2 Şubat 2026 Pazartesi

Muhyiddin ibn Arabî - Fütûhat-ı Mekkiyye - Özet

18 Cildin özetidir 

Muhyiddin ibn Arabî - Fütûhat-ı Mekkiyye - Özet

 

1. Cilt

BİRİNCİ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN BİRİNCİ KISMI

Her kulun bir ismi vardır ki o isim o kulun rabbidir

 

Hakikat-i Muhammedi

Hz. Muhammed alemin özü ve varlık sebebidir.

Adem sadece topraktan bir varlık değil, tüm İlahi isimleri toplayan bir "mahal"

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN İKİNCİ KISMI

Fihrist Bölümü

Arabî eserini 6 bölümde takdim eder:

1-        Marifetler - İlimlerin mertebeleri.

2-        Muameleler - İlmin türleri hakkında.

3-        Haller - Bu yüce tarikatın, sebepler, temeller, ahlak ve hakikat şeklindeki dört kısmının özeti.

4-        Menziller - Genel olarak İslam ehlinin yani taklit ve tetkik ehlinin akidesi.

5-        Münâzeleler - Eğitimsiz ve eğitimliler hakkında.

6-        Makamlar - Allah ehlinden ihtisas ehlinin tetkik ve keşif arasındaki itikadı hakkında.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ÜÇÜNCÜ KISMI

Kitabın Girişi

İlimlerin Mertebeleri: Akıl İlmi, Haller İlmi, Sır İlimleri

 

İnsanlar doğuştan gelen temiz bir fıtratla Allah'ı bilirler.

Allah var idi ve hiçbir mekan yoktu, şimdi de öyledir.

 

Eryen Kubbesi / dört yöne ait alimler

 

Hakk’ın zatı bilinmez, ancak müşahede edilir

Herhangi bir isim hükümsüz kalsa idi, işlevsiz kalırdı. Halbuki ulûhiyette işlevsizlik imkansızdır.

Uluhiyetin bir sırrı vardır, ortaya çıksaydı, Uluhiyet batıl olurdu.

Allah'ın zatının mümkünlere çeşitli yönlerden temas etmesiyle isimler çoğalır. Bütün bunlarda hakikat tektir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DÖRDÜNCÜ KISMI

Birinci Bölüm

Kendisinden ilahi ilimlerin elde edildiği tafsili ruh hakkında

Kâbe "varlığın kalbi," ancak asıl Kabe, insanın kalbidir.

 

İkinci Bölüm

Harf ve harekelerin alemdeki mertebeleri

"Hükümdarın mertebesi" olarak insan, tüm isimlerin ve meleklerin kendisine yöneldiği bir merkezdir.

 

Harfler ve elementlerin ilişkisi

 

Fıtrat: İnsanın ruhlar alemindeki "Bela" (Evet, Rabbimizsin) sözüyle başlayan tevhid dinidir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN BEŞİNCİ KISMI

Harflerin Mertebeleri

Allah ile yaratılmışlar arasındaki mesafe "Sıfat"lar ile belirlenir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ALTINCI KISMI

Harfler Hakkında

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YEDİNCİ KISMI

Sayıların Metafiziği

 

İKİNCİ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN SEKİZİNCİ KISMI

Harekeler

Kalp, cilalanmış bir ayna gibidir. Her yönüyle tecelliyi kabule hazırdır. Kalbin "paslanması", onun maddeye veya sebeplere yönelip Allah’tan gafil kalmasıdır. Zikir ve Kur’an, bu pası silerek kalbi asıl parlaklığına kavuşturur.

 

Üçüncü Bölüm

Allah’ın kitabında kendisine Itlak ettiği kelimelerin içeriklerinden ve Resulünün dili üzere gelen teşbih ve tecsimden O’nun tenzih edilmesinin bilinmesi hakkındadır.

Hak ile kul arasında inayetten (iyilikten) başka bağ, hükümden başka sebep yoktur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DOKUZUNCU KISMI

Soru Edatları

Beş Duyu: Allah duyulur bir nesne değildir.

Hayal: Sadece duyuların verilerini birleştirir. Allah hayal edilemez.

Fikir: Kıyas yoluyla çalışır. Allah'ın benzeri yoktur ki kıyas yapılsın.

Akıl: Kendi başına Allah'ı kavrayamaz; ancak Allah'ın ona "ihsan ettiği" bilgiyi kabul edebilir.

 

Dördüncü Bölüm

Alemin başlangıç sebebi ve bütün alemdeki esmâ-i hüsnâ’nın mertebeleri hakkındadır.

Kalbin manevi coşkusu (vecd), Mekke gibi mübarek yerlerde zirveye ulaşır.

 

Ümmehatü'l-Esma

Her hakikatin başında bir ilahi isim bulunur ve bu isim o hakikatin "Rabbi"dir.

 

İsimlerin Yedi İmamı

el-Hayy (Diri): Diğer tüm isimlerin temelidir.

el-Alim (Bilen): Hikmet ve takdiri sağlar.

el-Mürid (İrade Eden): Seçimi ve tahsisi yapar.

el-Kadir (Güç Sahibi): Yokluğu varlığa çıkarır.

el-Kail (Söyleyen/Mütekellim): Ezeli hitabı ulaştırır.

el-Cevad (Cömert): Varlığı lütfeder.

el-Muksit (Adil): Her şeyi yerli yerine koyar.

Bu yedi isim, el-Müdebbir (Yöneten) ve el-Mufassil (Ayrıntılandıran) isimlerinin yönetimi altındadır.

 

Beşinci Bölüm

Besmele, Fatiha ve Bakara Suresi’nden birkaç ayet hakkında bir incelemedir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ONUNCU KISMI

Allah İsminin Harf Sırları

Bismi: Hz. Adem'dir (Başlangıç). İsimleri yüklenmiştir.

er-Rahim: Hz. Muhammed'dir (Sonuç). O isimlerin anlamını (Cevamiu’l-Kelim) taşır.

 

Ruh (Kelime): Allah'ın ilk yarattığıdır.

Ruh, "Benim bir mülküm yok mu?" diye sorunca Allah ondan Nefs'i çıkarır.

Ruh: Bir hükümdardır, veziri Akıl'dır. Nefsi ilahi hakikate çağırır.

Heva (Arzu): Diğer hükümdardır, veziri Şehvet'tir. Nefsi dünyanın peşin zevklerine çağırır.

 

Fatiha

Fatiha, ruhun kendi kaynağını (Rab) bulma yolculuğudur.

Ruh, "yokluk kılıcıyla" heva'yı öldürdüğünde, nefs temizlenir ve ruh ile nefs tek bir şey haline gelir. İşte bu, insanın kendi "Din Günü"nde ulaştığı zaferdir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON BİRİNCİ KISMI

Altıncı Bölüm

Ruhani yaratılışın başlangıcı / Başlangıç ve yaratılış açısından alemin sırlarını toplayan önemli bir bolümdür.

 

Heba (Toz/Cevher): Varlığın ilk maddesidir.

Her türlü sureti kabul etmeye hazır bir "harç" gibidir.

 

Hakikat-i Muhammediye: Heba içinde ilk beliren nurdur. Bu nur, "Akıl" olarak da isimlendirilir ve tüm alemin efendisidir. Her şey bu nurdan pay alarak var olmuştur.

 

Yedinci Bölüm

Âlemin özellikle de beşerî cisimlerin yaratılışının mertebeleri hakkındadır.

Allah her şeyi ya "Ol" emriyle ya da "tek eliyle" yaratmışken; insanı (Adem'i) "iki eliyle" yaratmıştır.

Allah'ın yarattığı ilk gök olan Atlas Feleği (Kuşatıcı Gök), içinde hiçbir yıldız veya gezegen barındırmayan şeffaf ve sade bir yapıdadır.

Bu felek aynı zamanda Cennet'in çatısı olan Arş'tır.

 

Akıl ile Fikir Arasındaki İmtihan

 

Sekizinci Bölüm

Âdem’in (a.s.) yaratıldığı çamurun mayasının arta kalanından yaratılan yerin bilinmesi hakkındadır.

 

Adem'in hamurundan artan kısımdan hurma ağacı yaratılmıştır.

 

Hurmadan sonra artan, susam tanesi kadar küçük bir parçadan ise akılları hayrete düşüren, Arş'tan ve Kürsi'den daha geniş bir "Arz" (Yer) yaratılmıştır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON İKİNCİ KISMI

Dokuzuncu Bölüm

Yalın ateşten yaratılan ruhlar hakkında.

 

Cinler

Cinler (Ateş + Hava), "mâric" denilen dumanlı veya dumansız ateşten (tutuşmuş havadan) yaratılmıştır. Hava unsuru onlara diledikleri şekle girme (teşekkül) ve latiflik kazandırırken; ateş unsuru onlara gurur, üstünlük ve sürat verir.

 

İnsan (Toprak + Su) / Hz. Adem iki ağır unsurdan yaratılmıştır. Toprak ona tevazu ve istikrar kazandırırken, su ona yumuşaklık ve hayat verir.

Cinler, kemiklerdeki "yağ kokusu" ve havada taşınan besin özleriyle beslenirler.

Cinlerde toprak ve suyun sağladığı "istikrar" ve "derin düşünme" yetisi zayıftır. Ateş ve hava onları aceleci yapar.

 

Onuncu Bölüm

Resûlullah’ın liderliğini incelemedir.

Hz. Adem henüz yaratılmamışken o peygamberdir. Hz. Adem’den Hz. İsa’ya kadar gelen tüm peygamberler, aslında Hz. Muhammed’in o dönemlerdeki vekilleridir.

Alem, bir "Hükümdar"ın (Allah) tanınması için bir "mülk" (evren) olarak tasarlanmıştır. Bu mülkün en yetkin meyvesi ve mührü Hz. Muhammed'dir.

 

On Birinci Bölüm

Yüce demdeki ulvi baba ve annelerimiz, külli nefis, tabiat, heba, külli cisim hakkında

 

Havva, bir anne olmaksızın Adem'den (erkekten) yaratılmıştır.

İsa, bir baba olmaksızın Meryem'den (kadından) yaratılmıştır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON ÜÇÜNCÜ KISMI

On İkinci Bölüm

Resulullah’ın liderliği ve ona özgü nitelikleri hakkındadır.

Allah'a şükretmek, sebepleri (ana-babayı) yaratanın Allah olduğunu bilmektir.

 

On Üçüncü Bölüm

Arşın taşıyıcılarının bilinmesi hakkındadır.

Arş'ı dünyada dört, ahirette sekiz kişi taşır. Bu sekiz taşıyıcı; suret, ruh, gıda ve mertebe hakikatlerinden oluşur.

 

Akıl (Kalem): Allah’ın ilk yarattığı nurdur.

Nefs (Levha): Kalem’in üzerine yazdığı kozmik hafızadır. Kıyamete kadar olacak her şey buraya kaydedilir.

Doğa (Tabiat): Bu nurani süreçten sonra karanlık (yokluk) ile nurun birleşmesinden cisimler alemi doğar.

 

On Dördüncü Bölüm

Velilerin nübüvveti hakkında önemli bir incelemedir.

Hükmü Koruyanlar: Fıkıh ve zahiri şeriatı koruyan âlimler (Ebu Hanife, Şafii vb.). Bunların sırrı Kürsi'dedir.

Sırrı ve Hali Koruyanlar: Ledünni ilme sahip olan sufiler (Cüneyd-i Bağdadi, Bistami vb.). Bunların sırrı Arş'tadır.

 

Kutup / Muhammedi Ruh: Âdem henüz su ve toprak arasındayken peygamber olan bu ruh, her devirde farklı isimlerle (Kutup) zuhur eder.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON DÖRDÜNCÜ KISMI

On Beşinci Bölüm

Kutupların sırları

 

Müdavi'l-Kulum: "Yaraları iyileştiren" demektir.

Bu kutup, kimya (simya) ilmini ve madenlerin hakikatini bilir.

 

Varlık aleminin idaresi

Pazar / İdris Peygamber / Güneş / Ruhanilik, ışık, sesler, nagmeler, mizaç

Pazartesi / Âdem Peygamber / Ay / Mutluluk/bedbahtlık, isimlerin özellikleri

Salı / Harun Peygamber / Merih / Yönetim, ordu düzeni, savaş hileleri, hidayet

Çarşamba / İsa Peygamber / Utarid / Vehim, vahiy, rüya tabiri, yazı, sanat, sihir

Perşembe / Musa Peygamber / Müşteri / Bitkiler, güzel ahlak, ibadetlerin kabulü

Cuma / Yusuf Peygamber / Zühre / Cemal, ünsiyet, tasvir, haller ilmi

Cumartesi / İbrahim Peygamber / Satürn / Sebat, süreklilik, kalıcılık

 

Kutupluk makamı Müdavi’l-külûm’dan sonra el-Müsteslim'e geçer. Onun temel uzmanlığı Zaman (Dehr) bilgisidir.

Mesafe arttıkça (yeryüzüne inildikçe) "tortu" ve "perde" (şehvet, arzu, kuşku) artar.

 

On Altıncı Bölüm

İblisin geldiği dört cihet, evtâd ve evtâd’ın ilimleri ve mertebeleri incelenmiştir.

Şeytan insana önden yaklaştığında insan duyularında kuşkuya düşer, hata eder. Önden yaklaşan şeytanı defedebilirse Nur ilimleri, kesin kanıtlar ve keşif bilgisine ulaşır.

Şeytan insana arkadan yaklaşırsa insan asılsız iddialara kapılır. Eğer bu şeytanı defedebilirse sadıkların ilmine, doğruluk/hakikat ilmine ulaşır.

Şeytan sağdan yaklaşırsa insanın imanı zayıf düşer. Bu şeytanı defedebilirse hakikati hayalden ayırır.

Şeytan soldan yaklaşırsa insan inkara, şirke düşer. Bu şeytanı defedebilirse tevhide ulaşır.

 

Evtad (Dört Direk)

Evtad, dünya nizamının üzerinde durduğu dört manevi sütundur.

 

Öndeki Direk

İnsanın "zahiri" ve "müşahede" alanıyla ilgilidir.

Arka Sahibi Direk

Varlığın "kökeni" ve "nefsin derinlikleri" ile ilgilidir.

Sağ Sahibi Direk

"Ruhani güçler" ve "geçişler" ile ilgilidir.

Sol Sahibi Direk

"Dünyevi oluş" ve "madde" ile ilgilidir.

 

2. Cilt

ÜÇÜNCÜ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON BEŞİNCİ KISMI

On Yedinci Bölüm

Kevni ilimlerin bilinmesi, yardımcı temel ilahi ilimlerin miktarının bilinmesi hakkındadır.

 

Bilginin Tasnifi

Varlıktan varlığa: Mevcut olan bir şeyi delil yaparak başka bir mevcudu bilmek.

Varlıktan nispete: Varlıktan hareketle var olmayan ama ilişki bildiren "nispetleri" bilmek.

Varlıktan Hakk'ın Zatına: Yaratılanı görerek Yaratıcıyı tanımak.

Hakk'tan varlıklara: Allah'tan alınan ilimle yaratılmışları bilmek.

Nispetlerden varlıklara: İlişkilerden yola çıkarak var olanı bulmak.

 

On Sekizinci Bölüm

Müteheccidlerin (Geceleyin uyanık kalanların) ilimlerinin bilinmesi hakkındadır.

Teheccüd kılan kişi, ilahi isimler arasında doğrudan "Hak" ismine sığınır.

 

On Dokuzuncu Bölüm

İlimlerin artış ve eksiliş sebebi, nazarî ve tecrübî ilimler ile ilimlerde artış ve eksiliş sebepleri hakkında bir incelemedir

Her canlı, her an yeni bir bilgiye ulaşır ancak çoğu bunun farkında değildir.

 

Her insanın Allah'a yükselen kendine has bir merdiveni vardır.

İsimlerin ve sıfatların sadece "nispetler" (ilişkiler) olduğunu anlamak teheccüd ehlinin bir keşfidir.

 

Yirminci Bölüm

İsevî ilim

Hz. İsa'ya verilen ilim, "harfler ilmi"dir.

 

Yirmi Birinci Bölüm

Alemin tekten yaratıldığı hakkında bir incelemedir.

İster duyusal dünyada (anne-baba-çocuk), ister mantık dünyasında (iki öncül ve bir sonuç) olsun, üçüncünün ortaya çıkması için iki şeyin özel bir tarzda birleşmesi gerekir.

 

Yirmi İkinci Bölüm

Menzillerin esasları hakkında

İlim yolunda 19 menzil…

Övgü / Büyüklük ve ihtişam; kulun acziyetini bilmesi.

Remiz / İtirazdan kurtulmak; varlığın Allah'ın bir "şifresi" olduğunu anlamak.

Fiiller / Fiillerin gerçekte kime ait olduğunu idrak etmek.

Umut / Korku ile ümit arasında dengede durmak (İtidal).

Zât / İlahi hakikatin tecelli ederek diğer her şeyi silmesi.

 

Yirminci Üçüncü Bölüm

Korunmuş kutupların ve korunmuşluklarının sırları

Arif, dünya ve ahirette yüzü kara kimsedir

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON YEDİNCİ KISMI

Yirmi Dördüncü Bölüm

Kevni ilimler hakkındadır.

Allah, "Bana dua edin, kabul edeyim" diyerek, kulun duasına icabet etmeyi Kendi üzerine bir hak/zorunluluk kılmıştır. Bu, kulun adak adamasına benzer; kul bir şeyi adadığında o artık ona farz olur.

 

Yirmi Beşinci Bölüm

Dört tür ilim bahşedilmiş kutupların sırları

Özel Bir Direğin Bilinmesi / Hızır

Zahir Adamları / Dünya işlerinde tasarruf sahibi olanlar.

Bâtın Adamları / Yıldızların ruhlarını ve yüce manaları indirebilenler.

Had (Sınır) Adamları / Cennet-cehennem, zıtlıklar arasındaki çizgiyi (Araf) bilenler.

Matla' (Doğuş) Adamları / İsimlerde tasarruf sahibi olan en büyük sınıf (Melâmîler).

 

Menzillerin sırrı Hakkın her şeyin suretinde tecelli etmesidir.

 

Yirmi Altıncı Bölüm

Remiz sahibi kutuplar

 

Harflerin varlık alanı

Rakamsal Harfler: Gözle görülen, yazılan şekiller.

Lafzî (Sözlü) Harfler: Havada şekillenen ve bir daha yok olmayan sesler.

Zihnî (Hayalî) Harfler: İnsanın zihninde canlandırdığı harfler. Bunlar, "himmet" ile birleştiğinde en güçlü etkiye sahip olanlardır.

 

Yirmi Yedinci Bölüm

İlahi vuslat ve yakınlık, pabuçların giyilmesi ve çıkarılması, Musevi kelam hakkında bir incelemedir.

Musa Peygamber menzile, yani doğrudan kelam makamına ulaştığı için ayakkabılarını (beşerî ve hayvani özellikleri temsil eden deri) çıkarmıştır.

 

Yirmi Sekizinci Bölüm

“Elem tere keyfe”  kutuplarının bilinmesi hakkındadır.

 

Allah Hakkında Soru Sormak

Dört ana soru edatı (Hel, Ma, Keyfe, Lime)

 

"Akrabaya sevgi" (Meveddet) ayeti, Ehl-i Beyt'e karşı sarsılmaz bir bağlılık gerektirir. Gerçek bir aşık, sevgilisinin (veya onun ailesinin) kendisine yaptığı haksızlığı bile bir "nimet" ve "kaderin cilvesi" olarak görür.

 

Yirmi Dokuzuncu Bölüm

Selman’ı Ehl-i Beyt’e katan sırrın ve ona mirasçı olan kutupların ve sırlarının bilinmesi

Şeriatta "oğul" derece olarak kuldan düşük tutulur; çünkü oğulda bir "hak iddiâsı" varken, kulda sadece "teslimiyet" vardır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ONSEKİZİNCİ KISMI

Otuzuncu Bölüm

İbadet ehlinin makamları hakkında

Efrad, vaktin Kutbu'nun (Kutbu'l-İrşad) tasarrufu altında olmayan yegâne gruptur.

Süvari kutuplar: Allah kendilerine tasarruf (varlık üzerinde etkide bulunma) yetkisi vermiştir

 

Otuz Birinci Bölüm

Süvarilerin esasları

Sufilerin Hakk'ın isimlerinin O'na nispetinin hakikatini bilmeleri.

 

Hızır'ın Üç Tavrı

Gemiyi delerken "İstedim ki..." (Kusuru kendine nispet etti).

Çocuğu öldürürken "İstedik ki..." (Hem kendine hem Allah'ın iradesine işaret eden çoğul zamir).

Duvarı onarırken "Rabbin istedi ki..." (Sırf hayır olanı doğrudan Allah'a nispet etti).

 

Otuz İkinci Bölüm

İkinci tabakadan üzengi sahibi yönetici kutupların bilinmesi

Bu tabakanın velileri, Allah'ın el-Müdebbir (İşi yöneten) ve el-Mufassıl (Ayetleri ayrıntılayan) isimlerinin yeryüzündeki mazharlarıdır.

 

FUTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON DOKUZUNCU KISMI

Otuz Üçüncü Bölüm

Niyetçi kutupların, sırlarının ve esaslarının kemiyetinin bilinmesi

Niyet yağmur gibidir; toprak (amel) ise onunla canlanır. Yağmur tektir, ancak düştüğü toprağın mizacına göre kimi yerde gül, kimi yerde diken bitirir.

 

Niyet sahipleri, Yunus Peygamberin meşrebi üzerindedirler.

 

Otuz Dördüncü Bölüm

Nefesler menziline ulaşıp durumları müşahede etmiş şahsın bilinmesi

Hak Teâlanın gecenin son üçte birinde dünya semasına inmesinin incelenmesi.

 

Amâ, Arş ve İstivâ

Amâ: Allah'ın âlemi yaratmadan önce bulunduğu, "altında ve üstünde hava olmayan" mutlak gizlilik mertebesidir.

Arş: Rahman isminin tecelli ettiği (istivâ) tahttır.

İniş (Nüzul): Allah’ın gecenin son üçte birinde dünya semasına inmesi, O’nun kullarına olan yakınlığını ve "mümin kulumun kalbine sığdım" hadisindeki genişliği ifade eder. Mümin kalbi, ilahi isimlerin tamamını yansıtabilen tek aynadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİNCİ KISMI

Otuz Beşinci Bölüm

Nefesler menziline ulaşmış şahsın ve ölümünden sonraki sırlarının bilinmesi

 

Otuz Altıncı Bölüm

İsevilerin, kutuplarının ve usullerinin bilinmesi hakkında

"Allah’ı görürcesine ibadet et" emri İsevî bir hakikattir.

 

Otuz Yedinci Bölüm

İsevî kutupların ve sırlarının bilinmesi

İsevî meşrepteki kutuplar, sahip oldukları manevi bir hali veya makamı bir başkasına aktarmak istediklerinde fiziksel bir temas yolunu seçerler.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ BİRİNCİ KISMI

Otuz Sekizinci Bölüm

Muhammedi makama muttali olmuş kutupların ve ona ulaşmamış kutupların bilinmesi

Allah’ın isimlerinden biri olan el-Velî, peygamberlik ve elçilik kesilse de baki kalmıştır.

Kul, kendisine bir isim (örneğin ilim veya güç) verildiğinde, bu ismin gerçek sahibinin Allah olduğunu unutmamalıdır.

 

Otuz Dokuzuncu Bölüm

Hak, kendisini kendi katından kovduğunda velinin düştüğü makamın bilinmesi

 

Bir veli hata işlediğinde veya makamından uzaklaştırıldığında, kalbinde oluşan horluk (zillet), pişmanlık ve kırıklık, onu eski halinden daha yüksek bir makama taşır.

Arif, işlediği günahın bir "yasak çiğneme" arzusundan değil, ilahi kaderin bir tecellisi olduğunun bilincindedir.

 

Kırkıncı Bölüm

Kevn ilimlerinden cüzî ilme komşu menzilinin, tertibinin, sırlarının ve kutuplarının bilinmesi

 

Mucize, Keramet, Sihir

Bir şeyin "cevheri" (özü) aynı kalır, ancak Allah ona "taş" sureti yerine "altın" sureti giydirebilir. Bu, suyun buharlaşması veya soğuyup buz olması gibidir.

Kulluğun ne kadar sağlamsa, hallerin peygamberlerin hallerine o kadar yaklaşır.

 

DÖRDÜNCÜ SİFR

FUTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ İKİNCİ KISMI

Kırk Birinci Bölüm

Gece ehli

Allah, insanların üzerine uykuyu bir perde olarak çeker ki, gece ehli Maşukları (Allah) ile rahatça baş başa kalabilsin.

Allah, her kulu kendi himmetinin (manevi azminin) ulaştığı yerde karşılar.

“Beni sevdiğini iddia edip gece olduğunda uyuyan kimse yalancıdır!”

 

Kırk İkinci Bölüm

Fütüvvet ve fetâların, menzilleri

Genç (fetâ), sadece bedeni güçlü olan değil, eşyanın ve ilahî mertebelerin değerini bilen kişidir.

 

Fütüvvet, incitmemek, incinmemek, her varlığa hakkını vermek ve her durumda Allah'ın rızasını insanların beğenisine tercih etmektir.

 

Kırk Üçüncü Bölüm

Vera’ sahipleri

Vera, sadece açık haramdan değil, haram olma ihtimali olan "şüpheli" (müştebih) şeylerden de uzak durmaktır.

 

Arifler sıradan insan (avam) maskesi altında gizlenirler. Üzerlerinde özel bir kıyafet, isim veya unvan taşımazlar.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ ÜÇÜNCÜ KISMI

Kırk Dördüncü Bölüm

Behlüllerin ve onların Behlül mertebesindeki imamları hakkındadır.

Bu kişiler, kalplerine gelen ani ve güçlü bir ilahî tecelli (varid) neticesinde akıllarını yitirmişlerdir.

İlk tecelli lütuf ile gelmişse deli "mutlu ve neşeli" (Behlül gibi) olur.

İlk tecelli kahır ile gelmişse deli "üzüntülü ve sessiz" olur.

 

Kırk Beşinci Bölüm

Erdikten sonra geri dönenin ve onu geri döndürenin bilinmesi

Yaratıklardan kaçış (Halvet) doğru müridin ilk işidir.

Hakk’ı buluş (Vuslat) kaçıştaki dürüstlüğün mükafatıdır.

Yaratıklara dönüş (İrşad) Hakk’ı bulmanın gerçek kanıtıdır. Bu dönüş ilahî bir görevdir.

Şimşek nuru, zati müşahedeyi temsil eder ve anidir; bazıları "yağmur" (kalıcı meyve/bilgi) getirir, bazıları sadece parlar geçer.

 

Kırk Altıncı Bölüm

Az ilmin ve salihlerden onu elde edenlerin bilinmesi

İlim, bilen ile bilinen arasındaki bir "nispet" (ilişki)dir.

İnsana verilen ilim, insanın kendi başına taşıyabileceği, güç yetirebileceği kadardır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ DÖRDÜNCÜ KISMI

Kırk Yedinci Bölüm

Süflî menzillerin ve makamlarının vasfı

Sonun, başın özlemini çekmesi ve bunun sebebi.

Dairedeki sırlar.

 

Namazda "Semiallahu limen hamideh" (Allah hamd edeni işitti) derken, aslında kul Allah'ın vekili olarak konuşur. Bu, namazın en yüce halidir.

 

Kader Sırrı

Evrendeki her varlığın (melekler, bitkiler, madenler) yaratıldığı andan itibaren "bilinen bir makamı" var.

Ancak insan ve cinler bu makama ömür boyu süren bir yolculukla (süluk) ulaşır. İnsan ve cin için makam, ancak son nefeste netleşir.

 

Kırk Sekizinci Bölüm

Bu bundan dolayı böyle oldu’nun bilinmesi hakkında. Bu illet ve sebebin İspatıdır.

Neden özü gereği sonuç doğuran şeydir. Neden varsa, sonuç (nedenli/malul) zorunlu olarak vardır.

 

Bütün İsimlerin Bilgisi

Nedenselliğin insandaki karşılığı, Hz. Âdem’e öğretilen isimlerdir.

İnsan, âleme yönelen tüm ilahi isimlerin hakikatini kendinde topladığı için "ilahi suret" üzeredir.

Halifenin, onu halife tayin edenin (Allah) özelliklerini yansıtması gerekir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ BEŞİNCİ KISMI

Kırk Dokuzuncu Bölüm

"Ben Rahmanın nefesini Yemen yönünden alıyorum" hadisinin ve bu menzilin ve adamlarının bilinmesi

Mümin her nefesinde bir darlık (kabz) ve genişleme (bast) yaşar. Kul ne zaman sıkışsa, Allah'ın Rahman ismi ona "nefes" olur.

 

Ellinci Bölüm

Hayret ve acizlik adamlarının bilinmesi

Akıl, Tanrı hakkında ancak "ne olmadığını" (tenzih) söyleyebilir.

Keşif ehli kalplerini düşünce kirlerinden arındırarak Allah’ın tecellilerine açarlar.

Allah'ı bilmenin delili, O'nun bilinemeyeceğini kavramaktır.

 

Elli Birinci Bölüm

Vera’ ehlinden nefes-i rahman menziline ulaşmış kişilerin bilinmesi

Vera ehli, sadece midesini değil, dilini ve kulaklarını da korumak ister. İnsanlar arasındaki dedikodu ve boş sözlerden kaçmak için uzlete (yalnızlığa) çekilirler.

İnsan ya sahip olduğu dünya malını ya da sahip olmadığı şeyi düşünür. Her ikisi de ibadetteki ihlası bozar.

 

Elli İkinci Bölüm

Keşif sahibinin onu gördükten sonra gayb aleminden şahadet alemine kaçışının sebebinin bilinmesi

İnsan "bir zayıflıktan" yaratılmıştır. Bu zayıflık kulun ayrılmaz bir özelliğidir.

İnsan nefsi aslında "yokluk" (adem) üzerine kuruludur. Bu yüzden kendisine "yokluğun" dokunacağını hissettiği her an büyük bir korkuya kapılır. Varlık bir lezzet, yokluk ise nefis için en büyük acıdır.

Eğer bir kişi manevi mertebeye kendisinde bir güç veya "rablik" (benlik) görerek (yanan bir kandil gibi) girerse, ilahi esinti (Nefes-i Rahmânî) o kandili söndürür ve o kişi karanlıkta kalır.

 

Elli Üçüncü Bölüm

Müridin, şeyhin varlığından önce nefsine telkin ettiği amellerin bilinmesi

Müride lazım olan şeyler: açlık, uzlet, susmak, seher.

 

Bu amelleri yerine getiren mürid, şu dört şeyi hakkıyla tanımaya başlar:

Allah’ı bilmek (Marifetullah)

Nefsi bilmek (Nefis terbiyesi)

Dünyayı bilmek (Dünyanın fani yüzünü görmek)

Şeytanı bilmek (Onun hilelerini fark etmek)

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ ALTINCI KISMI

Elli Dördüncü Bölüm

İşaretlerin bilinmesi

Eğer bir kişi her şeyde Hakk'ın yüzünü (vechullah) göremiyorsa, eşya ile Allah arasında bir mesafe (uzaklık) algılıyor demektir. İşaret, bu mesafeyi aşmak için kullanılan bir araçtır.

 

Elli Beşinci Bölüm

Şeytani tehlikelerin bilinmesi hakkında

Şeytan ateştendir ve ateş kararsızdır. Bu yüzden şeytani düşünce tek bir noktada sabit kalmaz, sürekli değişir ve kişiyi şüpheye düşürür.

 

Melekî düşünce farzlara ve kesin hayırlara yöneltir, süreklidir.

Nefsi düşünce toprak gibi sabittir; kişi mubah bir şeyi (yemek, içmek gibi) istemeye devam eder.

 

Haram/Mekruh düşüncesi gelirse kesinlikle şeytandandır.

Farz düşüncesi gelirse melektendir, hemen yerine getir.

 

Elli Altıncı Bölüm

İstikra ve sağlamını zayıfından ayırt etmenin bilinmesi

 

Tümevarım / İstikra dünyevi işlerde ve ahlakta geçerli olsa da Allah'ı tanımada yanıltıcı olabilir.

Tümevarım, bir şeyin sürekli tekrar etmesine dayanır. Oysa Allah, tek bir surette iki kez tecelli etmez.

 

Elli Yedinci Bölüm

İlham ilminin istidlal türlerinden herhangi bir türle elde edilmesinin bilinmesi

"Nefse günahını ve takvasını ilham edene yemin olsun"

 

Nefis yaratılışı gereği itidali ve kendisine faydalı olanı (mubahı) ister.

Nefis ancak şeytanın ilhamını kabul ederse kötüye yönelir.

Allah sürekli verir, ancak biz "istidadımız" (kapasitemiz) kadarını alabiliriz. Mahrumiyet, aslında Allah'ın vermemesi değil, mahalin o şeyi kabul edememesidir.

 

Elli Sekizinci Bölüm

İstidlalde bulunan ilham ehlinin bilinmesi, kalbe dolup taşan ve kalbin temayüllerini bölen ve onları dağıtan ilahi ilmin bilinmesi

Akıl, kendi hizmetçisinin (fikir) esiridir

 

Allah'ın tecellileri her an değişir (her an bir şe’ndedir). Akıl, sınırlayıcı ve dondurucu olduğu için bu akışkan tecelliyi kavrayamaz.

 

Rabbini tanımak istiyorsan, aklını kalbin emrine ver.

 

Elli Dokuzuncu Bölüm

Mevcut ve mukadder imanın bilinmesi

Zaman, bizlerin varlıklar arasındaki değişimleri algılama biçimimizdir. Eğer hiçbir değişim olmasaydı, zaman kavramı da olmazdı.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ YEDİNCİ KISMI

Altmışıncı Bölüm

Unsurların, ulvî alemin süflî alem üzerindeki otoritesinin bilinmesi

Alemin yaratılışına yönelik dört isim, dört melekî hakikat ve onun altındaki, burûc melekleri, menziller, yedi gök ve diğerleri, unsurların, rükünlerin ve müvelledâtın yaratılışı, insanın yaratılışı hakkında bir incelemedir.

 

Varlığın hiyerarşisi

Varlık, dört temel ilahi isme/sıfata dayanır: Hayat, İlim, İrade ve Kudret.

Hayat en üsttedir (ilmin şartıdır), İlim her şeyi kuşatır, İrade mümkün olanı seçer, Kudret ise var eder.

Bu dörtlü yapı, insan zihninde Mantık, Matematik, Doğa ve Metafizik (İlahi İlim) olarak karşılık bulur.

Allah, Hayat sıfatından İlk Akıl'ı, İlim sıfatından ise Nefs'i var etmiştir.

 

Kalem kâtiptir, Levha ise üzerine kaderin yazıldığı sayfadır.

12 Valiler (Burçlar): En uzak felekte (Atlas feleği) yerleşmiş, Levha'daki emirleri okuyan 12 büyük melek/ruhaniyet.

28 Teşrifatçılar (Menziller): Ay'ın menzillerinde bulunan ve valilerin emirlerini nakleden melekler.

7 Nakibler (Gezegenler): Yedi gökte bulunan ve yeryüzündeki olayları bizzat idare eden vekiller (Zühal, Müşteri, Merih, Şems, Zühre, Utarit, Kamer).

 

Altmış Birinci Bölüm

Cehennemin, azap açısından oradaki varlıkların en büyüğünün bilinmesi

 

Cehennemin ana yapısı (duvarları) yaratılmıştır. Ancak içindeki azap araçları, oraya giren insanların ve cinlerin kendi amelleriyle o anda yaratılır.

 

Varlık, kendi zıddıyla acı çeker.

 

Altmış İkinci Bölüm

Ateş ehlinin mertebeleri hakkındadır.

Cehennem Ehli Olan Dört Temel Grup

Kibirliler (Müstekbirûn): Firavun ve Nemrut gibi rablik iddia edenler. İblis onlara "sağdan" (güç yönünden) gelir.

Müşrikler (Ortak Koşanlar): Allah'ı kabul edip başka varlıkları O'na yaklaştırıcı kılanlar. İblis onlara "önlerinden" (görüş yönünden) gelir.

Muattıla (Ateistler): Bir yaratıcıyı tamamen reddedenler. İblis onlara "arkalarından" (bakmadıkları yönden) gelir.

Münafıklar: İkiyüzlüler. İblis onlara "soldan" (en zayıf yönden) gelir. Münafıklar cehennemin en derin (en zayıf) yerindedirler.

 

Cehennemin yapısı

7 Kapı x 4 Yön = 28 Menzil. Bu, ayın 28 menzili ve alfabedeki 28 harfle uyumludur. Varlık bu harflerle (kelimelerle) ortaya çıktığı gibi, inanç ve inançsızlık da bu 28 menzil üzerinden şekillenir.

 

Altmış Üçüncü Bölüm

İnsanların, dünya ile diriliş arasında berzahta kalmalarının bilinmesi

 

İsrafil’in üfleyeceği "Sur" (Boynuz)

Boynuzun ağzı (alt tarafı) çok geniştir; çünkü içine tüm varlık ve yokluk tasavvurları sığar.

 

İnsanlar kıyamete kadar amellerinin suretlerinde (berzahta) rehin kalırlar.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ SEKİZİNCİ KISMI

Altmış Dördüncü Bölüm

Kıyametin ve menzillerinin ve dirilişin kemiyetinin bilinmesi

 

Kıyametin Ontolojisi

"Kıyamet" (ayağa kalkış)

İnsanların kabirlerinden kalkıp Allah’ın huzurunda saf tutar.

Burada "er-Rahman" değil "er-Rab" (sahip, terbiye eden) ismi öne çıkar.

Kıyamet başladığında Yedi kat gök, içindeki yıldızlarla birlikte dürülür ve yeryüzüne atılır.

 

Her bir gök katının melekleri sırayla iner ve mahşer halkının etrafında yedi daire oluştururlar.

 

3. Cilt

BEŞİNCİ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ DOKUZUNCU KISMI

Altmış Beşinci Bölüm

Cennetin, menzillerinin, derecelerinin ve bu bölümle ilgili midelerin bilinmesi

 

Varoluş Allah'ın "Ol" (Kün) sözünü işitmekle başlamıştı, ahiret ise Allah'ın "Rızam üzerinizdedir" müjdesini işitmekle nihayete erer.

 

Altmış Altıncı Bölüm

Zahir ve batin olarak şeriatın sırrının bilinmesi, hangi ilahi ismin onu var ettiğinin bilinmesi

 

Varlık henüz ortaya çıkmadan önce, ilahi isimler kendi hakikatlerine bakarlar

el-Bari (Yaratan), işi el-Kadir'e (Güç sahibi) havale eder. O, el-Mürîd'e (İrade sahibi), o da el-Alim'e (Bilen) yönlendirir.

Varlıklar dış dünyada zuhur edince, her varlık dayandığı ilahi ismin gücüne göre diğerini ezmeye, baskılamaya başlar.

er-Rab ismi, düzeni sağlamak için iki yardımcı tutar: el-Müdebbir (İşi yöneten) ve el-Mufassıl (Ayrıntıları belirleyen).

 

Akıl, Allah'ın o kulla nasıl bir ilişki kuracağını, O'na nasıl ibadet edileceğini ve ahiretteki detayları bilemez.

Şeriat, aklın kendi başına ulaşamayacağı "Allah hakkındaki bilgileri" ve "ölüm ötesi gerçekleri" getirir.

 

Altmış Yedinci Bölüm

“Lâ ilahe illallah Muhammedun Resûlullah" şahadetinin –ki bu imandır- bilinmesi hakkındadır

 

"Lâ ilâhe" derken, ilahlık niteliği değil; insanların kafasındaki sahte ilah tasavvurları yok edilir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZUNCU KISMI

Altmış Sekizinci Bölüm

Temizliğin sırları

Yüzü Yıkamak: Haya sahibi olmak ve perdelerin kalkmasına hazırlanmak.

Elleri Yıkamak: Sağ el ile "Kuvvet Allah'ındır", sol el ile "Güç Allah'ındır" (La havle vela kuvvete...) bilincine ermek. Elleri cömertlikle, infakla kirlerinden arındırmak.

Başa Mesh Etmek: Kölelik boyunduruğundan (nefsin esaretinden) kurtulmak.

Ayakları Yıkamak: Sülukta (manevi yolculukta) Kürsü'nün (ilahi otorite) azametini müşahede etmek.

Ağza Su Vermek (Mazmaza): Dili dedikodudan, yalandan ve boş iddialardan temizleyip güzel zikirle süslemek.

Burun, Arapçada izzet ve kibrin temsilcisidir. Burna su çekmek, kul olduğunu hatırlamaktır.

Dirsekler / Arapçada dirsek ve yararlanmak (irtifak) aynı kökten gelir. Dirsek, insanın dayandığı yerdir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ BİRİNCİ KISMI

Gerçek temizlik, Allah'ı O'nun kendisini nitelediği gibi tanımaktır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ İKİNCİ KISMI

Mushaf (delil), Allah'ın kelamına (delilli) ulaştırır. Saygın bir zata (Allah) delalet ettiği için, o delile de saygı gösterilir.

Okuyan kişi, kendi diliyle aslında Allah’ın kelamını yine Allah’a veya O'nun kullarına sunar. El-Kuddûs olan Allah'ın sözünü taşıyan kabın (beden ve kalbin) temiz olması, bu vekaletin şanındandır.

İnsan hırs, cimrilik gibi fıtri özelliklerini yok edemez, sadece bunların yönünü değiştirebilir.

Dünyalık toplama hırsı kirlidir; ancak aynı hırsı bilgi toplama veya salih amel işleme yoluna sokmak, o sıfatın guslüdür.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ ÜÇÜNCÜ KISMI

Dünya, Allah'ın "Ol" kelimeleriyle dolmuş bir levhadır.

 

İnsan topraktan yaratılmıştır. Toprak; yoksulluk, ihtiyaç ve zillet (horluk) demektir. Teyemmüm, insanın kendi "yokluk" hakikatine dokunmasıdır.

 

Hikmetli bir bilgiyi, o bilgiyi taşıyamayacak (ehil olmayan) birine vermek, kirlilik doğurur.

 

Allah bir kuluna aynı şekilde iki kez tecelli etmez. Madem her namaz yeni bir huzura kabuldür, o halde her kabul için yeni bir temizlik (teyemmüm) gerekir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ DÖRDÜNCÜ KISMI

Her kul fıtrat üzere temiz doğar. Çünkü "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Evet" demiştir.

 

ALTINCI SIFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ BEŞİNCİ KISMI

Altmış Dokuzuncu Bölüm

Namazın ve umumi oluşunun sırlarının bilinmesi

Namaz, müminin miracıdır.

 

Her vakit, bir ilahi ismin hüküm sürdüğü zamandır.

Öğle Vakti: ez-Zahir isminin hükmü altındadır.

 

Namazı Kaçırmak / Farz namaz kasten vaktinden çıkarılırsa, o vakte özgü ilahi tecelli kaçırıldığı için "kaza" edilemez. Çünkü her anın tecellisi kendine özgüdür; giden geri gelmez.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ ALTINCI KISMI

Namazın yasak olduğu vakitler: güneşin doğuşu, batışı ve tam tepede oluşu

 

Kıble ve kader

Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır

 

İnsan seçtiğini zannederken bile, o seçimi yapmaya mecbur bırakılmıştır.

 

Secde / İnsanın en şerefli azası olan yüzünü, en hor görülen toprak üzerine koyması, aslında toprağın (yeryüzünün) zilletini onarmak içindir.

Allah "kalbi kırık olanlarla" beraberdir. Kul, secde ederek toprağın kırıklığını kendi yüzüyle tamir ederken, Allah'a en yakın olduğu ana ulaşır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ YEDİNCİ KISMI

Başlama Tekbiri kulu namaz dışındaki her şeyden "men eden" (haram kılan) bir sınırdır.

Namazda Fatiha'nın ayetleri arasında durmak (sekte) edep makamıdır.

Kul bir ayet okuduğunda, Hakk'ın ona cevap vermesi için susmalı ve "kulak kesilmelidir."

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ SEKİZİNCİ KISMI

En büyük azap, Allah’tan uzak düşmektir.

 

İmamlık; bilgiyi, hali ve makamı temsil eden bir simgedir. Kim öne geçerse geçsin, arkasındakiler onda ilahi bir tecelliyi takip ederler.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRKINCI KISMI

Namazdaki saflar, gökteki meleklerin saflarına benzetilir. Safın düzgün olması, himmetlerin (niyetlerin) birleşmesi demektir.

Şeytan "uzaklık" demektir; araya mesafe girdiğinde Allah'ın rahmetinden uzaklık (şeytanilik) başlar.

 

4. cilt

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK BİRİNCİ KISMI

Cuma'nın Fasılları

Cuma namazı, "Bir" olanın "Çokluk" içinde nasıl bilineceğinin sembolüdür.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK İKİNCİ KISMI

Arafat "bilme" (marifet), Müzdelife ise "yakınlık" (kurbiyet) yeridir.

Kişinin gücü neye yetiyorsa (gözle işaret, kalple yöneliş), namaz odur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK ÜÇÜNCÜ KISMI

Kaza namazı

Unutan ve Uyuyan / Bu kişiler için "namazın vakti", uyandıkları veya hatırladıkları andır.

Çünkü Allah kişiyi sadece gücünün yettiğinden sorumlu tutar.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE NİN KIRK DÖRDÜNCÜ KISMI

Sehiv Secdesi

Her kul, kendi "huzur" (hazır olma) halindeki eksikliği bizzat kendi secdesiyle onarmalıdır.

 

Vitir namazı, gündüz namazlarının "tekliğini" gece namazıyla dengelemek içindir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK BEŞİNCİ KISMI

Teravih namazı, "Ramazan" ismine hürmeten ayağa kalkmaktır.

Oruç, insanı yemek, içmek ve cinsellikten uzak tutarak ona "Samed" (hiçbir şeye muhtaç olmayan) sıfatından bir nasip verir.

 

Güneş Tutulması (Aklın Tutulması)

 

Ay Tutulması (Nefsin Tutulması)

 

Zorda kalan (muztar) kişinin duasının kabul edilme sırrı onun sebeplerden tamamen kopup "bütün varlığıyla" Allah'a yönelmesinin sonucudur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK ALTINCI KISMI

Kur'an'daki Secde Ayetleri

Farklı manevi tecrübelerle ilişkilidirler.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK YEDİNCİ KISMI

Tilâvet Secdesi ve Kalbin Ebedi Secdesi

 

Bayram namazı günün başında kılınarak tüm günü bir "namaz hükmüne" sokar.

 

Şehit

 

SEKİZİNCİ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK SEKİZİNCİ KISMI

Cenaze namazı

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK DOKUZUNCU KISMI

İstihare namazı

Bu namaz insanın kendi sınırlı bilgisinden Allah'ın sonsuz ilmine sığınmasıdır.

 

Salat, Allah için rahmet, melekler için istiğfar, insan için münacattır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİNCİ KISMI

Yetmişinci Bölüm

Zekâtın sırları

Emaneti sahibine teslim etmek

İhlas, amelin zekâtıdır; onu temizler ve kabul edilebilir kılar.

 

Bilginin zekâtı öğretmektir. Bir mürit soru sorduğunda zekâtın vakti gelmiş demektir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ BİRİNCİ KISMI

Bilginin zekâtı onu başkalarına ulaştırmak ve ihlasla derinleştirmektir. Amelin zekâtı ise onu nafilelerle (fazlalıklarla) tamamlamaktır.

 

Fitre, insanın yaratılışındaki (fıtratındaki) "ilk açılış"ın şükrüdür.

Oruç tutan kişi "yemez-içmez" hale gelerek Allah'ın Samed (muhtaç olmama) sıfatını taklit eder. Fitre, bu ilahî sıfatın kula ait olmadığını idrak etmenin bedelidir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ İKİNCİ KISMI

Bal, vahyin ürünüdür.

Sadakada aşırı giden, vermeyen gibidir.

Her sabah iki melek iner; biri infak edene "halef" (bedel), diğeri cimriye "telef" (yok oluş) diler.

Yakın akrabaya sadaka daha layıktır

İnsana şah damarından yakın olan Allah'tır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ ÜÇÜNCÜ KISMI

Allah katında her şey önceden bilindiği için aslında "imkân" (olasılık) yoktur, sadece "oluş" vardır.

 

Zekât vermek, sadece bir malı eksiltmek değil, o maldaki "benlik" iddiasını (iddiadan arınmışlık) temizlemektir.

 

5. Cilt

DOKUZUNCU SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ DÖRDÜNCÜ KISMI

Şeytan, Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı için bu adı almıştır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ BEŞİNCİ KISMI

Yetmiş Birinci Bölüm

Orucun sırları

Oruç, diğer ibadetler gibi "yapılan" bir şey değil, "yapılmayan" (terk) bir eylemdir.

 

İftar / Ramazan isminin oruç üzerindeki hükmünün sona ermesi, yerine el-Fâtır (Yaratan/Açan) isminin geçmesidir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ ALTINCI KISMI

İbadeti vaktinde yapanı "el-Evvel" ismi karşılar. Erteleyeni ise "el-Ahir" ismi karşılar.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ YEDİNCİ KISMI

"Sahur" kelimesinin türediği "seher" vakti, ne tam gece ne de tam gündüzdür. Bu karışım hali, tasavvufta "hayret" ve "kuşku" makamına tekabül eder.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ELLİ SEKİZİNCİ KISMI

Şevval ayındaki 6 gün, yıl içindeki 5 yasak günü (Bayramlar ve Teşrik günleri) telafi eder.

Her yeni ay, Hakk’tan gelen bir konuktur.

Üç gün (oruç), "iyiliğe on katı sevap" sırrıyla 30 güne (bir aya) tekabül eder.

 

Pazartesi / Âdem’in günü

Perşembe / Musa’nın günü

 

Şeytan insana dört yönden (ön, arka, sağ, sol) gelir. Kul ise "beşinci" unsurdur. Perşembe (beşinci gün) orucu, Musa'nın heybeti ve bekçiliğiyle bu dört kapıyı şeytana kapatır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ELLİ DOKUZUNCU KISMI

Cuma günündeki o gizli an (dua saati), evrensel adaletin ve bâtınî kemalin zirvesidir. Bu saat, yedinci gökteki ruhun (Adalet seması) hükmü altındadır.

 

Bedeni sadece sağlık için aç bırakmak "perhiz"dir. Allah rızası için, nefsin "ben müstakilim" diyen gururunu kırmak için aç bırakmak "oruç"tur.

 

Meryem Orucu: İki gün tutup bir gün yemek. Meryem, erkeklerin derece üstünlüğünü bu fazladan oruçla eşitlemiş ve Hz. İsa gibi bir kâmil varlığın annesi olmaya hak kazanmıştır.

 

Bir oruçluya iftar ettiren kişi, aslında Allah'ın el-Fâtır (Yaratan, Açan) ismiyle birleşir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ALTMIŞINCI KISMI

Kadir Gecesi'nin en büyük alameti, sabahında güneşin "şuasız" doğmasıdır. Güneş, tıpkı ay gibi sadece aydınlığı olan ama yakıcı ışınları sönmüş bir yuvarlak olarak doğar.

 

ONUNCU SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ BİRİNCİ KISMI

Yetmiş İkinci Bölüm

Hacc ve sırları

Göklerin ve yerin sığdıramadığı Allah'ı, mümin kulun kalbi sığdırmıştır. Bu yüzden kalp, taştan yapılmış Kâbe'den daha değerlidir.

Kâbe'nin etrafında dönen insanlar gibi, kalbin etrafında da sürekli düşünceler döner.

 

Kâbe’nin Rükünleri / Köşeleri

Hacer-i Esved (Siyah Taş): Hak (Allah) kaynaklı düşünceleri temsil eder.

Rükn-i Yemanî: Melek kaynaklı düşünceleri temsil eder.

Şam Rüknü: Nefs kaynaklı düşünceleri temsil eder.

Irak Rüknü: Şeytan kaynaklı düşünceleri temsil eder. (Bu yüzden bu rükünde kötülüklerden Allah'a sığınılır).

 

Kul kalbini her yokladığında, aslında Rabbine doğru bir hac seferindedir.

 

Bebek, "Bezm-i Elest"te (ruhlar aleminde) Allah'a verdiği "Evet, Sen bizim Rabbimizsin" sözü (fıtrat) üzerine doğar.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ALTMIŞ İKİNCİ KISMI

Namaz için "vakit" neyse, hac için "mikat" odur.

Mikat / İhrama girilen yerler

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ ÜÇÜNCÜ KISMI

Kaburganın eğriliği, hayati organları koruması için gereklidir. Kadının "eksikliği" olarak görülen durumlar, aslında ondan beklenen görev (koruma, şefkat, annelik) için en uygun "doğruluk"tur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ DÖRDÜNCÜ KISMI

Kurban bulamayanın tuttuğu oruç, sıradan bir ibadet değil, "Allah’a ait olanın Allah’a iadesidir.

Kurbandan Allah’a ulaşan sadece "takva" iken, orucun tamamı O’nundur. Bu yüzden oruç, kurbandan daha üstün bir "hediye"dir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ BEŞİNCİ KISMI

Allah mekândan münezzehtir ("Her nerede olursanız O sizinledir"). Öyleyse neden bir eve (Kâbe) yöneliyoruz? Çünkü Kâbe, insanın kendi nefsine delilidir. Oraya yürümek, aslında kendi iç dünyana yaptığın bir seferdir.

 

Şirk, gerçekte var olmayan bir şeyin var sayılmasıdır. İnsan, yaratılışındaki "korkaklık" ve "bilgisizlik" nedeniyle Allah'tan başkasının da etkili olduğunu sanır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ ALTINCI KISMI

Tavaf

Gökyüzündeki yedi gezegen feleğinin hareketi makro kozmosu; tavafın yedi dönüşü ise mikro kozmosu temsil eder.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ YEDİNCİ KISMI

İki yeşil direk arasında koşulmasının nedeni, vadilerin şeytanların yerleşim yeri olmasıdır. Mümin, nefsi ve şeytani etkilerden hızla uzaklaşarak "Safa"ya (arınmaya) koşar.

 

Arafat’taki vakfe, kıyametteki duruşun bir provasıdır. Ancak buradaki duruş, azap için değil; mağfiret, rahmet ve ihsan içindir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ SEKİZİNCİ KISMI

Mina (arzu demektir), sadece taş atılan bir vadi değil, "temennilerin" İlâhî rızada yok edildiği ve kulun sahte ilah düşüncelerinden bütünüyle temizlendiği bir dünya cennetidir.

 

Her insanın içinde Hz. Peygamber’e ait bir "suret/parça" vardır. Kişi salavat getirdiğinde, aslında kendi içindeki o Muhammedi nuru besler ve onun üzerinden İlâhî dostluğa (hullet) ulaşır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ DOKUZUNCU KISMI

Allah bir şeye "ol" dediğinde, o şeyin hitabı anlayacak bir "şeyliği" olması gerekir. Yani varlıklar, yaratılmadan önce Allah'ın ilminde "yokluk halindeki sabit hakikatler" olarak mevcuttur.

Allah bu yokluktaki hakikatlere "Nur" ismiyle tecelli eder, onlar da bu nurla "yaratılışı kabul etme kabiliyeti" (istidat) kazanırlar.

 

 

6. Cilt

ON BİRİNCİ SİFİR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YETMİŞ BİRİNCİ KISMI

Kul, doğası gereği yoksuldur. Hac ve umre bu yoksulluğu siler.

 

Farz (Zorunluluk): Allah'ın evreni yaratması, kendi kemalini bir aynada görme dileğinden doğan bir "nedenli zorunluluk"tur. Kulun da kendine bir şeyi vacip kılması (adak gibi) buna benzer.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ İKİNCİ KISMI

Allah'ın kıskançlığı, koyduğu sınırlarla (haramlar) bellidir.

 

İhramlıya kemer takmak / insanın kendi tedbirine güvenmesidir. Oysa hac, mutlak teslimiyet makamıdır.

 

Dışsal olaylar (mal kaybı, hastalık) değil, bu olaylar karşısında kalpte duyulan acı gerçek beladır.

Eğer bir kişi, dışarıdan "bela" gibi görünen bir durumun içinde Allah'ın cemalini müşahede edip haz alıyorsa (İbrahim Peygamber'in ateşte serinlemesi gibi), o kişi sabreden değil, şükreden mertebesindedir.

 

İnsanların telbiye getirmesi, ruhlar aleminde Allah’ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna verilen "Evet" (Belâ) cevabının bu dünyadaki fiziksel yankısıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ ÜÇÜNCÜ KISMI

Hacer-i Esved'e dokunmak, Allah ile yapılan ezelî sözleşmeyi yenilemektir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ DÖRDÜNCÜ KISMI

Kabe, yeryüzünde insanlar için kurulan ilk evdir

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ BEŞİNCİ KISMI

Yetmiş Üçüncü Bölüm

Karşılaşma ve sapma esnasında müşahede sahibinin elde ettiği sırların sayısının ve karşılaşmadan ne kadar saptığının bilinmesi hakkındadır.

 

Gayb Ricâli

Hz. Peygamber’den sonra artık yeni bir kitap veya yeni bir şeriat gelmeyecektir.

Nübüvvet makamı ve velilik sırrı devam eder.

 

Varlığın Direkleri / Gayb Ricâli

Kutup (Gavs) Âlemin manevi merkezidir. Allah’ın dünyaya nazar ettiği yerdir.

İmamlar (2) Kutup'un vezirleridir. Biri melekût (gayb), diğeri mülk (şahadet) âlemini gözler.

Ebdâl (Bedeller) (7) Yedi iklimi/bölgeyi korurlar. Mekan değiştirdiklerinde yerlerine bir "bedel" bırakabilirler.

Nukebâ (Nakibler) (12) 12 burçla ilişkilidirler. Nefislerin gizli hallerini ve şeriat sırlarını bilirler.

Nucebâ (Necibler) (8) Şirkle mücadele ve halkın yükünü taşımakla görevlidirler.

 

Allah’ın bilinmesi iki ana yolla olur:

Tenzih: Allah’ın hiçbir şeye benzememesi. Bu akılcıların ve kelamcıların yoludur.

Teşbih (Temsil): Allah’ın "görür gibi" ibadet edilmesi, "yüzünün" her yerde olması. Bu hayal ve keşf ehlinin yoludur.

Kâmil İnsan: Bu iki zıt kutbu (tenzih ve teşbih) birleştirendir. Ne Allah’ı yaratıklara benzetir ne de O’nu varlıktan tamamen kopuk görür.

 

Dört Ölümsüz Resul

Bedenleriyle hala dünya hayatında (farklı boyutlarda) olan dört büyük isim vardır.

İdris Peygamber: 4. kat semadadır.

İsa Peygamber: Göğe yükseltilmiştir, geri dönecektir.

İlyas (a.s): Yeryüzünde koruyucudur.

Hızır (a.s): Manevi irşadın gizli rehberidir.

Bu dört isim, manevi hiyerarşinin asıl "Direkleri"dir; ümmet içindeki veliler ise onların naibleridir (vekilleridir).

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YETMİŞ ALTINCI KISMI

Nuh Peygamberin kalbi üzerindeki 40 velî / bunlar Nuh Peygamberin "ikinci babalık" ve "kıskançlık" (gayret) makamının varisleridir.

İbrahim Peygamberin kalbi üzerindeki 7 velî / Allah, bu kişilerin kalbinden kini ve kötü zannı söküp atmıştır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ YEDİNCİ KISMI

Melâmîler, âbidler, zâhidler…

Haber vermiş olsaydım, emin olmazdım

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ SEKİZİNCİ KISMI

Her nebî, sıddîk ve şehit aynı zamanda sâlihtir; çünkü bulundukları makama elverişli hale getirilmişlerdir. Ancak dördüncü bir grup olarak sâlihler, iman ve hallerine hiçbir "bozukluk" girmeyen, Allah'ın inayetiyle amellerinde istikamet üzere kalanlardır.

 

Müslüman Hz. Peygamber’in tanımıyla, "başkalarının elinden ve dilinden emin olduğu" kişidir.

Mümin, insanların canları ve malları konusunda kendisinden kesin olarak güvende hissettiği kişidir.

 

Eyüp Peygamber, "Bana zarar temas etti" diyerek Rabbine yönelmiştir.

Belayı kaldırması için Allah'a dua etmemek, kula bir tür "kendi gücüne güvenme" (ilahi kahra karşı koyma) gizli kibrini verebilir. Ârif, zayıflığını itiraf ederek Allah'a sığınır; bu hem kadere rıza hem de tam bir kulluktur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ DOKUZUNCU KISMI

Zeker (Erkek) / zikir

 

Tövbe (et-Tevvab), sadece günahtan vazgeçmek değil, her an bir ilahi isimden diğerine dönmektir.

 

Secde, kulun en yakın (kurbet) olduğu andır. "Secde et ve yaklaş" emri, ilahi bir ikramdır.

 

Evvâh (Vah Eden) / İbrahim Peygamber gibi, insanların eksikliklerini ve sapkınlıklarını gördüğünde içi yanan, "ah" çeken ama onlara beddua etmeyip merhametle yaklaşanlardır.

 

Vefa kelimesinin kökü "veffâ" bir şeyin çok ve tam olması demektir.

Vefalı kişi, Allah’ın kendisine yüklediği sorumlulukları ve kulluk vazifelerini sadece yerine getiren değil, bunları en kâmil (tam) şekilde ve sürekli olarak ifa eden kişidir.

Bir kul, Allah’a verdiği sözlerde ve ibadetlerinde tam bir sadakat (vefa) gösterirse, Allah ödül olarak ona "gizli sırlarını" açar.

Keşf vefanın sebebidir. Hakikati bilmek, ona sadık kalma zorunluluğunu doğurur.

Ölüm anında (vefat) insana gerçekler apaçık gösterilir (keşf gelir).

 

ON İKİNCİ SİFİR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN SEKSENİNCİ KISMI

Muhammed b. Ali el-Hakîm et-Tirmizî tarafından belirlenen 155 soru, sadece akıl yürütmeyle değil, ancak "zevk ve tecrübe yoluyla" cevaplanabilir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN BİRİNCİ KISMI

Yirminci Soru: İsimlerinden Hangisini Ona Tahsis Etmiştir?

Bütün isimler Allah'ındır.

Allah'a yaklaşırken kulun sahip olduğu en "asil" isimler, Allah'ta bulunmayan özelliklerdir. Horluk ve yoksulluk.

Kulun isimleri (fakirlik, muhtaçlık) onun özüdür.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN İKİNCİ KISMI

Yirmi İkinci Soru: Başlangıç Bilgisi Hangisidir?

Varlığın ilk ortaya çıkışı, "zaman" kavramından bağımsız bir "oluş"tur.

A’yân-ı Sâbite / Sabit Hakikatler: Ezelde yokluk halindeki bu hakikatler, Allah’ın varlığı onlara yansıdığında dışta (zahirde) belirirler.

Başlangıç geçmişte olup bitmiş bir olay değildir; her an Hakkın tecellisiyle yenilenen kesintisiz bir süreçtir. Allah’a göre öncelik-sonralık yoktur; bu sadece mümkün varlıkların birbirine görece algısıdır.

 

Yirmi Dördüncü Soru: İsimler Neyle Başlamıştır?

İsimler nispetlerin öğrenilmesiyle anlaşılabilir ve nispetler ‘âlem’ diye ifade edilen mazharlar öğrenilmeksizin öğrenilemez.

‘İsimler neyle başlamıştır?’ diyen kişi, ‘nispetler neyle başlamıştır?’ demektedir.

 

İlk İsim: Vahid-Ahad: Zata delalet eden en özel isimdir. Bileşiklik içermez ve Hakkın mutlak tekliğini gösterir.

 

İlk Etki: El-Vehhab: Varlık sahnesine çıkmak isteyen "sabit hakikatlere" (a'yân) varlık hibe eden isimdir. İsimlerin a'yân üzerindeki ilk etkisi varlık vermektir.

el-Vehhab yoksunlukları yönünden a'yân’a ihsan etmenin meydana getirdiği isimdir.

Bundan sonra Tenzih ve Teşbih talep eden isimler gelir.

Tenzihi talep eden isimler, özü gereği zâtı talep eden isimler iken teşbihi talep eden isimler ise, ilah olması yönünden zâtı talep eden isimlerdir. Tenzih isimleri el-Gani, el-Ahad ve Hakka özgü olabilecek isimlerdir. Teşbih isimleri ise, er-Rahim, el-Gafur ve kulun -bir a'yn olması yönüyle değil- mazhar olmak yönünden gerçek anlamda nitelenebileceği tüm isimlerdir.

 

Yirmi Sekizinci Soru: Adalet Nedir?

Adalet varlığın yaratılış yasasıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN ÜÇÜNCÜ KISMI

Otuz Birinci Soru: Onların, Yani Yaratılmışların Buradaki Halleri Nedir?

Mahlukat, ezelî ilimde Allah'ın kendilerine giydireceği "varlık nurunu" bekler.

Her yaratılmışın kendisini kaplayan kendi ölçüşünce bir nuru vardır. Kıyamet günü o nur içinde yürürler.

Kendisine ‘Halici (yaratılmışları) yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?’ diye sorulduğunda Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Altında ve üstünde hava bulunmayan Amâ’da idi.’

 

Otuz İkinci Soru: Kaderlerin Niteliği Nasıldır?

Bir şeyin niteliği, o şeyin bizzat kendisidir.

Kader, eşyanın zâtî özelliklerinin ezelî belirlenimidir. Bir şeyin kaderi, onun "mikdarı" (ölçüsü) ve tanımıdır.

Takdir edilen şeyler (mekadir), bir varlığın başka bir şey olmasını engelleyen o ezelî sınırlardır.

 

Kaderi sormak, eşyanın yaratılışındaki mutlak nedeni sorgulamaktır ki bu, Hakkın iradesine aykırıdır.

Kaderi sorgulamak, Allah’ı tam manasıyla bilmemekten kaynaklanan bir hatadır.

Kaderi sormak, eşyanın yaratılış illetlerini sormaya benzer.

 

Kader, vakti ve niteliği belirleyen bir "mizan"dır.

 

Otuz Dokuzuncu Soru: Bütün Yaratılmışlara Akılların Kendisinden Bölündüğü En Büyük Akıl Nedir?

En Büyük Akıl, Allah’ın ilk yarattığı şeydir

Diğer tüm tikel akıllar, bu ana kandilden tutuşan diğer kandiller gibidir.

Kur’an’da "Ruh" olarak isimlendirilen bu hakikat, babaların ilki ve bilgilerin kaynağıdır. Tikel akıllar (insan akılları), istidatlarına göre bu büyük akıldan pay alırlar.

Bilmelisin ki, çok olan her şeyin aslı birdir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN DÖRDÜNCÜ KISMI

Kırk Dördüncü Soru: Onu Niçin ‘Beşer’ Diye İsimlendirdi?

İki elimle yarattığıma secde etmekten seni ne aklı koydu?

‘İki el’ insanı şereflendirmek için zikredildi. Hal karinesi, celaline layık tarzda Hakkın iki elinin insanın yaratılışına doğrudan temasını (mübaşeret) gerektirir ve bu nedenle onu ‘beşer’ diye isimlendirdi.

 

Diğer varlıklar sebepler ve vasıtalarla halk edilmişken, insan cismi ilahî kudretin doğrudan temasıyla (mübaşeret) şereflenmiştir.

 

Bir zaman ağladım, bir zaman güldüm. Şimdi ne ağlıyorum, ne gülüyorum.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN BEŞİNCİ KISMI

Altmış Üçüncü Soru: Allah’ın Vakfe Ehlinin Geneline Kelamı Nedir?

Onlara şöyle der: ‘Ne getirdiniz?’

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN ALTINCI KISMI

Yetmiş Üçüncü Soru: Makam-ı Mahmûd (Övülen Makam) Ne Demektir?

Makam-ı Mahmûd, bütün manevi makamların sonuçlarının toplandığı zirve noktadır. Bu makam bütünüyle Hz. Muhammed’e aittir.

Âdem, başlangıçta bu makama yerleştirilmişti çünkü Hz. Muhammed’in beşeri bedenini (nurunu) özünde taşıyordu. Âdem’in yasak ağaca yaklaşarak gösterdiği muhalefet, aslında onun belinde taşıdığı ve "muhalif" karakterde yaratılmış olan insan neslinin bir sonucudur. Âdem, sırtındaki çocuklarının yükü nedeniyle bu hali yaşamıştır; ancak işin sonundaki kemâl Hz. Muhammed ile tamamlanacaktır.

 

Yetmiş Dördüncü Soru: Bunu Neyle Elde Etti?

Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır ve diğerleri bunu dünya hayatında kullanmıştır. Hz. Muhammed ise ahiret hayatının hakikatini ve ümmetinin ihtiyacını daha iyi bildiği için, bu özel duasını "büyük günah sahiplerine şefaat" olarak ahirete saklamıştır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN YEDİNCİ KISMI

Seksen Dokuzuncu Soru: O’nun Başlangıcı Nedir?

El-Evvel İsmi O'nun zâtı için değil, varlıkların dayanağı olması yönünden bir nispettir.

Hak, ilk olarak "İlk Akıl" (Akl-ı Evvel) mertebesinde zuhur etmiştir. Bu makam aynı zamanda "Yüce Kalem" olarak adlandırılır. Allah'ın yarattığı ilk şey budur

Allah, ayn-ı sabiteleri (varlıkların ilahi ilimdeki hakikatlerini) diriltirken, onların geçici niteliklerini öldürür. Bir nitelik yok olduğunda (öldüğünde) yerine başka bir nitelik gelir.

"Hayy" ve "Mümit" / "Diriltir ve öldürür.

Allah, başlangıç itibarıyla Evvel, varlıkların nihai dönüşü ve cinslerin sonu itibarıyla Ahir'dir. Görünen yüzüyle (mazharlarıyla) Zahir, bu mazharların ardındaki hakikatiyle Batın'dır.

 

Doksan Yedinci Soru: Müminlerin ‘O'nun Yüzünden Başka Her Şey Helak Olacaktır’ Ayetinden Payları Nedir?

Mümkün olan varlıklar (insanlar, eşyalar) özü gereği zaten "yoktur." Onlar sadece Hakkın varlığının göründüğü "mazharlar"dır.

Helak olmayacak olan "yüz", Hakkın mazharda görünen vechidir.

Eğer bir kişi nefsinden soyutlanıp her yönden Hakkı görmeye başlarsa, o kişi artık helak olmaz. Çünkü bakış (müşahede) onu korumaktadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN SEKİZİNCİ KISMI

Doksan Dokuzuncu Soru: Hamdin Başlangıcı Nedir?

Hamdin (övgünün) başlangıcı, kulun kendi yoksulluğunu (fakr) ve Allah’ın zenginliğini (ganî) fark etmesidir.

 

Secdenin insana ihsan ettiği ilk şey yakınlıktır. Uzaklık (buud) halinden yakınlık (kurb) haline geçiş, secde ile gerçekleşir.

 

Yüz Üçüncü Soru: ‘İzzet Benim Örtümdür’ Ne Demektir?

"İzzet izarımdır, Azamet ridâmdır (örtümdür)"

İzzet, Hakkın sırrına ulaşılmasını engelleyen bir perdedir. Kimse, yokluktan varlığa nasıl geçtiğinin ve Hakkın nasıl mazharı olduğunun "sırrını" tam olarak algılayamaz; İzzet bu bilgiyi gizler.

 

Yüz Beşinci Soru: İzar Nedir?

İzar, Hakkın "Kün" (Ol) emrindeki sırrın yaratılmışlarda nasıl tecelli ettiğini gizleyen perdedir. Bu, Allah ile bizim aramızdaki mutlak gayret (kıskançlık) perdesidir.

 

Yüz Yedinci Soru: Kibir Nedir?

Kibir, yaratılmışın "Ben" iddiasından doğan bir perdedir.

Kibriya kul ile Hak arasında bir engeldir. Kim kendi kibrine (varlık iddiasına) takılırsa, nefsini bilemez; nefsini bilemeyen ise Rabbini bilemez.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN DOKUZUNCU KISMI

Yüz On Yedinci Soru: Sevgi Kâsesi Nedir?

Akıl (ikal/bağ), sınırlayan ve kalıba sokan bir yapıdır; sevginin sınırsızlığını taşıyamaz.

Kalp (kalb), sürekli "halden hale giren" (tekallüb eden) demektir. Allah da "Her gün bir iştedir." Sevilen (Allah) her an başka bir tecelliyle göründüğü için, O'nu ancak O'nun gibi her an başka bir şekle giren "Kalp Kâsesi" taşıyabilir.

Şarap (tecelli), kâsenin (kalbin) rengini alır.

Sevenin rengi, sevdiğinin rengidir.

 

7. Cilt

ON ÜÇÜNCÜ SİFİR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DOKSANINCI KISMI

Yüz On Sekizinci Soru: Sevginin Kaynağı Neresidir?

el-Cemîl / "Allah güzeldir, güzeli sever"

Sevginin başlangıç noktası, Allah’ın kendi güzelliğine olan sevgisidir. Güzellik, özü gereği sevilmeyi talep eder.

 

Yüz Yirminci Soru: Kabza Nedir?

Kabza, Allah'ın her şeyi kuşatması (ihata) demektir. Kuşatılan bir varlığın kaçabileceği bir gedik yoktur; dolayısıyla her mümkün varlık ilahi bir ismin veya rabbani bir hakikatin "kabzası" altındadır.

 

Kabza; beş ana asıl (Bilgi, Hayat, Kudret, İrade, Söz) ve on dört fasıldan oluşur.

Bilgi: Merkezdedir.

Sağda: Hayat ve Kudret.

Solda: İrade ve Söz.

 

İlahi bilgi, bir şeyin var olmayacağını takdir etmişse, o şey artık imkânsızın kabzasındadır. Eğer var olacağını takdir etmişse, o şey artık zorunlunun kabzasındadır. Bu durumda "mümkün"ün kendi başına bir hükmü kalmaz.

Öyleyse imkân da yoktur: Ya imkânsız ya da zorunlu vardır.

 

Yüz Otuz Birinci Soru: Bütün İsimlerin Meydana Gelmesini Sağlayan Hakk’ın Baş İsmi Nedir?

Bu isim, ayn-ı cem’den (mutlak birlik mertebesi) başka gösterdiği bir şey olmayan ism-i azamdır (en büyük isim). Zorunlu olarak el-Hayy ve el-Kayyûm ismi de onda bulunur.

İsm-i azam, özelliği gereği faildir.

(Tirmizi) Hak’tan bütün isimlerin çıkmasını sağlayan baş isim, büyük insandır (insan-ı kebir). O ise, insan-ı kâmildir.

 

Tek bir harf o harfle başlayan tüm ilahi isimlerin anahtarıdır.

Mim harfi; el-Melik, el-Musavvir, el-Muhyî, el-Mümin gibi onlarca ismin anahtarıdır.

Harflerin yeri Rahman'ın Nefesi'dir

İsimlerin Yeri: Harfler.

Harflerin Yeri: Nefesler.

Nefeslerin Yeri: Ruhlar.

Ruhların Yeri: Kalpler.

Kalplerin Yeri: Kalbi çekip çeviren İlahi Mertebe.

 

Yüz Kırk İkinci Soru: Harflerin Sayısı Hangi Hesapla Yirmi Sekiz Oldu?

Feleklerin menzilleri, Ay'ın yörüngesindeki 28 menzile karşılık gelir.

Bu 28 menzil, insanda 28 harf olarak tezahür eder ve bu harflerle dünyada ve ahirette sonu olmayan "kelimeler" yaratılır.

 

Yüz Kırk Üçüncü Soru: ‘Âdem'i Suretine Göre Yarattı’ Ne Demektir?

Allah ismi tüm isimleri nasıl kendinde topluyorsa, insan da âlemdeki tüm ruhanî ve maddî hakikatleri kendinde toplar.

Allah'ın Âdem'i "kendi sureti üzere" yaratması, Hakk'ın ilmindeki tasavvurun dışa yansımasıdır. İnsan, Allah'ın isimlerinin bir aynasıdır; bu yüzden kâmil insan, Allah’ın gözüyle bakar, O'nun sevinciyle sevinir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN BİRİNCİ KISMI

Yüz Kırk Yedinci Soru: Bismillah Sözünün Yorumu Nedir?

Kulun "Bismillah" demesi, Allah'ın "Kün" (Ol) demesi gibidir.

Kul, Allah’ın isimleriyle ahlâklandığında ve nafile ibadetlerle O’na yaklaştığında (Kurb-ı Nevafil), Allah o kulun eli, dili ve kulağı olur. Bu makamdaki bir kulun "Bismillah"ı, eşya üzerinde yaratıcı bir etki yapar.

 

Yüz Ellinci Soru: ‘Ehl-i Beyt’im Ümmetimin Emanetidir?’ Ne Demektir?

Ehl-i Beyt sadece kan bağı değil, nitelik birliğidir.

Kuran ehli, Allah ehlidir

Kuran ise, bir emanettir.

 

Yüz Elli Üçüncü Soru: Allah’ın Bilgisinin Hâzineleri, Başlangıç İlminin Hâzinelerinin Karşısında Nerededir?

Varlık ve Marifet Mertebeleri

Arş: Sınırlı isimlerin ortaya çıktığı yerdir.

Kürsü: Emir ve yasaklama bilgisinin makamıdır.

Levh ve Kalem: Kaderin yazıldığı yer (tedvin) ve ayrıntılı bilginin (tafsil) aktığı kaynaktır.

Heba (Anka): Cismi olmayan ama her sureti kabul eden ilk madde, belirsizliktir.

 

Bilginin kalbe yerleşme süreci

İlme’l-yakîn: Delile dayalı kesinlik.

Ayne’l-yakîn: Müşahede ve keşif yoluyla görmek.

Hakka’l-yakîn: Bilinen şeyin içinde fani olmak, nedenini bizzat yaşayarak bilmek.

 

Kulun kendi fiillerini görmekten çıkıp fail olarak sadece Allah'ı görmesi fena; her şeyin Allah ile kaim olduğunu müşahede etmesi bekadır.

 

Edep: Vaktin hükmüne göre hareket etmektir. Şeriatın sınırında durmak en büyük edeptir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN İKİNCİ KISMI

Yetmiş Dördüncü Bölüm

Tövbe hakkındadır.

Allah varlıkta hiçbir şeyi tekrar etmez.

Kul yarın ne yapacağını (Allah'ın takdirini) bilemez. Bilmediği bir konuda kesin söz vermesi Allah'a karşı bir tür saygısızlıktır.

 

Yetmiş Beşinci Bölüm

Tövbeyi terk etme hakkındadır.

Uzaklık yoktur ki dönüş (tövbe) olsun.

 

Yetmiş Altıncı Bölüm

Mücahede hakkındadır.

Mücahede nefsin "hastalıklarını" (arzu ve tembelliklerini) tedavi etme sürecidir.

Mücahede, nefsi bedensel ve ruhsal güçlüklere zorlamaktır.

 

Yetmiş Yedinci Bölüm

Mücahedenin terki hakkındadır.

Allah kırık kalplerle beraberdir.

 

Bir insanın güzel giyinmesinin niyetini (kibir mi yoksa Allah'ın cemali mi?) bilemeyiz. Bu yüzden müminler hakkında daima iyi düşünmekle emrolunmuşuzdur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE NİN DOKSAN ÜÇÜNCÜ KISMI

Yetmiş Sekizinci Bölüm

Halvetin bilinmesi hakkındadır.

Halvetin aslı, âlemin yaratılmasından önceki "boşluk"tur (Halâ).

İnsanın kalbi öyle bir menzildir ki, orayı sadece Allah doldurabilir.

 

Yetmiş Dokuzuncu Bölüm

Celvet olarak tabir edilen halvetin terki hakkındadır.

Celvet, "halvetin tam ortasında her şeyi Hakk olarak görmek"tir.

 

Sekseninci Bölüm

Uzlet hakkındadır.

 

Seksen Birinci Bölüm

Uzletin terki hakkındadır.

 

Seksen İkinci Bölüm

Firar hakkındadır.

"Allah'a kaçın"

 

Seksen Üçüncü Bölüm

Firarin terki hakkındadır.

Varlıkta Allah'tan başkası yoksa, kaçış bir illüzyondur.

 

Seksen Dördüncü Bölüm

Allah’tan sakınmak hakkındadır.

Takva bir şeyi korumak ve siper edinmektir.

Takva, kulun başına gelebilecek her türlü celal (kahır) tecellisine karşı Allah’ı kalkan yapmasıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN DÖRDÜNCÜ KISMI

Seksen Beşinci Bölüm

Perde ve örtü takvası hakkındadır.

Allah, insana şah damarından daha yakındır. Ancak insan, kendine bu kadar yakın olan bir şeyi göremez.

 

Seksen Altıncı Bölüm

Dünyevi sınırlar takvası hakkındadır.

Dünyadaki cezalar ve imtihanlar geneldir; kurunun yanında yaş da yanar.

Ahiret ise ayrışma (temyiz) diyarıdır.

 

Seksen Yedinci Bölüm

Ateşe karşı korunma hakkındadır.

Dünyada bazı hastalıklar ateşle dağlanarak tedavi edilir. Cehennem ateşi de, büyük günah kirlerini temizleyen bir ilaç ve kefarettir.

 

Seksen Sekizinci Bölüm

Şeriat hükümlerinin usullerinin sırlarının bilinmesi

Kul dua etmedikçe Hak "İcabet Eden" (Mücîb) ismini izhar etmez.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN BEŞİNCİ KISMI

Seksen Dokuzuncu Bölüm

Genel olarak nafilelerin bilinmesi hakkındadır.

(Nafile olarak) nikâh, Allah’ın âlemi yaratma ("bilinmek istedim" sırrı) muradına en yakın eylemdir. Varlığın çoğalması ve kemale ermesi nikâh ile olur.

 

Doksanıncı Bölüm

Farzlar ve sünnetlerin bilinmişi hakkındadır.

Secde: Şeytanın kibrine karşılık, insanın mutlak tevazuu olduğu için en yüce haldir.

Kalbi çeviren isim "Allah" veya "Kahhar" değil, "Rahman"dır. Bu yüzden kalbin her hâli (doğruluk veya sapma) eninde sonunda rahmete çıkar.

Beyt-i Mamur: Her gün 70 bin meleğin girdiği ve bir daha geri dönmediği göksel ev. Bu, yaratılışın durmaksızın devam ettiğinin ve varlıkta boşluk olmadığının kanıtıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN ALTINCI KISMI

Doksan Birinci Bölüm

Vera’ ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

"Sana kuşku vereni bırak" sözü bu makamın esasıdır.

 

Doksan İkinci Bölüm

Vera’yı terk etme makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Doksan Üçüncü Bölüm

Zühd hakkındadır.

Helal olanı, daha hayırlısını (ahireti veya Allah'ı) talep etmek için terk etmektir.

 

Doksan Dördüncü Bölüm

Zühdü terk bölümü.

 

Doksan Beşinci Bölüm

Cömerdik ile kerem hakkındadır.

 

Doksan Altıncı Bölüm

Susma ve sırları hakkındadır.

 

Doksan Yedinci Bölüm

Konuşma makamının ve ayrıntılarının bilinmesi

Kelam, Arapça "yara" (kelem) köküyle irtibatlıdır. Çünkü söz, muhatabın ruhunda ve varlığında bir "iz" (yara) bırakır.

 

Doksan Sekizinci Bölüm

Uykusuzluk makamının bilinmesi hakkındadır.

Uykusuzluk, Allah'ın "el-Kayyûm" (her şeyi ayakta tutan) isminden pay almaktır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN YEDİNCİ KISMI

Doksan Dokuzuncu Bölüm

Uyku makamı hakkındadır.

 

Yüzüncü Bölüm

Korku makamı hakkındadır.

 

Yüz Birinci Bölüm

Korkunun terki makamı hakkındadır.

 

Yüz ikinci Bölüm

Ümit makamı hakkındadır.

Ümit, henüz elde edilmemiş olanla ilgilidir ve tehlikeli bir yoldur; altında "derin bir çukur" (yeis) vardır.

 

Yüz Üçüncü Bölüm

Ümidin terki hakkındadır.

 

Yüz Dördüncü Bölüm

Hüzün makamı hakkındadır.

Hüzün, "hazn" (zorluk) kökünden gelir. Sâlikin yolu zordur ve bu zorluk ancak hüzün bineğiyle kat edilebilir.

 

Yüz Beşinci Bölüm

Hüznün terki hakkındadır.

 

Yüz Altıncı Bölüm

Matlub olan açlığın bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yedinci Bölüm

Açlığın terki hakkındadır.

 

ON DÖRDÜNCÜ SİFİR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN SEKİZİNCİ KISMI

Yüz Sekizinci Bölüm

Fitne, şehvet, gençler ve kadınlarla konuşmanın, onlardan arkadaş edinmenin ve müridin ne zaman arkadaş edindiğinin bilinmesi hakkındadır.

İnsan ancak kendi benzerine (insana) tam anlamıyla âşık olabilir.

İlahi suretin insanda, hemcinsinin benzerliğinden daha yetkin bulunması kulu İlahi Aşka götürür.

 

Yüz Dokuzuncu Bölüm

Şehvetle irade, dünya şehvetiyle cennet şehveti arasındaki farkın bilinmesi

 

Yüz Onuncu Bölüm

Huşû’ makamı hakkındadır.

 

Yüz On Birinci Bölüm

Huşû’nun terki hakkındadır.

 

Yüz On ikinci Bölüm

Nefse muhalefet hakkındadır.

 

Yüz On Üçüncü Bölüm

Arzularında nefte müsaade etmenin bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz On Dördüncü Bölüm

Haset ve gıptanın bilinmesi hakkındadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN DOKUZUNCU KISMI

Yüz On Beşinci Bölüm

Gıybetin, övülen ve yerilen gıybetin bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz On Altıncı Bölüm

Kanaat ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Arapça'da kani, "isteyen" demektir. Gerçek kanaat, başkasından değil, yalnızca Allah'tan istemektir.

 

Yüz On Yedinci Bölüm

Cimrilik, kanaat etme yerine daha fazla isteme hırsı makamı hakkındadır.

 

Yüz On Sekizinci Bölüm

Tevekkül makamı hakkındadır.

İnsan kendi yararını ve mutluluğunu tam olarak bilemez.

 

Yüz On Dokuzuncu Bölüm

Tevekkülü terk hakkındadır.

 

Yüz Yirminci Bölüm

Şükür makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZÜNCÜ KISMI

Yüz Yirmi Birinci Bölüm

Şükrü terk makam hakkındadır.

 

Yüz Yirmi İkinci Bölüm

Yakîn makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm

Yakin terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm

Sabır makamının, aşıntılarının ve sırlarının bilinmesi hak-kındadır.

 

Yüz Yirmi Beşinci Bölüm

Sabrı terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yirmi Altıncı Bölüm

Murakabe makamının bilinme؛ hakkındadır.

Murakabe, Allah'ın kulu, kulun da Allah'ın kendisi üzerindeki etkilerini gözetlemesidir.

 

Yüz Yirmi Yedinci Bölüm

Murakabeyi terk hakkındadır.

İnsan Allah hakkında neye inanıyorsa, gördüğü odur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ BİRİNCİ KISMI

Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm

Rıza makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm

Rızayı terkin bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Otuzuncu Bölüm

Ubudet (Kulluk) makamı hakkındadır.

 

Yüz Otuz Birinci Bölüm

Ubudiyeti terk makamı hakkındadır.

 

Yüz Otuz İkinci Bölüm

İstikamet makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Otuz Üçüncü Bölüm

İstikameti terk makamı hakkındadır.

 

Yüz Otuz Dördüncü Bölüm

İhlâs makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Otuz Beşinci Bölüm

İhlâsı terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Otuz Altıncı Bölüm

Sıdk makamının sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Otuz Yedinci Bölüm

Sıdkı terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Otuz Sekizinci Bölüm

Hayâ makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ İKİNCİ KISMI

Hayâ, imanla doğrudan ilişkilidir

 

Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm

Hayâyı terk makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Kırkıncı Bölüm

Hürriyet makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Kırk Birinci Bölüm

Hürriyeti terk makamı hakkındadır.

 

Yüz Kırk ikinci Bölüm

Zikir makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Kırk Üçüncü Bölüm

Zikri terk makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Kırk Dördüncü Bölüm

Fikir makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Kırk Beşinci Bölüm

Fikri terk makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ÜÇÜNCÜ KISMI

Yüz Kırk Altıncı Bölüm

Fütüvvet makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Kırk Yedinci Bölüm

Fütüvveti terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Kırk Sekizinci Bölüm

Feraset makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ DÖRDÜNCÜ KISMI

Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm

Ahlak makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Ellinci Bölüm

Setr olan gayret makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

"Gayret" kelimesinin kökenindeki "ğayr" (başka) sözcüğü…

Eğer "başka" (gayr) olmasaydı, gayret de olmazdı.

 

Yüz Elli Birinci Bölüm

Gayretin terki makamı ve sırları hakkındadır.

 

Yüz Elli İkinci Bölüm

Velayet makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

“Rabb’in O’ndan başkasına tapılmamasına hükmetti”

İnsan her neye taparsa tapsın (yanlış nesneye yönelse bile), kalbindeki "mutlak mükemmellik" ve "ilahlık" arzusu aslında Hakk'a yöneliktir. Kişi farkında olmadan her halükarda Hakk'ın bir tecellisine boyun eğmektedir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ BEŞİNCİ KISMI

Yüz Elli Üçüncü Bölüm

Beşerî velayet makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder

Sadaka dilencinin eline düşmeden önce Rahman'ın eline düşer.

 

Yüz Elli Dördüncü Bölüm

Meleki velayet makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Elli Beşinci Bölüm

Nübüvvet makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Elli Altıncı Bölüm

Beşerî nübüvvet makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ALTINCI KISMI

Yüz Elli Yedinci Bölüm

Melekî nübüvvet makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Elli Sekizinci Bölüm

Risalet makamı ve sırları hakkındadır.

 

Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm

Beşerî risalet makamı hakkındadır.

 

Yüz Altmışıncı Bölüm

Meleki risaletin bilinmesi hakkındadır.

Melekler, ilahi emirlerin Kürsü'den aşağıya, unsurlar alemine ulaştırılmasında aracıdırlar.

 

Emir, Kürsü'den Sidre'ye, oradan göklere ve en nihayetinde "Su Meleği"ne iner. Su, bu sırrı taşıyan en temel maddedir. İçinde su olan her kaba bu ilahi sırlar girer.

 

İlham melekleri kalplere doğruyu fısıldarken, şeytanlar bu ilhamları taklit ederek benzeri vesveseler üretirler. Gerçekleşen sözler meleklerden, gerçekleşmeyen yalanlar ise şeytanlardandır.

 

Yüz Altmış Birinci Bölüm

Nübüvvet ve Sıddıklık arasındaki makamın bilinmesi hakkındadır. Bu kurbet makamıdır.

Bir şeyi yapacağım deme, Allah izin verirse demeden.

 

8. Cilt

ON BEŞİNCİ SİFİR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YEDİNCİ KISMI

Yüz Altmış İkinci Bölüm

Fakr ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Her şey, var olmak için O’na muhtaçtır. Bu yüzden fakirlik, mahlûkatın ayrılmaz bir elbisesidir.

 

Yüz Altmış Üçüncü Bölüm

Zenginlik makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Kul için zenginlik mal çokluğu değil, nefsin dış dünyaya karşı duyduğu tokluktur.

 

Yüz Altmış Dördüncü Bölüm

Tasavvuf makamının bilinmesi hakkındadır.

Tasavvuf, "Yaratan’a benzemek", yani O’nun isim ve sıfatlarını (ahlâkını) kuşanmaktır.

 

Yüz Altmış Beşinci Bölüm

Tahkik ve muhakkiklerin makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Altmış Altıncı Bölüm

Hikmet ve hikmet sahipleri makamının bilinmesi hakkındadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ SEKİZİNCİ KISMI

Yüz Altmış Yedinci Bölüm

Kimyay-ı saadetin bilinmesi hakkındadır.

Kainattaki tüm madenlerin (demir, bakır, kurşun) asıl amacı altın olmaktır.

İnsanın yaratılış amacı yeryüzünde Allah'ın halifesi olmaktır. Bu makam "altın" makamıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ DOKUZUNCU KISMI

Yüz Altmış Sekizinci Bölüm

Edep makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm

Edebi terk makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yetmişinci Bölüm

Sohbet makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yetmiş Birinci Bölüm

Sohbeti terk makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yetmiş İkinci Bölüm

Tevhid makamının bilinmesi hakkındadır.

Allah’tan sana bir bilgi geldiğinde, onu fikir terazisinin (aklın) altına sokma; yoksa anında helak olursun.

 

Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm

Şirk makamının bilinmesi hakkındadır. Bu ikilik makamıdır.

 

Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm

Sefer makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm

Seferi terk makamı hakkındadır.

 

Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm

Sufilerin (radiyallahu anhum) ölüm anındaki hallerinin bilinmesi hakkındadır.

Kişi yaşadığı gibi ölür, öldüğü gibi diriltilir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ONUNCU KISMI

Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm

Marifet makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Bütün İsimler

Allah, er-Rahman, er-Rahim, el-Alîm, el-Hakîm, el-Kerim, el-Azim, el-Halim, el-Kayyum, el-Ekrem, es-Selâm, et-Tevvâb, er-Rab, el-Vehhab, el-Akrab, es-Semi, el-Mücîb, el-Vâsi’, el-Aziz, eş-Şâkir, el-Kâhir, el-Ahir, ez-Zâhir, el- Kebîr, el-Habîr, el-Basîr, el-Gafur, eş-Şekûr, el-Gaffâr, el-Kahhâr, el-Cebbâr, el-Mütekebbir, el-Musavvir, el-Berr, el-Muktedir, el-Bârî, el-Alî, el-Ğanî, el-Veli, el-Kavî, el-Hayy, el-Hamîd, el-Mecîd, el-Vedûd, es-Samed, el-Ehad, el-Vâhid, el-Evvel, el-A’lâ, el-Müteâl, el-Hâlık, el-Hallâk, er-Rezzak, el-Hakk, el-Latîf, er-Raûf, el-Afüvv, el-Fettâh, el-Metîn, el-Mübîn, el-Mü’min, el-Cemîl, er-Refîk, el-Müs’ir, el-Kâbız, el- Bâsıt, eş-Şâfı, el-Mu’tî, el-Mukaddim, el-Muahhir, ed-Dehr.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ON BİRİNCİ KISMI

Hayal ilmi

Alemin yaratılışındaki ilk mertebe Amâ (Bulut/Karanlık), bu, Allah'ın isimlerinin ve alemin suretlerinin ilk belirdiği "Mutlak Hayal" makamıdır.

 

Söz hastalıkları, doğruyu söylesek bile nerede ve nasıl konuşacağımızı bilmemekten kaynaklanır.

 

Suyun Rengi Kabının Rengidir

Ârif, ilahi tecellilerin aynasıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YUZ ON İKİNCİ KISMI

Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm

Muhabbet makamının bilinmişi hakkındadır.

 

Kime veya neye aşık olunursa olunsun (Leyla, Suad, para, makam, dünya), aslında sevilen Hakk’ın o suretteki tecellisidir.

 

"Amâ" (hiçlik/bulut) cevherindeyken Allah bize "Kün" (Ol) dedi. Bu sesi duyduğumuz an varlık sahasına fırladık.

Güzel bir nağme duyduğumuzda ruhumuz aslında o ezelî "Ol" emrinin hazzını hatırlar ve titrer.

 

Bir şeyi seviyorsak, aslında onun devamlılığını seviyoruzdur; o devamlılık ise henüz gelecektedir (yoktur). Bu yüzden sevgi bitmez, çünkü arzunun hedefi daima ufkun ötesindedir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ON ÜÇÜNCÜ KISMI

Seven sevilenin sevdiği şeyi sever.

 

ON ALTINCI SİFİR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ON DÖRDÜNCÜ KISMI

Allah’ın kulu en çok sevdiği an, kulun O’nun farz kıldığı işleri yerine getirdiği andır.

Kul nafile ibadetlerle Allah’a yaklaştıkça, Allah onu öyle bir sever ki; kulun işitmesi, görmesi ve eli haline gelir.

Bu makamda kul bir şey dilediğinde, aslında Allah dilediği için dilemiştir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ON BEŞİNCİ KISMI

Sevenin kalbi ve zikri (Lâ ilahe illallah) teraziye sığmaz. Çünkü baki olanı, fani bir terazi tartamaz.

Sevgi, gizlenmek bilmeyen bir "rezillik" (şöhret) getirir. Allah birini sevince bunu meleklere, melekler de yeryüzüne ilan eder. Aşkın kokusu gizlenemez.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ON ALTINCI KISMI

Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm

Dostluk makamının bilinmesi hakkındadır.

Gerçek dost, Allah'ın yaratıklarına Allah'ın davrandığı gibi davranandır.

 

Yüz Sekseninci Bölüm

Aşık muhiplerin sıfatlarından olan şevk ve özlem makamlarının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Seksen Birinci Bölüm

Şeyhlere hürmet makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Seksen İkinci Bölüm

Semâ makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Seksen üçüncü Bölüm

Semâyı terk makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Seksen Dördüncü Bölüm

Kerametler makamının bilinmişi hakkındadır.

 

Yüz Seksen Beşinci Bölüm

Kerametleri terk makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Seksen Altıncı Bölüm

Harikuladelikler makamının bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Seksen Yedinci Bölüm

Mucize makamının bilinmesi hakkındadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ON YEDİNCİ KISMI

Yüz Seksen Sekizinci Bölüm

Müjdeleyiciler olan rüya makamının bilinmesi hakkındadır.

Salih/Sadık Rüya: Allah’tan gelen bir müjdedir. Doğru sözlü insanların rüyası da genellikle doğru çıkar.

Nefsin Konuşması: Kişinin uyanıkken zihnini meşgul eden şeylerin hayale yansımasıdır.

Şeytanın Korkutması/Üzmesi: Kişiyi hüzne boğan veya kafasını karıştıran asılsız görüntülerdir.

"Tabir" kelimesi Arapça "geçmek" (ubur) kökünden gelir. Rüya tabircisi, görülen suretten o suretin altındaki gerçek manaya "geçen" kişidir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ON SEKİZİNCİ KISMI

Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm

Salik ve sülük hakkındadır.

 

Yüz Doksanıncı Bölüm

Yolcunun bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Doksan Birinci Bölüm

Yolculuk ve yolun bilinmesi hakkındadır

 

Yüz Doksan İkinci Bölüm

Halin bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Doksan üçüncü Bölüm

Makamın bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Doksan Dördüncü Bölüm

Mekânın bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Doksan Beşinci Bölüm

Şathiyatın bilinmesi hakkındadır.

Şatahat/şathiyyat, kişinin bir ilahi emir olmaksızın, ulaştığı manevi mertebeyi övünme veya iddia yoluyla açıklamasıdır.

 

Yüz Doksan Altıncı Bölüm

Tavâli’nin (Kalbe Doğanlar) bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Doksan Yedinci Bölüm

Gidişin (Yolculuk) bilinmesi hakkındadır.

 

Yüz Doksan Sekizinci Bölüm

Nefesin bilinmesi hakkındadır.

 

İnsan nefesinde 28 harf/mahreç olması tesadüf değildir; bu, felekteki 28 menzile (ay duraklarına) tekabül eder.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ON DOKUZUNCU KISMI

Mikrokozmos (İnsan): İnsanın nefesinden 28 harf çıkar.

Makrokozmos (Alem): Rahman'ın Nefesi'nden (Nefes-i Rahmânî) 28 varlık mertebesi/menzili çıkar.

 

Rahman'ın Nefesi'nden çıkan ilk varlık, Akıl (Kalem)

Varlık, bu nefesten sırayla şu mertebelere dökülür:

1. Akıl (Kalem) → 2. Nefis (Levha) → 3. Doğa → 4. Arş → 5. Kürsü → ... ve sırayla gökler, unsurlar (ateş, hava, su, toprak), madenler, bitkiler, hayvanlar ve nihayet İnsan.

 

Fihrist (Elli Fasıldır)

Birinci fasıl, Allah’ın kendisini ‘Rahman’ın nefesi’ ile zikretmesi hakkındadır.

Amâ: Alem yaratılmadan önce, tüm "kelimelerin" (varlıkların) toplu halde bulunduğu belirsizlik mertebesidir. Alemin bütün kelimeleri, bu Rahman’ın nefesinde ayrışmaksızın bulunur.

 

9. Cilt

ON YEDİNCİ SİFİR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİNCİ KISMI

İnsanlar rızık için er-Rezzak'a, şifa için eş-Şafi'ye yönelirler. Sanki her isim ayrı bir ilahmış gibi bir muhtaçlık içindedirler.

"Allah bana yeter" (Hasbiyallah) sözü, kulun sebeplere değil, sebepleri yaratana dayanmasıdır.

İnsanlar rızkı sebeplerden (topraktan, gökten) beklerler. Oysa rızık sebeplerin içinde değil, Allah’ın o sebeplerde o an yarattığı bir "ihsan"dadır.

Müşrikler "İlahları tek bir ilah mı yaptı?" diye şaşırırlar. Onların şaşkınlığı imkansız gördükleri için değil, "çokluk içinde birliği" kavrayamadıkları içindir.

 

Havkale Zikri (La Havle ve la Kuvvete illa Billah)

Allah'tan başka güç ve kuvvet yoktur

Bu bir dua değil, bir hakikat beyanıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ BİRİNCİ KISMI

el-Bedi İsmi

Allah'ın örneksiz olarak (ibda) var ettiği ilk varlık İlk Akıl'dır. Bu, aynı zamanda Kalem olarak adlandırılır.

Allah örneksiz yaratır.

 

el-Cami, en-Nafi, el-Asım -ki koruyan demektir-, es-Seri’ (hızlı olan) ve es-Settar (örten) isimleri

Bu beş isim, âlemde kulluk makamını ortaya çıkartan isimlerdir, el- Basir ve el-Bari isimleri ise, el-Cami isminde hürriyet makamını gerçekleştiren isimlerdir.

el-Cami ismi, güven veren isimdir. Bu ismin fiili, her zaman kulluk makamında bulunan kimsede meydana gelir.

en-Nafı ise, farklı mertebelerine göre Allah’ı bilenlere yardım meydana gelir.

es-Seri bu isim, kulluk makamında bulunan ve infak edenlere yardım eder.

el-Bari, zeki mühendislere yardım eder.

el-Basir, hürriyet ve kulluk (zorunlu kulluk anlamında ubûdet) ehline yardım eder.

 

el-Bais İsmi

el-Bâis ismi, İlk Akıl'ın (Kalem) hakikatleri üzerine nakşedeceği bir "mekân" veya "mahal" olarak Tümel Nefsi var etmeye yönelir. İlk Akıl (Kalem), Allah’tan aldığı bilgileri yazmak ister. Ancak yazı için bir zemin gereklidir; işte bu zemin Tümel Nefis’tir.

Varlığın sebebi sevgidir. Akıl, Nefiste "dinginlik" (sükûn) bulur.

Kalem'in Levha'ya aktardığı kelimelerin sayısı 269.200 ayettir.

Varlıktaki oluşlar tesadüf değildir; bir zincirin halkaları gibidir.

Her varlığın, bu sebepler zincirini aşan, doğrudan Allah'a bağlı bir yönü vardır.

 

el-Bâtın İsmi

el-Bâtın ismi, görünen varlığın arkasındaki "gizli yazılım" olan Doğayı yönetir.

Doğa, dört temel elementin/niteliklerin aslıdır.

Sıcaklık / Hayat / Canlılığın ve hareketin esasıdır.

Soğukluk / Bilgi (İlim) / Sabitleyici ve dondurucu (koruyucu) etkisidir.

Kuruluk / İrade / Kararlılık ve şekil verme özelliğidir.

Yaşlık / Söz (Kelâm) / Yumuşaklık ve yayılma kabiliyetidir.

el-Bâtın isminin gökyüzündeki karşılığı Süreyya (Ülker) yıldız kümesidir.

Doğa, 3. mertebededir (Akıl ve Nefis'ten sonra). Kendisi de 4 hakikatten (unsurlar) oluşur. Toplamı (3+4) yediyi verir.

Evrendeki "yedililer" (7 gök, 7 gün, 7 gezegen) bu doğal kaynaktan türer.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ İKİNCİ KISMI

el-Ahir İsmi

Heba, doğa gibi dışta bir varlığı olmayan ama akıl yoluyla bilinen bir hakikattir.

 

ez-Zahir İsmi

Varlığın somutluk kazandığı ve fiziksel boyutun başladığı mertebe olan Tüm Cisim

Varlık ortaya çıkmadan önce zihni bir "boşluk" (halâ) tasavvur edilir.

Allah "ez-Zâhir" ismiyle tecelli edince, Tüm Cisim bu boşluğu doldurur.

 

Kozmostaki her varlığın iki bağlantısı vardır. Bunlardan ilki sebeplerde kendini gösterir. Diğeri bütün sebepleri aradan çıkarıp, Allah’a bağlanır.

 

Arş: Rahman'ın kelimesinin birleştiği (vahdet) yerdir.

Kürsî: Kelimenin ikiye bölündüğü yerdir (Yaratma ve Emir / Hüküm ve Haber). İki ayağın Kürsî'ye sarkması, ikiliğin (düalizm) başlangıcını simgeler.

Atlas Feleği: Burçların (12 bölüm) oluştuğu yıldızsız göktür. Buradaki her burç, aslında bir meleğin yönetimi altındaki ilahi bir makamdır.

 

Atlas ve Mükevkeb (yıldızlı) feleklerin hareketlerinden ve ışınlarından dört unsur (toprak, su, hava, ateş) doğar.

Ateşin bileşikliğinden yükselen duman, diğer gök katmanlarının (yedi kat gök) dairesel suretlerinin ham maddesi olur. Bu süreç, manadan maddeye inişin son aşamalarından biridir.

 

el-Hakîm

Âlem, Allah'ın bir "ameli"dir ve ameli de Kendi zatına benzer.

Kavisli bir yayın "doğruluğu", onun eğriliğindedir.

el-Hakîm ismi, varlığı dağılmaktan kurtarıp ona bir "şekil" vererek onu kayıt altına alır. Şekil varlığı belirli bir tanım içinde tutar.

Şekiller, hakikatlerin "görünürlük sınırları"dır.

 

el-Muhît İsmi

el-Muhît ismi, Arş'ı var etmeye yönelmiştir. Arş, tüm evreni dairesel bir biçimde çevrelediği için bu ismi almıştır.

Varlık, Arş tarafından kuşatıldığını (sınırlandığını) fark edince bir "daralma" ve "sıkıntı" hisseder.

Rahman ismiyle Arş'a istiva eden Allah, bu darlığı "nefesi" (Ruh) ile giderir.

 

eş-Şekûr İsmi

Arş tek bir bütünlüğü temsil ederken, Kürsü ilahi kelimenin parçalandığı yerdir.

İlahi emir Kürsü'ye ulaştığında "Hüküm" (yasalar) ve "Haber" (bilgi/bildiri) olarak ikiye ayrılır.

 

Amâ: "Rab" isminin makamı.

Arş: "Rahman" isminin istiva (hükümranlık) makamı.

Kürsü: "Allah" ismini ifade eden gizli hakikatin (zamir) mahalli.

Rab İsminin Farkı: "Rab" ismi her zaman bir şeye nispet edilerek (Rabbü'l-âlemîn, Rabbünâ) kullanılır. Kürsü de bu "nispet" ve "izafet" (bağıntı) özelliğini taşır; bu yüzden ismi "Kürsî" (nispet ekiyle) şeklinde gelir.

 

el-Gani İsmi

el-Ganî ismi, mülkünde hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın, zamanı ve devirleri başlatan Atlas Feleği (yıldızsız gök) üzerindeki tasarrufunu ifade eder.

 

Zaman (Dehr), yedi günden fazla olamaz. Çünkü her gün, Allah'ın yedi temel niteliğinden (Sıfât-ı Seb'a) biri tarafından var edilmiştir:

Pazar: Duyma (Sem') - "Ol" emrinin duyulması.

Pazartesi: Hayat - Canlılığın yayılması.

Salı: Görme (Basar) - Varlığın Yaratanı müşahedesi.

Çarşamba: Bilgi (İlim) - İlahi marifet.

Perşembe: İrade - Yüceltme amacı.

Cuma: Kudret - Övgü gücü.

Cumartesi: Kelam - Tespih ve konuşma.

 

el-Mukaddir İsmi

el-Mukaddir ismi, belirsiz olan Atlas feleğini, üzerine Menziller ve Yıldızlar yerleştirerek ölçülebilir kılan isimdir.

Rahman'ın Nefesi'ndeki 28 harf (ses mahreci) nedeniyle gökyüzünde 28 menzil takdir edilmiştir.

 

el-Mukaddir ismi aynı zamanda cennetlerin mimarıdır. Cennet, Atlas feleğinin yüzeyinde, misk toprağı üzerinde yer alır.

 

Allah, Gani ismiyle zamanı sonsuz bir döngü olarak başlatmış; Mukaddir ismiyle bu sonsuzluğun içine menziller, cennetler ve nehirler yerleştirerek her varlığa bir ölçü ve rızık takdir etmiştir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ KISMI

er-Rab İsmi

er-Rab ismi, terbiye eden ve büyüten demektir. Bu isim, varlığın nihai sınırı olan Sidre-i Münteha'yı ve meleklerin ibadetgahı olan Beyt-i Mamur'u var etmeye yönelmiştir.

 

Beyt-i Mamur Kabe'nin tam üzerinde, göklerdeki izdüşümüdür. Buraya her gün giren 70 bin melek, insanların kalplerinden geçen düşüncelerden yaratılır. Her düşünce bir melek doğurur; kalp zikirle "mamur" ise melek de o güzellikte olur.

 

el-Alim İsmi

el-Alim ismi, Hz. Musa'nın sakin olduğu altıncı göğü inşa etmiştir.

Bu gök, alimlerin kalplerine hayat veren ilahi vahiylerin kaynağıdır.

 

el-Kahir İsmi

el-Kahir ismi, Hz. Harun'un bulunduğu beşinci göğü var etmiştir.

Bu göğün etkisiyle Çarşamba günü varlıklarda bir güç ve aksiyon ortaya çıkar.

 

en-Nur İsmi

en-Nur ismi, göklerin ve âlemin tam merkezinde (kalbinde) bulunan dördüncü göğü inşa etmiştir.

Hz. İdris’in mekanıdır, bu gök, yedi göğün kutbudur. 

Gece ve gündüzün taksimi, eril ve dişil dengelerin (baba-anne) kurulması bu nurani merkezden idare edilir.

Varlığın ilk günü olan Pazar, bu merkezi güneş/nur göğünden beslenir.

 

el-Musavvir İsmi

Bu isim, beşinci göğü, onun feleğini ve yıldızını yaratmaya yönelmiştir. Yusuf Peygamber ve Re harfiyle ilişkilidir.

 

el-Muhsi İsmi

Bu ilahi isim, altıncı göğü, onun yıldızını ve feleğini, Zebane menzilinde Çarşamba günü yaratmıştır. Orada Hz. İsa’yı var etti.

 

el-Mübîn İsmi

el-Mübîn ismi, Ay'ın yönetimindeki yakın semayı var etmiştir.

Allah, en yakın göğe Âdem'i yerleştirmiştir.

 

Mukataa harfleri meleklerin isimleridir. Bu harfleri okumak, o melekleri çağırmaktır.

 

el-Kâbız İsmi

Bu isim "kısıp daraltan" anlamında, Esir (ateş unsuru) tabakasındaki olayları yönetir.

 

el-Hay İsmi

Rüzgarın "emre amade" kılınması, onun ilahi emri anlayacak bir akla sahip olduğunun delilidir.

 

Kısır rüzgarlar Celal tecellileridir; var olanı ortadan kaldırır, kandili söndürür.

Gök gürültüsü (Ra'd), havadan yaratılmış bir meleğin tespihidir. Şimşek ise bu meleğin hareketinden doğan bir ışıktır.

 

el-Muhyi İsmi

Bu isim, su unsurunda ortaya çıkan şeylere yönelmiştir.

 

Göklerdeki melekler, Cebrail'in her gün daldığı "Hayat Nehri"nden dökülen damlalardan yaratılmıştır. Bu yüzden suyun tabiatında, meleklerde olduğu gibi bir "sebat verme" ve "kuvvetlendirme" gücü vardır.

 

el-Mümit İsmi

Bu isim, yeryüzünde zuhur eden şeyleri var etmeye yönelmiştir.

Toprak, ilk yaratılan unsurdur. Sonra su, sonra hava, sonra gökler yaratıldı.

Yeryüzünü ayakta tutan yedi büyük veli (Bedel) vardır. Bu bedeller, yedi büyük peygamberin (İbrahim, Musa, Harun, İdris, Yusuf, İsa, Âdem) kalbi/maneviyatı üzerindedirler.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ KISMI

el-Aziz İsmi

el-Aziz ismi, madenleri var etmeye yöneldiğinde onlara bir "direnç" ve "korunmuşluk" (izzet) vermiştir.

 

Rezzak İsmi

er-Rezzak ismi, bir varlığın hayatının ve bekasının (devamlılığının) bağlı olduğu her şeyi ifade eder.

Rızık, hayatın bekasını sağlayan şeydir.

İsimlerin rızkı, kulu ve âlemi yönetmektir.

Bir şeyi tutmak onu sıkar ve kurutur. Bu yüzden âlemin tabiatında "sıcaklık ve kuruluk" baskındır.

Hayat, baskın olan özelliğin zıddına bağlıdır. Âlem sıcak ve kuru olduğu için, onu hayatta tutacak "ilaç" (rızık), onun zıddı olan soğuk ve yaş (su) özelliğidir.

 

el-Müzil İsmi

el-Müzil (Zelil kılan/Boyun eğdiren) ismi, hayvanların insana hizmet etmesini sağlar.

Toprak, Allah tarafından "zelil" (üzerine basılan, mütevazı) yaratılmıştır. Ancak bu zillet, aslında bir "izzet" barındırır; çünkü hayatın tüm bereketi bu boyun eğmiş topraktan çıkar.

 

Müzil ismi, evrendeki nizamı sağlayan en temel isimlerden biridir.

Allah birine bir ihtiyaç, diğerine ise o ihtiyacın ilacını vermiştir.

Âlemdeki tüm alışveriş, hizmet ve sosyal yapı karşılıklı "muhtaçlık ve zillet" ilişkisi üzerine kuruludur.

 

el-Kavi İsmi

el-Kavî (Güçlü) ismi, Melekleri yaratmaya yönelmiştir.

Yaratılmış âlemde kadından daha güçlüsü yoktur.

 

el-Latif İsmi

el-Latîf ismi (ince, nüfuz edici, gizli) ismi, Cinleri yaratmaya yönelmiştir.

 

Cinler "maric"ten (karışık ateş) yaratılmıştır. Bu ateşin latif yönü cinlere şekil değiştirme ve görünmezlik kazandırırken, unsuri yönü onları büyüklenmeye (İblis örneğinde olduğu gibi) itmiştir.

 

el-Cami (Toplayan) İsmi

el-Câmi (Toplayan) ismi, bütün hakikatleri kendinde topladığı için insanın yaratılışına yönelmiştir.

 

Güzel olan her şey Hakka nispet edilir.

Çirkin/Eksik görünen şeyler kula veya şeytana nispet edilir.

 

Gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim

Allah’ın "bilinmeyi istemesi", O'nun zatındaki isim ve sıfatların dışa vurma, yani zuhur etme arzusudur.

Allah’ı ancak O’nun suretinde olan bilebilir.

 

Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm

Sır hakkındadır.

 

İki Yüzüncü Bölüm

Vasıl hali hakkındadır.

Bir şeye tecelli eden Hak, ondan bir daha perdelenmez.

 

İki Yüz Birinci Bölüm

Fasıl hali hakkındadır.

"Fasl, umudun yitirilmesidir"

 

İki Yüz İkinci Bölüm

Edep hali hakkındadır.

Edep, hükmü yerli yerinin dışına çıkartmamaktır.

 

İki Yüz Üçüncü Bölüm

Riyazet hali hakkındadır.

 

İki Yüz Dördüncü Bölüm

Tahalli / Riyazet ( ح ile) (Süslenme) hakkındadır.

 

İki Yüz Beşinci Bölüm

Tahalli (Soyutlanma) hakkındadır.

 

İki Yüz Altıncı Bölüm

Tecelli hakkındadır.

 

İki Yüz Yedinci Bölüm

İllet hali hakkındadır.

İllet, sadece bir rahatsızlık değil, kulun asli vatanından (Allah'tan) uzaklaştığını hatırlatan bir ilahi alarmdır.

 

İki Yüz Sekizinci Bölüm

İnzi’âc (rahatsız olmak) hali hakkındadır.

İnziac, illetin sonucudur.

Kul, Allah'ın azametini idrak ettiğinde, O'nun hakkını asla tam olarak ödeyemeyeceğini anlar.

 

İki Yüz Dokuzuncu Bölüm

Müşahede hakkındadır.

Halk (yaratılmışlar) karanlıktır, Hak ise Nur’dur. Birini gördüğünüzde diğeri perdelenir.

 

İki Yüz Onuncu Bölüm

Mükâşefe hakkındadır.

Müşahede bir yoldur, mükaşefe ise o yolun sonundaki "anlam"dır.

 

ON SEKİZİNCİ SİFİR

İki Yüz On Birinci Bölüm

Levâih hakkındadır.

Levaih, sâlikin kalbine aniden doğan ve onda Allah hakkında yeni bir bilgi veya hal bırakan nurani parıltılardır.

 

İki Yüz On ikinci Bölüm

Telvîn hakkındadır.

"O her gün bir iştedir"

 

İki Yüz On Üçüncü Bölüm

Gayret hali hakkındadır.

Gayret (kıskançlık), Hakk’ın kendi birliğini koruması ve kulun Allah’tan başkasına (masivaya) yönelmesine engel olmasıdır.

 

İki Yüz On Dördüncü Bölüm

Hürriyet hali hakkındadır.

Sufiler için hürriyet, Allah’ın dışındaki her şeyden (masivadan) kurtulmaktır.

 

İki Yüz On Beşinci Bölüm

Latife ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

"Ruhumdan üfledim" ayetindeki o ruh, latif bir sırdır.

 

İki Yüz On Altıncı Bölüm

Fetihlerin ve sırlarının bilinmişi hakkındadır.

 

İki Yüz On Yedinci Bölüm

Resim, vesem (karakteristik/niteleme) ve sırlarının bilinmesi

 

İki Yüz On Sekizinci Bölüm

Özet ve hülasa olarak kabz ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz On Dokuzuncu Bölüm

Bast ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Yirminci Bölüm

Fena ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Fiillerden fena / Kulun kendi fiillerini görmekten vazgeçip, tüm fiillerin gerçek failinin Allah olduğunu müşahede etmesidir.

 

İki Yüz Yirmi Birinci Bölüm

Beka ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Beka, kulun Allah'ın her şeyi ayakta tutan (Kayyûm) olduğunu görmesi ve O'nunla kalıcı hale gelmesidir.

Fena, "aşağı" olandan (yaratıklardan) vazgeçmektir; Beka ise "üstün" olana (Hakk'a) mensup olmaktır. Fena bir kopuş, Beka ise bir birleşmedir.

 

İki Yüz Yirmi ikinci Bölüm

Cem’ ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Yirmi üçüncü Bölüm

Tefrika halinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm

Tahakkümün bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Yirmi Beşinci Bölüm

Ziyadelerin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Yirmi Altıncı Bölüm

İradenin bilinmesi hakkındadır.

Sıradan bir insan için irade "bir şeyi istemek" iken, sûfî için irade (müridlik), Allah’ı bilmeye duyulan özel bir niyet ve yönelimdir.

İrade, henüz var olmamış (madum) bir şeye yönelir.

İrade etmemeyi irade ediyorum

 

İki Yüz Yirmi Yedinci Bölüm

Murad halinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm

Müridin hali hakkındadır.

 

İki Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm

Himmet hali hakkındadır.

 

İki Yüz Otuzuncu Bölüm

Gurbet hakkındadır.

Sûfîler, kalplerini nerede bulurlarsa orayı vatan edinirler.

Gurbet, kalbini bulduğun yerdir.

 

İki Yüz Otuz Birinci Bölüm

Mekr hakkındadır.

 

İki Yüz Otuz İkinci Bölüm

İstilam hakkındadır.

 

İki Yüz Otuz Üçüncü Bölüm

Rağbet hakkındadır.

 

İki Yüz Otuz Dördüncü Bölüm

Rehbet’ hakkındadır.

Kaderden (Sabıka) korkmak en derin korkudur.

Sonuçtan değil, başlangıçtaki takdirde ne olduğundan korkarım

 

İki Yüz Otuz Beşinci Bölüm

Tevacüd hakkındadır, o da vecdi çağırmaktır.

 

İki Yüz Otuz Altıncı Bölüm

Vecd hakkındadır.

 

İki Yüz Otuz Yedinci Bölüm

Vücud hakkındadır.

 

İki Yüz Otuz Sekizinci Bölüm

Vakit hakkındadır.

 

İki Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm

Heybet hakkındadır.

 

İki Yüz Kırkıncı Bölüm

Ünsiyet hakkındadır.

 

İki Yüz Kırk Birinci Bölüm

Celalin bilinmesi hakkındadır.

Allah’ın erişilemezliğini ve yüceliğini ifade eder.

 

İki Yüz Kırk İkinci Bölüm

Cemal hakkındadır.

Allah’ın lütfunu ve sevgisini ifade eder.

 

İki Yüz Kırk Üçüncü Bölüm

Kemal hakkındadır.

 

İki Yüz Kırk Dördüncü Bölüm

Gaybet hakkındadır.

 

İki Yüz Kırk Beşinci Bölüm

Huzur hakkındadır.

 

İki Yüz Kırk Altıncı Bölüm

Sekr hakkındadır.

 

İki Yüz Kırk Yedinci Bölüm

Sahv hakkındadır.

 

İki Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm

İçmek hakkındadır.

 

İki Yüz Ellinci Bölüm

Kanma hakkındadır.

 

İki Yüz Elli Birinci Bölüm

Kanma’nın olmayışı hakkındadır.

Allah, Hz. Peygamber’e "Rabbim, bilgimi artır" demesini emretmiştir. Eğer bir sınır olsaydı, Allah "bilgini tamamla" derdi.

 

İki Yüz Elli ikinci Bölüm

Mahv hakkındadır.

 

İki Yüz Elli Üçüncü Bölüm

İspatın bilinmesi hakkındadır, o da adet hükümleri ve kavuşturucuların ispatıdır.

 

İki Yüz Elli Dördüncü Bölüm

Setrin bilinmesi hakkındadır, o da seni yok olmaktan gizleyen şeydir.

 

İki Yüz Elli Beşinci Bölüm

Mahk'ın -ki o, O'nun zatında fena olmandır- ve mahku'l-mahkın —ki o da O'nun zatında sabit kalmandır- bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Elli Altıncı Bölüm

İbdâr ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Maruf edatların kullanımından bahseder

 

İki Yüz Elli Yedinci Bölüm

Muhadaranın bilinmesi hakkındadır.

Muhadara ilahi isimlerle baş başa kalmaktır.

 

İki Yüz Elli Sekizinci Bölüm

Levami’in bilinmesi hakkındadır. Levami’, iki vakit veya daha yakın bir sürede tecelli nurlarından sabit olanlardır.

 

İki Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm

Hücum ve bevadihin bilinmesi hakkındadır Hücum, kişinin tasannuu olmadan vaktin geçmesiyle kalbe gelen şeydir

Bevadih ise ürkme yoluyla gaybten kalbe ansızın gelen şeydir

 

İki Yüz Altmışıncı Bölüm

Kurb’un bilinmesi hakkındadır. Kurb, itaatleri yerine getirmektir.

 

İki Yüz Altmış Birinci Bölüm

Bu’d’un bilinmesi hakkındadır.

Bu’d, muhalefette kalmaktır.

 

İki Yüz Altmış ikinci Bölüm

Şeriat’ın bilinmesi hakkındadır.

Şeriat, fiili kendine nispetle kulluğa bağlanmaktır.

 

İki Yüz Altmış üçüncü Bölüm

Hakikatin bilinmesi hakkındadır.

Hakikat, sıfatlarının eserlerini O’nun sıfatlarıyla olumsuzlamandır.

Kalbe gelen ilk düşünce her zaman doğrudur ve ilahidir. Yanılma, o düşünce üzerinde "tasavvur" ve "fikir" yürütmeye başlayınca ikinci mertebede ortaya çıkar.

 

İki Yüz Altmış Dördüncü Bölüm

Havatır’ın bilinmesi hakkındadır. Havatır, kalbe gelen şeydir.

Kalbe gelen düşünceler (hatıralar), Allah’ın kalbe gönderdiği hitaplardır.

 

İki Yüz Altmış Beşinci Bölüm

Varid’in bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Altmış Altıncı Bölüm

Şahid’in bilinmesi hakkındadır. Şahid, müşahede edenin suretinin müşahede edende kalmasıdır.

 

İki Yüz Altmış Yedinci Bölüm

Nefs’in bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Altmış Sekizinci Bölüm

Ruhun bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm

Bölümde geniş bir şekilde ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve hakke’l-yakin açıklanmıştır.

 

10. Cilt

ON DOKUZUNCU SİFİR

İki Yüz Yetmişinci Bölüm

Muhammedi münacatta geçen kutup ve iki imamın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Kutub, vaktin tek hakimidir ve Allah’ın "el-Câmi" (Toplayan/Birleştiren) isminin mazharıdır.

Kutub’un sağında ve solunda yer alan iki imam, kâinatın sevk ve idaresinde yardımcıdırlar.

İmamlardan biri (sağdaki imam Abdurrab) âleme şefkatle bakar, günahkarlar için ağlar. Diğeri (soldaki imam Abdülmelik) güç ve kahır sahibidir. Kötülükleri def eder.

 

İki Yüz Yetmiş Birinci Bölüm

Muhammedi münacattan sabah vakti kavmi hamd eder menzilinin bilinmesi hakkındadır. Bu ayni zamanda emniyet menzillerindendir.

Kötülük müstakil bir varlık değil, kemalin (mükemmelliğin) olmayışıdır. Yani ışığın olmadığı yere karanlık denmesi gibi, iyiliğin eksikliğine kötülük denir.

 

İki Yüz Yetmiş ikinci Bölüm

Tevhidin tenzihinin bilinmesi hakkındadır.

De ki: O, Allah'tır, birdir

Normalde bir zamir (o), daha önce zikredilmiş bir isme döner. Ancak İhlas Suresi'nde "O" (Hüve) zamiri, hiçbir isim zikredilmeden gelir.

Bu durum, "O"nun herhangi bir tanıma, isme veya yaratılmışların bilgisine muhtaç olmayan "Mutlak Gayb" (Hüviyet) olduğunu gösterir.

 

Ahadiyet (mutlak birlik) makamı kulu kabul etmez; çünkü orada kulun varlığından eser kalmaz.

Vahidiyet (Vahdet/Sıfatların Birliği) İsim ve sıfatların tek bir merkezde (Allah isminde) toplanmasıdır. Kul, Rabbiyle bu makamda (rablik ilişkisiyle) bağ kurabilir.

 

İki Yüz Yetmiş üçüncü Bölüm

Musevi alemden nefis ve hevanın helakinin bilinmesi hak-kındadır.

 

İki Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm

Musevi alemden belirlenmiş ecelin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm

Musevi makamdan putlardan teberri etmenin bilinmesi hakkındadır. Bu yedi emir menzilindendir.

Akıllar kendi başlarına gerçeği bulamazlar. Eğer akıl kendi doğasıyla gerçeği bulsaydı, her akıllı insan aynı sonuca varırdı.

 

Müşrik / Kendi arzusunu Allah'a ortak koşar.

 

İki Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm

Muhammedi makamdan havuz menzili ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Suyun rengi kabının rengidir

Herkes Allah'ı ancak kendi kapasitesine ve "kabına" göre tanır.

 

İki Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm

Musevi makamdan yalanlama ve cimriliğin ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm

Musevi ve Muhammedi makamdan ülfet makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Aşk, ruhun doğa (beden) üzerindeki otoritesidir.

 

İki Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm

Muhammedi makamdan itibar menzilinin ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Sekseninci Bölüm

Musevi makamdan bana ne makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

En büyük azap, hakikati bilme imkânını kaçırmaktır.

 

İki Yüz Seksen Birinci Bölüm

Muhammedi mertebeden toplanma menzilinin ve birin topluluğun yerine ikamet etmesinin bilinmesi hakkındadır.

Kalbiniz malınızın olduğu yerdedir

 

İki Yüz Seksen ikinci Bölüm

Musevi mertebeden illileri ziyaret etme menzilinin ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Seksen Üçüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden kavasım (kırıcılar/öldürücüler) menzilinin ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Seksen Dördüncü Bölüm

Muhammedi makamdan değerli komşuluk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Seksen Beşinci Bölüm

Cansızların münacatının menzilinin bilinmesi

Tecelliler O’nun hakikatinin nurlarıdır.

 

İki Yüz Seksen Yedinci Bölüm

Muhammedi mertebeden samedâni tecelli menzilinin ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.

Kulun söylediği her "iyi" kelimeden bir rahmet meleği, her "kötü" sözden bir intikam meleği yaratılır.

 

İki Yüz Seksen Sekizinci Bölüm

Musevi mertebeden ilk tilavet mertebesinin bilinmesi hakkındadır.

 

YİRMİNCİ SİFİR

İki Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm

Musevi mertebeden kendisinden önce bilginin bulunmadığı ümmî bilginin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Doksanıncı Bölüm

Musevi mertebeden nimetleri takrir menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Doksan Birinci Bölüm

Muhammedi mertebeden dördüncü felek olan zamanın başlangıcının bilinmesi hakkındadır.

Her varlık türünün bir "başlangıcı" var ve bu başlangıç, o şeyin özüdür.

Varlığın Başlangıcı: İlk Akıl (Akl-ı Evvel).

Zamanın Başlangıcı: Heyulanın (saf madde) sureti kabul etme anı.

Feleklerin Başlangıcı: Kürsî.

İnsanın Başlangıcı: Hz. Âdem (dünya hayatı için) ve Muhammedî Hakikat (ruhsal boyut için).

 

İki Yüz Doksan ikinci Bölüm

Musevi mertebeden gayb alemi ile şahadet aleminin ortak- ilk menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Bilmemek ve bilmediğini de bilmemek "katmerli karanlıktır."

 

İki Yüz Doksan Üçüncü Bölüm

Musevi mertebeden şahadet aleminin varlığının ve gayb aleminin zuhurunun sebebinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Doksan Dördüncü Bölüm

Musevi mertebeden Mekki Muhammedi menzilin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Doksan Beşinci Bölüm

Muhammedi makamdan yüce sayıların menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Doksan Altıncı Bölüm

Musevi mertebeden ahiret hayatında saadet ehlinin sıfatlarının şeka ehline intikal menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Doksan Yedinci Bölüm

Muhammedi mertebeden en yüce mertebede insanî letafet tesviyesinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Doksan Sekizinci Bölüm

Muhammedi mertebede ulvi âlemden zikir menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

İki Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm

Muradî Muhammedi mertebede, Süryânî makamdan müminlerin azabı menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüzüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden ulvî âlemin bölünün esinin men-zilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Birinci Bölüm

Nimet ehliyle azap ehli arasında taksim edilmiş kitabin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Surelerin başındaki Besmele, varışın ve nihayetin rahmet olduğuna bir delildir.

Tövbe Suresinin başında Besmele olmaması, müşriklerden "yüz çevirme" (teberri) ile rahmetin yan yana gelmemesi içindir. Ancak bu bile bir tenzih (arındırma) olduğu için aslında arka planda bir hayra hizmet eder.

 

Üç Yüz ikinci Bölüm

Muhammedi, Musevi ve İsevî mertebeden en yüce alemin gidişinin ve en aşağı alemin varlığının menzilinin bilinme؛ hakkındadır.

 

Üç Yüz Üçüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden Cebraili arif in menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Dördüncü Bölüm

Musevi makamda zenginliğin fakirliğe tercih ve İsevî mertebeden fakirliğin zenginliğe tercih menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Beşinci Bölüm

Muhammedi mertebeden sufîlerin kalplerine hallerin peş peşe geliş menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Akıl bağlar, kalp başkalaşır

Akıl, varlığı sabit bir kalıba sokmaya çalışır

"Akıl" kelimesi bağı/kementi ifade eder

 

İnsanın Arş’ta, Kürsî’de, Heyula’da, Doğada, Nefiste ve Akılda (Kalem ve Levha) birer sureti vardır.

 

11. Cilt

YİRMİ BİRİNCİ SİFİR

Üç Yüz Altıncı Bölüm

Musevi mertebeden Mele-i A’lâ’nın çekişmesinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

İnsan günah işlediğinde el-Muntakim (İntikam Alan) ismi tecelli ederek bir bela gönderir. Ancak kul kefaret (örtücü amel) işlediğinde, el-Gaffar ismi devreye girerek bu belanın kula ulaşmasını engeller.

 

Mele-i A’lâ’nın tartışması

Kefaretler hakkında tartıştılar. Tartışmaları, insanın hangi amelinin daha üstün olduğunu (Allah'a hangisinin daha sevimli geleceğini) merak etmelerinden kaynaklanır. Bu tartışma yeryüzündeki tüm görüş ayrılıklarının semavi kökenidir.

 

Üç Yüz Yedinci Bölüm

Musevi-Muhammedi mertebeden meleklerin Muhammedi durağa iniş menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

İlahi emir, kaynağında tek ve bölünmez bir kelimeyken, aşağı doğru indikçe geçtiği her durakta o durağın "elbisesini" giyer.

Bilgi önce Akıl'dan Nefs'e (Levh-i Mahfuz) geçer.

Emir, Arş'ta ilk yaratılış birliğine bürünür, Kürsî'de ise "bölünmeye" ve tafsilata hazır hale gelir.

Emir yedinci gökten dünya semasına inerken, beraberinde bütün feleklerin ve yıldızların güçlerini getirir.

Muhakkik arifler, bir emrin yakın gökten (dünya semasından) ayrılıp yeryüzünde fiziksel bir hadiseye dönüşmesi için geçen sürenin yaklaşık üç yıl olduğunu müşahede ederler. Gelecekten haber verenlerin (ariflerin, kâhinlerin) sırrı, henüz yeryüzüne inmemiş ama havada/felekte asılı duran bu "emir suretlerini" görmeleridir.

 

Üç Yüz Sekizinci Bölüm

Muhammedi mertebeden külli alemin karışma menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Dünyada inşa ettiğin manevi yol, kıyamette cehennem üzerine çekilen bir köprüye dönüşür.

 

Üç Yüz Dokuzuncu Bölüm

Muhammedi mertebeden Melamiyye menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Onuncu Bölüm

Musevî mertebeden ruhanî çan sesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz On Birinci Bölüm

Muhammedi mertebeden gaybi özel yaratılışların bilin- m esi hakkındadır.

 

Üç Yüz On İkinci Bölüm

Muhammedi mertebeden vahyin velilerin kalplerine inme keyfiyeti ve bu konuda onların şeytanlardan korunma menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Allah bir velisine bir hakikati bildirmek istediğinde o velinin henüz varlığa çıkmadan önceki sabit hakikatine (ayn-ı sâbite) tecelli eder.

Veli, bu tecelliyi salt bir müşahede (görmek/hissetmek) yoluyla alır. Bu bilgi henüz "düşünce" aşamasına inmeden, doğrudan hakikat düzeyinde gerçekleştiği için şeytanın buraya müdahale etme şansı yoktur.

 

Üç Yüz On Üçüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden Nuh ve ağlama menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Hz. Nuh (Resullerin Babası): Şeriat ve hukuk yükümlülüğü getiren ilk elçidir (Resul). Ondan öncekiler (İdris gibi), bağlayıcı bir yasa getirmeyen "nebi" mertebesindeydi.

 

Üç Yüz On Dördüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden meleklerin, nebilerin ve velilerin dereceleri arasındaki fark menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz On Beşinci Bölüm

Muhammedi mertebeden azabın zorunluluğu menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz On Altıncı Bölüm

Bu bölümde namaz kılanların halleri açıklanmıştır.

 

Üç Yüz On Yedinci Bölüm

İbtila ve bereketlerinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz On Sekizinci Bölüm

Muhammedi olan ve Muhammedi olmayan şeriatın nefsani gayelerle nesh edilmesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz On Dokuzuncu Bölüm

Nefsin şeriatın yönlerinden birisinin kaydından başka bir şekilde kurtulma menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yirminci Bölüm

İki kabzanın teşbihinin ve birbirinden temyiz edilmelerinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yirmi Birinci Bölüm

Muhammedi mertebeden şahadet alemiyle gayb alemi arasındaki farkın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yirmi İkinci Bölüm

Muhammedi mertebeden Hakk'ı halka satan kiminin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden müjdeleyicinin müjdelenen verdiği müjdenin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm

Asımiyye mertebesinden bazı ilahi mertebelerde kadınların ve adamların toplanma menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yirmi Beşinci Bölüm

Muhammedi mertebeden Kur’ân menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

YİRMİ İKİNCİ SİFİR

Üç Yüz Yirmi Altıncı Bölüm

Muhammedi-Musevi mertebeden muhavere ve münazaa menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Âlemdeki zıtlıkların ve çatışmaların kaynağı ilahi isimlerdir.

 

Üç Yüz Yirmi Yedinci Bölüm

Muhammedi mertebeden med ve nasif menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm

Muhammedi mertebeden, ayrıştırma halinde mürekkep varlıkların basit varlıklara dönüşmesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm

Muhammedi mertebeden nimetler ilminin ve belaya hasretmenin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Otuzuncu Bölüm

Muhammedi mertebeden, dolunay ve hilal gibi ayin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Kaza / Allah'ın eşya hakkındaki genel ve mutlak hükmüdür.

Kader / O hükmün, belirli bir zamanda, belirli bir miktar ve ölçüyle (El-Mukit ismiyle) rızık gibi indirilmesidir.

 

Üç Yüz Otuz Birinci Bölüm

Muhammedi-Ademi mertebeden görme ve üzerindeki kuvvet, sarkma, terakki, telakki ve tedelli menzilinin bilinmesi

 

Üç Yüz Otuz ikinci Bölüm

Musevi mertebeden Muhammedi makam sahipleri için ilahi koruma menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Otuz Üçüncü Bölüm

'Eşyayı senin için, seni kendim için yarattım; kendim için yarattığımı kendisi için yarattığım yoldan çıkarmasın' Menzilinin Musevî Mertebeden Bilinmesi

Âlemdeki tüm varlıklar kendileri için belirlenen makamda sabitlenmiş ve zillet (muhtaçlık) üzere yaratılmıştır.

 

Üç Yüz Otuz Dördüncü Bölüm

Musevi mertebeden madumun yenilenmesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Otuz Beşinci Bölüm

Muhammedi ve Musevi mertebeden uhuvvet (kardeşlik) menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Otuz Altıncı Bölüm

Muhammedi mertebeden bitkilerin bütün zamanlarda vaktin sahibi olan kutba biat etmelerinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Arapça "şecer" (ağaç) kelimesi ile "teşacür" (çatışma/tartışma) aynı kökten gelir. İnsan, zıt unsurlardan (su, ateş, toprak, hava) yaratıldığı için doğası gereği bir "tartışma ve çatışma" mahalli olan bir "ağaç"tır.

Hz. Âdem'e yasaklanan ağaç aslında "kendi hevâsı"dır. Yani çatışma ve muhalefet bölgesine yaklaşmaması emredilmiştir.

 

Üç Yüz Otuz Yedinci Bölüm

Musevi mertebeden alemin bir kısmıyla beraber Muhammed'in (s.a.) menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Otuz Sekizinci Bölüm

Muhammedi mertebeden Sevik Akabeleri menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Sevîk Akabeleri / Sarp yokuşlar ayakların sabit kalmadığı, kaygan zeminli yer anlamına gelir.

Resulullah, "O gün Allah'ı bugün bilmediğim isimlerle överim" buyurur. Bu isimler, cennetteki her bir nimetin arkasındaki gizli ilahi isimlerdir.

Bu, kulun dünyadayken hayal bile edemeyeceği bir marifet (tanıma) düzeyidir.

 

Üç Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm

Muhammedi mertebeden hakikatin önünde şeriatın boyun eğmesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Kırkıncı Bölüm

Hz. Peygamberin ibn Sayyâd'a Duhân Suresi'ni gizlemesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Kırk Birinci Bölüm

Sırlarda taklit menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

12. Cilt

YİRMİ ÜÇÜNCÜ SİFİR

Üç Yüz Kırk İkinci Bölüm

Musevi mertebeden vahyin mertebelerinden tek bir mertebenin topladığı üç sırdan ayrılmış iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Bir meselede iki âlim tartışıyorsa, aslında biri Allah'ın el-Hâdî (Hidayet veren) isminin, diğeri el-Mudill (Saptıran) isminin veya başka zıt isimlerin hükmü altındadır.

 

Üç Yüz Kırk Üçüncü Bölüm

Bütün mülkün hamd mertebesinden vahyin tafsilindeki iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

el-Müdebbir: Varlıkları henüz dış dünyada yokken Allah'ın ilminde "toplu" (cem) halde düzenleyen isimdir. Hak eden her varlığa ne verileceğini o belirler.

 

el-Mufassıl: İlahi huzurdaki bir "meclis amiri" gibidir. Müdebbir'in belirlediği o toplu planı alır ve her varlığı kendi özel makamına, menziline ve zamanına yerleştirir. Varlık, bu isimle "ayrışır" ve belirginleşir.

 

Üç Yüz Kırk Dördüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden mağfiretin sırlarından iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Kırk Beşinci Bölüm

Dinde İhlasın sırrı, din nedir, şeriata niçin din denmiştir, Hz. Peygamberin adeten hayrı söylemesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Kırk Altıncı Bölüm

Muhammedi mertebeden bir arifin doğru söylediği ve nurunun bu menzil yönünden nasıl çıktığını gördüğü bir sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Kırk Yedinci Bölüm

İlahî indiyyet ve Allah’ın katında ilk saffın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Namazda safları sıklaştırmak, meleklerin Allah katındaki dizilişine benzemektir. Bu diziliş, bir disiplin değil, bir "oluş" (tecelli) meselesidir.

Allah, namaz kılanlara "Birliğin Toplamı"nda tecelli eder. Bu yüzden her cemaat ferdi, kendi bilgisi ve kalbi ölçüsünde Rabbiyle konuşur.

 

Üç Yüz Kırk Sekizinci Bölüm

Cem’ ve vücud kalbinin sırlarından iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm

Muhammedi mertebeden kapının açılması ve kapanması ve her ümmetin yaratılması menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Ellinci Bölüm

Muhammedi mertebeden Rab isminden manaların gözlerinden örtünün kaldırılması ve istidamın tecellisinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Allah’ın yetmiş bin nur ve karanlık perdesi vardır

Eğer bu perdeler kalksaydı, Allah’ın Zât nurları (Sübühat-ı Vech) mahlukatı yakıp yok ederdi.

Bilgisizlik / bazen koruyucu perdedir.

 

Üç Yüz Elli Birinci Bölüm

Muhammedi gayret mertebesinden Vedud isminden nefis ve ruhların sıfatlarda ortaklık menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Ahirette insanın batını (iç dünyası) sabit bir suret olur; zahiri (dış görünüşü) ise hızla değişir.

Yazı âlemi, bilginin korunma yeridir.

 

Üç Yüz Elli İkinci Bölüm

Muhammedi mertebeden tılsımlı, tasvir edici, yönetici üç sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

İnsanın hakikate ulaşmasını engelleyen üç temel tılsım

Akıl / Fikir

Hayal

Âdetler (Alışkanlıklar)

 

YİRMİ DÖRDÜNCÜ SİFİR

Üç Yüz Elli Üçüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden menzilin sebebini bilmeye ve hakkını ifa etmeye işaret eden üç hikmetli, tılsımlı sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Elli Dördüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden uzak Süryani menzilin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Elli Beşinci Bölüm

Yolların bilinmesi, ibadet arzı ve genişliği ve Allah'ın “Ey iman eden kullarım! Benim arzım geniştir, sadece bana ibâdet ediniz” sözünün menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Ruhlar, cisimlerden yaratılmıştır.

Diriliş, cehalet perdesinin kaldırılmasıyla keşfetmektir

 

Yüz Elli Altıncı Bölüm

Muhammedi mertebeden gizlenmiş Üç sırrın, ilahi edep, nefsi ve tabii vahiydeki Arabi sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Elli Yedinci Bölüm

İlahi mertebeden evcil hakanlar menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Elli Sekizinci Bölüm

Nurları farklı üç ayrı nur, kaçma, korkutma ve haberlerin doğrusu sırrının menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

İnsan, Allah'ın tüm isimlerinin (Esmâ-i Hüsnâ) yeryüzündeki halifesidir.

İlahi isimler, manaları yönüyle Allah'ı, suretleri ve tezahürleri yönüyle insanı gösterir.

 

Üç Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm

Muhammedi mertebeden “seni kastediyorum ey komşu duy" menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Hakikatler:

“iki misil, iki beyaz ve iki siyah gibidir. Tanım ve hakikat ikisini de kapsar, iki zıt, beyaz ve siyah, güzel ve çirkin gibidir. İki hilaf tek bir varlıkta renk ve tat gibidir.

Zikredilen bu üç kavramdan her birinde bütünün hükmü vardır.

 

Üç Yüz Altmışıncı Bölüm

Övülen karanlıklar ve görülen nurların menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Yaratılış, nurla karanlık arasında bir berzahtır.

 

Üç Yüz Altmış Birinci Bölüm

Muhammedi mertebeden takdirde Hak ile ortaklık menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Altmış İkinci Bölüm

Kalp ve yüz, parça ve bütün secdesinin menzilinin bilinmesi hakkındadır. Bu iki sücûd ve iki secde menzilidir.

 

13. Cilt

YİRMİ BEŞİNCİ SİFİR

Üç Yüz Altmış Üçüncü Bölüm

Kendisinden daha aşağıda bulunan ve kendisini tanımayan arifin halinin menzilinin bilinindi hakkındadır.

 

Üç Yüz Altmış Dördüncü Bölüm

Bilenin dünya ve ahirette rahatlık ve ilahi gayrete kavuştuğu iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Allah Zatıyla her şeyden müstağnidir (ihtiyaçsızdır). Ancak Esma-i Hüsna (Güzel İsimler), tecelli etmek için bir mahale (âleme) ihtiyaç duyar. "Rezzak" isminin rızık vereceği bir varlık, "Muntakim" isminin intikam alacağı bir suçlu gerekir.

Âlem, ilahi isimlerin eserlerinin zahir olduğu aynadır.

 

Üç Yüz Altmış Beşinci Bölüm

Muhammedi mertebeden hali ve makam alemlere gizlenen kimseye rahmet mertebesinde ulaşan sırların menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Ölüm, bir varlığın yok olması değil, yöneten (ruh) ile yönetilen (beden) arasındaki "nispetin" ayrılmasıdır.

 

Üç Yüz Altmış Altıncı Bölüm

Resûlullah’ın müjdelediği ahir zamanda ortaya çıkan Mehdi’nin vezirlerinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Bir kişi makama atanırken, nefsi ile mertebesi arasında denge aranır. Eğer kişinin bilgisi şehvetinin ve arzusunun altında ezilmişse, o kişi "bilse bile" adil olamaz.

 

Üç Yüz Altmış Yedinci Bölüm

Onu kabul edeceklerin azlığı ve kavramada zihinlerin yetersizliği nedeniyle muhakkiklerden hiç kimsenin keşfedemediği beşinci tevekkül menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Altmış Sekizinci Bölüm

Geldi, gelmedi gibi fiillerin ve tek emir mertebesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm

Cömertlik hazineleri anahtarlarının menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Kendini yetiştirmemiş insanın aynası paslı ve kirlidir; o aynada hakikat tecelli etmez

 

YİRMİ ALTINCI SİFİR

Allah, kulunu unutarak veya hata ederek yaptığı şeylerden sorumlu tutmaz. Bu, ilahi rahmetin bir sonucudur. Ancak kişi kasti olarak gafleti sürdürür ve Allah’ın emirlerini savsaklarsa sorumlu olur.

 

Allah Adem’e "ağaca yaklaşma" demişti. İblis, Adem’in bu yasağa sadık kalacağını bildiği için ona ağaca yaklaşmayı değil, meyvesinden yemeyi (ebedilik vaadiyle) teklif etti.

 

Marifetullahın Dört Yolu

Teorik Düşünce (Nazar): Delillerden hareketle Allah'a ulaşanlar. (Filozoflar ve kelamcılar).

Haber/Rivayet: Sadece Kur'an ve Sünnet'teki lafızlara bağlı kalanlar. (Eş'ariler ve Selefiler).

Takva ve Furkan: Allah'tan korkup sakınanlara verilen "Furkan" (doğruyu yanlıştan ayıran nur) ile bilenler. En üstün yol budur.

Doğrudan Vergi (Vehbi İlim): Herhangi bir delil veya şüphe olmaksızın nur ehli olarak doğrudan Allah'tan alanlar.

 

Akla güvenenler, Allah'ı zihinlerinde belli bir kalıba sokarlar. Allah onlara o kalıbın dışında tecelli ettiğinde O'nu tanıyamaz ve reddederler.

 

Üç Yüz Yetmişinci Bölüm

Muhammedi mertebeden artma ve var ilk ve değişme sırlarından bir ve iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Allah birine hidayet ederse göğsünü İslam’a açar (bast), saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi daraltır (kabz). Bu zıtlıklar varlığın devamı için zorunludur.

 

İnsan seçimlerinde özgür görünse de, aslında Allah'ın belirlediği iki nitelik (sevgi ve gazap) arasında hareket eder.

 

Alemdeki her istek aslında o şeyin kendi zatından kaynaklanır. İnsan, bir şeyi arzuladığında aslında o arzunun gerçekleşmesi için kullanılan bir "hizmetçi" gibidir. İnsanlar, arızi (gelip geçici) isteklerle perdelendikleri için bu zati hakikati göremezler.

 

Üç Yüz Yetmiş Birinci Bölüm

Muhammed ümmetine vasiyet edilen bir ve üç sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Allah’ın "bilinmeyi istemesi" ve mahlukata duyduğu "muhabbet" bir rahmet doğurur. Böylece rahmani nefes (Yaradılışın ham maddesi) içinde tüm varlık potansiyelini barındıran nurani bir buhar, Amâ oluşturur.

 

Amâ (Bulut) tüm suretlerin içinde şekillendiği ilahi nefes. Varolan her şey, Amâ içinde şekil, suret, cisim kazanıyor. O her ne ise, helak olduğunda geriye Amâ kalıyor. Bu durumda varlığın hakikati olarak tanımlanmış oluyor.

 

Amâ, Hakk'ın varlığının içine yerleştiği ilk "zarf" (kap) hükmündedir. Nasıl ki müminin kalbi Allah'ı sığdırabiliyorsa, evrenin kalbi de Amâ'dır.

Amâ cevherinden ilk olarak ruhlar belirir.

İlk Akıl üzerine ilahi nur vurduğunda, ondan bir "gölge" uzar.

Bu gölge, evrensel ruhu / Külli nefsi / Levh-i Mahfuz'u temsil eder.

İlk Akıl ile gölgesinin (Nefs) birleşmesinden Arş ortaya çıkar.

Allah, Arş'ın üzerine "Rahman" ismiyle istiva etmiştir (yerleşmiştir).

Arş, tüm evreni (Kürsü, gökler, yerler) içine alan, içi boş ve kuşatıcı bir yapıdır.

Arş’ın dört ana direği vardır. Dünyada bu yükü dört büyük melek/hakikat taşırken, kıyamette bu sayı sekize çıkacaktır.

Arş’ın dört ana ayağı; rahmet, şiddet, kahır ve bunların karışımından oluşan dengeleri temsil eder.

Arş'ta tek olan "Rahmet kelimesi", Kürsü’ye indiğinde ikiye ayrılır.

İki Ayak (Kademeyni)

İki ayak, Allah’ın "Emir" ve "Nehiy" (buyruk ve yasak) sıfatlarını temsil eder. Artık burada ikilik ve imtihan başlar.

Kürsü'nün ortasında yaratılan Atlas feleği, evrenin yönetim merkezidir.

Her burçta sabit bir melek (vali) bulunur.

Burçlar 12 tanedir çünkü evrenin 3 temel menzili (Dünya, Berzah, Ahiret) ve Arş'ın 4 direği vardır.

Her burçta 30 hazine (derece) bulunur.

Bu hazinelere "konuk olan" gezegenler ve ruhlar, orada kalış sürelerine göre ilim tahsil ederler.

Diğer cennetleri melekler inşa ederken, Adn Cenneti'ni ve içindeki Tuba Ağacı'nı bizzat Allah "eliyle" (vasıtasız) dikmiştir. Tuba’nın dalları tüm cennetlere uzanır.

Tuba Ağacı, cennetin "canlı" ve "ruhani" ana dokusudur.

Tuba Ağacı, tıpkı Hz. Adem ve Hz. Meryem gibi kendisine "ruh üflenmiş" bir varlıktır.

Yeryüzü yedi tabaka halinde yaratılmış, her birinin üzerine bir gök kubbesi oturtulmuştur.

Her gök katında belli bir yıldız/gezegen bulunur ve bunlar sürekli "yüzerler" (seyrederler): Ay (Yakın Sema), Utarit (Katip), Zühre, Güneş, Merih (Ahmer), Müşteri (Behram), Zuhal (Mukatil)

Mümin ve muvahhit insan, göğü yeryüzüne düşmekten koruyan bir "direk" hükmündedir.

"Allah, Allah" diyen tek bir insan kaldığı sürece kıyamet kopmaz.

 

Evrenin yönetim ve detaylandırma süreci iki temel isimle yürütülür:

el-Müdebbir (Yöneten): Makro düzeydeki organizasyon.

el-Mufassıl (Ayrıntılandıran): Mikro düzeydeki farklılaşma.

 

Bu isimlerin alt dalları olarak el-Cevad (Cömert) ve el-Muksit (Adil) isimleri belirir. Dünya-Ahiret, Cennet-Cehennem, Sıkıntı-Rahatlık gibi tüm "çift yaratılmış" zıtlıklar bu iki ismin tecellisidir.

 

Gök katlarının özellikleri

Zuhal (Satürn)

Hz. İbrahim / Dağlar, hüzün, derinlik, karanlık sırlar.

 

Müşteri (Jüpiter)   

Hz. Musa / Adalet, mutluluk, ibadetlerin sırrı, beyaz atlar.

 

Merih (Mars)

Hz. Harun & Yahya / Savaşlar, fitneler, mezheplerin korunması, keskin deliller.

 

Güneş           

Hz. İdris / Aydınlık, kâmil mertebeler, şifalı sözler, yüce mekan.

 

Zühre (Venüs)

Hz. Yusuf / Güzellik, cemal, sanat, heybet, arzulu duyuş.

 

Utarit (Merkür)

Hz. İsa / Vehim, vahiy, ilham, matematiksel istinbat, fikirler.

 

Kamer (Ay) 

Hz. Adem / Değişim, eksiklik-fazlalık, kazanç, hadis (sonradan olan) âlemi.

 

Üç Yüz Yetmiş İkinci Bölüm

Muhammedi mertebeden sana ait olmayan şeyle kendini övmen ve bunda Hakk’ın seni şereflendirmek amacıyla sana icabet sırrının ve iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dünyadaki her söz ve olay bir "tevil"e muhtaçtır. Çünkü görünen her şey, aslında arkasındaki bir hakikatin hayalî bir suretidir.

 

14. Cilt

YİRMİ YEDİNCİ SİFİR

Üç Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden mertebesi inayetle alemden üstün olan hikmetli suda ortaya çıkan üç sırrın ve sureti değişse de alemin ebedi olarak kalmasının menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Hikmet her şeye yaratılışındaki hakkını verir.

 

Üç Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm

Muhammedi mertebeden rüya ve riya menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Eğer biri bir doğruyu söyler de reddedildiğinde içi daralır ve pişmanlık duyarsa, o kişi Allah adına değil kendi adına konuşmuştur.

Gerçek bir "varis", sözü dinlense de öldürülse de içinde keskin bir nur görür ve pişmanlık duymaz.

 

Üç Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm

Muhammedi mertebeden hayali benzerliğin, hakikat ve karışım aleminin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Münafıklar "iman ettik" dedikleri için değil, buna "biz alay edicileriz" sözünü ekledikleri için cezalandırılırlar.

 

Üç Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm

Hikmet mertebesinden dostlarla düşmanları bir araya getiren menzilin bilinmesi hakkındadır.

Dünyada doğru bilgiye sahip olup ona kuşku bulaştıran veya amelsiz kalan "âlim", cehennem ehlidir.

 

Üç Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm

Kıyam, doğruluk, şeref, inci ve surelerin sadelerinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm

İlahi mertebeden behimi ümmetin, ihsanın, üç ulvi sırrın, sonradan gelenin öne alınmasının, önce gelenin sona bırakılmasının menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm

Hall ve akd, ikram ve ihanet, duanın haber verme tarzında meydana gelmesinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.

Peygamber’in kıldığı 11 rekât vitir namazı

 

Üç Yüz Sekseninci Bölüm

Muhammedi makamdan alimler peygamberlerin varisleridir menzilinin bilinmişi hakkındadır.

 

Resulü Ekrem’e sevdirilen üç şey; kadın, güzel koku, namaz

Kadın: Arş’a (yüceliğe) giden bir vuslat kapısıdır. Varlığın türeyişindeki "doğurganlık" ve "rahmet" ilkesinin insandaki tezahürüdür.

Güzel Koku: Kokudaki sır Allah’ın "Ol" emriyle yayılan bir nefestir. Ünsiyet (dostluk) nefesleridir. Mekânın ruhunu ve atmosferini belirleyen, görünmez ama hissedilen "öz"dür.

Namaz: Göz aydınlığıdır. Namaz, kul ile Allah arasındaki perdelerin kalktığı, karşılıklı konuşmanın (münacat) ve görmenin (müşahede) birleştiği makamdır. Namaz "ikiye bölünmüş" bir yapıdır: "Kulumla benim aramda..." Biri olmadan diğeri tanımlanamaz.

 

Üç Yüz Seksen Birinci Bölüm

Tevhid ve cem menzilinin bilinmişi hakkındadır.

 

Üç Yüz Seksen İkinci Bölüm

Hatemlerin, ilahi gelinlerin sayısı, yabancı, Musevi ve gerekli sırlar menzilinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Seksen Üçüncü Bölüm

Muhammedi büyüklükleri kendisinde toplayan büyüklük menzilinin bilinmesi hakkındadır.

"La havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim" cümlesi, meleklere verilmeyip sadece Hz. Adem'e ve soyuna verilen özel bir hazinedir. Bu sözü ilk söyleyen, o hazinenin "mahalli" (kaynağı) olur, sonradan öğrenenler ise "vârisi"dir.

 

Şeytan insana dört yönden (ön, arka, sağ, sol) saldırır. Allah da bu dört yönü korumak için "Evtad" denilen dört büyük veliyi (direkleri) görevlendirmiştir.

Allah sağa "er-Rab", sola "el-Melik", öne "er-Rahman" ve arkaya "er-Rahim" isimlerini ordu olarak yerleştirmiştir.

 

YİRMİ SEKİZİNCİ SİFİR

Üç Yüz Seksen Dördüncü Bölüm

Hitabi münazelelerin bilinmesi hakkındadır.

"Münazele", sözlük anlamıyla iki kişinin aynı anda aşağı inmesi demektir.

Allah'ın kullarına tecelli ederek yaklaşması / Kulun manevi mertebelerde yükselmesi… Hak ile Kulun bu yolculukta karşılaştıkları noktaya "Münazele" denir.

 

Üç Yüz Seksen Beşinci Bölüm

"Değersiz olan galip gelir" ve "büyüklenen men edilir" münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

Âlemdeki her zerre Allah’ın bir "şiarı" (işareti) ve isminin tecellisidir. Bir varlığı küçümsemek, onu yaratan "el-Hâkim" ismini ve o varlıktaki hikmeti küçümsemek anlamına gelir.

 

Üç Yüz Seksen Altıncı Bölüm

"Şah damarı" ve "beraberliğin eyniyyeti” münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

Allah'ın "Biz" demesi isimlerin çokluğuna, "Ben" demesi ise tekliğine işarettir.

 

Üç Yüz Seksen Yedinci Bölüm

Büyüklük tevazusu münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Seksen Sekizinci Bölüm

Meçhul bir münazelenin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm

Varlığın bana, varlığım sana münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

Kulun gıdası Allah'tır (varlık kaynağı)

Allah'ın isimlerinin gıdası da bu isimlerin üzerinde tecelli edeceği kulun fiilleridir.

 

Üç Yüz Doksanıncı Bölüm

Bu bölümde, zamanın mahiyetini ve felekî günlerin hesaplanması konusunu incelemiştir.

 

Üç Yüz Doksan Birinci Bölüm

Sual ayaklarının üzerinde sabit kalmadığı akışkan yol münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Doksan İkinci Bölüm

Bu münazelede, ahirette rahmetin umumiliğini incelemiş, rahmetle ilgili ayet ve hadisleri açıklamıştır.

"Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu"

İnsan Allah'ın eşyadaki hakkını (tecellisini) görmeyi terk ederse, Allah da ona kendisini unutturur.

 

Üç Yüz Doksan Üçüncü Bölüm

Kendisini korkutan şeyi görme sınırında duran kimse helak olur münazlesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Doksan Dördüncü Bölüm

Edepli olan erer, eren edepli olmasa bile dönmez münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Doksan Beşinci Bölüm

Mertebeme girip üzerinde hayâsı kalan kimsenin ölümünde dayanağı benim münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Doksan Altıncı Bölüm

Muhammedi mertebeden kendisini benden perdeleyen ilimleri ve maarifi toplayan kimsenin münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Üç Yüz Doksan Yedinci Bölüm

Bu münazeleyle, Hüviyye mertebesi ve Tasrif mertebesi incelenmiştir. Birinci mertebe Ebû Suûd b. Şibli'in mertebesidir. İkinci mertebe Şeyh Abdulkadir el-Cîlî'nin mertebesidir.

 

Üç Yüz Doksan Sekizinci Bölüm

Bu münazelede öğüt, hatırlatma ve ilahi günler incelenmiştir.

 

Üç Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm

Bu münazelede ittihat makamı incelenmiştir

 

Dört Yüzüncü Bölüm

Bu münazeleyle, ez-Zâhir ve el-Battn isimleri ve evvellik ve ahirlik incelenmiştir Önemli bir münazeledir

 

Dört Yüz Birinci Bölüm

Ölüye ve diriye beni görmeye yol yoktur münazelesinin bilinmesi hakkındadır

 

Dört Yüz İkinci Bölüm

Bu münazeleyle ilahi isimlerle ahlaklanma konusu incelenmiştir.

Kul, büyüklük ve azamet gibi sadece Allah'a ait olan "örtüleri" (rida) kendi mülkü sanıp onlarla başkalarına tahakküm etmeye kalkarsa, Hak ile kavgaya tutuşmuş olur.

Kul, Hakk'ın bir ismini (örneğin Kahhar/Ezici güç) şeriatın veya adaletin dışına çıkarak kullandığında Hakka "galip gelmeye" çalışır.

 

Dört Yüz Üçüncü Bölüm

Bu münazeleyle, rahmetin umumiyeti incelenmiştir.

 

Dört Yüz Dördüncü Bölüm

Bu münazeleyle ubudiyet incelenmiştir.

 

Dört Yüz Beşinci Bölüm

Bu münazeleyle, kalbin Hak için genişlemesi ve nazar edenlerin türleri hakkında peygamberlerden gelen haberler incelenmiştir

 

Dört Yüz Altıncı Bölüm

Bu münazeleyle, vahdet, isimler, mümkünler, zahirler ve batınlar hakkında önemli incelemeler yapılmıştır.

 

Dört Yüz Yedinci Bölüm

Bu münazeleyle teklif ve kulun amelleri konusu incelenmiştir.

 

Dört Yüz Sekizinci Bölüm

Bu münazele “ebediyet günü" olan cumartesi gününe özgüdür.

 

Dört Yüz Dokuzuncu Bölüm

Bu münazele, mahza ubudiyet makamına ait marifetlere özgü bir incelemedir.

 

Dört Yüz Onuncu Bölüm

Bu münazele, âlemle Allah arasındaki nispeti incelemeye özgüdür.

 

15. Cilt

YİRMİ DOKUZUNCU SİFİR

Dört Yüz On Birinci Bölüm

Bu münazeleyle, kitabin öne geçmesi, ilmin maluma tabiiyeti konusu incelenmiştir.

 

Dört Yüz On İkinci Bölüm

Bu münazele, kulun ilahi izzete karşı zilleti ve “benim için olan" sözündeki Allah için olanların mertebeleri incelemiştir.

 

Dört Yüz On Üçüncü Bölüm

Bu münazeleyle kaza ve kader konusu incelenmiştir, ilave olarak ilmin maluma tabiiyeti tahkik edilmiştir.

Hüküm veren hakim, aslında hakkında hüküm verilenin (Mümkün/Kul) haline tabidir. Hükmü belirleyen mahkûmdur.

 

Dört Yüz On Dördüncü Bölüm

Bu münazele, rüyeti incelemeye özgüdür.

 

Dört Yüz On Beşinci Bölüm

Alem vasıtasıyla Allah'ı bilme münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz On Altıncı Bölüm

Kalbin hakikati münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz On Yedinci Bölüm

Ücreti Allah’a ait olanın münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

İnsan kendi günahını izhar edince, kendisine ilahi cezalar uygulanır ve kendisini tehlikelere atmış olur.

Yazıcı melekler kulun kötü fiillerinden ancak onun konuştuklarım yazar. Bu durum ‘Telaffuz ettikleri her sözde onları yanında bir gözetmen vardır’ ayetinde belirtilir ki, kastedilen yazıcı meleklerdir.

 

Dört Yüz On Sekizinci Bölüm

Anlamayana hiçbir şey ulaşmaz münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

Kelimeyi bilmek, sözcük anlamını bilmek değil, söylendiğinde o kelimeyle ne murad edildiğini bilmektir.

 

Kalpteki "pas" / suretlerdir. Kalpteki pas, anlamaya manidir.

 

Dört Yüz On Dokuzuncu Bölüm

Bu münazele, indirilen İlahî kitaplar ve müjdeler gibi ilahî kayıtları iliklemeye tahsis edilmiştir.

 

Dört Yüz Yirminci Bölüm

Makamlardan kurtulma nünazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Yirmi Birinci Bölüm

Bu münazeleyle, mantıki delil yoluyla Allah'ı bilmenin imkansızlığı incelenmiştir.

 

Dört Yüz Yirmi İkinci Bölüm

Bu münazeleyle, yeryüzünde konulmuş teraziler ve ahiretteki teraziler incelenmiştir.

Kul, fiili kendine ait zannettiğinde Allah onu bu iddiası üzerinden imtihan eder (sorumluluk ve yükümlülük burada başlar).

 

Dört Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm

Bu münazeleyle, müşahedede zikir incelenmiştir.

Allah şöyle der: ‘Onların çoğunda ahde (vefa) bulamadık, onların çoğunu fasık olarak bulduk.’ Fasık olmak, ahde vefa göstermek yerine (sorumluluğun) dışına çıkmak demektir.

Eğer bir kul, "Allah'ı sadece ben temizken zikredeyim" veya "Gafillerin arasında zikredilmesin" diye bir kıskançlığa (gayret) kapılırsa, o kişi aslında Allah'ı değil, kendi zikrini ve iddiasını seviyordur.

Öyleyse Allah’a karşı gayrete gelerek (açık zikri bırakan) insan, O’nu tanımamış demektir. O sadece kendinden dolayı gayrete gelmiştir, yoksa gayreti Allah’a dair değildir.

 

Dört Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm

Bu münazeleyle, hüviyye ve rububiyet hükümleri ve Hakk’ın diliyle gelen garip lafızlar incelenmiştir.

 

Dört Yüz Yirmi Beşinci Bölüm

İlim talep edenin gözü benden uzaklaşmıştır münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Yirmi Altıncı Bölüm

Bu münazeleyle nur incelenmiştir.

Nur Perdedir

Işık öyle şiddetlidir ki, kendisi görülmez ama her şeyi görünür kılar.

 

Dört Yüz Yirmi Yedinci Bölüm

Bu münazele, vücudî-şuhudî vahdeti tahkiktir.

Bu münazele, dairenin merkezinin noktasıyla muhitinin birleşmesini araştırır. Çünkü çevre noktayla birleştiğinde, aralarında var olan şey ortadan kalkar. Bu da alemin Hakk’ın varlığında yok olmasıdır.

 

Dört Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm

Hakkın ve halkın inniyeti incelenmiştir.

 

Dört Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm

Benim Celalim kakışında küçülene inerim, bana karşı büyüklenene büyüklenirim münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Otuzuncu Bölüm

Bu münazele hayretin incelemesi içindir.

 

Dört Yüz Otuz Birinci Bölüm

Bu münazele perdenin incelemesine tahsis edilmiştir. Vakit ve vatanların hükmü de incelenmiştir.

 

Dört Yüz Otuz İkinci Bölüm

Kendini bilmeyene şaşılır münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Otuz Üçüncü Bölüm

Bu münazeleyle fena ve beka hakkında özel bir inceleme yapılmıştır.

‘Açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın.’

 

Dört Yüz Otuz Dördüncü Bölüm

Bu münazeleyle, meşiet ve ilim incelenmiştir.

 

Dört Yüz Otuz Beşinci Bölüm

Bu münazeleyle va'd ve vaîd incelenmiştir

 

Dört Yüz Otuz Altıncı Bölüm

Bu münazeleyle tabii ve mevzui rahmet incelenmiştir.

 

Dört Yüz Otuz Yedinci Bölüm

Kim şeriatımdaki payını bilirse, bendeki payını bilmiştir

Bu münazeleyle "Allah katında olan şey, senin katıda olan şey gibidir" konusu incelenmiştir

 

Dört Yüz Otuz Sekizinci Bölüm

Bu münazeleyle Kur’ân’ın tilaveti incelenmiştir.

 

Dört Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm

Bu münazeleyle ilmi verasetin mertebeleri ve kıyamette ilimle amel edenlerin mertebeleri incelenmiştir.

 

Dört Yüz Kırkıncı Bölüm

Kitabın önceliği ve ilim maluma tabidir konusu da incelenmiştir.

 

Dört Yüz Kırk Birinci Bölüm

Alim ile arif arasındaki fark incelenmiştir.

 

Dört Yüz Kırk İkinci Bölüm

Hakkın görülmesi konusunda bir incelemedir.

 

Dört Yüz Kırk Üçüncü Bölüm

Tekvin tecellileri ve arifin bu tecellilere vakıf olma isteği incelenmiştir.

 

Dört Yüz Kırk Dördüncü Bölüm

Saf ahit hakkındadır. Saf ahit dini Allah’a has kılmaktır.

 

Dört Yüz Kırk Beşinci Bölüm

Velilerin alametleri, velayet ile hilafet arasındaki fark incelenmiştir.

 

Dört Yüz Kırk Altıncı Bölüm

Gece ibadetleri canlı bir tablo şeklinde tahkik edilmiştir.

 

Dört Yüz Kırk Yedinci Bölüm

Kaderin sırrı tahkik edilmiştir.

 

Dört Yüz Kırk Sekizinci Bölüm

Doğuş ve barış ve Musevi rüyet tahkik edilmiştir.

 

Dört Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm

“Mülkün mülkü" ifadesinin anlamı incelenmiştir.

 

Dört Yüz Ellinci Bölüm

Kendileriyle Allah için olan kullar ve Allah'la Allah için olan kullar hakkında bir incelemedir.

 

Dört Yüz Elli Birinci Bölüm

İlahî isimler yönünden Hakk’ın halkla irtibatı hakkında bir incelemedir.

 

Dört Yüz Elli İkinci Bölüm

Bu münazeleyle kelamullah ve mertebeleri ve öğüdün çeşitleri incelenmiştir.

 

Dört Yüz Elli Üçüncü Bölüm

Cömertlik ve cömertliğin cömertliği tahkik edilmiştir.

 

Dört Yüz Elli Dördüncü Bölüm

Bu münazeleyle ilahi nispetler incelenmiştir.

 

Dört Yüz Elli Beşinci Bölüm

Zahirimle yöneldiğim kişi asla mutlu olamaz, batınımla yöneldiğim ise asla mutsuz olamaz ve bunun tersi münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Elli Altıncı Bölüm

Musevi ağaçta, ilahi kelam tahkik edilmiştir.

 

Dört Yüz Elli Yedinci Bölüm

Mutlak teklif münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Elli Sekizinci Bölüm

Görünen tecellileri idrak münazelesinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm

"Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba mirasçı kıldık... " ayeti açıklanmıştır

 

Dört Yüz Altmışıncı Bölüm

İslam, iman ve ihsan tahkik edilmiştir.

"Sırların kabri olan gönüller", her gördüğünü ifşa etmeyen "hür" insanların mekânıdır.

 

Dört Yüz Altmış Birinci Bölüm

Hakk’ın esirgedikleri arifler, bu ariflerin Allah'ı ve alemi bilmeleri incelenmiştir.

 

OTUZUNCU SİFİR

Dört Yüz Altmış İkinci Bölüm

Muhammedi kutuplar ve menzilleri İçinde Kutupların zikirleri ve Muhammedi makamlar.

 

Dört Yüz Altmış Üçüncü Bölüm

Kendi zamanlarındaki alemin etraflarında döndüğü on iki kutbun bilinmesi hakkındadır.

Gökyüzündeki 12 burç cismani âlemi yönetir. Manevi âlem de 12 kutup üzerinde döner.

Birinci Kutup Hz. Nuh’un kademi üzerindedir.

İkinci Kutup Hz. İbrahim’in kademi üzerindedir.

Üçüncü Kutup Hz. Musa’nın kademi üzerindedir.

Dördüncü Kutup Hz. İsa’nın kademi üzerindedir.

Beşinci Kutup Hz. Davud’un kademi üzerindedir.

Altıncı Kutup Hz. Süleyman’ın kademi üzerindedir.

Yedinci Kutup Hz. Eyyûb’ün kademi üzerindedir.

Sekizinci Kutup Hz. İlyas’ın kademi üzerindedir.

Dokuzuncu Kutup Hz. Lut’un kademi üzerindedir.

Onuncu Kutup Hz. Hud’un kademi üzerindedir.

On Birinci Kutup Hz. Salih’in kademi üzerindedir.

On İkinci Kutup Hz. Şuayb’ın kademi üzerindedir.

 

Dört Yüz Altmış Dördüncü Bölüm

Zikri “Lâ ilahe illallah” olan kutbun hali hakkındadır.

 

Dört Yüz Altmış Beşinci Bölüm

Menzili "Allahu ekber" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Altmış Altıncı Bölüm

Mertebesi ve zikri “Subhanallah” olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Altmış Yedinci Bölüm

Menzili “Elhamdulillah” olan kutbun hali hakkındadır.

 

Dört Yüz Altmış Sekizinci Bölüm

Menzili “Elhamdulillah alâ kulli hâl" olan kutbun hali hakkındadır.

 

Dört Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm

Menzili “İşimi Allah’a havale ediyorum" olan kutbun hali hakkındadır.

 

Dört Yüz Yetmişinci Bölüm

Bu bölümde ibadet ve vahdetin özellikleriyle ilgili önemli marifetler incelenmiştir.

 

Dört Yüz Yetmiş Birinci Bölüm

Hak’tan olan muhabbet incelenmiş, faiz ve nafile açıklanmıştır.

 

Dört Yüz Yetmiş İkinci Bölüm

Bu bolümde söz incelenmiştir.

 

Dört Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm

Bu bolümle, tevhid hakkında önemli incelemeler yapılmıştır.

 

Dört Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm

Bu bolümle Hakkın ve halkın yanında olmak (indiyyet) incelenmiştir.

 

Dört Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm

Şiarların tahkiki

 

Dört Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm

Menzili “la havle ve lâ kuvete İllâ billah” olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

İktidar Allah’a ait iken kabul bizden ortaya çıkar.

Bir gücün (kudret) tecelli etmesi için, o gücü kabul edecek bir "mümkün" (mekan/vücut) olması gerekir.

 

Dört Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm

Bu bolümle dünya ve ahirette zühdün yokluğu incelenmiştir.

 

Dört Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm

Kula ve ilahi isimlere özgü olan rızık incelenmiştir.

 

Dört Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm

İlahi hürmet hakkında bir incelemedir, o da alemdir ve Haktandır.

 

Dört Yüz Sekseninci Bölüm

Beşikte İsevi konuşma ve Yahya'ya çocukluğunda hükmün verilmesi hakkında incelemedir

 

Dört Yüz Seksen Birinci Bölüm

Amelin İhsanı ve amellerin suretlerinin inşası incelenmiştir.

 

Dört Yüz Seksen İkinci Bölüm

Allah’ın rızasına teslim olma, gerçek kul, velilerin sıfatlan incelenmiştir.

 

Dört Yüz Seksen Üçüncü Bölüm

Nefsin tezkiyesi ve kirletilmesi incelenmiştir

 

Dört Yüz Seksen Dördüncü Bölüm

Bu bolümle, ihtizar (ölüm, can çekişme) esnasında hâsıl olan keşif ve dünyada arifin bu keşifteki hissesi incelenmiştir.

 

Dört Yüz Seksen Beşinci Bölüm

Bu bolümle dünyadaki ve ahiretteki ceza ile dünyada muaccel ceza incelenmiştir.

Kulun niyeti amelinden hayırlıdır. Niyet amelin ruhudur.

 

Dört Yüz Seksen Altıncı Bölüm

Menzili "Kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir şekilde sapmıştır" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

Bölümün sonunda acze varmak için çaba harcamak incelenmiştir.

 

Dört Yüz Seksen Yedinci Bölüm

Salah mertebesi ve peygamberlerin salihlerden olma talepleri incelenmiştir.

 

Dört Yüz Seksen Sekizinci Bölüm

Nefsin çift yönlülüğü, İlahî ve tabii rızık, aynalarda görülen suret ilmi incelenmiştir.

 

Dört Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm

İnsanın örnekliği, tasarrufunun tam oluşu, amellerin kullara nispeti, özellikle şeriata göre, esenlik ve kurtuluş yolunun ne olduğu incelenmiştir

 

Dört Yüz Doksanıncı Bölüm

Menzili "Yapamayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir günahtır" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Doksan Birinci Bölüm

Kul ne ile böbürlenir, dünya böbürlenme yeri değildir konusu incelenmiştir.

Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?

Sözün eylemle buluşmaması / cezayı gerektirir.

 

Dört Yüz Doksan İkinci Bölüm

Menzili "O, gaybı bilendir Hiç kimseyi gaybına muttali kılmaz. Ancak resullerinden razı oldukları müstesna" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

 

Dört Yüz Doksan Üçüncü Bölüm

Bu bölümde Hakk'ı ve halkı bilmenin tahkikatları ve tecellileri vardır.

 

Dört Yüz Doksan Dördüncü Bölüm

Alîmden ve Allah'ın ismi olan isimlerden korkma, ilahî isimler hakkında ince sırlar incelenmiştir.

 

Dört Yüz Doksan Beşinci Bölüm

Menzili "Sizden kim dininden döner ve kafir olarak ölürse" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

 

Dört Yüz Doksan Altıncı Bölüm

Tenzih ve teşbih hakkındadır

 

16. Cilt

OTUZ BİRİNCİ SİFİR

Dört Yüz Doksan Yedinci Bölüm

Menzili "Onların çoğu Allah'a şirk koşarak inanır" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

 

Dört Yüz Doksan Sekizinci Bölüm

Menzili "Kim Allah'tan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir ve hesaplamadığı yerden rızıklandırır" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

 

Dört Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm

Menzili "O'nun benzeri olabilecek hiçbir şey yoktur" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

 

Beş Yüzüncü Bölüm

İlah ismi ve bu isimle gerçekleşen şeyler incelenmiştir.

 

Beş Yüz Birinci Bölüm

Menzili "Allah'tan başkasına mı dua ediyorsunuz. Doğru sözlü iseniz... "'" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

 

Beş Yüz İkinci Bölüm

Menzili "Bile bile Allah'a ve Resulüne hıyanet etmeyiniz, emanetlerinize de hıyanet etmeyiniz" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

Hıyanet bilgiyi yanlış yere koymaktır.

Hikmeti ehlinden sakınmak zulümdür; ehli olmayana vermek de zulümdür.

 

Beş Yüz Üçüncü Bölüm

İbadeti Allah'a has kılmak konusunda incelemelerdir

 

Beş Yüz Dördüncü Bölüm

Bu bölümle, ayetlerde derinleşmek hakkında incelemeler yapılmıştır O da varlıktaki isimlerin hükmü, müşahedeye yönelik işaret ve marifetlerdir

 

Beş Yüz Beşinci Bölüm

Menzili "Rabbinin hükmüne sabret, sen gözetimimizdesin" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

Hz. Eyyub, acısını dindirmesi için Allah’a dua etmiştir. Bu, sabra aykırı değildir.

Acı karşısında sessiz kalıp "direnmek", ilahi kahra karşı bir kibir kokusu taşıyabilir.

 

Beş Yüz Altıncı Bölüm

Tuzak, kandırma ve aldatma hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Yedinci Bölüm

Hadler, zikir ve rüyet ve diğer marifetler hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Sekizinci Bölüm

İlahî ve kula ait velayet ve mümin ismi hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Dokuzuncu Bölüm

İnfak edilen şeyin yerine koyan Hüve hakkında bir incelemedir

 

Beş Yüz Onuncu Bölüm

İlahi kibriyâ ve onunla vasıflanan - gerçekten veya iddia olarak- hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz On Birinci Bölüm

Takvadan doğan Furkan ve bu Furkan'ın ilimleri hakkında bir incelemedir

 

Beş Yüz On İkinci Bölüm

Zikir ehlinin vasfı olan korku hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz On Üçüncü Bölüm

Rahmetin türleri, Şeyh'in kıyamet sahnelerini keşfi ve zan hakkında bir incelemedir

 

Beş Yüz On Dördüncü Bölüm

Zorunluluk, muhal ve imkân hakkında bir incelemedir.

Mümkünün gerçekleşmesi bu üçüyle olur.

 

Beş Yüz On Beşinci Bölüm

Ademi ve Davudi hilafet arasındaki farkı incelemiştir.

 

Beş Yüz On Altıncı Bölüm

Oğulluk, babalık, kardeşlik ve ayetin sonuna kadar zikredilen diğerleri hakkında incelemelerdir.

 

Beş Yüz On Yedinci Bölüm

Teklik, çiftlik ve birlik, son genel rahmet hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz On Sekizinci Bölüm

Melekler âlemine, ahiret dirilişine özgü incelemeler.

İncelemede önemli şiirler vardır.

 

Beş Yüz On Dokuzuncu Bölüm

Vahdet, ilahî yakınlık, Allah'ın ve Resulünün kelamının kapsamlılığı hakkında bir incelemedir

 

Beş Yüz Yirminci Bölüm

Menzili "Ancak duyanlar icabet eder" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

Ayet, rahmetin kapsamlılığını ve genişliğini anlatır.

Cezalandırılacağını kesin olarak bilen biri günah işlemez.

Allah, inanmayanları "sağırdırlar" diyerek nitelerken aslında onlara rahmet etmektedir.

 

Beş Yüz Yirmi Birinci Bölüm

Takva, yolculuk ve yolun duraklarının incelenmesidir.

 

Beş Yüz Yirmi İkinci Bölüm

Menzili "Yerine getireceklerini içleri titreyerek yerine getirirler. Şüphesiz ki onlar Rablerine dönecekler. Onlar hayırlarda koşanlardır Onlar o hayır için öne geçenlerdir" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

İnsan, Allah'ın isim ve sıfatlarını izhar eden (açığa çıkaran) canlı bir kitaptır. (sadece oku)

 

Beş Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm

İzafeti ve mutlaklığı yönünden Rab ismi hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm

Alem olan vücut bulmuş kelimelerin incelenmesidir.

 

Beş Yüz Yirmi Beşinci Bölüm

Şer'i hükümlere özgü sınırlar ve eşyanın zati sınırları incelenmiştir.

 

Beş Yüz Yirmi Altıncı Bölüm

İnsanın sekiz azası ve amacına uygun olarak kullanıldıklarında onlardan çıkan keramet, menziller ve ilahî makamlarla münasebeti hakkında incelemelerdir.

 

Beş Yüz Yirmi Yedinci Bölüm

Her şeyde Hakk'ın rızasını arayanlarla beraber sabretme incelenmiştir.

Arif olan kişi, her neye bakarsa orada "Hakkın veçhini" görür. "O’nun yüzü dışında her şey helak olacaktır."

 

Beş Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm

Menzili "Kötülüğün cezası dengi olan bir kötülüktür Kim affeder ve ıslah ederse onun ücreti Allah'a aittir" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

 

Beş Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm

Menzili "Temiz belde, bitkileri Rabbinin izniyle çıkar" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır

 

Beş Yüz Otuzuncu Bölüm

Gizlenmek hakkında bir incelemedir. "Allah kötülüğün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz" ayetine dikkat çekmiştir.

 

Beş Yüz Otuz Birinci Bölüm

Vahdet, irade, emir, eşyanın yaratılışı, masiyetle isimlenenin mahiyeti, icbar ve ihtiyar hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Otuz İkinci Bölüm

Beş vakit namaz hakkında incelemeler ve işaretlerdir.

 

Beş Yüz Otuz Üçüncü Bölüm

Dua ve icabet hakkında bir incelemedir, icabet, her isteyenin sadece duasıyla hâsıl olur. Bu konuda bölüme bakmalısın.       

 

Beş Yüz Otuz Dördüncü Bölüm

Nebevi miras olan Kur’ân’la ahlaklanma hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Otuz Beşinci Bölüm

Hakk'ı müşahede ve murakabe hakkında önemli incelemelerdir.

 

Beş Yüz Otuz Altıncı Bölüm

Ahiret İçin çalışma, dünya ve ahiret evlatlığı hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Otuz Yedinci Bölüm

Vahdet ve marifette acizlik hakkında incelemelerdir

 

Beş Yüz Otuz Sekizinci Bölüm

Emir, irade, ilmin maluma tabiiyeti, kaderin sırrı hakkında yüce tahkikatlardır.

Bilgi maluma tabidir.

Allah, kulun ne yapacağını bildiği için ona o kaderi yazmıştır

Hz. Peygamber’i yaşlandıran şey, istikametin ağırlığıdır.

 

Beş Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm

Allah'a Muhammedi kaçış, velilere özgü olan veraset hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Kırkıncı Bölüm

Resûlullah’ı (SAV) görme ve bunun gerçekleşmesi ve Hakkin bütün suretlerde tecellisi hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Kırk Birinci Bölüm

Muhtelif, işarî manalarla zulüm ve Allah’ın temsilciliği hakkında bir incelemedir.

"Azap" kelimesi, "tatlılık, haz" anlamına gelen uzubet köküyle ilişkili…

Bütün arzularıma ulaştım, bir tek azaptan haz almak kaldı

 

Beş Yüz Kırk İkinci Bölüm

Allah’ı bilme hakkında garip bir incelemedir. Allah'ı bilmenin son noktası hayrettir.

 

Beş Yüz Kırk Üçüncü Bölüm

Allah'tan ve Peygamberden alma hakkında garip bir incelemedir

 

Beş Yüz Kırk Dördüncü Bölüm

İlahî koruma ve gözetim, ayni şekilde meleki koruma hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Kırk Beşinci Bölüm

Secde ve secdede Hakk’ı müşahede hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Kırk Altına Bölüm

Menzili ve zikri "Zikrimize sırt çevirenden yüz çevir" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

 

Beş Yüz Kırk Yedinci Bölüm

Emri yerine getirme hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Kırk Sekizinci Bölüm

Kulun Hakk'ı, Hakk'ın kulu zikri, akılla Allah'ı bilme ve marifetlerin türleri, düşünce ve keşif hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm

Menzili "Kendisini müstağni görene gelince, sen bütün ilgini ona yöneltiyorsun" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.

 

Beş Yüz Ellinci Bölüm

Zati ve suduri tecelli hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Elli Birinci Bölüm

Allah ve Elçisinin mükellefin amellerini görmesi hakkında bir incelemedir.

 

Beş Yüz Elli İkinci Bölüm

Zalimin nefsini Resûlullah’a getirmesi hakkında bir incelemedir. Bu dakik bir incelemedir.

Nefsine zulmeden Rabbine döner.

 

Beş Yüz Elli Üçüncü Bölüm

İlahi kuşatma ve vahdet hakkında dakik bir incelemedir.

 

Beş Yüz Elli Dördüncü Bölüm

Gerçek anlamda Hakk'a ait olduğu halde fiilin kula isnat edilmesi hakkında bir incelemedir. Bu Hatemu'l-Evliya'nın menzilidir.

 

Beş Yüz Elli Beşinci Bölüm

Günümüzden kıyamete kadar olan Kutuplardan geri kalanları zikretmemi engelleyen sebebin bilinmesi hakkındadır.

 

Beş Yüz Elli Altıncı Bölüm

Mana ve hissedilenler hakkında ilave bir incelemedir

Hakk'ın eli olan bu zakir vasıtasıyla kullara verilen hediyeler hakkındadır

 

Beş Yüz Elli Yedinci Bölüm

Genel anlamda velilerin mührünün bilinmesi hakkındadır İsevi mühür hakkında bir incelemedir Bu bölüm tamamıyla bir sırdır

 

OTUZ İKİNCİ SİFR

Beş Yüz Elli Sekizinci Bölüm

İzzet Rabbine mahsus olan güzel isimlerin ve ona verilmesi uygun olan ve olmayan lafızların bilinmesi hakkındadır.

 

Allah ismi olan ilahi mertebe: Bu mertebenin özeti ve neticesi hayrettir.

"Allah" ismi, diğer tüm isimleri ve sıfatları (el-Alim, el-Kadir vb.) kuvve halinde kendinde toplar. Bir kişi "Ya Allah!" dediğinde, o anki ihtiyacı neyse (şifa, rızık), Allah isminin içindeki o özel vekil isim (eş-Şafi, er-Rezzak) devreye girer.

 

İsimlerin tasnifi

Tenzih İsimleri: Allah'ın yaratılmışlara benzemediğini belirtenler.

Sübutî İsimler: Allah'ın niteliklerini (Hayy, Alim, Kadir) ispat edenler.

İzafet İsimleri: Nispetleri belirleyenler (Evvel, Ahir, Zahir, Batın).

Fiil İsimleri: Allah'ın yaratma ve rızık verme gibi eylemlerine dayananlar (Halık, Rezzak).

 

Rab imi olan Rabbani mertebe

"Rab" isminin kelime kökeninde "besleyip büyütmek" (terbiye) vardır.

 

Rahman-Rahîm ismi olan Rahmût mertebesi: Minnettarlık ve zorunluluk rahmetinin incelenmesidir

 

Melik ismi olan mülk ve melekût mertebesi

 

Duyularla algılanan fiziksel dünyada ez-Zahir ismi tecelli eder.

 

Melekût / Ruhlar ve sırlar âlemi el-Bâtın isminin tecellisidir.

 

Kuddûs ismi olan takdis mertebesi: Hakk'ın ve mümkün varlıkların takdisi hakkında bir incelemedir.

 

Selam ilahî ismi olan selam mertebesi: Muhammedi aynalarda Hakkın görülmesi, Zatta kalmanın imkânsızlığı.

Arif, Hak aynasında kendine baktığında eğer kendi şeklini görüyorsa henüz yoldadır. Eğer şekilsiz bir nur veya Hakkın kuşatıcılığını görüyorsa "es-Selam" mertebesine ulaşmıştır.

 

Mümin ismi için olan eman mertebesi

Eman korkanlara aittir.

 

Müheymin ismi için olan şahadet mertebesi: Bu mertebe, her şeyin Allah’ın gözetimi ve koruması altında olduğunu bilme makamıdır. Bu mertebe Kur'âni hakikatleri içermektedir.

 

Azîz ismi için olan izzet mertebesi

İzzet Allah’a, Resulü’ne ve müminlere aittir.

 

Cebbar ismi için olan ceberrût mertebesi

Her varlık, kendi hakikati ve ilahi isimlerin üzerindeki hükmü gereği bir "cebir" (zorunluluk) altındadır.

 

Mütekebbir ismi için olan azameti kazanma mertebesi

Kibriya (büyüklük), sadece Allah’a mahsustur. İnsandaki kibir hastalığının ilacı, "Âdem’in ilahi surette yaratıldığını" bilmektir.

 

Halik ismi için olan halk ve emr mertebesi

Bu mertebe, varlığın "planlama" ve "oluş" aşamasıdır. Takdir (Âyan-ı Sabite) / Bir şeyin ne zaman, nasıl ve hangi özelliklerle var olacağının önceden belirlenmesidir.

"Ol" (Kün) emri o planın dış dünyada varlık kazanmasıdır.

 

Bari ismi için olan bariiyyet mertebesi: Rablığın bir sırrı vardır Bu sır zahir olsaydı, Rablık batıl olurdu. Rablığın bir sırrı vardır Bu sır zahir olsaydı, nübüvvet batıl olurdu.

 

Musavvir ismi için olan tasvir mertebesi: Amellerin suretlerinin inşası.

 

Gaffar, Gafir ve Gafur ismi İçin olan ferdeki sarkıla mertebesi

"Mağfiret" kelimesi köken olarak "örtmek, gizlemek, zırh giydirmek" (miğfer) anlamına gelir. Kelimeler hakikatlerin perdesidir.

 

Kahr mertebesi

Belaya karşı "ben sabrediyorum" diyerek direnmek, bazen ilahi kahrı üzerine çekebilir; çünkü bu bir "dayanma/direnme" iddiasıdır.

 

Vehhab ismi için olan vehb mertebesi

"Vehb", bir şeyi hiçbir karşılık, teşekkür veya ecir beklemeden, sırf karşı tarafa fayda sağlamak için vermektir. Bu mertebenin gerçek sahibi (Abdulvehhab), ibadetlerini "cennet kazanmak" için değil, alemde Allah'ı tespih eden varlıkların sayısını artırmak için yapar.

 

Rezzak ismi için olan erzak mertebesi

Rızık varlığın kendisiyle ayakta kaldığı her şeydir.

 

Fettâh ismi için olan fetih mertebesi: Fethin çeşitleri; Surî, manevî ve vasati fetih.

Kulun, Allah'ın isimlerinin ve sırlarının hakikatine ulaşması batıni / manevi fetihtir. Bu, fethin en yüksek derecesidir.

 

Alîm, Âlim ve Allâm ismi için olan ilim mertebesi

Bilgi, bilinen şeyi değiştirmez. İmkansızı "imkansız" olarak bilmek, onu mümkün kılmaz.

 

Kabız ismi için olan kabz mertebesi

Kabz, kalbin daralması, ruhun sıkışması ve kişinin kendi içine çekilmesi halidir.

 

Basit ismi için olan bast mertebesi: Bast mertebesi, bu mertebede oturanın edebe riayette yapması gereken şeyler. Bast, kabzın zıttıdır; genişleme, ferahlık, sevinç ve yayılma halidir.

 

Hafz mertebesi

Bu mertebe, varlık hiyerarşisindeki "tevazu" sırrını taşır.

 

Rif'at mertebesi

Rifat, Allah’ın zatına ait bir yüceliktir; kul için ise bu, iman ve ilimle elde edilen derecelerdir.

 

İ'zâz (sevip-sayma) mertebesi

Sultanlar veya komutanlar makamlarıyla izzet bulduklarını sanırlar. Ancak görevden alınınca zelil olurlar.

 

İzlâl (Küçük düşürme/rezil etme) mertebesi: Filozofların "Birden ancak bir çıkar" sözünün incelemesi yapılmıştır

Hz. Âdem, meleklerin ona secde etmesiyle İzzet; kendi hatasını anlayıp "Rabbimiz kendimize zulmettik" demesiyle Zillet mertebesini temsil eder.

 

Sem' mertebesi

Bu mertebe, duyulanın arkasındaki "maksadı" anlamakla ilgilidir.

Ses, nefesten doğar. Nefes ise varlığın hammaddesidir. Bu yüzden her söz, varlık aleminde bir suret kazanır. Güzel sözler yücelere (İlliyyîn), kötü sözler aşağılara (Siccin) kaydedilir.

 

Basar mertebesi: "Dilediğini işle, çünkü sen bağışlandın" sözünün incelenmesi.

 

Hüküm mertebesi

Gerçek hakem, eşyaya dışarıdan bir hüküm dayatmaz; o şeyin tanımı neyi gerektiriyorsa onu söyler.

Hüküm, hakkında hüküm verilene tabidir.

 

Adalet mertebesi

İlahi isimler (Muti/Mani, Hadi/Mudil) birbirine karışmıştır. Adalet, her ismin kendi hakikatine göre tecelli etmesi ve yerli yerine konulmasıdır.

 

Lütuf mertebesi

Allah, kendi otoritesini bir insan suretinde (kesif) zahir kılmıştır.

Bu mertebede kişi, latifin kesif içindeki sızışını bizzat "tatmalıdır" (zevk).

 

Tecrübe ve deneme mertebesi: Kaza ve kaderin incelenmesi. Hubra ve İhtibar (Sınanma) / el-Habîr

Hubra sınanmayla ortaya çıkan bilgilerdir.

Bir insan kendisini neyle nitelerse (sabırlıyım, cömertim vb.), o özellik üzerinden imtihan edilir.

 

Hilm mertebesi: Amellerin suretleri olan mühlet verme ve değiştirme hakkında incelemeler

Allah bir şeyi var ettikten sonra onu asla yokluğa geri döndürmez. Günahı bile yok etmez, sadece ona "mağfiret" (örtü) elbisesi giydirerek onu iyiliğe dönüştürür.

 

Azamet mertebesi

Bir şeyin "büyük" olması, onu büyük görenin (tazim edenin) kalbindeki bir haldir.

Kalbinde Allah'tan başka bir korku veya sevgi çok yer kaplıyorsa, o şey senin için "azim" olur.

Kendine "büyük" diyen, hesabını da büyütür.

 

Şükür mertebesi

Şükür, sadece "teşekkür etmek" değil, bir "artış" yasasıdır. Araya sebepleri (kişileri, şans faktörünü vb.) sokmamak şükrün özüdür.

 

Yükseliş mertebesi

Allah arşa "istiva" ederek (yükselerek) değerini, dünya semasına "tenezzül" ederek (inerek) ise kullarına yakınlığını gösterir.

Kulun yüceliği, sadece Allah'a "izafet" (bağlanma) iledir. Kul, kendi başına süflidir (aşağıdadır). Ne zaman ki tam bir kullukla Hakk'a yönelirse, Hakk'tan gelen bir lütufla ulvileşir.

 

İlahi Kibriya Mertebesi: el-Kebir

Hakk'ın büyüklüğü (kibriyası) biziz!

Kendini bilen Rabbini bilir

 

Hıfz / Koruma mertebesi / el-Hafîz

Hıfz, sadece tehlikelerden korumak değil, varlıkların hakikatlerini ve sınırlarını muhafaza etmektir.

Hakk'ın görmesi ile kulun görmesi tam olarak birleşseydi, alem yanardı. Alem, bu iki görme arasındaki "örtü" sayesinde korunmaktadır.

 

Mukit (Muktedir/Rızık veren) mertebesi

Bu mertebe, rızkın sadece "yenilen şey" değil, varlığın sürekliliğini sağlayan bir "ölçü ve vakit" olduğunu anlatır.

Besin, ancak birisi onunla beslendiğinde "besin" vasfı kazanır.

Yeryüzündeki fiziksel besinler, gökteki ilahi emirlerin (vahyin) birer yansımasıdır. Allah yeryüzünde besinleri takdir ederek, aslında her varlığın hayat süresini ve rızık miktarını mühürlemiştir.

 

İktifa mertebesi / el-Hasîb

Hasîb ismi, insanın kendi nefeslerini ve niyetlerini hesaba çekmesini gerektirir.

 

Celâl mertebesi

Celal ismi, azamet ve yücelik demektir.

Bu isim zıtları birleştirir.

Allah'a yapılan her hitap, bir yankı gibi kişiye geri döner.

 

Kerem mertebesi / el-Kerîm

Allah hem "Celal" (azamet) hem de "İkram" (cömertlik) sahibidir.

 

Murakabe mertebesi / er-Rakîb

Murakabe, Allah'ın her an her şeyi gözetlemesi ve kulun da bu gözetlemenin farkında olarak yaşamasıdır.

Allah kullarını "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna verdikleri cevap üzerine sınar. Murakabe, bu sınavın her an devam ettiğini bilmektir.

 

İcabet mertebesi / el-Mucîb

Allah, kulunun duasına karşılık vererek kendi yakınlığını "şah damarından daha yakın" olacak şekilde izhar eder.

 

Genişlik mertebesi / el-Vâsi

Varlık (vücud) bütünüyle hayırdır, şer (kötülük) ise yokluktan veya mizaçların kabul kapasitesinden kaynaklanır.

 

Hakim, Hikmet mertebesi / el-Hakîm

Hikmet, her şeyi yerli yerine koymak, mizanı (dengeyi) korumak ve her varlığa yaratılış amacını vermektir.

İnsanlar bazen "Şu iş şöyle olsaydı daha iyi olurdu" diyerek ilahi hikmete itiraz ederler. Bu yanlıştır, hatadır.

Allah her şeyi "vaktinin gereğine" ve "sübût halindeki hakikatine" göre yaratır. O an için kötü görünen şey, aslında daha büyük bir kötülüğü önleyen bir hikmettir.

 

17. Cilt

OTUZ ÜÇÜNCÜ SİFİR

Veddâd, vedd (dostluk/sevmek) mertebesi / el-Vedûd

"Vedûd" ismi, sevginin sadece bir duygu değil, değişmeyen bir sebat (sabitlik) olduğunu ifade eder.

Varlık sevgi üzerine kurulmuştur.

 

Mecd, Mecd (Ululuk/izzet) mertebesi

Kulun varlığı, Hakk'ın Mecd isminin aynasıdır.

 

Haya, Haya mertebesi: Vahdet hakkında marifetler.

Hayâ imandandır.

Allah'ın kullarına karşı hayâsı, onların günahlarını örtmesi ve rezil etmemesidir.

 

Sâhî, Sehâ (Cömertlik) mertebesi: Hediyenin türleri. Îsâr (nefse tercih), kerem, cûd (cömertlik) ve sehâ (karşılıksız vermek, ek açıklık).

 

Tayyib, Temizlik ve Ayrışma mertebesi

Herkes rabbini arar, habis (çirkin) olan, kendi mizacı gereği Rabbini "aşağıda" (celal ve azap yönünde) bulur; tayyib olan ise "yücelerde" (cemal yönünde) bulur.

 

Muhsan, İhsan mertebesi / el-Muhsin

Allah’a O’nu görür gibi ibadet etmek

Bu söz, kulun hayalinde ve inancında oluşturduğu ilahi sureti ifade eder.

Kul Allah'a hayalinde bir suret vererek ibadet ettiğinde (birinci ihsan), Allah da bunun karşılığı olarak kula Kendisini gerçekte olduğu gibi gösterir (ikinci ihsan).

 

ed-Dehr, Dehr (Zaman) mertebesi

"Dehr'e sövmeyin, çünkü Allah dehr'dir" hadisi, zaman içinde olup biten her olayın failinin Allah olduğunu hatırlatır. İnsanlar zamana söverken aslında o anki ilahi takdire söverler.

 

Sahip, Sohbet mertebesi / es-Sâhib

Allah'ın kuluyla olan kesintisiz yol arkadaşlığıdır.

 

Halife, Hilafet mertebesi

Halifelik, Allah’ın sırrını taşımaktır. Bu makamda olan kişi, Hakk'ın suretiyle zuhur eder. Meleklerin secde etmesinin sebebi, halifede gördükleri bu "Hakk'ın sureti"dir.

 

Cemîl, Cemâl mertebesi

Allah güzeldir, güzeli sever. Allah ancak güzele tecelli eder.

 

Mus'îr, Tesir (Narh koyan/ koymak) mertebesi

Bu mertebe, rızık ve eşyanın kıymeti üzerindeki ilahi tasarrufu açıklar.

 

Karibu'l-Akrab, Kurbet, Kurb ve Kurab mertebesi

"Biz ona şah damarından daha yakınız." Bu, yakınlığın en zirve noktasıdır.

 

Mu'tî, Atâ ve İ'tâ Verme ve Vergi mertebesi

Sadaka veren aslında Allah'a verir; dolayısıyla veren de alan da hakikatte Allah'tır.

 

Şâfî, Şifa mertebesi

Şifa, sadece hastalığın gitmesi değil, ruhun ve bedenin "gayesine" ulaşmasıdır.

Resulü Ekrem "senin şifandan başka şifa yoktur" diyerek bütün sebepleri (ilaçları, doktorları) ortadan kaldırıp doğrudan Müsebbib'e (Allah'a) yönelmiştir

 

Ferdu'l-Vitru'l-Ahad, İfrâd mertebesi: Ferd, vitr ve ahad hakkında sırlar.

el-Ahad (Mutlak Bir): Hiçbir şekilde bölünemeyen, ortağı olmayan ve bir başkasıyla yan yana gelip "çift" oluşturmayan mutlak birliktir.

"Ahad'a gözünü dikme", çünkü o kul için müşahede edilemez bir mutlaklıktır.

Arapçada "vitr" kelimesi aynı zamanda "kan davası/intikam" demektir. el-Vitr, çifti bozan tek sayı (İntikam)         / şirki ve ikiliği yok eden irade.

"Allah tektir, teki sever"

 

Refik, Rıfk ve Murafaka mertebesi: Vahdet hakkında incelemeler, refiku'l-a'lanın sırları.

Peygamberler Hakk'ın refikleridir; çünkü onlar Hakk'ın davasına (tevhidine) yardım ederler, Hak da onlara yardım eder.

 

Ba’is, Ba’s mertebesi

Bu mertebe hem peygamberlerin gönderilmesini hem de ölümden sonraki dirilişi (ba's) kapsar.

 

el-Hak, Hak ismi mertebesi

Bâtıl, üzerine Hak geldiğinde yok olan şeydir.

 

Vekil, Vekalet mertebesi

Allah insanı önce "Kendi suretinde" yaratarak ona bir üstünlük vermiş, sonra şeriatla onu "memur" kılıp bu ayrıcalığını kırmıştır. Ardından "Sizi de amellerinizi de Allah yarattı" diyerek kulu tamamen aciz bırakmış, kibri kökünden söküp atmıştır.

 

Kavi, Kuvvet mertebesi

Bizim bağımsız bir kuvvetimiz yoktur. Kuvvet, ancak Allah'ın bizde yarattığı ve bizim istidadımızla (kabiliyetimizle) birleşen bir toplamdır.

 

Metin, Metanet mertebesi

Metanet, sarsılmayan, değişmeyen ve her durumda sabit kalan hakikattir.

Tecelliler, isimler ve suretler sürekli değişse de bu değişimin arkasındaki ilahi hakikat "Metîn"dir, asla sarsılmaz.

 

Nasîr, Nasr / yardım mertebesi: iman ve imanın genelliği konusunda büyük sırlar.

Allah "Müminlere yardım etmek üzerimize haktır" buyurur. Eğer Hakka inananlar zahiren mağlup oluyorsa, bu onların imanındaki bir "gedik" veya "ölüm korkusu" (bâtıla iman) yüzündendir.

 

Hamid, Hamd mertebesi

Birini kınadığınızda, onun bir davranışını kınarsınız; o davranışın arkasındaki ilahi kaderi veya mazereti gördüğünüzde kınama düşer, geriye sadece "hamd" kalır.

 

Muhsî, İhsâ mertebesi

İnsanların çoğalmasının sebebi İlahi İsimlerin çokluğudur. Her bir isim, kendini yansıtacak özel bir "şahıs" talep eder.

 

Mubdî, Bed' / başlangıç mertebesi

Allah her an yeni bir başlangıç yapar. Varlığımızın devam etmesi (beka), Allah'ın her an varlığımızı yeniden "başlatması" ve "koruması" sayesindedir.

el-Mübdi ismi bir an bile tecelli etmeyi bıraksaydı, tüm varlık anında yokluğa dönerdi.

 

Muîd, İade mertebesi: İnce sırlar, ahiret dirilişinin sırları.

Bu mertebenin sahibi olan kul, hayatın hiçbir anında "duraklama" veya "eskime" görmez.

O bilir ki; her son, yeni bir başlangıcın (iadenin) tetikleyicisidir.

 

Muhyî, İhya mertebesi: Ölüm ve hayatın sırları…

Gerçek hayat bedenin değil, kalbin hayatıdır. İnsanlar bedenlerine odaklandıkları için her şeyin canlı olduğunu göremezler.

 

Mümît, Mevt mertebesi: İntikal olan ölümün sırları, ölümün kurbanlığı.

Ahirette cennet ve cehennem ehli yerleşince ölüm, bir "koç" suretinde getirilir ve Hz. Yahya tarafından kurban edilir. Bu, artık hiçbir şeyin "bitmeyeceğinin" sembolüdür.

 

Hayy, Hayat mertebesi

Gerçek hayat kalbin (hakikatin) hayatıdır.

Hayy ve Kayyum / bu iki isim birbirinden ayrılmaz. Hayat (Hayy), varlığın temelidir; Kayyumiyet (Kayyum) ise o varlığın ayakta durmasını sağlar.

 

Kayyûm, Kayyûmiyye mertebesi

Bir şey canlıysa, mutlaka kendi hakikatiyle "kaim"dir (ayaktadır).

 

el-Vâcid / Vicdan mertebesi: Bu “Kün” mertebesidir

Allah bir şeyin varlığını irade edip "Ol (Kün)" dediğinde, hiçbir güç buna direnemez.

 

el-Vahidu'l-Ahad, Tevhid mertebesi: el-Vahidu'l-Ahadın sırları, vahdeti bilmenin özü.

el-Ahad: Zatın mutlak birliği, bölünemezliği ve niteliksizliğidir.

el-Vâhid: Sıfatların ve isimlerin çokluğuna rağmen, bu çokluğun tek bir hakikatte (Zat'ta) toplanmasıdır.

 

Samed, Samediyye mertebesi

Samediyet, muhtaç olan her varlığın sırtını yasladığı "rükün"dür.

Allah, senin vasıtanla bir bilgi ortaya çıkardığında, o bilgi açısından sen bir "samed" (başvurulan/dayanılan) olursun.

 

Kadir, Muktedir, İktidar mertebesi

Varlık, ol emrini duyduğu an itaat ederek yokluktan varlığa sıçrar. Bu yüzden her varlığın aslı "itaat"tir.

el-Kâdir, Allah'ın bir sebep olmaksızın, doğrudan yaratmasıdır (Emir âlemi).

el-Muktedir, Allah'ın sebepler (vasıtalar) aracılığıyla yaratmasıdır (Halk âlemi).

 

Mukaddim, Takdim mertebesi

Bir varlığın veya bir mertebenin diğerinden önce varlık sahasına çıkması "Öne Geçiren"in (el-Mukaddim) iradesiyle mümkündür.

Abdulmukaddim olan kişi, makam ve rütbe yarışında hırsa kapılmaz. Bilir ki; Allah birini öne geçirmişse bunda bir hile (mekr) veya bir hikmet vardır.

 

Muehhir, Teehhür (Geciktiren, Gecikme) mertebesi

Bu makamın sahibi olan kul, geride kaldığında mahzun olmaz, öne geçtiğinde ise kibirlenmez.

 

el-Evvel / İlk, İlklik Mertebesi

el-Evvel, her şeyden önce olan ve her şeyi başlatan ilahi isimdir.

 

İlkler

İnsanlıkta: Hz. Âdem.

Ruhlarda: İlk Akıl (Akl-ı Evvel).

Cisimlerde: Arş.

Geometride: Daire (Sonsuzluk ve birliğin sembolü).

İlahi İsimlerde: el-Hayy (Hayat sahibi olmayan bir şeyin evvel olması düşünülemez).

 

el-Ahir / Son, Sonluk mertebesi

el-Ahir, her şey yok olduktan sonra baki kalan ve her işin nihayetinde kendisine döndüğü isimdir.

 

Zahir, Zuhur mertebesi

Gördüğümüz her şey, bizim kendi hakikatlerimizin (istidatlarımızın) Hakkın varlık aynasındaki yansımasıdır.

 

Bâtın, Butûn Mertebesi

Gafil insanların kalbinde Hak, "kabirdeki bir ölü" gibidir; vardır ama hükmü ve tesiri yoktur. Ariflerin kalbi ise Hakkın diri olduğu yerdir.

 

Tevvâb, Tövbe mertebesi

En büyük tövbe, kişinin "ben tövbe ettim" diyerek fiili kendine nispet etmesinden vazgeçip, tövbeyi de Allah'ın bir lütfu olarak görmesidir.

 

el-Afuvv, Af mertebesi

"Afuvv" kelimesi dilde hem bir şeyi çoğaltmak hem de kısaltmak (silmek) anlamına gelir. Allah, mağfireti "çok" yapması bakımından Afuvv, azabı ise "az/kısa" tutması bakımından Afuvv'dur.

 

er-Rauf, Rafet mertebesi

Dünyadaki cezaların (hadlerin) uygulanması, kulu ahiretteki daha büyük mahcubiyetten ve azaptan temizleyen bir "re'fet" (yumuşaklık) tezahürüdür.

 

Vâlî, İmamet mertebesi

Yeryüzündeki bir vali, ancak Hakkın hukukuna göre hükmettiğinde "Vali" isminin mazharı olur. Kendi hevasına uyarsa bu isimden kopar.

Bedbaht (şaki) insan, temizliği ahirete ertelenen kişidir. Hakk, kötülüğü kabul etmez.

 

Cami' Cem' mertebesi

Nerede olursanız O sizinle beraberdir.

Bu beraberlik bir çokluk (cem) ifade eder. Bir (tek) olan Allah, ikiyle üçüncü, üçle dördüncü olur; yani her sayıya eşlik ederek onları toplar.

 

Gani, Ginâ ve Iğnâ / Müstağnilik ve Zenginlik mertebesi

Allah zatı gereği zengindir (el-Ğanî), İnsan ise zatı gereği fakirdir (mümkün varlık), İnsan ancak Allah’a olan muhtaçlığını (fakr) fark ettiğinde O’na gerçekten yaklaşır.

 

Mu'tî-Mâni', Atâ ve Men’ (Veren- Engelleyen, Verme ve Engelleme) mertebesi

Allah bir şeyi engelliyorsa (mâni), bu ya senin istidadın (kabiliyetin) o şeyi kabul etmeye uygun olmamasındandır ya da seni daha büyük bir maslahata (faydaya) yönlendirmek içindir.

 

Zârr, Zarar mertebesi: Hem olumsuzlama hem de olumlama lazımdır. Böylece zararın olması da gereklidir.

 

Nâfi, Nef’ (Fayda Veren, Fayda Verme) mertebesi: İradenin hüküm ve varille açısından yok olanla ilişkisi incelenmiştir.

Seven için en büyük fayda görülen her şeyde nimeti (Hakk'ı) görmektir.

 

Nur, Nur mertebesi

Nur, sadece fiziksel ışık değil, "vücud" (varlık) demektir. Karanlık ise "adem" (yokluk) yani henüz dış dünyaya çıkmamış potansiyel hakikatlerdir.

 

Hadî, Hedy ve Hüdâ mertebesi: Allah'ın içimizde Peygamberlerin getirdiklerinden başka beyan dili yoktur.

Aklını şeriatın üzerine koyan kişi, ahirette büyük bir hüsran yaşayacaktır.

Hidayet, Hakk'ın razı olduğu işleri yapma becerisi (muvaffakiyet) kazandırır.

 

Bedî', İbda (Vareden, Varetme) mertebesi

"

Bedî'" ismi, Allah'ın her bir varlığı kendine has bir "özel yön" (vech-i has) ile, daha önce bir örneği olmaksızın yaratmasıdır.

 

Vâris, Veres mertebesi: Özellikle ilmin maluma tabiiyeti konusunda ince sırlar.

Biz yeryüzüne ve üzerindekilere vâris oluruz.

İnsanlar dünyada geçici olarak mülk sahibi görünseler de, ölümle birlikte her şey asıl sahibine, yani Allah’a döner.

Biz ölünce Allah bize vâris olur; biz ise O'nu nitelediğimiz o yüce sıfatları tenzih ederek O'na vâris oluruz.

 

Sabır Mertebesi: es-Sabûr

Eziyete karşı Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur.

Allah kendisine "çocuk edindi" diyenlere veya O'nu yalanlayanlara karşı hemen ceza vermez; onlara mühlet verir. Bu, es-Sabûr isminin tecellisidir.

Allah'a bir belayı kaldırması için şikayette bulunmak, sabrı bozmaz.

Allah kendisine edilen "eziyeti" (kötü sözleri, inkarı) müminlerin eliyle kaldırmayı murat eder. Kim Allah'ın dinine yardım ederse, es-Sabûr isminin yükünü hafifletmiş olur.

 

Güzel İsimleri Toplayan mertebeler mertebesi: İsimlerin hakikatlerinin ve manalarının özetidir.

Kulun Hak karşısındaki en büyük sermayesi edeptir.

Allah’ın "Biz" (Nahnu) dediği yerlerde, o işte birden fazla ismin (hikmet, kudret, rızık vb.) hükmü devreye girmiştir.

 

Allah namaz kılanın kıblesindedir.

 

Yaratılış ve Suret İsimleri

el-Bâri: Rükünlerden (unsurlardan) türeyen varlıkları belli bir düzenle var eden.

el-Musavvir: Henüz "heba" (mutlak boşluk/cevher) halindeki hakikatlere suret giydiren. Gözlerimizin gördüğü veya göremediği tüm formlar bu ismin tecellisidir.

 

Bilgi ve Gayb Mertebeleri

Şahadet ve Gayb: şahadet (görünen alem) sonludur, ancak Gayb (görünmeyen) sonsuzdur.

Taalluk Sırrı: Bilgi (Alîm), bilinen nesne ile bir bağ kurmaktır. Oysa gaybı bilmek (Allâm), henüz ortaya çıkmamış veya imkansız (muhal) olanın bile Allah’ın ilminde sabit olmasıdır.

 

Rızık ve Terazi İsimleri

Kabz ve Bast: Allah rızkı bazen daraltır (Kâbız), bazen yayar (Bâsıt). Bu, kulun maslahatını gözetmek ve onu imtihan etmek içindir.

Mizan (Terazi): Allah’ın elindeki terazi, birini aziz kılarken (Muiz) diğerini zelil kılması (Muzil), birini zengin ederken diğerini muhtaç bırakmasıdır.

 

Letafet ve Habirlik

el-Latîf ismini anlamak için en güzel örnek Acı İlaç. Şifa orada gizlidir (latif), biz sadece acıyı tadarız ama içindeki afiyeti fark edemeyiz.

Allah’ın latifliği, amellerin içine sirayet etmesi ve kendini gizlemesidir.

 

Hayal ve Zıtların Birliği

Zıtların Birleşmesi: Akıl ve duyu dünyasında iki zıt (örneğin hem Evvel hem Ahir olmak) bir arada bulunamaz. Ancak Hayal Alemi (Alem-i Misal), zıtları birleştirebilen bir kuvvettir.

Ebu Said el-Harraz: "Allah'ı nasıl bildin?" sorusuna "İki zıttı birleştirmesiyle" demiştir. Hak, hem en içte (Bâtın) hem en dışta (Zâhir) olandır.

 

Sabır ve Eziyet

Allah’ın Sabrı: Allah Kendisine eziyet edenlere karşı hemen ceza vermez (Sabûr).

Sır: Allah’ın sabırlı olduğunu bildirmesi, kullarından bu "eziyeti" (şirki, günahı) kaldırmalarını ve O’na yardım etmelerini (in-tensurullah) istemesi içindir.

 

OTUZ DÖRDÜNCÜ SİFİR

Beş Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm

Farklı menzillerden hakikat ve sırların bilinmesi hakkındadır.

Kesif varlıklar olmasaydı latifler bilinmezdi.

Şeriatla hareket eden edeplenir ve edeplenen ulaşır.

 

İmam-ı Mübîn

Apaçık İmam / Varlık kitabı, Bu, sadece bir kitap değil, her şeyin bilgisini kuşatan ilahi bir levha ve hakikattir. Bu her suretin kendisinde bulunduğu bir aynadır. Biz ondan zuhur ederiz; emir ve yasak onun üzerinden bize ulaşır.

 

Heva/arzu, sınırsızdır. Eğer kalpte bu arzu gücü olmasaydı, Hakka da aşkla yönelmek mümkün olmazdı.

 

Rabbim, benim için katında bir ev inşa eyle (Hz. Asiye)

Komşuluk (Allah’a yakınlık) evden önce gelir.

İnsan nerede olursa olsun, mekân onu görür, melekler ve ruhlar ona eşlik eder.

Dağlar sabitliği ve sarsılmazlığı, denizler genişliği ve rüzgâr (ilahi nefes) karşısındaki edilgenliği temsil eder.

 

İnsanın yapısı…

Üçte biri topraktan gelen maddi beden.

Üçte biri hayvani ruh (canlılık fonksiyonları).

İlk iki aşama gecenin karanlığı gibidir.

Son üçte bir (Seher Vakti) ilahi nefes olan Aklî Ruh. İnsanı gerçek manada "insan" yapan, ilahi tenezzülün gerçekleştiği bu son safhadır.

 

Allah bir şey hakkında, o şeyin kendi hakikati neyi gerektiriyorsa ona göre hüküm verir. Yani varlık, kendi istidadıyla Allah'a "ben buyum" der, Allah da "ol" diyerek onu o haliyle yaratır.

 

İslam bedenin boyun eğmesidir.

İman, boyun eğen bedeni müşahede eden ruhtur.

İhsan kadim olanı müşahede etmek, Allah'ı görüyormuş gibi yaşamaktır.

 

Kalbin sevgisinde taksimat kulun elinde değildir; o bir ilahi ihsandır.

 

Yiğit (feta), geçmiş veya gelecekle değil, "şimdiki an" ile sınırlıdır. O, vaktin hakkını verendir.

 

Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder

Kulun Allah’a yardımı, O’nun emirlerini yerine getirmesi ve "esma"sının (isimlerinin) zuhur mahalli olmasıdır.

 

Feleklerin dönüşü, meleklerin ve manevi tesirlerin doğmasına sebep olur.

 

Dil derunun (kalbin), parmaklar da niyetin tercümanıdır.

 

Kalbe gelen ilk düşünce zorlayıcıdır ve nefsin karışmasına vakit bırakmadan gelir.

Dileğin vakti ile kabulün vakti birdir.

 

Her okuduğunda yeni bir hikmet bulamayan, Kur’an’ı hakkıyla okumamış sayılır.

Sevdiğini iddia eden kişi, bu iddiasını kanıtlamak için sınanır. Sevgili (Hak) ise bu sınanmalardan münezzehtir.

 

Allah'a ancak O'nda bulunmayan bir şeyle (zillet ve fakirlik) yaklaşabilirsin. Allah Aziz ve Gani (Zengin) olduğu için, O'na ancak kendi yoksulluğumuzu ve hiçliğimizi sunarak "yakın" olabiliriz.

 

Şevk, vuslatla (kavuşmayla) diner; ancak İştiyak, kavuşulsa bile bitmeyen, sürekli artan bir arzudur. Çoğu âşık aslında kendi vuslat hazzını sever. Hakiki âşık ise sevgilinin uzaklık talebiyle (ayrılıkla) imtihan edildiğinde bile O'na teslim olandır.

 

Kelam: Doğrudan ruha tesir eden, inkârı mümkün olmayan ilahi etkidir.

Kavil: Söz haline gelmiş, taksim edilmiş ve ulaştırılmış ifadedir. Kur'an "Kavil"dir; zira insanlar onu duyup inkâr edebilirler, fakat doğrudan Kelam'a muhatap olanın iradesi o tesirle erir.

 

Gölge kendi başına hareket etmez; asıl olanın (Hakk'ın) hareketiyle hareket eder. Işık (ilahi nur) yaklaştıkça gölge büyür, uzaklaştıkça küçülür.

 

Bir şeyi talep eden, o talebinin esiridir. Hakiki kulluk, kişinin kendi hürriyet iddiasından vazgeçip "Dehir" (Zaman/Mutlak Varlık) olan Allah'ın iradesine teslim olmasıdır.

 

Bilge kişi için Allah'ın vermesi nimet, vermemesi ise hikmettir.

 

Seven için sevgili "başka" değildir.

 

18. Cilt

OTUZ BEŞİNCİ SİFİR

Akıl "bağ" demektir (ikal); insanı kayıt altına alır ve mutlak hakikati görmesini engeller.

Kalpte heva bulunmasaydı, ibadet edilmezdi

Allah'a duyulan iştiyak ve aşk da aslında bir tür ulvi "heva"dır.

 

Allah'ı sadece tenzih etmek (uzak tutmak), O'nu sınırlamaktır. Gerçek muvahhid (birleyen), varlıkta O'ndan başka hiçbir fail ve mevcud olmadığını görendir.

 

Hz. Hızır'ın düzelttiği duvar gibi, sırlar da "büyük-emin" kimselere emanet edilir.

 

Melek cenine rızkını, ecelini, amelini ve bedbaht mı yoksa mutlu mu (şaki/said) olacağını yazar.

 

Kişi keşif veya rüyada henüz gerçekleşmemiş olan kıyameti tüm dehşetiyle görebilir. Bu, zamanın ve mekânın ötesindeki "cevherlerin" birbirini tanımasıdır.

 

Münafık "iki yüzlü" demektir. Âlem de çift (zıtlar) üzerine yaratılmıştır.

 

Sana ait olmayan bir şeyi başkasına vererek "fedakârlık" (işar) yaptığını sanma. O zaten sahibinindir. Hakiki arif, elindekini sahibine (Allah'a) ulaştıran bir aracıdır.

 

Rüzgar kandili söndürürken ateşi gürleştirir. Sorun rüzgarda değil, ulaştığı yerin (mahallin) istidadındadır.

 

İblis sadece "zahir"de (görünürde) kalıp "Ben ateştenim, o topraktan" diyerek kıyas yaptığı için yanıldı.

Sadece zahirde kalmak büyük bilgiyi kaçırmak; sınırı aşan tevil ise sapmadır.

 

Allah, sürekli konuşan (el-Mütekellim) olduğu için kula düşen konuşmak değil, mutlak bir sessizlikle dinlemektir. Başkasına yönelmek, Hakk'a saygısızlıktır.

 

Kul, Allah’a hangi sıfatla (örneğin merhamet veya tevazu) yönelirse, Allah da ona o sıfatla tecelli eder. Karşılaşma (münazele), bu iki frekansın birleştiği noktada gerçekleşir.

 

Cennetteki dereceler, kişinin dünyada Kur’an’dan (yaşayarak) okuduğu ayetlerin sayısı ve derinliği kadardır.

 

Senin üzerinde o an hangi hal (hastalık, zenginlik, hüzün) hakimse, o halin bağlı olduğu ilahi isim senin "Rabbin"dir.

Bir balığa "domuz" derseniz, ismin getirdiği hüküm (haramlık) o canlıya yüklenir. Yani hüküm, isimlendirmeye ve isme bağlıdır.

 

İnsan rızkı veya nasibi için yorulmamalıdır; hakikatte sana ait olan zaten seni talep eder.

 

Keşke / imkansızlığa delalet eder.

 

Kul, Rabbinin katındaki mertebesini öğrenmek isterse, kendi nefsinde Rabbinin ne kadar değeri olduğuna bakmalıdır.

 

Kişi kendi içindeki ilahi emrin ağırlığını ne kadar gözetiyorsa, Allah katındaki ağırlığı da odur.

 

İnsan aceleden yaratıldı

İnsanın aslı "yokluktan varlığa çıkış" (intikal) olduğu için, tabiatında sürekli bir hareket ve "acelecilik" vardır.

 

Kişi nefsini kendi bencil arzularından arındırdığında, içinde uyanan her "arzu" aslında Hakkın iradesi haline gelir.

 

OTUZ ALTINCI SİFİR

Beş Yüz Altmışıncı Bölüm

Hikmetli vasiyetler

 

Bir yerde günah işlendiğinde, o mekânın aleyhte şahitliğini iptal etmek için oradan ayrılmadan önce mutlaka bir ibadet (zikir, tövbe, namaz) yapılmalıdır.

 

Farzları yerine getiren kulda Hak, o kulun işitmesi, görmesi ve eli olur. Burada kul fani olur, fiili işleyen Hak’tır. Bu, "Zorunluluk Kulluğu"dur.

Kul nafilelerle yaklaştığında Hak, kulun işitme ve görme gücü olur. Burada kul, kendi iradesiyle (ihtiyari) Hakk'a yöneldiği için Hak ona destek olur.

 

Allah’a iman edip de rızkı sadece dükkândan, maaştan veya şahıslardan beklemek "gizli şirk"tir.

Takvanın alameti, rızkın "hesap edilmeyen yerden" gelmesidir.

 

İmanının sağlamlığını ölçmek istiyorsan kalbine bak. Eğer kalbin sebeplere bağlanmışsa imanını eleştir.

 

Haklı bile olsan dini konularda tartışmayı terk et.

İnsanları razı etmek imkânsızdır; bu yüzden tek amacın Hakk’ı razı etmek olmalıdır.

 

İnsan yalan söylediğinde, ruhani bir koku yayılır ve melekler bu kokudan dolayı o kişiden uzaklaşır.

 

Duada en güçlü vesile Allah’ın İsmi, sonra kulun halidir.

 

Birine kâfir diyen, eğer o kişi kâfir değilse, bu hükmün kendisine döneceğini bilmelidir.

 

Sen seni köleleştirenin kulusun

 

OTUZ YEDİNCİ SİFİR

 

Mümin; namaz, oruç ve zekâtla tanınır

Münafık; konuşunca yalan söyler, sözünde durmaz ve emanete ihanet eder.

Zalim, kendinden zayıfı ezer, üstündekine isyan eder, zulme destek olur.

Tembel, ihmal edinceye kadar geciktirir, zayi edinceye kadar ihmal eder.

 

Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kişidir.

 

İnsan söylemediği sözün hâkimidir, ancak söz ağızdan çıktığı an söz insana hâkim olur.

 

...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder