1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 13. Cilt - Notlar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 13. Cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2010

 


YİRMİ BEŞİNCİ SİFİR

363

Arifin Daha Aşağı Mertebede Bulunana Bilmediğini Havale Etme Menzilinin Bilinmesi

Arifin böyle davranmasının nedeni kendisine bir şey öğretme gücüne sahip olmadığım bildirmektir. Onun Bâri Teâlâ'yı neşelenme ve ferahlamaktan tenzihi hakkındadır

 

Lâ Fâile İllâllah

Bu menzil, evrendeki her türlü oluşun ve hareketin tek gerçek failinin (yapıcısının) Allah olduğu bilgisini içerir.

Âlem, kendi yokluğu içinde sürekli Allah’ın varlığını müşahede eder. Aslında her şey Allah'a itaat halindedir.

Âlemde Allah’ı inkar eden veya O’na ortak koşan tek varlık insandır.

 

Allah "Gayb" (gizli) olduğu için, doğa perdesi O’nu görmemizi engeller. İnsan ise doğası gereği somut bir muhatap arar.

Müşrikler, taptıkları varlıkları (yıldızlar, putlar) Allah’a yaklaşmak için bir "aracı" (zülfa) olarak görürler.

 

Akıl, evrenin bir yaratıcısı olduğunu ve O’nun birliğini (teklik) idrak eder.

 

Dünya yaratıldığı andan itibaren eksilmekte, ahiret ise artmaktadır.

 

364

İki Sırrın Menzilinin ve İlahi Gayretin Bilinmesi; O iki sırrı bilen, dünyada ve ahirette rahata erer

İki Sırrın Menzili / Hak ile halk (yaratılmışlar) arasındaki ontolojik benzerlik ve farklılıklar…

 

A'yân-ı Sâbite / Allah’ın ilmindeki değişmez hakikatlerdir. Bu özler bir halden diğerine "intikal etmezler". Bilgisiz insan nesnelerin değiştiğini sanır, oysa değişen sadece o özlerin üzerine giydiği "haller" ve "hükümler"dir.

Haller / İlahi isimlerin talepleridir.

 

Allah, her an yeni bir tecellidedir

Ancak haller Allah üzerinde bir hüküm sahibi değildir

 

"İki Sır", bir şeyin kendi içinde çiftleşerek (ikileşerek) çoğalmasıdır

Âdem’in kendi nefsinden Havva’nın yaratılmasıyla "bir"den "iki"nin doğması. Bu, fiziksel çoğalmanın ilkesidir.

 

Âlem / Allah’ın sıfatlarının bir özeti (muhtasarı) gibidir.

Varlık hiyerarşisi bir ağaca benzer: İsimler kök ve dallar, varlık ağacı gövde, biz ise o ağacın meyvesiyiz.

 

Nebi ve Veli Arasındaki Fark

Melekler velilere de iner.

Melek nebiye yeni bir şeriat veya hüküm getirirken; veliye nebinin getirdiği hükmü açıklamak, bir hadisin sahihliğini teyit etmek veya Allah'tan müjdeler (sekine ve eman) vermek için gelir.

 

Allah Zatıyla her şeyden müstağnidir (ihtiyaçsızdır). Ancak Esma-i Hüsna (Güzel İsimler), tecelli etmek için bir mahale (âleme) ihtiyaç duyar. "Rezzak" isminin rızık vereceği bir varlık, "Muntakim" isminin intikam alacağı bir suçlu gerekir.

Âlem, ilahi isimlerin eserlerinin zahir olduğu aynadır.

 

İtminan (güven, emin olma) makamında bilgi fikir yoluyla "doğurulmaz", hakikatler kendilikleriyle gelir ve arife kendi mahiyetlerini sunarlar.

 

365

Rahmet Mertebesinde Makamı ve Hali Varlıklara Gizli Kalan Kimseye Ulaşan Sırların Menzilinin Bilinmesi; Bu Bilgi, Muhammedi Mertebeden Öğrenilir

el-Hayy

Varlıkta "cansız" (cemâd) diye bir şey yoktur.

İlahi dayanağı olmayan hiçbir şey var olamaz

 

Ölüm, bir varlığın yok olması değil, yöneten (ruh) ile yönetilen (beden) arasındaki "nispetin" ayrılmasıdır.

Hayat ismi bir ağacın kökü gibidir. Diğer tüm isimler ve varlıklar o kökten beslenen dallardır.

 

Büyüklerin ayaklarının kaydığı yer, "müşahede" (görme) anında "imanı" muhafaza etmektir. Kâmil insan, gerçeği ayan beyan gördüğü halde, hala "peygamber söylediği için" iman ederek amel edendir.

 

Allah’ın ez-Zâhir ismi, el-Bâtın isminin perdesidir.

Canlı olmanın asıl şartı hissetmek değil, bilmektir.

Duyu sınırlar, Allah ise sınırsızdır.

 

Müşahede makamı susmaya aittir. Dil sustuğunda kalp konuşur, kalp sustuğunda Hak tecelli eder.

 

366

Ahir Zamanda Zııhur Edecek Mehdi'nin Vezirlerinin Menzili; Hz. Peygamber Mehdi'nin Geleceğini Müjdelemiştir ve Mehdi Ehl-i Beyt'tendir

Mehdi’nin Kimliği

Ehl-i Beyt’ten, Hz. Fatıma’nın soyundandır. İsmi Hz. Muhammed’in ismine (Muhammed b. Abdullah) uygundur.

Yaratılışta Peygamber’e benzer, ancak ahlakta ondan bir derece aşağıdadır.

Allah onu bir gecede ıslah eder. O, dinde fetret (duraklama/bozulma) yaşandığı bir dönemde, zulmü ortadan kaldırmak için zahir olur.

 

Vezirlerin sayısı 5, 7 veya 9’dur. Her vezir, bir yıla tekabül eden özel bir hikmetin taşıyıcısıdır.

 

Mehdi’nin gelişiyle dinin uygulanışında köklü bir değişim yaşanır.

 

Hz. İsa, Şam’ın doğusunda beyaz bir minareye iki meleğin kanadına tutunarak iner.

Hz. İsa, Deccal’i Lüdd kapısında öldürür.

 

Aktarım Esnasında İlahi Hitabın Bilinmesi

Vahiy doğrudan kalbe aktarılan konuşma tarzındaki bilgidir.

 

Bir kişi makama atanırken, nefsi ile mertebesi arasında denge aranır. Eğer kişinin bilgisi şehvetinin ve arzusunun altında ezilmişse, o kişi "bilse bile" adil olamaz.

 

Meleklerin ve yüksek ruhların rızkı zikir ve Kuran'dır.

 

Mehdi zuhur ettiğinde, onun en büyük rakipleri fıkıh alimleri olacaktır. Çünkü Mehdi, mezheplerin görüş ayrılıklarını kaldıracak ve dini orijinal safiyetine döndürecektir.

 

Hz. Musa'nın ailesi için ateş aramaya gitmesi (halkın/ailenin ihtiyacı), onun Allah ile konuşma (Kelam) makamına ermesine vesile olmuştur. Yani, birinin ihtiyacını karşılamak için yola çıkmak, ilahi vahiyle ödüllendirilmiştir.

 

367

Beşinci Tevekkül Hakkındadır; Kendisini kabul edenlerin azlığı ve insanların idrakteki kusurları nedeniyle bu tevekkülü muhakkiklerden herhangi birisi açıklamamıştır.

Miraç’taki Burak iki alem (halk ve emir alemi) arasındaki Berzah'ı (geçit/ara alem) temsil eder.

Hz. Peygamber, her gök katında bir peygamberle görüşerek o katın temsil ettiği manevi hakikati tecrübe etmiştir:

1. Gök: Adem Peygamber (İnsanlığın aslı ve suretlerin aynası). Âdem Peygamber, cezaların (hadlerin) geçici olduğunu, ceza bittiğinde geriye sadece mutlak rızanın kalacağını söyler. İsimlerin (el-Muntakim ve er-Rahim gibi) kendi aralarındaki çatışması ezelidir; ancak yaratıklar üzerinde nihai hüküm daima Rahmet'tir.

2. Gök: İsa ve Yahya Peygamber (Ruhaniyet ve hayat sırrı).

3. Gök: Yusuf Peygamber (Güzellik ve hayal aleminin hakikati).

4. Gök: İdris Peygamber (Göklerin kalbi ve kutbu, yüce mekan).

5. Gök: Harun Peygamber (Otorite ve hitabet).

6. Gök: Musa Peygamber (Kelam ve hüküm).

7. Gök: İbrahim Peygamber (Beyt-i Mamur’a yaslanmış, bekâ makamı).

 

Yolculuğun yaratılmışlar için son bulduğu nokta Sidre-i Münteha'dır. Burada Cebrail "Bir adım daha atarsam yanarım" der.

Peygamber, Cebrail'den sonra Refref (manevi bir kürsü/biner) ile daha yüce makamlara, kalemlerin cızırtısının duyulduğu ("Kaza ve Kader" sırları) yere yükselmiştir.

 

Alem, ancak insan ile kemale erer.

 

368

'Geldi-gelmedi' Gibi Fiiller Menzilinin Bilinmesi; Tek Başına Emrin Mertebesi

Allah katında gerçekleşmesi kesin olan bir olay, zamanın dar kalıplarına sığmaz. Gelecek, Allah için zaten "olmuş" hükmündedir.

Mazi kipi, vaat edilenin pekiştirilmesidir.

 

"Falan olmasaydı bu iş olmazdı" veya "Ben yaptım" gibi ifadeler, Allah'ın mutlak fail olduğunu unutturan "bağışlanmış" ama tehlikeli bir örtülü şirktir.

 

Saf akıl veya şahsi düşünce, insanın kendi zatının karanlığıdır. Burada her adım bir tehlikedir.

 

Hayvan İnsan: Sadece duyusal rızıklarla (yemek, içmek, barınmak) beslenir ve hayvani içgüdülerle hareket eder.

İnsan-ı Kamil: Hayvani rızkın yanı sıra "İlahi Rızık" ile beslenir. Bu rızık; tefekkür ilimleri, manevi zevk ve sahih düşüncedir.

 

Rızık gelir, gitmezsin

Bazı bilgiler (rızıklar) kalbi diri tutarken, bazıları (aşırı tokluk veya yanlış bilgi) kalbi öldürebilir.

 

369

Cömertlik Hâzinelerinin Anahtarlarının Menzilinin Bilinmesi

Cennet hayatı

 

Bilgi her ne kadar çok olsa da iki ana kaynağa döner: Allah’ı bilmek ve Âlemi bilmek. Bu ikisi birbirini tamamlar; zira "Kendini bilen Rabbini bilir."

 

Heva, mutlak iradenin karşılığıdır.

Şeriat, hevaya sınırlar koyarak onu terbiye eder.

 

Allah’ın kelamı hakikati bakımından kadim (ezeli), ancak kula gelişi ve kulun kulağıyla duyması bakımından hadistir (zamansal).

 

İki Yüz Yetmişinci Bölümün İlavesi: Allah melekler ile cinleri gizlilik özelliğinde ortak yapmıştır

Melekler nurdan, cinler ise dumanlı ateşten (maric) yaratılmış olsalar da, her ikisi de insanlara karşı "perde" arkasındadır.

 

Allah bir kuluna bu alemleri göstermek istediğinde, kulun gözündeki perdeyi kaldırır.

Melekler ve cinler, bazen beşeri bir surete bürünerek görünür hale gelebilirler.

 

Şeytanlık (şetane - uzaklaşmak), hem cinlerden hem insanlardan sadır olan ortak bir sıfattır.

 

İblis, Allah’ın "İzzeti" üzerine yemin eder; bu onun Rabbini tanıdığının delilidir. Onun bedbahtlığı, Allah'ın emrine karşı gelmesinden ziyade, kendi iradesiyle saptırmayı "talep etmesinden" kaynaklanır.

 

Kötülük, nurun yokluğundaki karanlık gibi, varlığın eksikliğinden ibaret bir yokluktur.

Kendini yetiştirmemiş insanın aynası paslı ve kirlidir; o aynada hakikat tecelli etmez

Zıt ilahi isimler (Kahhar-Latif, Dar-Nafi) arasındaki çekişmeyi "Rab" ismi uzlaştırır ve ıslah eder.

 

Cömertlik Hâzinelerinin Üçüncüsü Bu hazine üçüncü menzille ilgilidir

Arif dünya ve ahirette yüzü kara kimsedir

Arif, Allah karşısında hiçbir "varlık" iddia etmediği, tamamen O'nun nuru içinde eridiği ve kendisini "hiç" kıldığı için sembolik olarak yüzü karadır.

 

Kulda Müstağnilik Derecesinin Sonu Allah Nedeniyle O’nun Dışındaki Her Şeye Karşı Müstağniliktir

İnsan yapısı gereği ya Allah'a ya da başka bir şeye (put, makam, fikir) secde eder. Bu, insanın yoksul ve muhtaç yaratılışının bir sonucudur.

 

Hayır (iyilik) bütünüyle varlıktır; şer (kötülük) ise bütünüyle yokluktur.

 

O'nun vechi (yüzü) hariç her şey helak olacaktır

Eşyanın "vechi", o şeyin hakikatidir.

 

Cömertlik Hazinelerindendir: Âlemlerden Müstağniyken Hakkın Kendiliğinden Kullarına Dönmesi Hakkındadır

Allah her kula, o kulun kendi istidadına ve talebine göre verir.

 

Allah Kur'an'da kendini nasıl nitelemişse (gülmesi, gelmesi, eli vb.), kul O'nu öyle kabul etmelidir. Kendi aklınca "Allah bundan münezzehtir" diyerek bu sıfatları reddeden kişi, aslında Allah'ı yalanlamış olur.

 

Allah, Meleklere Hz. Adem'e secde etmelerini emretmiştir. Burada secde edilen (kıble) Adem'dir, fakat ibadet edilen Allah'tır.

 

YİRMİ ALTINCI SİFİR

Cömertlik Hâzinelerinden: Kölenin/kulun Efendinin Mertebesinden Sonra Gelmesinin Zorunluluğu ve Kulluğu Bütünüyle Allah’a Adamak Hakkındadır

Kulun dilediği her şey, aslında Allah’ın iradesinin (meşiyetinin) bir sonucudur.

 

Arapçada "musalli", bir yarışta birinci gelen atın (sabık) hemen arkasında, başı onun sağrısına değecek kadar yakın duran ikinci ata denir.

Namaz kılan kişiye "musalli" denmesi, onun Rabbinin mertebesinden bir adım geride durduğunu kabul etmesi demektir.

 

Cömertlik Hâzinelerinden: Kul Gerçekte de Yaratanın Mertebesinden Sonra Gelir

Allah, kulunu unutarak veya hata ederek yaptığı şeylerden sorumlu tutmaz. Bu, ilahi rahmetin bir sonucudur. Ancak kişi kasti olarak gafleti sürdürür ve Allah’ın emirlerini savsaklarsa sorumlu olur.

Şeytan, bir âlimi doğrudan günaha sevk edemeyeceğini anlayınca, ona bir günahı "mubah" gösterecek bir tevil (yorum) yaptırır.

Allah Adem’e "ağaca yaklaşma" demişti. İblis, Adem’in bu yasağa sadık kalacağını bildiği için ona ağaca yaklaşmayı değil, meyvesinden yemeyi (ebedilik vaadiyle) teklif etti.

 

Bozulmayan İttifak

Dönüşün "Rab" ismine olması manidardır. Rab; "ıslah eden, terbiye eden ve noksanlıkları tamamlayan" demektir. Bu, varış yerinin bir "yok oluş" değil, bir "onarılma" yeri olduğunu gösterir.

 

Zevkler Vaslı

Her tecelli şahsa özeldir.

 

Mezhep ehli gruplar Allah hakkında zihni bir "inançta" birleşirler. Bu inançlar genel ve taklidî olduğu için üzerinde terimler geliştirilebilir.

Arifler Allah'ı bir kalıba sığdırmazlar. Onlar için Allah, her an yeni bir şe'nde (işte/tecellide) olandır.

İnsan kendi aklıyla Allah'a övgüler düzmeye kalkarsa, bu övgü daima eksik kalır.

Hamd, Allah'ın kendisini Kur'an'da ve Peygamberin dilinde övdüğü şekilde yapılan hamddır.

 

Ateş İki Kısma Ayrılır: Allah’a izafe edilen ateş ve O’na izafe edilmeyen ateş

Ateş sadece dışsal bir unsur değil insanın kendi amelleriyle inşa ettiği bir haldir.

Allah’ın Tutuşturulmuş Ateşi: Bu batıni ateştir; kalplere ulaşır. Manevi hataların, yanlış inançların ve kalbi hastalıkların neticesidir.

Cehennem Ateşi: Bu zahiri/duyusal ateştir; bedeni ve dış sureti kuşatır. Zahiri amellerin (veya terklerin) sonucudur.

 

Münafık zahirde amel edip batında inkâr ettiği için cehennemin en altındadır.

 

Hakkın İhmal Etmesi ve Süre Vermesi

Allah'ın günahkârları hemen cezalandırmaması el-Halim (Hemen cezalandırmayan, yumuşaklık gösteren) isminin bir tecellisidir.

 

Mümin sadece Allah'a inanan değil, "bir şeye gönülden inanan" demektir.

Kâfir "örten" demektir. Allah'ı inkâr eden kâfir olduğu gibi, tağutu (batılı) inkâr eden de batılı "örttüğü" için kâfir sıfatını alabilir.

 

Müşrik veya Müminde İşin Sonunun Çokluktan Birliğe Dönmesi

O gün senden perdeni kaldırırız.

Küçük kıyamet ölümle başlar. Kul, dünyevi bedeninden ayrılıp "misali bir bedene" bürünerek berzah alemine göçer. Bu makamda rüyet (Allah'ı görme) ehli olanlar Rabbini müşahede eder.

 

Allah mutlak hayırdır ve O'ndan sadece iyilik sadır olur.

 

Cisimler (bedenler), ruhların kendilerini ve Hakk'ı görmesini engelleyen perdelerdir.

 

İnci (ruh/hakikat), acı ve tuzlu bir suyun içindeki sedefte (beden/doğa) yetişir. Tuzun beyazlığı, keşfe sebep olan ışık hükmündedir. Bedendeki zorluklar (tuzlu su), aslında ruhun (inci) kemale ermesi içindir.

 

Cömertlik Hâzinelerinden Kulağa Çarpan Kendini Dinleten Sırrın Bilinmesi ve Dip İle Zirveyi Bir Araya Getiren Vasıl

İnsan, âlemin bir parçası değil, âlemin "anlamı" ve "sebebi"dir.

 

Hayvani nefs bedensel duyular, mizaç, elem ve haz bu nefse aittir.

Nefs-i natıka (insanî ruh) bu nefis aslında acı veya haz duymaz; o sadece "bilgi" üretir.

Eğer bir insan natık nefsini Hakk’ın nuruna yöneltirse, hayvani nefis de bu nurun peşinden gider. Bu durumda, fiziksel bir acı sebebi (hastalık, işkence vb.) mevcut olsa bile, kişi "bilgi hazzı" içinde olduğu için o acıyı hissetmez. Acı, natık nefsin nuruyla silinir.

 

Cömertlik Hâzinelerinden: Doğal cisimlerin taşıdıkları nurlar

Nur varlığı görünür kılan temel unsurdur.

İnsan kendi içindeki akli ve kalbi nur sayesinde Hakk'ı tanıyabilir.

Allah'ı yine O'nun bize verdiği nurla görürüz. Dolayısıyla biz "Hakk'ı Hak ile" bilmiş oluruz.

 

Her şey O’nun hamdini tespih eder

Bizim onları "cansız" veya "dilsiz" görmemiz, Allah’ın el-Halim ve el-Gafur isimlerinin bir tecellisidir.

 

Allah hiçbir şeye benzemez ve O şeyde tecelli eder.

 

Var Olmayanın Fenası ve Ezeli Olanın Bekası

Allah her an bir iştedir

Mümkünlerin hakikatleri sabittir ve ilahi isimlerin eserleri onlarda zahir olur.

Ayın kendi ışığı yoktur, o sadece güneşten aldığı ışığı yansıtır. Mümkünlerin varlığı da böyledir

 

Doğanın Kendi Dışındaki Şeylere Üstünlüğü: Çünkü Doğa İlahi İsimlere Benzer

Tabiat her şeye hükmeden bir nispet / ilişkidir.

Âlem, Allah’ın her an anlamları ve arazları (sıfatları) yenilemesiyle varlığını korur.

Allah her şeye yaratılışını (fıtratını) vermiştir; İnsan-ı kâmilin görevi ise her varlığa hakkını vermektir. Bu, adaletin en yüksek mertebesi olan "insaf"tır.

 

Talim Hâzinesi ve Muallimin Öğrenenden Üstünlüğünün Bilinmesi

Bilgi, yukarıdan aşağıya doğru bir akış izler

Allah’tan bilgiyi doğrudan alan ilk varlık İlk Akıl'dır. Ona "yazma" (Levh-i Mahfuz'a kaydetme) emri verilmiştir.

 

Kalem (İlk Akıl) öğreticidir.

Levh-i Mahfuz (Tümel Nefs) öğrenicidir. Kalem'den (Akıl) çıkan bilgiler Levha'ya (Nefs) yazılır.

 

Bu Vasıl İlahi Hükümlerin Hâzinesi ve Vaz’î ve Şerî Yasaların Hâzinesidir

Allah’ın kullarına yönelik muradı iki kanalla tezahür eder: Cebrail vasıtasıyla iman edilmesi zorunlu olan yasalar gönderir.

Diğer yol Peygamberlerin gelmediği dönemlerde, belli insanların kalbine ilham ettiği toplumsal düzen kuralları.

 

Marifetullahın Dört Yolu

Teorik Düşünce (Nazar): Delillerden hareketle Allah'a ulaşanlar. (Filozoflar ve kelamcılar).

Haber/Rivayet: Sadece Kur'an ve Sünnet'teki lafızlara bağlı kalanlar. (Eş'ariler ve Selefiler).

Takva ve Furkan: Allah'tan korkup sakınanlara verilen "Furkan" (doğruyu yanlıştan ayıran nur) ile bilenler. En üstün yol budur.

Doğrudan Vergi (Vehbi İlim): Herhangi bir delil veya şüphe olmaksızın nur ehli olarak doğrudan Allah'tan alanlar.

 

Akla güvenenler, Allah'ı zihinlerinde belli bir kalıba sokarlar. Allah onlara o kalıbın dışında tecelli ettiğinde O'nu tanıyamaz ve reddederler.

 

Gizli İkramların İzharı

Perde kalktığında (ölümde veya keşif anında), kul tüm amelleri yaratanın Allah olduğunu görür.

Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir

 

Sakaleyn / İki Ağır Yük

Kendisiyle varlığı zorunlu olan (Hak) ile başkasıyla varlığı zorunlu olan (Halk) arasındaki bu "uzaklık" insana ağır gelir.

Kişi, kendi varlığının aslında "yokluktan" (mümkünlükten) geldiğini ve her şeyin Allah’ın tecellisi olduğunu anladığında bu metafizik ağırlık ve acı ortadan kalkar. Bu, Hz. İdris’in "yüce mekân" (Refî') makamından bir paydır.

 

Fetret Hâzinesi

Gelecek ansızın geldiğinde gafil insan dehşete kapılırken, hazırlıklı (himmet sahibi) insan onu bir nimet ve edeple karşılar.

 

İnsandaki zihni melekeler, ilahi "Hafîz" (Koruyucu) isminin birer yansımasıdır

Hatırlama gücü soyut anlamları, hayal ise somut misalleri korur.

 

Sertlik ve kahır kalbe sevgi getirmez. Hedefe ancak yumuşaklık ve merhametle ulaşılır.

 

Nimetin gösterilmesi şükür, gizlenmesi küfürdür.

 

(Hükümdara hitaben) Eğer senin affını aşan bir suç olduğunu bilseydim, senin hükümdarlığına inanmazdım.

 

Adalet

Adalet, her hak sahibine hakkını vermektir, suçluya hak ettiği cezayı vermek, haklıya hakkını iade etmektir.

 

370

Artış Menzilinin Bilinmesi, Varlık Sırlarından Bir ve İki Sırrın Bilinmesi, Değişmenin Bilinmesi; Bu Menzil Muhammedi Mertebeden Öğrenilir

Kul, eğer bir başkası üzerinde hüküm veriyorsa, bu onun zatından değil, halifelik mertebesinden kaynaklanır.

 

Aşağıda olanın (kul) kendi gücüyle en üste çıkması mümkün değildir; çıksa varlığı yok olur. Peygamberlerin kendi kavimlerinin diliyle gelmesi, Allah'ın kullarına kendi dillerinden seslenmesi bu "tenezzül" sırrıdır.

 

Allah'ı bilmek, O'nu bilmekten aciz olduğunu anlamaktır. Bu noktada bilgi, yerini hayrete bırakır.

 

Allah birine hidayet ederse göğsünü İslam’a açar (bast), saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi daraltır (kabz). Bu zıtlıklar varlığın devamı için zorunludur.

 

İnsan seçimlerinde özgür görünse de, aslında Allah'ın belirlediği iki nitelik (sevgi ve gazap) arasında hareket eder.

 

Alemdeki her istek aslında o şeyin kendi zatından kaynaklanır. İnsan, bir şeyi arzuladığında aslında o arzunun gerçekleşmesi için kullanılan bir "hizmetçi" gibidir. İnsanlar, arızi (gelip geçici) isteklerle perdelendikleri için bu zati hakikati göremezler.

 

371

Bir Sırrın ve Üç Levha-Ana Kaynaklı Sırrın Muhammedi Mertebeden Bilinmesi

Yıldızlar gökte yüzdükçe, sürtünme ve ölçülü hareket nedeniyle ruhani ve hoş nağmeler ortaya çıkar.

Felekler, yıldızların yollarıdır.

Yıldızlar dünyadaki olayların sebebi değildir.

 

İnsan-ı kâmil göğün direğidir.

İnsan, bütün ilahi isimleri ve evrensel hakikatleri kendinde toplar. Cennet, cehennem, dünya ve ahiret insanın farklı hallerine karşılık gelmek üzere yaratılmıştır.

 

Varlığın başlangıcından sonuna ulaşan iki yol var; beyaz ve karanlık yol. Her iki yol varlığın sonunda birleşir, rahmete ulaşır (çünkü, varlığın kendisi rahmettir, başlangıçtaki rahmet, sonda da mevcuttur).

Cehennem, kirlenmiş ruhların kirinden arınması için bir "temizlik" mahallidir.

 

Amâ (Bulut) tüm suretlerin içinde şekillendiği ilahi nefes. Varolan her şey, Amâ içinde şekil, suret, cisim kazanıyor. O her ne ise, helak olduğunda geriye Amâ geriye kalıyor. Bu durumda varlığın hakikati olarak tanımlanmış oluyor.

 

Doğa, nefsin altında pasif bir tabaka değil, Arş’ı ve içindekileri kuşatan canlı, üretken bir güçtür.

 

(daire sembolleriyle evrenin/varlığın tasviri)

En dıştaki büyük daire Amâ’dır.

Arş'ın içinde "Kürsü", onun içinde "Atlas Feleği" ve ardından yıldızların, gezegenlerin bulunduğu diğer katmanlar gelir.

 

Korku, Umut, Hayâ, Masumiyet, bu dört duygu insanı hataya düşmekten korur.

 

Sırat köprüsü, kozmik daireyi ikiye böler.

Bu çizgi, cennet surlarının dışındaki "Merc" (çayır) denilen sofraya kadar uzanır.

Hesap günü, melekler yedi saf halinde dizilirler; insanlar ve cinler ise bu safların önünde yer alır.

 

Adem'in yasak ağaca yaklaşması, aslında kendi nefsinin arzularına (hevaya) yaklaşmasıdır.

 

Amâ ve Amâ’nın İstiva Arş’ına Kadar İçerdiği Şeyler

Allah vardı ve O’nunla birlikte başka bir şey yoktu.

Allah'ın zatı (hüviyeti) bilinemez. İnsan için ulaşılabilecek en üst bilgi seviyesi, O'nun bilinemeyeceğini anlamaktır.

Varlıklar dış dünyada belirmeden önce, Allah'ın bilgisinde "sabit hakikatler" (A'yân-ı Sâbite) olarak mevcuttur.

 

Allah’ın "bilinmeyi istemesi" ve mahlukata duyduğu "muhabbet" bir rahmet doğurur. Böylece rahmani nefes (Yaradılışın ham maddesi) içinde tüm varlık potansiyelini barındıran nurani bir buhar, Amâ oluşturur.

Amâ, Hakk'ın varlığının içine yerleştiği ilk "zarf" (kap) hükmündedir. Nasıl ki müminin kalbi Allah'ı sığdırabiliyorsa, evrenin kalbi de Amâ'dır.

Amâ cevherinden ilk olarak ruhlar belirir.

 

Müheymen Ruhlar (ilk ruhlar)

Bunlar o kadar Allah ile meşguldür ki ne kendilerini ne de birbirlerini görürler.

Bu ruhlar arasından bir tanesi, ilahi bir tecelli ile "bilgi" ile donatılır. Bu, İlk Akıl'dır. O, hem Allah'ı hem de diğer ruhları müşahede etme gücü bulur.

İlk Akıl üzerine ilahi nur vurduğunda, ondan bir "gölge" uzar.

Bu gölge, evrensel ruhu / Külli nefsi / Levh-i Mahfuz'u temsil eder.

İlk Akıl ile gölgesinin (Nefs) birleşmesinden Arş ortaya çıkar.

Allah, Arş'ın üzerine "Rahman" ismiyle istiva etmiştir (yerleşmiştir).

 

Arş, Kürsü, İki Ayak, Üzerinde Arşın Bulunduğu Su, Üzerinde Suyun bulunduğu Hava, Suyu Tutan ve Onun akışkanlığını koruyan Havanın Kendisinden Çıktığı Karanlık, Arşı Taşıyanlar ve Etrafında Dönenler hakkındadır

Arş, tüm evreni (Kürsü, gökler, yerler) içine alan, içi boş ve kuşatıcı bir yapıdır.

 

Arş’ın dört ana direği vardır. Dünyada bu yükü dört büyük melek/hakikat taşırken, kıyamette bu sayı sekize çıkacaktır.

Arş’ın dört ana ayağı; rahmet, şiddet, kahır ve bunların karışımından oluşan dengeleri temsil eder.

 

Arş, sadece "Rahman" isminin tecelligâhıdır. Bu yüzden Arş katında azap, kahır veya karanlık yoktur; o bütünüyle rahmetten ibarettir.

 

Arş ile kıyaslandığında Kürsü, uçsuz bucaksız bir çöle atılmış küçük bir halka gibidir.

 

Arş'ta tek olan "Rahmet kelimesi", Kürsü’ye indiğinde ikiye ayrılır.

İki Ayak (Kademeyni)

İki ayak, Allah’ın "Emir" ve "Nehiy" (buyruk ve yasak) sıfatlarını temsil eder. Artık burada ikilik ve imtihan başlar.

Kürsü melekleri, "teklik" ile "çokluk" arasında sürekli bir tartışma (hasımlaşma) içindedirler.

 

Arş’ın ayakları donuk bir suyun üzerindedir. Rahmetin "serinlik" ve "soğukluk" ile ilişkilendirilmesinin nedeni budur.

Suyun altında yanan bir hava, onun altında ise "Gayb Karanlığı" (Zulmet) bulunur. Bu karanlık, henüz ortaya çıkmamış olan gizli hakikatlerin aynasıdır.

 

Atlas Feleği, Burçlar, Cennetler, Tuba Ağacı, Mükevkeb Feleğinin Yüzeyi

Kürsü'nün ortasında yaratılan Atlas feleği, evrenin yönetim merkezidir.

Her burçta sabit bir melek (vali) bulunur.

Burçlar 12 tanedir çünkü evrenin 3 temel menzili (Dünya, Berzah, Ahiret) ve Arş'ın 4 direği vardır.

Her burçta 30 hazine (derece) bulunur.

Bu hazinelere "konuk olan" gezegenler ve ruhlar, orada kalış sürelerine göre ilim tahsil ederler.

Bir günün süresi sabit değildir. "Şe'n günleri" (anlık tecelliler) en kısasıyken, "Mearic günü" (50 bin yıl) en uzundur.

 

Cennetler, Mükevkeb (yıldızlı) feleğin yüzeyine inşa edilmiştir.

Diğer cennetleri melekler inşa ederken, Adn Cenneti'ni ve içindeki Tuba Ağacı'nı bizzat Allah "eliyle" (vasıtasız) dikmiştir. Tuba’nın dalları tüm cennetlere uzanır; cennetliklerin elbiseleri kumaştan değil, bu ağacın çiçeklerinden ve meyvelerinden çıkar.

 

Vesile Cenneti sadece Hz. Peygamber’e mahsustur

Cennetin 8 kapısı, insanın 8 yükümlü organına (göz, kulak, dil, el, mide, cinsel organ, ayak, kalp) karşılık gelir. Tüm organlarını Allah yolunda kullanan, 8 kapıdan birden davet edilir.

 

Tuba Ağacı Nedir?

Tuba Ağacı, cennetin "canlı" ve "ruhani" ana dokusudur.

Tuba Ağacı, tıpkı Hz. Adem ve Hz. Meryem gibi kendisine "ruh üflenmiş" bir varlıktır. Bu yönüyle o, bitkisel bir formdan ziyade, bilinci ve ruhu olan bir "canlı" hükmündedir.

Bir çekirdeğin koca bir hurma ağacını saklaması gibi, Tuba da tüm cennetin lezzetlerini ve süslerini özünde barındırır.

 

Menziller Feleği hakkındadır. O Mükevkeb feleğidir. Göklerin, rükünlerin ve türeyenlerin yapısı hakkındadır. Allah’ın kendisiyle göğü yeryüzünün üzerine düşmesini engellediği direk nedir? Allah bunu nimetlerine karşı nankörlük yapmış olsalar bile, yeryüzündeki insanlara dönük merhametinden yapar. O direk sayesinde gök insanlar oradan ayrılana kadar yeryüzünün üzerine düşmez ve çökmez.

 

Evren, iç içe geçmiş küreler (felekler) şeklinde tasarlanmıştır:

Atlas Feleği (Gök): En dıştaki kuşatıcı küredir.

Mükevkeb Feleği (Yer): Yıldızların bulunduğu bu felek, Atlas feleğinin ortasındadır.

Cennetlerin Konumu: Cennetler bu iki feleğin arasındaki devasa boşlukta yer alır. Mükevkeb feleği cennetlerin zemini (arzı), Atlas feleği ise tavanıdır.

 

Mükevkeb feleğinde 28 menzil belirlenmiştir.

Bu menziller, özellikle Ay gibi hareketli yıldızların konakladığı duraklardır. Ay’ın bu menzillerdeki hareketi, yeryüzündeki oluş ve bozuluş süreçlerini (tesir ilmi) yöneten bir zaman cetveli gibidir.

 

Yıldızların ışığı Güneş’ten gelir. Ancak Güneş’in ışığı da kendinden değildir; o, Allah’ın en-Nûr isminin sürekli tecellisinden beslenir.

 

Hava, âlemin hayatıdır ve tüm unsurların aslıdır.

Havanın sıcaklığı artarsa Ateş, yaşlığı artıp sıcaklığı azalırsa Su adını alır.

 

Burçların En Büyüğü Havaî Olanlardır

Yeryüzü yedi tabaka halinde yaratılmış, her birinin üzerine bir gök kubbesi oturtulmuştur. Gökyüzü, yeryüzünün üzerinde bir çadırın kubbesi gibi dururken, yeryüzü bu kubbenin zemini (tabanı) olmuştur.

Allah havaya "duman" (kurşunî bir sis) sureti giydirmiş, ardından bu dumandan yedi kat göğü şeffaf birer cisim olarak yaratmıştır.

Her gök katında belli bir yıldız/gezegen bulunur ve bunlar sürekli "yüzerler" (seyrederler): Ay (Yakın Sema), Utarit (Katip), Zühre, Güneş, Merih (Ahmer), Müşteri (Behram), Zuhal (Mukatil)

 

Mümin ve muvahhit insan, göğü yeryüzüne düşmekten koruyan bir "direk" hükmündedir.

"Allah, Allah" diyen tek bir insan kaldığı sürece kıyamet kopmaz. Çünkü o insan, Allah’tan başka hiçbir şeyi (ilahlık iddia eden sahte varlıkları) zihninde barındırmaz; dolayısıyla "Lâ" (Hayır) diyerek olumsuzlayacağı bir şey yoktur, o sadece "Hû" (O) ile meşguldür.

 

Haşir Toprağı/Arzı: İçerdiği âlem ve mertebeler, fasıl ve kaza Arşı, onun taşıyıcıları, üzerinde bulunan meleklerin el-Hakem ve el-Adl’in önündeki safları

Ahirette insan, önceki bir örneğe (misal) benzemeyen, tamamen yeni ve bilinmeyen bir surette var edilir.

Yeryüzü bir deri gibi dümdüz uzatılır, dağlar ve eğrilikler giderilir. Mekan artık şeffaf, aydınlık ve uykusuz bir alana (Haşir arzı) dönüşür.

Cehennem (Cahim) Mükevkeb feleğinin dibinden aşağıların aşağısına kadar uzanan derinliktir.

Sırat Köprüsü yeryüzünden Mükevkeb feleğinin yüzeyine doğru uzanan bir üst geçit gibidir. Köprünün bitimi, cennet surlarının dışındaki "Merc" adlı yeşil alandır.

Göklerin melekleri, yedi ayrı saf halinde dizilir.

 

Âlemde gördüğümüz tüm bu değişimler, başkalaşmalar ve suretten surete girişler, Allah'ın ez-Zahir / Görünen isminin hükmüdür.

 

Cehennem, Kapıları, Menzilleri ve Derekeleri

Cehennem, "dürülmüş" gökleri ve yeri kendi içinde barındırır.

Yıldızlar cehennemde de doğup batmaya devam eder.

 

Cehennemin mimarisi

Yedi Kapı: Göz, kulak, dil, el, mide, ferc (cinsellik) ve ayak.

Sekizinci kapı, kapalıdır ve bu kalp kapısıdır. Ateş, kalbe "muttali olur" (dokunur, acı verir) ama kalp kapısı mühürlü olduğu için kalbin içine asla giremez.

 

Cehennemdeki yerler, dünyada işlenen amellerin "doğduğu" yerdir. Kişi öldüğünde, ameli cehennemdeki kendi vatanına döner. Eğer kişi o amelin ehliyse, o da ameliyle birlikte oraya gider.

 

Ölüm, parlak bir koç suretinde getirilir.

Hz. Yahya, Cebrail'in yardımıyla bu koçu cennet ve cehennem arasında kurban eder.

Bu andan itibaren artık ölüm ölür. Cennetlikler için "çıkma korkusu", cehennemlikler için "kurtulma ümidi" sonsuza dek sona erer. Kapılar kapanır.

Dünyada gizli olan düşünceler, niyetler ve haller (batın), ahirette "şehadet" (görünen) haline gelir.

 

İlahi İsimler Mertebesi, Dünya, Ahiret ve Berzah

Tüm varoluşun üzerine bina edildiği dört temel isim

Hayy (Diri): Varlığın sürekliliği.

Alîm (Bilen): Tasarımın bilgisi.

Mürîd (Dileyen): Tasarımın iradesi ve seçimi.

Kâdir (Güç yetiren): Tasarımı hayata geçirme potansiyeli.

 

Diğer tüm isimler bu dört "İmam İsmin" yardımcıları hükmündedir.

Evrenin yönetim ve detaylandırma süreci iki temel isimle yürütülür:

el-Müdebbir (Yöneten): Makro düzeydeki organizasyon.

el-Mufassıl (Ayrıntılandıran): Mikro düzeydeki farklılaşma.

 

Bu isimlerin alt dalları olarak el-Cevad (Cömert) ve el-Muksit (Adil) isimleri belirir. Dünya-Ahiret, Cennet-Cehennem, Sıkıntı-Rahatlık gibi tüm "çift yaratılmış" zıtlıklar bu iki ismin tecellisidir.

 

İsimler, Allah’ın zatını değil, O’nun yaratıklarıyla olan ilişkisini gösterir.

 

Hayal, "ne mevcut ne de madum (yok)" olan bir ara bölgedir.

İnsanın zihnindeki hayaller, bitişik (muttasıl) hayallerdir. Dış dünyada gerçekleşen "temessül" (surete girme) halleri, ayrık (munfasıl) hayallerdir. Meleklerin veya cinlerin insan suretinde görünmesi bu tür hayallere misaldir.

 

Kesib ve Onda Yaratıkların Mertebeleri

Adn Cenneti

Adn, cennetin başkenti ve kalesi hükmündedir. Burası hükümdarın ve seçkinlerin (resuller, nebiler, veliler) sürekli makamıdır.

 

Kesib (Beyaz misk tepesi)

Adn Cenneti içindeki en kutsal toplanma alanıdır. Zemini beyaz misktir. Allah burada nurdan minberler, sofralar ve kürsüler yaratmıştır.

Buraya davet edilen herkes kendi mertebesini "zorunlu bir bilgiyle" bilir. Hiç kimse başkasının yerine gidemez.

 

Allah her kula, o kulun dünyadaki inancının kalıbına (suretine) göre tecelli eder.

 

Allah’ın Dışındaki Her Şey Demek Olan Âlem, Âlemin Tertibi, Ruh, Cisim, Ulvilik ve Süflilik Bakımından Onun Ortağı

Âlem = Alamet

Âlem kelimesi, Allah’ın varlığına ve "tercih ediciliğine" (varlığı yokluğa tercih eden) işaret eden bir alamet/işaret olduğu için bu adı almıştır.

Âlem, aslen sabit bir cevher olan Amâ (Rahman’ın Nefesi) üzerinde beliren, gelip geçici suretlerden (arazlardan) ibarettir.

 

Varlığın ortaya çıkışı

İlk Akıl (Kalem) ve Nefs (Levh-i Mahfuz)

Arş, Kürsü, Atlas ve Burçlar Feleği

Yedi Gök ve Yıldızlar (Ay’dan Zuhal’e kadar)

Dört Unsur (Ateş, Su, Hava, Toprak) ve Türeyenler (Maden, Bitki, Hayvan)

İnsan (Varlığın son halkası ve meyvesi)

 

Varlığın hiyerarşisi

İnsan-ı Kâmil (Tüm âlemin hakikatini kendinde topladığı için en üsttedir).

Ardından İlk Akıl, Müheymen Ruhlar ve Cennet mertebeleri (Adn, Firdevs vb.) gelir.

 

Gök katlarının özellikleri

Zuhal (Satürn)

Hz. İbrahim / Dağlar, hüzün, derinlik, karanlık sırlar.

 

Müşteri (Jüpiter)   

Hz. Musa / Adalet, mutluluk, ibadetlerin sırrı, beyaz atlar.

 

Merih (Mars)

Hz. Harun & Yahya / Savaşlar, fitneler, mezheplerin korunması, keskin deliller.

 

Güneş           

Hz. İdris / Aydınlık, kâmil mertebeler, şifalı sözler, yüce mekan.

 

Zühre (Venüs)

Hz. Yusuf / Güzellik, cemal, sanat, heybet, arzulu duyuş.

 

Utarit (Merkür)

Hz. İsa / Vehim, vahiy, ilham, matematiksel istinbat, fikirler.

 

Kamer (Ay) 

Hz. Adem / Değişim, eksiklik-fazlalık, kazanç, hadis (sonradan olan) âlemi.

 

Bu Menzildeki İlimler

Bilgi, insanı Hakk'ın mertebesine yerleştiren tek araçtır.

 

372

Bir Sırrın ve İki Sırrın Menzilinin Bilinmesi; Sana Ait Olmayan Bir Şeyle Kendini Övmen, Hakkın, Seni Kendisiyle Şereflendirdiği Bir Sebeple Bu Konuda Sana İcabet Etmesi; Bu Menzil Muhammedi Mertebeden Öğrenilir

Allah güzeldir ve güzelliği sever. Âlem O'nun sureti üzerine yaratıldığı için çirkinlik sadece bir perspektif hatasıdır; özünde her şey son derece güzeldir.

 

Arifler için âlem, Hakk'ın tecelli ettiği bir sahnedir.

Âleme bakarsak O'na bakarız, duyarsak O'nu duyarız.

 

İnsan aslında dışarıdaki birine değil, kendi hayalinde tasavvur ettiği (kendi sanatı olan) o mükemmel imgeye âşık olur.

Âlemin cevheri tek bir "nefes"tir.

 

Dünyadaki her söz ve olay bir "tevil"e muhtaçtır. Çünkü görünen her şey, aslında arkasındaki bir hakikatin hayalî bir suretidir.

 

Çöldeki Yolcu seraba ulaştığında su bulamaz ama orada Allah’ı bulur. İnsan Hakk’ı belli bir sınırlamayla (takyit) arar. O sınıra ulaştığında ise Hakk’ın o sınıra sığmadığını, aksine "sınırlılık içinde mutlak" olduğunu anlar.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder