2 Şubat 2026 Pazartesi

İbn Arabi - Kitab'ul Vasâyâ - Futûhat Deryasından Vasiyetler 1 - Notlar

İbn Arabi - Kitab'ul Vasâyâ - Notlar

Futûhat Deryasından Vasiyetler 1

Mütercim: Abdullah Tâhâ Feraizoğlu, Kitsan, 1999

 

Siz ilmin çok, soranın az olduğu bir devirdesiniz.

Öyle bir zaman gelecek ki, o zaman ilim yapanlar az, soru soranlar ve cahil hatipler çok olacak.

İşte o vakit; sizin ilim yapmanız amel etmenizden efdâldir.

 

Tasavvuf; Şeriatın zahiri ve bâtını olan bütün adaplarına vâkıf olmaktır. Aklâk-ı ilahiye ile ahlaklanmaktır.

 

İbnü’l-Arabî

Tam adı: Muhyiddin Ebû Abdillâh Muhammed b. Alî el-Hâtimî et-Tâî el-Endelüsî’dir.

 

Hayatı boyunca belli süreler yaşadığı şehirler: Endülüs (Mürsiye / İşbiliye) Kuzey Afrika Mekke (Hicaz) Bağdat Kahire Anadolu (Konya / Malatya) Şam

28 Rebîülâhir 638 (16 Kasım 1240) yılında, Şam'da vefat etmiştir.

 

Vasiyetler

Ey Rabbimiz!.. Yeryüzünde zâhir olan zulüm ve ifsâdı Sana şikâyet eder... HAK ile kul arasında vaki olan tamahkârlık ve hırs perdelerinden de Sana iltica ederiz.

 

Hasbiyallâh ve ni'mel vekîl

 

Birinci Vasiyet: Kozmik Sülûk ve Dişillik Sırrı

Manevi miracın merhaleleri: Kamer (Ay) \ Zuhal (Satürn) \ Sevâbit (Sabit Yıldızlar) \ Burçlar \ Kürsî \ Arş \ A’mâ-i Mutlak

 

Secde

İnsan fiziken aşağıya (secdeye) doğru eğilir ama manen en yüksek mertebeye ulaşır.

 

Hak, birtakım icatlara bizleri alet ettiği için bizler dişileriz

Mutlak fâil yalnızca Allah’tır. O halde, O’nun varlık vermesini, ilham etmesini kabul eden tüm kâinat ve "Rical" (maneviyat erleri) bile Hakk'ın karşısında edilgen, yani "dişi" hükmündedir.

 

İkinci Vasiyet: Cemiyette ve Nefiste "Cemaat" Olma Kuvveti

Allah Zât’ı itibarıyla tektir (Vahdet) ama isimleri itibarıyla çoktur (Kesret). İsimlerin bu çokluğundaki uyum gibi, insanların da bir araya gelerek oluşturduğu cemaatte ilahi tecelli ve güç (Yed / Kudret) açığa çıkar.

 

İnsan azalarını (göz, kulak, dil, kalp) da din ve iman üzere bir araya getirip "kenetlemelidir."

 

Üçüncü Vasiyet: Azaların ve Mekânın Şahitliği

Günah işlenen bir yer veya giyilen bir elbise kul aleyhine şahitlik yapacak. Orada hemen bir iyilik/ibadet yap ki o mekânın hafızasındaki günah lekesi silinsin ve senin lehine şahitlik etsin

 

Dördüncü Vasiyet: Her Nefeste Hüsn-i Zan ve Dilbilimsel Rahmet

İnsan hangi nefesten sonra öleceğini bilemez. Bu yüzden hüsn-ü zan (Allah'a iyi zanda bulunmak) sadece ölüm döşeğine saklanacak bir şey değil, her an alınıp verilen nefeste diri tutulması gereken bir murakabe (farkındalık) halidir.

 

Allah, "Ben kulumun zannı üzereyim" buyururken bunu bir zamanla kısıtlamamıştır.

 

İnsanın Allah’a kul olarak nispet edilmesi, onun affedileceğine dair en büyük şeref ve teminattır.

 

Beşinci Vasiyet: Zikrullahın Meyveleri ve Keşif Nuru

"Siz beni zikredin, ben de sizi zikredeyim" (Bakara, 152) ayeti uyarınca, kulun diliyle veya kalbiyle Allah'ı anması, anında ilahi bir yankı bulur.

 

Zikir kalpte bir Nur üretir.

Kalp zikir nuruyla dolduğunda, eşyanın arkasındaki gizli hakikatler, sırlar ve ilahi tecelliler kula keşf olunur.

 

Altıncı Vasiyet: İlahi Yakınlık (Kurbiyet) ve "Beden Memleketi"

Kul, Allah’a yaklaşırken acele edemez; fiillerini şeriat terazisiyle (mizan) ölçmek, helal-haram dengesini gözetmek zorundadır. Bu yüzden kulun amellerdeki seyri tedricidir (adım adımdır).

Allah’ın kula yaklaşmak için bir ölçüye, teraziye ihtiyacı yoktur. Kul bir birim adım attığında, Allah ona kat kat fazlasıyla yönelir.

 

İnsan, mikro-kozmostur (küçük evrendir). İnsanın ilk halifelik makamı, kendi bedeni üzerindedir. Gözü, kulağı, kalbi, el ve ayağı onun emri altındaki halktır (raiyyet). Kul, bu uzuvları şeriat mizanı üzere yönettiğinde adil bir halife olur.

 

Yedinci Vasiyet: Zaman Simyası, Meleklerin Muhasemesi ve Esmâ Suretleri

Meleklerin muhâsemesi

Meleklerin "Yeryüzünde kan dökecek birini mi yaratacaksın?" diyerek itiraz etmeleri…

 

Rabbimizin birbirine mukabil (zıt) Esmaları var. Var olan ne varsa, o Esmaların sureti üzere zuhura gelir.

 

Sekizinci Vasiyet: Kelime-i Münciye (Kurtarıcı Söz) ve Mizan Sırrı

Lâ ilâhe illallah

Müminin mizanına şirk, müşrikin mizanına Tevhid girmez.

Kul, "Lâ ilâhe" diyerek kendi vehmî varlığını yok etmeli, "İllallah" diyerek hakiki varlığın ancak Allah'a ait olduğunu kabul etmelidir.

 

Dokuzuncu Vasiyet: Velâyet-i Âmme ve Mahlûkata Rahmet Nazarı

Müslümanın şahsına değil, sadece işlediği kötü fiile/amele buğzedilebilir.

Kâfir ve müşriklerin şahsına (özüne) buğzedilir.

 

Bugün kâfir veya günahkar olarak gördüğümüz birinin son nefeste nasıl öleceğini bilemeyiz.

 

Kâinattaki her şey Allah'ın el-Mücid (Var eden) ismiyle varlık sahnesine çıkmıştır.

 

Onuncu Vasiyet: Kurbiyet (Yakınlık) Yolları, Farz-Nafile Dengesi ve "Yedullah" Sırrı

Allah indinde kulun değeri, ona emredilen namaz, oruç gibi tekliflerden daha yücedir.

İnsan, ilahi hitabın ve teklifin zuhur mahallidir (aynasıdır). Bu yüzden kul, kendi amellerini asla küçük ve abes görmemelidir

 

Kul farzları yerine getirdiğinde, zorunlu bir kulluk ifa etmektedir. Bu makamda "Hakk kulun işitmesi ve görmesi olur."

Kul farzların üzerine kendi iradesiyle nafileleri eklediğinde ise "Kul Hakk ile işitir ve görür."

 

On Birinci Vasiyet: Konuşmanın Amel Sayılması ve Gizli Şirk Tehlikesi

Her kim kelâmını (konuşmasını) amelinden sayarsa az konuşur.

 

Bir insan hakiki fâilin Allah olduğunu kalben bilse bile, diliyle "Şu yıldız yüzünden, şu bulut sayesinde yağmur yağdı" dediğinde, Allah'ın kudretini o sebebin arkasına gizlemiş, yani "küfür" (gerçeği örtme) suçu işlemiş olur.

 

On İkinci Vasiyet: Canlı Sureti Yapma Yasağı ve "Dârü'l-Hayevân" (Canlılar Yurdu) Sırrı

Canlı sureti yapmaya çalışmak, zahiren basit bir eylem gibi görünse de manevi âlemde Allah'ın yaratıcılık (Rububiyet) sıfatına öykünmek ve rekabet etmektir.

 

Dünyada varlıkların ruhları ve konuşmaları bizim baş gözümüzden perdelenmiştir. Ancak Ahirette her şeyin hakikati apaçık ortaya çıkacaktır. Taşlar, ağaçlar, azalar konuşacaktır. Bu yüzden Ahirete "Dârü'l-Hayevân" (Tam anlamıyla canlı olan yurt) denilmiştir.

 

On Üçüncü Vasiyet: Hasta Ziyareti ve "Beni Onun Yanında Bulurdun" Sırrı

Hastaları ziyaret et

Hasta olan kul (kim olursa olsun), acziyetini tam manasıyla hissettiği için tüm sahte sebeplerden sıyrılır, kalben ve lisanen sadece Allah’a iltica eder. Gaflet perdeleri yırtıldığı için o kul, hastalığı müddetince dâimî bir huzurdadır.

 

On Dördüncü Vasiyet: Zulmün Haramlığı, İnfakın Hakikati ve Muhtaç Taklidi Yapan Dilencinin Sırrı

Senden yiyecek veya su isteyen bir muhtaç, aslında seni Allah’ın "er-Rezzâk" (Rızık veren) isminin bir tecelli mahalli (aynası) konumuna yükseltmektedir.

 

Muhtacı her zaman güler yüzle karşılamak gerekir.

 

Muhtaçlar, zenginlerin yükünü hafifleten ahiret elçileridir.

 

Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklara (zulümât) sebep olur.

 

Eğer Allah sana bir müminin sıkıntısını, açlığını, çaresizliğini müşâhede ettirdiyse (gösterdiyse), bu şu demektir: O kulun senin malında ve imkanında hakkı vardır ve Allah bunu sana bildirmektedir.

 

"Sâil" ihtiyaç sahibi olan herkestir.

Gelene “git” dememelisin.

 

On Beşinci Vasiyet: Ulemaya Edeb, Niyetin Sırrı ve Dört Büyük İmtihan (Fitne)

İlim, Allah’ın "el-Alîm" sıfatının tecellisidir. Âlimi ilmi sebebiyle sevmek, kulun Allah’ın ilim sıfatına olan muhabbetini artırır.

 

Niyet, bütün yapılan şeylerin ruhudur. Herkes için ancak niyet ettiği şey vardır.

 

Dört Büyük İmtihan

Kadın Fitnesi (Muhabbeti)

Kadın, erkeğin bir cüzünden (kaburga) yaratılmıştır; dolayısıyla erkeğin kadına meyli, bütünün kendi parçasına olan doğal sevgisidir.

Doğru bir nazarla, kadına duyulan sevgi kul için bir fitne değil, Allah sevgisine götüren bir hidayet köprüsü olur.

 

Riyaset (Mevki/Makam) Sevgisi

Kamil mürşitler makam peşinde koşmazlar. Onların riyaseti sevme sebebi, Allah’ın kudsî hadiste buyurduğu "Onun işiten kulağı, gören gözü olurum" sırrınca, kendi üzerlerinde ilahi hükümlerin ve iradenin infaz edildiğini (Kün feyekün sırrını) zevken müşahede etmeleridir.

 

Mal Sevgisi

 

Evlat Sevgisi

 

On Altıncı Vasiyet: "Allah Tektir, Teki Sever" Hadisinin Sırrı ve Sünnete İttiba

Allah tektir (vitr), teki sever

 

Eğer kul amellerinde, niyetinde ve kâinata bakışında bu "Tekliğe" (Vitir sırrına) riayet ederse; Allah kulun bu hassasiyetine karşılık onu adeta hususi bir makama koyar ve kendi yakınlığının en bariz inayetiyle onu kuşatır.

 

On Yedinci Vasiyet: Her Nefeste Murâkabe, Sabır ve Şükür Dengesi

Allah nimeti elden aldığında kulun sabretmesini murad eder ve sabredenleri sever. Kul ilahi sevgiye mazhar olduğunda, Allah ona "âşıkın mâşuka muamelesiyle" muamele eder; yani onu kulun kendi nefsi için istediği zararlı şeylerden korur

Dünyada kaybedilen her fani şeyin bir dengi, bir karşılığı (ivazı) bulunur. Ancak Allah’tan uzaklaşan birinin, O’nun yerine koyabileceği hiçbir şey yoktur.

 

Bolluk şükre, darlık ise sabra vesiledir.

 

Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder, günah işleyip istiğfar edecek bir kavim getirirdi

 

On Sekizinci Vasiyet: Gizli Şirk (Sebeplere Güvenmek) ve Takva

Gizli şirk kulun kalben zahiri sebeplere itimat etmesi, sebeplerin varlığıyla mutmain olup, sebepler yok olduğunda işinin yarım kalacağından korkmasıdır.

Sebeplere itimat edenler, daha dünyada iken azap çekmeye başlarlar.

 

Kim Allah’tan korkarsa (takva sahibi olursa), Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır.

 

On Dokuzuncu Vasiyet: Allah İçin Tevazu, Makam ve Şuhud Makamı

Topraktan gelenin toprağa kibri haramdır

Allah’ın dünyada yücelttiği hiçbir şey yoktur ki onu alçaltmasın

 

Yirminci Vasiyet: Cuma Günü Gusletmenin Batıni Hikmeti

Allah günlerin adedini haftayla (yedi günle) sınırlamıştır. Cuma günü haftanın mühür ve son günüdür

 

Yirmi Birinci Vasiyet: Dinde Münakaşayı (Cidal) Terk Etmek

Dindeki bir tartışmada muhik (haklı) bile olsa tartışmayı sürdürmek nefsi kabartır, haksızken (mubtil) sürdürmek ise kibir ve inadın dik alasıdır.

 

Sırf tartışma kazanmak veya zihin egzersizi yapmak için inanılmayan batıl bir mezhebi/hükmü savunmak, melekler tarafından kayda geçirilir. Dahası, bu tartışmayı izleyen cahiller veya mukallitler (taklitçiler), o batıl fikri "hak" zannedip onunla amel ederlerse, onların işlediği günahlar o fikri savunan alimin amel defterine yazılmaya devam eder.

 

Yirmi İkinci Vasiyet: Güzel Ahlâkın Nihayetsizliği ve "Hakk'a Arkadaşlık"

İnsanları razı etmeye çalışmak beyhude bir çabadır.

Ahlakta ölçü mahlukatın rızası değil, Hakk’ın rızasıdır.

Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir

 

Yirmi Üçüncü Vasiyet: Hicretin Hakikati (Zahiri ve Batıni Hicret)

Kâfirin egemenliğini meşrulaştıracak veya Müslümanı zillete düşürecek durumlardan kaçınmak gerekir.

Kul, Allah'ın razı olmadığı kötü ahlaklardan, günahlardan ve gaflet topraklarından kalben hicret etmedikçe gerçek muhacir olamaz.

 

Yirmi Dördüncü Vasiyet: İlmin Gereği ile Amel Etmek ve Cömertlik

İnsanın nefsine ilmi öğretmesi ve davranışlarında o ilmi tatbik etmesi kendine yaptığı en büyük iyiliktir.

Eğer kul bildikleriyle amel ederse, Allah ona bilmediklerinin ilmini (ilm-i ledün) ve hakkı batıldan ayırt edecek olan Furkan Mertebesini ihsan eder.

 

Yirmi Beşinci Vasiyet: Müminlerin Kardeşliği ve "El-Mümin" İsminin Sırrı

Müminler bir vücudun uzuvları gibidir.

 

Mümin kimseye hıyanet etmez, çünkü el-Mümin isminin koruması altındadır (ismet hasıl olur).

 

Yirmi Altıncı Vasiyet: Musibetin Nüzulü (Belaların İçindeki Üç Nimet)

Mala, evlada veya cana bir musibet geldiğinde gam çekmemek gerekir. Zahiren (örfte) buna musibet dense de hakikatte bu bir dönüş ayetidir: "Biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz"

 

Musibetteki Üç Nimet

Bu musibet benim dinimde olmadı. (Dünyalığıma geldi, imanıma zarar vermedi).

Bu musibet sayesinde gelebilecek daha büyük bir musibet defedildi.

Bu musibet, işlediğim kötü amellere ve günahlara kefaret oldu.

 

Yirmi Yedinci Vasiyet: Tefekkürle Kur’ân Okumak ve "Okuyan ve İşitenin Hak Olması" Mertebesi

Kur’ân okurken kul, Allah’ın övdüğü hangi sıfat varsa onunla ahlaklanmalı, kötülediği ne varsa ondan hicret etmelidir.

 

Turunç, Hurma, Fesleğen ve Ebu Cehil Karpuzu

Kur'an okuyan mümin (Turunç)

Kur'an okumayan mümin (Hurma)

Kur'an okuyan münafık (Fesleğen)

Kur'an okumayan münafık (Ebu Cehil Karpuzu/Hanzale)         

 

Yirmi Sekizinci Vasiyet: Zikir Ehliyle Beraberlik, Entelektüel Muhit ve Zâkirin Hayatı

İnsan, birlikte oturup kalktığı kimsenin ahlakıyla boyanır.

Kur’ân ehli ise Allah’ın has kullarıdır.

 

Düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan veya onların sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlı olan şey Zikrullah'tır

 

Yirmi Dokuzuncu Vasiyet: Hududullah (Allah'ın Sınırları) ve Şeriat İhtiyacı

Herkes kendi nefsinin halifesidir

 

Geminin alt katındakiler (gafiller/günahkarlar) susuzluk bahanesiyle geminin tabanını delmeye (hududullahı çiğnemeye) kalkıştıklarında, üst kattakiler (alimler/idareciler) onlara engel olmazsa gemi topyekûn batar. Kötülüğe engel olmak (emr-i bi'l-ma'ruf) toplumsal beka için şarttır.

 

Kalbe gelen ilk ses hayırlı bir şeyi emrediyorsa Melek ilhamı, ardından gelen "yapma" diyen ses ise Şeytan vesvesesidir

Şeriatı bilmeyen, kalbinin oyuncağı olur.

 

Otuzuncu Vasiyet: Cimrilikten Kurtulmak, İnfak Psikolojisi ve Sadakanın Sırrı

Zekat cimriliği önler, sadaka kerem sahibi yapar

Sadaka kelimesi Arapça köken olarak sertlik, sağlamlık, şiddet (rumhun sadkun - sert/sağlam mızrak) manasına gelir. Kul, nefsindeki bu sert cimrilik ve fakirlik korkusu barajını yarıp geçtiği için bu ibadete "sadaka" denmiştir.

 

"Ben sadece bir emanetçiyim" bilincine ulaşan kimseye infak etmek kolay gelir.

 

Otuz Birinci Vasiyet: Cihad-ı Ekber (Nefsle Mücahede) ve Büyük Nöbet (Ribat)

İnsana nefsinden daha yakın bir düşman yoktur.

 

Zorluklara rağmen abdesti güzelce almak, mescidlere adımları çoğaltmak ve bir namazdan sonra diğer namaz vaktini beklemek... İşte nöbetiniz (ribatınız) budur

 

Otuz İkinci Vasiyet: Müslümanların Hakları, Uzuvsal Eşitlik ve Adalet-i Şer'iyye

Varlıkta makam, mal, yaş veya mevki farkı gözetilerek insanlar hor görülemez ya da haddinden fazla övülemez. İnsanın zahiri varlığı uzuvlarının birliğine bağlı olduğu gibi, İslam'ın yeryüzündeki tecellisi de Müslümanların birliğine bağlıdır.

 

Müslümanlar hukukta ve insanlıkta eşittir ama her birinin fıtri vazifesi farklıdır.

Alimin hakkı: Ona saygı göstermek ve ilmiyle amel etmektir.

Cahilin hakkı: Ona şefkatle nasihat edip ilim yolunu göstermektir.

Gafilin hakkı: İslam'ın edebini ona nezaketle hatırlatmaktır.

Ululemrin (Sultanın) hakkı: Şeriata uygun emirlerinde itaat etmek, mubah kıldığı ve nizam adına vacip/haram kıldığı kurallara uymaktır (Günün şartlarına göre çıkarılan idari kanunlar). Ancak haramı emrederlerse itaat edilmez.

 

Buhara'nın zalim ve müsrif valisi, kış günü sokakta donmak üzere olan uyuz bir köpeği evine alıp sıcak odada iyileştirdiği için, rüyasında "Sen bir köpek idin, seni bir köpek yüzünden bağışladık" hitabını işitir ve vefatında büyük bir hürmetle uğurlanır. Şeyh şu kıyası yapar: Bir köpeğe şefkat insanı affettiriyorsa, bir mümin insana şefkat etmek kim bilir ne yüce dereceler kazandırır!

 

Otuz Üçüncü Vasiyet: Hz. Ömer’in Meşrebi ve "Allah ile Aldatılmak"

Bizi Allah yolunda aldatmaya çalışanlara karşı aldanırız

Arif kul, karşısındakinin hilesini bildiği halde "bilmiyormuş gibi" davranır ve onun ihtiyacını görür.

 

Otuz Dördüncü Vasiyet: Komşu Hakları ve Kötülüğü Güzellikle Savmak

Arapçada komşuya câr denir. Bu kelime "meyletmek" (cerre) kökündendir.

 

Kötülüğü en güzel hasletle önle.

 

Otuz Beşinci Vasiyet: Zalim ve Mazlum Kardeşe Yardım, Varlıkta Hürmet

Mahlukattan hiçbir şeyi hor ve hakir görme. Çünkü Allah onları yarattığında hor görerek yaratmadı.

 

Otuz Altıncı Vasiyet: Furkan’ın Aynasında Ahlaklanmak ve Bakara Suresi’nin Sırları

Arif, Kur’ân’ı sadece tilavet etmez; onun övdüğü sıfatlarla sıfatlanır.

 

Müttakiler: Gaybe inanıp namazı ikame eden, kendilerine ihsan edilen rızıktan infak eden kâmil müminlerdir.

Kâfirler (Tek Yüzlüler): Hakk’a karşı düşmanlıklarını inatla tek bir yönde izhar ettikleri için "tek yüzlü"dürler.

Münâfıklar (İki Yüzlüler): Hakka karşı sağır, dilsiz ve kördürler.

 

İsrailoğulları yüce mevkiden (çöldeki ilahi sofradan) düşük mevkiye (şehre) inmeyi arzuladıkları için üzerlerine horluk ve yoksulluk vurulmuştur.

 

Otuz Yedinci Vasiyet: Kibrin Zahiri Alameti (Kıyafet) ve Himmet Şerefi

Mümin bir kimse, kendisi gibi bir mahluktan bir şey istediğinde kalbinde müthiş bir yangın hisseder.

Mahlukata sığınmayı zül kabul edip sadece Allah’a sığınmaya "Alî Himmet" (Yüksek Himmet); kula kul olmaya ise "Alçak Himmet" denir.

 

Otuz Sekizinci Vasiyet: Ensar Muhabbeti ve İlmin Maddi-Manevi Cihadı

Allah’ın yardımcıları olun

 

İlim, dil veya kalem vasıtasıyla kulaklara ve sayfalara dökülür.

 

Otuz Dokuzuncu Vasiyet: Yalanın Pis Kokusu, Şeytan’ın Tevbesi ve Mu’tezile’ye Reddiye

Mümin kardeşine yalan söylemek en büyük hıyanettir.

İnsan yalan söylediğinde ondan öyle pis bir koku yayılır ki, rahmet melekleri o kokudan tiksinerek otuz mil uzaklaşır.

 

Va'd (Vaad): Hayırlı bir şeyi yapmaya söz vermektir.

Vaîd / İ'âd (Tehdit): Kötü bir ceza vereceğini söylemektir (affedilebilir).

 

Kırkıncı Vasiyet: "Bezâzet" (Sadelik) ve İman İlişkisi

Bezâzet, dünyalık lükse, ihtişama ve konfora dalmamak, pejmürde ve sade giyinmektir.

 

Kibir, müminin vuslat yolundaki en büyük eziyetidir; sadelik bu engeli kaldırır.

 

Kırk Birinci Vasiyet: Allah’tan Haya Etmek ve Sivrisineğin Sırrı

Haya iyiliğin tamamıdır.

Kul, Allah’ın kendisini her an müşahede ettiğini bilerek (ihsan makamı) yüzünü kızartacak her şeyi terk etmelidir. Kıyamette amellerin çırılçıplak açılacağına inanan arif, murakabe ile yaşar.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder