1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 14. Cilt - Notlar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 14. Cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2011


 

YİRMİ YEDİNCİ SİFİR

373

Üç Sırrın Menzilinin Bilinmesi

Varlık / Açılmış Bir Kitap / Rakk-ı Menşur

Âlem açılmış bir kitaptır.

Âlemin varlık sahnesine çıkışı, Rahman isminin bir sonucudur. Her varlık, bu kitapta bir "harf" veya "kelime"dir.

 

Hikmet her şeye yaratılışındaki hakkını verir.

 

Allah katında her şey detaylıdır (tafsilatlıdır). Anlamaya çalışan insan, kısıtlı algısıyla icmal eder / özetler.

 

Şuur: sezgi / hissetme

Kapı açıldığında, yani "benlik iddiası" kalktığında ortaya çıkan şey "bilgi"dir. Bu bilgi, "nefsini bilen Rabbini bilir" sırrına dayanır.

Zikir ehli, Hak ile "oturan"dır. Hak ile oturanın ise bilgisi artar.

 

Eğer âlemde "eksiklik" kavramı olmasaydı, âlem tam olmazdı.

 

Amâ'dan ilk çıkan ve "sıcaklık ile yaşlığı" kendinde birleştiren asıl unsurdur.

Havanın sıcaklığından ateş, yaşlığından su doğar.

Suyun donuklaşmasıyla (buz örneği) toprak meydana gelir.

 

Cevher (öz) baki kalmak için suretler (biçimler) ise var olmak için Allah'a muhtaçtır.

Zalimlere meyletmeyin

Mekan, üzerinde yaşayanın ahlakını etkiler.

 

Gün, koç burcunun doğuşuyla başlar ve batışıyla tamamlanır.

İlahi cezaların genellikle "günün sonunda" (hareketin tamamlanmasında) gelmesi, bir sürecin olgunlaşmasıyla ilgilidir.

 

374

Rü'yet (Görme) Menzilinin Bilinmesi

Arş kelimenin (hakikatin) tek olduğu, Rahman isminin tecelli ettiği en üst mertebedir.

Kürsü kelimenin ikiye bölündüğü yerdir.

Burada "İki Ayak" (Kadem-i Sıdk ve Kadem-i Cebbar) ortaya çıkar.

Kürsüden sarkan bu iki ayak, evrendeki tüm kutupların (diyalektik yapının) kaynağı

Kadem-i Sıdk (Doğruluk Ayağı): Cennete, lütfa, cemal ve ünsiyete (yakınlığa) bakar.

Kadem-i Cebbar (Zorlayıcı Ayak): Cehenneme, azaba ve celale (heybete) bakar.

 

Tegabün / pişmanlık

Cehennemdeki ateşten daha etkili olan şey, kişinin kendi potansiyelini gerçekleştirmemiş olmasından duyduğu pişmanlıktır. Kişi "yapabilirdim ama yapmadım" dediği anda kendi kendini cezalandırmaya başlar.

 

Göklerin en yüce topluluğu olan Mele-i Ala'daki "hasımlaşma" (tartışma), ilahi isimlerin doğasının gereğidir.

Allah'ın isimleri arasında el-Muit (İade eden) ile el-Mümit (Öldüren) gibi veya el-Latif ile el-Kahhar gibi birbirine zıt hükümler veren isimler vardır. Bu isimlerin alemdeki yansımaları olan "doğalar" da birbirine zıttır.

 

Akıl, Allah'ın zatını kuşatamaz. Akılla hüküm verenler "bilgisizliğin en ileri derecesini" sergilerler.

 

Eğer biri bir doğruyu söyler de reddedildiğinde içi daralır ve pişmanlık duyarsa, o kişi Allah adına değil kendi adına konuşmuştur.

Gerçek bir "varis", sözü dinlense de öldürülse de içinde keskin bir nur görür ve pişmanlık duymaz.

Doğru (Sıdk) bir şeyi olduğu gibi haber vermektir

Hak, yerine getirilmesi zorunlu, ilahi rızaya uygun olan şeydir.

 

375

Hayali Benzerlik Menzilinin ve Hakikatler ve İmtizaç Aleminin Muhammedi Mertebeden Öğrenilmesi

Hayal, soyut hakikatleri duyulur suretlere büründürerek aklın önüne koyar. Akıl, hayal olmadan hiçbir şeyi "göremez".

Hayal, nefsin kölesidir

Hayal, nefsi dilediği surete sokabilir.

 

Münafıklar "iman ettik" dedikleri için değil, buna "biz alay edicileriz" sözünü ekledikleri için cezalandırılırlar.

 

376

Veliler ile Düşmanlar Arasında Ortak Menzilin Hikemî Mertebeden Bilinmesi

Namaz, Allah ile kul arasında tam ortadan ikiye bölünmüştür.

Savaşta elde edilen malın beşte biri Allah’ındır.

 

Devlet başkanı Hakk'ın Zahir isminin tam bir tecelligahı

Yönetici/Halife, Hakk'ın vekilidir. Onun verme, engelleme ve cezalandırma yetkisi, ilahi terazinin yeryüzündeki uzantısıdır.

 

Gerçek ganimet, nefisle yapılan cihat (mücahede) sonucu elde edilen İlahi İlimlerdir.

 

İman sadece mantık yürütme değil, doğrudan bir ilahi müdahaledir.

 

Çocuk, fiillerini kendine izafe eder ama yükümlü değildir.

İnsan olgunlaştığında akıl ona şunu öğretir: "Fiiller aslında senin değil, Hakk’ındır." Allah'ın yasakları ve emirleri, insanın mülkiyet iddiasını kırmak ve ona aslında bir zuhur mahalli (ayna) olduğunu hatırlatmak içindir.

 

Beden bir ordudur. Kalp, imamın (Hakk’ın) yeridir. Düşman (nefs/şeytan) ön, arka, sağ ve sol olmak üzere dört yönden saldırır. Kalp ise beşinci ve merkezî noktadır.

Ganimet taksimi aslında kalbin savunulmasıdır.

 

Dünyada doğru bilgiye sahip olup ona kuşku bulaştıran veya amelsiz kalan "âlim", cehennem ehlidir.

 

377

Kayyumiyet Secdesinin Menzilinin Bilinmesi; Ayrıca Doğruluk, Mecd, İnci ve Surelerin Bilinmesi

İnsan bedeni, onu yöneten bir ruha (müdebbir) sahiptir.

 

Tur Dağı’nın parçalanması

 

(Kıyamet) herkes birbirini ve Hakk’ın "ez-Zahir" ismini net bir şekilde görür.

Bilgi ameli gerektirir

Bir şeyi gerçekten bilen kişinin, o bilginin gereğini yapmaması imkânsızdır.

 

378

Hayvanlar (Behaim) Ümmetinin Menzilinin Bilinmesi

Behaim (Müphemlik, belirsiz)

Arının "vahy" ile ev yapması ve Fil Vakası’ndaki filin Kabe’ye saldırmayı reddetmesi, bu varlıkların niçin yaratıldıklarını ve kimin emrinde olduklarını "fıtri bir keşifle" bildiklerini gösterir.

Hayvanlar fikirle değil, doğrudan fıtratla bildikleri için "hayretleri" daha sahihtir.

 

379

Hal, Akit, İkram, İhanet İle 'İhbar' Tarzındaki Dua Menzilinin Bilinmesi

12 sayısı 11'i kendinde toplayan ve "İlk Bir" (Vahid-i Evvel) ile tamamlanan bir bütündür.

1 sayıların aslı ve her sayıya eşlik edenidir.

 

Peygamber’in kıldığı 11 rekât vitir namazı

1. Rekât – Abdülkebir / Makul ve ruhanî yaratılışın, yüceliğin (Kibriya) idrakidir.

2. Rekât – Abdülmücib / İcabet ve dua. Kul ile Allah arasındaki "dairevi" etkileşim; kul ağlayınca Allah'ın (mecazen) etkilenmesi.

3. Rekât – Abdülhamid / Mutlak ve mukayyet övgü. Varlığın her zerresinin kendine has diliyle yaptığı hamd.

4. Rekât - Abdurrahman  / Üç tür rahmetin (Zatî, İhsan, Yazılmış) ve doğadaki dört unsurun yönetimi.

Rahman olan Allah, kulun hakikatinin (ihtiyacının) gerektirdiği şekilde tecelli eder. Kulun "hali", Allah'ın o andaki "tecellisini" belirler.

5. Rekât - Abdulmu’ti / İsar (kendisi muhtaçken vermek). Allah'ın kulun azalarında tecelli etmesi.

Kul Allah'a muhtaçtır; ancak kul fena makamına ulaşıp Allah onun "duyması ve görmesi" olduğunda, Allah kulunu kendine tercih etmiş gibi görünür.

6. Rekât – Abdülmümin / Tasdik ve güvenlik. Hz. Peygamber'in tarihsel zamanın ötesindeki (ezeli) peygamberliği.

7. Rekât – Abdürrahim / Güç yetirilen rahmet. Merhametin bazen sahibine (uygulayamadığı için) acı vermesi. Rahmet, bazen uygulama gücüyle birleştiğinde nimet, bu güçten yoksunluk durumunda ise hem acıyanda hem acınanda "azap" suretinde görünebilir.

8. Rekat – Abdülmelik / Mülk hakikati. Arif olan kul, Allah'a tam kulluk ettiğinde O'nu kendine "mülk" yapar; yani O'nun otoritesini tüm varlığında hisseder.

9. Rekat – Abdülhadi / Hidayet kulu. Hakikati sadece açıklayan değil, Hakk'ın tevfikiyle buluşan.

10. Rekat – Abdurabbihî / Rabbinin kulu. Rububiyetin (Rabb olma) kul ile kaim olduğunu bilen. "Kul olmazsa Rabb tecelli edecek mahal bulamaz" sırrına vakıf olan. Âlem ilahi isimleri talep ederken ilahi isimler de âlemi talep ederler.

11. Rekat – Abdülferd / Allah'ın tekliği (ferdiyet) ve beraberliği. Allah, üç kişilik bir grubun dördüncüsüdür, ama o üçten biri değildir. Bir dördüncü kişi geldiğinde, Allah beşinci mertebesine geçer. Yaratılanlar hangi sayıya ulaşırsa ulaşsın, Allah daima bir sonraki sayı olarak onları kuşatır (el-Hafîz ve er-Rakîb).

 

Abdullah / Allah isminin kulu. Bütün ilahi isimlerin hakikatine ayna olan, "Allah" isminin toplayıcılığına eren kâmil insan.

Ramazan ismi, ayları tamamlayan bir "kemal" noktasıdır. Abdullah makamındaki kişi, Hakk'ın tüm isimlerinin tecellisine mazhar olur.

 

Peygamber yolu gösterir (beyan), ama kalbi o yola ısındıran (tevfik) Allah'tır.

 

380

Peygamberlerin Varislerinin ve Alimlerin Menzillerinin Muhammedi Makamdan Öğrenilmesi

Varisliğin gerekleri: Peygamber'in sözlerine, fiillerine ve ibadet şekillerine (namaz sayısı, oruç vakti vb.) harfiyen uymak. Bu maddi koşullar varisliğin zahiri yönünü oluşturur. Kul, varisliğin batıni/manevi yönünü de tutarsa, âlemdeki her olayda ilahi bir hikmet ve tecelli görür.

 

Resulü Ekrem’e sevdirilen üç şey; kadın, güzel koku, namaz

Kadın: Arş’a (yüceliğe) giden bir vuslat kapısıdır. Varlığın türeyişindeki "doğurganlık" ve "rahmet" ilkesinin insandaki tezahürüdür.

Güzel Koku: Kokudaki sır Allah’ın "Ol" emriyle yayılan bir nefestir. Ünsiyet (dostluk) nefesleridir. Mekânın ruhunu ve atmosferini belirleyen, görünmez ama hissedilen "öz"dür.

Namaz: Göz aydınlığıdır. Namaz, kul ile Allah arasındaki perdelerin kalktığı, karşılıklı konuşmanın (münacat) ve görmenin (müşahede) birleştiği makamdır. Namaz "ikiye bölünmüş" bir yapıdır: "Kulumla benim aramda..." Biri olmadan diğeri tanımlanamaz.

 

Allah, "Zengin" (el-Gani) olarak bilinmek için "Muhtaç" (âlem) bir mahal yaratmıştır. Eğer aç olan biri olmasaydı, Allah'ın "Rezzak" (Rızık veren) olduğu bilinemezdi.

 

381

Tevhit ve Cem' Menzilinin Bilinmesi

Allah'ın "Yaratıcı" (el-Hallâk) ismi hiçbir an atıl kalmaz. Varlık durağan bir yapı değil, her an yok olup yeniden var olan bir süreçtir.

 

Hayal, hem var olanları (mümkünat) hem de var olmayanları (imkansızları) tasavvur edebilir.

Rüya ve hayal doğurganlık yatağıdır. Manevi anlamlar bu "hayali rahimlerde" bedenlenir.

Hayal, sadece zihinsel bir yeti değil, dış dünyaya müdahale edebilen ilahi bir kuvvettir.

Anne ve babanın birleşme anındaki hayalleri, doğacak çocuğun ahlakı ve fiziksel sureti üzerinde doğrudan belirleyicidir.

Dünya hayatındaki "hayal mertebesi", ahiretteki duyusal gerçekliğin temelidir. Dünyada hayalde var edilenler, ahirette zahiri birer gerçekliğe dönüşür.

 

383

Hatemler Menzilinin Bilinmesi, İlahi Gelinlerin Sayısı ve Yabancı Sırların Bilinmesi

"Hatem" (son mühür)

 

Hz. İsa, ahir zamanda bir "adil hakem" olarak inecek ve büyük velayet hatemi (hatmü'l-velayeti'l-kübra) onunla tamamlanacaktır.

İsimlerin mühürü "Hüve" (O) ismidir.

 

İlahi nikâh / Hakk’ın bilinme arzusuyla "mümkün" varlıklara yönelmesidir. Bu birleşmeden "varlık" doğar.

 

Berzah, aralarında bulunduğu iki şeye de aynı anda ve aynı yönüyle kavuşan bir "ayırıcı"dır. Gerçekte berzahı berzah yapan özellik, kendisinde berzah bulunmamasıdır. Berzah aralarında bulunduğu iki şeyle zatı gereği kavuşur.

 

383

Muhammedi Azametleri Kendinde Toplayan Azamet Menzilinin Bilinmesi

Bu menzil, Hz. Adem'den Hz. Muhammed’e kadar on dört büyük peygamberin kalbi üzerindedir. Her biri, ilahi isimlerin feyzini vârislere aktaran birer berzahtır.

 

Sure başlarındaki mukatta harfleri (Elif, Lam, Mim vb.) ve diğer harfler, peygamberlerin kalplerine gelen ilahi yardımın vasıtalarıdır. Bu harfler "ilahi nefesler" âlemindendir.

 

Allah, mutluluk veren sırları Arş'ın altındaki hazinelerde saklamıştır. "La havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim" cümlesi, meleklere verilmeyip sadece Hz. Adem'e ve soyuna verilen özel bir hazinedir. Bu sözü ilk söyleyen, o hazinenin "mahalli" (kaynağı) olur, sonradan öğrenenler ise "vârisi"dir.

 

Sana isabet eden iyilik Allah’tandır, sana isabet eden kötülük kendindendir...

Şeytan insana dört yönden (ön, arka, sağ, sol) saldırır. Allah da bu dört yönü korumak için "Evtad" denilen dört büyük veliyi (direkleri) görevlendirmiştir.

Allah sağa "er-Rab", sola "el-Melik", öne "er-Rahman" ve arkaya "er-Rahim" isimlerini ordu olarak yerleştirmiştir.

 

YİRMİ SEKİZİNCİ SİFİR

384

Hitabî Münazelelerin Bilinmesi

"Münazele", sözlük anlamıyla iki kişinin aynı anda aşağı inmesi demektir.

 

Allah'ın kullarına tecelli ederek yaklaşması / Kulun manevi mertebelerde yükselmesi… Hak ile Kulun bu yolculukta karşılaştıkları noktaya "Münazele" denir.

 

Bir kul günah işlediğinde, er-Rahman (Merhamet eden) ve el-Gaffar (Affeden) isimleri onu kurtarmak isterken; el-Muntakim (İntikam alan) ve ed-Darr (Zarar veren) isimleri adaletin yerini bulmasını ister.

 

385

'Hakir Gören Galip Gelir, Küçümseyen Mahrum Kalır' Münazelesinin Bilinmesi

Âlemdeki her zerre Allah’ın bir "şiarı" (işareti) ve isminin tecellisidir. Bir varlığı küçümsemek, onu yaratan "el-Hâkim" ismini ve o varlıktaki hikmeti küçümsemek anlamına gelir.

Kötülük ve çirkinlik var olan bir şey değil, "bilginin ve varlığın yokluğu"dur. Varlık ise mutlak hayırdır.

 

İnsan bazen taşıyamayacağı kadar büyük bir şeyi talep eder.

Bir kap (mikyal) ne kadar alabiliyorsa, Allah ona o kadarını indirir.

 

386

'Şah Damarı' ve Beraberlik Mekânı Münazelesinin Bilinmesi

"Nerede olursanız O sizinle beraberdir."

 

Allah, mutlak birliğiyle beraber isimlerinin çokluğu üzerinden tecelli eder. Çoğul zamirler (Biz), isimlerin farklı hakikatlerine işaret eder.

 

Allah'ın "Biz" demesi isimlerin çokluğuna, "Ben" demesi ise tekliğine işarettir. Kulun duyma ve görme gibi yetileri aslında Hakk'ın o kulun üzerindeki tecellisidir.

 

"Rahim" (akrabalık/ana rahmi) kelimesi ile "Rahman" ismi arasında köken birliği vardır.

Akrabalık sadece kan bağı değil, bir "varlık bağıdır".

Allah’tan daha yakın akraba yoktur.

 

İnsan başına gelen zorluklarda Allah'ı bir siper (takva) edinir. Öte yandan, yeryüzündeki nahoş durumlar ve "kötülük okları" insana nispet edilirken, Allah bu noktada kulu kendine siper kılar.

 

387

Kibriyâî-Tevazu Menzillerinin Bilinmesi

Allah'ın yüceliği (Kibriyâ), O'nun kulun hallerine bürünmesine engel değildir.

 

Âlem özü gereği yoksul ve zelildir.

Cömertlikte bir engelleme yoktur. Güneşin ışığı tektir ancak kumaşı beyazlatırken çamaşırcının yüzünü karartır.

 

Allah'ın bir şeyi irade etmesi için "dışsal bir irade" yaratmasına gerek yoktur. O, zaten kulun duyma yetisi ve görme yetisidir.

 

388

Bilinmeyen Bir Münazele

"İyilik yapanlar için iyilik ve ilave vardır"

 

Allah'a belirli bir niyet veya sınırlı bir beklentiyle yönelme

Eğer beklenti sınırlıysa, alınacak karşılık da o sınırda kalır.

 

Arifin belirli bir planı yoktur; o, içinde bulunduğu "an"ın (vaktin) getirdiği ilahi varide (ilham/akış) teslim olur.

 

Gaybın anahtarları insanın kendi istidadıdır. Kapı (bilgi/mekân) oradadır; ancak onu açacak olan senin hazırlığındır.

 

389

'İllim (benim varlığım) Senin, Seninki Benim' Münazelesinin Bilinmesi

Varlığı “daire” olarak tahayyül edersek daireyi ortadan ikiye bölen çizgi, "İlah" ve "Kul" ayrımını (tenzihi) yaratır.

Bu çizgiyle birlikte "İmam" ve "Me'mum" (uyan), "Yaratan" ve "Yaratılan" hiyerarşisi doğar.

 

Kulun gıdası Allah'tır (varlık kaynağı)

Allah'ın isimlerinin gıdası da bu isimlerin üzerinde tecelli edeceği kulun fiilleridir.

 

390

'Bir şeyin zamanı onun varlığıdır' Münazelesinin Bilinmesi; 'Benim zamanım yok, senin zamanın yok; sen benim ben de senin zamanınım'

Zaman, sadece iki olay arasındaki ilişkiyi kurmak için sorduğumuz bir sorudan ibarettir.

Zaman uzayan mevhum bir çizgiyse, "an" bu çizgi üzerindeki sınırdır. Tıpkı bir dairenin çevresindeki bir nokta gibi; o nokta sayesinde başlangıcı ve sonu belirleriz.

 

Göğün şeffaflığı sayesinde yıldızları görürüz ama göğü göremeyiz. Allah da o kadar "latif"tir ki, O'nun varlığı sayesinde her şeyi görürüz ama O'nu (o kadar yakın olduğu için) göremeyiz.

 

391

Adamların Ayaklarının Üzerinde Sabit Kalamadığı Kaygan Yol Münazelesinin Bilinmesi

"Attığında sen atmadın, fakat Allah attı"

Kılıç öldürür ama kılıca "katil" denmez; vuran eldir.

 

Allah ayette önce "atmadın" (nefy) der, hemen ardından "attığında" (ispat) der, sonra tekrar "Allah attı" diyerek faili kendine çeker. Bu hız, insan aklının üzerinde duramayacağı kadar kaygan bir zemindir.

Bu makama "kaygan yol" (Münazele-i Zelel) denmesinin sebebi, zihnin tek bir hüküm üzerinde sabitlenememesidir.

Hakikat, bir yerde duran su gibi değil, sürekli akan bir nehir gibidir. Su geçtiği yerde sadece "değdiği ölçüde" iz bırakır.

 

 Arif, yankıya değil, kaynağa odaklanan kişidir.

 

392

'Kim merhamet ederse, biz de ona merhamet ederiz; kim merhamet etmezse, ona merhamet eder sonra gazap ederiz ve unuturuz' Münazelesinin Bilinmesi

Âlemin yapısı dört esasa dayanır.

1) Rahman

Hak ediş gözetmeksizin herkese verilen varlık ve ihsan

 

2) Çaba ve salih amel karşılığı verilen, "takva sahiplerine yazılan" rahmettir.

 

3) Sıla-i Rahim

Varlıklar arasındaki ontolojik bağın korunması sıla-i rahimdir.

 

4) "Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu"

İnsan Allah'ın eşyadaki hakkını (tecellisini) görmeyi terk ederse, Allah da ona kendisini unutturur.

Kendini unutan (marifetten uzaklaşan), Rabbini de unutur.

 

393

'Kendi lehine bir şeyi gördüğü yerde duran, helak olur' Münazelesinin Bilinmesi

Ruhun bedene üflenmesi

Güneş ışığı (Ruh) tek ve saftır. Ancak bir cama (Beden/Mizaç) vurduğunda camın rengine göre kırmızı, sarı veya mavi görünür.

 

Etki, nesnenin kendisinden değil, gözlemcinin o nesne hakkındaki "marifetinden" (anlamlandırma kapasitesinden) doğar.

 

Her şey "nispetler" (ilişkiler) üzerinden var olur.

 

394

'Edepli erer ve vasıl olur, eren -edepli olmasa bile- geri dönmez' Münazelesinin Bilinmesi

Mutlak varlık mutlak iyiliktir; yokluk ise mutlak kötülüktür. Mümkünler (yaratılmışlar), varlıktan pay aldıkları ölçüde iyileşirler.

Edep bütün hayırların toplamı demektir.

 

Kâmil insanların kalp ve baş gözlerinden perdeler bir kez kalktığında, artık eşyayı olduğu hal üzere görürler.

 

Edepli insan, Hakk'ın zahirdeki çokluğunu (tafsil) kendi içinde birler (icmal). Bu nasıl yapılır, Allah’ı zikrederek.

 

Âlem, tafsilin (ayrışmanın) gerçekleştiği ez-Zahir ismidir. Zahirdeki hakikat el-Batın ismidir.

 

395

'Mertebeme girip hayatı devam edenin sahibinin ölümünde intisabı banadır' Münazelesinin Bilinmesi

"Beraberlik" (Maiyyet)

 

Sefer: Yolculuk

İsfar: Açığa çıkmak, zuhur.

 

Hak herkesin kendisi hakkındaki inancının ve bilgisinin kendisidir

 

396

'Bilgileri ve ilimleri toplayanı kendimden perdelerim' Münazelesinin Bilinmesi

Bilimlerin her biri aslında Allah’a giden bir yollardır. Kişi bilginin Hakk’a dalaletini görmeyi bırakırsa bilimlerin içinde kaybolur. Bu durumda bilim ona perde olur.

 

Kulu bu bilgiye ulaştıra­cak yegâne yol, bütün bilinenleri ve bütün âlemi zihninden uzaklaştıra­rak, boş bir kalple Allah karşısında huzur, murakabe ve dinginlik ha­linde oturmasıdır.

 

Vech-i Has

Zahirde Hz. İsa’nın üflemesiyle kuş canlanmış gibi görünse de (zahir dili), gerçek var edici "özel yön" vasıtasıyla Allah’tır. Sebepler sadece birer perdedir.

 

İlahi rahmet; âlimi, cahili, itaatkârı ve günahkârı bu "özel yön" sayesinde kuşatır.

 

397

"Güzel kelime ve salih amel O'na yükselir' Münazelesinin Bilinmesi

Beden nefsin yerleştiği evdir. Allah bedeni düzenlemiş ve nefse bu evi yönetme görevini vermiştir.

 

Nefis, beden evinde sınırlı kalmaktan rahatsızlık duyduğunda "hicret" etmek ister.

Nefis, "beden şehri"nden çıkarak göksel ayetleri müşahede etmeye başlar.

Mekânın insanı hapsetmesi değil, ona "yükselme" imkânı sunması gerekir.

 

398

'İnsanlara öğüt veren beni tanımamıştır, onlara hatırlatan beni tanımıştır, artık sen de o iki adamdan dilediğin ol' Münazelesinin Bilinmesi

Varlık Hakk'a aittir; insan ve âlem, O var olduğu için varlık sahasına çıkar.

 

İnsanlara vaaz eden Beni tanımamıştır

Vaiz, Allah'tan başkası için yazılmış (beşeri aşk şiirleri gibi) sözlerle kürsüye çıkmamalıdır.

 

Vahyin (surelerin) etkisi, dinleyicinin mizacına göre değişir.

 

399

'İçeri girenin boynu vurulur, içeri girmeyen de yoktur' Münazelesinin Bilinmesi

Varlık dairesinde ikilik barınamaz. Ve hiçbir varlık bunun dışında kalamaz.

Hakikate giren kişi, kendisini ayrı bir varlık sanma yanılgısından kurtulur.

 

Varlık Hakka, hüküm (isim ve özellikler) ise mümküne aittir.

 

400

'Benim için zahir olan adına bâtın olurum, benim sınırımda durana ulaşırım' Münazelesinin Bilinmesi

Kul kendisini en zelil (muhtaç) gördüğü anda, Hakk'ın izzetiyle donanır.

 

Kul hata yapar, yaptığı hatalarla aczini, muhtaçlığını öğrenir.

 

401

'Ölünün ve dirinin beni görmeye imkânları yoktur’ Münazelesinin Bilinmesi

Gözler O’nu idrak edemez

Görmek, görenin mertebesine bağlıdır.

 

402

'Kim bana galip gelirse, ona galip gelirim, kime galip gelirsem o bana galip gelir, barışa gitmek en iyisidir' Münazelesinin Bilinmesi

Kul, büyüklük ve azamet gibi sadece Allah'a ait olan "örtüleri" (rida) kendi mülkü sanıp onlarla başkalarına tahakküm etmeye kalkarsa, Hak ile kavgaya tutuşmuş olur.

Kul, Hakk'ın bir ismini (örneğin Kahhar/Ezici güç) şeriatın veya adaletin dışına çıkarak kullandığında Hakka "galip gelmeye" çalışır.

 

Şeriatın lafzına uymasa bile "adalet" ilkesine uyan her yönetim, aslında farkında olmadan Hakk'ın bir sıfatını izhar etmiş olur.

 

Zalim yönetici / Allah hemen cezalandırmaz; tövbe etmeleri veya suçlarının kemale ermesi için vakit tanır.

Zulüm arttığında, "Hak galip gelmek üzere" kendi askerlerini (adil kavgacıları) sahneye sürer.

 

403

"Kullarıma karşı delilim yok, onlardan birine "niçin yaptın?" desem, bana mutlaka 'sen yaptın der?" Münazelesinin Bilinmesi

Allah sizi ve amellerinizi yaratmıştır

Kul ilahi iradenin bir "mahalli"dir.

Rahmet varlık diyarıdır.

Hüküm vakte aittir.

 

404

"Yönettiklerinin işini zorlaştıran kimse, kendi devletini yok etmek üzere çalışmış demektir, onlara yumuşaklık gösteren, hükümdar olarak kalır, kölesini öldüren efendi efendiliğini öldürmüş demektir, bunun istisnası benim" Münazelesinin Bilinmesi

Kölesini öldüren efendi, efendiliğini öldürmüş demektir. Yönetilen yoksa, yöneten de yoktur.

 

405

'Kalbini benim evim yapıp onu başkalarından boşaltana ne vereceğimi kimse bilemez; kalbi Beyt-i mamur'a benzetmesinler, çünkü orası -benim değil- meleklerimin evidir ve bu nedenle dostum orada kalmadı' Münazelesinin Bilinmesi

Kalp, Allah'ı bilmenin (marifet) ve O'nun hitabını anlamanın (akletme) mahalli olarak yaratılmıştır.

Allah ancak O'nun "kendini tanıtmasıyla" bilinebilir.

Kul kendini varlığa/oluşa açarsa varlık da ona açılır.

Kalbini boşalt ve onu sahibine teslim et.

 

406

'Benden herhangi bir şey nedeniyle bir şey çıkmamıştır, çıkması da uygun değildir' Münazelesinin Bilinmesi

Hava gözümüze o kadar yakındır ki, araya mesafe girmediği için onu göremeyiz.

Oluş sabit değil, süreklidir. Varlık sürekli yenilenir.

 

"Ol" emri "yokluk" halindeki ama Hakk'ın ilminde "sabit" olan hakikate verilir.

Çünkü yokluk halindeki mümkün, Hakk’ın varlığına ait ezelilikten sonra gelmez.

Mümkün Hak’ta taayyün edip başka bir mümkünden ayrışmamış olsaydı, ‘kün’ yani ol emrindeki hitap kendisine tahsis edilemezdi.

 

407

'Benden başkasına bakarsan şimşekten daha hızla benden uzaklaşırsın, bu benim değil, kendi zayıflığından kaynaklanır' Münazelesinin Bilinmesi

Kul kendini bağımsız ve müstakil zannettiğinde aslında Hakk'ın kudretini kendi nefsine mal etmiş olur.

 

408

'Cumartesi günü beline bağladığın ciddiyet kemerini çözer, ben âlemden âlem benden fariğ kaldı' Münazelesinin Bilinmesi

Cumartesi günü, yaratılan suretlerin dağılmadan bir arada tutulduğu, varlığın istikrar kazandığı gündür. Bu günün gündüzü cennet ehline, gecesi cehennem ehline aittir.

 

Yaratma işi hiçbir zaman nihayete ermez.

 

409

'İsimlerim senin üzerinde perdedir, onları kaldırırsan bana ulaşırsın' Münazelesinin Bilinmesi

İnsandaki güç arzusu ilahi suretten gelir; ancak bu kuvvet insana değil, Hakka aittir.

Ebu Yezid el-Bestami'nin "Şimdi sıfatı olmayan bir haldeyim" sözü, kulun tüm nitelikleri sahibine iade edip sadece kendi "aynı" (özü) ile kalmasıdır.

 

410

'Varış ancak rabbinedir' ve Benimle izzet bulun ki, mutlu olasınız' Münazelesinin Bilinmesi

el-Evvel ve el-Ahir Allah’tır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder