Nihat Keklik - el Futuhat el Mekkiyye Cilt II B - Notlar
İbn'ül-Arabi'nin
Eserleri ve Kaynakları İçin Misdak Olarak
el-Futûhât
el-Mekkiyye, Bölüm B, Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1980
Önsöz
Nihat Keklik’in İbnü’l-Arabî’ye nispet edilen yüzlerce
eserin hangisinin gerçek (otantik), hangisinin uydurma olduğunu tespit etmek
için geliştirdiği yöntem Fütûhât-ı Mekkiyye'deki üslup, terim ve düşünce
kalıplarını (motifleri) tespit etmektir.
İbnü’l-Arabî, kelimelerin dış kabuğuna (lafız) değil,
özündeki anlama (mana) odaklanır. Bir tercüman gibi, sadece sözcükleri değil, o
sözcüklerin işaret ettiği hakikati aktarmayı hedefler.
YİRMİYEDİNCİ MOTİF
Kendi Biyografisinden ve Ayrıca Hocaları İle Arkadaşlarından Bahsetmesi
İbnü’l-Arabî’nin 599 (1203) yılından sonra bir daha Endülüs
ve Mağrip’e gitmediği sabittir.
Arabi’ye ait olduğu rivayet edilen eserlerde bu tarihten
sonra Endülüs’te olduğu belirtilmişse o eser uydurmadır.
Babası Ali ibn Muhammed, hem Sultan İbn Merdenîş’in dostu
hem de ünlü filozof İbn Rüşd’ün yakın arkadaşıdır.
Annesinin kökeni "Ensar"a (Medineli müslümanlara)
dayanır. Dayısı Yahya ibn Yagan ise bir sultan iken tahtı bırakıp tasavvufa
girmiş bir derviştir.
Meryem, ilk eşidir ve İbnü’l-Arabî onun yüksek manevi
makamından övgüyle bahseder.
Zeyneb, kundaktayken düzgün bir Arapça ile konuşabilen,
derin sorulara cevap veren bir çocuk olarak tasvir edilir.
İbnü’l-Arabî orta boylu, beyaz tenli, sarı saçlı ve iri
gözlü olarak tasvir ediliyor.
560/1165: Mürsiye’de (Endülüs) doğdu
580/1184: İşbiliyye’de tasavvuf yolunda
586/1190: Hızır’la karşılaşıyor, manevi keşif dönemi
589/1193: Doğuya seyahat
598/1201: Mekke’ye gidiyor.
591 yılında Arabî, Fas’tayken Muvahhidî ordusunun
Hristiyanlara (frenklere) karşı kazandığı zaferlere şahitlik eder. Fetih
suresinin ilk ayeti olan "İnnâ fetha'nâ leke fethan mubînâ"
ibaresindeki harflerin sayısal değerinin, fethin gerçekleştiği 591 yılına denk
gelmesini bir ilahi müjde olarak kaydeder.
598 yılında İbnü’l-Arabî 37 yaşındayken Batı İslam
dünyasından temelli ayrılır.
609 yılında Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus’un
Antakya’dan yazdığı mektuba, İbnü’l-Arabî Malatya’dan nasihatlerle dolu bir
cevap gönderir.
İbnü’l-Arabî 71-73 yaşlarındayken hala Şam’da Fütûhât’ın
yüzlerce sayfasını yazmaya devam etmektedir.
Ebu’l-Bedr el-Temâşekî, İbnü'l-Arabî'nin Bağdatlı güvenilir
bir dostu ve râvisidir.
Zâhir ibn Rüstem el-İsfahânî, İbnü'l-Arabî'nin Mekke'de
hadis dinlediği ve "İmamü'l-Makâm" (Makâm-ı İbrahim imamı) olarak
anılan hocasıdır.
İbnü'l-Arabî'ye nispet edilen bir kitabın uydurma olup
olmadığını anlamak için, o kitapta adı geçen kişilerin Fütûhât'taki biyografik
verilerle çelişmemesi gerekir.
YİRMİSEKİZİNCİ MOTİF
Kendi Eserlerini Zikretmesi
Fütûhâtü'l-Mekkiyye içerisinde bizzat ismini zikrettiği
eserleri
Risâletü’l-Ahlâk
Fahreddin Râzî’ye hitaben, İbnü'l-Arabî henüz 32 yaşındayken
(H. 591) yazılmıştır.
Ankâ-u Mugrib
İlâhî isimlerin evrenin yaratılışındaki rolü, Hz. İsa’nın
velâyeti ve Mehdî meselesini anlatır.
el-Cem’u ve’t-Tafsîl
Alışılmış tefsirlerden farklı olarak "harflerin
sırları" üzerinden bir Kur'an açıklaması sunar.
Ona göre tefsir, keşif ve harflerin metafizik mertebeleri
(ulvi, orta, süfli âlemler) üzerinden yapılmalıdır.
Dîvân
El-Dürret'ül-Fahire
Karşılaştığı sufileri, hocalarını ve onlardan aldığı
dersleri anlatır.
El-Ezel
Ezel (= ezelî) lafzının anlatılmasına dâirdir.
El-Fena fil-Müşâhede
Hılyet'ül-Ebdal
Ebdâl hânesinin dayandığı direkler dört tânedir ki onlar da:
seher, açlık, sessizlik ve yalnızlık’dır.
Heyâkil el-envâr
Menzil, Allahın sana indiği ve senin de Allaha indiğin
(ulaştığın) bir makâmdan ibârettir
El-Hüve
Zamir isimlerinden söz eder.
İnşâ’ud-Devâir vel-Cedâvil
Varlığın mertebelerini, akıl ve madde arasındaki ilişkiyi
"daireler ve tablolar" (devâir ve cedâvil) şeklinde görselleştirerek
anlatır.
El-İrşad fi hark’il-edeb'il-mutad
El-İsfar an Netaic il-esfar
Manevi yükselişi (miraç) ve peygamberlerin (Hz. Muhammed,
Hz. Musa) hicret ve seferlerinin batıni anlamlarını inceler.
El- İsra ve Tertib'ür-Rahile
Sûfîlerin mîrâcından söz eder.
El-İttihad
El-Mebadi vel-Gayat
Harf İlmi (İlmü’l-Hurûf) üzerine yoğunlaşır.
Örneğin; "Ayn", "Gayn", "Sin"
ve "Şin" harflerinin cinler alemiyle, "Nun" ve
"Sad"ın insanî mertebelerle ilişkisini açıklar.
Mefatih'ül-guyub
Ana menziller/mertebelerden söz eder.
El-Ma'lum min akdid ehl ir-rusum
Secili bir dille yazılmış bir akide kitabıdır.
Manahic el-İrtika
300 makam ve 3000 menzil içeren devasa bir manevi yol
haritasıdır.
Meratib ulum el-vehb
Sidre-i müntehâ’daki dört (tane) nehirden söz eder.
El-Ma'rife
Sufilerin akidesini ele alır
Ma'rifet'ül-medhal ila el-esma vel-kinayat
İlahi isimler (Esmâ-i Hüsnâ) üzerinedir.
Marifet'ül-Kutb vel-İmameyn
Kutub ve onun iki vekili (İmamlar) hakkındadır.
El-Merkez
Elementlerin (toprak, su, ateş, hava) mutlak bir
"merkez" arayışında olduğu fikrine karşı çıkar.
Meşahid'ül-Kudsiyye
Kulun Rabbine, Rabbin de kuluna olan "yardımı" ve
"dostluğu" arasındaki ince farkı anlatır.
Mevaki'un-Nucum
Vücut azalarının (el, dil, kalp vb.) manevi temizliğini ve
kerametlerini anlatır.
Abdest ve namazın zahiri temizlikten öte, göklerin kapısını
açan birer anahtar olduğu vurgular.
El-Mev'izet'ül-Hasene
Tıp ilmi ile bedensel itidal (denge) arasındaki ilişki / İtidâl
isteyerek noksan olanı fazlalaştırmak yahut fazla olanın (bir kısmını)
noksanlaştırmaktan söz eder.
Mubâyaat'ül-Kutb fi hazreti'l-Kutb
"Kutub" ve onun yardımcıları "İmamlar"
arasındaki manevi biat sürecini anlatır.
Nasaih
Nasihatler
Din ve ahlak konusunda nasihat verecek kişinin sahip olması
gereken derin bilgi ve mutedil mizaç üzerine bir eserdir.
El-Rahmet'ül-İlahiyye
Ariflerin kalplerindeki gizli sırların şerhidir.
El-Şe'n
Zamanın ve mekanın hakikatini inceler.
Zamanı bir "gün" olarak ele alır ve gece ile
gündüzü anne-baba metaforuyla açıklar. Birinin diğerini örtmesiyle meydana
gelen "doğumlar", o zaman diliminde yaratılan olaylardır.
Şerh'ül-Esma il-husna
Şerh Tercüman'il-Eşvak / Zehâir ve’l-A’lâk
Zahiren aşk şiiri gibi görünen Divanı hakkında yazdığı
şerhtir. Şeyh bu şerhte, şiirlerindeki her bir imgenin (sevgili, kaş, göz,
diyar) aslında ilahi tecellilere ve manevi makamlara işaret ettiğini
göstermiştir.
Tac'ür-Resail ve Minhac'ul-vesail
Kâbe ile olan "haberleşme", "serzeniş"
ve "konuşmalarını" topladığı risaleleridir.
El-Tedbirat'ül-İlahiyye
Bir devlet başkanının (akıl) kendi memleketinde (beden)
nasıl adaletle hükmetmesi gerektiğini, ilahî yönetim ilkeleriyle paralellik
kurarak açıklar.
Mikro-kozmos (insan) ile makro-kozmos (evren) arasındaki
siyasi ve idari benzerliği işler.
Tefsir'ul-Kur'an / el-Cem’u ve’t-Tafsîl
el-Cem’u ve’t-Tafsîl fî ma’âni’t-Tenzîl ismiyle
Tefsîr’ül-Kur’ân ismi aynı kitaba delalet eder.
Arabî için tefsir, sadece kelime manası değil, ilahi kelamın
varlık mertebelerindeki karşılıklarını bulma işlemidir.
El-Tenezzülat'ül-Mevsıliyye
İbadetlerin ve varlığın "semavi" boyutlarını eşsiz
bir sistemle ele alır.
Namaz vakitlerinin, gök tabakalarındaki (felekler)
hareketlerle ve peygamberlerin ruhaniyetleriyle olan derin bağını açıklar.
Uklet'ül-Müstevfiz
Kâinatın yaratılış hiyerarşisini ve varlık katmanlarını
anlatan en temel kozmolojik eserlerinden biridir.
"Tabiat" ve "Hebâ" (ilk madde/cevher)
kavramlarını birer anne-baba gibi tasvir eder.
Kitâb’ül-Yakîn
İmanın mertebelerini ve kesin bilgiye ulaşmanın yollarını
anlatır.
El-Zaman ve Marifet'üd-Dehr
Zamanın (zaman ve dehr) ne olduğunu ve insan algısındaki
yerini tartışır.
El-Zehair vel-A'lak
Şiirlerini topladığı Tercümânü’l-Eşvâk'ın bizzat kendi
kaleminden çıkan savunmasıdır.
İsmi Açıklanmamış Eserleri
Fi acaib el-Arz
Yeryüzünün fevkaladelikleri üzerine
Fi'l-Enhar’il-erbaa
Cennetteki su, süt, şarap ve bal nehirlerinin dünyadaki
tasavvufi zevklerle (ilimlerle) olan ilişkisini anlatan bir kitap vaadidir.
Fil-Evveliyat
Yaratılış silsilesinin en başındaki "ilk
varlıkları" (Akl-ı Evvel vb.) konu alır.
Fi ilm’il-Aded
Sayıların keşf yoluyla gelen "acaip sırları"
olduğunu ve ömrü yeterse bu konuda müstakil bir eser yazmak istediğini söyler.
Fi ilm’il-mufazala
Ahiretteki ceza-mükafat dengesi, peygamberlerin sıfatları ve
ruhların kurtuluşu gibi eskatolojik (ahiret bilimi) konuları içeren bir
çalışmadır.
Fi mesail iş-Şer'
Dini meseleleri Kur'an'daki zahir karşılıklarıyla ele alacak
bir fıkıh-metafizik sentezi yazmaya niyeti olduğunu belirtir.
Fi'n-Nikah is-Sari beyn'el-Ümmehat ve’l-Aba
Gökleri "babalar", yer unsurlarını ise
"analar" olarak görür. Bu ikisi arasındaki etkileşimi (nikâh) var
oluşun temeli sayar.
Fi Tabakat’il-Menazil
Tasavvufi makamların derecelerini ele alır.
Fütûhât'ta ismi geçen bu 48 eser (40 isimli, 8 isimsiz),
İbnü'l-Arabî bibliyografyasının sadece "bir kısmı"dır.
YİRMÎDOKUZUNCU MOTİF
Şairlik Yönü ve Kendi Şiirleri
Fütûhât içinde yaklaşık 6700 beyit bulunmaktadır.
1041 beyit Arabî’nin "dedim ki" veya "bize
aittir" dediği şiirlerdir.
Her bölümün (bâb) başında yer alan beyitlerin 2272’sinde
isim zikredilmez.
Arabî bölüm başlarında yer alan şiirlerin o bölümün
anahtarı/özeti olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla isimsiz şiirler de ona
aittir.
Arabî şiiri şifreleme amacıyla kullanır.
Ona göre şiir; bilmeceler, semboller ve tevriyeler (bir sözü
iki anlama gelecek şekilde kullanma) mahallidir.
Şiirlerinde geçen kadın isimleri, nehirler, mekanlar veya
gençlik tasvirleri aslında birer perdedir.
Şiirleri
İnzâl’ül-Guyûb
Gençlik döneminde hocası Şeyh Mârtulî'nin teşvikiyle yazdığı,
günümüze tam ulaşmayan ilk eseridir.
Tercümânü’l-Eşvâk
600-900 beyitlik, ilahi aşkın sembolik zirvesi olan ünlü
divanıdır.
Büyük Divan
10.450 beyitlik şiir koleksiyonudur.
Şiirlerini sadece birer edebi ürün olarak değil, ulaştığı
manevi mertebelerin (menzil, makam) birer "meyvesi" veya
"tadı" (zevk) olarak sunar.
Şiir, düz yazının (nesir) bittiği veya yetersiz kaldığı
yerde, o manevi tecrübenin "hal dili" olarak devreye girer.
Arabî, kendisine ait 3313 beyiti belirlerken şu kalıpları
birer "mülkiyet işareti" olarak kullanır:
"Bu bâbı tazammun eden (içine alan) sözümüz..."
"Nutk ettim (söyledim)", "İnşâd ettim
(okudum)", "Nazm ettim (şiire döktüm)."
"Bu mânâda bize âid...", "Bizim
sözümüz..."
Bir yerde Emevi şairi el-Ahtal'a ait olduğunu söylediği bir
beyti, başka bir yerde "Bu İbnü'l-Arabî'nin sözüdür" diyerek
zikreder.
OTUZUNCU MOTİF
Tasavvufi-Felsefî Fragmentler
Arabî, bilgiyi elde ediliş
yöntemine göre keskin çizgilerle ayırır:
Aklî İlim: Delil
ve mantıksal yürütme (nazar) ile kazanılan, zorunlu veya çıkarımsal bilgidir.
Ahvâl (Hâl) İlmi:
Sadece tecrübe (zevk/tatma) ile anlaşılabilir. Balın tatlılığını
anlatamazsınız, ancak tattırabilirsiniz.
Sırlar İlmi:
Aklın ötesindedir; ilham ve keşf yoluyla doğrudan kalbe üflenir.
Arabî'ye göre "Duyular asla yanılmaz." Göz, hızla
çevrilen ateş parçasını bir "daire" olarak görüyorsa, o anki fiziksel
şartlar altında görevini tam yapıyordur. Hata, duyuda değil; o duyuyu
yorumlayan ve "orada gerçekten bir daire var" hükmünü veren akıldadır.
İlim varlıktır (vücud), cahillik ise yokluktur (adem).
Dilin yapı taşları, varlığın temel kategorilerinin birer
yansımasıdır:
İsim = Zat:
Varlığın kendisi, cevher.
Fiil = Hudûs:
Oluş, meydana geliş, arazların hareketi.
Harf (Edat) = Rabıta: Şeyler arasındaki
ilişki, bağ (copula).
Cevher, bölünemez
olan "tek" hakikattir.
Arazlar (Nisbetler) bir an baki kalmayan, sürekli değişen
tezahürlerdir.
Zaman ve mekan gerçek varlıklar
(mevcud-ı aynî) değil, vehmî nisbetlerdir.
Mümkün / Âlemdir;
varlık ve yokluk arasındadır. Kendi başına "yok" hükmündedir, ancak
Allah'ın nuruyla "var" görünür.
Varlık, sadece dış dünyada (ayn) değil, dört farklı düzlemde
gerçekleşir:
Aynî Vücud: Dış
dünyadaki somut varlık.
Zihnî Vücud:
Bilinenin insan zihnindeki tecellisi (hakikate uygunsa geçerlidir).
Lafzî Vücud:
Kelimeler ve sesler aracılığıyla var olan gerçeklik.
Rakkamî (Kitâbi) Vücud: Yazı ve semboller
(sayılar/harfler) aracılığıyla sabitlenen varlık.
Dehr: Sonu
olmayan, ezel ve ebedi kapsayan, akılla kavranan mutlak hakikattir.
Zaman: Fiziksel
dünyada feleklerin hareketiyle oluşan "vehmî" (göreli) bir süredir.
İlahi İsimler
Önder İsimler (Eimme-i Esma): Hayy (Diri), Âlim (Bilen),
Mürîd (İrade eden), Kâdir (Güç yetiren), Kâil (Söyleyen), Cevâd (Cömert) ve
Muksit (Adil).
Müdebbir ve Mufassıl: Âlemi yaratmak ve ayrıntılandırmak
için "ilk ayağa kalkan" isimlerdir.
Her isim, diğer tüm isimlerin hakikatini içinde barındırır
Hz. Adem: İsimleri taşıyandır
(hâmil).
Hz. Muhammed: Bu isimlerin
mânâlarını ve özlerini (cevâmi’ul-kelim) taşıyandır.
İsimler ve sıfatlar, Zat üzerine eklenmiş somut nesneler
(aynlar) değildir; sadece "ilişkilerdir" (nisbet).
"Vucûd" (Varlık) tektir; çokluk ise bu tek
varlığın farklı aynalardaki (nisbetlerdeki) yansımasıdır.
Kozmik yapı
Amâ (Kozmik Bulut)
Yaratılış henüz başlamadan önceki "yer"dir.
İbnü'l-Arabî buna Amâ der.
Amâ, tüm formları, ruhları ve tabiatları kabul etmeye hazır
olan "evrensel cevher"dir. Allah'ın isimlerinin ilk tecelli ettiği,
mekânın (eyniyet) başladığı ilk rütbedir.
Allah, mahlukatı yaratmayı irâde edince ilk olarak Akl-ı
Evvel'i (İlk Akıl) yaratır.
Kalem (Akıl): Tasarlayıcı ve yazıcı güçtür.
Levh (Nefs): Üzerine yazılacak olan, her şeyin kaydedildiği
korunan levhadır.
Kalem (akıl) ve Levh (nefs)’ten sonra evrenin inşası başlar:
Tabiat → Hebâ (İlk Madde) → Cisim
Arş: Cisimler
âlemini kuşatan en dış çemberdir. Varlığın sınırıdır.
Kürsî: Arş'ın
içinde yer alır; emir ve nehyin (yasaların) başladığı yerdir.
Felekler (Gökler):
İç içe geçmiş küreler gibi tasarlanmıştır. Her feleğin bir ruhu (meleği) ve bir
görevi vardır.
Unsurlar (Dört
Element): Ateş, Hava, Su, Toprak. Bunlar "süfli analar"dır; yeryüzündeki
oluşumların maddesel temelidir.
Hebâ (Toz/Kozmik Toz), modern
fizikteki "sicim" veya "ilk madde" kavramlarına benzer. Bu
tozun içindeki ışığı en mükemmel şekilde kabul eden ise Hakikat-i
Muhammediyye'dir (İlk Işık/Akıl).
İlk cisim yaratıldığında, ona "şekillerin en
faziletlisi" olan dâirevî şekil verilmiştir.
Küresel formdan sonra gelen ilk şekil üçgendir.
Arabî'ye göre tüm karmaşık cismânî varlıklar, eşit kenar ve
açılı üçgenlerden (fraktal bir yapı gibi) neşet eder.
Atlas Feleği
Yıldızsız ve şeffaf bir küredir. Zamanın (günler, aylar) ana
ölçüsü bu feleğin hareketidir.
12 burç, aslında "Kuşatıcı Felek"te (Arş) görevli
12 büyük meleğin makamlarıdır.
Cevher-i ferd
Madde mimarisinin en küçük yapı taşıdır. Her atomun eşsiz
olduğu ve benzerinin bulunmadığı belirtilir
İnsan zihni beş rûhâni kuvvetten oluşan bir bilgi işleme
merkezidir.
Hiss (Duyular):
Dış dünyadan veri toplar.
Hayâl: Duyuların
verilerini "berzah" (ara bölge) olan hayal hazinesine taşır.
Hıfz (Hafıza):
Verileri depolar.
Mütehayyile/Musavvire:
Bu verilerden, daha önce görülmemiş yeni imgeler/sûretler terkib eder (Yaratıcı
hayal gücü).
Akıl: Bu verileri
analiz eder ve tümel sonuçlara ulaşır.
İnsan, yaratılış hiyerarşisinin (Melek, Can, Maden, Bitki,
Hayvan) hem son halkası hem de özetidir.
İnsan "zıtların toplamıdır." Hem topraktan gelen
yoğunluğa (kesif) hem de ilahi ruhtan gelen inceliğe (latif) sahiptir.
İnsan, "Büyük Mushaf" olan evrenin bir "küçük
nüshasıdır." Evrende ne varsa (felekler, elementler, ruhaniyetler) insanda
bir karşılığı vardır.
Arş: İnsan bedeni.
Kürsî: İnsanın nefsi.
Beyt-i Ma’mûr: Kalp.
Gezegenler: Beynin farklı bölümlerine ve zihinsel yetilere
karşılık gelir.
"İnsan-ı Kâmil", varlığın varoluş sebebidir
(illet-i gaye).
Allah, kendi isim ve sıfatlarını görebilmek için kainatı
yaratmış, ancak insan-ı Kâmil ilahi tecellinin tam olarak göründüğü yerdir.
Kainat bir beden ise, İnsan-ı Kâmil onun ruhudur.
Tasavvufi Hiyerarşi
Kutub (Gavs):
Zamanın tek yöneticisi, Hz. Muhammed’in ruhunun o asırdaki mazharıdır.
İmâmeyn (İki
İmam): Kutbun sağ ve sol vezirleri (Mülk ve Melekût alemlerine bakarlar).
Evtâd (Dört
Direk): Dünyanın dört yönünü (Kuzey, Güney, Doğu, Batı) koruyan manevi
sütunlar.
Ebdâl (Yediler):
Yedi iklimi (coğrafi bölgeleri) muhafaza eden veliler.
Ahlak hükümleri ülkelerin ve niyetlerin değişmesiyle değişir/dönüşür.
Herhangi bir eylem, niyetine ve sonucuna göre "iyi"
veya "kötü" olabilir.
Aşk
Mecnûn o kadar yoğun bir içsel aşk yaşamıştır ki, zihnindeki
(batıni) Leylâ sureti, dışarıdaki (zahiri) gerçek Leylâ’dan daha hakiki hale
gelmiştir.
Bazı sufilere göre Mecnûn aslında Allah’a âşıktır; Leylâ ise
bu aşkın yeryüzündeki perdesidir (hicab).
Arabî insanın dünyadaki amellerinin (eylemlerinin) mezarda
bir "suret" (kişilik) olarak karşısına çıkacağını söyler. Yani
eylemlerimiz, ahiretteki bedenimizi inşa eden tuğlalardır.
Dirilişin sadece nefs (ruh) ile değil, bir form/beden ile
olacağını savunur.
TATBİKAT VE SONUÇ
Fütûhât'ta
tespit edilen 30 motiften 19 tanesi Dîvân'da açıkça bulunur.
Dîvân'da kendisini eleştiren fakihlere karşı takındığı
tavır, Fütûhât'taki sert üslubuyla tam bir paralellik içindedir. / Düşünce özgürlüğü
Her iki kitapta da (Fütûhât ve Dîvân) "ben aklımla
yazmıyorum, Hakk bana imla ediyor (yazdırıyor)" iddiasını yineler.
Rüyasında Tanrı'yı görmesi, rüyada şiirler ilham edilmesi iki
eserde de ortaktır.
Fütûhât'ta bahsettiği dayısı (Havlânî) ve amcasından (Tâî) Dîvân'da
da aynı şekilde bahseder.
Kur'an'daki gizemli harflere (Elif-Lâm-Mîm vb.) duyduğu ilgi
Dîvân'da ve pek çok eserinde dikkat çeker.
Dîvân üzerinde İbnü’l-Arabî’nin ismi bulunmasaydı bile, bu
motifler sayesinde eserin ona ait olduğunu ispat edebilirdik.
…
23.3.26
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder