İbn
Arabi - Kitab'ul Vasâyâ - Notlar
Futûhat Deryasından Vasiyetler 1
Mütercim: Abdullah Tâhâ Feraizoğlu, Kitsan, 1999
Siz ilmin çok, soranın az olduğu bir devirdesiniz.
Öyle bir zaman gelecek ki, o zaman ilim yapanlar az, soru
soranlar ve cahil hatipler çok olacak.
İşte o vakit; sizin ilim yapmanız amel etmenizden efdâldir.
Tasavvuf; Şeriatın zahiri ve bâtını olan bütün adaplarına
vâkıf olmaktır. Aklâk-ı ilahiye ile ahlaklanmaktır.
İbnü’l-Arabî
Tam adı: Muhyiddin Ebû Abdillâh Muhammed b. Alî el-Hâtimî
et-Tâî el-Endelüsî’dir.
Hayatı boyunca belli süreler yaşadığı şehirler: Endülüs
(Mürsiye / İşbiliye) ➔ Kuzey Afrika ➔
Mekke (Hicaz) ➔ Bağdat
➔ Kahire ➔ Anadolu (Konya / Malatya) ➔
Şam
28 Rebîülâhir 638 (16 Kasım 1240) yılında, Şam'da vefat
etmiştir.
Vasiyetler
Ey Rabbimiz!.. Yeryüzünde zâhir olan zulüm ve ifsâdı Sana
şikâyet eder... HAK ile kul arasında vaki olan tamahkârlık ve hırs
perdelerinden de Sana iltica ederiz.
Hasbiyallâh ve ni'mel vekîl
Birinci Vasiyet: Kozmik Sülûk ve Dişillik Sırrı
Manevi miracın merhaleleri: Kamer (Ay) \ Zuhal (Satürn) \
Sevâbit (Sabit Yıldızlar) \ Burçlar \ Kürsî \ Arş \ A’mâ-i Mutlak
Secde
İnsan fiziken aşağıya (secdeye) doğru eğilir ama manen en
yüksek mertebeye ulaşır.
Hak, birtakım icatlara bizleri alet ettiği için bizler
dişileriz
Mutlak fâil yalnızca Allah’tır. O halde, O’nun varlık
vermesini, ilham etmesini kabul eden tüm kâinat ve "Rical" (maneviyat
erleri) bile Hakk'ın karşısında edilgen, yani "dişi" hükmündedir.
İkinci Vasiyet: Cemiyette ve Nefiste "Cemaat" Olma Kuvveti
Allah Zât’ı itibarıyla tektir (Vahdet) ama isimleri
itibarıyla çoktur (Kesret). İsimlerin bu çokluğundaki uyum gibi, insanların da
bir araya gelerek oluşturduğu cemaatte ilahi tecelli ve güç (Yed / Kudret)
açığa çıkar.
İnsan azalarını (göz, kulak, dil, kalp) da din ve iman üzere
bir araya getirip "kenetlemelidir."
Üçüncü Vasiyet: Azaların ve Mekânın Şahitliği
Günah işlenen bir yer veya giyilen bir elbise kul aleyhine
şahitlik yapacak. Orada hemen bir iyilik/ibadet yap ki o mekânın hafızasındaki
günah lekesi silinsin ve senin lehine şahitlik etsin
Dördüncü Vasiyet: Her Nefeste Hüsn-i Zan ve Dilbilimsel Rahmet
İnsan hangi nefesten sonra öleceğini bilemez. Bu yüzden
hüsn-ü zan (Allah'a iyi zanda bulunmak) sadece ölüm döşeğine saklanacak bir şey
değil, her an alınıp verilen nefeste diri tutulması gereken bir murakabe
(farkındalık) halidir.
Allah, "Ben kulumun zannı üzereyim" buyururken
bunu bir zamanla kısıtlamamıştır.
İnsanın Allah’a kul olarak nispet edilmesi, onun
affedileceğine dair en büyük şeref ve teminattır.
Beşinci Vasiyet: Zikrullahın Meyveleri ve Keşif Nuru
"Siz beni zikredin, ben de sizi zikredeyim"
(Bakara, 152) ayeti uyarınca, kulun diliyle veya kalbiyle Allah'ı anması,
anında ilahi bir yankı bulur.
Zikir kalpte bir Nur üretir.
Kalp zikir nuruyla dolduğunda, eşyanın arkasındaki gizli
hakikatler, sırlar ve ilahi tecelliler kula keşf olunur.
Altıncı Vasiyet: İlahi Yakınlık (Kurbiyet) ve "Beden Memleketi"
Kul, Allah’a yaklaşırken acele edemez; fiillerini şeriat
terazisiyle (mizan) ölçmek, helal-haram dengesini gözetmek zorundadır. Bu
yüzden kulun amellerdeki seyri tedricidir (adım adımdır).
Allah’ın kula yaklaşmak için bir ölçüye, teraziye ihtiyacı
yoktur. Kul bir birim adım attığında, Allah ona kat kat fazlasıyla yönelir.
İnsan, mikro-kozmostur (küçük evrendir). İnsanın ilk
halifelik makamı, kendi bedeni üzerindedir. Gözü, kulağı, kalbi, el ve ayağı
onun emri altındaki halktır (raiyyet). Kul, bu uzuvları şeriat mizanı üzere
yönettiğinde adil bir halife olur.
Yedinci Vasiyet: Zaman Simyası, Meleklerin Muhasemesi ve Esmâ Suretleri
Meleklerin muhâsemesi
Meleklerin "Yeryüzünde kan dökecek birini mi
yaratacaksın?" diyerek itiraz etmeleri…
Rabbimizin birbirine mukabil (zıt) Esmaları var. Var olan ne
varsa, o Esmaların sureti üzere zuhura gelir.
Sekizinci Vasiyet: Kelime-i Münciye (Kurtarıcı Söz) ve Mizan Sırrı
Lâ ilâhe illallah
Müminin mizanına şirk, müşrikin mizanına Tevhid girmez.
Kul, "Lâ ilâhe" diyerek kendi vehmî varlığını yok
etmeli, "İllallah" diyerek hakiki varlığın ancak Allah'a ait olduğunu
kabul etmelidir.
Dokuzuncu Vasiyet: Velâyet-i Âmme ve Mahlûkata Rahmet Nazarı
Müslümanın şahsına değil, sadece işlediği kötü fiile/amele
buğzedilebilir.
Kâfir ve müşriklerin şahsına (özüne) buğzedilir.
Bugün kâfir veya günahkar olarak gördüğümüz birinin son
nefeste nasıl öleceğini bilemeyiz.
Kâinattaki her şey Allah'ın el-Mücid (Var eden) ismiyle
varlık sahnesine çıkmıştır.
Onuncu Vasiyet: Kurbiyet (Yakınlık) Yolları, Farz-Nafile Dengesi ve
"Yedullah" Sırrı
Allah indinde kulun değeri, ona emredilen namaz, oruç gibi
tekliflerden daha yücedir.
İnsan, ilahi hitabın ve teklifin zuhur mahallidir
(aynasıdır). Bu yüzden kul, kendi amellerini asla küçük ve abes görmemelidir
Kul farzları yerine getirdiğinde, zorunlu bir kulluk ifa
etmektedir. Bu makamda "Hakk kulun işitmesi ve görmesi olur."
Kul farzların üzerine kendi iradesiyle nafileleri
eklediğinde ise "Kul Hakk ile işitir ve görür."
On Birinci Vasiyet: Konuşmanın Amel Sayılması ve Gizli Şirk Tehlikesi
Her kim kelâmını (konuşmasını) amelinden sayarsa az konuşur.
Bir insan hakiki fâilin Allah olduğunu kalben bilse bile,
diliyle "Şu yıldız yüzünden, şu bulut sayesinde yağmur yağdı"
dediğinde, Allah'ın kudretini o sebebin arkasına gizlemiş, yani
"küfür" (gerçeği örtme) suçu işlemiş olur.
On İkinci Vasiyet: Canlı Sureti Yapma Yasağı ve "Dârü'l-Hayevân"
(Canlılar Yurdu) Sırrı
Canlı sureti yapmaya çalışmak, zahiren basit bir eylem gibi
görünse de manevi âlemde Allah'ın yaratıcılık (Rububiyet) sıfatına öykünmek ve
rekabet etmektir.
Dünyada varlıkların ruhları ve konuşmaları bizim baş
gözümüzden perdelenmiştir. Ancak Ahirette her şeyin hakikati apaçık ortaya
çıkacaktır. Taşlar, ağaçlar, azalar konuşacaktır. Bu yüzden Ahirete
"Dârü'l-Hayevân" (Tam anlamıyla canlı olan yurt) denilmiştir.
On Üçüncü Vasiyet: Hasta Ziyareti ve "Beni Onun Yanında Bulurdun"
Sırrı
Hastaları ziyaret et
Hasta olan kul (kim olursa olsun), acziyetini tam manasıyla
hissettiği için tüm sahte sebeplerden sıyrılır, kalben ve lisanen sadece
Allah’a iltica eder. Gaflet perdeleri yırtıldığı için o kul, hastalığı
müddetince dâimî bir huzurdadır.
On Dördüncü Vasiyet: Zulmün Haramlığı, İnfakın Hakikati ve Muhtaç Taklidi
Yapan Dilencinin Sırrı
Senden yiyecek veya su isteyen bir muhtaç, aslında seni
Allah’ın "er-Rezzâk" (Rızık veren) isminin bir tecelli mahalli
(aynası) konumuna yükseltmektedir.
Muhtacı her zaman güler yüzle karşılamak gerekir.
Muhtaçlar, zenginlerin yükünü hafifleten ahiret elçileridir.
Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklara (zulümât) sebep
olur.
Eğer Allah sana bir müminin sıkıntısını, açlığını,
çaresizliğini müşâhede ettirdiyse (gösterdiyse), bu şu demektir: O kulun senin
malında ve imkanında hakkı vardır ve Allah bunu sana bildirmektedir.
"Sâil" ihtiyaç sahibi olan herkestir.
Gelene “git” dememelisin.
On Beşinci Vasiyet: Ulemaya Edeb, Niyetin Sırrı ve Dört Büyük İmtihan
(Fitne)
İlim, Allah’ın "el-Alîm" sıfatının tecellisidir.
Âlimi ilmi sebebiyle sevmek, kulun Allah’ın ilim sıfatına olan muhabbetini
artırır.
Niyet, bütün yapılan şeylerin ruhudur. Herkes için ancak
niyet ettiği şey vardır.
Dört Büyük İmtihan
Kadın Fitnesi (Muhabbeti)
Kadın, erkeğin bir cüzünden (kaburga) yaratılmıştır;
dolayısıyla erkeğin kadına meyli, bütünün kendi parçasına olan doğal
sevgisidir.
Doğru bir nazarla, kadına duyulan sevgi kul için bir fitne
değil, Allah sevgisine götüren bir hidayet köprüsü olur.
Riyaset (Mevki/Makam) Sevgisi
Kamil mürşitler makam peşinde koşmazlar. Onların riyaseti
sevme sebebi, Allah’ın kudsî hadiste buyurduğu "Onun işiten kulağı, gören
gözü olurum" sırrınca, kendi üzerlerinde ilahi hükümlerin ve iradenin
infaz edildiğini (Kün feyekün sırrını) zevken müşahede etmeleridir.
Mal Sevgisi
Evlat Sevgisi
On Altıncı Vasiyet: "Allah Tektir, Teki Sever" Hadisinin Sırrı ve
Sünnete İttiba
Allah tektir (vitr), teki sever
Eğer kul amellerinde, niyetinde ve kâinata bakışında bu
"Tekliğe" (Vitir sırrına) riayet ederse; Allah kulun bu hassasiyetine
karşılık onu adeta hususi bir makama koyar ve kendi yakınlığının en bariz
inayetiyle onu kuşatır.
On Yedinci Vasiyet: Her Nefeste Murâkabe, Sabır ve Şükür Dengesi
Allah nimeti elden aldığında kulun sabretmesini murad eder
ve sabredenleri sever. Kul ilahi sevgiye mazhar olduğunda, Allah ona
"âşıkın mâşuka muamelesiyle" muamele eder; yani onu kulun kendi nefsi
için istediği zararlı şeylerden korur
Dünyada kaybedilen her fani şeyin bir dengi, bir karşılığı
(ivazı) bulunur. Ancak Allah’tan uzaklaşan birinin, O’nun yerine koyabileceği
hiçbir şey yoktur.
Bolluk şükre, darlık ise sabra vesiledir.
Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder, günah
işleyip istiğfar edecek bir kavim getirirdi
On Sekizinci Vasiyet: Gizli Şirk (Sebeplere Güvenmek) ve Takva
Gizli şirk kulun kalben zahiri sebeplere itimat etmesi,
sebeplerin varlığıyla mutmain olup, sebepler yok olduğunda işinin yarım
kalacağından korkmasıdır.
Sebeplere itimat edenler, daha dünyada iken azap çekmeye
başlarlar.
Kim Allah’tan korkarsa (takva sahibi olursa), Allah ona bir
çıkış yolu ihsan eder ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır.
On Dokuzuncu Vasiyet: Allah İçin Tevazu, Makam ve Şuhud Makamı
Topraktan gelenin toprağa kibri haramdır
Allah’ın dünyada yücelttiği hiçbir şey yoktur ki onu
alçaltmasın
Yirminci Vasiyet: Cuma Günü Gusletmenin Batıni Hikmeti
Allah günlerin adedini haftayla (yedi günle) sınırlamıştır.
Cuma günü haftanın mühür ve son günüdür
Yirmi Birinci Vasiyet: Dinde Münakaşayı (Cidal) Terk Etmek
Dindeki bir tartışmada muhik (haklı) bile olsa tartışmayı
sürdürmek nefsi kabartır, haksızken (mubtil) sürdürmek ise kibir ve inadın dik
alasıdır.
Sırf tartışma kazanmak veya zihin egzersizi yapmak için
inanılmayan batıl bir mezhebi/hükmü savunmak, melekler tarafından kayda
geçirilir. Dahası, bu tartışmayı izleyen cahiller veya mukallitler
(taklitçiler), o batıl fikri "hak" zannedip onunla amel ederlerse,
onların işlediği günahlar o fikri savunan alimin amel defterine yazılmaya devam
eder.
Yirmi İkinci Vasiyet: Güzel Ahlâkın Nihayetsizliği ve "Hakk'a
Arkadaşlık"
İnsanları razı etmeye çalışmak beyhude bir çabadır.
Ahlakta ölçü mahlukatın rızası değil, Hakk’ın rızasıdır.
Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir
Yirmi Üçüncü Vasiyet: Hicretin Hakikati (Zahiri ve Batıni Hicret)
Kâfirin egemenliğini meşrulaştıracak veya Müslümanı zillete
düşürecek durumlardan kaçınmak gerekir.
Kul, Allah'ın razı olmadığı kötü ahlaklardan, günahlardan ve
gaflet topraklarından kalben hicret etmedikçe gerçek muhacir olamaz.
Yirmi Dördüncü Vasiyet: İlmin Gereği ile Amel Etmek ve Cömertlik
İnsanın nefsine ilmi öğretmesi ve davranışlarında o ilmi
tatbik etmesi kendine yaptığı en büyük iyiliktir.
Eğer kul bildikleriyle amel ederse, Allah ona
bilmediklerinin ilmini (ilm-i ledün) ve hakkı batıldan ayırt edecek olan Furkan
Mertebesini ihsan eder.
Yirmi Beşinci Vasiyet: Müminlerin Kardeşliği ve "El-Mümin"
İsminin Sırrı
Müminler bir vücudun uzuvları gibidir.
Mümin kimseye hıyanet etmez, çünkü el-Mümin isminin koruması
altındadır (ismet hasıl olur).
Yirmi Altıncı Vasiyet: Musibetin Nüzulü (Belaların İçindeki Üç Nimet)
Mala, evlada veya cana bir musibet geldiğinde gam çekmemek
gerekir. Zahiren (örfte) buna musibet dense de hakikatte bu bir dönüş ayetidir:
"Biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz"
Musibetteki Üç Nimet
Bu musibet benim dinimde olmadı. (Dünyalığıma geldi, imanıma
zarar vermedi).
Bu musibet sayesinde gelebilecek daha büyük bir musibet
defedildi.
Bu musibet, işlediğim kötü amellere ve günahlara kefaret
oldu.
Yirmi Yedinci Vasiyet: Tefekkürle Kur’ân Okumak ve "Okuyan ve İşitenin
Hak Olması" Mertebesi
Kur’ân okurken kul, Allah’ın övdüğü hangi sıfat varsa onunla
ahlaklanmalı, kötülediği ne varsa ondan hicret etmelidir.
Turunç, Hurma, Fesleğen ve Ebu Cehil Karpuzu
Kur'an okuyan mümin (Turunç)
Kur'an okumayan mümin (Hurma)
Kur'an okuyan münafık (Fesleğen)
Kur'an okumayan münafık (Ebu Cehil
Karpuzu/Hanzale)
Yirmi Sekizinci Vasiyet: Zikir Ehliyle Beraberlik, Entelektüel Muhit ve
Zâkirin Hayatı
İnsan, birlikte oturup kalktığı kimsenin ahlakıyla boyanır.
Kur’ân ehli ise Allah’ın has kullarıdır.
Düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan veya onların
sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlı olan şey Zikrullah'tır
Yirmi Dokuzuncu Vasiyet: Hududullah (Allah'ın Sınırları) ve Şeriat İhtiyacı
Herkes kendi nefsinin halifesidir
Geminin alt katındakiler (gafiller/günahkarlar) susuzluk
bahanesiyle geminin tabanını delmeye (hududullahı çiğnemeye) kalkıştıklarında,
üst kattakiler (alimler/idareciler) onlara engel olmazsa gemi topyekûn batar.
Kötülüğe engel olmak (emr-i bi'l-ma'ruf) toplumsal beka için şarttır.
Kalbe gelen ilk ses hayırlı bir şeyi emrediyorsa Melek
ilhamı, ardından gelen "yapma" diyen ses ise Şeytan vesvesesidir
Şeriatı bilmeyen, kalbinin oyuncağı olur.
Otuzuncu Vasiyet: Cimrilikten Kurtulmak, İnfak Psikolojisi ve Sadakanın
Sırrı
Zekat cimriliği önler, sadaka kerem sahibi yapar
Sadaka kelimesi Arapça köken olarak sertlik, sağlamlık,
şiddet (rumhun sadkun - sert/sağlam mızrak) manasına gelir. Kul, nefsindeki bu
sert cimrilik ve fakirlik korkusu barajını yarıp geçtiği için bu ibadete
"sadaka" denmiştir.
"Ben sadece bir emanetçiyim" bilincine ulaşan
kimseye infak etmek kolay gelir.
Otuz Birinci Vasiyet: Cihad-ı Ekber (Nefsle Mücahede) ve Büyük Nöbet
(Ribat)
İnsana nefsinden daha yakın bir düşman yoktur.
Zorluklara rağmen abdesti güzelce almak, mescidlere adımları
çoğaltmak ve bir namazdan sonra diğer namaz vaktini beklemek... İşte nöbetiniz
(ribatınız) budur
Otuz İkinci Vasiyet: Müslümanların Hakları, Uzuvsal Eşitlik ve Adalet-i
Şer'iyye
Varlıkta makam, mal, yaş veya mevki farkı gözetilerek
insanlar hor görülemez ya da haddinden fazla övülemez. İnsanın zahiri varlığı
uzuvlarının birliğine bağlı olduğu gibi, İslam'ın yeryüzündeki tecellisi de
Müslümanların birliğine bağlıdır.
Müslümanlar hukukta ve insanlıkta eşittir ama her birinin
fıtri vazifesi farklıdır.
Alimin hakkı: Ona saygı göstermek ve ilmiyle amel etmektir.
Cahilin hakkı: Ona şefkatle nasihat edip ilim yolunu
göstermektir.
Gafilin hakkı: İslam'ın edebini ona nezaketle
hatırlatmaktır.
Ululemrin (Sultanın) hakkı: Şeriata uygun emirlerinde itaat
etmek, mubah kıldığı ve nizam adına vacip/haram kıldığı kurallara uymaktır
(Günün şartlarına göre çıkarılan idari kanunlar). Ancak haramı emrederlerse
itaat edilmez.
Buhara'nın zalim ve müsrif valisi, kış günü sokakta donmak
üzere olan uyuz bir köpeği evine alıp sıcak odada iyileştirdiği için, rüyasında
"Sen bir köpek idin, seni bir köpek yüzünden bağışladık" hitabını
işitir ve vefatında büyük bir hürmetle uğurlanır. Şeyh şu kıyası yapar: Bir
köpeğe şefkat insanı affettiriyorsa, bir mümin insana şefkat etmek kim bilir ne
yüce dereceler kazandırır!
Otuz Üçüncü Vasiyet: Hz. Ömer’in Meşrebi ve "Allah ile
Aldatılmak"
Bizi Allah yolunda aldatmaya çalışanlara karşı aldanırız
Arif kul, karşısındakinin hilesini bildiği halde
"bilmiyormuş gibi" davranır ve onun ihtiyacını görür.
Otuz Dördüncü Vasiyet: Komşu Hakları ve Kötülüğü Güzellikle Savmak
Arapçada komşuya câr denir. Bu kelime "meyletmek"
(cerre) kökündendir.
Kötülüğü en güzel hasletle önle.
Otuz Beşinci Vasiyet: Zalim ve Mazlum Kardeşe Yardım, Varlıkta Hürmet
Mahlukattan hiçbir şeyi hor ve hakir görme. Çünkü Allah
onları yarattığında hor görerek yaratmadı.
Otuz Altıncı Vasiyet: Furkan’ın Aynasında Ahlaklanmak ve Bakara Suresi’nin
Sırları
Arif, Kur’ân’ı sadece tilavet etmez; onun övdüğü sıfatlarla
sıfatlanır.
Müttakiler: Gaybe inanıp namazı ikame eden, kendilerine
ihsan edilen rızıktan infak eden kâmil müminlerdir.
Kâfirler (Tek Yüzlüler): Hakk’a karşı düşmanlıklarını inatla
tek bir yönde izhar ettikleri için "tek yüzlü"dürler.
Münâfıklar (İki Yüzlüler): Hakka karşı sağır, dilsiz ve
kördürler.
İsrailoğulları yüce mevkiden (çöldeki ilahi sofradan) düşük
mevkiye (şehre) inmeyi arzuladıkları için üzerlerine horluk ve yoksulluk
vurulmuştur.
Otuz Yedinci Vasiyet: Kibrin Zahiri Alameti (Kıyafet) ve Himmet Şerefi
Mümin bir kimse, kendisi gibi bir mahluktan bir şey
istediğinde kalbinde müthiş bir yangın hisseder.
Mahlukata sığınmayı zül kabul edip sadece Allah’a sığınmaya
"Alî Himmet" (Yüksek Himmet); kula kul olmaya ise "Alçak
Himmet" denir.
Otuz Sekizinci Vasiyet: Ensar Muhabbeti ve İlmin Maddi-Manevi Cihadı
Allah’ın yardımcıları olun
İlim, dil veya kalem vasıtasıyla kulaklara ve sayfalara
dökülür.
Otuz Dokuzuncu Vasiyet: Yalanın Pis Kokusu, Şeytan’ın Tevbesi ve
Mu’tezile’ye Reddiye
Mümin kardeşine yalan söylemek en büyük hıyanettir.
İnsan yalan söylediğinde ondan öyle pis bir koku yayılır ki,
rahmet melekleri o kokudan tiksinerek otuz mil uzaklaşır.
Va'd (Vaad): Hayırlı bir şeyi yapmaya söz vermektir.
Vaîd / İ'âd (Tehdit): Kötü bir ceza vereceğini söylemektir
(affedilebilir).
Kırkıncı Vasiyet: "Bezâzet" (Sadelik) ve İman İlişkisi
Bezâzet, dünyalık lükse,
ihtişama ve konfora dalmamak, pejmürde ve sade giyinmektir.
Kibir, müminin vuslat yolundaki en büyük eziyetidir; sadelik
bu engeli kaldırır.
Kırk Birinci Vasiyet: Allah’tan Haya Etmek ve Sivrisineğin Sırrı
Haya iyiliğin tamamıdır.
Kul, Allah’ın kendisini her an müşahede ettiğini bilerek
(ihsan makamı) yüzünü kızartacak her şeyi terk etmelidir. Kıyamette amellerin
çırılçıplak açılacağına inanan arif, murakabe ile yaşar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder