2 Şubat 2026 Pazartesi

Nihat Keklik - el Futuhat el Mekkiyye Cilt II B - Özet / Notlar

Nihat Keklik - el Futuhat el Mekkiyye Cilt II B - Notlar

İbn'ül-Arabi'nin Eserleri ve Kaynakları İçin Misdak Olarak

el-Futûhât el-Mekkiyye, Bölüm B, Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1980

 


Önsöz

Nihat Keklik’in İbnü’l-Arabî’ye nispet edilen yüzlerce eserin hangisinin gerçek (otantik), hangisinin uydurma olduğunu tespit etmek için geliştirdiği yöntem Fütûhât-ı Mekkiyye'deki üslup, terim ve düşünce kalıplarını (motifleri) tespit etmektir.

 

İbnü’l-Arabî, kelimelerin dış kabuğuna (lafız) değil, özündeki anlama (mana) odaklanır. Bir tercüman gibi, sadece sözcükleri değil, o sözcüklerin işaret ettiği hakikati aktarmayı hedefler.

 

YİRMİYEDİNCİ MOTİF

Kendi Biyografisinden ve Ayrıca Hocaları İle Arkadaşlarından Bahsetmesi

İbnü’l-Arabî’nin 599 (1203) yılından sonra bir daha Endülüs ve Mağrip’e gitmediği sabittir.

Arabi’ye ait olduğu rivayet edilen eserlerde bu tarihten sonra Endülüs’te olduğu belirtilmişse o eser uydurmadır.

 

Babası Ali ibn Muhammed, hem Sultan İbn Merdenîş’in dostu hem de ünlü filozof İbn Rüşd’ün yakın arkadaşıdır.

Annesinin kökeni "Ensar"a (Medineli müslümanlara) dayanır. Dayısı Yahya ibn Yagan ise bir sultan iken tahtı bırakıp tasavvufa girmiş bir derviştir.

Meryem, ilk eşidir ve İbnü’l-Arabî onun yüksek manevi makamından övgüyle bahseder.

Zeyneb, kundaktayken düzgün bir Arapça ile konuşabilen, derin sorulara cevap veren bir çocuk olarak tasvir edilir.

 

İbnü’l-Arabî orta boylu, beyaz tenli, sarı saçlı ve iri gözlü olarak tasvir ediliyor.

 

560/1165: Mürsiye’de (Endülüs) doğdu

580/1184: İşbiliyye’de tasavvuf yolunda

586/1190: Hızır’la karşılaşıyor, manevi keşif dönemi

589/1193: Doğuya seyahat

598/1201: Mekke’ye gidiyor.

 

591 yılında Arabî, Fas’tayken Muvahhidî ordusunun Hristiyanlara (frenklere) karşı kazandığı zaferlere şahitlik eder. Fetih suresinin ilk ayeti olan "İnnâ fetha'nâ leke fethan mubînâ" ibaresindeki harflerin sayısal değerinin, fethin gerçekleştiği 591 yılına denk gelmesini bir ilahi müjde olarak kaydeder.

 

598 yılında İbnü’l-Arabî 37 yaşındayken Batı İslam dünyasından temelli ayrılır.

 

609 yılında Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus’un Antakya’dan yazdığı mektuba, İbnü’l-Arabî Malatya’dan nasihatlerle dolu bir cevap gönderir.

 

İbnü’l-Arabî 71-73 yaşlarındayken hala Şam’da Fütûhât’ın yüzlerce sayfasını yazmaya devam etmektedir.

 

Ebu’l-Bedr el-Temâşekî, İbnü'l-Arabî'nin Bağdatlı güvenilir bir dostu ve râvisidir.

 

Zâhir ibn Rüstem el-İsfahânî, İbnü'l-Arabî'nin Mekke'de hadis dinlediği ve "İmamü'l-Makâm" (Makâm-ı İbrahim imamı) olarak anılan hocasıdır.

 

İbnü'l-Arabî'ye nispet edilen bir kitabın uydurma olup olmadığını anlamak için, o kitapta adı geçen kişilerin Fütûhât'taki biyografik verilerle çelişmemesi gerekir.

 

YİRMİSEKİZİNCİ MOTİF

Kendi Eserlerini Zikretmesi

Fütûhâtü'l-Mekkiyye içerisinde bizzat ismini zikrettiği eserleri

 

Risâletü’l-Ahlâk

Fahreddin Râzî’ye hitaben, İbnü'l-Arabî henüz 32 yaşındayken (H. 591) yazılmıştır.

 

Ankâ-u Mugrib

İlâhî isimlerin evrenin yaratılışındaki rolü, Hz. İsa’nın velâyeti ve Mehdî meselesini anlatır.

 

el-Cem’u ve’t-Tafsîl

Alışılmış tefsirlerden farklı olarak "harflerin sırları" üzerinden bir Kur'an açıklaması sunar.

Ona göre tefsir, keşif ve harflerin metafizik mertebeleri (ulvi, orta, süfli âlemler) üzerinden yapılmalıdır.

 

Dîvân

 

El-Dürret'ül-Fahire

Karşılaştığı sufileri, hocalarını ve onlardan aldığı dersleri anlatır.

 

El-Ezel

Ezel (= ezelî) lafzının anlatılmasına dâirdir.

 

El-Fena fil-Müşâhede

 

Hılyet'ül-Ebdal

Ebdâl hânesinin dayandığı direkler dört tânedir ki onlar da: seher, açlık, sessizlik ve yalnızlık’dır.

 

Heyâkil el-envâr

Menzil, Allahın sana indiği ve senin de Allaha indiğin (ulaştığın) bir makâmdan ibârettir

 

El-Hüve

Zamir isimlerinden söz eder.

 

İnşâ’ud-Devâir vel-Cedâvil

Varlığın mertebelerini, akıl ve madde arasındaki ilişkiyi "daireler ve tablolar" (devâir ve cedâvil) şeklinde görselleştirerek anlatır.

 

El-İrşad fi hark’il-edeb'il-mutad

 

El-İsfar an Netaic il-esfar

Manevi yükselişi (miraç) ve peygamberlerin (Hz. Muhammed, Hz. Musa) hicret ve seferlerinin batıni anlamlarını inceler.

 

El- İsra ve Tertib'ür-Rahile

Sûfîlerin mîrâcından söz eder.

 

El-İttihad

 

El-Mebadi vel-Gayat

Harf İlmi (İlmü’l-Hurûf) üzerine yoğunlaşır.

Örneğin; "Ayn", "Gayn", "Sin" ve "Şin" harflerinin cinler alemiyle, "Nun" ve "Sad"ın insanî mertebelerle ilişkisini açıklar.

 

Mefatih'ül-guyub

Ana menziller/mertebelerden söz eder.

 

El-Ma'lum min akdid ehl ir-rusum

Secili bir dille yazılmış bir akide kitabıdır.

 

Manahic el-İrtika

300 makam ve 3000 menzil içeren devasa bir manevi yol haritasıdır.

 

Meratib ulum el-vehb

Sidre-i müntehâ’daki dört (tane) nehirden söz eder.

 

El-Ma'rife

Sufilerin akidesini ele alır

 

Ma'rifet'ül-medhal ila el-esma vel-kinayat

İlahi isimler (Esmâ-i Hüsnâ) üzerinedir.

 

Marifet'ül-Kutb vel-İmameyn

Kutub ve onun iki vekili (İmamlar) hakkındadır.

 

El-Merkez

Elementlerin (toprak, su, ateş, hava) mutlak bir "merkez" arayışında olduğu fikrine karşı çıkar.

 

Meşahid'ül-Kudsiyye

Kulun Rabbine, Rabbin de kuluna olan "yardımı" ve "dostluğu" arasındaki ince farkı anlatır.

 

Mevaki'un-Nucum

Vücut azalarının (el, dil, kalp vb.) manevi temizliğini ve kerametlerini anlatır.

Abdest ve namazın zahiri temizlikten öte, göklerin kapısını açan birer anahtar olduğu vurgular.

 

El-Mev'izet'ül-Hasene

Tıp ilmi ile bedensel itidal (denge) arasındaki ilişki / İtidâl isteyerek noksan olanı fazlalaştırmak yahut fazla olanın (bir kısmını) noksanlaştırmaktan söz eder.

 

Mubâyaat'ül-Kutb fi hazreti'l-Kutb

"Kutub" ve onun yardımcıları "İmamlar" arasındaki manevi biat sürecini anlatır.

 

Nasaih

Nasihatler

Din ve ahlak konusunda nasihat verecek kişinin sahip olması gereken derin bilgi ve mutedil mizaç üzerine bir eserdir.

 

El-Rahmet'ül-İlahiyye

Ariflerin kalplerindeki gizli sırların şerhidir.

 

El-Şe'n

Zamanın ve mekanın hakikatini inceler.

Zamanı bir "gün" olarak ele alır ve gece ile gündüzü anne-baba metaforuyla açıklar. Birinin diğerini örtmesiyle meydana gelen "doğumlar", o zaman diliminde yaratılan olaylardır.

 

Şerh'ül-Esma il-husna

 

Şerh Tercüman'il-Eşvak / Zehâir ve’l-A’lâk

Zahiren aşk şiiri gibi görünen Divanı hakkında yazdığı şerhtir. Şeyh bu şerhte, şiirlerindeki her bir imgenin (sevgili, kaş, göz, diyar) aslında ilahi tecellilere ve manevi makamlara işaret ettiğini göstermiştir.

 

Tac'ür-Resail ve Minhac'ul-vesail

Kâbe ile olan "haberleşme", "serzeniş" ve "konuşmalarını" topladığı risaleleridir.

 

El-Tedbirat'ül-İlahiyye

Bir devlet başkanının (akıl) kendi memleketinde (beden) nasıl adaletle hükmetmesi gerektiğini, ilahî yönetim ilkeleriyle paralellik kurarak açıklar.

Mikro-kozmos (insan) ile makro-kozmos (evren) arasındaki siyasi ve idari benzerliği işler.

 

Tefsir'ul-Kur'an / el-Cem’u ve’t-Tafsîl

el-Cem’u ve’t-Tafsîl fî ma’âni’t-Tenzîl ismiyle Tefsîr’ül-Kur’ân ismi aynı kitaba delalet eder.

Arabî için tefsir, sadece kelime manası değil, ilahi kelamın varlık mertebelerindeki karşılıklarını bulma işlemidir.

 

El-Tenezzülat'ül-Mevsıliyye

İbadetlerin ve varlığın "semavi" boyutlarını eşsiz bir sistemle ele alır.

Namaz vakitlerinin, gök tabakalarındaki (felekler) hareketlerle ve peygamberlerin ruhaniyetleriyle olan derin bağını açıklar.

 

Uklet'ül-Müstevfiz

Kâinatın yaratılış hiyerarşisini ve varlık katmanlarını anlatan en temel kozmolojik eserlerinden biridir.

"Tabiat" ve "Hebâ" (ilk madde/cevher) kavramlarını birer anne-baba gibi tasvir eder.

 

Kitâb’ül-Yakîn

İmanın mertebelerini ve kesin bilgiye ulaşmanın yollarını anlatır.

 

El-Zaman ve Marifet'üd-Dehr

Zamanın (zaman ve dehr) ne olduğunu ve insan algısındaki yerini tartışır.

 

El-Zehair vel-A'lak

Şiirlerini topladığı Tercümânü’l-Eşvâk'ın bizzat kendi kaleminden çıkan savunmasıdır.

 

İsmi Açıklanmamış Eserleri

Fi acaib el-Arz

Yeryüzünün fevkaladelikleri üzerine

 

Fi'l-Enhar’il-erbaa

Cennetteki su, süt, şarap ve bal nehirlerinin dünyadaki tasavvufi zevklerle (ilimlerle) olan ilişkisini anlatan bir kitap vaadidir.

 

Fil-Evveliyat

Yaratılış silsilesinin en başındaki "ilk varlıkları" (Akl-ı Evvel vb.) konu alır.

 

Fi ilm’il-Aded

Sayıların keşf yoluyla gelen "acaip sırları" olduğunu ve ömrü yeterse bu konuda müstakil bir eser yazmak istediğini söyler.

 

Fi ilm’il-mufazala

Ahiretteki ceza-mükafat dengesi, peygamberlerin sıfatları ve ruhların kurtuluşu gibi eskatolojik (ahiret bilimi) konuları içeren bir çalışmadır.

 

Fi mesail iş-Şer'

Dini meseleleri Kur'an'daki zahir karşılıklarıyla ele alacak bir fıkıh-metafizik sentezi yazmaya niyeti olduğunu belirtir.

 

Fi'n-Nikah is-Sari beyn'el-Ümmehat ve’l-Aba

Gökleri "babalar", yer unsurlarını ise "analar" olarak görür. Bu ikisi arasındaki etkileşimi (nikâh) var oluşun temeli sayar.

 

Fi Tabakat’il-Menazil

Tasavvufi makamların derecelerini ele alır.

 

Fütûhât'ta ismi geçen bu 48 eser (40 isimli, 8 isimsiz), İbnü'l-Arabî bibliyografyasının sadece "bir kısmı"dır.

 

YİRMÎDOKUZUNCU MOTİF

Şairlik Yönü ve Kendi Şiirleri

Fütûhât içinde yaklaşık 6700 beyit bulunmaktadır.

1041 beyit Arabî’nin "dedim ki" veya "bize aittir" dediği şiirlerdir.

Her bölümün (bâb) başında yer alan beyitlerin 2272’sinde isim zikredilmez.

Arabî bölüm başlarında yer alan şiirlerin o bölümün anahtarı/özeti olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla isimsiz şiirler de ona aittir.

 

Arabî şiiri şifreleme amacıyla kullanır.

Ona göre şiir; bilmeceler, semboller ve tevriyeler (bir sözü iki anlama gelecek şekilde kullanma) mahallidir.

 

Şiirlerinde geçen kadın isimleri, nehirler, mekanlar veya gençlik tasvirleri aslında birer perdedir.

 

Şiirleri

İnzâl’ül-Guyûb

Gençlik döneminde hocası Şeyh Mârtulî'nin teşvikiyle yazdığı, günümüze tam ulaşmayan ilk eseridir.

 

Tercümânü’l-Eşvâk

600-900 beyitlik, ilahi aşkın sembolik zirvesi olan ünlü divanıdır.

 

Büyük Divan

10.450 beyitlik şiir koleksiyonudur.

 

Şiirlerini sadece birer edebi ürün olarak değil, ulaştığı manevi mertebelerin (menzil, makam) birer "meyvesi" veya "tadı" (zevk) olarak sunar.

Şiir, düz yazının (nesir) bittiği veya yetersiz kaldığı yerde, o manevi tecrübenin "hal dili" olarak devreye girer.

 

Arabî, kendisine ait 3313 beyiti belirlerken şu kalıpları birer "mülkiyet işareti" olarak kullanır:

"Bu bâbı tazammun eden (içine alan) sözümüz..."

"Nutk ettim (söyledim)", "İnşâd ettim (okudum)", "Nazm ettim (şiire döktüm)."

"Bu mânâda bize âid...", "Bizim sözümüz..."

 

Bir yerde Emevi şairi el-Ahtal'a ait olduğunu söylediği bir beyti, başka bir yerde "Bu İbnü'l-Arabî'nin sözüdür" diyerek zikreder.

 

OTUZUNCU MOTİF

Tasavvufi-Felsefî Fragmentler

Arabî, bilgiyi elde ediliş yöntemine göre keskin çizgilerle ayırır:

Aklî İlim: Delil ve mantıksal yürütme (nazar) ile kazanılan, zorunlu veya çıkarımsal bilgidir.

Ahvâl (Hâl) İlmi: Sadece tecrübe (zevk/tatma) ile anlaşılabilir. Balın tatlılığını anlatamazsınız, ancak tattırabilirsiniz.

Sırlar İlmi: Aklın ötesindedir; ilham ve keşf yoluyla doğrudan kalbe üflenir.

 

Arabî'ye göre "Duyular asla yanılmaz." Göz, hızla çevrilen ateş parçasını bir "daire" olarak görüyorsa, o anki fiziksel şartlar altında görevini tam yapıyordur. Hata, duyuda değil; o duyuyu yorumlayan ve "orada gerçekten bir daire var" hükmünü veren akıldadır.

İlim varlıktır (vücud), cahillik ise yokluktur (adem).

 

Dilin yapı taşları, varlığın temel kategorilerinin birer yansımasıdır:

İsim = Zat: Varlığın kendisi, cevher.

Fiil = Hudûs: Oluş, meydana geliş, arazların hareketi.

Harf (Edat) = Rabıta: Şeyler arasındaki ilişki, bağ (copula).

 

Cevher, bölünemez olan "tek" hakikattir.

Arazlar (Nisbetler) bir an baki kalmayan, sürekli değişen tezahürlerdir.

Zaman ve mekan gerçek varlıklar (mevcud-ı aynî) değil, vehmî nisbetlerdir.

 

Mümkün / Âlemdir; varlık ve yokluk arasındadır. Kendi başına "yok" hükmündedir, ancak Allah'ın nuruyla "var" görünür.

 

Varlık, sadece dış dünyada (ayn) değil, dört farklı düzlemde gerçekleşir:

Aynî Vücud: Dış dünyadaki somut varlık.

Zihnî Vücud: Bilinenin insan zihnindeki tecellisi (hakikate uygunsa geçerlidir).

Lafzî Vücud: Kelimeler ve sesler aracılığıyla var olan gerçeklik.

Rakkamî (Kitâbi) Vücud: Yazı ve semboller (sayılar/harfler) aracılığıyla sabitlenen varlık.

 

Dehr: Sonu olmayan, ezel ve ebedi kapsayan, akılla kavranan mutlak hakikattir.

Zaman: Fiziksel dünyada feleklerin hareketiyle oluşan "vehmî" (göreli) bir süredir.

 

İlahi İsimler

Önder İsimler (Eimme-i Esma): Hayy (Diri), Âlim (Bilen), Mürîd (İrade eden), Kâdir (Güç yetiren), Kâil (Söyleyen), Cevâd (Cömert) ve Muksit (Adil).

Müdebbir ve Mufassıl: Âlemi yaratmak ve ayrıntılandırmak için "ilk ayağa kalkan" isimlerdir.

 

Her isim, diğer tüm isimlerin hakikatini içinde barındırır

 

Hz. Adem: İsimleri taşıyandır (hâmil).

Hz. Muhammed: Bu isimlerin mânâlarını ve özlerini (cevâmi’ul-kelim) taşıyandır.

 

İsimler ve sıfatlar, Zat üzerine eklenmiş somut nesneler (aynlar) değildir; sadece "ilişkilerdir" (nisbet).

"Vucûd" (Varlık) tektir; çokluk ise bu tek varlığın farklı aynalardaki (nisbetlerdeki) yansımasıdır.

 

Kozmik yapı

Amâ (Kozmik Bulut)

Yaratılış henüz başlamadan önceki "yer"dir. İbnü'l-Arabî buna Amâ der.

Amâ, tüm formları, ruhları ve tabiatları kabul etmeye hazır olan "evrensel cevher"dir. Allah'ın isimlerinin ilk tecelli ettiği, mekânın (eyniyet) başladığı ilk rütbedir.

 

Allah, mahlukatı yaratmayı irâde edince ilk olarak Akl-ı Evvel'i (İlk Akıl) yaratır.

Kalem (Akıl): Tasarlayıcı ve yazıcı güçtür.

Levh (Nefs): Üzerine yazılacak olan, her şeyin kaydedildiği korunan levhadır.

 

Kalem (akıl) ve Levh (nefs)’ten sonra evrenin inşası başlar: Tabiat → Hebâ (İlk Madde) → Cisim

Arş: Cisimler âlemini kuşatan en dış çemberdir. Varlığın sınırıdır.

Kürsî: Arş'ın içinde yer alır; emir ve nehyin (yasaların) başladığı yerdir.

Felekler (Gökler): İç içe geçmiş küreler gibi tasarlanmıştır. Her feleğin bir ruhu (meleği) ve bir görevi vardır.

Unsurlar (Dört Element): Ateş, Hava, Su, Toprak. Bunlar "süfli analar"dır; yeryüzündeki oluşumların maddesel temelidir.

 

Hebâ (Toz/Kozmik Toz), modern fizikteki "sicim" veya "ilk madde" kavramlarına benzer. Bu tozun içindeki ışığı en mükemmel şekilde kabul eden ise Hakikat-i Muhammediyye'dir (İlk Işık/Akıl).

 

İlk cisim yaratıldığında, ona "şekillerin en faziletlisi" olan dâirevî şekil verilmiştir.

 

Küresel formdan sonra gelen ilk şekil üçgendir.

Arabî'ye göre tüm karmaşık cismânî varlıklar, eşit kenar ve açılı üçgenlerden (fraktal bir yapı gibi) neşet eder.

 

Atlas Feleği

Yıldızsız ve şeffaf bir küredir. Zamanın (günler, aylar) ana ölçüsü bu feleğin hareketidir.

12 burç, aslında "Kuşatıcı Felek"te (Arş) görevli 12 büyük meleğin makamlarıdır.

 

Cevher-i ferd

Madde mimarisinin en küçük yapı taşıdır. Her atomun eşsiz olduğu ve benzerinin bulunmadığı belirtilir

 

İnsan zihni beş rûhâni kuvvetten oluşan bir bilgi işleme merkezidir.

Hiss (Duyular): Dış dünyadan veri toplar.

Hayâl: Duyuların verilerini "berzah" (ara bölge) olan hayal hazinesine taşır.

Hıfz (Hafıza): Verileri depolar.

Mütehayyile/Musavvire: Bu verilerden, daha önce görülmemiş yeni imgeler/sûretler terkib eder (Yaratıcı hayal gücü).

Akıl: Bu verileri analiz eder ve tümel sonuçlara ulaşır.

 

İnsan, yaratılış hiyerarşisinin (Melek, Can, Maden, Bitki, Hayvan) hem son halkası hem de özetidir.

İnsan "zıtların toplamıdır." Hem topraktan gelen yoğunluğa (kesif) hem de ilahi ruhtan gelen inceliğe (latif) sahiptir.

İnsan, "Büyük Mushaf" olan evrenin bir "küçük nüshasıdır." Evrende ne varsa (felekler, elementler, ruhaniyetler) insanda bir karşılığı vardır.

Arş: İnsan bedeni.

Kürsî: İnsanın nefsi.

Beyt-i Ma’mûr: Kalp.

Gezegenler: Beynin farklı bölümlerine ve zihinsel yetilere karşılık gelir.

"İnsan-ı Kâmil", varlığın varoluş sebebidir (illet-i gaye).

 

Allah, kendi isim ve sıfatlarını görebilmek için kainatı yaratmış, ancak insan-ı Kâmil ilahi tecellinin tam olarak göründüğü yerdir.

Kainat bir beden ise, İnsan-ı Kâmil onun ruhudur.

 

Tasavvufi Hiyerarşi

Kutub (Gavs): Zamanın tek yöneticisi, Hz. Muhammed’in ruhunun o asırdaki mazharıdır.

İmâmeyn (İki İmam): Kutbun sağ ve sol vezirleri (Mülk ve Melekût alemlerine bakarlar).

Evtâd (Dört Direk): Dünyanın dört yönünü (Kuzey, Güney, Doğu, Batı) koruyan manevi sütunlar.

Ebdâl (Yediler): Yedi iklimi (coğrafi bölgeleri) muhafaza eden veliler.

 

Ahlak hükümleri ülkelerin ve niyetlerin değişmesiyle değişir/dönüşür.

Herhangi bir eylem, niyetine ve sonucuna göre "iyi" veya "kötü" olabilir.

 

Aşk

Mecnûn o kadar yoğun bir içsel aşk yaşamıştır ki, zihnindeki (batıni) Leylâ sureti, dışarıdaki (zahiri) gerçek Leylâ’dan daha hakiki hale gelmiştir.

Bazı sufilere göre Mecnûn aslında Allah’a âşıktır; Leylâ ise bu aşkın yeryüzündeki perdesidir (hicab).

 

Arabî insanın dünyadaki amellerinin (eylemlerinin) mezarda bir "suret" (kişilik) olarak karşısına çıkacağını söyler. Yani eylemlerimiz, ahiretteki bedenimizi inşa eden tuğlalardır.

Dirilişin sadece nefs (ruh) ile değil, bir form/beden ile olacağını savunur.

 

TATBİKAT VE SONUÇ

Fütûhât'ta tespit edilen 30 motiften 19 tanesi Dîvân'da açıkça bulunur.

 

Dîvân'da kendisini eleştiren fakihlere karşı takındığı tavır, Fütûhât'taki sert üslubuyla tam bir paralellik içindedir. / Düşünce özgürlüğü

 

Her iki kitapta da (Fütûhât ve Dîvân) "ben aklımla yazmıyorum, Hakk bana imla ediyor (yazdırıyor)" iddiasını yineler.

 

Rüyasında Tanrı'yı görmesi, rüyada şiirler ilham edilmesi iki eserde de ortaktır.

 

Fütûhât'ta bahsettiği dayısı (Havlânî) ve amcasından (Tâî) Dîvân'da da aynı şekilde bahseder.

 

Kur'an'daki gizemli harflere (Elif-Lâm-Mîm vb.) duyduğu ilgi Dîvân'da ve pek çok eserinde dikkat çeker.

 

Dîvân üzerinde İbnü’l-Arabî’nin ismi bulunmasaydı bile, bu motifler sayesinde eserin ona ait olduğunu ispat edebilirdik.

23.3.26

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder