18 Cildin özetidir
Muhyiddin ibn Arabî - Fütûhat-ı Mekkiyye - Özet
1. Cilt
BİRİNCİ SİFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN
BİRİNCİ KISMI
Her kulun bir ismi vardır ki o isim o kulun rabbidir
Hakikat-i Muhammedi
Hz. Muhammed alemin özü ve varlık sebebidir.
Adem sadece topraktan bir varlık değil, tüm İlahi isimleri
toplayan bir "mahal"
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN İKİNCİ KISMI
Fihrist Bölümü
Arabî eserini 6 bölümde takdim eder:
1- Marifetler -
İlimlerin mertebeleri.
2- Muameleler -
İlmin türleri hakkında.
3- Haller - Bu
yüce tarikatın, sebepler, temeller, ahlak ve hakikat şeklindeki dört kısmının
özeti.
4- Menziller - Genel
olarak İslam ehlinin yani taklit ve tetkik ehlinin akidesi.
5- Münâzeleler -
Eğitimsiz ve eğitimliler hakkında.
6- Makamlar - Allah
ehlinden ihtisas ehlinin tetkik ve keşif arasındaki itikadı hakkında.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ÜÇÜNCÜ KISMI
Kitabın Girişi
İlimlerin Mertebeleri: Akıl İlmi, Haller İlmi, Sır İlimleri
İnsanlar doğuştan gelen temiz bir fıtratla Allah'ı bilirler.
Allah var idi ve hiçbir mekan yoktu, şimdi de öyledir.
Eryen Kubbesi / dört yöne ait alimler
Hakk’ın zatı bilinmez, ancak müşahede edilir
Herhangi bir isim hükümsüz kalsa idi, işlevsiz kalırdı.
Halbuki ulûhiyette işlevsizlik imkansızdır.
Uluhiyetin bir sırrı vardır, ortaya çıksaydı, Uluhiyet batıl
olurdu.
Allah'ın zatının mümkünlere çeşitli yönlerden temas
etmesiyle isimler çoğalır. Bütün bunlarda hakikat tektir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DÖRDÜNCÜ KISMI
Birinci Bölüm
Kendisinden ilahi ilimlerin elde edildiği tafsili ruh
hakkında
Kâbe "varlığın kalbi," ancak asıl Kabe, insanın
kalbidir.
İkinci Bölüm
Harf ve harekelerin alemdeki mertebeleri
"Hükümdarın mertebesi" olarak insan, tüm isimlerin
ve meleklerin kendisine yöneldiği bir merkezdir.
Harfler ve elementlerin ilişkisi
Fıtrat: İnsanın ruhlar alemindeki
"Bela" (Evet, Rabbimizsin) sözüyle
başlayan tevhid dinidir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN BEŞİNCİ KISMI
Harflerin Mertebeleri
Allah ile yaratılmışlar arasındaki mesafe
"Sıfat"lar ile belirlenir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ALTINCI KISMI
Harfler Hakkında
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YEDİNCİ KISMI
Sayıların Metafiziği
İKİNCİ SİFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN SEKİZİNCİ KISMI
Harekeler
Kalp, cilalanmış bir ayna gibidir. Her yönüyle tecelliyi
kabule hazırdır. Kalbin "paslanması", onun maddeye veya sebeplere
yönelip Allah’tan gafil kalmasıdır. Zikir ve Kur’an, bu pası silerek kalbi asıl
parlaklığına kavuşturur.
Üçüncü Bölüm
Allah’ın kitabında kendisine Itlak ettiği kelimelerin içeriklerinden
ve Resulünün dili üzere gelen teşbih ve tecsimden O’nun tenzih edilmesinin
bilinmesi hakkındadır.
Hak ile kul arasında inayetten (iyilikten) başka bağ,
hükümden başka sebep yoktur.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DOKUZUNCU KISMI
Soru Edatları
Beş Duyu: Allah duyulur bir nesne değildir.
Hayal: Sadece duyuların verilerini birleştirir. Allah hayal
edilemez.
Fikir: Kıyas yoluyla çalışır. Allah'ın benzeri yoktur ki
kıyas yapılsın.
Akıl: Kendi başına Allah'ı kavrayamaz; ancak Allah'ın ona
"ihsan ettiği" bilgiyi kabul edebilir.
Dördüncü Bölüm
Alemin başlangıç sebebi ve bütün alemdeki esmâ-i hüsnâ’nın
mertebeleri hakkındadır.
Kalbin manevi coşkusu (vecd), Mekke gibi mübarek yerlerde
zirveye ulaşır.
Ümmehatü'l-Esma
Her hakikatin başında bir ilahi isim bulunur ve bu isim o
hakikatin "Rabbi"dir.
İsimlerin Yedi İmamı
el-Hayy (Diri): Diğer tüm isimlerin temelidir.
el-Alim (Bilen): Hikmet ve takdiri sağlar.
el-Mürid (İrade Eden): Seçimi ve tahsisi yapar.
el-Kadir (Güç Sahibi): Yokluğu varlığa çıkarır.
el-Kail (Söyleyen/Mütekellim): Ezeli hitabı ulaştırır.
el-Cevad (Cömert): Varlığı lütfeder.
el-Muksit (Adil): Her şeyi yerli yerine koyar.
Bu yedi isim, el-Müdebbir (Yöneten) ve el-Mufassil
(Ayrıntılandıran) isimlerinin yönetimi altındadır.
Beşinci Bölüm
Besmele, Fatiha ve Bakara Suresi’nden birkaç ayet hakkında
bir incelemedir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ONUNCU KISMI
Allah İsminin Harf Sırları
Bismi: Hz. Adem'dir (Başlangıç). İsimleri yüklenmiştir.
er-Rahim: Hz. Muhammed'dir (Sonuç). O isimlerin anlamını
(Cevamiu’l-Kelim) taşır.
Ruh (Kelime): Allah'ın ilk yarattığıdır.
Ruh, "Benim bir mülküm yok mu?" diye sorunca Allah
ondan Nefs'i çıkarır.
Ruh: Bir hükümdardır, veziri Akıl'dır. Nefsi ilahi hakikate
çağırır.
Heva (Arzu): Diğer hükümdardır, veziri Şehvet'tir. Nefsi
dünyanın peşin zevklerine çağırır.
Fatiha
Fatiha, ruhun kendi kaynağını (Rab) bulma yolculuğudur.
Ruh, "yokluk kılıcıyla" heva'yı öldürdüğünde, nefs
temizlenir ve ruh ile nefs tek bir şey haline gelir. İşte bu, insanın kendi
"Din Günü"nde ulaştığı zaferdir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON BİRİNCİ KISMI
Altıncı Bölüm
Ruhani yaratılışın başlangıcı / Başlangıç ve yaratılış
açısından alemin sırlarını toplayan önemli bir bolümdür.
Heba (Toz/Cevher): Varlığın
ilk maddesidir.
Her türlü sureti kabul etmeye hazır bir "harç"
gibidir.
Hakikat-i Muhammediye: Heba
içinde ilk beliren nurdur. Bu nur, "Akıl" olarak da isimlendirilir ve
tüm alemin efendisidir. Her şey bu nurdan pay alarak var olmuştur.
Yedinci Bölüm
Âlemin özellikle de beşerî cisimlerin yaratılışının mertebeleri
hakkındadır.
Allah her şeyi ya "Ol" emriyle ya da "tek
eliyle" yaratmışken; insanı (Adem'i) "iki eliyle" yaratmıştır.
Allah'ın yarattığı ilk gök olan Atlas
Feleği (Kuşatıcı Gök), içinde hiçbir yıldız veya gezegen barındırmayan
şeffaf ve sade bir yapıdadır.
Bu felek aynı zamanda Cennet'in çatısı olan Arş'tır.
Akıl ile Fikir Arasındaki İmtihan
Sekizinci Bölüm
Âdem’in (a.s.) yaratıldığı çamurun mayasının arta kalanından
yaratılan yerin bilinmesi hakkındadır.
Adem'in hamurundan artan kısımdan hurma ağacı yaratılmıştır.
Hurmadan sonra artan, susam tanesi kadar küçük bir parçadan
ise akılları hayrete düşüren, Arş'tan ve Kürsi'den daha geniş bir
"Arz" (Yer) yaratılmıştır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON İKİNCİ KISMI
Dokuzuncu Bölüm
Yalın ateşten yaratılan ruhlar hakkında.
Cinler
Cinler (Ateş + Hava), "mâric" denilen dumanlı veya
dumansız ateşten (tutuşmuş havadan) yaratılmıştır. Hava unsuru onlara
diledikleri şekle girme (teşekkül) ve latiflik kazandırırken; ateş unsuru
onlara gurur, üstünlük ve sürat verir.
İnsan (Toprak + Su) / Hz. Adem iki ağır unsurdan
yaratılmıştır. Toprak ona tevazu ve istikrar kazandırırken, su ona yumuşaklık
ve hayat verir.
Cinler, kemiklerdeki "yağ kokusu" ve havada
taşınan besin özleriyle beslenirler.
Cinlerde toprak ve suyun sağladığı "istikrar" ve
"derin düşünme" yetisi zayıftır. Ateş ve hava onları aceleci yapar.
Onuncu Bölüm
Resûlullah’ın liderliğini incelemedir.
Hz. Adem henüz yaratılmamışken o peygamberdir. Hz. Adem’den
Hz. İsa’ya kadar gelen tüm peygamberler, aslında Hz. Muhammed’in o dönemlerdeki
vekilleridir.
Alem, bir "Hükümdar"ın (Allah) tanınması için bir
"mülk" (evren) olarak tasarlanmıştır.
Bu mülkün en yetkin meyvesi ve mührü Hz. Muhammed'dir.
On Birinci Bölüm
Yüce demdeki ulvi baba ve annelerimiz, külli nefis, tabiat,
heba, külli cisim hakkında
Havva, bir anne olmaksızın Adem'den (erkekten)
yaratılmıştır.
İsa, bir baba olmaksızın Meryem'den (kadından)
yaratılmıştır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON ÜÇÜNCÜ KISMI
On İkinci Bölüm
Resulullah’ın liderliği ve ona özgü nitelikleri hakkındadır.
Allah'a şükretmek, sebepleri (ana-babayı) yaratanın Allah
olduğunu bilmektir.
On Üçüncü Bölüm
Arşın taşıyıcılarının bilinmesi hakkındadır.
Arş'ı dünyada dört, ahirette sekiz kişi taşır. Bu sekiz
taşıyıcı; suret, ruh, gıda ve mertebe hakikatlerinden oluşur.
Akıl (Kalem): Allah’ın ilk yarattığı nurdur.
Nefs (Levha): Kalem’in üzerine yazdığı kozmik hafızadır.
Kıyamete kadar olacak her şey buraya kaydedilir.
Doğa (Tabiat): Bu nurani süreçten sonra karanlık (yokluk)
ile nurun birleşmesinden cisimler alemi doğar.
On Dördüncü Bölüm
Velilerin nübüvveti hakkında önemli bir incelemedir.
Hükmü Koruyanlar: Fıkıh ve zahiri şeriatı koruyan âlimler
(Ebu Hanife, Şafii vb.). Bunların sırrı Kürsi'dedir.
Sırrı ve Hali Koruyanlar: Ledünni ilme sahip olan sufiler
(Cüneyd-i Bağdadi, Bistami vb.). Bunların sırrı Arş'tadır.
Kutup / Muhammedi Ruh: Âdem
henüz su ve toprak arasındayken peygamber olan bu ruh, her devirde farklı
isimlerle (Kutup) zuhur eder.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON DÖRDÜNCÜ KISMI
On Beşinci Bölüm
Kutupların sırları
Müdavi'l-Kulum:
"Yaraları iyileştiren" demektir.
Bu kutup, kimya (simya) ilmini ve madenlerin hakikatini
bilir.
Varlık aleminin idaresi
Pazar / İdris Peygamber / Güneş / Ruhanilik, ışık, sesler,
nagmeler, mizaç
Pazartesi / Âdem Peygamber / Ay / Mutluluk/bedbahtlık,
isimlerin özellikleri
Salı / Harun Peygamber / Merih / Yönetim, ordu düzeni, savaş
hileleri, hidayet
Çarşamba / İsa Peygamber / Utarid / Vehim, vahiy, rüya
tabiri, yazı, sanat, sihir
Perşembe / Musa Peygamber / Müşteri / Bitkiler, güzel ahlak,
ibadetlerin kabulü
Cuma / Yusuf Peygamber / Zühre / Cemal, ünsiyet, tasvir,
haller ilmi
Cumartesi / İbrahim Peygamber / Satürn / Sebat, süreklilik,
kalıcılık
Kutupluk makamı Müdavi’l-külûm’dan sonra el-Müsteslim'e
geçer. Onun temel uzmanlığı Zaman (Dehr)
bilgisidir.
Mesafe arttıkça (yeryüzüne inildikçe) "tortu" ve
"perde" (şehvet, arzu, kuşku) artar.
On Altıncı Bölüm
İblisin geldiği dört cihet, evtâd ve evtâd’ın ilimleri ve
mertebeleri incelenmiştir.
Şeytan insana önden yaklaştığında insan duyularında kuşkuya
düşer, hata eder. Önden yaklaşan şeytanı defedebilirse Nur ilimleri, kesin
kanıtlar ve keşif bilgisine ulaşır.
Şeytan insana arkadan yaklaşırsa insan asılsız iddialara
kapılır. Eğer bu şeytanı defedebilirse sadıkların ilmine, doğruluk/hakikat
ilmine ulaşır.
Şeytan sağdan yaklaşırsa insanın imanı zayıf düşer. Bu
şeytanı defedebilirse hakikati hayalden ayırır.
Şeytan soldan yaklaşırsa insan inkara, şirke düşer. Bu
şeytanı defedebilirse tevhide ulaşır.
Evtad (Dört Direk)
Evtad, dünya nizamının üzerinde durduğu dört manevi
sütundur.
Öndeki Direk
İnsanın "zahiri" ve "müşahede" alanıyla
ilgilidir.
Arka Sahibi Direk
Varlığın "kökeni" ve "nefsin
derinlikleri" ile ilgilidir.
Sağ Sahibi Direk
"Ruhani güçler" ve "geçişler" ile
ilgilidir.
Sol Sahibi Direk
"Dünyevi oluş" ve "madde" ile ilgilidir.
2. Cilt
ÜÇÜNCÜ SİFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON BEŞİNCİ KISMI
On Yedinci Bölüm
Kevni ilimlerin bilinmesi, yardımcı temel ilahi ilimlerin
miktarının bilinmesi hakkındadır.
Bilginin Tasnifi
Varlıktan varlığa: Mevcut olan bir şeyi delil yaparak başka
bir mevcudu bilmek.
Varlıktan nispete: Varlıktan hareketle var olmayan ama
ilişki bildiren "nispetleri" bilmek.
Varlıktan Hakk'ın Zatına: Yaratılanı görerek Yaratıcıyı
tanımak.
Hakk'tan varlıklara: Allah'tan alınan ilimle yaratılmışları
bilmek.
Nispetlerden varlıklara: İlişkilerden yola çıkarak var olanı
bulmak.
On Sekizinci Bölüm
Müteheccidlerin (Geceleyin uyanık kalanların) ilimlerinin bilinmesi
hakkındadır.
Teheccüd kılan kişi, ilahi isimler arasında doğrudan
"Hak" ismine sığınır.
On Dokuzuncu Bölüm
İlimlerin artış ve eksiliş sebebi, nazarî ve tecrübî ilimler
ile ilimlerde artış ve eksiliş sebepleri hakkında bir incelemedir
Her canlı, her an yeni bir bilgiye ulaşır ancak çoğu bunun
farkında değildir.
Her insanın Allah'a yükselen kendine has bir merdiveni
vardır.
İsimlerin ve sıfatların sadece "nispetler" (ilişkiler)
olduğunu anlamak teheccüd ehlinin bir keşfidir.
Yirminci Bölüm
İsevî ilim
Hz. İsa'ya verilen ilim, "harfler ilmi"dir.
Yirmi Birinci Bölüm
Alemin tekten yaratıldığı hakkında bir incelemedir.
İster duyusal dünyada (anne-baba-çocuk), ister mantık dünyasında
(iki öncül ve bir sonuç) olsun, üçüncünün ortaya çıkması için iki şeyin özel
bir tarzda birleşmesi gerekir.
Yirmi İkinci Bölüm
Menzillerin esasları hakkında
İlim yolunda 19 menzil…
Övgü / Büyüklük ve ihtişam; kulun acziyetini bilmesi.
Remiz / İtirazdan kurtulmak; varlığın Allah'ın bir
"şifresi" olduğunu anlamak.
Fiiller / Fiillerin gerçekte kime ait olduğunu idrak etmek.
Umut / Korku ile ümit arasında dengede durmak (İtidal).
Zât / İlahi hakikatin tecelli ederek diğer her şeyi silmesi.
Yirminci Üçüncü Bölüm
Korunmuş kutupların ve korunmuşluklarının sırları
Arif, dünya ve ahirette yüzü kara kimsedir
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON YEDİNCİ KISMI
Yirmi Dördüncü Bölüm
Kevni ilimler hakkındadır.
Allah, "Bana dua edin, kabul edeyim" diyerek,
kulun duasına icabet etmeyi Kendi üzerine bir hak/zorunluluk kılmıştır. Bu,
kulun adak adamasına benzer; kul bir şeyi adadığında o artık ona farz olur.
Yirmi Beşinci Bölüm
Dört tür ilim bahşedilmiş kutupların sırları
Özel Bir Direğin Bilinmesi / Hızır
Zahir Adamları / Dünya işlerinde tasarruf sahibi olanlar.
Bâtın Adamları / Yıldızların ruhlarını ve yüce manaları
indirebilenler.
Had (Sınır) Adamları / Cennet-cehennem, zıtlıklar arasındaki
çizgiyi (Araf) bilenler.
Matla' (Doğuş) Adamları / İsimlerde tasarruf sahibi olan en büyük
sınıf (Melâmîler).
Menzillerin sırrı Hakkın her şeyin suretinde tecelli
etmesidir.
Yirmi Altıncı Bölüm
Remiz sahibi kutuplar
Harflerin varlık alanı
Rakamsal Harfler: Gözle görülen, yazılan şekiller.
Lafzî (Sözlü) Harfler: Havada şekillenen ve bir daha yok
olmayan sesler.
Zihnî (Hayalî) Harfler: İnsanın zihninde canlandırdığı
harfler. Bunlar, "himmet" ile birleştiğinde en güçlü etkiye sahip
olanlardır.
Yirmi Yedinci Bölüm
İlahi vuslat ve yakınlık, pabuçların giyilmesi ve
çıkarılması, Musevi kelam hakkında bir incelemedir.
Musa Peygamber menzile, yani doğrudan kelam makamına
ulaştığı için ayakkabılarını (beşerî ve hayvani özellikleri temsil eden deri)
çıkarmıştır.
Yirmi Sekizinci Bölüm
“Elem tere keyfe”
kutuplarının bilinmesi hakkındadır.
Allah Hakkında Soru Sormak
Dört ana soru edatı (Hel, Ma, Keyfe, Lime)
"Akrabaya sevgi" (Meveddet) ayeti, Ehl-i Beyt'e
karşı sarsılmaz bir bağlılık gerektirir. Gerçek bir aşık, sevgilisinin (veya
onun ailesinin) kendisine yaptığı haksızlığı bile bir "nimet" ve
"kaderin cilvesi" olarak görür.
Yirmi Dokuzuncu Bölüm
Selman’ı Ehl-i Beyt’e katan sırrın ve ona mirasçı olan kutupların
ve sırlarının bilinmesi
Şeriatta "oğul" derece olarak kuldan düşük
tutulur; çünkü oğulda bir "hak iddiâsı" varken, kulda sadece
"teslimiyet" vardır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ONSEKİZİNCİ KISMI
Otuzuncu Bölüm
İbadet ehlinin makamları hakkında
Efrad, vaktin Kutbu'nun (Kutbu'l-İrşad) tasarrufu altında
olmayan yegâne gruptur.
Süvari kutuplar: Allah kendilerine tasarruf (varlık üzerinde
etkide bulunma) yetkisi vermiştir
Otuz Birinci Bölüm
Süvarilerin esasları
Sufilerin Hakk'ın isimlerinin O'na nispetinin hakikatini
bilmeleri.
Hızır'ın Üç Tavrı
Gemiyi delerken "İstedim ki..." (Kusuru kendine
nispet etti).
Çocuğu öldürürken "İstedik ki..." (Hem kendine hem
Allah'ın iradesine işaret eden çoğul zamir).
Duvarı onarırken "Rabbin istedi ki..." (Sırf hayır
olanı doğrudan Allah'a nispet etti).
Otuz İkinci Bölüm
İkinci tabakadan üzengi sahibi yönetici kutupların bilinmesi
Bu tabakanın velileri, Allah'ın el-Müdebbir (İşi yöneten) ve
el-Mufassıl (Ayetleri ayrıntılayan) isimlerinin yeryüzündeki mazharlarıdır.
FUTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON DOKUZUNCU KISMI
Otuz Üçüncü Bölüm
Niyetçi kutupların, sırlarının ve esaslarının kemiyetinin
bilinmesi
Niyet yağmur gibidir; toprak (amel) ise onunla canlanır.
Yağmur tektir, ancak düştüğü toprağın mizacına göre kimi yerde gül, kimi yerde
diken bitirir.
Niyet sahipleri, Yunus Peygamberin meşrebi üzerindedirler.
Otuz Dördüncü Bölüm
Nefesler menziline ulaşıp durumları müşahede etmiş şahsın
bilinmesi
Hak Teâlanın gecenin son üçte birinde dünya semasına
inmesinin incelenmesi.
Amâ, Arş ve İstivâ
Amâ: Allah'ın âlemi yaratmadan önce bulunduğu, "altında
ve üstünde hava olmayan" mutlak gizlilik mertebesidir.
Arş: Rahman isminin tecelli ettiği (istivâ) tahttır.
İniş (Nüzul): Allah’ın gecenin son üçte birinde dünya
semasına inmesi, O’nun kullarına olan yakınlığını ve "mümin kulumun
kalbine sığdım" hadisindeki genişliği ifade eder. Mümin kalbi, ilahi
isimlerin tamamını yansıtabilen tek aynadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİNCİ KISMI
Otuz Beşinci Bölüm
Nefesler menziline ulaşmış şahsın ve ölümünden sonraki
sırlarının bilinmesi
Otuz Altıncı Bölüm
İsevilerin, kutuplarının ve usullerinin bilinmesi hakkında
"Allah’ı görürcesine ibadet et" emri İsevî bir
hakikattir.
Otuz Yedinci Bölüm
İsevî kutupların ve sırlarının bilinmesi
İsevî meşrepteki kutuplar, sahip oldukları manevi bir hali
veya makamı bir başkasına aktarmak istediklerinde fiziksel bir temas yolunu
seçerler.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ BİRİNCİ KISMI
Otuz Sekizinci Bölüm
Muhammedi makama muttali olmuş kutupların ve ona ulaşmamış
kutupların bilinmesi
Allah’ın isimlerinden biri olan el-Velî, peygamberlik ve
elçilik kesilse de baki kalmıştır.
Kul, kendisine bir isim (örneğin ilim veya güç) verildiğinde,
bu ismin gerçek sahibinin Allah olduğunu unutmamalıdır.
Otuz Dokuzuncu Bölüm
Hak, kendisini kendi katından kovduğunda velinin düştüğü
makamın bilinmesi
Bir veli hata işlediğinde veya makamından
uzaklaştırıldığında, kalbinde oluşan horluk (zillet), pişmanlık ve kırıklık,
onu eski halinden daha yüksek bir makama taşır.
Arif, işlediği günahın bir "yasak çiğneme"
arzusundan değil, ilahi kaderin bir tecellisi olduğunun bilincindedir.
Kırkıncı Bölüm
Kevn ilimlerinden cüzî ilme komşu menzilinin, tertibinin,
sırlarının ve kutuplarının bilinmesi
Mucize, Keramet, Sihir
Bir şeyin "cevheri" (özü) aynı kalır, ancak Allah
ona "taş" sureti yerine "altın" sureti giydirebilir. Bu,
suyun buharlaşması veya soğuyup buz olması gibidir.
Kulluğun ne kadar sağlamsa, hallerin peygamberlerin
hallerine o kadar yaklaşır.
DÖRDÜNCÜ SİFR
FUTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ İKİNCİ KISMI
Kırk Birinci Bölüm
Gece ehli
Allah, insanların üzerine uykuyu bir perde olarak çeker ki,
gece ehli Maşukları (Allah) ile rahatça baş başa kalabilsin.
Allah, her kulu kendi himmetinin (manevi azminin) ulaştığı
yerde karşılar.
“Beni sevdiğini iddia edip gece olduğunda uyuyan kimse
yalancıdır!”
Kırk İkinci Bölüm
Fütüvvet ve fetâların, menzilleri
Genç (fetâ), sadece bedeni güçlü olan değil, eşyanın ve ilahî
mertebelerin değerini bilen kişidir.
Fütüvvet, incitmemek, incinmemek, her varlığa hakkını vermek
ve her durumda Allah'ın rızasını insanların beğenisine tercih etmektir.
Kırk Üçüncü Bölüm
Vera’ sahipleri
Vera, sadece açık haramdan değil, haram olma ihtimali olan
"şüpheli" (müştebih) şeylerden de uzak durmaktır.
Arifler sıradan insan (avam) maskesi altında gizlenirler.
Üzerlerinde özel bir kıyafet, isim veya unvan taşımazlar.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ ÜÇÜNCÜ KISMI
Kırk Dördüncü Bölüm
Behlüllerin ve onların Behlül mertebesindeki imamları
hakkındadır.
Bu kişiler, kalplerine gelen ani ve güçlü bir ilahî tecelli
(varid) neticesinde akıllarını yitirmişlerdir.
İlk tecelli lütuf ile gelmişse deli "mutlu ve
neşeli" (Behlül gibi) olur.
İlk tecelli kahır ile gelmişse deli "üzüntülü ve
sessiz" olur.
Kırk Beşinci Bölüm
Erdikten sonra geri dönenin ve onu geri döndürenin bilinmesi
Yaratıklardan kaçış (Halvet) doğru müridin ilk işidir.
Hakk’ı buluş (Vuslat) kaçıştaki dürüstlüğün mükafatıdır.
Yaratıklara dönüş (İrşad) Hakk’ı bulmanın gerçek kanıtıdır.
Bu dönüş ilahî bir görevdir.
Şimşek nuru, zati müşahedeyi temsil eder ve anidir; bazıları
"yağmur" (kalıcı meyve/bilgi) getirir, bazıları sadece parlar geçer.
Kırk Altıncı Bölüm
Az ilmin ve salihlerden onu elde edenlerin bilinmesi
İlim, bilen ile bilinen arasındaki bir "nispet"
(ilişki)dir.
İnsana verilen ilim, insanın kendi başına taşıyabileceği,
güç yetirebileceği kadardır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ DÖRDÜNCÜ KISMI
Kırk Yedinci Bölüm
Süflî menzillerin ve makamlarının vasfı
Sonun, başın özlemini çekmesi ve bunun sebebi.
Dairedeki sırlar.
Namazda "Semiallahu limen hamideh" (Allah hamd
edeni işitti) derken, aslında kul Allah'ın vekili olarak konuşur. Bu, namazın
en yüce halidir.
Kader Sırrı
Evrendeki her varlığın (melekler, bitkiler, madenler)
yaratıldığı andan itibaren "bilinen bir makamı" var.
Ancak insan ve cinler bu makama ömür boyu süren bir
yolculukla (süluk) ulaşır. İnsan ve cin için makam, ancak son nefeste netleşir.
Kırk Sekizinci Bölüm
Bu bundan dolayı böyle oldu’nun bilinmesi hakkında. Bu illet
ve sebebin İspatıdır.
Neden özü gereği sonuç doğuran şeydir. Neden varsa, sonuç
(nedenli/malul) zorunlu olarak vardır.
Bütün İsimlerin Bilgisi
Nedenselliğin insandaki karşılığı, Hz. Âdem’e öğretilen
isimlerdir.
İnsan, âleme yönelen tüm ilahi isimlerin hakikatini kendinde
topladığı için "ilahi suret" üzeredir.
Halifenin, onu halife tayin edenin (Allah) özelliklerini
yansıtması gerekir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ BEŞİNCİ KISMI
Kırk Dokuzuncu Bölüm
"Ben Rahmanın nefesini Yemen yönünden alıyorum"
hadisinin ve bu menzilin ve adamlarının bilinmesi
Mümin her nefesinde bir darlık (kabz) ve genişleme (bast)
yaşar. Kul ne zaman sıkışsa, Allah'ın Rahman ismi ona "nefes" olur.
Ellinci Bölüm
Hayret ve acizlik adamlarının bilinmesi
Akıl, Tanrı hakkında ancak "ne olmadığını"
(tenzih) söyleyebilir.
Keşif ehli kalplerini düşünce kirlerinden arındırarak
Allah’ın tecellilerine açarlar.
Allah'ı bilmenin delili, O'nun bilinemeyeceğini kavramaktır.
Elli Birinci Bölüm
Vera’ ehlinden nefes-i rahman menziline ulaşmış kişilerin
bilinmesi
Vera ehli, sadece midesini değil, dilini ve kulaklarını da
korumak ister. İnsanlar arasındaki dedikodu ve boş sözlerden kaçmak için uzlete
(yalnızlığa) çekilirler.
İnsan ya sahip olduğu dünya malını ya da sahip olmadığı şeyi
düşünür. Her ikisi de ibadetteki ihlası bozar.
Elli İkinci Bölüm
Keşif sahibinin onu gördükten sonra gayb aleminden şahadet
alemine kaçışının sebebinin bilinmesi
İnsan "bir zayıflıktan" yaratılmıştır. Bu zayıflık
kulun ayrılmaz bir özelliğidir.
İnsan nefsi aslında "yokluk" (adem) üzerine
kuruludur. Bu yüzden kendisine "yokluğun" dokunacağını hissettiği her
an büyük bir korkuya kapılır. Varlık bir lezzet, yokluk ise nefis için en büyük
acıdır.
Eğer bir kişi manevi mertebeye kendisinde bir güç veya
"rablik" (benlik) görerek (yanan bir kandil gibi) girerse, ilahi
esinti (Nefes-i Rahmânî) o kandili söndürür ve o kişi karanlıkta kalır.
Elli Üçüncü Bölüm
Müridin, şeyhin varlığından önce nefsine telkin ettiği
amellerin bilinmesi
Müride lazım olan şeyler: açlık, uzlet, susmak, seher.
Bu amelleri yerine getiren mürid, şu dört şeyi hakkıyla
tanımaya başlar:
Allah’ı bilmek (Marifetullah)
Nefsi bilmek (Nefis terbiyesi)
Dünyayı bilmek (Dünyanın fani yüzünü görmek)
Şeytanı bilmek (Onun hilelerini fark etmek)
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ ALTINCI KISMI
Elli Dördüncü Bölüm
İşaretlerin bilinmesi
Eğer bir kişi her şeyde Hakk'ın yüzünü (vechullah)
göremiyorsa, eşya ile Allah arasında bir mesafe (uzaklık) algılıyor demektir.
İşaret, bu mesafeyi aşmak için kullanılan bir araçtır.
Elli Beşinci Bölüm
Şeytani tehlikelerin bilinmesi hakkında
Şeytan ateştendir ve ateş kararsızdır. Bu yüzden şeytani
düşünce tek bir noktada sabit kalmaz, sürekli değişir ve kişiyi şüpheye
düşürür.
Melekî düşünce farzlara ve kesin hayırlara yöneltir,
süreklidir.
Nefsi düşünce toprak gibi sabittir; kişi mubah bir şeyi
(yemek, içmek gibi) istemeye devam eder.
Haram/Mekruh düşüncesi gelirse kesinlikle şeytandandır.
Farz düşüncesi gelirse melektendir, hemen yerine getir.
Elli Altıncı Bölüm
İstikra ve sağlamını zayıfından ayırt etmenin bilinmesi
Tümevarım / İstikra dünyevi işlerde ve ahlakta geçerli olsa
da Allah'ı tanımada yanıltıcı olabilir.
Tümevarım, bir şeyin sürekli tekrar etmesine dayanır. Oysa
Allah, tek bir surette iki kez tecelli etmez.
Elli Yedinci Bölüm
İlham ilminin istidlal türlerinden herhangi bir türle elde
edilmesinin bilinmesi
"Nefse günahını ve takvasını ilham edene yemin
olsun"
Nefis yaratılışı gereği itidali ve kendisine faydalı olanı
(mubahı) ister.
Nefis ancak şeytanın ilhamını kabul ederse kötüye yönelir.
Allah sürekli verir, ancak biz "istidadımız"
(kapasitemiz) kadarını alabiliriz. Mahrumiyet, aslında Allah'ın vermemesi
değil, mahalin o şeyi kabul edememesidir.
Elli Sekizinci Bölüm
İstidlalde bulunan ilham ehlinin bilinmesi, kalbe dolup
taşan ve kalbin temayüllerini bölen ve onları dağıtan ilahi ilmin bilinmesi
Akıl, kendi hizmetçisinin (fikir) esiridir
Allah'ın tecellileri her an değişir (her an bir şe’ndedir).
Akıl, sınırlayıcı ve dondurucu olduğu için bu akışkan tecelliyi kavrayamaz.
Rabbini tanımak istiyorsan, aklını kalbin emrine ver.
Elli Dokuzuncu Bölüm
Mevcut ve mukadder imanın bilinmesi
Zaman, bizlerin varlıklar arasındaki değişimleri algılama
biçimimizdir. Eğer hiçbir değişim olmasaydı, zaman kavramı da olmazdı.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ YEDİNCİ KISMI
Altmışıncı Bölüm
Unsurların, ulvî alemin süflî alem üzerindeki otoritesinin
bilinmesi
Alemin yaratılışına yönelik dört isim, dört melekî hakikat
ve onun altındaki, burûc melekleri, menziller, yedi gök ve diğerleri,
unsurların, rükünlerin ve müvelledâtın yaratılışı, insanın yaratılışı hakkında
bir incelemedir.
Varlığın hiyerarşisi
Varlık, dört temel ilahi isme/sıfata dayanır: Hayat, İlim,
İrade ve Kudret.
Hayat en üsttedir (ilmin şartıdır), İlim her şeyi kuşatır,
İrade mümkün olanı seçer, Kudret ise var eder.
Bu dörtlü yapı, insan zihninde Mantık, Matematik, Doğa ve
Metafizik (İlahi İlim) olarak karşılık bulur.
Allah, Hayat sıfatından İlk Akıl'ı, İlim sıfatından ise
Nefs'i var etmiştir.
Kalem kâtiptir, Levha ise üzerine kaderin yazıldığı
sayfadır.
12 Valiler (Burçlar): En uzak felekte (Atlas feleği)
yerleşmiş, Levha'daki emirleri okuyan 12 büyük melek/ruhaniyet.
28 Teşrifatçılar (Menziller): Ay'ın menzillerinde bulunan ve
valilerin emirlerini nakleden melekler.
7 Nakibler (Gezegenler): Yedi gökte bulunan ve yeryüzündeki
olayları bizzat idare eden vekiller (Zühal, Müşteri, Merih, Şems, Zühre,
Utarit, Kamer).
Altmış Birinci Bölüm
Cehennemin, azap açısından oradaki varlıkların en büyüğünün
bilinmesi
Cehennemin ana yapısı (duvarları) yaratılmıştır. Ancak
içindeki azap araçları, oraya giren insanların ve cinlerin kendi amelleriyle o
anda yaratılır.
Varlık, kendi zıddıyla acı çeker.
Altmış İkinci Bölüm
Ateş ehlinin mertebeleri hakkındadır.
Cehennem Ehli Olan Dört Temel Grup
Kibirliler (Müstekbirûn): Firavun ve Nemrut gibi rablik
iddia edenler. İblis onlara "sağdan" (güç yönünden) gelir.
Müşrikler (Ortak Koşanlar): Allah'ı kabul edip başka
varlıkları O'na yaklaştırıcı kılanlar. İblis onlara "önlerinden" (görüş
yönünden) gelir.
Muattıla (Ateistler): Bir yaratıcıyı tamamen reddedenler.
İblis onlara "arkalarından" (bakmadıkları yönden) gelir.
Münafıklar: İkiyüzlüler. İblis onlara "soldan" (en
zayıf yönden) gelir. Münafıklar cehennemin en derin (en zayıf) yerindedirler.
Cehennemin yapısı
7 Kapı x 4 Yön = 28 Menzil. Bu, ayın 28 menzili ve
alfabedeki 28 harfle uyumludur. Varlık bu harflerle (kelimelerle) ortaya
çıktığı gibi, inanç ve inançsızlık da bu 28 menzil üzerinden şekillenir.
Altmış Üçüncü Bölüm
İnsanların, dünya ile diriliş arasında berzahta kalmalarının
bilinmesi
İsrafil’in üfleyeceği "Sur" (Boynuz)
Boynuzun ağzı (alt tarafı) çok geniştir; çünkü içine tüm
varlık ve yokluk tasavvurları sığar.
İnsanlar kıyamete kadar amellerinin suretlerinde (berzahta)
rehin kalırlar.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ SEKİZİNCİ KISMI
Altmış Dördüncü Bölüm
Kıyametin ve menzillerinin ve dirilişin kemiyetinin
bilinmesi
Kıyametin Ontolojisi
"Kıyamet" (ayağa kalkış)
İnsanların kabirlerinden kalkıp Allah’ın huzurunda saf tutar.
Burada "er-Rahman" değil "er-Rab"
(sahip, terbiye eden) ismi öne çıkar.
Kıyamet başladığında Yedi kat gök, içindeki yıldızlarla
birlikte dürülür ve yeryüzüne atılır.
Her bir gök katının melekleri sırayla iner ve mahşer
halkının etrafında yedi daire oluştururlar.
3. Cilt
BEŞİNCİ SİFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ DOKUZUNCU KISMI
Altmış Beşinci Bölüm
Cennetin, menzillerinin, derecelerinin ve bu bölümle ilgili
midelerin bilinmesi
Varoluş Allah'ın "Ol" (Kün) sözünü işitmekle
başlamıştı, ahiret ise Allah'ın "Rızam üzerinizdedir" müjdesini
işitmekle nihayete erer.
Altmış Altıncı Bölüm
Zahir ve batin olarak şeriatın sırrının bilinmesi, hangi
ilahi ismin onu var ettiğinin bilinmesi
Varlık henüz ortaya çıkmadan önce, ilahi isimler kendi
hakikatlerine bakarlar
el-Bari (Yaratan), işi el-Kadir'e (Güç sahibi) havale eder.
O, el-Mürîd'e (İrade sahibi), o da el-Alim'e (Bilen) yönlendirir.
Varlıklar dış dünyada zuhur edince, her varlık dayandığı
ilahi ismin gücüne göre diğerini ezmeye, baskılamaya başlar.
er-Rab ismi, düzeni sağlamak için iki yardımcı tutar:
el-Müdebbir (İşi yöneten) ve el-Mufassıl (Ayrıntıları belirleyen).
Akıl, Allah'ın o kulla nasıl bir ilişki kuracağını, O'na
nasıl ibadet edileceğini ve ahiretteki detayları bilemez.
Şeriat, aklın kendi başına ulaşamayacağı "Allah
hakkındaki bilgileri" ve "ölüm ötesi gerçekleri" getirir.
Altmış Yedinci Bölüm
“Lâ ilahe illallah Muhammedun Resûlullah" şahadetinin
–ki bu imandır- bilinmesi hakkındadır
"Lâ ilâhe" derken, ilahlık niteliği değil;
insanların kafasındaki sahte ilah tasavvurları yok edilir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZUNCU KISMI
Altmış Sekizinci Bölüm
Temizliğin sırları
Yüzü Yıkamak: Haya sahibi olmak ve perdelerin kalkmasına
hazırlanmak.
Elleri Yıkamak: Sağ el ile "Kuvvet Allah'ındır",
sol el ile "Güç Allah'ındır" (La havle vela kuvvete...) bilincine
ermek. Elleri cömertlikle, infakla kirlerinden arındırmak.
Başa Mesh Etmek: Kölelik boyunduruğundan (nefsin
esaretinden) kurtulmak.
Ayakları Yıkamak: Sülukta (manevi yolculukta) Kürsü'nün
(ilahi otorite) azametini müşahede etmek.
Ağza Su Vermek (Mazmaza): Dili dedikodudan, yalandan ve boş
iddialardan temizleyip güzel zikirle süslemek.
Burun, Arapçada izzet ve kibrin temsilcisidir. Burna su
çekmek, kul olduğunu hatırlamaktır.
Dirsekler / Arapçada dirsek ve yararlanmak (irtifak) aynı
kökten gelir. Dirsek, insanın dayandığı yerdir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ BİRİNCİ KISMI
Gerçek temizlik, Allah'ı O'nun kendisini nitelediği gibi
tanımaktır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ İKİNCİ KISMI
Mushaf (delil), Allah'ın kelamına (delilli) ulaştırır.
Saygın bir zata (Allah) delalet ettiği için, o delile de saygı gösterilir.
Okuyan kişi, kendi diliyle aslında Allah’ın kelamını yine
Allah’a veya O'nun kullarına sunar. El-Kuddûs olan Allah'ın sözünü taşıyan
kabın (beden ve kalbin) temiz olması, bu vekaletin şanındandır.
İnsan hırs, cimrilik gibi fıtri özelliklerini yok edemez,
sadece bunların yönünü değiştirebilir.
Dünyalık toplama hırsı kirlidir; ancak aynı hırsı bilgi
toplama veya salih amel işleme yoluna sokmak, o sıfatın guslüdür.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ ÜÇÜNCÜ KISMI
Dünya, Allah'ın "Ol" kelimeleriyle dolmuş bir
levhadır.
İnsan topraktan yaratılmıştır. Toprak; yoksulluk, ihtiyaç ve
zillet (horluk) demektir. Teyemmüm, insanın kendi "yokluk" hakikatine
dokunmasıdır.
Hikmetli bir bilgiyi, o bilgiyi taşıyamayacak (ehil olmayan)
birine vermek, kirlilik doğurur.
Allah bir kuluna aynı şekilde iki kez tecelli etmez. Madem
her namaz yeni bir huzura kabuldür, o halde her kabul için yeni bir temizlik
(teyemmüm) gerekir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ DÖRDÜNCÜ KISMI
Her kul fıtrat üzere temiz doğar. Çünkü "Ben sizin
Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Evet" demiştir.
ALTINCI SIFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN OTUZ BEŞİNCİ KISMI
Altmış Dokuzuncu Bölüm
Namazın ve umumi oluşunun sırlarının bilinmesi
Namaz, müminin miracıdır.
Her vakit, bir ilahi ismin hüküm sürdüğü zamandır.
Öğle Vakti: ez-Zahir isminin hükmü altındadır.
Namazı Kaçırmak / Farz namaz kasten vaktinden çıkarılırsa, o
vakte özgü ilahi tecelli kaçırıldığı için "kaza" edilemez. Çünkü her
anın tecellisi kendine özgüdür; giden geri gelmez.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ ALTINCI KISMI
Namazın yasak olduğu vakitler: güneşin doğuşu, batışı ve tam
tepede oluşu
Kıble ve kader
Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır
İnsan seçtiğini zannederken bile, o seçimi yapmaya mecbur
bırakılmıştır.
Secde / İnsanın en şerefli azası olan yüzünü, en hor görülen
toprak üzerine koyması, aslında toprağın (yeryüzünün) zilletini onarmak
içindir.
Allah "kalbi kırık olanlarla" beraberdir. Kul,
secde ederek toprağın kırıklığını kendi yüzüyle tamir ederken, Allah'a en yakın
olduğu ana ulaşır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ YEDİNCİ KISMI
Başlama Tekbiri kulu namaz dışındaki her şeyden "men
eden" (haram kılan) bir sınırdır.
Namazda Fatiha'nın ayetleri arasında durmak (sekte) edep
makamıdır.
Kul bir ayet okuduğunda, Hakk'ın ona cevap vermesi için
susmalı ve "kulak kesilmelidir."
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN OTUZ SEKİZİNCİ KISMI
En büyük azap, Allah’tan uzak düşmektir.
İmamlık; bilgiyi, hali ve makamı temsil eden bir simgedir.
Kim öne geçerse geçsin, arkasındakiler onda ilahi bir tecelliyi takip ederler.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRKINCI KISMI
Namazdaki saflar, gökteki meleklerin saflarına benzetilir.
Safın düzgün olması, himmetlerin (niyetlerin) birleşmesi demektir.
Şeytan "uzaklık" demektir; araya mesafe girdiğinde
Allah'ın rahmetinden uzaklık (şeytanilik) başlar.
4. cilt
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK BİRİNCİ KISMI
Cuma'nın Fasılları
Cuma namazı, "Bir" olanın "Çokluk"
içinde nasıl bilineceğinin sembolüdür.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK İKİNCİ KISMI
Arafat "bilme" (marifet), Müzdelife ise
"yakınlık" (kurbiyet) yeridir.
Kişinin gücü neye yetiyorsa (gözle işaret, kalple yöneliş),
namaz odur.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK ÜÇÜNCÜ KISMI
Kaza namazı
Unutan ve Uyuyan / Bu kişiler için "namazın vakti",
uyandıkları veya hatırladıkları andır.
Çünkü Allah kişiyi sadece gücünün yettiğinden sorumlu tutar.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE NİN KIRK DÖRDÜNCÜ KISMI
Sehiv Secdesi
Her kul, kendi "huzur" (hazır olma) halindeki
eksikliği bizzat kendi secdesiyle onarmalıdır.
Vitir namazı, gündüz namazlarının "tekliğini" gece
namazıyla dengelemek içindir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK BEŞİNCİ KISMI
Teravih namazı, "Ramazan" ismine hürmeten ayağa
kalkmaktır.
Oruç, insanı yemek, içmek ve cinsellikten uzak tutarak ona
"Samed" (hiçbir şeye muhtaç olmayan) sıfatından bir nasip verir.
Güneş Tutulması (Aklın Tutulması)
Ay Tutulması (Nefsin Tutulması)
Zorda kalan (muztar) kişinin duasının kabul edilme sırrı
onun sebeplerden tamamen kopup "bütün varlığıyla" Allah'a
yönelmesinin sonucudur.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK ALTINCI KISMI
Kur'an'daki Secde Ayetleri
Farklı manevi tecrübelerle ilişkilidirler.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK YEDİNCİ KISMI
Tilâvet Secdesi ve Kalbin Ebedi Secdesi
Bayram namazı günün başında kılınarak tüm günü bir "namaz
hükmüne" sokar.
Şehit
SEKİZİNCİ SİFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK SEKİZİNCİ KISMI
Cenaze namazı
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN KIRK DOKUZUNCU KISMI
İstihare namazı
Bu namaz insanın kendi sınırlı bilgisinden Allah'ın sonsuz
ilmine sığınmasıdır.
Salat, Allah için rahmet, melekler için istiğfar, insan için
münacattır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİNCİ KISMI
Yetmişinci Bölüm
Zekâtın sırları
Emaneti sahibine teslim etmek
İhlas, amelin zekâtıdır; onu temizler ve kabul edilebilir
kılar.
Bilginin zekâtı öğretmektir. Bir mürit soru sorduğunda
zekâtın vakti gelmiş demektir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ BİRİNCİ KISMI
Bilginin zekâtı onu başkalarına ulaştırmak ve ihlasla
derinleştirmektir. Amelin zekâtı ise onu nafilelerle (fazlalıklarla)
tamamlamaktır.
Fitre, insanın yaratılışındaki
(fıtratındaki) "ilk açılış"ın şükrüdür.
Oruç tutan kişi "yemez-içmez" hale gelerek
Allah'ın Samed (muhtaç olmama) sıfatını taklit eder. Fitre, bu ilahî sıfatın
kula ait olmadığını idrak etmenin bedelidir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ İKİNCİ KISMI
Bal, vahyin ürünüdür.
Sadakada aşırı giden, vermeyen gibidir.
Her sabah iki melek iner; biri infak edene "halef"
(bedel), diğeri cimriye "telef" (yok oluş) diler.
Yakın akrabaya sadaka daha layıktır
İnsana şah damarından yakın olan Allah'tır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ ÜÇÜNCÜ KISMI
Allah katında her şey önceden bilindiği için aslında
"imkân" (olasılık) yoktur, sadece "oluş" vardır.
Zekât vermek, sadece bir malı eksiltmek değil, o maldaki
"benlik" iddiasını (iddiadan arınmışlık) temizlemektir.
5. Cilt
DOKUZUNCU SİFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ DÖRDÜNCÜ KISMI
Şeytan, Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı için bu adı
almıştır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ BEŞİNCİ KISMI
Yetmiş Birinci Bölüm
Orucun sırları
Oruç, diğer ibadetler gibi "yapılan" bir şey
değil, "yapılmayan" (terk) bir eylemdir.
İftar / Ramazan isminin oruç üzerindeki hükmünün sona
ermesi, yerine el-Fâtır (Yaratan/Açan) isminin geçmesidir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ ALTINCI KISMI
İbadeti vaktinde yapanı "el-Evvel" ismi karşılar.
Erteleyeni ise "el-Ahir" ismi karşılar.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ELLİ YEDİNCİ KISMI
"Sahur" kelimesinin türediği "seher"
vakti, ne tam gece ne de tam gündüzdür. Bu karışım hali, tasavvufta
"hayret" ve "kuşku" makamına tekabül eder.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ELLİ SEKİZİNCİ KISMI
Şevval ayındaki 6 gün, yıl içindeki 5 yasak günü (Bayramlar
ve Teşrik günleri) telafi eder.
Her yeni ay, Hakk’tan gelen bir konuktur.
Üç gün (oruç), "iyiliğe on katı sevap" sırrıyla 30
güne (bir aya) tekabül eder.
Pazartesi / Âdem’in günü
Perşembe / Musa’nın günü
Şeytan insana dört yönden (ön, arka, sağ, sol) gelir. Kul
ise "beşinci" unsurdur. Perşembe (beşinci gün) orucu, Musa'nın
heybeti ve bekçiliğiyle bu dört kapıyı şeytana kapatır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ELLİ DOKUZUNCU KISMI
Cuma günündeki o gizli an (dua saati), evrensel adaletin ve
bâtınî kemalin zirvesidir. Bu saat, yedinci gökteki ruhun (Adalet seması) hükmü
altındadır.
Bedeni sadece sağlık için aç bırakmak "perhiz"dir.
Allah rızası için, nefsin "ben müstakilim" diyen gururunu kırmak için
aç bırakmak "oruç"tur.
Meryem Orucu: İki
gün tutup bir gün yemek. Meryem, erkeklerin derece üstünlüğünü bu fazladan
oruçla eşitlemiş ve Hz. İsa gibi bir kâmil varlığın annesi olmaya hak
kazanmıştır.
Bir oruçluya iftar ettiren kişi, aslında Allah'ın el-Fâtır
(Yaratan, Açan) ismiyle birleşir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ALTMIŞINCI KISMI
Kadir Gecesi'nin en büyük alameti, sabahında güneşin
"şuasız" doğmasıdır. Güneş, tıpkı ay gibi sadece aydınlığı olan ama
yakıcı ışınları sönmüş bir yuvarlak olarak doğar.
ONUNCU SİFR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ BİRİNCİ KISMI
Yetmiş İkinci Bölüm
Hacc ve sırları
Göklerin ve yerin sığdıramadığı Allah'ı, mümin kulun kalbi
sığdırmıştır. Bu yüzden kalp, taştan yapılmış Kâbe'den daha değerlidir.
Kâbe'nin etrafında dönen insanlar gibi, kalbin etrafında da
sürekli düşünceler döner.
Kâbe’nin Rükünleri /
Köşeleri
Hacer-i Esved (Siyah Taş): Hak (Allah) kaynaklı düşünceleri
temsil eder.
Rükn-i Yemanî: Melek kaynaklı düşünceleri temsil eder.
Şam Rüknü: Nefs kaynaklı düşünceleri temsil eder.
Irak Rüknü: Şeytan kaynaklı düşünceleri temsil eder. (Bu
yüzden bu rükünde kötülüklerden Allah'a sığınılır).
Kul kalbini her yokladığında, aslında Rabbine doğru bir hac
seferindedir.
Bebek, "Bezm-i Elest"te (ruhlar aleminde) Allah'a
verdiği "Evet, Sen bizim Rabbimizsin" sözü (fıtrat) üzerine doğar.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ALTMIŞ İKİNCİ KISMI
Namaz için "vakit" neyse, hac için
"mikat" odur.
Mikat / İhrama girilen yerler
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ ÜÇÜNCÜ KISMI
Kaburganın eğriliği, hayati organları koruması için
gereklidir. Kadının "eksikliği" olarak görülen durumlar, aslında
ondan beklenen görev (koruma, şefkat, annelik) için en uygun
"doğruluk"tur.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ DÖRDÜNCÜ KISMI
Kurban bulamayanın tuttuğu oruç, sıradan bir ibadet değil, "Allah’a
ait olanın Allah’a iadesidir.
Kurbandan Allah’a ulaşan sadece "takva" iken,
orucun tamamı O’nundur. Bu yüzden oruç, kurbandan daha üstün bir
"hediye"dir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ BEŞİNCİ KISMI
Allah mekândan münezzehtir ("Her nerede olursanız O
sizinledir"). Öyleyse neden bir eve (Kâbe) yöneliyoruz? Çünkü Kâbe,
insanın kendi nefsine delilidir. Oraya yürümek, aslında kendi iç dünyana
yaptığın bir seferdir.
Şirk, gerçekte
var olmayan bir şeyin var sayılmasıdır. İnsan, yaratılışındaki "korkaklık"
ve "bilgisizlik" nedeniyle Allah'tan başkasının da etkili olduğunu
sanır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ ALTINCI KISMI
Tavaf
Gökyüzündeki yedi gezegen feleğinin hareketi makro kozmosu;
tavafın yedi dönüşü ise mikro kozmosu temsil eder.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ YEDİNCİ KISMI
İki yeşil direk arasında koşulmasının nedeni, vadilerin
şeytanların yerleşim yeri olmasıdır. Mümin, nefsi ve şeytani etkilerden hızla
uzaklaşarak "Safa"ya (arınmaya) koşar.
Arafat’taki vakfe, kıyametteki duruşun bir provasıdır. Ancak
buradaki duruş, azap için değil; mağfiret, rahmet ve ihsan içindir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ SEKİZİNCİ KISMI
Mina (arzu demektir), sadece taş atılan bir vadi değil,
"temennilerin" İlâhî rızada yok edildiği ve kulun sahte ilah
düşüncelerinden bütünüyle temizlendiği bir dünya cennetidir.
Her insanın içinde Hz. Peygamber’e ait bir
"suret/parça" vardır. Kişi salavat getirdiğinde, aslında kendi
içindeki o Muhammedi nuru besler ve onun üzerinden İlâhî dostluğa (hullet)
ulaşır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ALTMIŞ DOKUZUNCU KISMI
Allah bir şeye
"ol" dediğinde, o şeyin hitabı anlayacak bir "şeyliği"
olması gerekir. Yani varlıklar, yaratılmadan önce Allah'ın ilminde "yokluk
halindeki sabit hakikatler" olarak mevcuttur.
Allah bu yokluktaki
hakikatlere "Nur" ismiyle tecelli eder, onlar da bu nurla
"yaratılışı kabul etme kabiliyeti" (istidat) kazanırlar.
6. Cilt
ON BİRİNCİ SİFİR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YETMİŞ BİRİNCİ KISMI
Kul, doğası gereği yoksuldur. Hac ve umre bu yoksulluğu
siler.
Farz (Zorunluluk): Allah'ın evreni yaratması, kendi kemalini
bir aynada görme dileğinden doğan bir "nedenli zorunluluk"tur. Kulun
da kendine bir şeyi vacip kılması (adak gibi) buna benzer.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ İKİNCİ KISMI
Allah'ın kıskançlığı, koyduğu sınırlarla (haramlar)
bellidir.
İhramlıya kemer takmak / insanın kendi tedbirine
güvenmesidir. Oysa hac, mutlak teslimiyet makamıdır.
Dışsal olaylar (mal kaybı, hastalık) değil, bu olaylar
karşısında kalpte duyulan acı gerçek beladır.
Eğer bir kişi, dışarıdan "bela" gibi görünen bir
durumun içinde Allah'ın cemalini müşahede edip haz alıyorsa (İbrahim
Peygamber'in ateşte serinlemesi gibi), o kişi sabreden değil, şükreden
mertebesindedir.
İnsanların telbiye getirmesi, ruhlar aleminde Allah’ın
"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna verilen "Evet"
(Belâ) cevabının bu dünyadaki fiziksel yankısıdır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ ÜÇÜNCÜ KISMI
Hacer-i Esved'e dokunmak, Allah ile yapılan ezelî sözleşmeyi
yenilemektir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ DÖRDÜNCÜ KISMI
Kabe, yeryüzünde insanlar için kurulan ilk evdir
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ BEŞİNCİ KISMI
Yetmiş Üçüncü Bölüm
Karşılaşma ve sapma esnasında müşahede sahibinin elde ettiği
sırların sayısının ve karşılaşmadan ne kadar saptığının bilinmesi hakkındadır.
Gayb Ricâli
Hz. Peygamber’den sonra artık yeni bir kitap veya yeni bir
şeriat gelmeyecektir.
Nübüvvet makamı ve velilik sırrı devam eder.
Varlığın Direkleri / Gayb
Ricâli
Kutup (Gavs) Âlemin manevi
merkezidir. Allah’ın dünyaya nazar ettiği yerdir.
İmamlar (2) Kutup'un vezirleridir.
Biri melekût (gayb), diğeri mülk (şahadet) âlemini gözler.
Ebdâl (Bedeller) (7) Yedi
iklimi/bölgeyi korurlar. Mekan değiştirdiklerinde yerlerine bir
"bedel" bırakabilirler.
Nukebâ (Nakibler) (12) 12
burçla ilişkilidirler. Nefislerin gizli hallerini ve şeriat sırlarını bilirler.
Nucebâ (Necibler) (8) Şirkle
mücadele ve halkın yükünü taşımakla görevlidirler.
Allah’ın bilinmesi iki ana yolla olur:
Tenzih: Allah’ın
hiçbir şeye benzememesi. Bu akılcıların ve kelamcıların yoludur.
Teşbih (Temsil): Allah’ın
"görür gibi" ibadet edilmesi, "yüzünün" her yerde olması.
Bu hayal ve keşf ehlinin yoludur.
Kâmil İnsan: Bu
iki zıt kutbu (tenzih ve teşbih) birleştirendir. Ne Allah’ı yaratıklara
benzetir ne de O’nu varlıktan tamamen kopuk görür.
Dört Ölümsüz Resul
Bedenleriyle hala dünya hayatında (farklı boyutlarda) olan
dört büyük isim vardır.
İdris Peygamber: 4. kat semadadır.
İsa Peygamber: Göğe yükseltilmiştir, geri dönecektir.
İlyas (a.s): Yeryüzünde koruyucudur.
Hızır (a.s): Manevi irşadın gizli rehberidir.
Bu dört isim, manevi hiyerarşinin asıl
"Direkleri"dir; ümmet içindeki veliler ise onların naibleridir
(vekilleridir).
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YETMİŞ ALTINCI KISMI
Nuh Peygamberin kalbi üzerindeki 40 velî / bunlar Nuh
Peygamberin "ikinci babalık" ve "kıskançlık" (gayret)
makamının varisleridir.
İbrahim Peygamberin kalbi üzerindeki 7 velî / Allah, bu
kişilerin kalbinden kini ve kötü zannı söküp atmıştır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ YEDİNCİ KISMI
Melâmîler, âbidler, zâhidler…
Haber vermiş olsaydım, emin olmazdım
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ SEKİZİNCİ KISMI
Her nebî, sıddîk ve şehit aynı zamanda sâlihtir; çünkü
bulundukları makama elverişli hale getirilmişlerdir. Ancak dördüncü bir grup
olarak sâlihler, iman ve hallerine hiçbir "bozukluk" girmeyen, Allah'ın
inayetiyle amellerinde istikamet üzere kalanlardır.
Müslüman Hz. Peygamber’in tanımıyla, "başkalarının
elinden ve dilinden emin olduğu" kişidir.
Mümin, insanların canları ve malları konusunda kendisinden
kesin olarak güvende hissettiği kişidir.
Eyüp Peygamber, "Bana zarar temas etti" diyerek
Rabbine yönelmiştir.
Belayı kaldırması için Allah'a dua etmemek, kula bir tür
"kendi gücüne güvenme" (ilahi kahra karşı koyma) gizli kibrini
verebilir. Ârif, zayıflığını itiraf ederek Allah'a sığınır; bu hem kadere rıza
hem de tam bir kulluktur.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YETMİŞ DOKUZUNCU KISMI
Zeker (Erkek) / zikir
Tövbe (et-Tevvab), sadece günahtan vazgeçmek değil, her an
bir ilahi isimden diğerine dönmektir.
Secde, kulun en yakın (kurbet) olduğu andır. "Secde et ve
yaklaş" emri, ilahi bir ikramdır.
Evvâh (Vah Eden) / İbrahim Peygamber gibi, insanların
eksikliklerini ve sapkınlıklarını gördüğünde içi yanan, "ah" çeken
ama onlara beddua etmeyip merhametle yaklaşanlardır.
Vefa kelimesinin kökü
"veffâ" bir şeyin çok ve tam olması demektir.
Vefalı kişi, Allah’ın kendisine yüklediği sorumlulukları ve
kulluk vazifelerini sadece yerine getiren değil, bunları en kâmil (tam) şekilde
ve sürekli olarak ifa eden kişidir.
Bir kul, Allah’a verdiği sözlerde ve ibadetlerinde tam bir
sadakat (vefa) gösterirse, Allah ödül olarak ona "gizli sırlarını"
açar.
Keşf vefanın sebebidir. Hakikati bilmek, ona sadık kalma
zorunluluğunu doğurur.
Ölüm anında (vefat) insana gerçekler apaçık gösterilir (keşf
gelir).
ON İKİNCİ SİFİR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN SEKSENİNCİ KISMI
Muhammed b. Ali el-Hakîm et-Tirmizî tarafından belirlenen 155 soru, sadece akıl yürütmeyle değil, ancak
"zevk ve tecrübe yoluyla" cevaplanabilir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN BİRİNCİ KISMI
Yirminci Soru: İsimlerinden Hangisini Ona Tahsis Etmiştir?
Bütün isimler Allah'ındır.
Allah'a yaklaşırken kulun sahip olduğu en "asil"
isimler, Allah'ta bulunmayan özelliklerdir. Horluk ve yoksulluk.
Kulun isimleri (fakirlik, muhtaçlık) onun özüdür.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN İKİNCİ KISMI
Yirmi İkinci Soru: Başlangıç Bilgisi Hangisidir?
Varlığın ilk ortaya çıkışı, "zaman" kavramından
bağımsız bir "oluş"tur.
A’yân-ı Sâbite / Sabit Hakikatler: Ezelde yokluk halindeki
bu hakikatler, Allah’ın varlığı onlara yansıdığında dışta (zahirde) belirirler.
Başlangıç geçmişte olup bitmiş bir olay değildir; her an
Hakkın tecellisiyle yenilenen kesintisiz bir süreçtir. Allah’a göre
öncelik-sonralık yoktur; bu sadece mümkün varlıkların birbirine görece
algısıdır.
Yirmi Dördüncü Soru: İsimler Neyle Başlamıştır?
İsimler nispetlerin öğrenilmesiyle anlaşılabilir ve
nispetler ‘âlem’ diye ifade edilen mazharlar öğrenilmeksizin öğrenilemez.
‘İsimler neyle başlamıştır?’ diyen kişi, ‘nispetler neyle
başlamıştır?’ demektedir.
İlk İsim: Vahid-Ahad: Zata delalet eden en özel isimdir.
Bileşiklik içermez ve Hakkın mutlak tekliğini gösterir.
İlk Etki: El-Vehhab: Varlık sahnesine çıkmak isteyen
"sabit hakikatlere" (a'yân) varlık hibe eden isimdir. İsimlerin a'yân
üzerindeki ilk etkisi varlık vermektir.
el-Vehhab yoksunlukları yönünden a'yân’a ihsan etmenin
meydana getirdiği isimdir.
Bundan sonra Tenzih ve Teşbih talep eden isimler gelir.
Tenzihi talep eden isimler, özü gereği zâtı talep eden
isimler iken teşbihi talep eden isimler ise, ilah olması yönünden zâtı talep
eden isimlerdir. Tenzih isimleri el-Gani, el-Ahad ve Hakka özgü olabilecek
isimlerdir. Teşbih isimleri ise, er-Rahim, el-Gafur ve kulun -bir a'yn olması
yönüyle değil- mazhar olmak yönünden gerçek anlamda nitelenebileceği tüm
isimlerdir.
Yirmi Sekizinci Soru: Adalet Nedir?
Adalet varlığın yaratılış yasasıdır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN ÜÇÜNCÜ KISMI
Otuz Birinci Soru: Onların, Yani Yaratılmışların Buradaki Halleri Nedir?
Mahlukat, ezelî ilimde Allah'ın kendilerine giydireceği
"varlık nurunu" bekler.
Her yaratılmışın kendisini kaplayan kendi ölçüşünce bir nuru
vardır. Kıyamet günü o nur içinde yürürler.
Kendisine ‘Halici (yaratılmışları) yaratmazdan önce Rabbimiz
nerede idi?’ diye sorulduğunda Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Altında ve
üstünde hava bulunmayan Amâ’da idi.’
Otuz İkinci Soru: Kaderlerin Niteliği Nasıldır?
Bir şeyin niteliği, o şeyin bizzat kendisidir.
Kader, eşyanın zâtî özelliklerinin ezelî belirlenimidir. Bir
şeyin kaderi, onun "mikdarı" (ölçüsü) ve tanımıdır.
Takdir edilen şeyler (mekadir), bir varlığın başka bir şey
olmasını engelleyen o ezelî sınırlardır.
Kaderi sormak, eşyanın yaratılışındaki mutlak nedeni
sorgulamaktır ki bu, Hakkın iradesine aykırıdır.
Kaderi sorgulamak, Allah’ı tam manasıyla bilmemekten
kaynaklanan bir hatadır.
Kaderi sormak, eşyanın yaratılış illetlerini sormaya benzer.
Kader, vakti ve niteliği belirleyen bir
"mizan"dır.
Otuz Dokuzuncu Soru: Bütün Yaratılmışlara Akılların Kendisinden Bölündüğü
En Büyük Akıl Nedir?
En Büyük Akıl, Allah’ın ilk yarattığı şeydir
Diğer tüm tikel akıllar, bu ana kandilden tutuşan diğer
kandiller gibidir.
Kur’an’da "Ruh" olarak isimlendirilen bu hakikat,
babaların ilki ve bilgilerin kaynağıdır. Tikel akıllar (insan akılları),
istidatlarına göre bu büyük akıldan pay alırlar.
Bilmelisin ki, çok olan her şeyin aslı birdir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN DÖRDÜNCÜ KISMI
Kırk Dördüncü Soru: Onu Niçin ‘Beşer’ Diye İsimlendirdi?
İki elimle yarattığıma secde etmekten seni ne aklı koydu?
‘İki el’ insanı şereflendirmek için zikredildi. Hal
karinesi, celaline layık tarzda Hakkın iki elinin insanın yaratılışına doğrudan
temasını (mübaşeret) gerektirir ve bu nedenle onu ‘beşer’ diye isimlendirdi.
Diğer varlıklar sebepler ve vasıtalarla halk edilmişken,
insan cismi ilahî kudretin doğrudan temasıyla (mübaşeret) şereflenmiştir.
Bir zaman ağladım, bir zaman güldüm. Şimdi ne ağlıyorum, ne
gülüyorum.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN BEŞİNCİ KISMI
Altmış Üçüncü Soru: Allah’ın Vakfe Ehlinin Geneline Kelamı Nedir?
Onlara şöyle der: ‘Ne getirdiniz?’
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN ALTINCI KISMI
Yetmiş Üçüncü Soru: Makam-ı Mahmûd (Övülen Makam) Ne Demektir?
Makam-ı Mahmûd, bütün manevi makamların sonuçlarının
toplandığı zirve noktadır. Bu makam bütünüyle Hz. Muhammed’e aittir.
Âdem, başlangıçta bu makama yerleştirilmişti çünkü Hz.
Muhammed’in beşeri bedenini (nurunu) özünde taşıyordu. Âdem’in yasak ağaca
yaklaşarak gösterdiği muhalefet, aslında onun belinde taşıdığı ve
"muhalif" karakterde yaratılmış olan insan neslinin bir sonucudur.
Âdem, sırtındaki çocuklarının yükü nedeniyle bu hali yaşamıştır; ancak işin
sonundaki kemâl Hz. Muhammed ile tamamlanacaktır.
Yetmiş Dördüncü Soru: Bunu Neyle Elde Etti?
Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır ve diğerleri
bunu dünya hayatında kullanmıştır. Hz. Muhammed ise ahiret hayatının hakikatini
ve ümmetinin ihtiyacını daha iyi bildiği için, bu özel duasını "büyük
günah sahiplerine şefaat" olarak ahirete saklamıştır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN YEDİNCİ KISMI
Seksen Dokuzuncu Soru: O’nun Başlangıcı Nedir?
El-Evvel İsmi O'nun zâtı için değil, varlıkların dayanağı
olması yönünden bir nispettir.
Hak, ilk olarak "İlk Akıl" (Akl-ı Evvel)
mertebesinde zuhur etmiştir. Bu makam aynı zamanda "Yüce Kalem"
olarak adlandırılır. Allah'ın yarattığı ilk şey budur
Allah, ayn-ı sabiteleri (varlıkların ilahi ilimdeki
hakikatlerini) diriltirken, onların geçici niteliklerini öldürür. Bir nitelik
yok olduğunda (öldüğünde) yerine başka bir nitelik gelir.
"Hayy" ve "Mümit" / "Diriltir ve
öldürür.
Allah, başlangıç itibarıyla Evvel, varlıkların nihai dönüşü
ve cinslerin sonu itibarıyla Ahir'dir. Görünen yüzüyle (mazharlarıyla) Zahir,
bu mazharların ardındaki hakikatiyle Batın'dır.
Doksan Yedinci Soru: Müminlerin ‘O'nun Yüzünden Başka Her Şey Helak
Olacaktır’ Ayetinden Payları Nedir?
Mümkün olan varlıklar (insanlar, eşyalar) özü gereği zaten
"yoktur." Onlar sadece Hakkın varlığının göründüğü
"mazharlar"dır.
Helak olmayacak olan "yüz", Hakkın mazharda
görünen vechidir.
Eğer bir kişi nefsinden soyutlanıp her yönden Hakkı görmeye
başlarsa, o kişi artık helak olmaz. Çünkü bakış (müşahede) onu korumaktadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN SEKİZİNCİ KISMI
Doksan Dokuzuncu Soru: Hamdin Başlangıcı Nedir?
Hamdin (övgünün) başlangıcı, kulun kendi yoksulluğunu (fakr)
ve Allah’ın zenginliğini (ganî) fark etmesidir.
Secdenin insana ihsan ettiği ilk şey yakınlıktır. Uzaklık
(buud) halinden yakınlık (kurb) haline geçiş, secde ile gerçekleşir.
Yüz Üçüncü Soru: ‘İzzet Benim Örtümdür’ Ne Demektir?
"İzzet izarımdır, Azamet ridâmdır (örtümdür)"
İzzet, Hakkın sırrına ulaşılmasını engelleyen bir perdedir.
Kimse, yokluktan varlığa nasıl geçtiğinin ve Hakkın nasıl mazharı olduğunun
"sırrını" tam olarak algılayamaz; İzzet bu bilgiyi gizler.
Yüz Beşinci Soru: İzar Nedir?
İzar, Hakkın "Kün" (Ol) emrindeki sırrın
yaratılmışlarda nasıl tecelli ettiğini gizleyen perdedir. Bu, Allah ile bizim
aramızdaki mutlak gayret (kıskançlık) perdesidir.
Yüz Yedinci Soru: Kibir Nedir?
Kibir, yaratılmışın "Ben" iddiasından doğan bir
perdedir.
Kibriya kul ile Hak arasında bir engeldir. Kim kendi kibrine
(varlık iddiasına) takılırsa, nefsini bilemez; nefsini bilemeyen ise Rabbini
bilemez.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN SEKSEN DOKUZUNCU KISMI
Yüz On Yedinci Soru: Sevgi Kâsesi Nedir?
Akıl (ikal/bağ), sınırlayan ve kalıba sokan bir yapıdır;
sevginin sınırsızlığını taşıyamaz.
Kalp (kalb), sürekli "halden hale giren" (tekallüb
eden) demektir. Allah da "Her gün bir iştedir." Sevilen (Allah) her
an başka bir tecelliyle göründüğü için, O'nu ancak O'nun gibi her an başka bir
şekle giren "Kalp Kâsesi" taşıyabilir.
Şarap (tecelli), kâsenin (kalbin) rengini alır.
Sevenin rengi, sevdiğinin rengidir.
7. Cilt
ON ÜÇÜNCÜ SİFİR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DOKSANINCI KISMI
Yüz On Sekizinci Soru: Sevginin Kaynağı Neresidir?
el-Cemîl / "Allah
güzeldir, güzeli sever"
Sevginin başlangıç noktası, Allah’ın kendi güzelliğine olan
sevgisidir. Güzellik, özü gereği sevilmeyi talep eder.
Yüz Yirminci Soru: Kabza Nedir?
Kabza, Allah'ın her şeyi kuşatması (ihata) demektir.
Kuşatılan bir varlığın kaçabileceği bir gedik yoktur; dolayısıyla her mümkün
varlık ilahi bir ismin veya rabbani bir hakikatin "kabzası"
altındadır.
Kabza; beş ana asıl (Bilgi, Hayat, Kudret, İrade, Söz) ve on
dört fasıldan oluşur.
Bilgi: Merkezdedir.
Sağda: Hayat ve Kudret.
Solda: İrade ve Söz.
İlahi bilgi, bir şeyin var olmayacağını
takdir etmişse, o şey artık imkânsızın kabzasındadır. Eğer var olacağını takdir
etmişse, o şey artık zorunlunun kabzasındadır. Bu durumda "mümkün"ün
kendi başına bir hükmü kalmaz.
Öyleyse imkân da yoktur: Ya imkânsız
ya da zorunlu vardır.
Yüz Otuz Birinci Soru: Bütün İsimlerin Meydana Gelmesini Sağlayan Hakk’ın
Baş İsmi Nedir?
Bu isim, ayn-ı cem’den (mutlak birlik mertebesi) başka
gösterdiği bir şey olmayan ism-i azamdır (en büyük isim). Zorunlu olarak
el-Hayy ve el-Kayyûm ismi de onda bulunur.
İsm-i azam, özelliği gereği faildir.
(Tirmizi) Hak’tan bütün isimlerin çıkmasını sağlayan baş
isim, büyük insandır (insan-ı kebir). O ise, insan-ı kâmildir.
Tek bir harf o harfle başlayan tüm ilahi isimlerin anahtarıdır.
Mim harfi; el-Melik, el-Musavvir, el-Muhyî, el-Mümin gibi
onlarca ismin anahtarıdır.
Harflerin yeri Rahman'ın Nefesi'dir
İsimlerin Yeri: Harfler.
Harflerin Yeri: Nefesler.
Nefeslerin Yeri: Ruhlar.
Ruhların Yeri: Kalpler.
Kalplerin Yeri: Kalbi çekip çeviren İlahi Mertebe.
Yüz Kırk İkinci Soru: Harflerin Sayısı Hangi Hesapla Yirmi Sekiz Oldu?
Feleklerin menzilleri, Ay'ın yörüngesindeki 28 menzile
karşılık gelir.
Bu 28 menzil, insanda 28 harf olarak tezahür eder ve bu
harflerle dünyada ve ahirette sonu olmayan "kelimeler" yaratılır.
Yüz Kırk Üçüncü Soru: ‘Âdem'i Suretine Göre Yarattı’ Ne Demektir?
Allah ismi tüm isimleri nasıl kendinde topluyorsa, insan da
âlemdeki tüm ruhanî ve maddî hakikatleri kendinde toplar.
Allah'ın Âdem'i "kendi sureti üzere" yaratması,
Hakk'ın ilmindeki tasavvurun dışa yansımasıdır. İnsan, Allah'ın isimlerinin bir
aynasıdır; bu yüzden kâmil insan, Allah’ın gözüyle bakar, O'nun sevinciyle
sevinir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN BİRİNCİ KISMI
Kulun "Bismillah" demesi, Allah'ın "Kün"
(Ol) demesi gibidir.
Kul, Allah’ın isimleriyle ahlâklandığında ve nafile
ibadetlerle O’na yaklaştığında (Kurb-ı Nevafil), Allah o kulun eli, dili ve
kulağı olur. Bu makamdaki bir kulun "Bismillah"ı, eşya üzerinde
yaratıcı bir etki yapar.
Yüz Ellinci Soru: ‘Ehl-i Beyt’im Ümmetimin Emanetidir?’ Ne Demektir?
Ehl-i Beyt sadece kan bağı değil, nitelik birliğidir.
Kuran ehli, Allah ehlidir
Kuran ise, bir emanettir.
Yüz Elli Üçüncü Soru: Allah’ın Bilgisinin Hâzineleri, Başlangıç İlminin
Hâzinelerinin Karşısında Nerededir?
Varlık ve Marifet
Mertebeleri
Arş: Sınırlı isimlerin
ortaya çıktığı yerdir.
Kürsü: Emir ve yasaklama
bilgisinin makamıdır.
Levh ve Kalem: Kaderin
yazıldığı yer (tedvin) ve ayrıntılı bilginin (tafsil) aktığı kaynaktır.
Heba (Anka): Cismi olmayan
ama her sureti kabul eden ilk madde, belirsizliktir.
Bilginin kalbe yerleşme
süreci
İlme’l-yakîn: Delile
dayalı kesinlik.
Ayne’l-yakîn: Müşahede ve
keşif yoluyla görmek.
Hakka’l-yakîn: Bilinen
şeyin içinde fani olmak, nedenini bizzat yaşayarak bilmek.
Kulun kendi fiillerini görmekten çıkıp fail olarak sadece
Allah'ı görmesi fena; her şeyin Allah ile kaim olduğunu müşahede etmesi
bekadır.
Edep: Vaktin hükmüne göre hareket etmektir. Şeriatın
sınırında durmak en büyük edeptir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN İKİNCİ KISMI
Yetmiş Dördüncü Bölüm
Tövbe hakkındadır.
Allah varlıkta hiçbir şeyi tekrar etmez.
Kul yarın ne yapacağını (Allah'ın takdirini) bilemez.
Bilmediği bir konuda kesin söz vermesi Allah'a karşı bir tür saygısızlıktır.
Yetmiş Beşinci Bölüm
Tövbeyi terk etme hakkındadır.
Uzaklık yoktur ki dönüş (tövbe) olsun.
Yetmiş Altıncı Bölüm
Mücahede hakkındadır.
Mücahede nefsin "hastalıklarını" (arzu ve
tembelliklerini) tedavi etme sürecidir.
Mücahede, nefsi bedensel ve ruhsal güçlüklere zorlamaktır.
Yetmiş Yedinci Bölüm
Mücahedenin terki hakkındadır.
Allah kırık kalplerle beraberdir.
Bir insanın güzel giyinmesinin niyetini (kibir mi yoksa
Allah'ın cemali mi?) bilemeyiz. Bu yüzden müminler hakkında daima iyi
düşünmekle emrolunmuşuzdur.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE NİN DOKSAN ÜÇÜNCÜ KISMI
Yetmiş Sekizinci Bölüm
Halvetin bilinmesi hakkındadır.
Halvetin aslı, âlemin yaratılmasından önceki
"boşluk"tur (Halâ).
İnsanın kalbi öyle bir menzildir ki, orayı sadece Allah
doldurabilir.
Yetmiş Dokuzuncu Bölüm
Celvet olarak tabir edilen halvetin terki hakkındadır.
Celvet, "halvetin tam ortasında her şeyi Hakk olarak
görmek"tir.
Sekseninci Bölüm
Uzlet hakkındadır.
Seksen Birinci Bölüm
Uzletin terki hakkındadır.
Seksen İkinci Bölüm
Firar hakkındadır.
"Allah'a kaçın"
Seksen Üçüncü Bölüm
Firarin terki hakkındadır.
Varlıkta Allah'tan başkası yoksa, kaçış bir illüzyondur.
Seksen Dördüncü Bölüm
Allah’tan sakınmak hakkındadır.
Takva bir şeyi korumak ve siper edinmektir.
Takva, kulun başına gelebilecek her türlü celal (kahır)
tecellisine karşı Allah’ı kalkan yapmasıdır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN DÖRDÜNCÜ KISMI
Seksen Beşinci Bölüm
Perde ve örtü takvası hakkındadır.
Allah, insana şah damarından daha yakındır. Ancak insan,
kendine bu kadar yakın olan bir şeyi göremez.
Seksen Altıncı Bölüm
Dünyevi sınırlar takvası hakkındadır.
Dünyadaki cezalar ve imtihanlar geneldir; kurunun yanında
yaş da yanar.
Ahiret ise ayrışma (temyiz) diyarıdır.
Seksen Yedinci Bölüm
Ateşe karşı korunma hakkındadır.
Dünyada bazı hastalıklar ateşle dağlanarak tedavi edilir.
Cehennem ateşi de, büyük günah kirlerini temizleyen bir ilaç ve kefarettir.
Seksen Sekizinci Bölüm
Şeriat hükümlerinin usullerinin sırlarının bilinmesi
Kul dua etmedikçe Hak "İcabet Eden" (Mücîb) ismini
izhar etmez.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN BEŞİNCİ KISMI
Seksen Dokuzuncu Bölüm
Genel olarak nafilelerin bilinmesi hakkındadır.
(Nafile olarak) nikâh, Allah’ın âlemi yaratma
("bilinmek istedim" sırrı) muradına en yakın eylemdir. Varlığın
çoğalması ve kemale ermesi nikâh ile olur.
Doksanıncı Bölüm
Farzlar ve sünnetlerin bilinmişi hakkındadır.
Secde: Şeytanın kibrine
karşılık, insanın mutlak tevazuu olduğu için en yüce haldir.
Kalbi çeviren isim "Allah"
veya "Kahhar" değil, "Rahman"dır. Bu yüzden kalbin her hâli
(doğruluk veya sapma) eninde sonunda rahmete çıkar.
Beyt-i Mamur: Her gün 70 bin meleğin girdiği ve bir daha
geri dönmediği göksel ev. Bu, yaratılışın durmaksızın devam ettiğinin ve
varlıkta boşluk olmadığının kanıtıdır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN ALTINCI KISMI
Doksan Birinci Bölüm
Vera’ ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
"Sana kuşku vereni bırak" sözü bu makamın
esasıdır.
Doksan İkinci Bölüm
Vera’yı terk etme makamının bilinmesi hakkındadır.
Doksan Üçüncü Bölüm
Zühd hakkındadır.
Helal olanı, daha hayırlısını (ahireti veya Allah'ı) talep
etmek için terk etmektir.
Doksan Dördüncü Bölüm
Zühdü terk bölümü.
Doksan Beşinci Bölüm
Cömerdik ile kerem hakkındadır.
Doksan Altıncı Bölüm
Susma ve sırları hakkındadır.
Doksan Yedinci Bölüm
Konuşma makamının ve ayrıntılarının bilinmesi
Kelam, Arapça "yara" (kelem) köküyle irtibatlıdır.
Çünkü söz, muhatabın ruhunda ve varlığında bir "iz" (yara) bırakır.
Doksan Sekizinci Bölüm
Uykusuzluk makamının bilinmesi hakkındadır.
Uykusuzluk, Allah'ın "el-Kayyûm" (her şeyi ayakta
tutan) isminden pay almaktır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN YEDİNCİ KISMI
Uyku makamı hakkındadır.
Yüzüncü Bölüm
Korku makamı hakkındadır.
Yüz Birinci Bölüm
Korkunun terki makamı hakkındadır.
Yüz ikinci Bölüm
Ümit makamı hakkındadır.
Ümit, henüz elde edilmemiş olanla ilgilidir ve tehlikeli bir
yoldur; altında "derin bir çukur" (yeis) vardır.
Yüz Üçüncü Bölüm
Ümidin terki hakkındadır.
Yüz Dördüncü Bölüm
Hüzün makamı hakkındadır.
Hüzün, "hazn" (zorluk) kökünden gelir. Sâlikin
yolu zordur ve bu zorluk ancak hüzün bineğiyle kat edilebilir.
Yüz Beşinci Bölüm
Hüznün terki hakkındadır.
Yüz Altıncı Bölüm
Matlub olan açlığın bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yedinci Bölüm
Açlığın terki hakkındadır.
ON DÖRDÜNCÜ SİFİR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN SEKİZİNCİ KISMI
Yüz Sekizinci Bölüm
Fitne, şehvet, gençler ve kadınlarla konuşmanın, onlardan
arkadaş edinmenin ve müridin ne zaman arkadaş edindiğinin bilinmesi
hakkındadır.
İnsan ancak kendi benzerine (insana) tam anlamıyla âşık
olabilir.
İlahi suretin insanda, hemcinsinin benzerliğinden daha
yetkin bulunması kulu İlahi Aşka götürür.
Yüz Dokuzuncu Bölüm
Şehvetle irade, dünya şehvetiyle cennet şehveti arasındaki
farkın bilinmesi
Yüz Onuncu Bölüm
Huşû’ makamı hakkındadır.
Yüz On Birinci Bölüm
Huşû’nun terki hakkındadır.
Yüz On ikinci Bölüm
Nefse muhalefet hakkındadır.
Yüz On Üçüncü Bölüm
Arzularında nefte müsaade etmenin bilinmesi hakkındadır.
Yüz On Dördüncü Bölüm
Haset ve gıptanın bilinmesi hakkındadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN DOKSAN DOKUZUNCU KISMI
Yüz On Beşinci Bölüm
Gıybetin, övülen ve yerilen gıybetin bilinmesi hakkındadır.
Yüz On Altıncı Bölüm
Kanaat ve sırlarının bilinmesi
hakkındadır.
Arapça'da kani, "isteyen" demektir. Gerçek kanaat,
başkasından değil, yalnızca Allah'tan istemektir.
Yüz On Yedinci Bölüm
Cimrilik, kanaat etme yerine daha fazla isteme hırsı makamı
hakkındadır.
Yüz On Sekizinci Bölüm
Tevekkül makamı hakkındadır.
İnsan kendi yararını ve mutluluğunu tam olarak bilemez.
Yüz On Dokuzuncu Bölüm
Tevekkülü terk hakkındadır.
Yüz Yirminci Bölüm
Şükür makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZÜNCÜ KISMI
Yüz Yirmi Birinci Bölüm
Şükrü terk makam hakkındadır.
Yüz Yirmi İkinci Bölüm
Yakîn makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm
Yakin terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm
Sabır makamının, aşıntılarının ve sırlarının bilinmesi
hak-kındadır.
Yüz Yirmi Beşinci Bölüm
Sabrı terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yirmi Altıncı Bölüm
Murakabe makamının bilinme؛
hakkındadır.
Murakabe, Allah'ın kulu, kulun da Allah'ın kendisi
üzerindeki etkilerini gözetlemesidir.
Yüz Yirmi Yedinci Bölüm
Murakabeyi terk hakkındadır.
İnsan Allah hakkında neye inanıyorsa, gördüğü odur.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ BİRİNCİ KISMI
Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm
Rıza makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm
Rızayı terkin bilinmesi hakkındadır.
Yüz Otuzuncu Bölüm
Ubudet (Kulluk) makamı hakkındadır.
Yüz Otuz Birinci Bölüm
Ubudiyeti terk makamı hakkındadır.
Yüz Otuz İkinci Bölüm
İstikamet makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Otuz Üçüncü Bölüm
İstikameti terk makamı hakkındadır.
Yüz Otuz Dördüncü Bölüm
İhlâs makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Otuz Beşinci Bölüm
İhlâsı terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Otuz Altıncı Bölüm
Sıdk makamının sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Otuz Yedinci Bölüm
Sıdkı terk makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Otuz Sekizinci Bölüm
Hayâ makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ İKİNCİ KISMI
Hayâ, imanla doğrudan ilişkilidir
Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm
Hayâyı terk makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Kırkıncı Bölüm
Hürriyet makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Kırk Birinci Bölüm
Hürriyeti terk makamı hakkındadır.
Yüz Kırk ikinci Bölüm
Zikir makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Kırk Üçüncü Bölüm
Zikri terk makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Kırk Dördüncü Bölüm
Fikir makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Kırk Beşinci Bölüm
Fikri terk makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ÜÇÜNCÜ KISMI
Yüz Kırk Altıncı Bölüm
Fütüvvet makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Kırk Yedinci Bölüm
Fütüvveti terk makamının ve sırlarının bilinmesi
hakkındadır.
Yüz Kırk Sekizinci Bölüm
Feraset makamının ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ DÖRDÜNCÜ KISMI
Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm
Ahlak makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Ellinci Bölüm
Setr olan gayret makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
"Gayret" kelimesinin kökenindeki "ğayr"
(başka) sözcüğü…
Eğer "başka" (gayr) olmasaydı, gayret de olmazdı.
Yüz Elli Birinci Bölüm
Gayretin terki makamı ve sırları hakkındadır.
Yüz Elli İkinci Bölüm
Velayet makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
“Rabb’in O’ndan başkasına
tapılmamasına hükmetti”
İnsan her neye taparsa tapsın
(yanlış nesneye yönelse bile), kalbindeki "mutlak mükemmellik" ve
"ilahlık" arzusu aslında Hakk'a yöneliktir. Kişi farkında olmadan her
halükarda Hakk'ın bir tecellisine boyun eğmektedir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ BEŞİNCİ KISMI
Yüz Elli Üçüncü Bölüm
Beşerî velayet makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder
Sadaka dilencinin eline düşmeden önce Rahman'ın eline düşer.
Yüz Elli Dördüncü Bölüm
Meleki velayet makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Elli Beşinci Bölüm
Nübüvvet makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Elli Altıncı Bölüm
Beşerî nübüvvet makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ALTINCI KISMI
Yüz Elli Yedinci Bölüm
Melekî nübüvvet makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Elli Sekizinci Bölüm
Risalet makamı ve sırları hakkındadır.
Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm
Beşerî risalet makamı hakkındadır.
Yüz Altmışıncı Bölüm
Meleki risaletin bilinmesi hakkındadır.
Melekler, ilahi emirlerin Kürsü'den aşağıya, unsurlar
alemine ulaştırılmasında aracıdırlar.
Emir, Kürsü'den Sidre'ye, oradan göklere ve en nihayetinde
"Su Meleği"ne iner. Su, bu sırrı taşıyan en temel maddedir. İçinde su
olan her kaba bu ilahi sırlar girer.
İlham melekleri kalplere doğruyu fısıldarken, şeytanlar bu
ilhamları taklit ederek benzeri vesveseler üretirler. Gerçekleşen sözler
meleklerden, gerçekleşmeyen yalanlar ise şeytanlardandır.
Yüz Altmış Birinci Bölüm
Nübüvvet ve Sıddıklık arasındaki makamın bilinmesi
hakkındadır. Bu kurbet makamıdır.
Bir şeyi yapacağım deme, Allah izin
verirse demeden.
8. Cilt
ON BEŞİNCİ SİFİR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YEDİNCİ KISMI
Yüz Altmış İkinci Bölüm
Fakr ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Her şey, var olmak için O’na muhtaçtır. Bu yüzden fakirlik,
mahlûkatın ayrılmaz bir elbisesidir.
Yüz Altmış Üçüncü Bölüm
Zenginlik makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Kul için zenginlik mal çokluğu değil, nefsin dış dünyaya
karşı duyduğu tokluktur.
Yüz Altmış Dördüncü Bölüm
Tasavvuf makamının bilinmesi hakkındadır.
Tasavvuf, "Yaratan’a benzemek", yani O’nun isim ve
sıfatlarını (ahlâkını) kuşanmaktır.
Yüz Altmış Beşinci Bölüm
Tahkik ve muhakkiklerin makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Altmış Altıncı Bölüm
Hikmet ve hikmet sahipleri makamının bilinmesi hakkındadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ SEKİZİNCİ KISMI
Yüz Altmış Yedinci Bölüm
Kimyay-ı saadetin bilinmesi hakkındadır.
Kainattaki tüm madenlerin (demir, bakır, kurşun) asıl amacı
altın olmaktır.
İnsanın yaratılış amacı yeryüzünde Allah'ın halifesi
olmaktır. Bu makam "altın" makamıdır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ DOKUZUNCU KISMI
Yüz Altmış Sekizinci Bölüm
Edep makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm
Edebi terk makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yetmişinci Bölüm
Sohbet makamı ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yetmiş Birinci Bölüm
Sohbeti terk makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yetmiş İkinci Bölüm
Tevhid makamının bilinmesi hakkındadır.
Allah’tan sana bir bilgi geldiğinde, onu fikir terazisinin
(aklın) altına sokma; yoksa anında helak olursun.
Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm
Şirk makamının bilinmesi hakkındadır. Bu ikilik makamıdır.
Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm
Sefer makam ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm
Seferi terk makamı hakkındadır.
Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm
Sufilerin (radiyallahu anhum) ölüm anındaki hallerinin
bilinmesi hakkındadır.
Kişi yaşadığı gibi ölür, öldüğü gibi diriltilir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ONUNCU KISMI
Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm
Marifet makamının bilinmesi hakkındadır.
Bütün İsimler
Allah, er-Rahman,
er-Rahim, el-Alîm, el-Hakîm, el-Kerim, el-Azim, el-Halim, el-Kayyum, el-Ekrem,
es-Selâm, et-Tevvâb, er-Rab, el-Vehhab, el-Akrab, es-Semi, el-Mücîb, el-Vâsi’,
el-Aziz, eş-Şâkir, el-Kâhir, el-Ahir, ez-Zâhir, el- Kebîr, el-Habîr, el-Basîr,
el-Gafur, eş-Şekûr, el-Gaffâr, el-Kahhâr, el-Cebbâr, el-Mütekebbir,
el-Musavvir, el-Berr, el-Muktedir, el-Bârî, el-Alî, el-Ğanî, el-Veli, el-Kavî,
el-Hayy, el-Hamîd, el-Mecîd, el-Vedûd, es-Samed, el-Ehad, el-Vâhid, el-Evvel,
el-A’lâ, el-Müteâl, el-Hâlık, el-Hallâk, er-Rezzak, el-Hakk, el-Latîf, er-Raûf,
el-Afüvv, el-Fettâh, el-Metîn, el-Mübîn, el-Mü’min, el-Cemîl, er-Refîk,
el-Müs’ir, el-Kâbız, el- Bâsıt, eş-Şâfı, el-Mu’tî, el-Mukaddim, el-Muahhir,
ed-Dehr.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ON BİRİNCİ KISMI
Hayal ilmi
Alemin yaratılışındaki ilk mertebe Amâ (Bulut/Karanlık), bu,
Allah'ın isimlerinin ve alemin suretlerinin ilk belirdiği "Mutlak Hayal"
makamıdır.
Söz hastalıkları, doğruyu söylesek bile nerede ve nasıl
konuşacağımızı bilmemekten kaynaklanır.
Suyun Rengi Kabının
Rengidir
Ârif, ilahi tecellilerin aynasıdır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YUZ ON İKİNCİ KISMI
Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm
Muhabbet makamının bilinmişi hakkındadır.
Kime veya neye aşık olunursa olunsun (Leyla, Suad, para,
makam, dünya), aslında sevilen Hakk’ın o suretteki tecellisidir.
"Amâ" (hiçlik/bulut) cevherindeyken Allah bize
"Kün" (Ol) dedi. Bu sesi duyduğumuz an varlık sahasına fırladık.
Güzel bir nağme duyduğumuzda ruhumuz aslında o ezelî
"Ol" emrinin hazzını hatırlar ve titrer.
Bir şeyi seviyorsak, aslında onun devamlılığını
seviyoruzdur; o devamlılık ise henüz gelecektedir (yoktur). Bu yüzden sevgi
bitmez, çünkü arzunun hedefi daima ufkun ötesindedir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ON ÜÇÜNCÜ KISMI
Seven sevilenin sevdiği şeyi sever.
ON ALTINCI SİFİR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ON DÖRDÜNCÜ KISMI
Allah’ın kulu en çok sevdiği an, kulun O’nun farz kıldığı
işleri yerine getirdiği andır.
Kul nafile ibadetlerle Allah’a yaklaştıkça, Allah onu öyle
bir sever ki; kulun işitmesi, görmesi ve eli haline gelir.
Bu makamda kul bir şey dilediğinde, aslında Allah dilediği
için dilemiştir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ON BEŞİNCİ KISMI
Sevenin kalbi ve zikri (Lâ ilahe illallah) teraziye sığmaz.
Çünkü baki olanı, fani bir terazi tartamaz.
Sevgi, gizlenmek bilmeyen bir "rezillik" (şöhret)
getirir. Allah birini sevince bunu meleklere, melekler de yeryüzüne ilan eder.
Aşkın kokusu gizlenemez.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ ON ALTINCI KISMI
Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm
Dostluk makamının bilinmesi hakkındadır.
Gerçek dost, Allah'ın yaratıklarına Allah'ın davrandığı gibi
davranandır.
Yüz Sekseninci Bölüm
Aşık muhiplerin sıfatlarından olan şevk ve özlem makamlarının
bilinmesi hakkındadır.
Yüz Seksen Birinci Bölüm
Şeyhlere hürmet makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Seksen İkinci Bölüm
Semâ makamının bilinmesi hakkındadır.
Seksen üçüncü Bölüm
Semâyı terk makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Seksen Dördüncü Bölüm
Kerametler makamının bilinmişi hakkındadır.
Yüz Seksen Beşinci Bölüm
Kerametleri terk makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Seksen Altıncı Bölüm
Harikuladelikler makamının bilinmesi hakkındadır.
Yüz Seksen Yedinci Bölüm
Mucize makamının bilinmesi
hakkındadır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ON YEDİNCİ KISMI
Yüz Seksen Sekizinci Bölüm
Müjdeleyiciler olan rüya makamının bilinmesi hakkındadır.
Salih/Sadık Rüya: Allah’tan gelen bir müjdedir. Doğru sözlü
insanların rüyası da genellikle doğru çıkar.
Nefsin Konuşması: Kişinin uyanıkken zihnini meşgul eden
şeylerin hayale yansımasıdır.
Şeytanın Korkutması/Üzmesi: Kişiyi hüzne boğan veya kafasını
karıştıran asılsız görüntülerdir.
"Tabir" kelimesi Arapça "geçmek" (ubur)
kökünden gelir. Rüya tabircisi, görülen suretten o suretin altındaki gerçek
manaya "geçen" kişidir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ON SEKİZİNCİ KISMI
Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm
Salik ve sülük hakkındadır.
Yüz Doksanıncı Bölüm
Yolcunun bilinmesi hakkındadır.
Yüz Doksan Birinci Bölüm
Yolculuk ve yolun bilinmesi hakkındadır
Yüz Doksan İkinci Bölüm
Halin bilinmesi hakkındadır.
Yüz Doksan üçüncü Bölüm
Makamın bilinmesi hakkındadır.
Yüz Doksan Dördüncü Bölüm
Mekânın bilinmesi hakkındadır.
Yüz Doksan Beşinci Bölüm
Şathiyatın bilinmesi hakkındadır.
Şatahat/şathiyyat, kişinin bir ilahi emir olmaksızın,
ulaştığı manevi mertebeyi övünme veya iddia yoluyla açıklamasıdır.
Yüz Doksan Altıncı Bölüm
Tavâli’nin (Kalbe Doğanlar) bilinmesi hakkındadır.
Yüz Doksan Yedinci Bölüm
Gidişin (Yolculuk) bilinmesi hakkındadır.
Yüz Doksan Sekizinci Bölüm
Nefesin bilinmesi hakkındadır.
İnsan nefesinde 28 harf/mahreç olması tesadüf değildir; bu,
felekteki 28 menzile (ay duraklarına) tekabül eder.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YÜZ ON DOKUZUNCU KISMI
Mikrokozmos (İnsan): İnsanın nefesinden 28 harf çıkar.
Makrokozmos (Alem): Rahman'ın Nefesi'nden (Nefes-i Rahmânî)
28 varlık mertebesi/menzili çıkar.
Rahman'ın Nefesi'nden çıkan ilk varlık, Akıl (Kalem)
Varlık, bu nefesten sırayla şu mertebelere dökülür:
1. Akıl (Kalem) → 2. Nefis (Levha) → 3. Doğa → 4. Arş → 5.
Kürsü → ... ve sırayla gökler, unsurlar (ateş, hava, su, toprak), madenler,
bitkiler, hayvanlar ve nihayet İnsan.
Fihrist (Elli Fasıldır)
Birinci fasıl, Allah’ın kendisini ‘Rahman’ın nefesi’ ile
zikretmesi hakkındadır.
Amâ: Alem yaratılmadan önce,
tüm "kelimelerin" (varlıkların) toplu halde bulunduğu belirsizlik
mertebesidir. Alemin bütün kelimeleri, bu Rahman’ın nefesinde ayrışmaksızın
bulunur.
9. Cilt
ON YEDİNCİ SİFİR
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİNCİ KISMI
İnsanlar rızık için er-Rezzak'a, şifa için eş-Şafi'ye
yönelirler. Sanki her isim ayrı bir ilahmış gibi bir muhtaçlık içindedirler.
"Allah bana yeter" (Hasbiyallah) sözü, kulun
sebeplere değil, sebepleri yaratana dayanmasıdır.
İnsanlar rızkı sebeplerden (topraktan, gökten) beklerler.
Oysa rızık sebeplerin içinde değil, Allah’ın o sebeplerde o an yarattığı bir
"ihsan"dadır.
Müşrikler "İlahları tek bir ilah mı yaptı?" diye
şaşırırlar. Onların şaşkınlığı imkansız gördükleri için değil, "çokluk
içinde birliği" kavrayamadıkları içindir.
Havkale Zikri (La Havle ve la Kuvvete illa Billah)
Allah'tan başka güç ve kuvvet yoktur
Bu bir dua değil, bir hakikat beyanıdır.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ BİRİNCİ KISMI
el-Bedi İsmi
Allah'ın örneksiz olarak (ibda) var ettiği ilk varlık İlk Akıl'dır. Bu, aynı zamanda Kalem olarak adlandırılır.
Allah örneksiz yaratır.
el-Cami, en-Nafi, el-Asım -ki koruyan demektir-, es-Seri’
(hızlı olan) ve es-Settar (örten) isimleri
Bu beş isim, âlemde kulluk makamını ortaya çıkartan
isimlerdir, el- Basir ve el-Bari isimleri ise, el-Cami isminde hürriyet
makamını gerçekleştiren isimlerdir.
el-Cami ismi, güven veren isimdir. Bu ismin fiili, her zaman
kulluk makamında bulunan kimsede meydana gelir.
en-Nafı ise, farklı mertebelerine göre Allah’ı bilenlere
yardım meydana gelir.
es-Seri bu isim, kulluk makamında bulunan ve infak edenlere
yardım eder.
el-Bari, zeki mühendislere yardım eder.
el-Basir, hürriyet ve kulluk (zorunlu kulluk anlamında
ubûdet) ehline yardım eder.
el-Bais İsmi
el-Bâis ismi, İlk Akıl'ın (Kalem) hakikatleri üzerine
nakşedeceği bir "mekân" veya "mahal" olarak Tümel Nefsi var
etmeye yönelir. İlk Akıl (Kalem), Allah’tan aldığı bilgileri yazmak ister.
Ancak yazı için bir zemin gereklidir; işte bu zemin Tümel Nefis’tir.
Varlığın sebebi sevgidir. Akıl, Nefiste
"dinginlik" (sükûn) bulur.
Kalem'in Levha'ya aktardığı kelimelerin sayısı 269.200
ayettir.
Varlıktaki oluşlar tesadüf değildir; bir zincirin halkaları
gibidir.
Her varlığın, bu sebepler zincirini aşan, doğrudan Allah'a
bağlı bir yönü vardır.
el-Bâtın İsmi
el-Bâtın ismi, görünen varlığın arkasındaki "gizli
yazılım" olan Doğayı yönetir.
Doğa, dört temel elementin/niteliklerin aslıdır.
Sıcaklık / Hayat / Canlılığın ve hareketin esasıdır.
Soğukluk / Bilgi (İlim) / Sabitleyici ve dondurucu (koruyucu)
etkisidir.
Kuruluk / İrade / Kararlılık ve şekil verme özelliğidir.
Yaşlık / Söz (Kelâm) / Yumuşaklık ve yayılma kabiliyetidir.
el-Bâtın isminin gökyüzündeki karşılığı Süreyya (Ülker)
yıldız kümesidir.
Doğa, 3. mertebededir (Akıl ve Nefis'ten sonra). Kendisi de
4 hakikatten (unsurlar) oluşur. Toplamı (3+4) yediyi verir.
Evrendeki "yedililer" (7 gök, 7 gün, 7 gezegen) bu
doğal kaynaktan türer.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ İKİNCİ KISMI
el-Ahir İsmi
Heba, doğa gibi dışta bir varlığı olmayan ama akıl yoluyla
bilinen bir hakikattir.
ez-Zahir İsmi
Varlığın somutluk kazandığı ve fiziksel boyutun başladığı
mertebe olan Tüm Cisim
Varlık ortaya çıkmadan önce zihni bir "boşluk"
(halâ) tasavvur edilir.
Allah "ez-Zâhir" ismiyle tecelli edince, Tüm Cisim
bu boşluğu doldurur.
Kozmostaki her varlığın iki bağlantısı vardır. Bunlardan
ilki sebeplerde kendini gösterir. Diğeri bütün sebepleri aradan çıkarıp,
Allah’a bağlanır.
Arş: Rahman'ın kelimesinin birleştiği (vahdet) yerdir.
Kürsî: Kelimenin ikiye bölündüğü yerdir (Yaratma ve Emir /
Hüküm ve Haber). İki ayağın Kürsî'ye sarkması, ikiliğin (düalizm) başlangıcını
simgeler.
Atlas Feleği: Burçların (12 bölüm) oluştuğu yıldızsız
göktür. Buradaki her burç, aslında bir meleğin yönetimi altındaki ilahi bir
makamdır.
Atlas ve Mükevkeb (yıldızlı) feleklerin hareketlerinden ve
ışınlarından dört unsur (toprak, su, hava, ateş) doğar.
Ateşin bileşikliğinden yükselen duman, diğer gök
katmanlarının (yedi kat gök) dairesel suretlerinin ham maddesi olur. Bu süreç,
manadan maddeye inişin son aşamalarından biridir.
el-Hakîm
Âlem, Allah'ın bir "ameli"dir ve ameli de Kendi
zatına benzer.
Kavisli bir yayın "doğruluğu", onun
eğriliğindedir.
el-Hakîm ismi, varlığı dağılmaktan kurtarıp ona bir
"şekil" vererek onu kayıt altına alır. Şekil varlığı belirli bir
tanım içinde tutar.
Şekiller, hakikatlerin "görünürlük sınırları"dır.
el-Muhît İsmi
el-Muhît ismi, Arş'ı var etmeye yönelmiştir. Arş, tüm evreni
dairesel bir biçimde çevrelediği için bu ismi almıştır.
Varlık, Arş tarafından kuşatıldığını (sınırlandığını) fark
edince bir "daralma" ve "sıkıntı" hisseder.
Rahman ismiyle Arş'a istiva eden Allah, bu darlığı
"nefesi" (Ruh) ile giderir.
eş-Şekûr İsmi
Arş tek bir bütünlüğü temsil ederken, Kürsü ilahi kelimenin
parçalandığı yerdir.
İlahi emir Kürsü'ye ulaştığında "Hüküm" (yasalar)
ve "Haber" (bilgi/bildiri) olarak ikiye ayrılır.
Amâ: "Rab" isminin makamı.
Arş: "Rahman" isminin istiva (hükümranlık) makamı.
Kürsü: "Allah" ismini ifade eden gizli hakikatin
(zamir) mahalli.
Rab İsminin Farkı: "Rab" ismi her zaman bir şeye
nispet edilerek (Rabbü'l-âlemîn, Rabbünâ) kullanılır. Kürsü de bu
"nispet" ve "izafet" (bağıntı) özelliğini taşır; bu yüzden
ismi "Kürsî" (nispet ekiyle) şeklinde gelir.
el-Gani İsmi
el-Ganî ismi, mülkünde hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın,
zamanı ve devirleri başlatan Atlas Feleği (yıldızsız gök) üzerindeki
tasarrufunu ifade eder.
Zaman (Dehr), yedi günden fazla olamaz. Çünkü her gün,
Allah'ın yedi temel niteliğinden (Sıfât-ı Seb'a) biri tarafından var
edilmiştir:
Pazar: Duyma (Sem') - "Ol" emrinin duyulması.
Pazartesi: Hayat - Canlılığın yayılması.
Salı: Görme (Basar) - Varlığın Yaratanı müşahedesi.
Çarşamba: Bilgi (İlim) - İlahi marifet.
Perşembe: İrade - Yüceltme amacı.
Cuma: Kudret - Övgü gücü.
Cumartesi: Kelam - Tespih ve konuşma.
el-Mukaddir İsmi
el-Mukaddir ismi, belirsiz olan Atlas feleğini, üzerine
Menziller ve Yıldızlar yerleştirerek ölçülebilir kılan isimdir.
Rahman'ın Nefesi'ndeki 28 harf (ses mahreci) nedeniyle
gökyüzünde 28 menzil takdir edilmiştir.
el-Mukaddir ismi aynı zamanda cennetlerin mimarıdır. Cennet,
Atlas feleğinin yüzeyinde, misk toprağı üzerinde yer alır.
Allah, Gani ismiyle zamanı sonsuz bir döngü olarak
başlatmış; Mukaddir ismiyle bu sonsuzluğun içine menziller, cennetler ve
nehirler yerleştirerek her varlığa bir ölçü ve rızık takdir etmiştir.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ ÜÇÜNCÜ KISMI
er-Rab İsmi
er-Rab ismi, terbiye eden ve büyüten demektir. Bu isim,
varlığın nihai sınırı olan Sidre-i Münteha'yı ve meleklerin ibadetgahı olan
Beyt-i Mamur'u var etmeye yönelmiştir.
Beyt-i Mamur Kabe'nin tam üzerinde, göklerdeki izdüşümüdür.
Buraya her gün giren 70 bin melek, insanların kalplerinden geçen düşüncelerden
yaratılır. Her düşünce bir melek doğurur; kalp zikirle "mamur" ise
melek de o güzellikte olur.
el-Alim İsmi
el-Alim ismi, Hz. Musa'nın sakin olduğu altıncı göğü inşa
etmiştir.
Bu gök, alimlerin kalplerine hayat veren ilahi vahiylerin
kaynağıdır.
el-Kahir İsmi
el-Kahir ismi, Hz. Harun'un bulunduğu beşinci göğü var
etmiştir.
Bu göğün etkisiyle Çarşamba günü varlıklarda bir güç ve
aksiyon ortaya çıkar.
en-Nur İsmi
en-Nur ismi, göklerin ve âlemin tam merkezinde (kalbinde)
bulunan dördüncü göğü inşa etmiştir.
Hz. İdris’in mekanıdır, bu gök, yedi göğün kutbudur.
Gece ve gündüzün taksimi, eril ve dişil dengelerin
(baba-anne) kurulması bu nurani merkezden idare edilir.
Varlığın ilk günü olan Pazar, bu merkezi güneş/nur göğünden
beslenir.
el-Musavvir İsmi
Bu isim, beşinci göğü, onun feleğini ve yıldızını yaratmaya
yönelmiştir. Yusuf Peygamber ve Re harfiyle ilişkilidir.
el-Muhsi İsmi
Bu ilahi isim, altıncı göğü, onun yıldızını ve feleğini,
Zebane menzilinde Çarşamba günü yaratmıştır. Orada Hz. İsa’yı var etti.
el-Mübîn İsmi
el-Mübîn ismi, Ay'ın yönetimindeki yakın semayı var
etmiştir.
Allah, en yakın göğe Âdem'i yerleştirmiştir.
Mukataa harfleri meleklerin
isimleridir. Bu harfleri okumak, o melekleri çağırmaktır.
el-Kâbız İsmi
Bu isim "kısıp daraltan" anlamında, Esir (ateş
unsuru) tabakasındaki olayları yönetir.
el-Hay İsmi
Rüzgarın "emre amade" kılınması, onun ilahi emri
anlayacak bir akla sahip olduğunun delilidir.
Kısır rüzgarlar Celal tecellileridir; var olanı ortadan
kaldırır, kandili söndürür.
Gök gürültüsü (Ra'd), havadan yaratılmış bir meleğin
tespihidir. Şimşek ise bu meleğin hareketinden doğan bir ışıktır.
el-Muhyi İsmi
Bu isim, su unsurunda ortaya çıkan şeylere yönelmiştir.
Göklerdeki melekler, Cebrail'in her gün daldığı "Hayat
Nehri"nden dökülen damlalardan yaratılmıştır. Bu yüzden suyun tabiatında,
meleklerde olduğu gibi bir "sebat verme" ve "kuvvetlendirme"
gücü vardır.
el-Mümit İsmi
Bu isim, yeryüzünde zuhur eden şeyleri var etmeye
yönelmiştir.
Toprak, ilk yaratılan unsurdur. Sonra su, sonra hava, sonra
gökler yaratıldı.
Yeryüzünü ayakta tutan yedi büyük veli (Bedel) vardır. Bu
bedeller, yedi büyük peygamberin (İbrahim, Musa, Harun, İdris, Yusuf, İsa,
Âdem) kalbi/maneviyatı üzerindedirler.
FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YÜZ YİRMİ DÖRDÜNCÜ KISMI
el-Aziz İsmi
el-Aziz ismi, madenleri var etmeye yöneldiğinde onlara bir
"direnç" ve "korunmuşluk" (izzet) vermiştir.
Rezzak İsmi
er-Rezzak ismi, bir varlığın hayatının ve bekasının
(devamlılığının) bağlı olduğu her şeyi ifade eder.
Rızık, hayatın bekasını sağlayan şeydir.
İsimlerin rızkı, kulu ve âlemi yönetmektir.
Bir şeyi tutmak onu sıkar ve kurutur. Bu yüzden âlemin
tabiatında "sıcaklık ve kuruluk" baskındır.
Hayat, baskın olan özelliğin zıddına bağlıdır. Âlem sıcak ve
kuru olduğu için, onu hayatta tutacak "ilaç" (rızık), onun zıddı olan
soğuk ve yaş (su) özelliğidir.
el-Müzil İsmi
el-Müzil (Zelil kılan/Boyun eğdiren) ismi, hayvanların
insana hizmet etmesini sağlar.
Toprak, Allah tarafından "zelil" (üzerine basılan,
mütevazı) yaratılmıştır. Ancak bu zillet, aslında bir "izzet"
barındırır; çünkü hayatın tüm bereketi bu boyun eğmiş topraktan çıkar.
Müzil ismi, evrendeki nizamı sağlayan en temel isimlerden
biridir.
Allah birine bir ihtiyaç, diğerine ise o ihtiyacın ilacını
vermiştir.
Âlemdeki tüm alışveriş, hizmet ve sosyal yapı karşılıklı
"muhtaçlık ve zillet" ilişkisi üzerine kuruludur.
el-Kavi İsmi
el-Kavî (Güçlü) ismi, Melekleri yaratmaya yönelmiştir.
Yaratılmış âlemde kadından daha güçlüsü yoktur.
el-Latif İsmi
el-Latîf ismi (ince, nüfuz edici, gizli) ismi, Cinleri
yaratmaya yönelmiştir.
Cinler "maric"ten (karışık ateş) yaratılmıştır. Bu
ateşin latif yönü cinlere şekil değiştirme ve görünmezlik kazandırırken, unsuri
yönü onları büyüklenmeye (İblis örneğinde olduğu gibi) itmiştir.
el-Cami (Toplayan) İsmi
el-Câmi (Toplayan) ismi, bütün hakikatleri kendinde
topladığı için insanın yaratılışına yönelmiştir.
Güzel olan her şey Hakka nispet edilir.
Çirkin/Eksik görünen şeyler kula veya şeytana nispet edilir.
Gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim
Allah’ın "bilinmeyi istemesi", O'nun zatındaki
isim ve sıfatların dışa vurma, yani zuhur etme arzusudur.
Allah’ı ancak O’nun suretinde olan bilebilir.
Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm
Sır hakkındadır.
İki Yüzüncü Bölüm
Vasıl hali hakkındadır.
Bir şeye tecelli eden Hak, ondan bir daha perdelenmez.
İki Yüz Birinci Bölüm
Fasıl hali hakkındadır.
"Fasl, umudun yitirilmesidir"
İki Yüz İkinci Bölüm
Edep hali hakkındadır.
Edep, hükmü yerli yerinin dışına çıkartmamaktır.
İki Yüz Üçüncü Bölüm
Riyazet hali hakkındadır.
İki Yüz Dördüncü Bölüm
Tahalli / Riyazet ( ح ile)
(Süslenme) hakkındadır.
İki Yüz Beşinci Bölüm
Tahalli (Soyutlanma) hakkındadır.
İki Yüz Altıncı Bölüm
Tecelli hakkındadır.
İki Yüz Yedinci Bölüm
İllet hali hakkındadır.
İllet, sadece bir rahatsızlık değil, kulun asli vatanından
(Allah'tan) uzaklaştığını hatırlatan bir ilahi alarmdır.
İki Yüz Sekizinci Bölüm
İnzi’âc (rahatsız olmak) hali hakkındadır.
İnziac, illetin sonucudur.
Kul, Allah'ın azametini idrak ettiğinde, O'nun hakkını asla
tam olarak ödeyemeyeceğini anlar.
İki Yüz Dokuzuncu Bölüm
Müşahede hakkındadır.
Halk (yaratılmışlar) karanlıktır, Hak ise Nur’dur. Birini
gördüğünüzde diğeri perdelenir.
İki Yüz Onuncu Bölüm
Mükâşefe hakkındadır.
Müşahede bir yoldur, mükaşefe ise o yolun sonundaki
"anlam"dır.
ON SEKİZİNCİ SİFİR
İki Yüz On Birinci Bölüm
Levâih hakkındadır.
Levaih, sâlikin kalbine aniden doğan ve onda Allah hakkında
yeni bir bilgi veya hal bırakan nurani parıltılardır.
İki Yüz On ikinci Bölüm
Telvîn hakkındadır.
"O her gün bir iştedir"
İki Yüz On Üçüncü Bölüm
Gayret hali hakkındadır.
Gayret (kıskançlık), Hakk’ın kendi birliğini koruması ve
kulun Allah’tan başkasına (masivaya) yönelmesine engel olmasıdır.
İki Yüz On Dördüncü Bölüm
Hürriyet hali hakkındadır.
Sufiler için hürriyet, Allah’ın dışındaki her şeyden
(masivadan) kurtulmaktır.
İki Yüz On Beşinci Bölüm
Latife ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
"Ruhumdan üfledim" ayetindeki o ruh, latif bir
sırdır.
İki Yüz On Altıncı Bölüm
Fetihlerin ve sırlarının bilinmişi hakkındadır.
İki Yüz On Yedinci Bölüm
Resim, vesem (karakteristik/niteleme) ve sırlarının
bilinmesi
İki Yüz On Sekizinci Bölüm
Özet ve hülasa olarak kabz ve sırlarının bilinmesi
hakkındadır.
İki Yüz On Dokuzuncu Bölüm
Bast ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Yirminci Bölüm
Fena ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Fiillerden fena / Kulun kendi fiillerini görmekten vazgeçip,
tüm fiillerin gerçek failinin Allah olduğunu müşahede etmesidir.
İki Yüz Yirmi Birinci Bölüm
Beka ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Beka, kulun Allah'ın her şeyi ayakta tutan (Kayyûm) olduğunu
görmesi ve O'nunla kalıcı hale gelmesidir.
Fena, "aşağı" olandan (yaratıklardan)
vazgeçmektir; Beka ise "üstün" olana (Hakk'a) mensup olmaktır. Fena
bir kopuş, Beka ise bir birleşmedir.
İki Yüz Yirmi ikinci Bölüm
Cem’ ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Yirmi üçüncü Bölüm
Tefrika halinin bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm
Tahakkümün bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Yirmi Beşinci Bölüm
Ziyadelerin bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Yirmi Altıncı Bölüm
İradenin bilinmesi hakkındadır.
Sıradan bir insan için irade "bir şeyi istemek"
iken, sûfî için irade (müridlik), Allah’ı bilmeye duyulan özel bir niyet ve
yönelimdir.
İrade, henüz var olmamış (madum) bir şeye yönelir.
İrade etmemeyi irade ediyorum
İki Yüz Yirmi Yedinci Bölüm
Murad halinin bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm
Müridin hali hakkındadır.
İki Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm
Himmet hali hakkındadır.
İki Yüz Otuzuncu Bölüm
Gurbet hakkındadır.
Sûfîler, kalplerini nerede bulurlarsa orayı vatan edinirler.
Gurbet, kalbini bulduğun yerdir.
İki Yüz Otuz Birinci Bölüm
Mekr hakkındadır.
İki Yüz Otuz İkinci Bölüm
İstilam hakkındadır.
İki Yüz Otuz Üçüncü Bölüm
Rağbet hakkındadır.
İki Yüz Otuz Dördüncü Bölüm
Rehbet’ hakkındadır.
Kaderden (Sabıka) korkmak en
derin korkudur.
Sonuçtan değil, başlangıçtaki takdirde ne olduğundan
korkarım
İki Yüz Otuz Beşinci Bölüm
Tevacüd hakkındadır, o da vecdi çağırmaktır.
İki Yüz Otuz Altıncı Bölüm
Vecd hakkındadır.
İki Yüz Otuz Yedinci Bölüm
Vücud hakkındadır.
İki Yüz Otuz Sekizinci Bölüm
Vakit hakkındadır.
İki Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm
Heybet hakkındadır.
İki Yüz Kırkıncı Bölüm
Ünsiyet hakkındadır.
İki Yüz Kırk Birinci Bölüm
Celalin bilinmesi hakkındadır.
Allah’ın erişilemezliğini ve yüceliğini ifade eder.
İki Yüz Kırk İkinci Bölüm
Cemal hakkındadır.
Allah’ın lütfunu ve sevgisini ifade eder.
İki Yüz Kırk Üçüncü Bölüm
Kemal hakkındadır.
İki Yüz Kırk Dördüncü Bölüm
Gaybet hakkındadır.
İki Yüz Kırk Beşinci Bölüm
Huzur hakkındadır.
İki Yüz Kırk Altıncı Bölüm
Sekr hakkındadır.
İki Yüz Kırk Yedinci Bölüm
Sahv hakkındadır.
İki Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm
İçmek hakkındadır.
İki Yüz Ellinci Bölüm
Kanma hakkındadır.
İki Yüz Elli Birinci Bölüm
Kanma’nın olmayışı hakkındadır.
Allah, Hz. Peygamber’e "Rabbim,
bilgimi artır" demesini emretmiştir. Eğer bir sınır olsaydı, Allah
"bilgini tamamla" derdi.
İki Yüz Elli ikinci Bölüm
Mahv hakkındadır.
İki Yüz Elli Üçüncü Bölüm
İspatın bilinmesi hakkındadır, o da adet hükümleri ve
kavuşturucuların ispatıdır.
İki Yüz Elli Dördüncü Bölüm
Setrin bilinmesi hakkındadır, o da seni yok olmaktan
gizleyen şeydir.
İki Yüz Elli Beşinci Bölüm
Mahk'ın -ki o, O'nun zatında fena olmandır- ve
mahku'l-mahkın —ki o da O'nun zatında sabit kalmandır- bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Elli Altıncı Bölüm
İbdâr ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Maruf edatların kullanımından bahseder
İki Yüz Elli Yedinci Bölüm
Muhadaranın bilinmesi
hakkındadır.
Muhadara ilahi isimlerle baş başa kalmaktır.
İki Yüz Elli Sekizinci Bölüm
Levami’in bilinmesi hakkındadır. Levami’, iki vakit veya
daha yakın bir sürede tecelli nurlarından sabit olanlardır.
İki Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm
Hücum ve bevadihin bilinmesi hakkındadır Hücum, kişinin
tasannuu olmadan vaktin geçmesiyle kalbe gelen şeydir
Bevadih ise ürkme yoluyla gaybten kalbe ansızın gelen şeydir
İki Yüz Altmışıncı Bölüm
Kurb’un bilinmesi hakkındadır. Kurb, itaatleri yerine
getirmektir.
İki Yüz Altmış Birinci Bölüm
Bu’d’un bilinmesi hakkındadır.
Bu’d, muhalefette kalmaktır.
İki Yüz Altmış ikinci Bölüm
Şeriat’ın bilinmesi hakkındadır.
Şeriat, fiili kendine nispetle kulluğa bağlanmaktır.
İki Yüz Altmış üçüncü Bölüm
Hakikatin bilinmesi hakkındadır.
Hakikat, sıfatlarının eserlerini O’nun sıfatlarıyla
olumsuzlamandır.
Kalbe gelen ilk düşünce her zaman doğrudur ve ilahidir.
Yanılma, o düşünce üzerinde "tasavvur" ve "fikir" yürütmeye
başlayınca ikinci mertebede ortaya çıkar.
İki Yüz Altmış Dördüncü Bölüm
Havatır’ın bilinmesi hakkındadır. Havatır, kalbe gelen
şeydir.
Kalbe gelen düşünceler (hatıralar), Allah’ın kalbe
gönderdiği hitaplardır.
İki Yüz Altmış Beşinci Bölüm
Varid’in bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Altmış Altıncı Bölüm
Şahid’in bilinmesi hakkındadır. Şahid, müşahede edenin
suretinin müşahede edende kalmasıdır.
İki Yüz Altmış Yedinci Bölüm
Nefs’in bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Altmış Sekizinci Bölüm
Ruhun bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm
Bölümde geniş bir şekilde ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve
hakke’l-yakin açıklanmıştır.
10. Cilt
ON DOKUZUNCU SİFİR
İki Yüz Yetmişinci Bölüm
Muhammedi münacatta geçen kutup ve iki imamın menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Kutub, vaktin tek hakimidir ve Allah’ın "el-Câmi"
(Toplayan/Birleştiren) isminin mazharıdır.
Kutub’un sağında ve solunda yer alan iki imam, kâinatın sevk
ve idaresinde yardımcıdırlar.
İmamlardan biri (sağdaki imam Abdurrab) âleme şefkatle
bakar, günahkarlar için ağlar. Diğeri (soldaki imam Abdülmelik) güç ve kahır
sahibidir. Kötülükleri def eder.
İki Yüz Yetmiş Birinci Bölüm
Muhammedi münacattan sabah vakti kavmi hamd eder menzilinin
bilinmesi hakkındadır. Bu ayni zamanda emniyet menzillerindendir.
Kötülük müstakil bir varlık değil, kemalin (mükemmelliğin)
olmayışıdır. Yani ışığın olmadığı yere karanlık denmesi gibi, iyiliğin
eksikliğine kötülük denir.
İki Yüz Yetmiş ikinci Bölüm
Tevhidin tenzihinin bilinmesi hakkındadır.
De ki: O, Allah'tır, birdir
Normalde bir zamir (o), daha önce zikredilmiş bir isme
döner. Ancak İhlas Suresi'nde "O" (Hüve) zamiri, hiçbir isim
zikredilmeden gelir.
Bu durum, "O"nun herhangi bir tanıma, isme veya
yaratılmışların bilgisine muhtaç olmayan "Mutlak Gayb" (Hüviyet)
olduğunu gösterir.
Ahadiyet (mutlak birlik) makamı kulu kabul etmez; çünkü
orada kulun varlığından eser kalmaz.
Vahidiyet (Vahdet/Sıfatların Birliği) İsim ve sıfatların tek
bir merkezde (Allah isminde) toplanmasıdır. Kul, Rabbiyle bu makamda (rablik
ilişkisiyle) bağ kurabilir.
İki Yüz Yetmiş üçüncü Bölüm
Musevi alemden nefis ve hevanın helakinin bilinmesi
hak-kındadır.
İki Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm
Musevi alemden belirlenmiş ecelin bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm
Musevi makamdan putlardan teberri etmenin bilinmesi
hakkındadır. Bu yedi emir menzilindendir.
Akıllar kendi başlarına gerçeği
bulamazlar. Eğer akıl kendi doğasıyla gerçeği bulsaydı, her akıllı insan aynı
sonuca varırdı.
Müşrik / Kendi arzusunu Allah'a
ortak koşar.
İki Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm
Muhammedi makamdan havuz menzili ve sırlarının bilinmesi
hakkındadır.
Suyun rengi kabının rengidir
Herkes Allah'ı ancak kendi kapasitesine ve
"kabına" göre tanır.
İki Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm
Musevi makamdan yalanlama ve cimriliğin ve sırlarının
bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm
Musevi ve Muhammedi makamdan ülfet makamının ve sırlarının
bilinmesi hakkındadır.
Aşk, ruhun doğa (beden) üzerindeki otoritesidir.
İki Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm
Muhammedi makamdan itibar menzilinin ve sırlarının bilinmesi
hakkındadır.
İki Yüz Sekseninci Bölüm
Musevi makamdan bana ne makamının ve sırlarının bilinmesi
hakkındadır.
En büyük azap, hakikati bilme imkânını kaçırmaktır.
İki Yüz Seksen Birinci Bölüm
Muhammedi mertebeden toplanma menzilinin ve birin topluluğun
yerine ikamet etmesinin bilinmesi hakkındadır.
Kalbiniz malınızın olduğu yerdedir
İki Yüz Seksen ikinci Bölüm
Musevi mertebeden illileri ziyaret etme menzilinin ve
sırlarının bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Seksen Üçüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden kavasım (kırıcılar/öldürücüler)
menzilinin ve sırlarının bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Seksen Dördüncü Bölüm
Muhammedi makamdan değerli komşuluk makamının ve sırlarının
bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Seksen Beşinci Bölüm
Cansızların münacatının menzilinin bilinmesi
Tecelliler O’nun hakikatinin nurlarıdır.
İki Yüz Seksen Yedinci Bölüm
Muhammedi mertebeden samedâni tecelli menzilinin ve
sırlarının bilinmesi hakkındadır.
Kulun söylediği her "iyi" kelimeden bir rahmet
meleği, her "kötü" sözden bir intikam meleği yaratılır.
İki Yüz Seksen Sekizinci Bölüm
Musevi mertebeden ilk tilavet mertebesinin bilinmesi
hakkındadır.
YİRMİNCİ SİFİR
İki Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm
Musevi mertebeden kendisinden önce bilginin bulunmadığı ümmî
bilginin menzilinin bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Doksanıncı Bölüm
Musevi mertebeden nimetleri takrir menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
İki Yüz Doksan Birinci Bölüm
Muhammedi mertebeden dördüncü felek olan zamanın başlangıcının
bilinmesi hakkındadır.
Her varlık türünün bir "başlangıcı" var ve bu başlangıç,
o şeyin özüdür.
Varlığın Başlangıcı: İlk Akıl (Akl-ı Evvel).
Zamanın Başlangıcı: Heyulanın (saf madde) sureti kabul etme
anı.
Feleklerin Başlangıcı: Kürsî.
İnsanın Başlangıcı: Hz. Âdem (dünya hayatı için) ve
Muhammedî Hakikat (ruhsal boyut için).
İki Yüz Doksan ikinci Bölüm
Musevi mertebeden gayb alemi ile şahadet aleminin ortak- ilk
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Bilmemek ve bilmediğini de bilmemek "katmerli
karanlıktır."
İki Yüz Doksan Üçüncü Bölüm
Musevi mertebeden şahadet aleminin varlığının ve gayb
aleminin zuhurunun sebebinin bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Doksan Dördüncü Bölüm
Musevi mertebeden Mekki Muhammedi menzilin bilinmesi
hakkındadır.
İki Yüz Doksan Beşinci Bölüm
Muhammedi makamdan yüce sayıların menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
İki Yüz Doksan Altıncı Bölüm
Musevi mertebeden ahiret hayatında saadet ehlinin
sıfatlarının şeka ehline intikal menzilinin bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Doksan Yedinci Bölüm
Muhammedi mertebeden en yüce mertebede insanî letafet
tesviyesinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.
İki Yüz Doksan Sekizinci Bölüm
Muhammedi mertebede ulvi âlemden zikir menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
İki Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm
Muradî Muhammedi mertebede, Süryânî makamdan müminlerin
azabı menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüzüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden ulvî âlemin bölünün esinin men-zilinin
bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Birinci Bölüm
Nimet ehliyle azap ehli arasında taksim edilmiş kitabin
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Surelerin başındaki Besmele, varışın ve nihayetin rahmet
olduğuna bir delildir.
Tövbe Suresinin başında Besmele olmaması, müşriklerden
"yüz çevirme" (teberri) ile rahmetin yan yana gelmemesi içindir.
Ancak bu bile bir tenzih (arındırma) olduğu için aslında arka planda bir hayra
hizmet eder.
Üç Yüz ikinci Bölüm
Muhammedi, Musevi ve İsevî mertebeden en yüce alemin
gidişinin ve en aşağı alemin varlığının menzilinin bilinme؛ hakkındadır.
Üç Yüz Üçüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden Cebraili arif in menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz Dördüncü Bölüm
Musevi makamda zenginliğin fakirliğe tercih ve İsevî
mertebeden fakirliğin zenginliğe tercih menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Beşinci Bölüm
Muhammedi mertebeden sufîlerin kalplerine hallerin peş peşe
geliş menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Akıl bağlar, kalp başkalaşır
Akıl, varlığı sabit bir kalıba sokmaya çalışır
"Akıl" kelimesi bağı/kementi ifade eder
İnsanın Arş’ta, Kürsî’de, Heyula’da, Doğada, Nefiste ve
Akılda (Kalem ve Levha) birer sureti vardır.
11. Cilt
YİRMİ BİRİNCİ SİFİR
Üç Yüz Altıncı Bölüm
Musevi mertebeden Mele-i A’lâ’nın çekişmesinin menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
İnsan günah işlediğinde el-Muntakim (İntikam Alan) ismi
tecelli ederek bir bela gönderir. Ancak kul kefaret (örtücü amel) işlediğinde,
el-Gaffar ismi devreye girerek bu belanın kula ulaşmasını engeller.
Mele-i A’lâ’nın
tartışması
Kefaretler hakkında tartıştılar. Tartışmaları, insanın hangi
amelinin daha üstün olduğunu (Allah'a hangisinin daha sevimli geleceğini) merak
etmelerinden kaynaklanır. Bu tartışma yeryüzündeki tüm görüş ayrılıklarının
semavi kökenidir.
Üç Yüz Yedinci Bölüm
Musevi-Muhammedi mertebeden meleklerin Muhammedi durağa iniş
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
İlahi emir, kaynağında tek ve bölünmez bir kelimeyken, aşağı
doğru indikçe geçtiği her durakta o durağın "elbisesini" giyer.
Bilgi önce Akıl'dan Nefs'e (Levh-i Mahfuz) geçer.
Emir, Arş'ta ilk yaratılış birliğine bürünür, Kürsî'de ise
"bölünmeye" ve tafsilata hazır hale gelir.
Emir yedinci gökten dünya semasına inerken, beraberinde
bütün feleklerin ve yıldızların güçlerini getirir.
Muhakkik arifler, bir emrin yakın gökten (dünya semasından)
ayrılıp yeryüzünde fiziksel bir hadiseye dönüşmesi için geçen sürenin yaklaşık
üç yıl olduğunu müşahede ederler. Gelecekten haber verenlerin (ariflerin,
kâhinlerin) sırrı, henüz yeryüzüne inmemiş ama havada/felekte asılı duran bu
"emir suretlerini" görmeleridir.
Üç Yüz Sekizinci Bölüm
Muhammedi mertebeden külli alemin karışma menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Dünyada inşa ettiğin manevi yol,
kıyamette cehennem üzerine çekilen bir köprüye dönüşür.
Üç Yüz Dokuzuncu Bölüm
Muhammedi mertebeden Melamiyye menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz Onuncu Bölüm
Musevî mertebeden ruhanî çan sesi menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz On Birinci Bölüm
Muhammedi mertebeden gaybi özel yaratılışların bilin- m esi
hakkındadır.
Üç Yüz On İkinci Bölüm
Muhammedi mertebeden vahyin velilerin kalplerine inme
keyfiyeti ve bu konuda onların şeytanlardan korunma menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Allah bir velisine bir hakikati
bildirmek istediğinde o velinin henüz varlığa çıkmadan önceki sabit hakikatine
(ayn-ı sâbite) tecelli eder.
Veli, bu tecelliyi salt bir müşahede (görmek/hissetmek)
yoluyla alır. Bu bilgi henüz "düşünce" aşamasına inmeden, doğrudan
hakikat düzeyinde gerçekleştiği için şeytanın buraya müdahale etme şansı
yoktur.
Üç Yüz On Üçüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden Nuh ve ağlama menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Hz. Nuh (Resullerin Babası): Şeriat ve hukuk yükümlülüğü
getiren ilk elçidir (Resul). Ondan öncekiler (İdris gibi), bağlayıcı bir yasa
getirmeyen "nebi" mertebesindeydi.
Üç Yüz On Dördüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden meleklerin, nebilerin ve velilerin
dereceleri arasındaki fark menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz On Beşinci Bölüm
Muhammedi mertebeden azabın zorunluluğu menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz On Altıncı Bölüm
Bu bölümde namaz kılanların halleri açıklanmıştır.
Üç Yüz On Yedinci Bölüm
İbtila ve bereketlerinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz On Sekizinci Bölüm
Muhammedi olan ve Muhammedi olmayan şeriatın nefsani
gayelerle nesh edilmesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz On Dokuzuncu Bölüm
Nefsin şeriatın yönlerinden birisinin kaydından başka bir
şekilde kurtulma menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yirminci Bölüm
İki kabzanın teşbihinin ve birbirinden temyiz edilmelerinin
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yirmi Birinci Bölüm
Muhammedi mertebeden şahadet alemiyle gayb alemi arasındaki
farkın menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yirmi İkinci Bölüm
Muhammedi mertebeden Hakk'ı halka satan kiminin menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden müjdeleyicinin müjdelenen verdiği
müjdenin menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm
Asımiyye mertebesinden bazı ilahi mertebelerde kadınların ve
adamların toplanma menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yirmi Beşinci Bölüm
Muhammedi mertebeden Kur’ân menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
YİRMİ İKİNCİ SİFİR
Üç Yüz Yirmi Altıncı Bölüm
Muhammedi-Musevi mertebeden muhavere ve münazaa menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Âlemdeki zıtlıkların ve çatışmaların kaynağı ilahi
isimlerdir.
Üç Yüz Yirmi Yedinci Bölüm
Muhammedi mertebeden med ve nasif menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm
Muhammedi mertebeden, ayrıştırma halinde mürekkep
varlıkların basit varlıklara dönüşmesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm
Muhammedi mertebeden nimetler ilminin ve belaya hasretmenin
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Otuzuncu Bölüm
Muhammedi mertebeden, dolunay ve hilal gibi ayin menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Kaza / Allah'ın eşya
hakkındaki genel ve mutlak hükmüdür.
Kader / O hükmün, belirli bir
zamanda, belirli bir miktar ve ölçüyle (El-Mukit ismiyle) rızık gibi
indirilmesidir.
Üç Yüz Otuz Birinci Bölüm
Muhammedi-Ademi mertebeden görme ve üzerindeki kuvvet,
sarkma, terakki, telakki ve tedelli menzilinin bilinmesi
Üç Yüz Otuz ikinci Bölüm
Musevi mertebeden Muhammedi makam sahipleri için ilahi
koruma menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Otuz Üçüncü Bölüm
'Eşyayı senin için, seni kendim için yarattım; kendim için yarattığımı
kendisi için yarattığım yoldan çıkarmasın' Menzilinin Musevî Mertebeden
Bilinmesi
Âlemdeki tüm varlıklar kendileri için belirlenen makamda
sabitlenmiş ve zillet (muhtaçlık) üzere yaratılmıştır.
Üç Yüz Otuz Dördüncü Bölüm
Musevi mertebeden madumun yenilenmesi menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz Otuz Beşinci Bölüm
Muhammedi ve Musevi mertebeden uhuvvet (kardeşlik)
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Otuz Altıncı Bölüm
Muhammedi mertebeden bitkilerin bütün zamanlarda vaktin
sahibi olan kutba biat etmelerinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Arapça "şecer" (ağaç) kelimesi ile
"teşacür" (çatışma/tartışma) aynı kökten gelir. İnsan, zıt
unsurlardan (su, ateş, toprak, hava) yaratıldığı için doğası gereği bir
"tartışma ve çatışma" mahalli olan bir "ağaç"tır.
Hz. Âdem'e yasaklanan ağaç aslında "kendi
hevâsı"dır. Yani çatışma ve muhalefet bölgesine yaklaşmaması
emredilmiştir.
Üç Yüz Otuz Yedinci Bölüm
Musevi mertebeden alemin bir kısmıyla beraber Muhammed'in
(s.a.) menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Otuz Sekizinci Bölüm
Muhammedi mertebeden Sevik Akabeleri menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Sevîk Akabeleri / Sarp yokuşlar ayakların sabit kalmadığı,
kaygan zeminli yer anlamına gelir.
Resulullah, "O gün Allah'ı bugün bilmediğim isimlerle
överim" buyurur. Bu isimler, cennetteki her bir nimetin arkasındaki gizli
ilahi isimlerdir.
Bu, kulun dünyadayken hayal bile edemeyeceği bir marifet
(tanıma) düzeyidir.
Üç Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm
Muhammedi mertebeden hakikatin önünde şeriatın boyun eğmesi
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Kırkıncı Bölüm
Hz. Peygamberin ibn Sayyâd'a Duhân Suresi'ni gizlemesi
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Kırk Birinci Bölüm
Sırlarda taklit menzilinin bilinmesi hakkındadır.
12. Cilt
YİRMİ ÜÇÜNCÜ SİFİR
Üç Yüz Kırk İkinci Bölüm
Musevi mertebeden vahyin mertebelerinden tek bir mertebenin
topladığı üç sırdan ayrılmış iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Bir meselede iki âlim tartışıyorsa,
aslında biri Allah'ın el-Hâdî (Hidayet veren) isminin, diğeri el-Mudill
(Saptıran) isminin veya başka zıt isimlerin hükmü altındadır.
Üç Yüz Kırk Üçüncü Bölüm
Bütün mülkün hamd mertebesinden vahyin tafsilindeki iki
sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.
el-Müdebbir: Varlıkları henüz
dış dünyada yokken Allah'ın ilminde "toplu" (cem) halde düzenleyen
isimdir. Hak eden her varlığa ne verileceğini o belirler.
el-Mufassıl: İlahi huzurdaki
bir "meclis amiri" gibidir. Müdebbir'in belirlediği o toplu planı
alır ve her varlığı kendi özel makamına, menziline ve zamanına yerleştirir.
Varlık, bu isimle "ayrışır" ve belirginleşir.
Üç Yüz Kırk Dördüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden mağfiretin sırlarından iki sırrın
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Kırk Beşinci Bölüm
Dinde İhlasın sırrı, din nedir, şeriata niçin din denmiştir,
Hz. Peygamberin adeten hayrı söylemesi menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Kırk Altıncı Bölüm
Muhammedi mertebeden bir arifin doğru söylediği ve nurunun
bu menzil yönünden nasıl çıktığını gördüğü bir sırrın menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz Kırk Yedinci Bölüm
İlahî indiyyet ve Allah’ın katında ilk saffın menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Namazda safları sıklaştırmak, meleklerin Allah katındaki
dizilişine benzemektir. Bu diziliş, bir disiplin değil, bir "oluş"
(tecelli) meselesidir.
Allah, namaz kılanlara "Birliğin Toplamı"nda
tecelli eder. Bu yüzden her cemaat ferdi, kendi bilgisi ve kalbi ölçüsünde
Rabbiyle konuşur.
Üç Yüz Kırk Sekizinci Bölüm
Cem’ ve vücud kalbinin sırlarından iki sırrın menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm
Muhammedi mertebeden kapının açılması ve kapanması ve her
ümmetin yaratılması menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Ellinci Bölüm
Muhammedi mertebeden Rab isminden manaların gözlerinden
örtünün kaldırılması ve istidamın tecellisinin menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Allah’ın yetmiş bin nur ve karanlık perdesi vardır
Eğer bu perdeler kalksaydı, Allah’ın Zât nurları (Sübühat-ı
Vech) mahlukatı yakıp yok ederdi.
Bilgisizlik / bazen koruyucu perdedir.
Üç Yüz Elli Birinci Bölüm
Muhammedi gayret mertebesinden Vedud isminden nefis ve
ruhların sıfatlarda ortaklık menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Ahirette insanın batını (iç dünyası) sabit bir suret olur;
zahiri (dış görünüşü) ise hızla değişir.
Yazı âlemi, bilginin korunma yeridir.
Üç Yüz Elli İkinci Bölüm
Muhammedi mertebeden tılsımlı, tasvir edici, yönetici üç
sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.
İnsanın hakikate ulaşmasını engelleyen üç temel tılsım
Akıl / Fikir
Hayal
Âdetler (Alışkanlıklar)
YİRMİ DÖRDÜNCÜ SİFİR
Üç Yüz Elli Üçüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden menzilin sebebini bilmeye ve hakkını
ifa etmeye işaret eden üç hikmetli, tılsımlı sırrın menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz Elli Dördüncü
Bölüm
Muhammedi mertebeden uzak
Süryani menzilin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Elli Beşinci Bölüm
Yolların bilinmesi, ibadet arzı ve genişliği ve Allah'ın “Ey
iman eden kullarım! Benim arzım geniştir, sadece bana ibâdet ediniz” sözünün
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Ruhlar, cisimlerden yaratılmıştır.
Diriliş, cehalet perdesinin kaldırılmasıyla keşfetmektir
Yüz Elli Altıncı Bölüm
Muhammedi mertebeden gizlenmiş Üç sırrın, ilahi edep, nefsi
ve tabii vahiydeki Arabi sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Elli Yedinci Bölüm
İlahi mertebeden evcil hakanlar menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Üç Yüz Elli Sekizinci Bölüm
Nurları farklı üç ayrı nur, kaçma, korkutma ve haberlerin
doğrusu sırrının menzilinin bilinmesi hakkındadır.
İnsan, Allah'ın tüm isimlerinin (Esmâ-i Hüsnâ) yeryüzündeki
halifesidir.
İlahi isimler, manaları yönüyle Allah'ı, suretleri ve
tezahürleri yönüyle insanı gösterir.
Üç Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm
Muhammedi mertebeden “seni kastediyorum ey komşu duy"
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Hakikatler:
“iki misil, iki beyaz ve iki siyah gibidir. Tanım ve hakikat
ikisini de kapsar, iki zıt, beyaz ve siyah, güzel ve çirkin gibidir. İki hilaf
tek bir varlıkta renk ve tat gibidir.
Zikredilen bu üç kavramdan her birinde bütünün hükmü vardır.
Üç Yüz Altmışıncı Bölüm
Övülen karanlıklar ve görülen nurların menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Yaratılış, nurla karanlık arasında bir berzahtır.
Üç Yüz Altmış Birinci Bölüm
Muhammedi mertebeden takdirde Hak ile ortaklık menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Altmış İkinci Bölüm
Kalp ve yüz, parça ve bütün secdesinin menzilinin bilinmesi
hakkındadır. Bu iki sücûd ve iki secde menzilidir.
13. Cilt
YİRMİ BEŞİNCİ SİFİR
Üç Yüz Altmış Üçüncü Bölüm
Kendisinden daha aşağıda bulunan ve kendisini tanımayan
arifin halinin menzilinin bilinindi hakkındadır.
Üç Yüz Altmış Dördüncü Bölüm
Bilenin dünya ve ahirette rahatlık ve ilahi gayrete
kavuştuğu iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Allah Zatıyla her şeyden müstağnidir (ihtiyaçsızdır). Ancak
Esma-i Hüsna (Güzel İsimler), tecelli etmek için bir mahale (âleme) ihtiyaç
duyar. "Rezzak" isminin rızık vereceği bir varlık,
"Muntakim" isminin intikam alacağı bir suçlu gerekir.
Âlem, ilahi isimlerin eserlerinin zahir olduğu aynadır.
Üç Yüz Altmış Beşinci Bölüm
Muhammedi mertebeden hali ve makam alemlere gizlenen kimseye
rahmet mertebesinde ulaşan sırların menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Ölüm, bir varlığın yok olması değil, yöneten (ruh) ile
yönetilen (beden) arasındaki "nispetin" ayrılmasıdır.
Üç Yüz Altmış Altıncı Bölüm
Resûlullah’ın müjdelediği ahir zamanda ortaya çıkan
Mehdi’nin vezirlerinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Bir kişi makama atanırken, nefsi ile mertebesi arasında
denge aranır. Eğer kişinin bilgisi şehvetinin ve arzusunun altında ezilmişse, o
kişi "bilse bile" adil olamaz.
Üç Yüz Altmış Yedinci Bölüm
Onu kabul edeceklerin azlığı ve kavramada zihinlerin
yetersizliği nedeniyle muhakkiklerden hiç kimsenin keşfedemediği beşinci
tevekkül menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Altmış Sekizinci Bölüm
Geldi, gelmedi gibi fiillerin ve tek emir mertebesi
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm
Cömertlik hazineleri anahtarlarının menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Kendini yetiştirmemiş insanın aynası paslı ve kirlidir; o
aynada hakikat tecelli etmez
YİRMİ ALTINCI SİFİR
Allah, kulunu unutarak veya hata ederek yaptığı şeylerden
sorumlu tutmaz. Bu, ilahi rahmetin bir sonucudur. Ancak kişi kasti olarak
gafleti sürdürür ve Allah’ın emirlerini savsaklarsa sorumlu olur.
Allah Adem’e "ağaca yaklaşma" demişti. İblis,
Adem’in bu yasağa sadık kalacağını bildiği için ona ağaca yaklaşmayı değil,
meyvesinden yemeyi (ebedilik vaadiyle) teklif etti.
Marifetullahın Dört
Yolu
Teorik Düşünce (Nazar): Delillerden hareketle Allah'a
ulaşanlar. (Filozoflar ve kelamcılar).
Haber/Rivayet: Sadece Kur'an ve Sünnet'teki lafızlara bağlı
kalanlar. (Eş'ariler ve Selefiler).
Takva ve Furkan: Allah'tan korkup sakınanlara verilen
"Furkan" (doğruyu yanlıştan ayıran nur) ile bilenler. En üstün yol
budur.
Doğrudan Vergi (Vehbi İlim): Herhangi bir delil veya şüphe
olmaksızın nur ehli olarak doğrudan Allah'tan alanlar.
Akla güvenenler, Allah'ı zihinlerinde belli bir kalıba
sokarlar. Allah onlara o kalıbın dışında tecelli ettiğinde O'nu tanıyamaz ve
reddederler.
Üç Yüz Yetmişinci Bölüm
Muhammedi mertebeden artma ve var ilk ve değişme sırlarından
bir ve iki sırrın menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Allah birine hidayet ederse göğsünü İslam’a açar (bast),
saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi daraltır (kabz). Bu zıtlıklar varlığın
devamı için zorunludur.
İnsan seçimlerinde özgür görünse de, aslında Allah'ın
belirlediği iki nitelik (sevgi ve gazap) arasında hareket eder.
Alemdeki her istek aslında o şeyin kendi zatından
kaynaklanır. İnsan, bir şeyi arzuladığında aslında o arzunun gerçekleşmesi için
kullanılan bir "hizmetçi" gibidir. İnsanlar, arızi (gelip geçici)
isteklerle perdelendikleri için bu zati hakikati göremezler.
Üç Yüz Yetmiş Birinci Bölüm
Muhammed ümmetine vasiyet edilen bir ve üç sırrın menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Allah’ın "bilinmeyi istemesi" ve mahlukata duyduğu
"muhabbet" bir rahmet doğurur. Böylece rahmani nefes (Yaradılışın ham
maddesi) içinde tüm varlık potansiyelini barındıran nurani bir buhar, Amâ
oluşturur.
Amâ (Bulut) tüm suretlerin içinde şekillendiği ilahi nefes. Varolan her şey, Amâ içinde şekil, suret,
cisim kazanıyor. O her ne ise, helak olduğunda geriye Amâ kalıyor. Bu durumda
varlığın hakikati olarak tanımlanmış oluyor.
Amâ, Hakk'ın varlığının içine yerleştiği ilk
"zarf" (kap) hükmündedir. Nasıl ki müminin kalbi Allah'ı
sığdırabiliyorsa, evrenin kalbi de Amâ'dır.
Amâ cevherinden ilk olarak ruhlar belirir.
İlk Akıl üzerine ilahi nur vurduğunda, ondan bir
"gölge" uzar.
Bu gölge, evrensel ruhu / Külli nefsi / Levh-i Mahfuz'u temsil eder.
İlk Akıl ile gölgesinin (Nefs) birleşmesinden Arş ortaya çıkar.
Allah, Arş'ın üzerine "Rahman" ismiyle istiva
etmiştir (yerleşmiştir).
Arş, tüm evreni (Kürsü, gökler, yerler) içine alan, içi boş
ve kuşatıcı bir yapıdır.
Arş’ın dört ana direği vardır. Dünyada bu yükü dört büyük
melek/hakikat taşırken, kıyamette bu sayı sekize çıkacaktır.
Arş’ın dört ana ayağı; rahmet, şiddet, kahır ve bunların
karışımından oluşan dengeleri temsil eder.
Arş'ta tek olan "Rahmet kelimesi", Kürsü’ye
indiğinde ikiye ayrılır.
İki Ayak (Kademeyni)
İki ayak, Allah’ın "Emir" ve "Nehiy"
(buyruk ve yasak) sıfatlarını temsil eder. Artık burada ikilik ve imtihan başlar.
Kürsü'nün ortasında yaratılan Atlas feleği, evrenin yönetim
merkezidir.
Her burçta sabit bir melek (vali) bulunur.
Burçlar 12 tanedir çünkü evrenin 3 temel menzili (Dünya,
Berzah, Ahiret) ve Arş'ın 4 direği vardır.
Her burçta 30 hazine (derece) bulunur.
Bu hazinelere "konuk olan" gezegenler ve ruhlar,
orada kalış sürelerine göre ilim tahsil ederler.
Diğer cennetleri melekler inşa ederken, Adn Cenneti'ni ve
içindeki Tuba Ağacı'nı bizzat Allah "eliyle" (vasıtasız) dikmiştir.
Tuba’nın dalları tüm cennetlere uzanır.
Tuba Ağacı, cennetin "canlı" ve "ruhani"
ana dokusudur.
Tuba Ağacı, tıpkı Hz. Adem ve Hz. Meryem gibi kendisine
"ruh üflenmiş" bir varlıktır.
Yeryüzü yedi tabaka halinde yaratılmış, her birinin üzerine
bir gök kubbesi oturtulmuştur.
Her gök katında belli bir yıldız/gezegen bulunur ve bunlar
sürekli "yüzerler" (seyrederler): Ay (Yakın Sema), Utarit (Katip),
Zühre, Güneş, Merih (Ahmer), Müşteri (Behram), Zuhal (Mukatil)
Mümin ve muvahhit insan, göğü yeryüzüne düşmekten koruyan
bir "direk" hükmündedir.
"Allah, Allah" diyen tek bir insan kaldığı sürece
kıyamet kopmaz.
Evrenin yönetim ve detaylandırma süreci iki temel isimle
yürütülür:
el-Müdebbir (Yöneten): Makro düzeydeki organizasyon.
el-Mufassıl (Ayrıntılandıran): Mikro düzeydeki farklılaşma.
Bu isimlerin alt dalları olarak el-Cevad (Cömert) ve
el-Muksit (Adil) isimleri belirir. Dünya-Ahiret, Cennet-Cehennem,
Sıkıntı-Rahatlık gibi tüm "çift yaratılmış" zıtlıklar bu iki ismin
tecellisidir.
Gök katlarının
özellikleri
Zuhal (Satürn)
Hz. İbrahim / Dağlar, hüzün, derinlik, karanlık sırlar.
Müşteri (Jüpiter)
Hz. Musa / Adalet, mutluluk, ibadetlerin sırrı, beyaz atlar.
Merih (Mars)
Hz. Harun & Yahya / Savaşlar, fitneler, mezheplerin
korunması, keskin deliller.
Güneş
Hz. İdris / Aydınlık, kâmil mertebeler, şifalı sözler, yüce
mekan.
Zühre (Venüs)
Hz. Yusuf / Güzellik, cemal, sanat, heybet, arzulu duyuş.
Utarit (Merkür)
Hz. İsa / Vehim, vahiy, ilham, matematiksel istinbat,
fikirler.
Kamer (Ay)
Hz. Adem / Değişim, eksiklik-fazlalık, kazanç, hadis
(sonradan olan) âlemi.
Üç Yüz Yetmiş İkinci Bölüm
Muhammedi mertebeden sana ait olmayan şeyle kendini övmen ve
bunda Hakk’ın seni şereflendirmek amacıyla sana icabet sırrının ve iki sırrın
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Dünyadaki her söz ve olay bir "tevil"e muhtaçtır.
Çünkü görünen her şey, aslında arkasındaki bir hakikatin hayalî bir suretidir.
14. Cilt
YİRMİ YEDİNCİ SİFİR
Üç Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden mertebesi inayetle alemden üstün olan
hikmetli suda ortaya çıkan üç sırrın ve sureti değişse de alemin ebedi olarak
kalmasının menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Hikmet her şeye yaratılışındaki hakkını verir.
Üç Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm
Muhammedi mertebeden rüya ve riya menzilinin bilinmesi
hakkındadır.
Eğer biri bir doğruyu söyler de reddedildiğinde içi daralır
ve pişmanlık duyarsa, o kişi Allah adına değil kendi adına konuşmuştur.
Gerçek bir "varis", sözü dinlense de öldürülse de
içinde keskin bir nur görür ve pişmanlık duymaz.
Üç Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm
Muhammedi mertebeden hayali benzerliğin, hakikat ve karışım
aleminin menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Münafıklar "iman ettik" dedikleri için değil, buna
"biz alay edicileriz" sözünü ekledikleri için cezalandırılırlar.
Üç Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm
Hikmet mertebesinden dostlarla düşmanları bir araya getiren
menzilin bilinmesi hakkındadır.
Dünyada doğru bilgiye sahip olup ona kuşku bulaştıran veya
amelsiz kalan "âlim", cehennem ehlidir.
Üç Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm
Kıyam, doğruluk, şeref, inci ve surelerin sadelerinin
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm
İlahi mertebeden behimi ümmetin, ihsanın, üç ulvi sırrın,
sonradan gelenin öne alınmasının, önce gelenin sona bırakılmasının menzilinin
bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm
Hall ve akd, ikram ve ihanet, duanın haber verme tarzında
meydana gelmesinin menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Peygamber’in kıldığı 11 rekât vitir namazı
Üç Yüz Sekseninci Bölüm
Muhammedi makamdan alimler peygamberlerin varisleridir
menzilinin bilinmişi hakkındadır.
Resulü Ekrem’e sevdirilen üç şey; kadın, güzel koku, namaz
Kadın: Arş’a (yüceliğe) giden bir vuslat kapısıdır. Varlığın
türeyişindeki "doğurganlık" ve "rahmet" ilkesinin insandaki
tezahürüdür.
Güzel Koku: Kokudaki sır Allah’ın "Ol" emriyle
yayılan bir nefestir. Ünsiyet (dostluk) nefesleridir. Mekânın ruhunu ve
atmosferini belirleyen, görünmez ama hissedilen "öz"dür.
Namaz: Göz aydınlığıdır. Namaz, kul ile Allah arasındaki
perdelerin kalktığı, karşılıklı konuşmanın (münacat) ve görmenin (müşahede)
birleştiği makamdır. Namaz "ikiye bölünmüş" bir yapıdır:
"Kulumla benim aramda..." Biri olmadan diğeri tanımlanamaz.
Üç Yüz Seksen Birinci Bölüm
Tevhid ve cem menzilinin bilinmişi hakkındadır.
Üç Yüz Seksen İkinci Bölüm
Hatemlerin, ilahi gelinlerin sayısı, yabancı, Musevi ve
gerekli sırlar menzilinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Seksen Üçüncü Bölüm
Muhammedi büyüklükleri kendisinde toplayan büyüklük
menzilinin bilinmesi hakkındadır.
"La havle vela kuvvete illa
billahi’l-aliyyi’l-azim" cümlesi, meleklere verilmeyip sadece Hz. Adem'e
ve soyuna verilen özel bir hazinedir. Bu sözü ilk söyleyen, o hazinenin
"mahalli" (kaynağı) olur, sonradan öğrenenler ise
"vârisi"dir.
Şeytan insana dört yönden (ön, arka, sağ, sol) saldırır.
Allah da bu dört yönü korumak için "Evtad" denilen dört büyük veliyi
(direkleri) görevlendirmiştir.
Allah sağa "er-Rab", sola "el-Melik",
öne "er-Rahman" ve arkaya "er-Rahim" isimlerini ordu olarak
yerleştirmiştir.
YİRMİ SEKİZİNCİ SİFİR
Üç Yüz Seksen Dördüncü Bölüm
Hitabi münazelelerin bilinmesi hakkındadır.
"Münazele", sözlük anlamıyla iki kişinin aynı anda
aşağı inmesi demektir.
Allah'ın kullarına tecelli ederek yaklaşması / Kulun manevi
mertebelerde yükselmesi… Hak ile Kulun bu yolculukta karşılaştıkları noktaya
"Münazele" denir.
Üç Yüz Seksen Beşinci Bölüm
"Değersiz olan galip gelir" ve "büyüklenen
men edilir" münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Âlemdeki her zerre Allah’ın bir "şiarı" (işareti)
ve isminin tecellisidir. Bir varlığı küçümsemek, onu yaratan
"el-Hâkim" ismini ve o varlıktaki hikmeti küçümsemek anlamına gelir.
Üç Yüz Seksen Altıncı Bölüm
"Şah damarı" ve "beraberliğin eyniyyeti”
münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Allah'ın "Biz" demesi isimlerin çokluğuna,
"Ben" demesi ise tekliğine işarettir.
Üç Yüz Seksen Yedinci Bölüm
Büyüklük tevazusu münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Seksen Sekizinci Bölüm
Meçhul bir münazelenin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm
Varlığın bana, varlığım sana münazelesinin bilinmesi
hakkındadır.
Kulun gıdası Allah'tır (varlık kaynağı)
Allah'ın isimlerinin gıdası da bu isimlerin üzerinde tecelli
edeceği kulun fiilleridir.
Üç Yüz Doksanıncı Bölüm
Bu bölümde, zamanın mahiyetini ve felekî günlerin
hesaplanması konusunu incelemiştir.
Üç Yüz Doksan Birinci Bölüm
Sual ayaklarının üzerinde sabit kalmadığı akışkan yol
münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Doksan İkinci Bölüm
Bu münazelede, ahirette rahmetin umumiliğini incelemiş,
rahmetle ilgili ayet ve hadisleri açıklamıştır.
"Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu"
İnsan Allah'ın eşyadaki hakkını (tecellisini) görmeyi terk
ederse, Allah da ona kendisini unutturur.
Üç Yüz Doksan Üçüncü Bölüm
Kendisini korkutan şeyi görme sınırında duran kimse helak
olur münazlesinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Doksan Dördüncü Bölüm
Edepli olan erer, eren edepli olmasa bile dönmez
münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Doksan Beşinci Bölüm
Mertebeme girip üzerinde hayâsı kalan kimsenin ölümünde
dayanağı benim münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Doksan Altıncı Bölüm
Muhammedi mertebeden kendisini benden perdeleyen ilimleri ve
maarifi toplayan kimsenin münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Üç Yüz Doksan Yedinci Bölüm
Bu münazeleyle, Hüviyye mertebesi ve Tasrif mertebesi
incelenmiştir. Birinci mertebe Ebû Suûd b. Şibli'in mertebesidir. İkinci
mertebe Şeyh Abdulkadir el-Cîlî'nin mertebesidir.
Üç Yüz Doksan Sekizinci Bölüm
Bu münazelede öğüt, hatırlatma ve ilahi günler
incelenmiştir.
Üç Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm
Bu münazelede ittihat makamı incelenmiştir
Dört Yüzüncü Bölüm
Bu münazeleyle, ez-Zâhir ve el-Battn isimleri ve evvellik ve
ahirlik incelenmiştir Önemli bir münazeledir
Dört Yüz Birinci Bölüm
Ölüye ve diriye beni görmeye yol yoktur münazelesinin
bilinmesi hakkındadır
Dört Yüz İkinci Bölüm
Bu münazeleyle ilahi isimlerle ahlaklanma konusu
incelenmiştir.
Kul, büyüklük ve azamet gibi sadece Allah'a ait olan
"örtüleri" (rida) kendi mülkü sanıp onlarla başkalarına tahakküm
etmeye kalkarsa, Hak ile kavgaya tutuşmuş olur.
Kul, Hakk'ın bir ismini (örneğin Kahhar/Ezici güç) şeriatın
veya adaletin dışına çıkarak kullandığında Hakka "galip gelmeye"
çalışır.
Dört Yüz Üçüncü Bölüm
Bu münazeleyle, rahmetin umumiyeti incelenmiştir.
Dört Yüz Dördüncü Bölüm
Bu münazeleyle ubudiyet incelenmiştir.
Dört Yüz Beşinci Bölüm
Bu münazeleyle, kalbin Hak için genişlemesi ve nazar
edenlerin türleri hakkında peygamberlerden gelen haberler incelenmiştir
Dört Yüz Altıncı Bölüm
Bu münazeleyle, vahdet, isimler, mümkünler, zahirler ve
batınlar hakkında önemli incelemeler yapılmıştır.
Dört Yüz Yedinci Bölüm
Bu münazeleyle teklif ve kulun amelleri konusu
incelenmiştir.
Dört Yüz Sekizinci Bölüm
Bu münazele “ebediyet günü" olan cumartesi gününe
özgüdür.
Dört Yüz Dokuzuncu Bölüm
Bu münazele, mahza ubudiyet makamına ait marifetlere özgü
bir incelemedir.
Dört Yüz Onuncu Bölüm
Bu münazele, âlemle Allah arasındaki nispeti incelemeye özgüdür.
15. Cilt
YİRMİ DOKUZUNCU SİFİR
Dört Yüz On Birinci Bölüm
Bu münazeleyle, kitabin öne geçmesi, ilmin maluma tabiiyeti
konusu incelenmiştir.
Dört Yüz On İkinci Bölüm
Bu münazele, kulun ilahi izzete karşı zilleti ve “benim için
olan" sözündeki Allah için olanların mertebeleri incelemiştir.
Dört Yüz On Üçüncü Bölüm
Bu münazeleyle kaza ve kader konusu incelenmiştir, ilave
olarak ilmin maluma tabiiyeti tahkik edilmiştir.
Hüküm veren hakim, aslında hakkında hüküm verilenin
(Mümkün/Kul) haline tabidir. Hükmü belirleyen mahkûmdur.
Dört Yüz On Dördüncü Bölüm
Bu münazele, rüyeti incelemeye özgüdür.
Dört Yüz On Beşinci Bölüm
Alem vasıtasıyla Allah'ı bilme münazelesinin bilinmesi
hakkındadır.
Dört Yüz On Altıncı Bölüm
Kalbin hakikati münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz On Yedinci Bölüm
Ücreti Allah’a ait olanın münazelesinin bilinmesi
hakkındadır.
İnsan kendi günahını izhar edince, kendisine ilahi cezalar
uygulanır ve kendisini tehlikelere atmış olur.
Yazıcı melekler kulun kötü fiillerinden ancak onun
konuştuklarım yazar. Bu durum ‘Telaffuz ettikleri her sözde onları yanında bir
gözetmen vardır’ ayetinde belirtilir ki, kastedilen yazıcı meleklerdir.
Dört Yüz On Sekizinci Bölüm
Anlamayana hiçbir şey ulaşmaz münazelesinin bilinmesi
hakkındadır.
Kelimeyi bilmek, sözcük anlamını bilmek değil, söylendiğinde
o kelimeyle ne murad edildiğini bilmektir.
Kalpteki "pas" / suretlerdir. Kalpteki pas,
anlamaya manidir.
Dört Yüz On Dokuzuncu Bölüm
Bu münazele, indirilen İlahî kitaplar ve müjdeler gibi ilahî
kayıtları iliklemeye tahsis edilmiştir.
Dört Yüz Yirminci Bölüm
Makamlardan kurtulma nünazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz Yirmi Birinci Bölüm
Bu münazeleyle, mantıki delil yoluyla Allah'ı bilmenin imkansızlığı
incelenmiştir.
Dört Yüz Yirmi İkinci Bölüm
Bu münazeleyle, yeryüzünde konulmuş teraziler ve ahiretteki
teraziler incelenmiştir.
Kul, fiili kendine ait zannettiğinde Allah onu bu iddiası
üzerinden imtihan eder (sorumluluk ve yükümlülük burada başlar).
Dört Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm
Bu münazeleyle, müşahedede zikir incelenmiştir.
Allah şöyle der: ‘Onların çoğunda ahde (vefa) bulamadık,
onların çoğunu fasık olarak bulduk.’ Fasık olmak, ahde vefa göstermek yerine
(sorumluluğun) dışına çıkmak demektir.
Eğer bir kul, "Allah'ı sadece ben temizken zikredeyim"
veya "Gafillerin arasında zikredilmesin" diye bir kıskançlığa
(gayret) kapılırsa, o kişi aslında Allah'ı değil, kendi zikrini ve iddiasını
seviyordur.
Öyleyse Allah’a karşı gayrete gelerek (açık zikri bırakan)
insan, O’nu tanımamış demektir. O sadece kendinden dolayı gayrete gelmiştir,
yoksa gayreti Allah’a dair değildir.
Dört Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm
Bu münazeleyle, hüviyye ve rububiyet hükümleri ve Hakk’ın
diliyle gelen garip lafızlar incelenmiştir.
Dört Yüz Yirmi Beşinci Bölüm
İlim talep edenin gözü benden uzaklaşmıştır münazelesinin
bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz Yirmi Altıncı Bölüm
Bu münazeleyle nur incelenmiştir.
Nur Perdedir
Işık öyle şiddetlidir ki, kendisi görülmez ama her şeyi
görünür kılar.
Dört Yüz Yirmi Yedinci Bölüm
Bu münazele, vücudî-şuhudî vahdeti tahkiktir.
Bu münazele, dairenin merkezinin noktasıyla muhitinin
birleşmesini araştırır. Çünkü çevre noktayla birleştiğinde, aralarında var olan
şey ortadan kalkar. Bu da alemin Hakk’ın varlığında yok olmasıdır.
Dört Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm
Hakkın ve halkın inniyeti incelenmiştir.
Dört Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm
Benim Celalim kakışında küçülene inerim, bana karşı
büyüklenene büyüklenirim münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz Otuzuncu Bölüm
Bu münazele hayretin incelemesi içindir.
Dört Yüz Otuz Birinci Bölüm
Bu münazele perdenin incelemesine tahsis edilmiştir. Vakit
ve vatanların hükmü de incelenmiştir.
Dört Yüz Otuz İkinci Bölüm
Kendini bilmeyene şaşılır münazelesinin bilinmesi
hakkındadır.
Dört Yüz Otuz Üçüncü Bölüm
Bu münazeleyle fena ve beka hakkında özel bir inceleme
yapılmıştır.
‘Açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın.’
Dört Yüz Otuz Dördüncü Bölüm
Bu münazeleyle, meşiet ve ilim incelenmiştir.
Dört Yüz Otuz Beşinci Bölüm
Bu münazeleyle va'd ve vaîd incelenmiştir
Dört Yüz Otuz Altıncı Bölüm
Bu münazeleyle tabii ve mevzui rahmet incelenmiştir.
Dört Yüz Otuz Yedinci Bölüm
Kim şeriatımdaki payını bilirse, bendeki payını bilmiştir
Bu münazeleyle "Allah katında olan şey, senin katıda
olan şey gibidir" konusu incelenmiştir
Dört Yüz Otuz Sekizinci Bölüm
Bu münazeleyle Kur’ân’ın tilaveti incelenmiştir.
Dört Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm
Bu münazeleyle ilmi verasetin mertebeleri ve kıyamette
ilimle amel edenlerin mertebeleri incelenmiştir.
Dört Yüz Kırkıncı Bölüm
Kitabın önceliği ve ilim maluma tabidir konusu da
incelenmiştir.
Dört Yüz Kırk Birinci Bölüm
Alim ile arif arasındaki fark incelenmiştir.
Dört Yüz Kırk İkinci Bölüm
Hakkın görülmesi konusunda bir incelemedir.
Dört Yüz Kırk Üçüncü Bölüm
Tekvin tecellileri ve arifin bu tecellilere vakıf olma
isteği incelenmiştir.
Dört Yüz Kırk Dördüncü Bölüm
Saf ahit hakkındadır. Saf ahit dini Allah’a has kılmaktır.
Dört Yüz Kırk Beşinci Bölüm
Velilerin alametleri, velayet ile hilafet arasındaki fark
incelenmiştir.
Dört Yüz Kırk Altıncı Bölüm
Gece ibadetleri canlı bir tablo şeklinde tahkik edilmiştir.
Dört Yüz Kırk Yedinci Bölüm
Kaderin sırrı tahkik edilmiştir.
Dört Yüz Kırk Sekizinci Bölüm
Doğuş ve barış ve Musevi rüyet tahkik edilmiştir.
Dört Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm
“Mülkün mülkü" ifadesinin anlamı incelenmiştir.
Dört Yüz Ellinci Bölüm
Kendileriyle Allah için olan kullar ve Allah'la Allah için
olan kullar hakkında bir incelemedir.
Dört Yüz Elli Birinci Bölüm
İlahî isimler yönünden Hakk’ın halkla irtibatı hakkında bir
incelemedir.
Dört Yüz Elli İkinci Bölüm
Bu münazeleyle kelamullah ve mertebeleri ve öğüdün çeşitleri
incelenmiştir.
Dört Yüz Elli Üçüncü Bölüm
Cömertlik ve cömertliğin cömertliği tahkik edilmiştir.
Dört Yüz Elli Dördüncü Bölüm
Bu münazeleyle ilahi nispetler incelenmiştir.
Dört Yüz Elli Beşinci Bölüm
Zahirimle yöneldiğim kişi asla mutlu olamaz, batınımla
yöneldiğim ise asla mutsuz olamaz ve bunun tersi münazelesinin bilinmesi
hakkındadır.
Dört Yüz Elli Altıncı Bölüm
Musevi ağaçta, ilahi kelam tahkik edilmiştir.
Dört Yüz Elli Yedinci Bölüm
Mutlak teklif münazelesinin bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz Elli Sekizinci Bölüm
Görünen tecellileri idrak münazelesinin bilinmesi
hakkındadır.
Dört Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm
"Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba mirasçı
kıldık... " ayeti açıklanmıştır
Dört Yüz Altmışıncı Bölüm
İslam, iman ve ihsan tahkik edilmiştir.
"Sırların kabri olan gönüller", her gördüğünü ifşa
etmeyen "hür" insanların mekânıdır.
Dört Yüz Altmış Birinci Bölüm
Hakk’ın esirgedikleri arifler, bu ariflerin Allah'ı ve alemi
bilmeleri incelenmiştir.
OTUZUNCU SİFİR
Dört Yüz Altmış İkinci Bölüm
Muhammedi kutuplar ve menzilleri İçinde Kutupların zikirleri
ve Muhammedi makamlar.
Dört Yüz Altmış Üçüncü Bölüm
Kendi zamanlarındaki alemin etraflarında döndüğü on iki
kutbun bilinmesi hakkındadır.
Gökyüzündeki 12 burç cismani âlemi yönetir. Manevi âlem de
12 kutup üzerinde döner.
Birinci Kutup Hz. Nuh’un kademi üzerindedir.
İkinci Kutup Hz. İbrahim’in kademi üzerindedir.
Üçüncü Kutup Hz. Musa’nın kademi üzerindedir.
Dördüncü Kutup Hz. İsa’nın kademi üzerindedir.
Beşinci Kutup Hz. Davud’un kademi üzerindedir.
Altıncı Kutup Hz. Süleyman’ın kademi üzerindedir.
Yedinci Kutup Hz. Eyyûb’ün kademi üzerindedir.
Sekizinci Kutup Hz. İlyas’ın kademi üzerindedir.
Dokuzuncu Kutup Hz. Lut’un kademi üzerindedir.
Onuncu Kutup Hz. Hud’un kademi üzerindedir.
On Birinci Kutup Hz. Salih’in kademi üzerindedir.
On İkinci Kutup Hz. Şuayb’ın kademi üzerindedir.
Dört Yüz Altmış Dördüncü Bölüm
Zikri “Lâ ilahe illallah” olan kutbun hali hakkındadır.
Dört Yüz Altmış Beşinci Bölüm
Menzili "Allahu ekber" olan kutbun halinin
bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz Altmış Altıncı Bölüm
Mertebesi ve zikri “Subhanallah” olan kutbun halinin
bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz Altmış Yedinci Bölüm
Menzili “Elhamdulillah” olan kutbun hali hakkındadır.
Dört Yüz Altmış Sekizinci Bölüm
Menzili “Elhamdulillah alâ kulli hâl" olan kutbun hali
hakkındadır.
Dört Yüz Altmış Dokuzuncu Bölüm
Menzili “İşimi Allah’a havale ediyorum" olan kutbun
hali hakkındadır.
Dört Yüz Yetmişinci Bölüm
Bu bölümde ibadet ve vahdetin özellikleriyle ilgili önemli
marifetler incelenmiştir.
Dört Yüz Yetmiş Birinci Bölüm
Hak’tan olan muhabbet incelenmiş, faiz ve nafile
açıklanmıştır.
Dört Yüz Yetmiş İkinci Bölüm
Bu bolümde söz incelenmiştir.
Dört Yüz Yetmiş Üçüncü Bölüm
Bu bolümle, tevhid hakkında önemli incelemeler yapılmıştır.
Dört Yüz Yetmiş Dördüncü Bölüm
Bu bolümle Hakkın ve halkın yanında olmak (indiyyet)
incelenmiştir.
Dört Yüz Yetmiş Beşinci Bölüm
Şiarların tahkiki
Dört Yüz Yetmiş Altıncı Bölüm
Menzili “la havle ve lâ kuvete İllâ billah” olan kutbun halinin
bilinmesi hakkındadır.
İktidar Allah’a ait iken kabul bizden ortaya çıkar.
Bir gücün (kudret) tecelli etmesi
için, o gücü kabul edecek bir "mümkün" (mekan/vücut) olması gerekir.
Dört Yüz Yetmiş Yedinci Bölüm
Bu bolümle dünya ve ahirette zühdün yokluğu incelenmiştir.
Dört Yüz Yetmiş Sekizinci Bölüm
Kula ve ilahi isimlere özgü olan rızık incelenmiştir.
Dört Yüz Yetmiş Dokuzuncu Bölüm
İlahi hürmet hakkında bir incelemedir, o da alemdir ve
Haktandır.
Dört Yüz Sekseninci Bölüm
Beşikte İsevi konuşma ve Yahya'ya çocukluğunda hükmün
verilmesi hakkında incelemedir
Dört Yüz Seksen Birinci Bölüm
Amelin İhsanı ve amellerin suretlerinin inşası
incelenmiştir.
Dört Yüz Seksen İkinci Bölüm
Allah’ın rızasına teslim olma, gerçek kul, velilerin
sıfatlan incelenmiştir.
Dört Yüz Seksen Üçüncü Bölüm
Nefsin tezkiyesi ve kirletilmesi incelenmiştir
Dört Yüz Seksen Dördüncü Bölüm
Bu bolümle, ihtizar (ölüm, can çekişme) esnasında hâsıl olan
keşif ve dünyada arifin bu keşifteki hissesi incelenmiştir.
Dört Yüz Seksen Beşinci Bölüm
Bu bolümle dünyadaki ve ahiretteki ceza ile dünyada muaccel
ceza incelenmiştir.
Kulun niyeti amelinden hayırlıdır. Niyet amelin ruhudur.
Dört Yüz Seksen Altıncı Bölüm
Menzili "Kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse, apaçık
bir şekilde sapmıştır" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.
Bölümün sonunda acze varmak için çaba harcamak
incelenmiştir.
Dört Yüz Seksen Yedinci Bölüm
Salah mertebesi ve peygamberlerin salihlerden olma talepleri
incelenmiştir.
Dört Yüz Seksen Sekizinci Bölüm
Nefsin çift yönlülüğü, İlahî ve tabii rızık, aynalarda
görülen suret ilmi incelenmiştir.
Dört Yüz Seksen Dokuzuncu Bölüm
İnsanın örnekliği, tasarrufunun tam oluşu, amellerin kullara
nispeti, özellikle şeriata göre, esenlik ve kurtuluş yolunun ne olduğu
incelenmiştir
Dört Yüz Doksanıncı Bölüm
Menzili "Yapamayacağınız şeyleri söylemeniz Allah
katında büyük bir günahtır" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz Doksan Birinci Bölüm
Kul ne ile böbürlenir, dünya böbürlenme yeri değildir konusu
incelenmiştir.
Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?
Sözün eylemle buluşmaması / cezayı gerektirir.
Dört Yüz Doksan İkinci Bölüm
Menzili "O, gaybı bilendir Hiç kimseyi gaybına muttali
kılmaz. Ancak resullerinden razı oldukları müstesna" olan kutbun halinin
bilinmesi hakkındadır
Dört Yüz Doksan Üçüncü Bölüm
Bu bölümde Hakk'ı ve halkı bilmenin tahkikatları ve
tecellileri vardır.
Dört Yüz Doksan Dördüncü Bölüm
Alîmden ve Allah'ın ismi olan isimlerden korkma, ilahî
isimler hakkında ince sırlar incelenmiştir.
Dört Yüz Doksan Beşinci Bölüm
Menzili "Sizden kim dininden döner ve kafir olarak
ölürse" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.
Dört Yüz Doksan Altıncı Bölüm
Tenzih ve teşbih hakkındadır
16. Cilt
OTUZ BİRİNCİ SİFİR
Dört Yüz Doksan Yedinci Bölüm
Menzili "Onların çoğu Allah'a şirk koşarak inanır"
olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır
Dört Yüz Doksan Sekizinci Bölüm
Menzili "Kim Allah'tan sakınırsa, Allah ona bir çıkış
yolu gösterir ve hesaplamadığı yerden rızıklandırır" olan kutbun halinin
bilinmesi hakkındadır
Dört Yüz Doksan Dokuzuncu Bölüm
Menzili "O'nun benzeri olabilecek hiçbir şey
yoktur" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır
Beş Yüzüncü Bölüm
İlah ismi ve bu isimle gerçekleşen şeyler incelenmiştir.
Beş Yüz Birinci Bölüm
Menzili "Allah'tan başkasına mı dua ediyorsunuz. Doğru
sözlü iseniz... "'" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.
Beş Yüz İkinci Bölüm
Menzili "Bile bile Allah'a ve Resulüne hıyanet
etmeyiniz, emanetlerinize de hıyanet etmeyiniz" olan kutbun halinin
bilinmesi hakkındadır.
Hıyanet bilgiyi yanlış yere koymaktır.
Hikmeti ehlinden sakınmak zulümdür; ehli olmayana vermek de
zulümdür.
Beş Yüz Üçüncü Bölüm
İbadeti Allah'a has kılmak konusunda incelemelerdir
Beş Yüz Dördüncü Bölüm
Bu bölümle, ayetlerde derinleşmek hakkında incelemeler
yapılmıştır O da varlıktaki isimlerin hükmü, müşahedeye yönelik işaret ve
marifetlerdir
Beş Yüz Beşinci Bölüm
Menzili "Rabbinin hükmüne sabret, sen
gözetimimizdesin" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır
Hz. Eyyub, acısını dindirmesi için Allah’a dua etmiştir. Bu,
sabra aykırı değildir.
Acı karşısında sessiz kalıp "direnmek", ilahi
kahra karşı bir kibir kokusu taşıyabilir.
Beş Yüz Altıncı Bölüm
Tuzak, kandırma ve aldatma hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz Yedinci Bölüm
Hadler, zikir ve rüyet ve diğer marifetler hakkında bir
incelemedir.
Beş Yüz Sekizinci Bölüm
İlahî ve kula ait velayet ve mümin ismi hakkında bir
incelemedir.
Beş Yüz Dokuzuncu Bölüm
İnfak edilen şeyin yerine koyan Hüve hakkında bir
incelemedir
Beş Yüz Onuncu Bölüm
İlahi kibriyâ ve onunla vasıflanan - gerçekten veya iddia
olarak- hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz On Birinci Bölüm
Takvadan doğan Furkan ve bu Furkan'ın ilimleri hakkında bir
incelemedir
Beş Yüz On İkinci Bölüm
Zikir ehlinin vasfı olan korku hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz On Üçüncü Bölüm
Rahmetin türleri, Şeyh'in kıyamet sahnelerini keşfi ve zan
hakkında bir incelemedir
Beş Yüz On Dördüncü Bölüm
Zorunluluk, muhal ve imkân hakkında bir incelemedir.
Mümkünün gerçekleşmesi bu üçüyle olur.
Beş Yüz On Beşinci Bölüm
Ademi ve Davudi hilafet arasındaki farkı incelemiştir.
Beş Yüz On Altıncı Bölüm
Oğulluk, babalık, kardeşlik ve ayetin sonuna kadar
zikredilen diğerleri hakkında incelemelerdir.
Beş Yüz On Yedinci Bölüm
Teklik, çiftlik ve birlik, son genel rahmet hakkında bir
incelemedir.
Beş Yüz On Sekizinci Bölüm
Melekler âlemine, ahiret dirilişine özgü incelemeler.
İncelemede önemli şiirler vardır.
Beş Yüz On Dokuzuncu Bölüm
Vahdet, ilahî yakınlık, Allah'ın ve Resulünün kelamının
kapsamlılığı hakkında bir incelemedir
Beş Yüz Yirminci Bölüm
Menzili "Ancak duyanlar icabet eder" olan kutbun
halinin bilinmesi hakkındadır
Ayet, rahmetin kapsamlılığını ve genişliğini anlatır.
Cezalandırılacağını kesin olarak bilen biri günah işlemez.
Allah, inanmayanları "sağırdırlar" diyerek
nitelerken aslında onlara rahmet etmektedir.
Beş Yüz Yirmi Birinci Bölüm
Takva, yolculuk ve yolun duraklarının incelenmesidir.
Beş Yüz Yirmi İkinci Bölüm
Menzili "Yerine getireceklerini içleri titreyerek
yerine getirirler. Şüphesiz ki onlar Rablerine dönecekler. Onlar hayırlarda
koşanlardır Onlar o hayır için öne geçenlerdir" olan kutbun halinin
bilinmesi hakkındadır
İnsan, Allah'ın isim ve sıfatlarını izhar eden (açığa
çıkaran) canlı bir kitaptır. (sadece oku)
Beş Yüz Yirmi Üçüncü Bölüm
İzafeti ve mutlaklığı yönünden Rab ismi hakkında bir
incelemedir.
Beş Yüz Yirmi Dördüncü Bölüm
Alem olan vücut bulmuş kelimelerin incelenmesidir.
Beş Yüz Yirmi Beşinci Bölüm
Şer'i hükümlere özgü sınırlar ve eşyanın zati sınırları
incelenmiştir.
Beş Yüz Yirmi Altıncı Bölüm
İnsanın sekiz azası ve amacına uygun olarak
kullanıldıklarında onlardan çıkan keramet, menziller ve ilahî makamlarla
münasebeti hakkında incelemelerdir.
Beş Yüz Yirmi Yedinci Bölüm
Her şeyde Hakk'ın rızasını arayanlarla beraber sabretme
incelenmiştir.
Arif olan kişi, her neye bakarsa orada "Hakkın
veçhini" görür. "O’nun yüzü dışında her şey helak olacaktır."
Beş Yüz Yirmi Sekizinci Bölüm
Menzili "Kötülüğün cezası dengi olan bir kötülüktür Kim
affeder ve ıslah ederse onun ücreti Allah'a aittir" olan kutbun halinin
bilinmesi hakkındadır
Beş Yüz Yirmi Dokuzuncu Bölüm
Menzili "Temiz belde, bitkileri Rabbinin izniyle
çıkar" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır
Beş Yüz Otuzuncu Bölüm
Gizlenmek hakkında bir incelemedir. "Allah kötülüğün
açıkça söylenmesinden hoşlanmaz" ayetine dikkat çekmiştir.
Beş Yüz Otuz Birinci Bölüm
Vahdet, irade, emir, eşyanın yaratılışı, masiyetle
isimlenenin mahiyeti, icbar ve ihtiyar hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz Otuz İkinci Bölüm
Beş vakit namaz hakkında incelemeler ve işaretlerdir.
Beş Yüz Otuz Üçüncü Bölüm
Dua ve icabet hakkında bir incelemedir, icabet, her
isteyenin sadece duasıyla hâsıl olur. Bu konuda bölüme bakmalısın.
Beş Yüz Otuz Dördüncü Bölüm
Nebevi miras olan Kur’ân’la ahlaklanma hakkında bir
incelemedir.
Beş Yüz Otuz Beşinci Bölüm
Hakk'ı müşahede ve murakabe hakkında önemli incelemelerdir.
Beş Yüz Otuz Altıncı Bölüm
Ahiret İçin çalışma, dünya ve ahiret evlatlığı hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz Otuz Yedinci Bölüm
Vahdet ve marifette acizlik hakkında incelemelerdir
Beş Yüz Otuz Sekizinci Bölüm
Emir, irade, ilmin maluma tabiiyeti, kaderin sırrı hakkında
yüce tahkikatlardır.
Bilgi maluma tabidir.
Allah, kulun ne yapacağını bildiği için ona o kaderi
yazmıştır
Hz. Peygamber’i yaşlandıran şey, istikametin ağırlığıdır.
Beş Yüz Otuz Dokuzuncu Bölüm
Allah'a Muhammedi kaçış, velilere özgü olan veraset hakkında
bir incelemedir.
Beş Yüz Kırkıncı Bölüm
Resûlullah’ı (SAV) görme ve bunun gerçekleşmesi ve Hakkin
bütün suretlerde tecellisi hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz Kırk Birinci Bölüm
Muhtelif, işarî manalarla zulüm ve Allah’ın temsilciliği hakkında
bir incelemedir.
"Azap" kelimesi,
"tatlılık, haz" anlamına gelen uzubet köküyle
ilişkili…
Bütün arzularıma ulaştım, bir tek azaptan haz almak kaldı
Beş Yüz Kırk İkinci Bölüm
Allah’ı bilme hakkında garip bir incelemedir. Allah'ı
bilmenin son noktası hayrettir.
Beş Yüz Kırk Üçüncü Bölüm
Allah'tan ve Peygamberden alma hakkında garip bir incelemedir
Beş Yüz Kırk Dördüncü Bölüm
İlahî koruma ve gözetim, ayni şekilde meleki koruma hakkında
bir incelemedir.
Beş Yüz Kırk Beşinci Bölüm
Secde ve secdede Hakk’ı müşahede hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz Kırk Altına Bölüm
Menzili ve zikri "Zikrimize sırt çevirenden yüz
çevir" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.
Beş Yüz Kırk Yedinci Bölüm
Emri yerine getirme hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz Kırk Sekizinci Bölüm
Kulun Hakk'ı, Hakk'ın kulu zikri, akılla Allah'ı bilme ve
marifetlerin türleri, düşünce ve keşif hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz Kırk Dokuzuncu Bölüm
Menzili "Kendisini müstağni görene gelince, sen bütün
ilgini ona yöneltiyorsun" olan kutbun halinin bilinmesi hakkındadır.
Beş Yüz Ellinci Bölüm
Zati ve suduri tecelli hakkında bir incelemedir.
Beş Yüz Elli Birinci Bölüm
Allah ve Elçisinin mükellefin amellerini görmesi hakkında
bir incelemedir.
Beş Yüz Elli İkinci Bölüm
Zalimin nefsini Resûlullah’a getirmesi hakkında bir
incelemedir. Bu dakik bir incelemedir.
Nefsine zulmeden Rabbine döner.
Beş Yüz Elli Üçüncü Bölüm
İlahi kuşatma ve vahdet hakkında dakik bir incelemedir.
Beş Yüz Elli Dördüncü Bölüm
Gerçek anlamda Hakk'a ait olduğu halde fiilin kula isnat
edilmesi hakkında bir incelemedir. Bu Hatemu'l-Evliya'nın menzilidir.
Beş Yüz Elli Beşinci Bölüm
Günümüzden kıyamete kadar olan Kutuplardan geri kalanları
zikretmemi engelleyen sebebin bilinmesi hakkındadır.
Beş Yüz Elli Altıncı Bölüm
Mana ve hissedilenler hakkında ilave bir incelemedir
Hakk'ın eli olan bu zakir vasıtasıyla kullara verilen
hediyeler hakkındadır
Beş Yüz Elli Yedinci Bölüm
Genel anlamda velilerin mührünün bilinmesi hakkındadır İsevi
mühür hakkında bir incelemedir Bu bölüm tamamıyla bir sırdır
OTUZ İKİNCİ SİFR
Beş Yüz Elli Sekizinci Bölüm
İzzet Rabbine mahsus olan güzel isimlerin ve ona verilmesi
uygun olan ve olmayan lafızların bilinmesi hakkındadır.
Allah ismi olan ilahi mertebe: Bu mertebenin özeti ve
neticesi hayrettir.
"Allah" ismi, diğer tüm isimleri ve sıfatları
(el-Alim, el-Kadir vb.) kuvve halinde kendinde toplar. Bir kişi "Ya
Allah!" dediğinde, o anki ihtiyacı neyse (şifa, rızık), Allah isminin
içindeki o özel vekil isim (eş-Şafi, er-Rezzak) devreye girer.
İsimlerin tasnifi
Tenzih İsimleri: Allah'ın yaratılmışlara benzemediğini
belirtenler.
Sübutî İsimler: Allah'ın niteliklerini (Hayy, Alim, Kadir)
ispat edenler.
İzafet İsimleri: Nispetleri belirleyenler (Evvel, Ahir,
Zahir, Batın).
Fiil İsimleri: Allah'ın yaratma ve rızık verme gibi
eylemlerine dayananlar (Halık, Rezzak).
Rab imi olan Rabbani mertebe
"Rab" isminin kelime kökeninde "besleyip
büyütmek" (terbiye) vardır.
Rahman-Rahîm ismi olan Rahmût mertebesi: Minnettarlık ve
zorunluluk rahmetinin incelenmesidir
Melik ismi olan mülk ve melekût mertebesi
Duyularla algılanan fiziksel dünyada ez-Zahir ismi tecelli
eder.
Melekût / Ruhlar ve sırlar âlemi el-Bâtın isminin
tecellisidir.
Kuddûs ismi olan takdis mertebesi: Hakk'ın ve mümkün
varlıkların takdisi hakkında bir incelemedir.
Selam ilahî ismi olan selam
mertebesi: Muhammedi aynalarda Hakkın görülmesi, Zatta kalmanın imkânsızlığı.
Arif, Hak aynasında kendine baktığında eğer kendi şeklini
görüyorsa henüz yoldadır. Eğer şekilsiz bir nur veya Hakkın kuşatıcılığını
görüyorsa "es-Selam" mertebesine ulaşmıştır.
Mümin ismi için olan eman mertebesi
Eman korkanlara aittir.
Müheymin ismi için olan şahadet mertebesi: Bu mertebe, her
şeyin Allah’ın gözetimi ve koruması altında olduğunu bilme makamıdır. Bu
mertebe Kur'âni hakikatleri içermektedir.
Azîz ismi için olan izzet mertebesi
İzzet Allah’a, Resulü’ne ve müminlere aittir.
Cebbar ismi için olan ceberrût mertebesi
Her varlık, kendi hakikati ve ilahi isimlerin üzerindeki
hükmü gereği bir "cebir" (zorunluluk) altındadır.
Mütekebbir ismi için olan azameti kazanma mertebesi
Kibriya (büyüklük), sadece Allah’a mahsustur. İnsandaki
kibir hastalığının ilacı, "Âdem’in ilahi surette yaratıldığını"
bilmektir.
Halik ismi için olan halk ve emr mertebesi
Bu mertebe, varlığın "planlama" ve
"oluş" aşamasıdır. Takdir (Âyan-ı Sabite) / Bir şeyin ne zaman, nasıl
ve hangi özelliklerle var olacağının önceden belirlenmesidir.
"Ol" (Kün) emri o planın dış dünyada varlık
kazanmasıdır.
Bari ismi için olan bariiyyet mertebesi: Rablığın bir sırrı
vardır Bu sır zahir olsaydı, Rablık batıl olurdu. Rablığın bir sırrı vardır Bu
sır zahir olsaydı, nübüvvet batıl olurdu.
Musavvir ismi için olan tasvir mertebesi: Amellerin
suretlerinin inşası.
Gaffar, Gafir ve Gafur ismi İçin olan ferdeki sarkıla mertebesi
"Mağfiret" kelimesi köken olarak "örtmek,
gizlemek, zırh giydirmek" (miğfer) anlamına gelir. Kelimeler hakikatlerin
perdesidir.
Kahr mertebesi
Belaya karşı "ben sabrediyorum" diyerek direnmek,
bazen ilahi kahrı üzerine çekebilir; çünkü bu bir "dayanma/direnme"
iddiasıdır.
Vehhab ismi için olan vehb mertebesi
"Vehb", bir şeyi hiçbir karşılık, teşekkür veya
ecir beklemeden, sırf karşı tarafa fayda sağlamak için vermektir. Bu mertebenin
gerçek sahibi (Abdulvehhab), ibadetlerini "cennet kazanmak" için
değil, alemde Allah'ı tespih eden varlıkların sayısını artırmak için yapar.
Rezzak ismi için olan erzak mertebesi
Rızık varlığın kendisiyle ayakta kaldığı her şeydir.
Fettâh ismi için olan fetih mertebesi: Fethin çeşitleri;
Surî, manevî ve vasati fetih.
Kulun, Allah'ın isimlerinin ve sırlarının hakikatine
ulaşması batıni / manevi fetihtir. Bu, fethin en yüksek derecesidir.
Alîm, Âlim ve Allâm ismi için olan ilim mertebesi
Bilgi, bilinen şeyi değiştirmez. İmkansızı
"imkansız" olarak bilmek, onu mümkün kılmaz.
Kabız ismi için olan kabz mertebesi
Kabz, kalbin daralması, ruhun sıkışması ve kişinin kendi
içine çekilmesi halidir.
Basit ismi için olan bast mertebesi: Bast mertebesi, bu
mertebede oturanın edebe riayette yapması gereken şeyler. Bast, kabzın
zıttıdır; genişleme, ferahlık, sevinç ve yayılma halidir.
Hafz mertebesi
Bu mertebe, varlık hiyerarşisindeki "tevazu"
sırrını taşır.
Rif'at mertebesi
Rifat, Allah’ın zatına ait bir yüceliktir; kul için ise bu,
iman ve ilimle elde edilen derecelerdir.
İ'zâz (sevip-sayma) mertebesi
Sultanlar veya komutanlar makamlarıyla izzet bulduklarını
sanırlar. Ancak görevden alınınca zelil olurlar.
İzlâl (Küçük düşürme/rezil etme) mertebesi: Filozofların
"Birden ancak bir çıkar" sözünün incelemesi yapılmıştır
Hz. Âdem, meleklerin ona secde etmesiyle İzzet; kendi
hatasını anlayıp "Rabbimiz kendimize zulmettik" demesiyle Zillet
mertebesini temsil eder.
Sem' mertebesi
Bu mertebe, duyulanın arkasındaki "maksadı"
anlamakla ilgilidir.
Ses, nefesten doğar. Nefes ise varlığın hammaddesidir. Bu
yüzden her söz, varlık aleminde bir suret kazanır. Güzel sözler yücelere (İlliyyîn),
kötü sözler aşağılara (Siccin) kaydedilir.
Basar mertebesi: "Dilediğini işle, çünkü sen
bağışlandın" sözünün incelenmesi.
Hüküm mertebesi
Gerçek hakem, eşyaya dışarıdan bir hüküm dayatmaz; o şeyin
tanımı neyi gerektiriyorsa onu söyler.
Hüküm, hakkında hüküm verilene tabidir.
Adalet mertebesi
İlahi isimler (Muti/Mani, Hadi/Mudil) birbirine karışmıştır.
Adalet, her ismin kendi hakikatine göre tecelli etmesi ve yerli yerine
konulmasıdır.
Lütuf mertebesi
Allah, kendi otoritesini bir insan suretinde (kesif) zahir
kılmıştır.
Bu mertebede kişi, latifin kesif içindeki sızışını bizzat
"tatmalıdır" (zevk).
Tecrübe ve deneme mertebesi: Kaza ve kaderin incelenmesi.
Hubra ve İhtibar (Sınanma) / el-Habîr
Hubra sınanmayla ortaya çıkan bilgilerdir.
Bir insan kendisini neyle nitelerse (sabırlıyım, cömertim
vb.), o özellik üzerinden imtihan edilir.
Hilm mertebesi: Amellerin suretleri olan mühlet verme ve
değiştirme hakkında incelemeler
Allah bir şeyi var ettikten sonra onu asla yokluğa geri
döndürmez. Günahı bile yok etmez, sadece ona "mağfiret" (örtü)
elbisesi giydirerek onu iyiliğe dönüştürür.
Azamet mertebesi
Bir şeyin "büyük" olması, onu büyük görenin (tazim
edenin) kalbindeki bir haldir.
Kalbinde Allah'tan başka bir korku veya sevgi çok yer
kaplıyorsa, o şey senin için "azim" olur.
Kendine "büyük" diyen,
hesabını da büyütür.
Şükür mertebesi
Şükür, sadece "teşekkür etmek" değil, bir
"artış" yasasıdır. Araya sebepleri (kişileri, şans faktörünü vb.)
sokmamak şükrün özüdür.
Yükseliş mertebesi
Allah arşa "istiva" ederek (yükselerek) değerini,
dünya semasına "tenezzül" ederek (inerek) ise kullarına yakınlığını
gösterir.
Kulun yüceliği, sadece Allah'a "izafet" (bağlanma)
iledir. Kul, kendi başına süflidir (aşağıdadır). Ne zaman ki tam bir kullukla
Hakk'a yönelirse, Hakk'tan gelen bir lütufla ulvileşir.
İlahi Kibriya Mertebesi: el-Kebir
Hakk'ın büyüklüğü (kibriyası) biziz!
Kendini bilen Rabbini bilir
Hıfz / Koruma mertebesi / el-Hafîz
Hıfz, sadece tehlikelerden korumak değil, varlıkların
hakikatlerini ve sınırlarını muhafaza etmektir.
Hakk'ın görmesi ile kulun görmesi tam olarak birleşseydi,
alem yanardı. Alem, bu iki görme arasındaki "örtü" sayesinde
korunmaktadır.
Mukit (Muktedir/Rızık veren) mertebesi
Bu mertebe, rızkın sadece
"yenilen şey" değil, varlığın sürekliliğini
sağlayan bir "ölçü ve vakit" olduğunu anlatır.
Besin, ancak birisi onunla beslendiğinde "besin"
vasfı kazanır.
Yeryüzündeki fiziksel besinler, gökteki ilahi emirlerin
(vahyin) birer yansımasıdır. Allah yeryüzünde besinleri takdir ederek, aslında
her varlığın hayat süresini ve rızık miktarını mühürlemiştir.
İktifa mertebesi / el-Hasîb
Hasîb ismi, insanın kendi nefeslerini ve niyetlerini hesaba
çekmesini gerektirir.
Celâl mertebesi
Celal ismi, azamet ve yücelik demektir.
Bu isim zıtları birleştirir.
Allah'a yapılan her hitap, bir yankı gibi kişiye geri döner.
Kerem mertebesi / el-Kerîm
Allah hem "Celal" (azamet) hem de
"İkram" (cömertlik) sahibidir.
Murakabe mertebesi / er-Rakîb
Murakabe, Allah'ın her an her şeyi gözetlemesi ve kulun da
bu gözetlemenin farkında olarak yaşamasıdır.
Allah kullarını "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"
sorusuna verdikleri cevap üzerine sınar. Murakabe, bu sınavın her an devam
ettiğini bilmektir.
İcabet mertebesi / el-Mucîb
Allah, kulunun duasına karşılık vererek kendi yakınlığını
"şah damarından daha yakın" olacak şekilde izhar eder.
Genişlik mertebesi / el-Vâsi
Varlık (vücud) bütünüyle hayırdır, şer (kötülük) ise
yokluktan veya mizaçların kabul kapasitesinden kaynaklanır.
Hakim, Hikmet mertebesi / el-Hakîm
Hikmet, her şeyi yerli yerine koymak, mizanı (dengeyi)
korumak ve her varlığa yaratılış amacını vermektir.
İnsanlar bazen "Şu iş şöyle olsaydı daha iyi
olurdu" diyerek ilahi hikmete itiraz ederler. Bu yanlıştır, hatadır.
Allah her şeyi "vaktinin gereğine" ve "sübût halindeki
hakikatine" göre yaratır. O an için kötü görünen şey, aslında daha büyük
bir kötülüğü önleyen bir hikmettir.
17. Cilt
OTUZ ÜÇÜNCÜ SİFİR
Veddâd, vedd (dostluk/sevmek) mertebesi / el-Vedûd
"Vedûd" ismi, sevginin sadece bir duygu değil,
değişmeyen bir sebat (sabitlik) olduğunu ifade eder.
Varlık sevgi üzerine kurulmuştur.
Mecd, Mecd (Ululuk/izzet) mertebesi
Kulun varlığı, Hakk'ın Mecd isminin aynasıdır.
Haya, Haya mertebesi: Vahdet hakkında marifetler.
Hayâ imandandır.
Allah'ın kullarına karşı hayâsı, onların günahlarını örtmesi
ve rezil etmemesidir.
Sâhî, Sehâ (Cömertlik) mertebesi: Hediyenin türleri. Îsâr
(nefse tercih), kerem, cûd (cömertlik) ve sehâ (karşılıksız vermek, ek
açıklık).
Tayyib, Temizlik ve Ayrışma mertebesi
Herkes rabbini arar, habis (çirkin) olan, kendi mizacı
gereği Rabbini "aşağıda" (celal ve azap yönünde) bulur; tayyib olan
ise "yücelerde" (cemal yönünde) bulur.
Muhsan, İhsan mertebesi / el-Muhsin
Allah’a O’nu görür gibi ibadet etmek
Bu söz, kulun hayalinde ve inancında oluşturduğu ilahi
sureti ifade eder.
Kul Allah'a hayalinde bir suret vererek ibadet ettiğinde
(birinci ihsan), Allah da bunun karşılığı olarak kula Kendisini gerçekte olduğu
gibi gösterir (ikinci ihsan).
ed-Dehr, Dehr (Zaman) mertebesi
"Dehr'e sövmeyin, çünkü Allah dehr'dir" hadisi,
zaman içinde olup biten her olayın failinin Allah olduğunu hatırlatır. İnsanlar
zamana söverken aslında o anki ilahi takdire söverler.
Sahip, Sohbet mertebesi / es-Sâhib
Allah'ın kuluyla olan kesintisiz yol arkadaşlığıdır.
Halife, Hilafet mertebesi
Halifelik, Allah’ın sırrını
taşımaktır. Bu makamda olan kişi, Hakk'ın suretiyle zuhur eder. Meleklerin
secde etmesinin sebebi, halifede gördükleri bu "Hakk'ın sureti"dir.
Cemîl, Cemâl mertebesi
Allah güzeldir, güzeli sever. Allah ancak güzele tecelli
eder.
Mus'îr, Tesir (Narh koyan/ koymak) mertebesi
Bu mertebe, rızık ve eşyanın kıymeti üzerindeki ilahi
tasarrufu açıklar.
Karibu'l-Akrab, Kurbet, Kurb ve Kurab mertebesi
"Biz ona şah damarından daha yakınız." Bu,
yakınlığın en zirve noktasıdır.
Mu'tî, Atâ ve İ'tâ Verme ve Vergi mertebesi
Sadaka veren aslında Allah'a verir; dolayısıyla veren de
alan da hakikatte Allah'tır.
Şâfî, Şifa mertebesi
Şifa, sadece hastalığın gitmesi değil, ruhun ve bedenin
"gayesine" ulaşmasıdır.
Resulü Ekrem "senin şifandan başka şifa yoktur"
diyerek bütün sebepleri (ilaçları, doktorları) ortadan kaldırıp doğrudan
Müsebbib'e (Allah'a) yönelmiştir
Ferdu'l-Vitru'l-Ahad, İfrâd mertebesi: Ferd, vitr ve ahad
hakkında sırlar.
el-Ahad (Mutlak Bir): Hiçbir
şekilde bölünemeyen, ortağı olmayan ve bir başkasıyla yan yana gelip
"çift" oluşturmayan mutlak birliktir.
"Ahad'a gözünü dikme", çünkü o kul için müşahede
edilemez bir mutlaklıktır.
Arapçada "vitr" kelimesi aynı zamanda "kan
davası/intikam" demektir. el-Vitr, çifti bozan tek sayı (İntikam) / şirki ve ikiliği yok eden irade.
"Allah tektir, teki sever"
Refik, Rıfk ve Murafaka mertebesi: Vahdet hakkında
incelemeler, refiku'l-a'lanın sırları.
Peygamberler Hakk'ın refikleridir; çünkü onlar Hakk'ın
davasına (tevhidine) yardım ederler, Hak da onlara yardım eder.
Ba’is, Ba’s mertebesi
Bu mertebe hem peygamberlerin gönderilmesini hem de ölümden
sonraki dirilişi (ba's) kapsar.
el-Hak, Hak ismi mertebesi
Bâtıl, üzerine Hak geldiğinde yok olan şeydir.
Vekil, Vekalet mertebesi
Allah insanı önce "Kendi suretinde" yaratarak ona
bir üstünlük vermiş, sonra şeriatla onu "memur" kılıp bu ayrıcalığını
kırmıştır. Ardından "Sizi de amellerinizi de Allah yarattı" diyerek
kulu tamamen aciz bırakmış, kibri kökünden söküp atmıştır.
Kavi, Kuvvet mertebesi
Bizim bağımsız bir kuvvetimiz yoktur. Kuvvet, ancak Allah'ın
bizde yarattığı ve bizim istidadımızla (kabiliyetimizle) birleşen bir
toplamdır.
Metin, Metanet mertebesi
Metanet, sarsılmayan, değişmeyen ve her durumda sabit kalan
hakikattir.
Tecelliler, isimler ve suretler sürekli değişse de bu
değişimin arkasındaki ilahi hakikat "Metîn"dir, asla sarsılmaz.
Nasîr, Nasr / yardım mertebesi: iman ve imanın genelliği
konusunda büyük sırlar.
Allah "Müminlere yardım etmek üzerimize haktır"
buyurur. Eğer Hakka inananlar zahiren mağlup oluyorsa, bu onların imanındaki
bir "gedik" veya "ölüm korkusu" (bâtıla iman) yüzündendir.
Hamid, Hamd mertebesi
Birini kınadığınızda, onun bir davranışını kınarsınız; o
davranışın arkasındaki ilahi kaderi veya mazereti gördüğünüzde kınama düşer,
geriye sadece "hamd" kalır.
Muhsî, İhsâ mertebesi
İnsanların çoğalmasının sebebi İlahi İsimlerin çokluğudur.
Her bir isim, kendini yansıtacak özel bir "şahıs" talep eder.
Mubdî, Bed' / başlangıç mertebesi
Allah her an yeni bir başlangıç yapar. Varlığımızın devam
etmesi (beka), Allah'ın her an varlığımızı yeniden "başlatması" ve
"koruması" sayesindedir.
el-Mübdi ismi bir an bile tecelli etmeyi bıraksaydı, tüm
varlık anında yokluğa dönerdi.
Muîd, İade mertebesi: İnce sırlar, ahiret dirilişinin
sırları.
Bu mertebenin sahibi olan kul, hayatın hiçbir anında
"duraklama" veya "eskime" görmez.
O bilir ki; her son, yeni bir başlangıcın (iadenin)
tetikleyicisidir.
Muhyî, İhya mertebesi: Ölüm ve hayatın sırları…
Gerçek hayat bedenin değil, kalbin hayatıdır. İnsanlar
bedenlerine odaklandıkları için her şeyin canlı olduğunu göremezler.
Mümît, Mevt mertebesi: İntikal olan ölümün sırları, ölümün
kurbanlığı.
Ahirette cennet ve cehennem ehli yerleşince ölüm, bir
"koç" suretinde getirilir ve Hz. Yahya tarafından kurban edilir. Bu,
artık hiçbir şeyin "bitmeyeceğinin" sembolüdür.
Hayy, Hayat mertebesi
Gerçek hayat kalbin (hakikatin) hayatıdır.
Hayy ve Kayyum / bu iki isim birbirinden ayrılmaz. Hayat
(Hayy), varlığın temelidir; Kayyumiyet (Kayyum) ise o varlığın ayakta durmasını
sağlar.
Kayyûm, Kayyûmiyye mertebesi
Bir şey canlıysa, mutlaka kendi hakikatiyle
"kaim"dir (ayaktadır).
el-Vâcid / Vicdan mertebesi: Bu “Kün” mertebesidir
Allah bir şeyin varlığını irade edip "Ol (Kün)"
dediğinde, hiçbir güç buna direnemez.
el-Vahidu'l-Ahad, Tevhid mertebesi: el-Vahidu'l-Ahadın
sırları, vahdeti bilmenin özü.
el-Ahad: Zatın mutlak
birliği, bölünemezliği ve niteliksizliğidir.
el-Vâhid: Sıfatların ve
isimlerin çokluğuna rağmen, bu çokluğun tek bir hakikatte (Zat'ta)
toplanmasıdır.
Samed, Samediyye mertebesi
Samediyet, muhtaç olan her varlığın sırtını yasladığı
"rükün"dür.
Allah, senin vasıtanla bir bilgi ortaya çıkardığında, o
bilgi açısından sen bir "samed" (başvurulan/dayanılan) olursun.
Kadir, Muktedir, İktidar mertebesi
Varlık, ol emrini duyduğu an itaat ederek yokluktan varlığa
sıçrar. Bu yüzden her varlığın aslı "itaat"tir.
el-Kâdir, Allah'ın bir sebep olmaksızın, doğrudan
yaratmasıdır (Emir âlemi).
el-Muktedir, Allah'ın sebepler (vasıtalar) aracılığıyla
yaratmasıdır (Halk âlemi).
Mukaddim, Takdim mertebesi
Bir varlığın veya bir mertebenin diğerinden önce varlık
sahasına çıkması "Öne Geçiren"in (el-Mukaddim) iradesiyle mümkündür.
Abdulmukaddim olan kişi, makam ve rütbe yarışında hırsa
kapılmaz. Bilir ki; Allah birini öne geçirmişse bunda bir hile (mekr) veya bir
hikmet vardır.
Muehhir, Teehhür (Geciktiren, Gecikme) mertebesi
Bu makamın sahibi olan kul, geride kaldığında mahzun olmaz,
öne geçtiğinde ise kibirlenmez.
el-Evvel / İlk, İlklik Mertebesi
el-Evvel, her şeyden önce olan ve her şeyi başlatan ilahi
isimdir.
İlkler
İnsanlıkta: Hz. Âdem.
Ruhlarda: İlk Akıl (Akl-ı Evvel).
Cisimlerde: Arş.
Geometride: Daire (Sonsuzluk ve birliğin sembolü).
İlahi İsimlerde: el-Hayy (Hayat sahibi olmayan bir şeyin evvel
olması düşünülemez).
el-Ahir / Son, Sonluk mertebesi
el-Ahir, her şey yok olduktan sonra baki kalan ve her işin
nihayetinde kendisine döndüğü isimdir.
Zahir, Zuhur mertebesi
Gördüğümüz her şey, bizim kendi hakikatlerimizin
(istidatlarımızın) Hakkın varlık aynasındaki yansımasıdır.
Bâtın, Butûn Mertebesi
Gafil insanların kalbinde Hak, "kabirdeki bir ölü"
gibidir; vardır ama hükmü ve tesiri yoktur. Ariflerin kalbi ise Hakkın diri
olduğu yerdir.
Tevvâb, Tövbe mertebesi
En büyük tövbe, kişinin "ben tövbe ettim" diyerek
fiili kendine nispet etmesinden vazgeçip, tövbeyi de Allah'ın bir lütfu olarak
görmesidir.
el-Afuvv, Af mertebesi
"Afuvv" kelimesi dilde hem bir şeyi çoğaltmak hem
de kısaltmak (silmek) anlamına gelir. Allah, mağfireti "çok" yapması
bakımından Afuvv, azabı ise "az/kısa" tutması bakımından Afuvv'dur.
er-Rauf, Rafet mertebesi
Dünyadaki cezaların (hadlerin) uygulanması, kulu ahiretteki
daha büyük mahcubiyetten ve azaptan temizleyen bir "re'fet"
(yumuşaklık) tezahürüdür.
Vâlî, İmamet mertebesi
Yeryüzündeki bir vali, ancak Hakkın hukukuna göre
hükmettiğinde "Vali" isminin mazharı olur. Kendi hevasına uyarsa bu
isimden kopar.
Bedbaht (şaki) insan, temizliği ahirete ertelenen kişidir.
Hakk, kötülüğü kabul etmez.
Cami' Cem' mertebesi
Nerede olursanız O sizinle beraberdir.
Bu beraberlik bir çokluk (cem) ifade eder. Bir (tek) olan
Allah, ikiyle üçüncü, üçle dördüncü olur; yani her sayıya eşlik ederek onları toplar.
Gani, Ginâ ve Iğnâ / Müstağnilik ve Zenginlik mertebesi
Allah zatı gereği zengindir (el-Ğanî), İnsan ise zatı gereği
fakirdir (mümkün varlık), İnsan ancak Allah’a olan muhtaçlığını (fakr) fark
ettiğinde O’na gerçekten yaklaşır.
Mu'tî-Mâni', Atâ ve Men’ (Veren- Engelleyen, Verme ve
Engelleme) mertebesi
Allah bir şeyi engelliyorsa (mâni), bu ya senin istidadın
(kabiliyetin) o şeyi kabul etmeye uygun olmamasındandır ya da seni daha büyük
bir maslahata (faydaya) yönlendirmek içindir.
Zârr, Zarar mertebesi: Hem olumsuzlama hem de olumlama
lazımdır. Böylece zararın olması da gereklidir.
Nâfi, Nef’ (Fayda Veren, Fayda Verme) mertebesi: İradenin
hüküm ve varille açısından yok olanla ilişkisi incelenmiştir.
Seven için en büyük fayda görülen her şeyde nimeti (Hakk'ı)
görmektir.
Nur, Nur mertebesi
Nur, sadece fiziksel ışık değil, "vücud" (varlık)
demektir. Karanlık ise "adem" (yokluk) yani henüz dış dünyaya
çıkmamış potansiyel hakikatlerdir.
Hadî, Hedy ve Hüdâ mertebesi: Allah'ın içimizde
Peygamberlerin getirdiklerinden başka beyan dili yoktur.
Aklını şeriatın üzerine koyan kişi, ahirette büyük bir
hüsran yaşayacaktır.
Hidayet, Hakk'ın razı olduğu işleri yapma becerisi
(muvaffakiyet) kazandırır.
Bedî', İbda (Vareden, Varetme) mertebesi
"
Bedî'" ismi, Allah'ın her bir varlığı kendine has bir
"özel yön" (vech-i has) ile, daha önce bir örneği olmaksızın
yaratmasıdır.
Vâris, Veres mertebesi: Özellikle ilmin maluma tabiiyeti
konusunda ince sırlar.
Biz yeryüzüne ve üzerindekilere vâris oluruz.
İnsanlar dünyada geçici olarak mülk sahibi görünseler de,
ölümle birlikte her şey asıl sahibine, yani Allah’a döner.
Biz ölünce Allah bize vâris olur; biz ise O'nu nitelediğimiz
o yüce sıfatları tenzih ederek O'na vâris oluruz.
Sabır Mertebesi: es-Sabûr
Eziyete karşı Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur.
Allah kendisine "çocuk edindi" diyenlere veya O'nu
yalanlayanlara karşı hemen ceza vermez; onlara mühlet verir. Bu, es-Sabûr
isminin tecellisidir.
Allah'a bir belayı kaldırması için şikayette bulunmak, sabrı
bozmaz.
Allah kendisine edilen "eziyeti" (kötü sözleri,
inkarı) müminlerin eliyle kaldırmayı murat eder. Kim Allah'ın dinine yardım
ederse, es-Sabûr isminin yükünü hafifletmiş olur.
Güzel İsimleri Toplayan mertebeler mertebesi: İsimlerin
hakikatlerinin ve manalarının özetidir.
Kulun Hak karşısındaki en büyük sermayesi edeptir.
Allah’ın "Biz" (Nahnu) dediği yerlerde, o işte
birden fazla ismin (hikmet, kudret, rızık vb.) hükmü devreye girmiştir.
Allah namaz kılanın kıblesindedir.
Yaratılış ve Suret
İsimleri
el-Bâri: Rükünlerden (unsurlardan) türeyen varlıkları belli
bir düzenle var eden.
el-Musavvir: Henüz "heba" (mutlak boşluk/cevher)
halindeki hakikatlere suret giydiren. Gözlerimizin gördüğü veya göremediği tüm
formlar bu ismin tecellisidir.
Bilgi ve Gayb
Mertebeleri
Şahadet ve Gayb: şahadet (görünen alem) sonludur, ancak Gayb
(görünmeyen) sonsuzdur.
Taalluk Sırrı: Bilgi (Alîm), bilinen nesne ile bir bağ
kurmaktır. Oysa gaybı bilmek (Allâm), henüz ortaya çıkmamış veya imkansız
(muhal) olanın bile Allah’ın ilminde sabit olmasıdır.
Rızık ve Terazi
İsimleri
Kabz ve Bast: Allah rızkı bazen daraltır (Kâbız), bazen
yayar (Bâsıt). Bu, kulun maslahatını gözetmek ve onu imtihan etmek içindir.
Mizan (Terazi): Allah’ın elindeki terazi, birini aziz
kılarken (Muiz) diğerini zelil kılması (Muzil), birini zengin ederken diğerini
muhtaç bırakmasıdır.
Letafet ve Habirlik
el-Latîf ismini anlamak için en güzel örnek Acı İlaç. Şifa
orada gizlidir (latif), biz sadece acıyı tadarız ama içindeki afiyeti fark
edemeyiz.
Allah’ın latifliği, amellerin içine sirayet etmesi ve
kendini gizlemesidir.
Hayal ve Zıtların
Birliği
Zıtların Birleşmesi: Akıl ve duyu dünyasında iki zıt
(örneğin hem Evvel hem Ahir olmak) bir arada bulunamaz. Ancak Hayal Alemi
(Alem-i Misal), zıtları birleştirebilen bir kuvvettir.
Ebu Said el-Harraz: "Allah'ı nasıl bildin?"
sorusuna "İki zıttı birleştirmesiyle" demiştir. Hak, hem en içte
(Bâtın) hem en dışta (Zâhir) olandır.
Sabır ve Eziyet
Allah’ın Sabrı: Allah Kendisine eziyet edenlere karşı hemen
ceza vermez (Sabûr).
Sır: Allah’ın sabırlı olduğunu bildirmesi, kullarından bu
"eziyeti" (şirki, günahı) kaldırmalarını ve O’na yardım etmelerini
(in-tensurullah) istemesi içindir.
OTUZ DÖRDÜNCÜ SİFİR
Beş Yüz Elli Dokuzuncu Bölüm
Farklı menzillerden hakikat ve sırların bilinmesi
hakkındadır.
Kesif varlıklar olmasaydı latifler bilinmezdi.
Şeriatla hareket eden edeplenir ve edeplenen ulaşır.
İmam-ı Mübîn
Apaçık İmam / Varlık kitabı, Bu, sadece bir kitap değil, her
şeyin bilgisini kuşatan ilahi bir levha ve hakikattir. Bu her suretin
kendisinde bulunduğu bir aynadır. Biz ondan zuhur ederiz; emir ve yasak onun
üzerinden bize ulaşır.
Heva/arzu, sınırsızdır. Eğer kalpte bu arzu gücü olmasaydı,
Hakka da aşkla yönelmek mümkün olmazdı.
Rabbim, benim için katında bir ev inşa eyle (Hz. Asiye)
Komşuluk (Allah’a yakınlık) evden önce gelir.
İnsan nerede olursa olsun, mekân onu görür, melekler ve
ruhlar ona eşlik eder.
Dağlar sabitliği ve sarsılmazlığı, denizler genişliği ve
rüzgâr (ilahi nefes) karşısındaki edilgenliği temsil eder.
İnsanın yapısı…
Üçte biri topraktan gelen maddi beden.
Üçte biri hayvani ruh (canlılık fonksiyonları).
İlk iki aşama gecenin karanlığı gibidir.
Son üçte bir (Seher Vakti) ilahi nefes olan Aklî Ruh. İnsanı
gerçek manada "insan" yapan, ilahi tenezzülün gerçekleştiği bu son
safhadır.
Allah bir şey hakkında, o şeyin kendi hakikati neyi
gerektiriyorsa ona göre hüküm verir. Yani varlık, kendi istidadıyla Allah'a
"ben buyum" der, Allah da "ol" diyerek onu o haliyle
yaratır.
İslam bedenin boyun eğmesidir.
İman, boyun eğen bedeni müşahede eden ruhtur.
İhsan kadim olanı müşahede etmek, Allah'ı görüyormuş gibi
yaşamaktır.
Kalbin sevgisinde taksimat kulun
elinde değildir; o bir ilahi ihsandır.
Yiğit (feta), geçmiş veya gelecekle değil, "şimdiki
an" ile sınırlıdır. O, vaktin hakkını verendir.
Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder
Kulun Allah’a yardımı, O’nun emirlerini yerine getirmesi ve
"esma"sının (isimlerinin) zuhur mahalli olmasıdır.
Feleklerin dönüşü, meleklerin ve manevi tesirlerin doğmasına
sebep olur.
Dil derunun (kalbin), parmaklar da niyetin tercümanıdır.
Kalbe gelen ilk düşünce zorlayıcıdır ve nefsin karışmasına
vakit bırakmadan gelir.
Dileğin vakti ile kabulün vakti birdir.
Her okuduğunda yeni bir hikmet bulamayan, Kur’an’ı hakkıyla
okumamış sayılır.
Sevdiğini iddia eden kişi, bu iddiasını kanıtlamak için
sınanır. Sevgili (Hak) ise bu sınanmalardan münezzehtir.
Allah'a ancak O'nda bulunmayan bir şeyle (zillet ve
fakirlik) yaklaşabilirsin. Allah Aziz ve Gani (Zengin) olduğu için, O'na ancak
kendi yoksulluğumuzu ve hiçliğimizi sunarak "yakın" olabiliriz.
Şevk, vuslatla (kavuşmayla) diner; ancak İştiyak, kavuşulsa
bile bitmeyen, sürekli artan bir arzudur. Çoğu âşık aslında kendi vuslat
hazzını sever. Hakiki âşık ise sevgilinin uzaklık talebiyle (ayrılıkla) imtihan
edildiğinde bile O'na teslim olandır.
Kelam: Doğrudan ruha tesir
eden, inkârı mümkün olmayan ilahi etkidir.
Kavil: Söz haline gelmiş,
taksim edilmiş ve ulaştırılmış ifadedir. Kur'an "Kavil"dir; zira
insanlar onu duyup inkâr edebilirler, fakat doğrudan Kelam'a muhatap olanın
iradesi o tesirle erir.
Gölge kendi başına hareket etmez;
asıl olanın (Hakk'ın) hareketiyle hareket eder. Işık (ilahi nur) yaklaştıkça
gölge büyür, uzaklaştıkça küçülür.
Bir şeyi talep eden, o talebinin esiridir. Hakiki kulluk,
kişinin kendi hürriyet iddiasından vazgeçip "Dehir" (Zaman/Mutlak
Varlık) olan Allah'ın iradesine teslim olmasıdır.
Bilge kişi için Allah'ın vermesi nimet, vermemesi ise
hikmettir.
Seven için sevgili "başka" değildir.
18. Cilt
OTUZ BEŞİNCİ SİFİR
Akıl "bağ" demektir (ikal); insanı kayıt altına
alır ve mutlak hakikati görmesini engeller.
Kalpte heva bulunmasaydı, ibadet edilmezdi
Allah'a duyulan iştiyak ve aşk da aslında bir tür ulvi
"heva"dır.
Allah'ı sadece tenzih etmek (uzak tutmak), O'nu
sınırlamaktır. Gerçek muvahhid (birleyen), varlıkta O'ndan başka hiçbir fail ve
mevcud olmadığını görendir.
Hz. Hızır'ın düzelttiği duvar gibi, sırlar da
"büyük-emin" kimselere emanet edilir.
Melek cenine rızkını, ecelini, amelini ve bedbaht mı yoksa
mutlu mu (şaki/said) olacağını yazar.
Kişi keşif veya rüyada henüz gerçekleşmemiş olan kıyameti tüm
dehşetiyle görebilir. Bu, zamanın ve mekânın ötesindeki "cevherlerin"
birbirini tanımasıdır.
Münafık "iki yüzlü" demektir. Âlem de çift
(zıtlar) üzerine yaratılmıştır.
Sana ait olmayan bir şeyi başkasına vererek
"fedakârlık" (işar) yaptığını sanma. O zaten sahibinindir. Hakiki
arif, elindekini sahibine (Allah'a) ulaştıran bir aracıdır.
Rüzgar kandili söndürürken ateşi gürleştirir. Sorun rüzgarda
değil, ulaştığı yerin (mahallin) istidadındadır.
İblis sadece "zahir"de (görünürde) kalıp "Ben
ateştenim, o topraktan" diyerek kıyas yaptığı için yanıldı.
Sadece zahirde kalmak büyük bilgiyi kaçırmak; sınırı aşan
tevil ise sapmadır.
Allah, sürekli konuşan (el-Mütekellim)
olduğu için kula düşen konuşmak değil, mutlak bir sessizlikle dinlemektir.
Başkasına yönelmek, Hakk'a saygısızlıktır.
Kul, Allah’a hangi sıfatla (örneğin merhamet veya tevazu)
yönelirse, Allah da ona o sıfatla tecelli eder. Karşılaşma (münazele), bu iki frekansın birleştiği noktada
gerçekleşir.
Cennetteki dereceler, kişinin dünyada Kur’an’dan (yaşayarak)
okuduğu ayetlerin sayısı ve derinliği kadardır.
Senin üzerinde o an hangi hal
(hastalık, zenginlik, hüzün) hakimse, o halin bağlı olduğu ilahi isim senin
"Rabbin"dir.
Bir balığa "domuz" derseniz, ismin getirdiği hüküm
(haramlık) o canlıya yüklenir. Yani hüküm, isimlendirmeye ve isme bağlıdır.
İnsan rızkı veya nasibi için yorulmamalıdır; hakikatte sana
ait olan zaten seni talep eder.
Keşke / imkansızlığa delalet eder.
Kul, Rabbinin katındaki mertebesini
öğrenmek isterse, kendi nefsinde Rabbinin ne kadar değeri olduğuna bakmalıdır.
Kişi kendi içindeki ilahi emrin ağırlığını ne kadar
gözetiyorsa, Allah katındaki ağırlığı da odur.
İnsan aceleden yaratıldı
İnsanın aslı "yokluktan varlığa çıkış" (intikal)
olduğu için, tabiatında sürekli bir hareket ve "acelecilik" vardır.
Kişi nefsini kendi bencil arzularından arındırdığında,
içinde uyanan her "arzu" aslında Hakkın iradesi haline gelir.
OTUZ ALTINCI SİFİR
Beş Yüz Altmışıncı Bölüm
Hikmetli vasiyetler
Bir yerde günah işlendiğinde, o mekânın aleyhte şahitliğini
iptal etmek için oradan ayrılmadan önce mutlaka bir ibadet (zikir, tövbe,
namaz) yapılmalıdır.
Farzları yerine getiren kulda Hak, o kulun işitmesi, görmesi
ve eli olur. Burada kul fani olur, fiili işleyen Hak’tır. Bu, "Zorunluluk
Kulluğu"dur.
Kul nafilelerle yaklaştığında Hak, kulun işitme ve görme
gücü olur. Burada kul, kendi iradesiyle (ihtiyari) Hakk'a yöneldiği için Hak
ona destek olur.
Allah’a iman edip de rızkı sadece dükkândan, maaştan veya şahıslardan
beklemek "gizli şirk"tir.
Takvanın alameti, rızkın "hesap edilmeyen yerden"
gelmesidir.
İmanının sağlamlığını ölçmek istiyorsan kalbine bak. Eğer
kalbin sebeplere bağlanmışsa imanını eleştir.
Haklı bile olsan dini konularda tartışmayı terk et.
İnsanları razı etmek imkânsızdır; bu yüzden tek amacın
Hakk’ı razı etmek olmalıdır.
İnsan yalan söylediğinde, ruhani bir koku yayılır ve
melekler bu kokudan dolayı o kişiden uzaklaşır.
Duada en güçlü vesile Allah’ın İsmi, sonra kulun halidir.
Birine kâfir diyen, eğer o kişi kâfir değilse, bu hükmün
kendisine döneceğini bilmelidir.
Sen seni köleleştirenin kulusun
OTUZ YEDİNCİ SİFİR
Mümin; namaz, oruç ve zekâtla tanınır
Münafık; konuşunca yalan söyler, sözünde durmaz ve emanete
ihanet eder.
Zalim, kendinden zayıfı ezer, üstündekine isyan eder, zulme
destek olur.
Tembel, ihmal edinceye kadar geciktirir, zayi edinceye kadar
ihmal eder.
Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu
kişidir.
İnsan söylemediği sözün hâkimidir, ancak söz ağızdan çıktığı
an söz insana hâkim olur.
...