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ İKİNCİ KISMI
el-Ahir İsmi
Heba, doğa gibi dışta bir varlığı olmayan ama akıl yoluyla
bilinen bir hakikattir.
İsmi vardır ama kendisi cisim olarak ortada yoktur. O,
üzerine düşen her türlü sureti kabul eden boş bir levha veya her kalıba giren
bir hammadde gibidir.
el-Âhir isminin gökyüzündeki karşılığı Dübüran menzilidir.
Dübüran'ın 6 yıldızı vardır.
Heba, tüm bu zıt isimlerin kendisinde belirdiği kozmik
aynadır.
ez-Zahir İsmi
Varlığın somutluk kazandığı ve fiziksel boyutun başladığı
mertebe olan Tüm Cisim
Varlık ortaya çıkmadan önce zihni bir "boşluk"
(halâ) tasavvur edilir.
Allah "ez-Zâhir" ismiyle tecelli edince, Tüm Cisim
bu boşluğu doldurur.
Göklerin (feleklerin) hareketi, bir değirmen taşının
hareketi gibidir. Kendi ekseni etrafında döner ama yer değiştirmez.
Eğer bir şey tam bir itidal (denge) içinde olsaydı, ondan
hiçbir şey meydana gelmezdi. Sıcaklığın diğer unsurlara baskın gelmesi,
hareketi başlatır.
Kozmostaki her varlığın iki bağlantısı vardır. Bunlardan
ilki sebeplerde kendini gösterir. Diğeri bütün sebepleri aradan çıkarıp,
Allah’a bağlanır.
Âlemdeki hareket nefsin/sebeplerin etkisiyle değil,
Rahman'ın nefesinin kelimeleri var etmesiyle gerçekleşir.
Arş: Rahman'ın kelimesinin birleştiği (vahdet) yerdir.
Kürsî: Kelimenin ikiye bölündüğü yerdir (Yaratma ve Emir /
Hüküm ve Haber). İki ayağın Kürsî'ye sarkması, ikiliğin (düalizm) başlangıcını
simgeler.
Atlas Feleği: Burçların (12 bölüm) oluştuğu yıldızsız
göktür. Buradaki her burç, aslında bir meleğin yönetimi altındaki ilahi bir
makamdır.
Atlas ve Mükevkeb (yıldızlı) feleklerin hareketlerinden ve
ışınlarından dört unsur (toprak, su, hava, ateş) doğar.
Ateşin bileşikliğinden yükselen duman, diğer gök
katmanlarının (yedi kat gök) dairesel suretlerinin ham maddesi olur. Bu süreç,
manadan maddeye inişin son aşamalarından biridir.
el-Hakîm
Âlem, Allah'ın bir "ameli"dir ve ameli de Kendi
zatına benzer.
Âlemin cevheri Allah'ın Zatına / Arazı Sıfatlarına /
Niceliği (Kemmiyet) İsimlerine / Mekânı, istiva edişine (Hükümranlığına)
aittir.
Kavisli bir yayın "doğruluğu", onun
eğriliğindedir. Yani âlemdeki her "eğrilik" veya farklılık, aslında
olması gereken hikmetli yerindedir ve bu haliyle "dosdoğru"dur.
el-Hakîm ismi, varlığı dağılmaktan kurtarıp ona bir
"şekil" vererek onu kayıt altına alır. Şekil varlığı belirli bir
tanım içinde tutar.
Şekiller, hakikatlerin "görünürlük sınırları"dır.
Şekil, kendi benzerine ülfet eder.
Dünya, zıtların ve şekillerin iç içe geçtiği bir
"karışım" (mizac) yeridir. Ahiret ise bu şekillerin saflaştığı ve her
şeyin aslına (iki ilahi kabzaya) rücu ettiği yerdir.
Nahye menzili gökyüzünde bu isme tekabül eden konaktır.
"Nahye" kelimesi köken olarak engel olmak ve sınır koymak anlamına
gelir ki bu, şeklin varlığı sınırlandırma fonksiyonuyla tam uyumludur.
el-Muhît İsmi
el-Muhît ismi, Arş'ı var etmeye yönelmiştir. Arş, tüm evreni
dairesel bir biçimde çevrelediği için bu ismi almıştır.
Evrendeki her şey (yıldızlar, madenler, bitkiler ve
hayvanlar) dairesel bir formdadır veya daireselliğe meyillidir. Bunun sebebi,
Arş'ın dairesel hareketinin kendi benzerini doğurmasıdır.
Varlık, Arş tarafından kuşatıldığını (sınırlandığını) fark
edince bir "daralma" ve "sıkıntı" hisseder. İnsan ilahi bir
surete sahip olduğu için bu sınırlanmaya fıtraten tahammül edemez.
Rahman ismiyle Arş'a istiva eden Allah, bu darlığı
"nefesi" (Ruh) ile giderir. Ruh, bedenin ne içinde ne dışındadır; o
mekândan münezzehtir.
Kişi ruhaniliğine baktığında, kendisinin fiziksel bir ihata
altında olmadığını anlar.
Kaf (ق)
harfi bu ismin harfidir.
eş-Şekûr İsmi
Arş tek bir bütünlüğü temsil ederken, Kürsü ilahi kelimenin
parçalandığı yerdir.
İlahi emir Kürsü'ye ulaştığında "Hüküm" (yasalar)
ve "Haber" (bilgi/bildiri) olarak ikiye ayrılır.
Kürsü, Allah’ın "İki Ayağını" (Kudameyn) koyduğu
yer olarak tasvir edilir. Bu ayaklar, varlıktaki zıtlıkların (emir-nehir,
rıza-gazap, cennet-cehennem) kaynağını sembolize eder.
Amâ: "Rab" isminin makamı.
Arş: "Rahman" isminin istiva (hükümranlık) makamı.
Kürsü: "Allah" ismini ifade eden gizli hakikatin
(zamir) mahalli.
Rab İsminin Farkı: "Rab" ismi her zaman bir şeye
nispet edilerek (Rabbü'l-âlemîn, Rabbünâ) kullanılır. Kürsü de bu
"nispet" ve "izafet" (bağıntı) özelliğini taşır; bu yüzden
ismi "Kürsî" (nispet ekiyle) şeklinde gelir.
"Kef" harfi, varlığa "Ol!" (Kün) emrinin
başladığı noktayı temsil eder.
Nesre menzili gökyüzünde bu isme ve Kürsü mertebesine
karşılık gelen konaktır. Nesre, "saçmak, yaymak" anlamına gelir
el-Gani İsmi
el-Ganî ismi, mülkünde hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın,
zamanı ve devirleri başlatan Atlas Feleği (yıldızsız gök) üzerindeki
tasarrufunu ifade eder.
Zaman (Dehr), yedi günden fazla olamaz. Çünkü her gün,
Allah'ın yedi temel niteliğinden (Sıfât-ı Seb'a) biri tarafından var
edilmiştir:
Pazar: Duyma (Sem') - "Ol" emrinin duyulması.
Pazartesi: Hayat - Canlılığın yayılması.
Salı: Görme (Basar) - Varlığın Yaratanı müşahedesi.
Çarşamba: Bilgi (İlim) - İlahi marifet.
Perşembe: İrade - Yüceltme amacı.
Cuma: Kudret - Övgü gücü.
Cumartesi: Kelam - Tespih ve konuşma.
el-Mukaddir İsmi
el-Mukaddir ismi, belirsiz olan Atlas feleğini, üzerine
Menziller ve Yıldızlar yerleştirerek ölçülebilir kılan isimdir.
Rahman'ın Nefesi'ndeki 28 harf (ses mahreci) nedeniyle
gökyüzünde 28 menzil takdir edilmiştir.
Her burç, tam ve kesirli menzillerden oluşur. Bu
"karışım", burçlara özel bir mizaç ve etkileşim gücü verir.
el-Mukaddir ismi aynı zamanda cennetlerin mimarıdır. Cennet,
Atlas feleğinin yüzeyinde, misk toprağı üzerinde yer alır.
Üç tür Cennet var; İhtisas (Allah'ın hediyesi), Miras (başkalarından
kalan) ve Amel (kazanılan) cennetleri.
Her cennet türünde 4 temel nehir bulunur (su, şarap, bal ve
süt)
Tûba ağacının dalları her eve girer ve cennet ehli onun
altında her an yeni bilgiler ve dereceler kazanır.
En yavaş yıldızın devri 36.000 yıldır. Tüm yıldızların ve
burçların çarpımından elde edilen sayı, dünyanın toplam ömrünü verir.
Şın (ش)
harfi el-Mukaddir isminin harfidir. Saçılmayı ve taksimatı (menziller gibi)
temsil eder.
Allah, Gani ismiyle zamanı sonsuz bir döngü olarak başlatmış;
Mukaddir ismiyle bu sonsuzluğun içine menziller, cennetler ve nehirler
yerleştirerek her varlığa bir ölçü ve rızık takdir etmiştir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ KISMI
er-Rab İsmi
er-Rab ismi, terbiye eden ve büyüten demektir. Bu isim,
varlığın nihai sınırı olan Sidre-i Münteha'yı ve meleklerin ibadetgahı olan
Beyt-i Mamur'u var etmeye yönelmiştir.
Sidre-i Münteha insanın ameliyle ilişkilidir. Ağacın
çiçekleri mutlu insanların nefesleri, dalları ise cennetteki köşklerdir.
Ağacın üst kısmı (dallar) saadet, alt kısmı (kökler) ise
bedbahtlık verir.
Beyt-i Mamur Kabe'nin tam üzerinde, göklerdeki izdüşümüdür.
Buraya her gün giren 70 bin melek, insanların kalplerinden geçen düşüncelerden
yaratılır. Her düşünce bir melek doğurur; kalp zikirle "mamur" ise
melek de o güzellikte olur.
Kul seçmeye mecburdur, tıpkı bir karıncanın yürüyen bir
elbise üzerinde kendi iradesiyle yürümesi gibi.
el-Alim İsmi
el-Alim ismi, Hz. Musa'nın sakin olduğu altıncı göğü inşa
etmiştir.
Hz. Muhammed (s.a.v) Miraç'ta 50 vakit namaz emrini
aldığında, Hz. Musa'nın onu uyarması bu göğün "bilgi ve tecrübe"
niteliğinden kaynaklanır.
Bu gök, alimlerin kalplerine hayat veren ilahi vahiylerin
kaynağıdır. Perşembe günü ve Dat harfi bu mertebeyle ilişkilidir.
el-Kahir İsmi
el-Kahir ismi, Hz. Harun'un bulunduğu beşinci göğü var
etmiştir.
Bu göğe vahyedilen emir, "kanın tutuşturulması" ve
"hamiyet" (onur/koruma duygusu) ile ilgilidir.
Bu göğün etkisiyle Çarşamba günü varlıklarda bir güç ve
aksiyon ortaya çıkar.
Lam harfi bu feleğin hareketiyle ilişkilidir.
en-Nur İsmi
en-Nur ismi, göklerin ve âlemin tam merkezinde (kalbinde)
bulunan dördüncü göğü inşa etmiştir.
Hz. İdris’in mekanıdır, bu gök, yedi göğün kutbudur.
Gece ve gündüzün taksimi, eril ve dişil dengelerin
(baba-anne) kurulması bu nurani merkezden idare edilir.
Varlığın ilk günü olan Pazar, bu merkezi güneş/nur göğünden
beslenir. İdris Peygamberin hikmeti buradan tüm aleme yayılır.
el-Musavvir İsmi
Bu isim, beşinci göğü, onun feleğini ve yıldızını yaratmaya
yönelmiştir. Yusuf Peygamber ve Re harfiyle ilişkilidir.
el-Muhsi İsmi
Bu ilahi isim, altıncı göğü, onun yıldızını ve feleğini,
Zebane menzilinde Çarşamba günü yaratmıştır. Orada Hz. İsa’yı var etti.
Ariflerin kalplerinde meydana gelen her ürün ve Tı harfi
buradan meydana gelmiştir.
el-Mübîn İsmi
el-Mübîn ismi, Ay'ın yönetimindeki yakın semayı var
etmiştir.
Allah, en yakın göğe Âdem'i yerleştirmiştir.
Âdem, hem Allah'ın suretini hem de âlemin suretini kendinde
topladığı için "Büyük İnsan" ve Küçük Âlemdir.
Mukataa harfleri meleklerin
isimleridir. Bu harfleri okumak, o melekleri çağırmaktır.
Ay, 28 menzili dolaşırken her gece bir harfe ışık ve güç
verir. Harflerle yapılan duaların veya amellerin (vefk, tılsım vb.) gücü, Ay'ın
o harfle kurduğu geometrik açıya ve ışığa bağlıdır.
Dal (د)
harfi yakın semanın felek hareketinden meydana gelen harftir. Salı gününün ve
bu ismin göksel durağıdır.
el-Kâbız İsmi
Bu isim "kısıp daraltan" anlamında, Esir (ateş
unsuru) tabakasındaki olayları yönetir.
Kuyruklu yıldızlar şeytanlara (kafir cinlere) atılan
ateşlerdir.
Esir tabakası, yakın semanın dondurucu soğuğunun yeryüzüne
inmesini engelleyen ilahi bir kalkandır.
Yakın sema (Ay feleği) aslında son derece soğuktur. Eğer
Allah, Esîr küresini yeryüzü ile o soğuk sema arasına bir "ısı kalkanı"
olarak yerleştirmeseydi, yeryüzünde hayat (hayvan, bitki, maden) mümkün
olmazdı.
Te (ت)
harfi el-Kâbız isminin harfidir. Bu harf, enerjinin hapsedilmesini ve patlamaya
hazır gücü simgeler.
Kalp menzili bu ismin gökyüzündeki durağıdır. Akrebin kalbi
(Antares) olarak bilinen bu bölge, hararetin ve yoğunluğun merkezidir.
el-Hay İsmi
Rüzgarın "emre amade" kılınması, onun ilahi emri
anlayacak bir akla sahip olduğunun delilidir.
Rüzgardan (havadan) daha güçlü olan tek varlık,
nefsini/arzusunu aklıyla yenebilen insandır.
Hava, yaratılışın özü olan "Nefes-i Rahmânî"ye en
yakın unsurdur.
Kısır rüzgarlar Celal tecellileridir; var olanı ortadan
kaldırır, kandili söndürür.
Gök gürültüsü (Ra'd), havadan yaratılmış bir meleğin
tespihidir. Şimşek ise bu meleğin hareketinden doğan bir ışıktır.
el-Muhyi İsmi
Bu isim, su unsurunda ortaya çıkan şeylere yönelmiştir. Ona
ait harf Sin, takdir edilmiş menzil ise, Neaim menzilidir.
Şeytandan gelen vesvese, bilgisizlik ve şüpheler kalbi
kirleten manevi birer necâsettir.
Bilgi kuşku pisliğini temizler, perdeyi kaldırır ve kalbi
ilahi hakikatlere bağlar.
Göklerdeki melekler, Cebrail'in her gün daldığı "Hayat
Nehri"nden dökülen damlalardan yaratılmıştır. Bu yüzden suyun tabiatında,
meleklerde olduğu gibi bir "sebat verme" ve "kuvvetlendirme"
gücü vardır.
Yeryüzünden ve canlıların nefeslerinden yükselen buharlar
havada kokuşmaya neden olur. Denizlerdeki tuz, bu kokuşmayı temizleyen bir
filtre gibidir.
Su buharlaşıp havaya yükseldiğinde aslına özlem duyar, sonra
tekrar su olup çıktığı yere döner.
el-Mümit İsmi
Bu isim, yeryüzünde zuhur eden şeyleri var etmeye
yönelmiştir. Ona ait harf Sad, menzillerden Belde’dir.
Toprak, ilk yaratılan unsurdur. Sonra su, sonra hava, sonra
gökler yaratıldı.
Toprak, zayıflığın (zilletin) zirvesi olduğu için ilahi
halifeliğin ve yönetimin merkez üssü haline gelmiştir.
Toprak "zelil" (boyun eğmiş) kılınmıştır; ancak bu
zillet onu "en aziz" (değerli) cisim yapar. Çünkü o, her şeyi kabul
eden, sabırlı ve tüm yararların mahalli olan bir "annedir."
Yeryüzünü ayakta tutan yedi büyük veli (Bedel) vardır. Bu
bedeller, yedi büyük peygamberin (İbrahim, Musa, Harun, İdris, Yusuf, İsa,
Âdem) kalbi/maneviyatı üzerindedirler.
Mizaç bir unsurun öz doğasıdır (Ateşin sıcak ve kuru olması
gibi).
Suyu kaybeden (teyammuım yapan) kişinin toprağa yöneldiğinde
Allah'ı bulması, toprağın suyun yerini alabilecek kadar şerefli ve temiz
olduğunu gösterir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ KISMI
Unsurî Cisimlere İlişen Cisimlerdeki Doğanın Eklentileri
Felekler, Allah'ın kendilerine vahyettiği emri yerine
getirmek için iradeyle hareket ederler.
Feleğin hareketi dairesel ve süreklidir
Zaman, feleklerin bu düzenli hareketinden doğar.
Taşlar Hz. Davud’a hangi taşın Calut’u öldüreceğini söyler
Yokluk bir "sıkıntı" (darlık) halidir
el-Aziz İsmi
el-Aziz ismi, madenleri var etmeye yöneldiğinde onlara bir
"direnç" ve "korunmuşluk" (izzet) vermiştir. Zı (ظ) bu ismin harfidir. Sertliği
ve dayanıklılığı simgeler.
Aziz ismi madenleri öylesine kuşatmıştır ki, başka bir ismin
onların "cevherine" doğrudan etki etmesine izin vermez.
Altın; sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve yaşlık gibi dört temel
niteliğin tam dengelendiği (itidal) yerdir.
Simya yoluyla madeni altına dönüştüren bilgin,
"oluşturma sürecinin tüm safhalarını" bildiği için, kerametiyle bunu
aniden yapan kişiden (veli) daha üstün bir şerefe sahiptir. Çünkü marifet,
sonuçtan ziyade sürecin ilmine sahip olmaktır.
Rezzak İsmi
er-Rezzak ismi, bir varlığın hayatının ve bekasının
(devamlılığının) bağlı olduğu her şeyi ifade eder. Se (ث) bu ismin harfidir. Yayılmayı ve bereketi
temsil eder.
Bu isim, bitkileri ve onların rızıklanma süreçlerini
yönetir.
Rızık, hayatın bekasını sağlayan şeydir.
Rızık, sadece o canlının hayatını devam ettirebilmesi için
uygun olan şeydir.
Sadece bedenler değil, ilahi isimler de "eserlerinin
âlemde görünmesiyle" rızıklanırlar. İsimlerin rızkı, kulu ve âlemi
yönetmektir.
Âlem, ilahi bir "kabza" (avuçta tutulma)
altındadır. Bir şeyi tutmak onu sıkar ve kurutur. Bu yüzden âlemin tabiatında
"sıcaklık ve kuruluk" baskındır.
Hayat, baskın olan özelliğin zıddına bağlıdır. Âlem sıcak ve
kuru olduğu için, onu hayatta tutacak "ilaç" (rızık), onun zıddı olan
soğuk ve yaş (su) özelliğidir.
Bitkilerin Hareketlerinin Açıklanması
Bitki, tohumundan her yöne doğru (yukarı, aşağı, yanlara)
bir yayılım içindedir. Bu, aslında bir "genleşme" ve varlık sahasında
yer kaplama hareketidir.
Varlık mertebeleri arasında keskin çizgiler yoktur; bir
mertebeden diğerine geçişi sağlayan "ara varlıklar" vardır
Maden ile bitki arasında mercan (Taş gibi görünür ama
büyür).
Bitki ile hayvan arasında hurma ağacı (Hayvan gibi cinsiyeti
ve canı olduğu düşünülür).
Hayvan ile insan arasında maymun (Şekil ve taklit yeteneği
bakımından insana en yakındır).
el-Müzil İsmi
el-Müzil (Zelil kılan/Boyun eğdiren) ismi, hayvanların
insana hizmet etmesini sağlar. Zel (ذ)
bu ismin harfidir. Keskinliği ve boyun eğdirici gücü temsil eder.
Hayvanların ve insanın aslı topraktır. Toprak, Allah
tarafından "zelil" (üzerine basılan, mütevazı) yaratılmıştır. Ancak
bu zillet, aslında bir "izzet" barındırır; çünkü hayatın tüm bereketi
bu boyun eğmiş topraktan çıkar.
At insana biniş için boyun eğmişken, insan da atın
beslenmesi, sulanması ve bakımı için ona amade kılınmıştır. İnsan atına hizmet
etmezse, onun efendisi olarak kalamaz.
İbadet etmek, Allah'ın mutlak izzeti karşısında kendi
zilletini ve muhtaçlığını bilmektir.
Zelil eden (Müzil), zelil edilenden (hayvan/insan) ayrılmaz.
Eğer ayrılırsa, o ismin hükmü ortadan kalkar.
Müzil ismi, evrendeki nizamı sağlayan en temel isimlerden
biridir.
Allah birine bir ihtiyaç, diğerine ise o ihtiyacın ilacını
vermiştir.
Âlemdeki tüm alışveriş, hizmet ve sosyal yapı karşılıklı
"muhtaçlık ve zillet" ilişkisi üzerine kuruludur.
el-Kavi İsmi
el-Kavî (Güçlü) ismi, Melekleri yaratmaya yönelmiştir. Ona
ait harf Fe, takdir edilmiş menzil ise Sa’du’l-ahbiye’dir.
Melekler, bu ismin tecellisiyle emredileni yapma gücüne
sahiptirler.
Yaratılmış âlemde kadından daha güçlüsü yoktur.
Melekler nurdandır ve nur, eşyayı hem izhar eden (ortaya çıkaran)
hem de şiddetiyle gizleyendir. Hak nurdur, âlem ise O'nun gölgesidir.
el-Latif İsmi
el-Latîf ismi (ince, nüfuz edici, gizli) ismi, Cinleri
yaratmaya yönelmiştir. Ona ait harf Be, menziller-den ona ait menzil ise
Dâlî’nin ön kısmıdır.
Cinler "maric"ten (karışık ateş) yaratılmıştır. Bu
ateşin latif yönü cinlere şekil değiştirme ve görünmezlik kazandırırken, unsuri
yönü onları büyüklenmeye (İblis örneğinde olduğu gibi) itmiştir.
el-Cami (Toplayan) İsmi
el-Câmi (Toplayan) ismi, bütün hakikatleri kendinde
topladığı için insanın yaratılışına yönelmiştir. Ona ait harf, Mim, takdir
edilmiş menzillerden ise, Arka Fer’dir.
İnsan, hem Allah’ın isimlerini hem de âlemin hakikatlerini
üzerinde taşıyan tek varlıktır. Bu yüzden o, âlemin ruhudur.
İnsan âlemden çekilirse, âlem ruhsuz bir beden gibi ölür.
Refıü’d-Derecat ve Zi’l-Arş İsimleri
Bu isim, mertebeleri belirlemeye -var etmeye değil- yönelir.
Mertebeler, varlıkla nitelenmeyen nispetlerdir, çünkü hakikatleri yoktur. Ona
ait harf Vav, takdir edilmiş menzil Reşa’dır.
En yüce mertebe, Allah’a ait olan "hiçbir şeye muhtaç
olmama" (müstağnilik) halidir. İnsan-ı kâmilin mertebesi ise "her
şeye muhtaçlık"tır.
Nefeslerde Nakil Konusu
‘Nakil’ derken, el-Ahir (Son) isminin hükmünün el- Evvel’e
(İlk) taşınmasını ve onun el-Ahir’de ilk olan hükmünün el- Evvel’deki yerini
son yapmayı kastediyorum.
Bir varlık hangi surete girerse, o suretin hükmünü alır.
Açık ve Gizli Nefesler
Allah insanı kendi sureti üzerine yarattı
Hak, kulun diliyle konuştuğunda (örneğin namazdaki "Semiallahu
limen hamideh" - Allah kendini öveni duydu - sözünde olduğu gibi) aslında
kulun suretiyle kendini gizlemiştir.
Kul, Hakk'tan aktaran bir tercüman gibidir. Dil kulun
dilidir ama söz Hakk’ındır. Burada Hak "gizli", kul
"açık"tır.
Nefsin İtidal ve Sapması (İnhiraf)
Güzel olan her şey Hakka nispet edilir.
Çirkin/Eksik görünen şeyler kula veya şeytana nispet edilir.
Bu, bir "edep" gereğidir. Hakikat planında her şey
Allah’tan olsa da, zahirde (şeriat ve örf düzeyinde) kul kusuru üstlenerek
kendi nefsini izhar eder.
Eksiğe Dayanma ve Ona Yönelme
Kadının erkekten "bir derece" eksiktir çünkü kadın
edilgenlik mahallidir.
Allah sebepleri araç olarak yaratmıştır.
Bir marangoz, bir sandığı veya sandalyeyi ancak ahşap,
testere vb. araçlarla yapabilir. Yapım işi bu araçlar vasıtasıyla -yoksa
vesilesiyle de-ğil- tamamlanır. Böylelikle araçlar kabul edilir, fakat sandığın
yapımı araçlara izafe edilmez.
İade (Tekrar)
Varlıkta "tekrar" (iade) diye bir şey yoktur;
çünkü Allah "el-Vâsi" (Geniş olan) sürekli "yeni bir
yaratış" (halk-ı cedid) içindedir.
Kıyametteki diriliş, yok olan bir şeyin geri gelmesi değil,
ruhun yeni bir bedensel yapıya (ahiret mizanına uygun latif bir surete)
dönmesidir. Hakikatler (ayân) zaten hiç yok olmamıştır, sadece suretler ve
nispetler değişir.
Latif Nefesin Kesif, Kesif Nefesin Latif Olarak Dönmesi ve Bunun Sebebi
-örnek olarak sesini yükselten ve alçaltan kimseyi verebiliriz-
Bir şeyin hakikati (özü) değişmez; ancak o şeyin görünürlüğü
başkalaşabilir.
Ruhlar aslında latiftir. Ancak bir bedenle ortaya
çıktıklarında veya bir surete büründüklerinde, onları görenin gözünde
"kesif" (maddi bir varlık gibi) algılanırlar.
Ruhlar dünyasında bile "hasımlaşma"
(tartışma/zıtlık) vardır.
Kesif olanın latifleşmesi ise bir tür "ayrışma"
(tahlil) ve incelme sürecidir.
Bir müzisyen (veya hatip), sesi amacına göre kalınlaştırır
(kesifleştirir) veya inceltir (latifleştirir).
Kırlangıçların konuşma harfleri yoktur; ancak hallerine göre
seslerinin tonunu değiştirirler.
Kırlangıç acıktığında sesi incelir ve latifleşir (şefkat ve
yardım talebi). Heyecanlandığında ise sesi kalınlaşır ve yükselir.
Sesin Hakikati
İnsan sesini inceltip kalınlaştırarak (nefesini yöneterek)
dinleyenin ruhunda yeni bir "hal" yaratır.
Harfler, aslında latif olan nefesin mahreçlerde durdurulmasıyla
meydana gelen "kesif" kesitlerdir.
Yaratılmışların Aslına İtimat
İnsan kendini tam olarak bilemediğini,
"bilinmeyen" bir varlık olduğunu anladığında, Hakk’ın da mutlak
manada (zatı itibarıyla) bilinemeyeceğini kavrar. Bu "bilememe" hali,
en gerçek bilgidir.
Hakikatler (ayân) sabittir ve değişmez. "Duran her şey
O'nundur" ayeti buna işaret eder.
Açılmış Varlık Sayfasında Yazılmış Levhasında Yazılmış Kitap Olması
Bakımından Aleme İtimat
Âlem, Allah’ın isimlerinin yazıldığı bir kitaptır. Âlem, Allah’ın
ez-Zâhir ismiyle zuhur ettiği bir kitaptır.
Âlemdeki her suret, bâtındaki bir anlamın (sabit hakikatin)
dışa yansımasıdır.
Âleme "Allah’a delil olduğu için" değil,
"kendi içindeki anlamların sabitliğine delil olduğu için" itimat
edilir.
Varlığından Önce Vaade İtimat Etmek -vaadin doğruluğu nedeniyle var
olmayana itimat-
Allah'ın vaadi (iyilik sözü) kesindir, ancak tehdidi (ceza
sözü) O’nun meşiyetine (iradesine) bağlıdır. Allah, cömertliği gereği vaadinden
dönmez ama tehdidinden vazgeçebilir. Bu yüzden kulun Allah hakkında
"Hüsn-ü Zan" (iyi beklenti) içinde olması emredilmiştir.
Kinayelere İtimat ve Onlardan Ortaya Çıkan Fetihler
İsimler (alim, kadir vb.) bazen mecazen başkaları için
kullanılabilir (istiare) ve bu durum yanıltıcı olabilir. Ancak "Hû"
(O) gibi zamirler, doğrudan ve değişmez bir biçimde "Zat"a işaret
eder.
Asdlara İlave Olan Şeylerden Var Olan ve Yok Olanlar -farzlar karşısında
nafileler gibi-
Hallerin o insanlarda bulunması, onların mertebelerine ilave
yapmazken, yok olduklarında da, yoklukları mertebelerinden bir şey eksiltmez.
Ariflerin yaşadığı manevi "haller", onların
ulaştığı "makama" ek bir üstünlük getirmez; yoklukları da o makamı
eksiltmez. Bunlar ilahi birer vergidir (mevhibe).
Her Nefeste Ortaya Çıkan Hükümleri Kendinde Toplayan Durum
İlahi yardım kesilmez. Eğer bir eksiklik görülüyorsa, bu
verenden değil, alanın istidadından (kapasitesinden) kaynaklanır. Bazen de bu
mahrumiyet, kulun maslahatı içindir.
Hakkımda hayırlı olanı ver
İki Arif Allah Nezdinde Bir Müşahede Mertebesinde Bir Araya Gelirse,
Onların Hükmü Nedir?
İki arif aynı ilahi mertebeyi müşahede etseler bile,
gördükleri ve tattıkları (zevk) asla aynı değildir.
Her arifin ruhsal ve bedensel mizacı farklıdır. Dolayısıyla
Hak, her birine kendi "ayna"sının (mizacının) elverdiği ölçüde
tecelli eder.
Kendisini ‘Bilinmeyi İstemekle’ Nitelerken Nefes-i Rahman O’ndan Hangi
Sıkıntıyı Giderir
Gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim
Allah’ın "bilinmeyi istemesi", O'nun zatındaki
isim ve sıfatların dışa vurma, yani zuhur etme arzusudur.
Allah’ı ancak O’nun suretinde olan bilebilir.
Nefes-i Rahman’dan Kur’an-ı Kerim ve Sünnette Yer Alan Yeminler
Kur'an'daki ilahi yeminler (güneşe, aya, rızka yemin
edilmesi), mahlukatın kalbindeki şüpheyi ve darlığı gidermek içindir
Allah ancak değerli olan üzerine yemin eder.
"Görmediklerinize yemin ederim" diyerek tüm âlemi (görünen ve
görünmeyen) onurlandırmıştır.
Doğal acılar (açlık, hastalık) tecelli gelmedikçe geçmezken,
psikolojik acılar Allah'ın kelamındaki yeminlere itimat ederek hemen
kalkabilir.
Asıl ve Feri Hükümlerde İçtihadın Meşru Sayılması ve Görüş Ayrılıklarının
Geçerli Sayılması Rahman’ın Nefesindendir
Allah, samimiyetle çaba sarf eden müçtehidin hatasına bile 1
sevap, isabetine 2 sevap verir.
Sözünde Hatadan Korunmuş Peygamberin ‘Her canlının Rabbim perçeminden
tutmuştur’ Sözünün Aktarılması da Rahman’ın Nefesindendir
Rabbimiz "doğru yol üzerindedir." Bu yol, sadece
ahlaki bir yol değil, varlığın aktığı "zorunlu" yoldur.
Her canlı aslında Hakkın üzerinde bulunduğu yolda yürür
(tasarruf altındadır). Ancak sadece "mutlular" (arifler), yürüdükleri
bu yolda Hakkı görebilirler.
Her Nerede İseniz Allah Sizinle Beraberdir’ Ayeti Rahman’ın Nefesindendir
-ki onunla Allah kullarının sıkıntısını açar-
Müçtehit neye inanırsa inansın, Hakkın
"beraberlik" hakikati değişmez.
209
Sır
Bilginin Sırrı:
"Allah" ismini bilenlerin hakikatidir. Bu sır, Allah'ın zıtları
(Evvel-Ahir, Zahir-Batın) kendi zatında birleştirmesini kavramaktır.
Halin Sırrı:
Hakk'ın kulun kulağı, gözü ve eli olmasıdır.
Hakikat Sırrı:
Bilginin, bilenin zatına ek bir şey olmadığını kavramaktır.
200
Vasl (Kavuşma)
Vuslat (vasi), uzak bir mesafeyi katetmek değil, kişinin
gafletle geçirdiği "geçmiş nefeslerini" şimdiki anda yakalamasıdır.
Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir
Bir kişi vuslat anına ulaştığında, o andaki
"nefesi" geçmişteki tüm boş ve hatalı nefesleri içine alarak onları
dönüştürür.
Bir şeye tecelli eden Hak, ondan bir daha perdelenmez.
201
Fasl (Ayrılık)
"Fasl, umudun yitirilmesidir"
"Fasl" makamına eren kişi için umulan şey zaten
gerçekleşmiş (vasi/vuslat hasıl olmuş) olduğundan, artık "umut"
etmeye gerek kalmamıştır.
Mümin gayba inandığı için umut eder.
Arif basiret sahibidir; işlerin hakikatini ve sonucunu
müşahede eder. Müşahede (görme) olduğu yerde umut biter, çünkü gerçeklik zaten
karşısındadır.
Arifler için "Fasl", her şeyi başkasıyla ortak
olan özelliğinden ayırıp, o şeye özgü olan hakikati (tahkik) belirlemektir.
İlahi isimler (Alîm, Kadîr, Rezzâk vb.) tek bir Zat'a işaret
ederler. Ancak bu isimlerin birbirlerinden "ayrışması" (fasl)
gerekir.
202
Edep Hali
Edep, hükmü yerli yerinin dışına çıkartmamaktır.
Bu, eşyanın hakikatine ve şeriatın sınırlarına gösterilen
mutlak sadakattir.
Hakk’ı eşyanın aynısı olarak görmek (vahdet), ancak ortaya
çıkan eksiklikleri eşyanın kendi istidadına (kabiliyetine), kemali ise Hakk’a
nispet etmektir.
203
Riyazet Hali
Riyazet, doğayı ilahi sınırlar içinde terbiye etmektir.
Toprak, üzerinden geçen iyiyi de kötüyü de ayırt etmeden
taşır.
Riyazet, Hakk’ın sonsuz suretlerde tecelli ettiğini bilip,
O’nu tek bir suretle (sadece tenzih veya sadece teşbih) sınırlamamaktır.
204
Tahallî (Süslenme)
Tahallî, kulun ilahi isimlerle ahlaklanmasıdır.
Kulda görülen ilahi nitelik kula yakışır şekilde (sınırlı)
zuhur eder.
205
Tahallî (Soyutlanma, Temizleme)
Varlık tekdir gerçekte sadece Hakk’ın varlığı vardır.
"Kazanılmış varlık" (mahlukata ait müstakil varlık) sadece bir
inançtır, hakikat değildir.
Arif için yalnızlık (halvet) ile kalabalık (celvet) birdir.
Eğer bir salik kalabalıktan kaçıyorsa, hala eşyayı Hakk’tan ayrı görüyor
demektir. Kâmil arif, halkın içindeyken her sözde Hakk’ın hitabını duyar.
206
Tecelli
Tecelli, Hakk'ın farklı mertebelerde (isimler, ruhlar, doğa
vb.) kendini göstermesidir.
207
İllet
İllet, sadece bir rahatsızlık değil, kulun asli vatanından
(Allah'tan) uzaklaştığını hatırlatan bir ilahi alarmdır.
Allah, kulun hastalığında tecelli eder (Hastalandım, beni
ziyaret etmedin).
İllet, hikmetle birleştiğinde kulun gafletten uyanmasını
sağlar.
Arif için en büyük "illet" (sıkıntı), günahın
kendisinden ziyade, Allah'ın bağışlaması karşısında duyduğu utanma (hicap)
duygusudur. Bağışlanmak, cezalandırılmaktan daha ağır gelebilir; çünkü ceza bir
bedeldir ve biter, oysa bağışlanmak kulun mahcubiyetini ebedileştirir.
208
İnziac (Sıkılma)
İnziac, illetin sonucudur.
Kul, Allah'ın azametini idrak ettiğinde, O'nun hakkını asla
tam olarak ödeyemeyeceğini anlar.
209
Müşahede
Müşahede, eşyayı tevhit delilleriyle ve Hakk’ı eşyanın
içinde bizzat müşahede etmektir.
Hz. Musa "Kendini bana göster" demiştir,
"müşahede ettir" dememiştir. Çünkü müşahede zaten mevcuttu. Dağın
parçalanması, zati görmenin (ruyet) ancak Hakk’ın bekasıyla mümkün
olabileceğini, kulun kendi "benliğiyle" buna güç yetiremeyeceğini
simgeler.
Halk (yaratılmışlar) karanlıktır, Hak ise Nur’dur. Birini
gördüğünüzde diğeri perdelenir.
210
Mükaşefe
Mükaşefe isimlerin hükmü ve anlamlarla ilgilidir, yani
müşahede edilenin "ne amaçladığını" anlamaktır.
Müşahede bir yoldur, mükaşefe ise o yolun sonundaki
"anlam"dır.
ON SEKİZİNCİ SİFİR
211
Levaih (Parıltılar)
Levaih, sâlikin kalbine aniden doğan ve onda Allah hakkında
yeni bir bilgi veya hal bırakan nurani parıltılardır.
Bir halin "laiha" (parıltı) sayılabilmesi için
sâlike mutlaka yeni bir marifet kazandırması gerekir. Eğer bir hal kişiyi manen
yükseltmiyorsa, o sadece bir haldir, parıltı değildir.
212
Telvin (Değişme, Renklenme)
"O her gün bir iştedir"
Allah her an yeni bir tecellidedir; dolayısıyla bu
tecellileri alan kulun da her an başka bir "renge" (hale) bürünmesi,
ilahi genişliğe ayak uydurması demektir.
213
Gayret (Kıskançlık) Hali
Gayret (kıskançlık), Hakk’ın kendi birliğini koruması ve
kulun Allah’tan başkasına (masivaya) yönelmesine engel olmasıdır.
Hakta gayret Allah’ın yasaklarına karşı duyulan hassasiyet.
Hakka dair gayret sırları ve makamları ehli olmayandan
gizleme hali (Melamilerin hali).
Haktan gayret Allah’ın kendi velilerini halkın gözünden
sakınması.
214
Hürriyet Hali
Sufiler için hürriyet, Allah’ın dışındaki her şeyden (masivadan)
kurtulmaktır.
Gerçek hürriyet, kulun kendi zannettiği nitelikleri (duyma,
görme, güç) Hakk’a iade etmesidir.
Kulun hürriyeti, Hakk’ın "Samed" (kimseye muhtaç
olmama) sıfatının kendisinde tecelli etmesiyle mümkündür.
215
Latifenin Bilinmesi ve Sırları
Latife, bedeni yöneten, ona hayat veren ve maddi-manevi
bilgileri toplayan o ilahi "üflemedir."
"Ruhumdan üfledim" ayetindeki o ruh, latif bir
sırdır.
Allah’ın el-Latif ismi, bu makamın anahtarıdır.
Bir rızkın (maddi veya manevi) sâlike hiç ummadığı, farkına
varmadığı yollardan ulaşması el-Latif isminin tesiriyledir. Eğer sâlik bu
nimetin nereden geldiğini tam olarak teşhis ederse, o şey artık
"latife" olmaktan çıkar, başka bir ismin (örn: Rezzak) hükmüne girer.
Bazı hakikatler tanımlanamaz (gayr-ı munsarıf). Anlayış
gücüne bir şimşek gibi çakar ama dile döküldüğünde o inceliğini kaybeder.
Allah kuluna bazen "mesafeler ötesinden" (O'nun
aşkınlığı nedeniyle) bazen de "şah damarından yakın" (içkinliği
nedeniyle) işaret eder. Bu işaretlerin tümü latifedir.
216
Fetihlerin Bilinmesi ve Sırları
Eğer bir bilgi, düşünme ve akıl yürütme (fikir) sonucu elde
edilmişse o bir fetih değildir. Fetih, ansızın, hiçbir ön hazırlık ve tasarım
olmaksızın kalbe doğan ilahi bir lütuftur.
Eğer bir fetih, sâlikte edep ve marifet artışı sağlamıyorsa,
bu Allah’ın sâliki dünyada ödüllendirip ahirete bir şey bırakmaması (istidraç)
olabilir.
217
Resim (İz, Şekil), Vesem (Alamet) ve Sırlarının Bilinmesi
Vesem (Alamet) ezelde Allah’ın ilminde sâbit olan ve sâlikin
hakikate ulaştığını gösteren işarettir.
Resim (İz) Hakk’ın kul üzerindeki eseridir.
218
Kabz (Daralma) ve Sırlarının Bilinmesi
Sufiler için kabz, içinde bulunulan anda duyulan manevi bir
daralma, sıkıntı ve korku halidir.
Arifin başına bazen nedeni belirsiz bir sıkıntı çöker. Arif
bu durumda hiçbir şey yapmadan beklemelidir (hareketsiz kalma). Ta ki Allah o
daralmanın sebebini (bir ilahi sırrı) açana kadar.
219
Bast ve Sırlarının Bilinmesi
Bast, kabzın zıttı olarak ferahlık, umut ve manevi genişlik
halidir.
Kulun en ileri bast hali, kendisinde Hakk'ın
"Yaratma" (halk) sıfatının tecelli etmesidir.
Arifin zirve noktası Allah'ı iki zıddı birleştirmesiyle
(Cem) tanımak.
Kâmil arif, aynı anda hem daralmış (kabz) hem de genişlemiş
(bast) olabilir. Dıştan sınırlı bir kuldur ama içten sonsuz bir genişliktedir.
220
Fena (Beşerîliğin Yok Olması) ve Sırlarının Bilinmesi
Allah’ın koruması (ismet) altına giren kulun aklına bile
günah gelmez.
Fiillerden fena / Kulun kendi fiillerini görmekten vazgeçip,
tüm fiillerin gerçek failinin Allah olduğunu müşahede etmesidir.
Ben onun kulağı, gözü olurum / Kul, kendi sınırlı
niteliklerinden fani olur ve Hakk'ın nitelikleriyle görür, duyar ve bilir.
Kulun kendi varlığını bile görmeyecek kadar Hakk'a veya bir
şahide dalması (zattan fena)
Tüm fiillerin Allah'a ait olduğunun ve dolayısıyla hepsinin
"iyi" olduğunun görüldüğü mutlak birlik makamı (Nur mertebesi)
İyilik ve kötülüğün ayrıştığı, şeriatın ve sorumluluğun
(teklif) başladığı yer (Alacakaranlık)
İlahi nura tamamen sırt çevirenlerin, karanlık fiillerde
kaldığı mertebe (Karanlık)
221
Beka ve Sırlarının Bilinmesi
Beka, Fena'dan daha üstündür.
Beka, kulun Allah'ın her şeyi ayakta tutan (Kayyûm) olduğunu
görmesi ve O'nunla kalıcı hale gelmesidir.
Fena, "aşağı" olandan (yaratıklardan)
vazgeçmektir; Beka ise "üstün" olana (Hakk'a) mensup olmaktır. Fena
bir kopuş, Beka ise bir birleşmedir.
Beka (Kalıcılık) İlahi bir niteliktir; sabittir, değişmez ve
başkalaşmaz.
Fena (Yok Oluş) Oluşa (yaratılmışlara) ait bir niteliktir.
Bir insanı fani (yok) kılan sebep, aynı zamanda baki (var)
kılan sebeptir. Yani kul, kendi benliğinden fani olduğu ölçüde Hakkın
varlığıyla baki olur.
222
Cem' ve Sırlarının Bilinmesi
Cem', çokluğu birliğe irca etmektir.
Cem'u'l-Cem' / Kulun ve Hakkın tüm niteliklerini tek bir
kaynağa, yani mutlak Hakka döndürmektir. Burada aracı kalkar; "Bütün işler
O'na döner." Kişi artık Allah'tan başka bir şeyi hissetmez hale gelir.
Varlığın aslı tefrikadır, çünkü ilahi isimler (Rezzak,
Kahhar, Latif) anlam bakımından birbirinden farklıdır.
Cem' aslında farkın aynısıdır; çünkü "toplamak"
için ortada "ayrı ayrı" şeylerin olması gerekir.
223
Tefrika (Ayrılık) Halinin Bilinmesi
Çokluğu ve kulun konumunu görmektir.
Ebu Ali Dekkak'a göre fark, insana nispet edilen (onun
sahiplendiği) sınırlı alanlardır. Hakka nispet edilen bakidir, kula nispet
edilen ise fânidir (yok olucudur).
Kötü veya eksik fiilleri edep gereği Allah'a değil, nefse
nispet etmek bir "fark" oluşturur.
Allah’ın bütün isimleri tek bir Zat'a işaret etse de,
anlamları bakımından birbirlerinden ayrıdırlar. Eğer bu fark olmasaydı,
evrendeki türler, makamlar ve mertebeler oluşmazdı.
Cem' (toplamak), zaten ortada "ayrı parçalar"
(fark) olduğunu varsayar. Dolayısıyla Birlik (Cem'), çokluğun (Fark) içinde
gizlidir.
224
Tahakkümün Bilinmesi
Eğer bir arif, ilahi bir emir olmadan yaratıklar üzerinde
otorite kurmaya çalışırsa o bir "zorba"dır. Ancak bu tahakküm
Allah'ın emriyle gerçekleşirse, kişi sadece emre itaat eden bir kuldur.
Tahakküm bazen "şatahat" (şathiye) denilen,
dışarıdan bakıldığında ölçüsüz görünen sözlerle ortaya çıkar.
Bir sufi, yağmur yağana kadar başını secdeden
kaldırmayacağına dair yemin eder ve Allah onun yeminini yerine getirir. Bu,
kulun Allah katındaki nazının ve naz makamındaki etkisinin bir göstergesidir.
225
Zevaid'in Bilinmesi
Zevaid, sâlikin kalbine inen, onun gayba olan imanını ve
ilahi kesinliğini (yakîn) artıran her türlü manevi fazlalıktır.
Zevaid sadece müminlerde değil, kalbi mühürlü olanlarda da
gerçekleşir. Müminin imanı artarken, inkârcının "kiri üstüne kiri"
(şüphesi) artar.
226
İradenin Bilinmesi
Sıradan bir insan için irade "bir şeyi istemek"
iken, sûfî için irade (müridlik), Allah’ı bilmeye duyulan özel bir niyet ve
yönelimdir.
İrade, henüz var olmamış (madum) bir şeye yönelir.
İrade etmemeyi irade ediyorum
Kul, kendi sınırlı iradesinden vazgeçtiğinde, Allah'ın külli
iradesinin bir tecelligâhı olur.
Âdeti terk etmek / Bu, sadece alışkanlıkları bırakmak değil,
nefsin ve aklın bildiği "normal" dünyadan çıkıp ilahi hakikatlere
yönelmektir.
Allah'ın zâtını bilmek kul için mümkün değil, kulun iradesi
bu nedenle sürekli devinim halinde.
227
İrade Edilenin (Murâd, İstenilen) Halinin Bilinmesi
Mürid "isteyen" iken, Murad "istenen" ve
"Allah tarafından çekilen" kimsedir.
Murad ilahi bir inayetle yolda yürütülür. Onun için
zorluklar kolaylaştırılmıştır.
O, Allah'ın özel koruması ve sevgisi (naz makamı)
altındadır.
Belanın içindeki nimeti görenler belayı hissederler,
doğaları gereği acı duyarlar ancak kalpleriyle o belanın Allah'tan gelen bir
hediye olduğunu bilirler.
Belanın günahlara kefaret olması hasebiyle musibete
şükrederler.
Kişi bu makamda nimete sabreder belaya ise şükreder.
Murâd makamındaki kişi için "istemek" ve
"olmak" birleşmiştir.
Seven / Mürid boyun eğer, hizmet eder, çabalar ve sınanır.
Sevilen / Murâd naz ehidir. Allah sevdiği kulu (sevilen
olması yönüyle) eziyetle sınamaz; ona ancak kendi sevgisini rızık olarak verir.
228
İrade Edenin Hali
Allah, bazı kullarına gelecekte ne olacağını (keşf) veya
eşyanın hakikatini (tertib-i ilahi) bildirir.
Bu kişiler bir şeyi irade ettiklerinde, o şey irade
ettikleri gibi gerçekleşir. Çünkü onlar artık "Hak ile irade eden"
makamındadırlar.
229
Himmet
Himmet, sadece bir "istek" değil, ruhun eşya üzerinde
tasarruf edebilecek kadar yoğunlaşmış bir enerjisidir.
Kalbin boş kuruntulardan ve gerçekleşmesi imkânsız
hayallerden temizlenmesi, tam bir doğrulukla hedefe kilitlenmek,
Himmetin etkisi insanın "zan"nı ile doğrudan
ilgilidir. Kişi himmetini Allah'ın rahmetinin genişliğine odaklarsa, kaçınılmaz
olarak merhamet bulur.
230
Gurbet
Sûfîler, kalplerini nerede bulurlarsa orayı vatan edinirler.
Eğer bir yerde kalplerini yitirirlerse, "Hakkın tecellisi burada
değil" diyerek oradan ayrılırlar.
Vatandan kaçışın bir nedeni de şöhret ve hürmet zehrinden
kurtulmaktır. Tanınmadığı bir yerde nefsiyle baş başa kalmak, arif için gerçek
bir hürriyettir.
Gurbet, bir şeyin kendi hakikatinden veya vatanından
ayrılmasıdır.
Hiçbir şey kendi hakikat sınırının dışına çıkamaz.
Gurbet, kalbini bulduğun yerdir.
231
Mekr (Aldatma)
"Mekr", bir kulun doğru yolda olduğunu zannederken
aslında yavaş yavaş Hak'tan uzaklaşması durumudur.
Günah işlemesine rağmen nimetlerin art arda gelmesi en büyük
tuzaktır.
Kişinin manevi hali (cezbe, heybet) devam ettiği halde
edepsizlik (saygısızlık) yapması…
Filozoflar ve akılcılar bilgiyi sadece "fikir"
(tefekkür) yoluyla ararlar. Oysa gerçek bilgi keşif ve vecd yolundadır.
232
İstilâm
İstilâm bir makam (kalıcı durak) değil, bir haldir (gelip
geçici manevi durum).
Tecellinin ağırlığı altında organlar işlevini yitirir, kişi
adeta kilitlenir.
Şibli / O kadar yoğun bir istilâm altındadır ki, sürekli bir
hayret ve devinim içindedir
İstilamda kişi hem hareketsizdir (kendi iradesiyle hareket
edemez, dermansızdır) hem de hareket halindedir (başkası/Hakk tarafından
hareket ettirilmektedir). Böylece iki zıt durumu birleştirir.
233
Rağbet
Rağbet, bir şeye yönelmek ve onu şiddetle arzulamaktır.
Avam, Cenneti ve ödülleri arzular.
Kâmil insan nefsinin hakkını vermek ve ilahi vaadi
doğrulamak için cenneti arzular.
Kalp, sürekli değişen (telvin) bir yapıdadır. Bu yüzden
rağbeti, Allah’ın her an yeni bir tecellide bulunması (Her gün bir iştedir)
hakikatine yöneliktir.
Sır, Allah’ın yaratılmışlardan müstağni (ihtiyaçsız) olan
zâtını arzular.
234
Rehbet (Korku)
Günahın karşılığı olan cezadan korkmak
Pişmanlık tövbedir. Mümin, işlediği günahtan pişmanlık
duyduğu anda, o fiil "salih amele" (doğru inanç ve pişmanlık) dönüşür
ve tehdit hükmü kalkar.
Kaderden (Sabıka) korkmak en
derin korkudur.
Sonuçtan değil, başlangıçtaki takdirde ne olduğundan
korkarım
235
Tevacüd (Vecde Gelmeye Çalışmak)
Tevacüd, kişide vecd (ilahi aşk ile kendinden geçme) yokken,
varmış gibi davranmasıdır.
Tevacüd, hayal mertebesinde bir hükümdür. Kişi kendini o
hale odakladığında, bazen bu hayalî durum gerçek bir fiziksel etki (düşme,
sarsılma) yaratabilir; fakat bu, ansızın gelen "sahih vecd" ile aynı
değildir.
236
Vecd
Ansızın kalbe gelen ilahi bir etkidir. Kişiyi kendinden ve
çevresinden habersiz bırakır.
Vecd peygamberlere gelen vahye benzer.
Ansızın gelir ve kulun iradesi dışındadır.
Eğer vecd bir bilgi artışı sağlamıyorsa, o sadece bir
"kalp uyumasıdır."
237
Vücûd (Bulmak, Varlık)
Sûfîlere göre vücûd, vecd hali içinde Hakk'ı bulmak
demektir. Yani vecd bir "arayış" veya "sarsıntı" ise, vücûd
o sarsıntının içindeki "meyve"dir.
238
Vakt
Vakit, kulun o an içinde bulunduğu haldir.
Vaktin kaynağı Hakk değil, kulun istidadıdır.
Allah her an bir "şe'n" (iş) üzerindedir, ancak
kulun vaktini belirleyen şey, kulun o anki kabiliyetinin Allah'tan neyi talep
ettiğidir.
Arif, vaktin hükmüne razı olandır. Eğer vakit bir bela
getiriyorsa sabreder, nimet getiriyorsa şükreder.
239
Heybet
Heybet (saygı dolu korku) Hakk'ın Cemalinin içindeki Celal
tecellisinden doğar.
Bu, sadece bir korku değildir; ilahi azamet karşısında
kalbin sarsılmasıdır.
Hz. Musa'nın Tur Dağı'nda bayılması bu heybetin zirvesidir.
(Bayılmasaydı dağ gibi toza dönerdi.)
240
Ünsiyet
Cemal tecellisiyle kalbe gelen rahatlık ve huzurdur.
Birçok sûfî yalnızken hissettiği huzuru Allah ile ünsiyet
zanneder. Oysa topluma girince bu huzur kaçıyorsa, o kişi Allah ile değil
"yalnızlık" ile ünsiyet etmiştir.
Allah ile ünsiyet, her şeyde ve her surette O'nu
görebilmektir. Arif için kaçacak bir yer yoktur, çünkü nereye dönse O'nun vechi
(yüzü) oradadır.
241
Celal
Allah’ın erişilemezliğini ve yüceliğini ifade eder. Celal,
kalbe heybet verir. Şaşırtıcı olan, Celal'in iki zıdda delalet etmesidir: Bir
yandan "O'nun benzeri yoktur" (tenzih) dedirtirken, diğer yandan
"Açıktım beni doyurmadın" (teşbih) hadisindeki gibi kuluna tenezzül
etmesini sağlar.
242
Cemal
Allah’ın lütfunu ve sevgisini ifade eder.
Evrendeki her şey Cemil (Güzel) olan Allah’ın bir yansıması
olduğu için güzeldir. Cemal tecellisi, müşahede esnasında fena (kendinden
geçme) meydana getirir. Müellife göre cennet, sadece Cemal tecellisinin hüküm
sürdüğü bir yerdir.
243
Kemal
Eksikliğin içindeki tamlıktır.
Zâtî Kemal: Allah’ın âlemlerden müstağni (ihtiyaçsız)
olmasıdır.
Arızî Kemal: İnsanın ilahi sureti (Rahman’ın sureti)
kendinde gerçekleştirmesidir.
"Eksiklik bizim niteliğimizdir ve kemal eksiklikle
nitelenendir." Yani insanın sürekli bilgi artışı içinde olması (Rabbim
bilgimi artır), onun aslında bir eksiklik (ihtiyaç) içinde olduğunu ama bu
sürecin kendisinin bir kemal olduğunu gösterir.
244
Gaybet
Kalbin yaratıklardan (halktan) habersiz kalıp Hak ile meşgul
olmasıdır.
245
Huzur
Hak karşısında bilinçli olmaktır.
Tüm isimler karşısında aynı anda huzurda olmak imkansızdır,
çünkü isimler birbirinin zıddıdır.
246
Sekr (Sarhoşluk)
Sekr, güçlü bir tecelli sonucu kişinin muvazenesini
kaybetmesidir.
Doğal Sarhoşluk (Sekr-i Tabiî): Hayal gücünün etkisiyle
oluşan sarhoşluktur. "Sanki Rabbimin Arşını görüyorum" diyen sahabi
gibi, hayalin duyulara galip gelmesidir.
Aklî Sarhoşluk: Aklın kendi delillerine (mantığına) aşırı
güvenip ilahi haberi (nassı) reddetmesi veya tevil etmesidir. Akıl burada kendi
kanıtlarının "şarabıyla" sarhoştur.
İlahi Sarhoşluk: Kemal ve müşahede sonucu oluşan en üst
mertebedir. Hz. Peygamber’in "Hayretimi artır" duası bu makama işaret
eder.
Bu sarhoşlukta kişi neşe, sevinç ve ilahi sırları ifşa etme
hali içindedir.
247
Sahv (Ayıklık)
Sûfîlere göre Sahv, kişinin ilahi bir tecelli ile kendinden
geçtikten (Sekr/Sarhoşluk) sonra tekrar his ve bilinç âlemine dönmesidir.
Ayıklık, en az sarhoşluk kadar güçlü bir ilahi etkinin
eseridir. Ancak ayıklığın üstünlüğü, beraberinde bilgi ve edep getirmesidir.
Bilgi getirmeyen bir ayıklık, "kuraklık" (şayiam) olarak
nitelendirilir ve makbul değildir.
248
Zevk
Zevk, ilahi tecellinin kalbe dokunduğu o ilk andır.
Tecelli hayalî ise zevk nefiste (riyazetle), aklî ise kalpte
(müşahedeyle) etki gösterir.
Nefs zevkinin en üstün örneği, kişinin sahip olduğu her şeyi
haz alarak Allah yolunda feda etmesidir.
Mümin için tecelliyi tatmak susuzluğu gidermez, aksine
artırır. Bu susuzluk, Allah hakkındaki bilginin sonsuzluğuna işarettir.
249
Şurb (İçme)
Eğer zevk (tatma) devam ederse buna Şurb (İçme) denir.
Su / Doğayla ilgisi olmayan, saf ilahi bilgi.
Süt / Peygamberlerin mirası olan, fıtrata uygun ilim.
Şarap / Akıl ve vehmin otoritesini sarsan, en etkili ilim.
Bal / Tüm bilinmesi mümkün olanları içeren
kuşatıcı bilgi.
250
Reyy/Riyy (Kanma)
Kanma, manevi bir içecekten (bilgi
ve zevk) içip "artık doydum, daha fazlasına yerim kalmadı" deme
halidir.
Kanma ancak kulun istidadı
(kabiliyeti) kadardır. Bardak dolduğunda taşar; kişi kendi kapasitesi dolunca
"Kandım!" der.
251
Kanma'nın Olmayışı (Ademü'r-Reyy)
Allah, Hz. Peygamber’e "Rabbim,
bilgimi artır" demesini emretmiştir. Eğer bir sınır olsaydı, Allah
"bilgini tamamla" derdi.
Allah'ın kelimeleri ve tecellileri
sonsuzdur. Bilgi talep eden kişi, deniz suyu içen birine benzer; ne kadar
içerse susuzluğu o kadar artar. Çünkü her yeni bilgi, insanda o bilgiyi alacak
yeni bir istidat yaratır.
İnsan (mümkün), ancak Allah'ın
kendisinde var ettiği "yeni" (hadis) tecellileri bilebilir. Yani biz
aslında Allah'ın zatını değil, O'nun bizim üzerimizdeki etkilerini ve bize
gönderdiği kelimeleri biliriz.
252
Mahv (Silinme)
Kulun kendi nefsine veya sebeplere
ait gördüğü niteliklerin Hak tarafından silinmesidir. Kur'an'daki "Attığın
zaman sen atmadın" ayeti tam bir mahv örneğidir. Fiil gerçekleşir (atmak),
sebep sabittir (el/ok), ancak hüküm ve fail Allah’tır.
253
İspat'ın Bilinmesi
Âdetlerin ve sebeplerin Hak
tarafından konulduğunu kabul ederek onlara uymaktır.
254
Setr'in (Örtü) Bilinmesi
Allah, kendisinin ihata edilmesini
(sınırlanmasını) istemez ve tecelli o kadar yakıcıdır ki, yaratılmışlar bu ışık
karşısında yok olur. Örtü, kulun varlığını koruyan bir rahmettir.
Sen olmasaydın O bilinmezdi.
255
Mahk'ın (Silinme) ve Mahku'l-Mahk'ın
(Silinmenin Silinmesi, İspat) Bilinmesi
Mahk, kulun Hak’ta fani (yok)
olması, O'nunla zuhur etmesidir. Bu durumda kul, ilahi bir vekil olarak âlemde
hüküm sürer. Mahk, kulun kendi benliğinin ve
sıfatlarının Hakk’ın varlığında "silinmesi" (fena) halidir. Bu makam özellikle Elif ve Ra harfleriyle temsil
edilir.
Mahku’l-Mahk (Silinmenin Silinmesi),
kulun Hak’ta öyle bir sabitlenmesidir ki, artık dışarıdan bakıldığında sadece
"insan" (halk) görünür. Hak, kulun içinde öyle gizlenmiştir ki kul,
O'nun en büyük örtüsü olur.
Mahku'l-Mahk, her zamanda sadece bir
kişinin (Kutub) sahip olabileceği bir makamdır.
256
Ebdar (Dolunay) ve Sırlarının
Bilinmesi
Ebdar, sâlikin kemale ererek
Allah'ın isimlerine tam bir ayna olmasıdır.
Hakkın zâtı "niçin, nasıl,
nedir" gibi sorulardan münezzehtir. Ancak Hak, mümkün (yaratılmış)
suretinde zuhur ettiğinde bu sorular anlam kazanır.
Hak, âleme her zaman tecelli eder;
ancak her varlık kendi istidadına (kapasitesine) göre bu nuru alır. Ebdar, bu
nuru en kâmil manada yansıtan "Kâmil İnsan"dır.
257
Muhadara'nın Bilinmesi
Muhadara, kalbin kesin delillerle
huzura ermesi ve ilahi isimlerle bir nevi "sohbet" halinde olmasıdır.
Muhadara ehli, bir delili
(ayet/işaret) inceledikçe Hak onlara yeni bir delil daha gösterir. Bu süreç,
"Ufuklarda ve nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz" ayetinin
tecellisidir.
258
Levami'in Bilinmesi
Levami (Parıltılar), sâlikin kalbinde iki an veya çok kısa
bir süre kalan tecelli nurlarıdır.
Bu nurlar kalbe ilk vurduğunda "mahal" (kalp)
korkar. Korku geçince kalp nuru alır, bilgi gerçekleşir ve nur kaybolur.
Levami, oluşla (dünya ile) ilgili değil, tamamen soyut ilahi
bilgiler getirir.
259
Hücum, Bevadihin Bilinmesi
Bunlar gayb âleminden kalbe "hücum eden"
hallerdir.
Vaktini boşa geçiren veya gaflete düşen kulu uyandırmak için
gelen ani bir variddir.
Bevadih kalbe ansızın gelen sevinç veya üzüntüdür.
Şeyhler müridlerine bir soru sorduklarında "Düşünme,
kalbine ilk gelenle cevap ver" derler. Çünkü düşünce (fikir) yanıltabilir
ama kalbe o anda inen "ilham" Hakkın o andaki doğrudan etkisidir.
260
Kurb'un (Yakınlık) Bilinmesi
Yakınlık Allah'ın her an kulda tecelli etmesidir.
Nafileler kulun Allah'ı sevmesini sağlar.
Arifler için yakınlık, sürekli bir müşahede halidir. Onlar
her surette Hakkın bir isminin tecelli ettiğini gördükleri için hiçbir zaman
uzaklık hissetmezler.
261
Bu'd'un (Uzaklık) Bilinmesi
Uzaklık, Allah'ın kuldan uzak olması değil, kulun kendi
hakikatinden veya mutluluğundan perdelenmesidir.
Allah "âlemlerden müstağnidir." Zat itibariyle
O'nun gibi olan başka bir varlık yoktur. Bu açıdan bakıldığında âlemde
Allah'tan daha uzağı yoktur; çünkü O, hiçbir şeye benzemez.
Bir kul, o anda hangi ilahi ismin hükmü altındaysa ona
yakındır. Eğer Rahman isminin hükmünden çıkıp Kahhar isminin sahasına girmişse,
rahmetten "uzaklaşmış" sayılır.
262
Şeriatın Bilinmesi
Şeriat, sadece emir ve yasaklar bütünü değildir; o, her
şeyden önce fiili Allah’a nispet ederek kul olduğunu idrak etmektir.
Güzel ahlak zâti (asıl), çirkin ahlak ise arızîdir (geçici).
Şeriat, hangi ahlakın nerede kullanılacağını öğreterek çirkinliği ortadan
kaldırır.
Şeriat, düzeni sağlar; Hakikat ise adaletin özüdür.
263
Hakikatin Bilinmesi
Hakikat, Şeriatın kendisidir.
Her canlının perçeminden tutan O’dur
Varlıktaki her hareketin ilahi bir kaynağı vardır.
Her şey, kendi hakikati içinde doğru yoldadır.
264
Hatıraların
(Düşünceler, Havatır) Bilinmesi
Kalbe gelen düşünceler (hatıralar), Allah’ın kalbe
gönderdiği hitaplardır.
Düşüncelerin beş yolu:
Vacip (Farz): Meleki ilham.
Mendup (Sünnet): Meleki ilham.
Haram: Şeytani vesvese.
Mekruh: Şeytani vesvese.
Mubah: Sadece Nefs ve Şeytanın bulunduğu alan. (Burada melek
yoktur, nefs kendi iradesiyle baş başadır).
Kalbe gelen ilk düşünce her zaman doğrudur ve ilahidir.
Yanılma, o düşünce üzerinde "tasavvur" ve "fikir" yürütmeye
başlayınca ikinci mertebede ortaya çıkar.
265
Varidin Bilinmesi
Varid (Gelen) İlahi isimlerin kalbe ansızın veya belli
alametlerle gelmesidir.
Her varid bir fayda (bilgi) getirir ve bir sonrakine yer
açmak için ayrılır. Eğer bir varid gitmezse, yeni bir tecelli kabul edilemez.
266
Şahidin Bilinmesi
Müşahede bittikten sonra, o ilahi güzelliğin veya ismin
kalpte kalan suretidir.
Görmek (rü’yet) herkes için olabilir ama şahitlik sadece
"kâmil insanlar" içindir.
267
Nefs'in Bilinmesi
Nefsin bir yüzü bedene ve doğaya (karanlığa), diğer yüzü ise
ilahi ruha (nura) dönüktür.
Eğer bir insan bir eylemi yaparken arkasındaki Allah’ı
görmeyip sadece dünyevi bir sebebi (örneğin mal hırsını) görüyorsa, o nefs
"illetli"dir. Hakikat ehli ise her eylemde Hakkı müşahede eder.
268
Ruhun Bilinmesi
Ruh, gayb bilgisini kalbe ilham eden elçidir.
Ruhlar bilgiyi indirir ama her kalp onu alamaz. Kalbin bu
bilgiyi kabul etmesi için o bilgiyle arasında bir uyum (istidat) olması
gerekir.
269
İlme'l-yakîn, Ayne'l-yakîn, ve Hakka'l-yakîn'in Bilinmesi
İlme’l-Yakîn (Bilgiyle Kesinlik): Mekke’de bir Kâbe olduğunu
duymak ve buna sarsılmaz bir delille inanmaktır. Bu, akli ve nakli kesinliktir.
Ayne’l-Yakîn (Gözlemle Kesinlik): Mekke’ye varıp Kâbe’yi
bizzat gözle görmektir. Burada artık duyular devreye girer, bilgi tecrübeye
dönüşür.
Hakka’l-Yakîn (Hakikatle Kesinlik): Kâbe’nin neden orada
olduğunu, Allah’ın neden o evi seçtiğini ilahi bir bildirimle, kalben idrak
etmektir. Bu, bilginin insanın özüne yerleşmesi, bilen ile bilinenin
birleşmesidir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder