Mustafa Çakmakoğlu - Klasiklerimiz X, Fütühat-ı Mekkiyye
Tasavvuf Dergisi,
cilt: IV, sayı: 11, 2003, s. 407-444
Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin Hayatı ve Eserleri
Tam künyesi: eş-Şeyhu’l-Ekber Muhyiddin Muhammed b. Ali b.
Muhammed el-Arabî et-Tâî el-Hâtımî şeklindedir.
Halis bir Arap olduğunu, asil bir soydan geldiğini ve
soyunun, cömertliği ve mertliği ile meşhur Hâtem-i Tâî’ye dayandığını, Benû
Tayy kabilesinden geldiğini İbnü’l-Arabî’nin kendisi söyler.
Babası, (saraya yakın) İbn Rüşd’ün yakın dostu Ali b.
Muhammed’dir.
590/1194 yılında babasının, hemen ardından da annesinin
vefatından sonra, ailenin tek erkek çocuğu İbnü’l-Arabî’ye iki kız kardeşine
bakma yükümlülüğü kalır. Halbuki o, yıllar önce fakirlik yolunu seçip bütün
variyetini terk ederek maişetini Allah’a havale etmiştir.
Fakat iki kız kardeşinin bakımını da ihmal etmez
İlk evliliğini memleketinin ileri gelenlerinden olan
Muhammed b. Abdun el-Bicâî’nin kızı Meryem ile yapmıştır.
İkinci evliliği Mekke’de, Haremeyn Emîri Yunus b. Yusuf’un kızı Fatıma iledir.
Bu evliliğinden Muhammed İmâdüddîn (ö. 667/1268) adındaki
oğlu olur.
Üçüncü evliliğini Sadreddin el- Konevî’nin dul annesiyle,
dördüncü evliliğini ise Şam kadısı ez-Zevâvî’nin kızıyla yaptığı rivayet
edilir.
Amcası ve dayıları devrin önemli sufilerindendir. / yetişmesinde büyük
tesirlerinin oldu
Mürsiye’de 560/1165 yılında doğdu.
…tam doğum vakti 17 Ramazan 560/27 Temmuz 1165 Pazartesi
gecesi.
İlk sekiz yılı Mürsiye’de geçmiştir.
Ailesi muhtemelen 568/1173’de, Mürsiye (Murcia)’den kesin
olarak ayrılıp başkent Işbiliyye (Seville)’ye gider ve Ibnü’l-Arabî’nin babası
burada Sultan Ebu Yakub’un hizmetine girer.
Çocukluk çağlarında Ebu Abdullah el-Hayyat isimli tasavvuf
ehli bir zattan Kur’an-ı Kerim dersleri almıştır.
Yirmi yaşlarındayken, 580/1184 yılında artık bir şeyhe
intisap eder.
İlk mürşidi Ebu’l-Abbas el-Uryebî
Meriye mektebi temsilcilerinden İbnü’l-Arif, İbnü’l-Arabi,
bu sufîden etkilenmiş.
Tasavvufi bir eğitim almakla kalmaz şer‘î ilimlerde de
derinlemesine vukûfiyet kazanır.
Kendisini ciddi bir şekilde Kur’an ve Hadis ilmine verir.
Hayatının büyük bir kısmını hakikati aramakla, sürekli
seyahatle geçirir.
589/1193 yıllarında Fas’ın önemli bir liman kenti Sebte’ye,
oradan da Tunus’a geçer ve burada, Şeyh Abdü’l-Aziz el-Mehdevî ile tanışır.
596/567 yıllarında hac niyetiyle, Mekke’ye doğru yola çıkar.
598/1201’de Hicaz’a ulaşır. Büyük eseri
el-Fütuhâtü’l-Mekkiyye ilk defa Mekke’de kendisine ilham olunmaya başlar.
601/1204 yılında Urfa, Diyarbakır ve Sivas üzerinden
Malatya’ya gelir.
602/1205’te Konya’ya gelir.
620/1221 yılında artık Şam’a yerleşmiştir.
Burada 627/1229 yılı muharrem ayında manevi bir işaretle
Fusûsü’l-Hikem isimli kitabını yazar.
Fütûhât’ın ilk nüshasını Şam’da, 629/1231 yılında tamamlar.
Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin İbnü’l-Arabî 22 Rebiülâhir 638/ 8 Kasım 1240 tarihinde
Şam’da vefat etmiş ve burada Kasyûn dağı eteklerine defnedilmiştir.
Osman Yahya’nın oluşturduğu genel fihristten, mükerrer ve
izafeler çıkartıldığında İbnü’l-Arabî’nin yaklaşık 550 civarında eseri olduğu
tahmin edilmektedir (Historie et Classification de L’oeuvre d’Ibn ‘Arabî, Şam
1964).
En meşhur eserleri:
el- Fütûhatü’l-Mekkiyye,
Füsûsü’l-Hikem,
İnşâü’d-Devair,
Ukletü’l-Müstevfiz,
et-Tedbîrâtü’l-İlahiyye,
et-Tenezzülâtü’l-Mevsıliyye,
Ankâ-ı Muğrib,
el-Meârifü’l-İlahiyye (Divan),
el- Abâdile,
Ruhu’l-Kuds,
Tercümanü’l-Eşvâk...
el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye
…eserini özellikle şeyhi Abdülaziz el-Mehdevî ve yakın
dostu, âzatlı köle Abdullah Bedr el-Habeşî’ye ithâfen kaleme almıştır.
Fütûhât’ın ilk nüshasını Şam’da, 629/1231 yılı Safer/Aralık
ayında tamamlar.
632/1234’te bu eseri bütünüyle gözden geçirerek ikinci kez
yazmaya başlamış ve 24 Rebîülevvel 636/1238’de tamamlamıştır. İbnü’l-Arabî, vefatından iki yıl önce
bizzat kendi eliyle otuz yedi cilt halinde yazdığı bu ikinci nüshaya bazı
eklemeler yaptığını söyler.
Osman Yahya bu iki nüsha arasında tespit ettiği lafzî, fikrî
ve tarihî bazı farklılıklara işaret eder ve İbnü’l-Arabî’nin ilk nüshada ifade
bakımından daha cüretkâr olduğunu vurgular.
Müellif tarafından kaleme alınan ikinci nüsha İstanbul’da
Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir (nr. 1845-1881). Konya nüshası olarak
bilinen ve otuz yedi ciltten müteşekkil bu nüsha açık ve itinalı bir mağrib
neshiyle yazılmıştır.
Eser, ilk olarak Emir Abdulkadir el-Cezairî tarafından
Mısır’da neşredilmiştir (Bulak 1297).
Eser, ilk olarak Emir Abdulkadir el-Cezairî tarafından
Mısır’da neşredilmiştir (Bulak 1297).
Batıda ilk kez Michel Valsan (Mustafa Abdülaziz) tarafından
Fransızca kısmî bir tercüme yapılmış ve on bir parçadan ibaret olan bu tercüme
1953-1966 yılları arasında Etudes Traditionneles (Paris) dergisinin çeşitli sayılarında yayımlanmıştır.
Özlü ve dolaysız bir nesir üslûbu, şeyhin diğer bazı
eserleriyle mukayese edildiğinde Fütûhât’ın okumasını kolaylaştırmaktadır.
Özellikle müellifin Fusûsü’l-Hikem, el-Ankâu’l-Mugrib ya da Kitâbu’l-İsrâ gibi
veciz eserlerini dikkate aldığımızda, Fütûhât’ın, bazı bölümleri istisna
edilmek kaydıyla sade bir nesir üslûbuyla yazıldığını söyleyebiliriz.
İlahî tevfik rehber olmadıkça “aklın ayağı”nın kayma korkusu
vardır.
O, ele aldığı konuları, ya vahdet-i vücûd anlayışından
hareketle işlemekte ya da nihaî olarak vahdet-i vücûda bağlamaktadır.
Fütûhât otuz yedi kitaptan (sifr) meydana gelmektedir. Eser
şematik olarak altı ana bölüme (fasl), bu ana bölümler de 560 alt bölümlere
(bâb) ayrılmıştır.
…bir çok farklı menazilin sırlarını ihtiva eden 559. bâb
hacim itibarıyla en geniş olanıdır ve müstakil bir kitap gibidir.
…bu bâb-ı câmî’ Fütûhât’ın özeti mahiyetindedir.
eserin altı ana bölümü
1- Mearif: Genel olarak tasavvuf ilmi, sırlar ilmi ve şeriat
ilimlerine ayrılmış olan bu bölüm 73 bâbdan müteşekkildir.
harfler ilminden bahseder.
Zayıf kalbe gelen bir vesvese ona hemen etki ederken,
ilimle, ruhû’l-kudsle teyit edilmiş sağlam bir kalbe gelen vesvese ve şüphe
onda kaybolup gider.
2- Muâmelât: Sûfînin seyr-i sülukuyla alakalı olarak yapması
gerekenleri ihtiva eden bu bölüm 116 bâba ayrılmıştır.
Bu bölümde tevbe, mücahede, halvet, uzlet, takva, zühd,
fütüvvet, haset, şehvet, tevekkül, şükür, sabır, murakabe, ihlas... gibi
tasavvufî bir çok konu ve kavrama yer verilmiştir.
3- Ahvâl: Ruhânî miracında salike arız olan halleri ihtiva
eden bu bölüm 80 bâba ayrılmıştır.
Sefer, tarik, hal, makam, şath, riyazet, tecellî, telvin,
hayret, kabz, bast, fena, beka, cem, tefrika, himmet, vecd, tevacüd, mahv,
isbat... gibi bir çok tasavvufi konu ele alınmıştır.
4- Menâzil: Manevî tahakkuk esnasında salikin yükseldiği
rûhânî derecelerin yer aldığı bu bölüm 114 bâbdan oluşmaktadır. Bu bölümde
kutb, iki imamın menzilleri, Muhammedi ve Mûsevî menziller, şehadet ve gayb
âlemleri, saadet ve şekavet ehli, melamet, vahyin iniş şekilleri, nebi, veli ve
meleklerin dereceleri, azap, azabın gerekliliği, uhuvvet...gibi bir çok konu ve
bunların sırları hakkında geniş malumât verilmiştir.
5- Münâzelât: Sufînin manevi miracına mukabil olarak ilâhî
tenezzülâtı ihtiva eder. Salikin yükseldiği, tavsifi mümkün olmayan en son
noktayı ihtiva eden bu bölüm 78 bâb halindedir.
6- Makâmât: Salikin ruhânî terakkisi esnasında katettiği
merhaleler ve tahakkuk ettiği makamları ihtiva eden bu bölüm ise 99 bâba
ayrılmıştır. Bu bölümün başında ricâlü’l-gayb konusuna yer verilmiştir.
559. babda eserini özetledikten sonra son bâbda da
müridlerine şer‘î ve hikemî nasihatlerde bulunur.
Eserin bölüm ve bâblarının sayısının dahi sembolik anlamlar
taşıdığı ileri sürülmüştür. Meselâ, altı ana bölüm Allah (cc.)’ın semaları ve
yer yüzünü yarattığı altı günü, Meârif bölümünün bâb sayısı imanın 73 şubesini,
Menâzil bölümünün bâb sayısı Kur’an’ın 114 suresini, Makâmât bölümünün bâb
sayısı ise Allah’ın 99 ismini sembolize etmektedir. Yine müellifin doğum
tarihiyle (560/1165) feth suresinin kelimelerinin toplamının da Fütûhât’ın bâb
sayısıyla aynı (560) olması da dikkat çekicidir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder