4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Endülüs Sufileri - Notlar

İbn Arabi - Endülüs Sufileri - Notlar

Mütercim: Refik Algan, Dharma Yayınları, 2002

 


Giriş

Kitabın tam adı; Rûhu’l-Kuds fî münâsahati’n-nefs (Nefsin Nasihatleri İçinde Kutsal Ruh)

Arabî bu eserini Tunus'ta yaşayan eski dostu Ebu Muhammed Abdülaziz bin Ebu Bekr el-Kureşî el-Mehdâvî’ye hitaben mektup formunda yazmıştır.

 

el-Durratu’l-fâhire fî zikri men intefa'tu bihî fî tarîki'l-âhire (Ahiret Yolunda Kendilerinden Yarar Sağladığım Kişilerin Sözleriyle İlgili Değerli İnci)

Bu kitap, İbnü'l-Arabî’nin Endülüs veya Kuzey Afrika'da bıraktığı ve bir daha ulaşamadığı çok daha geniş hacimli bir ana eserin kendi eliyle yaptığı özetidir. Bu özette Rûhu'l-Kuds’te ele alınan 55 sufinin sadece 26’sı yer alır.

 

İki yapıt birleştirildiğinde, İbnü'l-Arabî’nin hayatına dokunan 4’ü kadın olmak üzere toplam 71 sufi üstadın portresi ortaya çıkar.

 

Rûhu’l-Kuds’te Ebu Cafer el-Uryânî olarak geçen İbnü'l-Arabî'nin ilk Şeyhi, yıllar sonra yazılan Durrah’ta Abdullah el-Uryânî olarak kaydedilmiştir.

 

İbn Arabi'nin Yaşamı ve Yapıtı

İbn Arabi'nin künyesi, Muhammed bin Ali bin Muhammed İbnü'l-Arabî et-Tâî el-Hâtimî’dir.

Hicri Ramazan 560 / Miladi 7 Ağustos 1165'te Endülüs'ün güneydoğusundaki Mürsiye (Murcia) kentinde doğdu.

Doğduğu dönemde Mürsiye, Almohadlar (Muvahhidler) devletine direnen Hristiyan asıllı efsanevi komutan Muhammed bin Said bin Merdenîş tarafından yönetiliyordu.

 

Mürsiye'nin Muvahhidler tarafından ele geçirilmesinden sonra aile İşbîliye'ye taşındı. Muvahhid hükümdarı Ebu Yakup Yusuf aileye cömert davrandı ve babası devlet hizmetine girdi.

İbn Arabi genç yaşta İşbîliye valisinin katibi (sekreteri) oldu. Dönemin saygın isimlerinden Muhammed bin Abdun'un kızı Meryem ile evlendi.

 

Babasının vesilesiyle Kurtuba'da (Cordoba) büyük İslam filozofu İbn Rüşd ile görüştü.

İbn Rüşd ona: "Gizemci aydınlanmanın ve kutsal esinlenmenin sonucu olarak hangi çözüme ulaştın? Kurgusal (akli) düşünce ile ulaşılan çakışıyor mu?" diye sordu.

İbnü'l-Arabî: "Evet ve hayır! 'Evet' ve 'Hayır'ın arasında ruhlar maddenin ötesine uçuşa geçiveriyorlar" diye yanıtladı. İbn Rüşd bu felsefe ötesi (keşfî) cevabı duyunca sarsıldı ve rengi sarardı.

 

İşbîliye'de sülukteyken mezarlıklarda uzun saatler geçirir, ölülerin ruhlarıyla konuşurdu.

 

İbnü'l-Arabî'nin üzerinde büyük emeği olan iki kadın veli öne çıkar:

Marçena (Marchena) zeytinliklerinde yaşayan, "iç çekenler" zümresinden Güneş (Şems) Ana.

Sevilla'da kendisine birkaç yıl hizmet ettiği, o esnada 95 yaşında olan Kurtubalı Fatma (Fatma bint İbnü'l-Müsenna).

 

30 yaşındayken Kuzey Afrika'ya geçti. Burada meşhur sufi İbn Kasî'nin Hal'u'n-Na'leyn (Sandalların Çıkarılması) kitabını inceledi ve şerh etti. Dostu el-Mehdâvî'yi ve Şeyh el-Kinânî'yi ziyaret etti.

 

Bir gemide gece yarısı mide ağrısıyla denizi seyrederken, dolunay ışığında suyun üzerinde yürüyerek gelen Hızır'ı gördü.

 

1201 / Marakeş'te Allah'ın Arş'ını gördüğü ihtişamlı bir vizyon yaşadı. Arş'ın altındaki bir kuş (manevi bir elçi) ona Doğu'ya gitmesi gerektiğini ve yolda kendisine eşlik edecek kişinin Muhammed el-Haşşâr olduğunu söyledi. Fez'e gidip bu adamı buldu (adam zaten rüyasında bunu görüp onu beklemekteydi) ve birlikte yola çıktılar.

 

Tunus'ta ünlü eseri İnşâü'l-Devâir’i yazmaya başladı.

 

1202 / İskenderiye ve Kahire üzerinden Mekke'ye ulaştı.

Burada İsfahanlı alim Ebu Şücâ Zahir bin Rüstem ve onun üstün zekası, takvası ve güzelliğiyle bilinen kızı Nizâm (Güneşin Gözü) ile tanıştı. Nizâm, İbnü'l-Arabî'nin en meşhur ilahi aşk şiirlerinden oluşan Tercümânü'l-Eşvâk (Arzuların Tercümanı) kitabının ilham kaynağı oldu.

 

Mekke’de Kâbe’yi rüyasında altın ve gümüş tuğlalardan örülmüş olarak görür. Ancak Yemen ve Suriye köşeleri arasında iki tuğlanın (biri altın, biri gümüş) eksik olduğunu ve kendisinin bu boşluğa yerleştirildiğini fark eder.

İbnü'l-Arabî bu rüyayı, kendisinin velayet hiyerarşisinin zirvesi olan "Muhammedi Velayetin Mührü" olduğuna dair ilahi bir müjde olarak yorumlar.

 

1204 / Musul’da Hızır hırkasını giymiş olan Abdullah bin Cami ile tanışır ve ondan aynı usulle hırka alır. Namazın batıni manalarını içeren et-Tenezzülâtü’l-Mevsiliyye’yi yazar.

 

1206 / Şeyh'in batıni görüşleri Kahire'deki resmi ulema ve fıkıhçılar tarafından sert tepkiyle karşılanır, hatta idamı istenir. Eyyubi sultanı el-Melik el-Adil araya girerek onu kurtarır.

 

Kayseri, Malatya, Sivas, Diyarbakır (Dunayzır), Harran ve Arzan bölgelerini gezer.

Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus ve Konya halkı onu büyük bir hürmetle karşılar. Sultanın ona hediye ettiği 100.000 dinarlık evi, kapısından geçen ilk dilenciye bağışlaması onun zühd hayatının en bilinen örneklerindendir.

İbnü'l-Arabî’nin Konya’daki en büyük mirası, üvey oğlu ve en yakın talebesi olacak olan Sadreddin Konevî’dir.

İbnü'l-Arabî, dönemin Selçuklu (Keykavus) ve Eyyubi (el-Melik el-Zahir) hükümdarları üzerinde muazzam bir manevi otoriteye sahipti. Onları yeri geldiğinde sertçe eleştirirdi.

Halep hükümdarı el-Melik el-Zahir ile konuşurken, saray ulemasının padişahların keyfine göre fetva verdiğini (Sultanın Ramazan'da oruç tutmayabileceğine dair uydurma fetva verilmesi gibi) açıkça yüzüne vurur.

 

Hayatının son döneminde Şam’a yerleşir ve en önemli başyapıtlarını burada tamamlar.

 

16 Kasım 1240 (Hicri 28 Rabiülahir 638) yılında 76 yaşında Şam’da vefat eder.

 

Sûfi Yolu

R. W. J. Austin

Tasavvuf Kur'an ve Hadis kökenlidir.

Sûfî yaşam tarzının ilk prototipi, Hz. Peygamber’in yanı başında yaşayan, dünyadan el etek çekmiş, kendilerini Mescid-i Nebevî'de zikir ve ibadete adamış olan "Suffe Ashabı"dır (Fakirler).

 

İlk dönemlerde "tasavvuf" adı yoktu sonradan ismi kuramsallaştı ancak ilk dönemdeki o saf deneyimi kaybetme tehlikesi baş gösterdi.

 

Vahdet-i Vücud anlayışına göre, Allah’ın gerçeğinden başka mutlak bir gerçeklik yoktur. Evrendeki tüm biçimler, O’nun isim ve sıfatlarının birer tecellisi, yani yansımasıdır.

 

İnsan, yaratılış hiyerarşisinde merkezsel bir yerdedir. O, büyük evrenin (Makrokozmos) bir özetidir. Maddi dünya ile mutlak dünya arasında bir Berzah (köprü) vazifesi görür. Bu yüzden kendini bilen, Rabbini bilir.

 

Kötülük, müstakil bir varlık değil; Mutlak Gerçeklik'ten (ışık ve varlıktan) uzak olmanın getirdiği bir yoksunluk/karanlık durumudur.

 

İnsanın önündeki ilk ve en büyük engel, kötülüğü emreden nefistir. İnsanı zaman ve uzam illüzyonuna hapseden, anılar ve umutlar (geçmiş ve gelecek) zinciriyle bağlayan şey bu egodur.

 

Tasavvufta manevi yolculuk (Sülûk): Şeriat-Tarikat-Hakikat

Hinduizm'deki Karma-Bhakti-Jnana

 

Zikrullah tasavvufun kalbidir.

 

12. Yüzyıldan itibaren tasavvuf, manevi metodolojilerini kurumsallaştırarak tarikatlara dönüşmüştür

 

Endülüs Sufileri

Loule'lu Ebu Cafer El-Üryani

Şeyh el-Üryânî, zahiri ilimleri (okuma-yazma, matematik) bilmeyen bir köylüdür.

"Birlik" (Vahdet) üzerine yaptığı açıklamalar dönemin en büyük alimlerini bile hayrete düşürecek niteliktedir.

 

Şeyh, bakır kapaklı ve bakır ayaklı bir testiden su içmeyi reddeder. Çünkü Arapça bakır (Nuhas) kelimesi, uğursuzluk ve şanssızlık anlamına gelen Nahis kökündendir. Sûfîler için tesadüf yoktur; duyulan ve görülen her kelime, evrendeki ilahi bir işaretin (Ayet) dilidir.

 

Ebu Yakup Yusuf Bin Yahlaf El Kumi

el-Kûmî, Şeyhülakber’in manevi mimarlarındandır.

Melâmet ilkelerine bağlıdır. Hakiki amelini, sadakasını ve kalbi şefkatini insanlardan gizlemek için dışarıya karşı "kaşlarını çatmış", sert ve tavizsiz bir çehre bürünmüştür.

 

Salih El-Adavî Berberî

Sâlih el-Adevî, dünyayı tamamen kalbinden çıkarmış, evi barkı olmayan, varlığını bütünüyle Kur'an tefekkürüne adamış, adeta zaman ve mekân boyutunu aşmış müstakil bir ariftir.

Aynı anda hem Sevilla'da olup hem de Hac döneminde Arafat vakfesinde görülmesi, tasavvufta Tayy-i Mekân (bedenin veya ruhun aynı anda farklı yerlerde temessül etmesi) olarak adlandırılan bir velayet kerametidir.

 

Balı tatmışken sirkeyi ağzına koyma!

 

Alcarefe'li Ebu Abdullah Muhammed El-Şarafi

40 yıl boyunca bir evde ışıksız ve ateşsiz (ısınmadan ve yapay aydınlatma kullanmadan) yaşaması, nefsin tüm konfor alanlarını yıkma çabasıdır.

 

Ebu Yahya El- Sinhaci

Zubaidi Camii'nde hadimlik yapan bu yaşlı ve kör zat, tam bir halvet ve sükunet ehlidir.

İnsanlardan kaçıp deniz kıyılarında dolaşması, sufilerin kalabalıkların getirdiği manevi dağınıklıktan (kesretten) kaçıp, Mutlak Birliğe (vahdete) sığınma ihtiyacıdır.

 

Şubarbul'lu Ebu El-Haccac Yusuf El-Şubarbuli

Tabiatı, hayvanları ve hatta görünmez varlıkları (cinleri) dahi kuşatan evrensel bir manevi otoriteye sahiptir.

 

Ebu Abdullah Muhammed Bin Kasım

Bin Kasım, tasavvuftaki "Murakabe ve Muhasebe" okulunun (özellikle el-Muhasibi ekolünün) Endülüs'teki en disiplinli uygulayıcılarından biridir.

Her gün yatsıya kadar yaptıklarını kaydedip yatmadan önce muhasebe etmesi ilahi teraziye çıkmadan önce tartma hassasiyetidir.

Sufi, sebeplere (makasa) tapmaktan korktuğu an, sebebi hayatından çıkararak Müsebbib'e (Allah'a) iltica eder.

Kur'an harflerini parmakları ve gözleriyle takip ederek her gün 5 cüz okuması ve bunu "organların her biri bu okumadan payını alsın diye" yapması, cismani varlığın nurlandırılmasıdır. Tasavvuf mimarisinde beden, ruhun ibadet ettiği bir mabettir; dolayısıyla göz de el de o kelama dokunarak ahirette şahitlik edecektir.

 

Ebu İmran Musa Bin İmran El-Martuli

 

Terzi Ebu Abdullah Muhammed El-Hayyat

 

Ebu Abdullah Bin Cumhur Muhammed

Sufi için kalbi bulandıracak her fuzuli ses ($mâsivâ$), ilahi kelamın kalpteki yankısını perdeler.

 

Sepici Ebu Ali Haşan el-Şakkaz

El-Şakkaz tam bir Melami karakteridir. Toplum içinde en alt/pis görülen işlerden birini (tabaklık/dericilik) yaparken, iç dünyasında muazzam bir zarafet taşır.

Şeyhinin evlilik teklifine karşılık "Ben zaten evliyim, 5 gün sonra zifaf evime gireceğim" demesi ve tam 5 gün sonra ölmesi, Mevlana’nın Şeb-i Arus (Düğün Gecesi) kavramının Endülüs’teki ikizidir.

 

Ebu Muhammed Abdullah Bin Muhammed Bin El-Arabi

İbnü'l-Arabî’nin amcasıdır.

 

Moron'lu El-Mavruri Hoca'nın Oğlu, Ebu Muhammed Abdullah

İbnü'l-Arabî’nin erken dönem eserlerinden el-Tedbîrâtü'l-İlâhiyye’yi kendisine ithaf ettiği kadar değer verdiği, tasarruf sahibi büyük bir sufidir.

 

İbnü'l-Arabî bu keşiften uyanıp içinden şiir yazarken Mavruri'nin onun zihnini yakalaması ve ona "hızla ağını kullanan bir avcı" demesi, kalplerin casusu (Câsûsu'l-Kulûb) olma vasfıdır.

 

Priego'lu Ebu Muhammed Abdullah El-Bagi El-Şakkaz

El-Şakkaz, tasavvuftaki "Vera’" (şüpheli şeylerden kaçınma) ve "Takva" makamının Endülüs’teki en keskin temsilcilerinden biridir.

 

Ebu Muhammed Abdullah El Kattan

Kattan’ın Kordoba’da kitap yazanları "zavallı aşağılıklar" olarak nitelendirmesi, İslam düşüncesindeki amelsiz ilim ve zihni gevezelik eleştirisidir. O, dini karmaşıklaştıran, fıkhi tartışmalarla halkı oyalayan ama adaletsizliğe ses çıkarmayan ulema sınıfına öfkelidir.

 

Kına Toplayıcısı Abdullah İbn Ca'dun EI-Hinnavi

Şeyh, Allah’tan şöhretini yok etmesini istemiştir. Toplumda "aptal muamelesi görmek", "hoş geldin denmemek", "varlığı sıkıcı bulunmak" onun bilerek ve isteyerek inşa ettiği bir kalkandır.

 

Ronda'lı Ebu Abdullah Muhammed Bin Eşref El-Rundi

El-Rundi, dağlarda papatya toplayarak geçinen, zengin geçmişini terk etmiş, Yediler (Ebdâl/Ahyâr) makamından bir cezbe ehlidir.

 

İbnü'l-Arabî Sevilla’dayken kırlardan gelen bir adamın, Rundi’den (kilometrelerce uzaktan) selam ve "Tunus'a git" talimatı getirmesi, sufiler arası telepatik emir-komuta zincirini (manevi hiyerarşiyi) doğrular.

 

Musa Ebu İmran El-Sadrani

İbnü’l-Arabî’nin Sevilla’daki evinde akşam namazını kılıp Bugia’daki Şeyh Ebu Medyen’i düşünmesi ile Ebu İmran’ın bir anda kapıda belirmesi, mekanın ruhsal boyutta anlamsızlaştığını gösterir. İki uzak şehir arasındaki mesafenin bir namaz vakti süresinde aşılması, sufinin beden sınırlarından sıyrılıp "ruh hızıyla" hareket edebilme yeteneğidir.

 

Ebu Muhammed Makluf El-Kaba'ili

İbnü’l-Arabî’nin rüyasında Hz. Hud başta olmak üzere tüm peygamberlerin gökten atlarla inip El-Kaba'ili’yi ziyarete geldiğini görmesi ve uyandığında Şeyh'in o gece hastalandığını öğrenmesi, sufi literatüründeki "sadık rüya" ve "keşif" kapısının doğrulanmasıdır. Bir velinin hastalığı, mülk aleminde bir acı gibi görünse de melekût aleminde peygamberlerin hürmet ettiği kozmik bir olaydır.

 

Ayakkabı Tamircisi Salih El-Karraz

Yedi yaşından beri ibadet eden bu ayakkabı tamircisi, sadece yabancılar için çalışarak "halkın övgüsünden ve riyadan" kaçınır.

 

Abdullah El-Hayyat ya da El-Karrak

 

Ebu El-Abbas Ahmed Bin Hammam

Ne için yaratıldığını bilen kişi kutsanmıştır

 

Saflı Ebu Ahmed El-Salevi

 

Ebu İshak Bin Ahmed Bin Tarif

 

Malaga'lı Ebu Muhammed Abdullah

Gemi kalafatlayıcı

İnsan onu daima başka birisinin işi ile meşgul görürdü

 

Abdullah bin Takmist

Sevilla'lıydı ve Yediler/Vekiller'den birisi olduğu düşünülürdü.

 

Sakhan Denen Bir Adam

Yediler/Vekiller'den birisi iken makamını yitirmiş bir kişiydi; bu yüzden de büyük bir üzüntü içindeydi

 

Ebu Yahya Bin Ebu Bekr El-Sinhaci

Şeyh, arif, gezgin, münzevi, dürüst ve erdemli ve manevi gizemler hakkında geniş bir bilgi sahibiydi

 

Ebu El-Abbas Bin Tacah

Şeyh, arif, gezgin, münzevi, dürüst ve erdemli ve manevi gizemler hakkında geniş bir bilgi sahibiydi

 

Priego'lu Ebu Abdullah Bin Blstam El-Bagi

Kendisini Kur'an okumaya ve gece tapınımlarına adamış bir kişiydi.

 

Yusuf Bin Taizza

Karmona'lıydı. Kendisini Kur'an okumaya öylesine vermişti ki hiç kimseyle konuşmazdı.

 

Ebu El-Hasan El-Kanuni

Ronda'dan gelmişti ve Şövalyelik/Fütüvvet yolunun bir izleyicisiydi. Yedi katlı bilimlerde geniş bilgi sahibiydi.

 

El Haddad

Sevilla'lıydı. Hiç durmadan Allah'ın Hz. Peygamber'e selam etmesini zikretmesiyle ünlüydü.

"Ey Allah’ım, Muhammed'e Selam Olsun!"

 

Kordoba'lı Ebu ishak El-Kurtubi

 

El-Mehdiya'lı Ebu Abdullah El-Mehdevi

Fez'liydi. Altmış yıl kadar bir süre boyunca, ölünceye kadar sırtını asla kıble'ye karşı dönmemişti.

 

Ali Bin Musa Bin El-Nakarat

Kur'an ve şiir okumalarıyla çok ünlüydü.

 

Ebu El-Hüseyin Yahya Bin El-Saig

hem bir Hadis bilgini hem de Sûfi idi.

 

Beca'lı İbn El-As Ebu Abdullah El-Bacı

Sevilla'da yaşardı; hem bir kadı hem de bir münzeviydi, ki bu durum da hiç rastlanmadık bir karışımdı.

 

Evora'lı Ebu Abdullah Bin Zain El-Yabari

Neredeyse hiç kimse onu tanımazdı ve çok az fark edilirdi. Kendisini el-Gazali'nin1 kitaplarını incelemeye vermişti.

 

Ebu Abdullah El-Kazzaz

 

Ebu Zekeriye Yahya Bin El-Hasani

 

Zenci Abd El-Selam El-Esved

Bu adam bir gezgindi.

Asla bir yere yerleşmezdi. Kendisine bu yerleşik olmayan yaşantının nedenini sorduğumda, bana böyle geziler yaparak yaşamak yolu ile iyi bir manevi hal bulduğunu anlattı.

 

Kazalla'lı Ebu Abdullah El-Kastili

 

Ebu El-Abbas Ahmed Bin Mundhir

Maliki okulunun tek temsilcisiydi. Onunla ilgili olarak aktarılan mucizelerden birisine göre, ne zaman içinden çıkılamaz bir sorun ile karşı karşıya gelse, Malik'in o sorunu onun yerine çözerken görmesiymiş.

 

Öğretmen Musa

Granada'nın önde gelen kişilerinden birisiydi.

 

Ayakkabı Tamircisi Ebu El-Abbas El-Karraz

 

Purçenalı El-Hac Ebu Muhammed Abdullah El-Buryani

Birgün bana, ‘Kendilerine Kitab'ı verdiklerimiz onu hakkıyla okurlar,' ayeti ile ilgili olarak ‘Niçin onu hakkıyla okurlar?' diye sordu. Ben de, ‘Ebu Muhammed, sen bana söyle; soruyu sen sordun, yanıtını da sen ver!' diye yanıtladım. O zaman gülümsedi ve, ‘Çünkü Kitap, zaten Allah'ın lütfu ulaştığı bir sırada gelmişti; bu yüzden Kitap verildiği zaman onu okumaları için yardım da gördüler," dedi.

 

Ebu Abdullah Muhammed El-Nabili

Bir mezarlıkta yaşamaktadır.

 

Berberi Ebu Abdullah

 

Meymun Bin El-Tunusi Ebu Vekil

Boyacılıkta kırmızı renk elde etmek için kullanılan böcekleri (Kermes böceği/Koşnil) toplayarak geçimini sağlardı.

 

Ebu Muhammed Abdullah Bin Kamis El-Kinani

Tunus'ta cerrahlık yapardı.

 

Yediler

Onlarla Mekke'de karşılaştım ve Allah, tüm Müslümanları onlardan yararlandırsın dilerim. Hanbalit duvarı ile Zemzem arasındaki bir yerde onlarla birlikte oturdum.

Ben ve onlar arasında herhangi bir konu hakkında hiçbir sözcük konuşulmadı; onları, düşünülmesi bile olanaksız derin bir dinginlik içinde gördüm.

 

Fakirlerin Anası Şems

Onun manevi halinin temel özellikleri, Allah korkusu ve Allah'ın ondan hoşnut olmasıydı ki bizim aramızda bu iki özelliğin aynı kişide aynı anda bir arada bulunmasına pek ender rastlanır.

 

Nunah Fatima Bint ibn El-Muthanna

Sevilla'da yaşardı. Onunla karşılaştığım zaman doksan yaşlarındaydı ve sadece insanların kapılarına bıraktıkları yemek artıklarını yerdi.

 

Ebu Abdullah Muhammed Bin El-Mücahid

Maliki okulundan bir kadıydı ve el-Mukaibirat Camii'nde ders verirdi.

Yatsı namazından sonra odasına kapanır, o günkü yaptıklarını gözden geçirir ve tövbe edilmesi gerekenler için tövbe ederdi. Şükretmesi gerekenler için de şükrederdi.

 

Ebu El-Hasan El-Münhanali

 

Cerezli Ahmed El-Şarişi

 

Ebu Abdullah El-Gillizi

 

Abd El-Macid Bin Salmah

 

Kına Toplayıcısı Ebu İshak İbrahim El-Hinnavi

 

El-Aşal El-Kabaili

 

İbn El-Hakim El-Kahhal

Tunus'ta vaizlik yapardı.

 

Kasım el-Devlah'ın Kölesi Olan Bir Kız

Mekke yakınlarında yaşardı ve orada öldü.

Uzaklara gezintilere çıktığında, dağlar, kayalar ve ağaçlar ile konuşur ve onlara, "Hoş Geldiniz! Hoş Geldiniz!" derdi.

 

Zeynep El-Kaliyye

 

Ebu Abdullah El-Tartusi

 

İbn Cafer

 

Umar El-Karkari

Geçimini kendi elleri ile kazanırdı ve kazandığının sadece yemek için gereksinimi olduğu kadarını alır, geri kalanını İşverenine bırakırdı; bir sonraki gün için hiçbir şey biriktirmezdi.

 

Ali İbn Abdullah Bin Cami

 

Abdülhak El-Habdamivi El-Varrak

 

Köle Abdullah Bedr El-Habeşi

Yirmi üç yıllık arkadaşımdı ve ben onunla birlikte Malatya'dayken öldü.

 

Diğer Şeyhler

Mekke'de bir gün hepsinin de mucizelerine tanık olduğum yetmiş iki eren ile karşılaştım.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder