Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 14. Cilt - Notlar
Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2011
YİRMİ YEDİNCİ SİFİR
373
Üç Sırrın Menzilinin Bilinmesi
Varlık / Açılmış Bir Kitap / Rakk-ı Menşur
Âlem açılmış bir kitaptır.
Âlemin varlık sahnesine çıkışı, Rahman isminin bir
sonucudur. Her varlık, bu kitapta bir "harf" veya
"kelime"dir.
Hikmet her şeye yaratılışındaki hakkını verir.
Allah katında her şey detaylıdır (tafsilatlıdır). Anlamaya
çalışan insan, kısıtlı algısıyla icmal eder / özetler.
Şuur: sezgi / hissetme
Kapı açıldığında, yani "benlik iddiası"
kalktığında ortaya çıkan şey "bilgi"dir. Bu bilgi, "nefsini
bilen Rabbini bilir" sırrına dayanır.
Zikir ehli, Hak ile "oturan"dır. Hak ile oturanın
ise bilgisi artar.
Eğer âlemde "eksiklik" kavramı olmasaydı, âlem tam
olmazdı.
Amâ'dan ilk çıkan ve "sıcaklık ile yaşlığı"
kendinde birleştiren asıl unsurdur.
Havanın sıcaklığından ateş, yaşlığından su doğar.
Suyun donuklaşmasıyla (buz örneği) toprak meydana gelir.
Cevher (öz) baki kalmak için suretler (biçimler) ise var
olmak için Allah'a muhtaçtır.
Zalimlere meyletmeyin
Mekan, üzerinde yaşayanın ahlakını etkiler.
Gün, koç burcunun doğuşuyla başlar ve batışıyla tamamlanır.
İlahi cezaların genellikle "günün sonunda"
(hareketin tamamlanmasında) gelmesi, bir sürecin olgunlaşmasıyla ilgilidir.
374
Rü'yet (Görme) Menzilinin Bilinmesi
Arş kelimenin (hakikatin) tek olduğu, Rahman isminin tecelli
ettiği en üst mertebedir.
Kürsü kelimenin ikiye bölündüğü yerdir.
Burada "İki Ayak" (Kadem-i Sıdk ve Kadem-i Cebbar)
ortaya çıkar.
Kürsüden sarkan bu iki ayak, evrendeki tüm kutupların
(diyalektik yapının) kaynağı
Kadem-i Sıdk (Doğruluk Ayağı): Cennete, lütfa, cemal ve
ünsiyete (yakınlığa) bakar.
Kadem-i Cebbar (Zorlayıcı Ayak): Cehenneme, azaba ve celale
(heybete) bakar.
Tegabün / pişmanlık
Cehennemdeki ateşten daha etkili olan şey, kişinin kendi
potansiyelini gerçekleştirmemiş olmasından duyduğu pişmanlıktır. Kişi
"yapabilirdim ama yapmadım" dediği anda kendi kendini cezalandırmaya
başlar.
Göklerin en yüce topluluğu olan Mele-i Ala'daki
"hasımlaşma" (tartışma), ilahi isimlerin doğasının gereğidir.
Allah'ın isimleri arasında el-Muit (İade eden) ile el-Mümit
(Öldüren) gibi veya el-Latif ile el-Kahhar gibi birbirine zıt hükümler veren
isimler vardır. Bu isimlerin alemdeki yansımaları olan "doğalar" da
birbirine zıttır.
Akıl, Allah'ın zatını kuşatamaz. Akılla hüküm verenler
"bilgisizliğin en ileri derecesini" sergilerler.
Eğer biri bir doğruyu söyler de reddedildiğinde içi daralır
ve pişmanlık duyarsa, o kişi Allah adına değil kendi adına konuşmuştur.
Gerçek bir "varis", sözü dinlense de öldürülse de
içinde keskin bir nur görür ve pişmanlık duymaz.
Doğru (Sıdk) bir şeyi olduğu gibi haber vermektir
Hak, yerine getirilmesi zorunlu, ilahi rızaya uygun olan
şeydir.
375
Hayali Benzerlik Menzilinin ve Hakikatler ve İmtizaç Aleminin Muhammedi
Mertebeden Öğrenilmesi
Hayal, soyut hakikatleri duyulur suretlere büründürerek
aklın önüne koyar. Akıl, hayal olmadan hiçbir şeyi "göremez".
Hayal, nefsin kölesidir
Hayal, nefsi dilediği surete sokabilir.
Münafıklar "iman ettik" dedikleri için değil, buna
"biz alay edicileriz" sözünü ekledikleri için cezalandırılırlar.
376
Veliler ile Düşmanlar Arasında Ortak Menzilin Hikemî Mertebeden Bilinmesi
Namaz, Allah ile kul arasında tam ortadan ikiye bölünmüştür.
Savaşta elde edilen malın beşte biri Allah’ındır.
Devlet başkanı Hakk'ın Zahir isminin tam bir tecelligahı
Yönetici/Halife, Hakk'ın vekilidir. Onun verme, engelleme ve
cezalandırma yetkisi, ilahi terazinin yeryüzündeki uzantısıdır.
Gerçek ganimet, nefisle yapılan cihat (mücahede) sonucu elde
edilen İlahi İlimlerdir.
İman sadece mantık yürütme değil, doğrudan bir ilahi
müdahaledir.
Çocuk, fiillerini kendine izafe eder ama yükümlü değildir.
İnsan olgunlaştığında akıl ona şunu öğretir: "Fiiller
aslında senin değil, Hakk’ındır." Allah'ın yasakları ve emirleri, insanın
mülkiyet iddiasını kırmak ve ona aslında bir zuhur mahalli (ayna) olduğunu
hatırlatmak içindir.
Beden bir ordudur. Kalp, imamın (Hakk’ın) yeridir. Düşman
(nefs/şeytan) ön, arka, sağ ve sol olmak üzere dört yönden saldırır. Kalp ise
beşinci ve merkezî noktadır.
Ganimet taksimi aslında kalbin savunulmasıdır.
Dünyada doğru bilgiye sahip olup ona kuşku bulaştıran veya
amelsiz kalan "âlim", cehennem ehlidir.
377
Kayyumiyet Secdesinin Menzilinin Bilinmesi; Ayrıca Doğruluk, Mecd, İnci ve
Surelerin Bilinmesi
İnsan bedeni, onu yöneten bir ruha (müdebbir) sahiptir.
Tur Dağı’nın parçalanması
(Kıyamet) herkes birbirini ve Hakk’ın "ez-Zahir"
ismini net bir şekilde görür.
Bilgi ameli gerektirir
Bir şeyi gerçekten bilen kişinin, o bilginin gereğini
yapmaması imkânsızdır.
378
Hayvanlar (Behaim) Ümmetinin Menzilinin Bilinmesi
Behaim (Müphemlik, belirsiz)
Arının "vahy" ile ev yapması ve Fil Vakası’ndaki filin
Kabe’ye saldırmayı reddetmesi, bu varlıkların niçin yaratıldıklarını ve kimin
emrinde olduklarını "fıtri bir keşifle" bildiklerini gösterir.
Hayvanlar fikirle değil, doğrudan fıtratla bildikleri için
"hayretleri" daha sahihtir.
379
Hal, Akit, İkram, İhanet İle 'İhbar' Tarzındaki Dua Menzilinin Bilinmesi
12 sayısı 11'i kendinde toplayan ve "İlk Bir"
(Vahid-i Evvel) ile tamamlanan bir bütündür.
1 sayıların aslı ve her sayıya eşlik edenidir.
Peygamber’in kıldığı
11 rekât vitir namazı
1. Rekât – Abdülkebir / Makul ve ruhanî yaratılışın,
yüceliğin (Kibriya) idrakidir.
2. Rekât – Abdülmücib / İcabet ve dua. Kul ile Allah
arasındaki "dairevi" etkileşim; kul ağlayınca Allah'ın (mecazen)
etkilenmesi.
3. Rekât – Abdülhamid / Mutlak ve mukayyet övgü. Varlığın
her zerresinin kendine has diliyle yaptığı hamd.
4. Rekât - Abdurrahman /
Üç tür rahmetin (Zatî, İhsan, Yazılmış) ve doğadaki dört unsurun yönetimi.
Rahman olan Allah, kulun hakikatinin (ihtiyacının)
gerektirdiği şekilde tecelli eder. Kulun "hali", Allah'ın o andaki
"tecellisini" belirler.
5. Rekât - Abdulmu’ti / İsar (kendisi muhtaçken vermek).
Allah'ın kulun azalarında tecelli etmesi.
Kul Allah'a muhtaçtır; ancak kul fena makamına ulaşıp Allah
onun "duyması ve görmesi" olduğunda, Allah kulunu kendine tercih
etmiş gibi görünür.
6. Rekât – Abdülmümin / Tasdik ve güvenlik. Hz. Peygamber'in
tarihsel zamanın ötesindeki (ezeli) peygamberliği.
7. Rekât – Abdürrahim / Güç yetirilen rahmet. Merhametin
bazen sahibine (uygulayamadığı için) acı vermesi. Rahmet, bazen uygulama
gücüyle birleştiğinde nimet, bu güçten yoksunluk durumunda ise hem acıyanda hem
acınanda "azap" suretinde görünebilir.
8. Rekat – Abdülmelik / Mülk hakikati. Arif olan kul,
Allah'a tam kulluk ettiğinde O'nu kendine "mülk" yapar; yani O'nun
otoritesini tüm varlığında hisseder.
9. Rekat – Abdülhadi / Hidayet kulu. Hakikati sadece
açıklayan değil, Hakk'ın tevfikiyle buluşan.
10. Rekat – Abdurabbihî / Rabbinin
kulu. Rububiyetin (Rabb olma) kul ile kaim olduğunu bilen. "Kul olmazsa
Rabb tecelli edecek mahal bulamaz" sırrına vakıf olan. Âlem ilahi isimleri
talep ederken ilahi isimler de âlemi talep ederler.
11. Rekat – Abdülferd / Allah'ın
tekliği (ferdiyet) ve beraberliği. Allah, üç kişilik bir grubun dördüncüsüdür,
ama o üçten biri değildir. Bir dördüncü kişi geldiğinde, Allah beşinci
mertebesine geçer. Yaratılanlar hangi sayıya ulaşırsa ulaşsın, Allah daima bir
sonraki sayı olarak onları kuşatır (el-Hafîz ve er-Rakîb).
Abdullah / Allah isminin kulu.
Bütün ilahi isimlerin hakikatine ayna olan, "Allah" isminin
toplayıcılığına eren kâmil insan.
Ramazan ismi, ayları tamamlayan bir "kemal"
noktasıdır. Abdullah makamındaki kişi, Hakk'ın tüm isimlerinin tecellisine
mazhar olur.
Peygamber yolu gösterir (beyan), ama
kalbi o yola ısındıran (tevfik) Allah'tır.
380
Peygamberlerin Varislerinin ve Alimlerin Menzillerinin Muhammedi Makamdan
Öğrenilmesi
Varisliğin gerekleri: Peygamber'in sözlerine, fiillerine ve
ibadet şekillerine (namaz sayısı, oruç vakti vb.) harfiyen uymak. Bu maddi
koşullar varisliğin zahiri yönünü oluşturur. Kul, varisliğin batıni/manevi
yönünü de tutarsa, âlemdeki her olayda ilahi bir hikmet ve tecelli görür.
Resulü Ekrem’e sevdirilen üç şey; kadın, güzel koku, namaz
Kadın: Arş’a (yüceliğe) giden bir vuslat kapısıdır. Varlığın
türeyişindeki "doğurganlık" ve "rahmet" ilkesinin insandaki
tezahürüdür.
Güzel Koku: Kokudaki sır Allah’ın "Ol" emriyle
yayılan bir nefestir. Ünsiyet (dostluk) nefesleridir. Mekânın ruhunu ve
atmosferini belirleyen, görünmez ama hissedilen "öz"dür.
Namaz: Göz aydınlığıdır. Namaz, kul ile Allah arasındaki
perdelerin kalktığı, karşılıklı konuşmanın (münacat) ve görmenin (müşahede)
birleştiği makamdır. Namaz "ikiye bölünmüş" bir yapıdır:
"Kulumla benim aramda..." Biri olmadan diğeri tanımlanamaz.
Allah, "Zengin" (el-Gani) olarak bilinmek için
"Muhtaç" (âlem) bir mahal yaratmıştır. Eğer aç olan biri olmasaydı,
Allah'ın "Rezzak" (Rızık veren) olduğu bilinemezdi.
381
Tevhit ve Cem' Menzilinin Bilinmesi
Allah'ın "Yaratıcı" (el-Hallâk)
ismi hiçbir an atıl kalmaz. Varlık durağan bir yapı değil, her an yok olup
yeniden var olan bir süreçtir.
Hayal, hem var olanları (mümkünat) hem de var olmayanları
(imkansızları) tasavvur edebilir.
Rüya ve hayal doğurganlık yatağıdır. Manevi anlamlar bu
"hayali rahimlerde" bedenlenir.
Hayal, sadece zihinsel bir yeti değil, dış dünyaya müdahale
edebilen ilahi bir kuvvettir.
Anne ve babanın birleşme anındaki hayalleri, doğacak çocuğun
ahlakı ve fiziksel sureti üzerinde doğrudan belirleyicidir.
Dünya hayatındaki "hayal mertebesi", ahiretteki
duyusal gerçekliğin temelidir. Dünyada hayalde var edilenler, ahirette zahiri
birer gerçekliğe dönüşür.
383
Hatemler Menzilinin Bilinmesi, İlahi Gelinlerin Sayısı ve Yabancı Sırların
Bilinmesi
"Hatem" (son mühür)
Hz. İsa, ahir zamanda bir "adil hakem" olarak
inecek ve büyük velayet hatemi (hatmü'l-velayeti'l-kübra) onunla
tamamlanacaktır.
İsimlerin mühürü "Hüve" (O) ismidir.
İlahi nikâh / Hakk’ın bilinme arzusuyla "mümkün"
varlıklara yönelmesidir. Bu birleşmeden "varlık" doğar.
Berzah, aralarında bulunduğu iki şeye de aynı anda ve aynı
yönüyle kavuşan bir "ayırıcı"dır. Gerçekte berzahı berzah yapan
özellik, kendisinde berzah bulunmamasıdır. Berzah aralarında bulunduğu iki
şeyle zatı gereği kavuşur.
383
Muhammedi Azametleri Kendinde Toplayan Azamet Menzilinin Bilinmesi
Bu menzil, Hz. Adem'den Hz. Muhammed’e kadar on dört büyük
peygamberin kalbi üzerindedir. Her biri, ilahi isimlerin feyzini vârislere
aktaran birer berzahtır.
Sure başlarındaki mukatta harfleri (Elif, Lam, Mim vb.) ve
diğer harfler, peygamberlerin kalplerine gelen ilahi yardımın vasıtalarıdır. Bu
harfler "ilahi nefesler" âlemindendir.
Allah, mutluluk veren sırları Arş'ın altındaki hazinelerde
saklamıştır. "La havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim"
cümlesi, meleklere verilmeyip sadece Hz. Adem'e ve soyuna verilen özel bir
hazinedir. Bu sözü ilk söyleyen, o hazinenin "mahalli" (kaynağı)
olur, sonradan öğrenenler ise "vârisi"dir.
Sana isabet eden iyilik Allah’tandır, sana isabet eden
kötülük kendindendir...
Şeytan insana dört yönden (ön, arka, sağ, sol) saldırır.
Allah da bu dört yönü korumak için "Evtad" denilen dört büyük veliyi
(direkleri) görevlendirmiştir.
Allah sağa "er-Rab", sola "el-Melik",
öne "er-Rahman" ve arkaya "er-Rahim" isimlerini ordu olarak
yerleştirmiştir.
YİRMİ SEKİZİNCİ SİFİR
384
Hitabî Münazelelerin Bilinmesi
"Münazele", sözlük anlamıyla iki kişinin aynı anda
aşağı inmesi demektir.
Allah'ın kullarına tecelli ederek yaklaşması / Kulun manevi
mertebelerde yükselmesi… Hak ile Kulun bu yolculukta karşılaştıkları noktaya
"Münazele" denir.
Bir kul günah işlediğinde, er-Rahman (Merhamet eden) ve
el-Gaffar (Affeden) isimleri onu kurtarmak isterken; el-Muntakim (İntikam alan)
ve ed-Darr (Zarar veren) isimleri adaletin yerini bulmasını ister.
385
'Hakir Gören Galip Gelir, Küçümseyen Mahrum Kalır' Münazelesinin Bilinmesi
Âlemdeki her zerre Allah’ın bir "şiarı" (işareti)
ve isminin tecellisidir. Bir varlığı küçümsemek, onu yaratan
"el-Hâkim" ismini ve o varlıktaki hikmeti küçümsemek anlamına gelir.
Kötülük ve çirkinlik var olan bir şey değil, "bilginin
ve varlığın yokluğu"dur. Varlık ise mutlak hayırdır.
İnsan bazen taşıyamayacağı kadar büyük bir şeyi talep eder.
Bir kap (mikyal) ne kadar alabiliyorsa, Allah ona o kadarını
indirir.
386
'Şah Damarı' ve Beraberlik Mekânı Münazelesinin Bilinmesi
"Nerede olursanız O sizinle beraberdir."
Allah, mutlak birliğiyle beraber isimlerinin çokluğu
üzerinden tecelli eder. Çoğul zamirler (Biz), isimlerin farklı hakikatlerine
işaret eder.
Allah'ın "Biz" demesi isimlerin çokluğuna,
"Ben" demesi ise tekliğine işarettir. Kulun duyma ve görme gibi
yetileri aslında Hakk'ın o kulun üzerindeki tecellisidir.
"Rahim" (akrabalık/ana rahmi) kelimesi ile
"Rahman" ismi arasında köken birliği vardır.
Akrabalık sadece kan bağı değil, bir "varlık
bağıdır".
Allah’tan daha yakın akraba yoktur.
İnsan başına gelen zorluklarda Allah'ı bir siper (takva)
edinir. Öte yandan, yeryüzündeki nahoş durumlar ve "kötülük okları"
insana nispet edilirken, Allah bu noktada kulu kendine siper kılar.
387
Kibriyâî-Tevazu Menzillerinin Bilinmesi
Allah'ın yüceliği (Kibriyâ), O'nun kulun hallerine
bürünmesine engel değildir.
Âlem özü gereği yoksul ve zelildir.
Cömertlikte bir engelleme yoktur. Güneşin ışığı tektir ancak
kumaşı beyazlatırken çamaşırcının yüzünü karartır.
Allah'ın bir şeyi irade etmesi için "dışsal bir
irade" yaratmasına gerek yoktur. O, zaten kulun duyma yetisi ve görme
yetisidir.
388
Bilinmeyen Bir Münazele
"İyilik yapanlar için iyilik ve ilave vardır"
Allah'a belirli bir niyet veya sınırlı bir beklentiyle
yönelme
Eğer beklenti sınırlıysa, alınacak karşılık da o sınırda
kalır.
Arifin belirli bir planı yoktur; o, içinde bulunduğu
"an"ın (vaktin) getirdiği ilahi varide (ilham/akış) teslim olur.
Gaybın anahtarları insanın kendi istidadıdır. Kapı
(bilgi/mekân) oradadır; ancak onu açacak olan senin hazırlığındır.
389
'İllim (benim varlığım) Senin, Seninki Benim' Münazelesinin Bilinmesi
Varlığı “daire” olarak tahayyül edersek daireyi ortadan
ikiye bölen çizgi, "İlah" ve "Kul" ayrımını (tenzihi) yaratır.
Bu çizgiyle birlikte "İmam" ve "Me'mum"
(uyan), "Yaratan" ve "Yaratılan" hiyerarşisi doğar.
Kulun gıdası Allah'tır (varlık kaynağı)
Allah'ın isimlerinin gıdası da bu isimlerin üzerinde tecelli
edeceği kulun fiilleridir.
390
'Bir şeyin zamanı onun varlığıdır' Münazelesinin Bilinmesi; 'Benim zamanım
yok, senin zamanın yok; sen benim ben de senin zamanınım'
Zaman, sadece iki olay arasındaki ilişkiyi kurmak için
sorduğumuz bir sorudan ibarettir.
Zaman uzayan mevhum bir çizgiyse, "an" bu çizgi
üzerindeki sınırdır. Tıpkı bir dairenin çevresindeki bir nokta gibi; o nokta
sayesinde başlangıcı ve sonu belirleriz.
Göğün şeffaflığı sayesinde yıldızları görürüz ama göğü
göremeyiz. Allah da o kadar "latif"tir ki, O'nun varlığı sayesinde
her şeyi görürüz ama O'nu (o kadar yakın olduğu için) göremeyiz.
391
Adamların Ayaklarının Üzerinde Sabit Kalamadığı Kaygan Yol Münazelesinin
Bilinmesi
"Attığında sen atmadın, fakat Allah attı"
Kılıç öldürür ama kılıca "katil" denmez; vuran
eldir.
Allah ayette önce "atmadın" (nefy) der, hemen
ardından "attığında" (ispat) der, sonra tekrar "Allah attı"
diyerek faili kendine çeker. Bu hız, insan aklının üzerinde duramayacağı kadar
kaygan bir zemindir.
Bu makama "kaygan yol" (Münazele-i Zelel) denmesinin
sebebi, zihnin tek bir hüküm üzerinde sabitlenememesidir.
Hakikat, bir yerde duran su gibi değil, sürekli akan bir
nehir gibidir. Su geçtiği yerde sadece "değdiği ölçüde" iz bırakır.
Arif, yankıya değil,
kaynağa odaklanan kişidir.
392
'Kim merhamet ederse, biz de ona merhamet ederiz; kim merhamet etmezse, ona
merhamet eder sonra gazap ederiz ve unuturuz' Münazelesinin Bilinmesi
Âlemin yapısı dört esasa dayanır.
1) Rahman
Hak ediş gözetmeksizin herkese verilen varlık ve ihsan
2) Çaba ve salih amel karşılığı verilen, "takva
sahiplerine yazılan" rahmettir.
3) Sıla-i Rahim
Varlıklar arasındaki ontolojik bağın korunması sıla-i rahimdir.
4) "Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu"
İnsan Allah'ın eşyadaki hakkını (tecellisini) görmeyi terk
ederse, Allah da ona kendisini unutturur.
Kendini unutan (marifetten uzaklaşan), Rabbini de unutur.
393
'Kendi lehine bir şeyi gördüğü yerde duran, helak olur' Münazelesinin
Bilinmesi
Ruhun bedene üflenmesi
Güneş ışığı (Ruh) tek ve saftır. Ancak bir cama
(Beden/Mizaç) vurduğunda camın rengine göre kırmızı, sarı veya mavi görünür.
Etki, nesnenin kendisinden değil, gözlemcinin o nesne
hakkındaki "marifetinden" (anlamlandırma kapasitesinden) doğar.
Her şey "nispetler" (ilişkiler) üzerinden var olur.
394
'Edepli erer ve vasıl olur, eren -edepli olmasa bile- geri dönmez'
Münazelesinin Bilinmesi
Mutlak varlık mutlak iyiliktir; yokluk ise mutlak
kötülüktür. Mümkünler (yaratılmışlar), varlıktan pay aldıkları ölçüde
iyileşirler.
Edep bütün hayırların toplamı demektir.
Kâmil insanların kalp ve baş gözlerinden perdeler bir kez
kalktığında, artık eşyayı olduğu hal üzere görürler.
Edepli insan, Hakk'ın zahirdeki çokluğunu (tafsil) kendi
içinde birler (icmal). Bu nasıl yapılır, Allah’ı zikrederek.
Âlem, tafsilin (ayrışmanın) gerçekleştiği ez-Zahir ismidir.
Zahirdeki hakikat el-Batın ismidir.
395
'Mertebeme girip hayatı devam edenin sahibinin ölümünde intisabı banadır'
Münazelesinin Bilinmesi
"Beraberlik" (Maiyyet)
Sefer: Yolculuk
İsfar: Açığa çıkmak, zuhur.
Hak herkesin kendisi hakkındaki inancının ve bilgisinin
kendisidir
396
'Bilgileri ve ilimleri toplayanı kendimden perdelerim' Münazelesinin
Bilinmesi
Bilimlerin her biri aslında Allah’a giden bir yollardır.
Kişi bilginin Hakk’a dalaletini görmeyi bırakırsa bilimlerin içinde kaybolur.
Bu durumda bilim ona perde olur.
Kulu bu bilgiye ulaştıracak yegâne yol, bütün bilinenleri
ve bütün âlemi zihninden uzaklaştırarak, boş bir kalple Allah karşısında
huzur, murakabe ve dinginlik halinde oturmasıdır.
Vech-i Has
Zahirde Hz. İsa’nın üflemesiyle kuş canlanmış gibi görünse
de (zahir dili), gerçek var edici "özel yön" vasıtasıyla Allah’tır.
Sebepler sadece birer perdedir.
İlahi rahmet; âlimi, cahili, itaatkârı ve günahkârı bu
"özel yön" sayesinde kuşatır.
397
"Güzel kelime ve salih amel O'na yükselir' Münazelesinin Bilinmesi
Beden nefsin yerleştiği evdir. Allah bedeni düzenlemiş ve
nefse bu evi yönetme görevini vermiştir.
Nefis, beden evinde sınırlı kalmaktan rahatsızlık duyduğunda
"hicret" etmek ister.
Nefis, "beden şehri"nden çıkarak göksel ayetleri
müşahede etmeye başlar.
Mekânın insanı
hapsetmesi değil, ona "yükselme" imkânı sunması gerekir.
398
'İnsanlara öğüt veren beni tanımamıştır, onlara hatırlatan beni tanımıştır,
artık sen de o iki adamdan dilediğin ol' Münazelesinin Bilinmesi
Varlık Hakk'a aittir; insan ve âlem, O var olduğu için
varlık sahasına çıkar.
İnsanlara vaaz eden Beni tanımamıştır
Vaiz, Allah'tan başkası için yazılmış (beşeri aşk şiirleri
gibi) sözlerle kürsüye çıkmamalıdır.
Vahyin (surelerin) etkisi, dinleyicinin mizacına göre
değişir.
399
'İçeri girenin boynu vurulur, içeri girmeyen de yoktur' Münazelesinin
Bilinmesi
Varlık dairesinde ikilik barınamaz. Ve hiçbir varlık bunun
dışında kalamaz.
Hakikate giren kişi, kendisini ayrı bir varlık sanma
yanılgısından kurtulur.
Varlık Hakka, hüküm (isim ve özellikler) ise mümküne aittir.
400
'Benim için zahir olan adına bâtın olurum, benim sınırımda durana ulaşırım'
Münazelesinin Bilinmesi
Kul kendisini en zelil (muhtaç) gördüğü anda, Hakk'ın
izzetiyle donanır.
Kul hata yapar, yaptığı hatalarla aczini, muhtaçlığını
öğrenir.
401
'Ölünün ve dirinin beni görmeye imkânları yoktur’ Münazelesinin Bilinmesi
Gözler O’nu idrak edemez
Görmek, görenin mertebesine bağlıdır.
402
'Kim bana galip gelirse, ona galip gelirim, kime galip gelirsem o bana
galip gelir, barışa gitmek en iyisidir' Münazelesinin Bilinmesi
Kul, büyüklük ve azamet gibi sadece Allah'a ait olan
"örtüleri" (rida) kendi mülkü sanıp onlarla başkalarına tahakküm
etmeye kalkarsa, Hak ile kavgaya tutuşmuş olur.
Kul, Hakk'ın bir ismini (örneğin Kahhar/Ezici güç) şeriatın
veya adaletin dışına çıkarak kullandığında Hakka "galip gelmeye"
çalışır.
Şeriatın lafzına uymasa bile "adalet" ilkesine
uyan her yönetim, aslında farkında olmadan Hakk'ın bir sıfatını izhar etmiş
olur.
Zalim yönetici / Allah hemen cezalandırmaz; tövbe etmeleri
veya suçlarının kemale ermesi için vakit tanır.
Zulüm arttığında, "Hak galip gelmek üzere" kendi
askerlerini (adil kavgacıları) sahneye sürer.
403
"Kullarıma karşı delilim yok, onlardan birine "niçin
yaptın?" desem, bana mutlaka 'sen yaptın der?" Münazelesinin
Bilinmesi
Allah sizi ve amellerinizi yaratmıştır
Kul ilahi iradenin bir "mahalli"dir.
Rahmet varlık diyarıdır.
Hüküm vakte aittir.
404
"Yönettiklerinin işini zorlaştıran kimse, kendi devletini yok etmek
üzere çalışmış demektir, onlara yumuşaklık gösteren, hükümdar olarak kalır,
kölesini öldüren efendi efendiliğini öldürmüş demektir, bunun istisnası
benim" Münazelesinin Bilinmesi
Kölesini öldüren efendi, efendiliğini öldürmüş demektir. Yönetilen
yoksa, yöneten de yoktur.
405
'Kalbini benim evim yapıp onu başkalarından boşaltana ne vereceğimi kimse
bilemez; kalbi Beyt-i mamur'a benzetmesinler, çünkü orası -benim değil-
meleklerimin evidir ve bu nedenle dostum orada kalmadı' Münazelesinin Bilinmesi
Kalp, Allah'ı bilmenin (marifet) ve O'nun hitabını anlamanın
(akletme) mahalli olarak yaratılmıştır.
Allah ancak O'nun "kendini tanıtmasıyla"
bilinebilir.
Kul kendini
varlığa/oluşa açarsa varlık da ona açılır.
Kalbini boşalt ve onu
sahibine teslim et.
406
'Benden herhangi bir şey nedeniyle bir şey çıkmamıştır, çıkması da uygun
değildir' Münazelesinin Bilinmesi
Hava gözümüze o kadar yakındır ki, araya mesafe girmediği
için onu göremeyiz.
Oluş sabit değil, süreklidir. Varlık sürekli yenilenir.
"Ol" emri "yokluk" halindeki ama Hakk'ın
ilminde "sabit" olan hakikate verilir.
Çünkü yokluk halindeki mümkün, Hakk’ın varlığına ait
ezelilikten sonra gelmez.
Mümkün Hak’ta taayyün edip başka bir mümkünden ayrışmamış
olsaydı, ‘kün’ yani ol emrindeki hitap kendisine tahsis edilemezdi.
407
'Benden başkasına bakarsan şimşekten daha hızla benden uzaklaşırsın, bu
benim değil, kendi zayıflığından kaynaklanır' Münazelesinin Bilinmesi
Kul kendini bağımsız ve müstakil zannettiğinde aslında
Hakk'ın kudretini kendi nefsine mal etmiş olur.
408
'Cumartesi günü beline bağladığın ciddiyet kemerini çözer, ben âlemden âlem
benden fariğ kaldı' Münazelesinin Bilinmesi
Cumartesi günü, yaratılan suretlerin dağılmadan bir arada
tutulduğu, varlığın istikrar kazandığı gündür. Bu günün gündüzü cennet ehline,
gecesi cehennem ehline aittir.
Yaratma işi hiçbir zaman nihayete ermez.
409
'İsimlerim senin üzerinde perdedir, onları kaldırırsan bana ulaşırsın'
Münazelesinin Bilinmesi
İnsandaki güç arzusu ilahi suretten gelir; ancak bu kuvvet
insana değil, Hakka aittir.
Ebu Yezid el-Bestami'nin "Şimdi sıfatı olmayan bir
haldeyim" sözü, kulun tüm nitelikleri sahibine iade edip sadece kendi
"aynı" (özü) ile kalmasıdır.
410
'Varış ancak rabbinedir' ve Benimle izzet bulun ki, mutlu olasınız'
Münazelesinin Bilinmesi
el-Evvel ve el-Ahir Allah’tır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder