5 Ocak 2026 Pazartesi

Jakob von Uexküll - Hayvanların ve İnsanların Dünyalarına Giriş, Bir Anlam Teorisi - Notlar

Jakob von Uexkull - Hayvanların ve İnsanların Dünyalarına Giriş, Bir Anlam Teorisi - Notlar

A Foray into the Worlds of Animals and Humans with A Theory, University of Minnesota Press, Minneapolis, 2010

 


Hayvanların ve İnsanların Dünyalarına Giriş

Giriş

Dorion Sagan

Yaşam sadece madde ve onun kendiyle nasıl doğrudan etkileşime girdiğiyle ilgili değil, aynı zamanda bu maddenin, ayrı ayrı algılayan dünyalarında organizmaları içeren birbirine bağlı sistemlerde nasıl etkileşime girdiğiyle de ilgilidir.

 

Umwelt (Çevre)

Her canlı türünün kendine özgü bir algı dünyası var.

Uexküll, doğal seçilimin yaşamın amaçlılığını açıklamakta yetersiz olduğunu savunur. Ona göre, doğal seçilim bir düzenleyicidir, yaratıcı değil.

Organizmalar, belirli çevre koşullarına (sıcaklık vb.) büyüme veya büyümeme şeklinde tepki vererek küresel bir düzenleme oluşturur.

 

Çevirmenin Girişi

Joseph O’Neil

Uexküll'ün "Umwelt" (çevre) kavramı, özne tarafından inşa edilen özel bir dünyayı tanımlar.

"Merkmal" (algı işareti) ve "Wirkmal" (etki işareti) kavramları, öznenin dünyayı nasıl organize ettiğini açıklar.

Algılama işaretleri, mekânsal olarak sabit algı organının dışında yeni birimler halinde birleşmeleri mümkün olmasaydı, izole kalırdı.

 

Önsöz

Uexküll, biyolojiyi mekanik bir süreçten çıkarıp canlıyı merkeze koyan bir bilime dönüştürmeyi hedefler.

Canlıların sadece birer makine olduğu inancına karşı çıkar. Hayvanları algılama ve etki üretme yeteneği olan özneler olarak tanımlar. Her canlının etrafında, sadece kendi erişebileceği özelliklerden oluşan bir çevre vardır.

 

Giriş

Kene için koca dünyadan sadece üç uyarıcı (bütirik asit kokusu, sıcaklık ve dokunma) mevcuttur.

Kenenin vücudunun hiçbir kısmı makine karakterine sahip değil.

Rostock'taki Zooloji Enstitüsü'nde, on sekiz yıl boyunca aç bırakılmış keneleri canlı tutmayı başardılar.

…kenenin bekleme süresinde zaman sadece saatlerce değil, yıllarca durur ve ancak "bütirik asit" sinyali keneyi yeniden harekete geçirene kadar tekrar başlamaz.

 

Çevre Alanları

Etki Alanı: Hareketin yönünü ve sınırlarını belirleyen alandır. İç kulaktaki yarım daire kanallarının bu "üç boyutlu etki alanı" için temel oluşturur.

Dokunsal Alan: Yer algısına dayalıdır. Weber’in pergel deneyiyle açıklandığı üzere, derimiz üzerindeki "yerel işaretler" sayesinde bir "yer mozaiği" oluşur.

Görsel Alan: Gözün retinasındaki görsel unsurların sayısına göre çevre bir "mozaik" olarak algılanır. Uexküll'e göre, mozaik ne kadar kaba olursa, nesnelerin ayrıntılarının kaybı da o kadar büyük olur.

En Uzak Ufuk: Görsel alanın bittiği sınır düzlemidir.

 

Algılama Süresi

Zamanın en küçük birimi "an"dır. İnsan için bu saniyenin 18'de biri

 

Bazı hayvanlar için hareket etmeyen bir nesne çevrede yoktur. Örneğin karga, hareketsiz bir çekirgeyi göremez.

 

Hayvanların eylemleri insan amaçlarından ziyade doğanın "planlı karakterine" dayanır. Mizaç ve ihtiyaca göre bir nesnenin anlamı değişebilir (örneğin bir deniz anemonu yengeç için bazen koruma, bazen yuva, bazen de yiyecektir).

 

Hayvanların koku veya görsel işaretlerle oluşturdukları yollar ve savundukları bölgeler

 

Sürü hayvanlarında (özellikle kuşlarda) "arkadaş" algısı

 

Bir şeyi ararken zihnimizdeki "arama imgesi" gerçek algıyı silebilir. Arama imgesi, algı imgesini siler.

 

Büyülü Ortamlar

Dış uyaran olmadan öznenin kendi ürettiği algılarla hareket etmesidir.

 

Bir meşe ağacı; ormancı için odun, ormanda kaybolan çocuk için korkutucu bir canavar, tilki için ise güvenli bir korunak olabilir.

 

Astronomun ve Atom Fizikçisinin Ortamı

Astronom: Devasa optik araçlarla (teleskoplar) zamanı ve mekanı "delip geçer". Onun dünyasında her şey ağırbaşlı bir hızla döner. Milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızlar, onun çevresinin bir parçasıdır.

Atom Fizikçisi: Yıldızların yerini elektronlar almıştır. Ancak burada sükunet değil, bir "bombardıman" ve parçacıkların çılgın telaşı vardır. Gökbilimcinin makro-kozmosuna karşılık, fizikçinin mikro-kozmosu yer alır.

 

Fizikçi: Renkleri ve ışığı sadece "eterdeki dalgalar" veya matematiksel titreşimler olarak görür. Onun dünyasında nitelik yok, nicelik vardır.

Fizyolog: Fizikçinin "dalga" dediği şey burada renge dönüşür. Renklerin birleşmesi, zıtlıkları ve yarattığı algı, dalgalar kadar gerçektir.

Müzikolog: Radyo dalgaları araştırmacısı için sadece frekans olan olgu, müzikologun dünyasında ton ve armonidir.

 

Davranışçı (Behaviorist): Bedensel süreçlerin zihni/davranışı yarattığı mekanik bir doğada yaşar.

Psikolog: Zihnin bedeni ve algılanan dünyayı inşa ettiği bir dünyada yaşar.

 

Tüm bu bilim insanları doğanın farklı parçalarını inceler ve ortaya çıkan sonuçlar birbirine zıttır. Eğer tüm bu "ortamları" birleştirmeye çalışsaydık karşımıza sadece bir kaos çıkardı.

Tüm bu çelişkili gerçekliklerin arkasında, bizim asla tam olarak kavrayamayacağımız, kendini gizleyen "Tek Varlık" (Doğa) vardır. Biz sadece kendi kapasitelerimize göre doğanın küçük bir parçasını "çevremiz" haline getiririz.

 

Anlam Taşıyıcıları

Nesneler ancak bir özneyle ilişkiye girdiklerinde anlam kazanır. Bir taş, yolda dururken "yol tonu" taşırken, köpeğe fırlatıldığında "fırlatma tonu" kazanır.

 

Örümcek ağı, sineğin "temel imgesi"ne göre örülmüş bir "sinek benzeri" yapıdır.

 

Doğadaki ilişkiler bir müzik bestesine (kontrpuan) benzer.

Eğer çiçek arıya benzemeseydi ve arı da çiçeğe benzemeseydi, bu uyum asla işe yaramazdı.

 

Özet ve Sonuç

Bizim için renkli ve sesli olan bahçe, bir kene için sadece "memeli kokusu" ve "sıcaklık"tan ibarettir. Kene, devasa evrenin içinde sadece kendisine anlamlı gelen birkaç işarete odaklanmış mikro bir dünyada yaşar.

Canlıların yapısı rastgele değil, etkileşime girdikleri diğer canlıların "melodisine" göre şekillenir.

Fiziksel yapının her zaman "anlam" ve "işlev" tarafından kontrol edilir.

Beynin yarısı çıkarıldığında üzerindeki kafatası kemiği yeniden oluşmaz. Çünkü koruyacak bir beyin yoksa, kafatasının "anlamı" kalmamıştır. Doğa, anlamını yitiren yapıyı inşa etmez.

 

Manfred Schröter / Doğa, zaman ve uzayın ötesinde bir anlam senfonisi çalmaktadır. Bizim görevimiz, bu devasa klavyede kendi çevremizle birlikte uyumlu bir nota oluşturmaktır.

 

Sonsöz

Geoffrey Winthrop-Young’ın Değerlendirmesi

 

(Uexküll’ün 1943 yılında yayınladığı makale)

Uexküll, Darwin’i dünyayı "aptallaştırmakla" (mundum stultitiare) suçlar. Ona göre Darwin, canlıyı dış etkilerin oyuncağı olan mekanik bir yapıya indirgemiştir. Oysa bir yumurta, bir melodinin notaları gibi içsel bir "şekillendirme dürtüsüne" sahiptir.

 

1943 yılında Alman askerleri Stalingrad’da sadece Ruslarla değil, aynı zamanda Darwinist "güçlü olanın hayatta kalması" felsefesiyle (veya bu felsefenin yarattığı yıkımla) savaşıyorlardı.

 

Gottfried Benn, Uexküll’ü "insan düşmanı bir nihilizmle" suçlar.

 

Darwin insanı evrimin zirvesi olarak görmüştür; ancak Uexküll için insan, doğanın çaldığı devasa klavyedeki binlerce tuştan sadece biridir.

 

Uexküll’ün sistemini iki temel imge ayakta tutar:

Kabarcıklar (Bubbles): İzolasyon ve sınır. Her canlı kendi aşılmaz, kapalı dünyasında (Umwelt) yaşar.

Ağlar (Webs): Bağlantı ve iletişim. Bu izole baloncuklar, anlamlı bir "doğa senfonisi" oluşturacak şekilde birbirine örülmüştür.

 

Uexküll’e göre kadınlar, çevrenin öznelliğini erkeklerden daha "doğal" bir şekilde kavrar. Komşularının farklı dünyalarda yaşadığını içgüdüsel olarak bilirler.

 

Almanların çevre yapısı İngilizlerinkinden farklıdır. Napoli halkı ise Uexküll’ün gözünde "en iyi baloncukta" yaşayan, doğuştan sanatçı bir halktır.

 

Bir ayakkabıcının oğlu, babasının mesleki çevresine uyum sağlayarak büyüdüğü için en iyi ayakkabıcı olur. Bu, neredeyse ortaçağ lonca sistemini anımsatan, kaderci ve hiyerarşik bir "Devlet Biyolojisi" yaratır.

 

Uexküll devleti bir organizma olarak görür.

Uexküll, devlete sızan ve onun bütünlüğünü tehdit eden unsurları "parazitler" olarak nitelendirir. Bu bakış açısı, Nazi Almanyası'ndaki "ırksal temizlik" (Auschwitz gibi) dehşetine giden yolu tıbbi ve biyolojik bir terminolojiyle döşemiştir.

 

Uexküll’e göre Yahudiler, toprağa bağlı doğal bir Umwelt'e sahip değildir. Sosyal dışlanma ile var olan, köksüz ve "modern çöküşün öncüsü" bir halk olarak görülürler.

Uexküll Yahudi düşmanlığının (antisemitizm) Yahudileri bir arada tutan bir "çevre" yarattığını savunur.

 

Uexküll'ün en önemli edebi dostluğu şair Rainer Maria Rilke iledir.

Rilke’nin "Panter" şiiri, Uexküll tarafından bozulmuş bir Umweltin en iyi tasviri olarak görülür. Panterin çevresindeki parmaklıklar, onun dış dünya ile bağını koparmış, görüntüler kalbinde son bulmaya başlamıştır.

 

Uexküll, modern fiziğin ve bilimin dünyayı "soyut formüllere" indirgemesine karşı çıkar. Bir şaman gibi, başka bir canlının dünyasına girip o dünyayı deneyimlemenin (Erlebnis) peşindedir. Başka bir canlının (bir kene, bir köpek veya bir Napoli sakini) dünyasını anlamak, kendi dünyamızın sıradanlığından kurtulmamızı sağlar.

 

Patrick Süskind’in Parfüm romanındaki Jean-Baptiste Grenouille, Uexküll’ün kenesinin edebi bir beden bulmuş halidir.

Kene gibi Grenouille de yıllarca "en yalın yaşamına" çekilerek kendisini uyandıracak o tek işareti (insan kokusunu) bekler.

Grenouille, kendi vücut kokusunu yok ederek kendini "işaretsiz" bir varlığa dönüştürür. Antoine Richis'in (dedektif figürü) onu yakalayamamasının sebebi, Grenouille’nin kurbanlarının "anlam dünyasının" (Umwelt) dışında hareket etmesidir. Görünmezdir, çünkü kimsenin anlam haritasında ona ait bir "işaret" yoktur.

 

Peter Høeg'in Sınırda Olanlar romanı

Roman, "doğrusal zamanın" (matematik ve fizik zamanı) insan doğasını zorlayan bir işkence aleti olduğunu anlatır.

Uexküll’ün "mutlak zaman yoktur, sadece öznenin zamanı vardır" fikri, Peter karakteri için hem bir kurtuluş hem de derin bir yalnızlıktır. Eğer herkes kendi zamanını yaratıyorsa, insanlar arasındaki o ortak bağ kopmuş demektir.

 

Uexküll / Darwin’i reddetmiş ama yerine katı bir mekanik koymamıştır. Bu "boşluklar", onun teorisinin bugün posthümanizmden sibernetiğe kadar her alana sızmasını sağlamıştır.

 

2 Ocak 2026 Cuma

Marcel Detienne Jean-Pierre Vernant - Zekanın Hileleri - Notlar

Marcel Detienne  Jean-Pierre Vernant - Zekanın Hileleri - Notlar

Antik Yunan’da Metis

Les ruses de l’intelligence, Flammarion, Paris, 1974

 


Kitap Yunan mucizesini sadece "saf akıl" (Logos) üzerinden okuyan geleneksel Helenizm anlayışına karşı bir başkaldırıdır.

 

Giriş

Yunan medeniyeti sadece Aristoteles’in mantığı veya Platon’un idealleri değildir; o aynı zamanda kurnaz bir balıkçının, hileli bir generalin ve çok yönlü bir zanaatkârın zekâsı üzerine kurulmuştur.

 

Zihinsel bir kategori olarak tanımlanan Metis, felsefi bir sistem değil, pratik ve operasyonel bir zekâ biçimidir.

Fiziğin veya matematiğin kesinliğinin olmadığı, "anlık kararların" ve "hileli hamlelerin" gerektiği her yer (avcılık, denizcilik, siyaset, savaş) metisin alanıdır.

 

Filozoflar dünyayı "Varlık/Değişmez" ve "Oluş/Değişken" olarak ikiye ayırdılar. Gerçek bilgiyi (episteme) sadece değişmez olana atfettiler.

Métis, doğası gereği "Oluş"un, yani değişken ve kaygan olanın dünyasına aittir. Bu yüzden filozoflar onu "şarlatanlık", "rutin" veya "tehlikeli bir görüş" olarak nitelendirip gölgeye itmişlerdir.

 

Metis’in Sembolleri

Odysseus kurnazlığıyla, Athena ustalığıyla, Hermes hırsızlığı ve hilesiyle bu zekânın temsilcileridir.

Tilki (ters yüz etme yeteneği) ve Ahtapot (çok biçimlilik, renkten renge girme ve yakalanamazlık) Métis'in doğadaki karşılıklarıdır.

Balık ağı, av tuzağı, sepet örgüsü. Bunların hepsi karmaşık, dolambaçlı ve "bağlayıcı" yapılardır.

 

Kitabın amacı Yunanlıların eylem anında "nasıl düşündüğünü" anlamak

Açıkça formüle edilmemiş, ancak pratiklerde (dokumacılıktan tıp sanatına kadar) gizli kalmış bir "mantıksal kurallar dizisini" deşifre etmek.

 

Kurnazlık Oyunları

Antilouchus'un Yarışı

Metis güç dengelerini altüst eden, sınav sonuçlarını çarpıtan mutlak silah. Zeus’un evrenin hakimi olmasının sebebi, rakiplerinden daha güçlü olması değil, Metis'i yutarak onu kendi içine hapsetmesi ve kurnazlığı kendi doğası haline getirmesidir. Bu sayede Zeus, "sürpriz" kavramını ortadan kaldırır; çünkü artık her hile önce onun aklından geçer.

 

Metis’in eylem alanı "istikrarsız zaman"dır. Metisli insan (Antilokhos veya Odysseus), zamanı bir dümenci gibi yönetir.

Dokeúein (Pusuda Bekleme): Bir avcı veya balıkçı gibi en doğru anı (Kairos) beklemek.

Deneyimi (geçmiş) kullanarak, henüz gerçekleşmemiş olanı (gelecek) öngörmek.

Deniz tanrıları (Proteus, Thetis, Nereus) gibi Metis de her kılığa girebilir. Bu, "kaygan ve yakalanamaz" gerçekliğe hükmetmenin tek yoludur.

 

Métis daima bir "maske" ile hareket eder. Gerçek niyetini gizleyerek rakibini şaşırtır. Antilokhos bilinçli bir manevra yaparken, sanki atların kontrolünü kaybetmiş bir "deli" gibi davranır.

Odysseus muazzam bir hatip olmasına rağmen, konuşmaya başlamadan önce asasını tutmayı bilmeyen bir "aptal" taklidi yapar. Bu durum, görünüş ile gerçeklik arasındaki boşluğu kullanarak rakibi felç eden bir yanılsama (Apathē) yaratır.

 

Tilki ve Ahtopot

Oppian’a göre doğada kural "büyük balığın küçük balığı yemesi" değildir. Aksine, doğa Tanrı tarafından fiziksel güçten mahrum bırakılmış varlıklara "acı verici bir zekâ" (Metis) bahşetmiştir.

Küçük bir kerevitin, kendisinden çok daha güçlü bir levreği sadece kurnazlığıyla öldürebilmesi, Metis'in fiziksel kanunları nasıl askıya aldığını gösterir.

Elektrikli balık (Torpidon, gevşek ve zayıf gövdesiyle "silahsız" görünür, ancak bu görünüm ölümcül bir elektrik şokunu (bir dolos yani hile) gizleyen bir maskedir.

Ahtapot (Polupaípalos), bir kayaya yapıştığında o kayanın rengini ve şeklini alarak "görünmez" olur. Bu, Metis'in çok biçimlilik (polutropos) ve uyum yeteneğinin örneğidir.

 

Görülmeden görmek, Metis'in temel kuralıdır.

 

Tilki, Métis’in "stratejik tersyüz etme" gücünü temsil eder.

 

Mürekkep balığının salgıladığı o "kara bulut", rakipleri için bir çıkmaz sokak (aporia) iken, kendisi için güvenli bir sığınaktır. Bu, zekânın düşmanı kör ederken kendisine yol açma (poros) yeteneğidir.

 

Sofist / Konuşmalarını bir yılanın kıvrımları veya ahtapotun kolları gibi örer (sumplékein). Rakibini mantıksal düğümlerle felç eder.

 

Politikacı / Değişen koşullara ve insan türlerine göre "renk değiştiren" kişidir. Pindar’ın dediği gibi: "Her arkadaşına ahtapot gibi farklı bir yönünü dön." Bu bir tutarsızlık değil, hayatta kalma ve egemenlik kurma sanatıdır.

 

Tilki ve ahtapotun en büyük gücü, rakibin gücünü ona karşı çevirmektir. Bu, zayıfın güçlüye hükmetmesini sağlayan "makine"dir (mēchan).

 

Métis’in tüm dünyası "dokuma" ve "bağlama" fiilleri üzerine kuruludur.

 

Batı düşüncesi "Değişmez Varlık"ın peşinden giderken, bu "Değişken Oluş"un zekâsını (Métis) ihmal etmiştir. Oysa Zeus, Métis olmadan tahtını koruyamazdı. Métis; bankacıdan büyücüye, dümenciden sofiste kadar hayatın tüm "kaygan" alanlarının gizli hükümdarıdır.

 

Gücün Fethi

Zeus Savaşı

Zeus, Titanları yendiğinde ve kral ilan edildiğinde ilk iş olarak Métis ile evlenir. Bu, siyasi bir gerekliliktir.

Aiskhylos’un Zincire Vurulmuş Prometheus’unda belirtildiği gibi, zafer "zor ve şiddetle değil, kurnazlıkla (dolos) kazananın" olacaktır. Uranüs ve Kronos, kaba kuvvete güvendikleri için yıkıldılar.

 

Tanrıların kuşaklar arası çatışması / Uranüs, Kronos ve Zeus

Uranüs (Gök): Cinsel bir taşkınlıkla çocuklarını Gaia'nın (Yer) derinliklerinde saklar. Stratejisi gizlemektir. Ancak Kronos’un pususu (dolos) ve melez zekâsı (agkulomtēs) karşısında yenilir. Uranüs'ün sakatlanması, evrende gece ile gündüzü, yer ile göğü ayırarak Métis’in işleyebileceği bir alan yaratır.

Kronos: Çocuklarını yutar. O, Uranüs'ten daha uyanıktır (polyphron). Ancak Rhea ve Gaia'nın kurduğu "taş tuzağı" (bebek yerine taş yutması) ile aldatılır. Kronos'un hatası, Métis'in kendi dışındaki bir güç tarafından kendisine karşı kullanılmasına izin vermesidir.

Zeus: Babalarından ders çıkarır. Tehlikeli evladı doğuracak olan Métis'i dışarıdan yutmak yerine, onu kendi içine hapseder.

Zeus, Métis'i yuttuktan sonra bir tehdit olmaktan çıkar. Métis artık Zeus’a neyin "mutluluk" neyin "felaket" getireceğini içeriden fısıldar.

 

Aiskhylos versiyonunda Métis'in rolünü Prometheus (Öngörülü) üstlenir. Zeus, Kronos’u devirmek için Prometheus’un hilelerine muhtaç kalmıştır.

Zeus’un egemenliğinin tek zayıf noktası, kendisinden daha güçlü bir oğul doğuracak olan Thetis ile evlenme arzusudur. Zeus, bu sırrı Prometheus'tan öğrenerek kaderini değiştirir.

 

Uranüs'ün kesilen organlarından doğan Afrodit, Métis'in "yumuşak" ama tehlikeli silahlarını temsil eder: Gülümseme, kandırma (exapátas), tatlı sözler. Zeus da Métis'i yutmadan önce tam olarak bu "Afroditvari" silahları kullanır: Onu okşayıcı sözlerle kandırıp gafil avlar.

 

Titanlar

Hepsi Uranüs’ün (Gök) oğullarıdır. Ancak Titanlar (Kronos ve müttefikleri) iktidarın sahibi olarak "bağlayan" taraftayken, Kikloplar ve Yüz Kollular "bağlanan" taraftadır.

Zeus, statükonun (Titanların) dışladığı ve zincirlediği bu kadim güçleri serbest bırakarak kendisine borçlu kılar. Bu, politik bir ittifakın mitolojik temelidir.

 

Typhon’a karşı verilen mücadele, Zeus mutlak uyanıklık (ágrupos), stratejik zekâ (métis) ve bağlama teknolojisi (desmos) ile donatılmış tam teşekküllü bir hükümdardır.

Typhon, Zeus’un uykusundan faydalanmaya çalışsa da Zeus aniden karşı saldırıya geçer. Hesiodos’ta Zeus, düşmanını "aniden gören" (oksu noēsas) bakışıyla karakterize edilir. Bu, egemenliğin birincil şartıdır: Görmek ve uyumamak.

Typhon’u bağlayan şey bazen bir zincir, bazen de Sicilya adası veya Etna Yanardağı’nın kökleridir. Burada doğa (dağ), egemenin emrindeki bir "prangaya" dönüşür.

 

Métis’le Birlik ve Göklerin Krallığı

Zeus'un başarısı, kurnazlığı (Metis) yutup içselleştirirken, evrensel yasayı (Themis) dışsallaştırıp kurumlaştırmasından gelir.

 

Metis / Hareket halindeki, belirsiz ve tehlikeli zamanın (kairos) bilgisidir.

Themis (İlahi Düzen) / Statik, önceden belirlenmiş ve döngüsel zamanın bilgisidir. Mevsimlerin (Horai) ve Kaderlerin (Moirai) annesi olarak Themis, Zeus'un kurduğu yeni düzene meşruiyet ve süreklilik kazandırır.

 

Typhoeus (Typhon), düzenlenmiş evrende Kaos'un geri dönüşünü temsil eder. Yüzlerce yılan başı, her dilde çıkan sesler ve her yöne dönen gözler; Typhon, uzaysal ve işitsel bir düzensizliktir.

 

Typhon, Zeus'un ellerindeki ve ayaklarındaki sinirleri (neura) keserek onu bir mağaraya hapseder. Sinirleri kesilmiş bir Zeus, "felçli bir egemenlik" demektir. Bu durum, Zeus'un babası Kronos'u mahkûm ettiği hareketsizlik durumunun (uyku ve zincir) kendisine yansımasıdır.

Hermes ve Aegipan, Zeus'un kaba gücünün tükendiği yerde devreye giren "metis" figürleridir. Onlar, sinirleri gizlice geri çalarak Zeus'un "kendi gücünü" (idía ischús) yeniden tesis ederler.

 

Kader Tanrıçaları (Moirai), Typhon'a "yenilmezlik ilacı" (pharmakon) diyerek "geçici bir meyve" yedirirler. Bu, ölümsüzlük vaadiyle gelen bir ölümlülük tuzağıdır.

 

Typhon’un oburluğu onun sonu olur. Hermes'in icat ettiği balıkçılık hileleri, kozmik düzeyde Typhon’un mağarasından çıkarılması için kullanılır. Egemenlik, burada bir stratejik avcılık sanatı haline gelir.

 

Dünyanın Kökenlerinde

Orfik Metis ve Thetis'in Mürekkep Balığı

Orfik teogonilerde Metis, Hesiodos'taki gibi sadece "dişi bir eş" değildir. O, Phanes (Göz Kamaştırıcı) ve Protogonos (İlk Doğan) ile özdeşleşir.

(Androjenlik) Metis artık hem erkek hem dişidir (diphuēs). Bu biseksüel yapı, yaratılışın henüz cinsiyetlere bölünmediği, her şeyin "bir" olduğu ilkel bütünlüğü temsil eder.

Metis-Phanes, kozmik yumurtadan çıkarak tüm tanrıların ve varlıkların tohumunu gün ışığına çıkarır.

 

Zeus'un Metis-Phanes'i yutması, evrenin gidişatını doğrusal bir hattan çıkarıp döngüsel hale getirir.

 

MÖ 7. yüzyıl Spartalı Alcman'ın kozmogonisi

Alcman'da Thetis, şekilsiz karanlığın içinde metal işleyen bir usta gibi çalışır. Biçimsiz boşlukta, Thetis'in müdahalesiyle "Yol" (bir çıkış/imkân) ve "Sınır" (yol gösteren işaret) belirir. Bu, karanlıktan ışığa, belirsizlikten düzene geçişin teknik adıdır.

Derveni Papirüsü'nde Zeus'un Okyanus'u yaratması "düşünerek/tasarlayarak" (mesato) ifade edilir. Yaratım, zihindeki bir modelin dışsallaşmasıdır.

Evrenin düzeni, bir balık ağı veya kumaş gibi örülür. Moira (Kader), aslında Zeus'un her şeyi önceden görmesini sağlayan Pronoia (Öngörü/Zekâ) ile aynı şeydir.

 

Metis figürü, "kurnazlık" katmanından sıyrılıp "evrensel zekâ ve tasarım" katmanına yükselir.

 

Proteus'un "her türlü formun kutsal maddesini" (hulen) içinde barındırması, onu yaratılışın canlı kütüphanesi yapar.

Thetis'in ismiyle yapılan kelime oyunu, onun sadece bir deniz perisi değil, evrenin "kuruluşu" (thesis) ve "doğası" (phusis) ile özdeşleştirildiğini gösterir.

 

Alcman'ın kozmogonisi, başlangıçtaki "yolsuz ve işaretsiz" (aporon kai atekmaron) karanlıktan çıkışı iki temel ilkeyle açıklar:

Poros (Geçit/Çare): Karanlığın içinden açılan bir yol, bir çıkış imkânıdır.

Tekmor (Sınır/Referans): Yolun nereye gittiğini belirleyen, yıldızlar gibi sabit işaretlerdir.

Denizcilik Metaforu: Bu iki kavram, denizcinin uçsuz bucaksız ve referanssız bir denizde yıldızlara bakarak (tekmairesthai) rotasını belirlemesiyle örtüşür. Tanrıça Thetis, bu "yolları ve sınırları" kuran zanaatkâr bir güç olarak belirir.

 

Pleiades yıldız kümesi, mitolojide Zeus'a ölümsüzlük iksiri (Ambrosia) taşıyan güvercinler olarak tasvir edilir. Bu yıldızlar, gökyüzü ile denizin birleştiği o uç noktada, Atlas'ın sütunları arasında uçarlar.

 

Parmenides ve Platon'da karşımıza çıkan Metis-Poros-Eros üçlemesi, yaratılışın bir "doğum"dan ziyade zihinsel bir "planlama" (metiomai) olduğunu gösterir.

 

Kader (Moira), aslında Zeus'un her şeyi önceden sabitlediği zekâsıdır (Pronoia).

 

Typhon’un cesedinden doğan fırtına rüzgarları (thuellai), düzenli rüzgarların aksine her yönden aynı anda eserek uzayın yönlerini karıştırır ve denizi bir "kara delik" (Chasma) haline getirir.

Düzenli esen rüzgarlar (Boreas, Zephyr vb.), denizin içinde görünmez "nehirler" veya "yollar" açar. Bu rüzgarlar Şafak (Eos) ve Yıldızların (Astraios) kardeşleridir; yani ışıkla ve düzenle akrabadır.

 

Proteus ve Nereus gibi varlıklar, denizin uçurumlarının ve yollarının anahtarlarına sahiptir. Onların bilgisi, biçimsiz denizi geçilebilir bir yola dönüştüren metis'tir.

 

Thetis, Homeros’ta hem "kara bir peçe" (kalluma kuanion) giyen yaslı bir anne hem de denizden bir "sis" (homichle) gibi yükselen beyaz bir tanrıçadır.

Thetis ve kız kardeşleri (Nereidler), gemileri karanlık boğazlardan geçiren beyaz hanımlardır.

 

Mürekkep balığı, dokunaçları ve esnek vücuduyla bir "canlı düğüm" gibidir. Tıpkı metis (zekâ) gibi, kıvrımlı, dolaylı ve her şekle girebilen bir doğası vardır.

Ayakların başta, ağzın ortada olması; ileri giderken geri çekilmesi, onun "belirsizlik" ve "karmaşa" dünyasına (Kaos) olan yakınlığını gösterir.

Mürekkep balığının en belirgin yeteneği, tehlike anında salgıladığı siyah mürekkeptir (tholos).

Ancak bu karanlık, mürekkep balığının kendisi için bir kaçış yoludur (dia tholoentos poroto). Kendi yarattığı gecenin içinde, sadece kendisinin bildiği bir yoldan (poros) kaçar.

 

Thetis / hem beyazı hem siyahı bilen tek varlıktır. Karanlığın (Skatos) içinden ışıklı işaretleri (Tekmor) ve geçitleri (Poros) çıkarabilen yegâne güçtür.

 

Bilginin İlahi Biçimleri: Athena, Hefaistos

Bronz Kılıç

Geleneksel görüşlerin aksine Athena bir "Ana Tanrıça" değildir. O, doğanın ham gücüne technē (zanaat) ve sollertia (el becerisi) ile müdahale eder.

Demeter tahılı verir, ancak Athena o tahılı en verimli şekilde almayı sağlayan "teknik nesneyi" yani sabanı icat eder.

 

Athena'nın savaşçı kimliği, kaba kuvvetten (Ares) ziyade, düşmanı felç eden bir hipnotik etki üzerine kuruludur.

Kalkanındaki Gorgon başı, düşmanı "taşlaştıran" (felç eden) bir bakışı temsil eder. Bu, askeri bir stratejiden çok, düşmanı iradesiz bırakan bir savaş büyüsüdür.

 

Athena, Zeus'un yuttuğu Metis'in rahminden, tam teçhizatlı ve bronz zırhlar içinde doğmuştur. Zırhı, annesi Metis tarafından bizzat dövülmüştür. Bu durum, zırhın sadece bir koruma değil, içine "zekâ" zerk edilmiş canlı bir madde olduğunu gösterir.

 

Athena, kaosun karşısında düzeni sağlayan "akıllı müdahale"dir. Bronzun parıltısı, onun zihnindeki keskin düşüncenin maddesel dışavurumudur. O, savaş alanında da tarlada da aynı yöntemle çalışır: Düşmanı veya maddeyi, zekânın üstünlüğüyle dize getirir.

 

Canlı Yayın

Poseidon, atın yaratıcısı ve kaynağıdır. At, Poseidon’un elinde bir "alet" değil, tanrının kendi doğasının bir yansımasıdır.

Pegasus’un Gorgon’un kanından doğması, atın içindeki o "dehşet verici" (taraxippos) ve kontrol edilemez gücü simgeler.

At; deprem, fırtına ve fışkıran kaynak suları gibi ani, yıkıcı ve öngörülemeyen bir güçtür.

 

Athena, atın doğasına dışarıdan müdahale eden teknik zekadır. O, atı yaratmaz; atı dizginler.

Athena, Bellerophon’a Pegasus’u değil, altın bir gem (chalinos) verir. Bu gem, vahşi gücü sivil bir amaca hizmet ettiren sihirli bir bağdır. Gem sadece bir metal parçası değildir; o bir philtron (aşk iksiri) veya pharmakon'dur (ilaç). Atın ağzına yerleştirilen bu nesne, hayvanın "cinnetini" dindirir.

 

Athena'nın zanaatının (Hefaistos’tan farklı olarak) her zaman bir sihir barındırır. Gem, Hefaistos’un ateşinden çıkar ama Athena’nın eliyle bir "bağlama büyüsüne" dönüşür.

 

Savaş arabası yarışlarında Poseidon "güç" sağlarken, Athena "zafer" sağlar. Güç, fırsatla birleşmedikçe yarış kazanılamaz.

 

Deniz Kargası

Deniz kargası hem kara hem su hem de hava kuşudur. Athena gibi "sınırları aşan" bir yapıdadır.

Deniz kargası karanlık suların üzerinde ışığın sesini duyar. Tıpkı fırtınada yolunu kaybeden Odysseus’a Ino Leucothea’nın (deniz kargası formunda) yardım etmesi gibi, Athena da denizciye görünmez bir rota çizer.

 

Denizde başarı, sadece rüzgara (Zeus Ourios) değil, o rüzgarın sunduğu fırsatı (Kairos) yakalayan dümenciye bağlıdır. Athena, pilotun zihnindeki uyanıklık ve uykusuzluktur.

 

Sparta'daki Athena Keleuthea (Yolcu Athena) tapınakları

Odysseus'un neden üç tapınak kurduğunun cevabı, her yarışın üç dönüşüm noktasında saklıdır.

Aphesis (Başlangıç): İlk fırlayış, avantajı kapma anı.

Kamptron (Dönüş): En tehlikeli nokta; manevra kabiliyetinin sınandığı viraj.

Terma (Bitiş): Her şeyin altüst olabileceği, son saniyelik fırsat.

 

Gemi İnşası ve Marangozluk

Athena, marangozlara "çizgi" (kanon) kullanmayı öğretir. Bu çizgi, bir ağaç gövdesini kusursuz bir omurgaya dönüştürür.

Marangozun tahtayı düz kesmesi ile pilotun gemiyi denizde düz tutması Yunancada aynı kelimeyle (ithunein) ifade edilir. Bu, teknik zekânın (Metis) bir nesneye veya sürece "doğrultu" verme becerisidir.

 

Phaeacia gemileri dümen veya pilot gerektirmez; düşünce hızıyla hareket ederler ve asla batmazlar. Eğer bir gemi pilot gerektirmiyorsa, orada Metis’e (zekâya) ve dolayısıyla Athena’ya ihtiyaç yoktur. Athena "mücadele" ve "çözüm" tanrıçasıdır. Yolun zaten açık ve mucizevi olduğu bir yerde onun teknik ihtiyatına yer kalmaz.

 

Hefaistos'un Ayakları

Navigasyondan metalürjiye

Rodos'un kadim metal işçileri olan Telchinler, deniz ile ateşin kesiştiği noktada dururlar.

Kolsuz, bacaksız, perdeli ayaklı Telchin figürü, antik dünyada fok balığı ile özdeşleşir.

Fok, hem karaya (düzen/biçim) hem denize (kaos/akışkanlık) aittir.

 

Telchinlerin ve fokların "anormal" ayak yapısı, Hefaistos’un topallığıyla paralellik gösterir. Bu morfolojik anomali, sıradan insanların sahip olmadığı, maddeyi dönüştürme yeteneğine (sihir/zanaat) sahip olmanın bedelidir.

 

Antik Yunan'da doğayı fethetmek, onun akışkanlığını (deniz veya erimiş metal) zihinsel bir çizgiyle (kanon) disipline etmekten geçer.

 

Karkinos kelimesi hem yengeç hem de demircinin maşası anlamına gelir. Bu, zanaatkârın elinin bir uzantısıdır.

Yengecin çapraz ve eğik yürüyüşü, Hefaistos'un amphigueeis (iki yöne birden dönük) sıfatıyla eşleşir.

Hefaistos'un ayaklarının içe dönük veya kavisli olması, tıpkı yengeç kıskaçları gibi "kavrama" ve "şekil verme" gücünü simgeler.

 

Su ve erimiş metal sürekli form değiştirir.

Hefaistos'un topallığı veya Telchinlerin perdeli elleri, onların "doğa dışı" işler yapabilme yeteneklerinin fiziksel damgasıdır.

 

Sonuç

Çember ve Bağ

Ateş, Yunan düşüncesinde canlı bir varlık gibi hareketli ve çok biçimlidir (pantoios).

Hefaistos’un teknik ateşi sabit, yoğun ve körüklerle denetlenen bir ateştir. Madeni eritip "kaynaklayan", nesneleri birbirine çözülemez bağlarla bağlayan zanaatın ateşidir.

Hermes’in hızlı ateşi (Purpalames) bir kıvılcım gibi aniden çakan, çalınan sığırları pişirip hemen izini yok eden "el çabukluğu" ateşidir. Bu ateş, kurnazlık ve hileyle (dolos) özdeşleşir.

 

Hefaistos'un Ares ve Afrodit'i yakalamak için kurduğu ağ, teknik zekanın (Techne) kaba gücü (Ares) ve erotik cazibeyi (Afrodit) nasıl alt ettiğinin mükemmel bir örneğidir.

Homeros’un bu bağlar için kullandığı apeiron sıfatı, sadece "sayısız" değil, aynı zamanda "başlangıcı ve sonu olmayan, dairesel" anlamına gelir.

Hefaistos bağlarını dairesel bir biçimde (kukloi) yatağın etrafına ve tavana yerleştirir. Bu dairesel yapı, kurbanı her yönden kuşatır ve kaçışı imkansız kılar. Tıpkı dairesel bir labirent veya bir ağ gibi, başladığı yere dönen bir sınır çizer.

 

Hefaistos topal ve yavaş olmasına rağmen, "dairesel" ve "sınırsız" (apeiron) bağlar tasarlayarak Olimpos'un en hızlı tanrısını (Ares) felç eder. Bu, antik dünyada aklın (planın/tuzağın), fiziksel hızdan her zaman daha üstün olduğu inancını temsil eder.

 

Metis, sadece zihinsel bir çeviklik değil, mekânı ve zamanı kontrol eden geometrik ve teknik bir güçtür. Bu güç, bir yandan açık denizin veya Tartarus'un "geçit vermez" karanlığında yollar açarken (Poros/Tekmor), diğer yandan kaçışı imkansız kılan "dairesel bağlar" (Apeiron/Desmos) kurar.

 

Metis sahibi varlıklar (tilki, ahtapot, kurnaz komutan), rakiplerini doğrudan güçle değil, onları bir çemberin içine hapsederek yenerler.

 

Hefaistos’un bükülmüş uzuvları ve çarpık yürüyüşü, aslında bu dairesel ve karmaşık zekânın fiziksel bir mühürüdür. O, düz gitmez; çünkü evrenin en güçlü bağları düz değil, daireseldir.

 

Hastalığın veya siyasi krizin "tersine döndüğü" o kritik anı yakalamak, Metis'in en yüksek formudur. Themistokles, Salamis'te bu "anlık fırsatı" yakalayarak Pers filosunu bir ağın içine çekmiştir.

 

Antik Yunan düşüncesinde pratik zeka (Metis), filozofların idealize ettiği "saf akıl" (Logos) ve "kesin bilgi" (Episteme) karşısında her zaman bir "gölge krallık" olarak kalmıştır.

Antik dünyada zeka, bir okçunun hedefi vurması gibi "isabet ettirme" (Stochazesthai) üzerine kuruludur.

 

Platon, Gorgias ve Philebus gibi eserlerinde pratik zekaya dayalı tüm sanatları (techne) kesinlikten uzak oldukları gerekçesiyle alt sıralara iter.

Platon için sadece cetvel, pusula ve terazi ile yapılan işler "sanat" sayılabilir.

 

Aristoteles, Platon'un aksine, değişken dünyada (oluş alanında) geçerli olan bir zeka türünü (Phronesis) yeniden tanımlayarak ona meşruiyet kazandırmaya çalışır.

Phronimos: Siyasetçinin zekasıdır. Değişmeyen ilkelerle değil, "fırsat" (Kairos) ve "durumun gerekliliği" ile ilgilenir.

Panourgos (Kurnaz): Aristoteles, pratik zekanın "kurnazlık" ve "düzenbazlık" ile olan tehlikeli yakınlığının farkındadır. İhtiyatı (Phronesis), bu karanlık kurnazlıktan ayırarak "iyi bir sonuca yönelik düşünme" (Euboulia) olarak tanımlar.

 

(Antropomorfizm) Hristiyan düşüncesiyle birlikte insan ve hayvan arasındaki uçurum derinleşmiş; hayvanların (tilki, ahtapot) sahip olduğu "kurnazlık" insani aklın dışına itilmiştir.

… 

Marie Delcourt - Hefaistos veya Büyücünün Efsanesi - Notlar

Marie Delcourt - Hefaistos veya Büyücünün Efsanesi - Notlar

Hefaistos ou la legende du magicien, Les Belles Lettres, Paris, 1982

 


Kitap Marie Delcourt’un Hefaistos miti üzerine yaptığı araştırma ve André Green’in bu mite yönelik psikanalitik perspektifini içerir.

 

André Green - Hefaistos'un Büyüsü İçin

Psikanalist için mit, bir rüya gibi yoğunlaşma ve yer değiştirme mekanizmalarıyla dolu bir malzemedir.

Tutarlı mitler rüya çalışmasındaki "ikincil işleme" (mantıklı bir hikâyeye büründürme) gibi görünürler.

Parçalı mitler bilinçdışının mantıksal bağlardan kopuk, saf arzusunu daha iyi ele verirler. Hefaistos miti bu yönüyle zengin bir parçalar bütünüdür.

 

Yunan mitolojisi, dürtülerin en iyi görüldüğü yerdir.

 

Hefaistos’un topallığı veya kıvrık ayakları, psikanalitik anlamda hadım edilme (kastrasyon) sembolüdür.

Sakatlığın kökeni "bakmak" ve "görmek" ile ilgili olabilir: Anne ve babanın birleşmesini izleyen çocuğun yaşadığı şok.

Hefaistos, Athena’nın doğumunda (Zeus’un kafasından çıkışı) hem tanık hem de ebedir. Doğum anında "yüzünü çevirirken arkasına bakmaya devam etmesi", yasak olanı (kadın kastrasyonu veya ebeveyn birleşmesi) görme arzusu ile ondan kaçma korkusu arasındaki felç edici gerilimi simgeler.

 

Hefaistos’un annesi Hera’yı sihirli bir tahta hapsetmesi veya karısı Afrodit’i Ares ile yataktayken görünmez ağlarla bağlaması…

İlksel sahneye tanık olan çocuk, dehşetle donup kalır. Hefaistos bu pasif hareketsizliği, annesini veya sadakatsiz karısını "bağlayarak" aktif bir güce dönüştürür.

Taht, hem birleşmiş iki bedeni simgeler hem de anneyi hareketsiz kılarak onu babadan (veya diğer aşıklarından) ayırma arzusunu ifade eder.

 

Hefaistos, fiziksel olarak zayıf ve sakat olmasına rağmen, tanrıların en büyük "yaratıcısıdır."

Hefaistos’un sahip olduğu bilgi / teknik (techne), cinsel güç eksikliğinin yerini alan bir yüceltmedir (sublimation).

 

Hefaistos babanın doğrudan fallik gücüne sahip olmayan, ancak "biçim verme" ve "doğurma" yeteneğini zanaat yoluyla kazanan bir konumdadır.

Hefaistos, kadın olmadan (veya kadını bir nesne olarak inşa ederek) yaratır.

 

Yaratıcı (büyücü/sanatçı), rüyasında bir adam yaratır ama sonunda kendisinin de başkasının rüyasındaki bir görüntü olduğunu anlar (Borges).

 

Hefaistos acı çeken, reddedilen ama bu acıyı mücevhere, silaha ve otomata dönüştüren öznedir. Onun büyüsü, "bakılamayanın" yerine "yapılanı" koymaktır.

Giriş

Hefaistos, Hera'yı tahtına zincirleyen "bağlayıcı" güce sahip olduğu gibi, Athena'nın doğumunda Zeus'un kafasını açarak (çözerek) hayat veren bir "ebe" rolündedir.

 

İndra veya Thor gibi kaba kuvvetle savaşan tanrıların aksine, Hefaistos illüzyon, görünmez ağlar ve aşılmaz kilitler aracılığıyla hükmeder. Onun silahları sessizdir, öldürmez ama felç eder.

 

Mitolojide büyücü figürleri genellikle bedensel bir eksiklikle (tek gözlülük, topallık, cücelik) tanımlanır. Hefaistos’un topallığı, onun "öteki dünyaya" (denizin dibindeki dokuz yıl veya yanardağların altı) yaptığı yolculuğun ve yasak olan teknik bilgiyi elde etmesinin fiziksel mührüdür.

 

Topallığına rağmen Hefaistos, bereket ve dölleme sembolleriyle (Erichthonius’un doğumu) iç içedir. Bu durum, fiziksel güçsüzlüğün yerini alan yaratıcı enerjinin bir dışavurumudur.

 

Ateş, sadece yakıcı bir güç değildir; balçığı (Erichthonius/Pandora) canlandıran veya metali dönüştüren yaşamsal bir enerjidir.

Hefaistos'un Olimpos'tan uzak, Lemnos veya Lipari gibi adalardaki kültü, onun toplumun kıyısında yaşayan ama toplumu inşa eden (saraylar, mücevherler, zırhlar yapan) zanaatkâr sınıfının psikolojisini yansıtır.

 

Hefaistos, arkaik dönemde korkulan ve saygı duyulan bir büyücü-demirciyken, Klasik Atina’da daha "çalışkan ve uygar" bir figüre dönüşmüştür.

 

Prometheus ateşi çalarak insana verir; Hefaistos ise o ateşle ne yapılacağını (tekniği) kurumsallaştırır. Atina’da bu iki tanrı, şehrin zenginliğini sağlayan endüstriyel üretimin koruyucuları olarak yan yana gelirler.

 

Bağlantıların Gücü

Hefaistos’un en belirgin özelliği, tanrıları ve nesneleri görünmez bağlarla birbirine bağlama yeteneğidir.

Hikâyesinin en çarpıcı bölümlerinde, Hefaistos araya girerek onları bağlar. Hera ve Afrodit'i birbirine bağladığı bağlar gizemli ve görünmezdir.

Antik çağda bağların (düğümlerin) cinsel yaşam ve büyüyle doğrudan ilişkisi vardır.

Büyü uygulamalarında (ligature) en çok cinsel organların "bağlanması" (iktidarsızlık büyüsü) görülür. Hefaistos, cinsel bir hayal kırıklığının (sakatlık ve aldatılma) ardından bu gücü en yüksek seviyede kullanır.

Hamile kadınların düşük yapmamak için taktığı kemerler gibi "faydalı düğümler" de vardır. Hefaistos, hem felç eden (Hera) hem de hayat veren (Athena'nın doğumu) bir döngünün merkezindedir.

 

Uranüs’e bazı kaynaklarda "Akmon" (Örs) denir. Gökyüzü, antik dönemde "metalik bir kubbe" (bronz veya demir) olarak hayal edilmiştir.

Yıldızların gökyüzüne "çivilenmiş" olması, evrenin bir demirci atölyesi gibi inşa edildiği fikrini doğurur. Hefaistos, bu metalik gökyüzünü işleyen ilahi güçtür.

 

Kronos (Zaman) bağlayıcıdır çünkü her şeyi yaşlılıkla kısıtlar. Uyku da "tunç prangalara ihtiyaç duymadan" bedeni zincirleyen bir bağlayıcıdır.

 

Hefaistos'un Çocukluğu

Hesiodos geleneği, Hefaistos’u yalnızca Hera’nın oğlu olarak kabul eder.

Hera, Zeus'un Athena'yı tek başına (başından) doğurmasına misilleme olarak Hefaistos'u doğurur. Ancak bu doğum "kusurlu" (sakat) bir doğumdur.

Sakat doğan Hefaistos ile dev yılan Typhon arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Her ikisi de Toprak Ana (Gaia) veya topraklaşmış bir Hera figürünün "kontrolsüz" yaratımlarıdır.

Hera, sakat oğlundan utandığı için onu gökyüzünden atar. Hefaistos, Thetis ve Eurynome tarafından kurtarılır. Dokuz yıl boyunca su altındaki bir mağarada "daidala" (büyülü/sanatlı nesneler) yapmayı öğrenir.

Annesini savunduğu için Zeus tarafından atılır. Bütün gün düşer ve gün batımında Lemnos adasına ulaşır. Burada "vahşi dilli" Sintiler tarafından kabul edilir.

Deniz tanrıçaları Thetis (dönüşüm ustası) ve Eurynome (bağlı balık tanrıça) yanında kalması, Hefaistos’un sanatının akışkan ve büyüsel yanını vurgular.

Bazı versiyonlarda Hefaistos, metal sanatını dev Cedalion'dan öğrenir. Bu, usta-çırak ilişkisinin mitolojik bir yansımasıdır.

Kendisini atan annesi Hera'ya gönderdiği "görünmez bağları olan altın taht", onun uğradığı haksızlığı teknik bir dehayla nasıl bir iktidar aracına dönüştürdüğünü gösterir.

Sakatlık, bir eksiklik değil; tanrılar dünyasında kimsenin sahip olmadığı "yaratma ve bağlama" gücünün fiziksel bedelidir.

 

Hefaistos'un Eserleri

Hefaistos, gökyüzünden atıldıktan sonra dokuz yıl boyunca Thetis ve Eurynome’nin yanında, Okyanus’un derinliklerinde kalmıştır. Burada yaptığı nesneler (tokalar, spiral bilezikler, kolyeler) sadece süs eşyası değil, takan kişiyi koruyan veya bağlayan apotropaic (kötülük kovucu) tılsımlardır.

Hefaistos'un asla saldırı silahları yapmadığı da bir gerçektir. Sadece koruyucu silahlar yapıyor.

Akhilleus’un Kozmik Kalkanı: Bu kalkan, sadece bir savunma aracı değil, üzerinde dünyayı, denizi, güneşi ve yıldızları barındıran minyatür bir evrendir.

Aegis (Zırh): Zeus için yaptığı bu korkunç kalkan, sarsıldığında düşmana dehşet salar; bu bir metal işinden çok, büyüsel bir prestij nesnesidir.

Kralların otoritesini simgeleyen asalar veya tanrıların ziyafetlerini süsleyen, asla tükenmeyen kraterler onun barışçıl ama görkemli dehasının ürünleridir.

 

Hefaistos, antik dünyanın "robotik" mühendisidir. Akıllı, konuşabilen ve efendilerine yardım eden mekanik genç kızlar, kendi başlarına tanrılar meclisine gidip dönebilen tekerlekli sehpalar yapar.

Pandora / Kilden yoğurduğu ve hayata döndürdüğü ilk kadın; güzelliği ve kurnazlığıyla bir "büyü" eseridir.

Afrodit ve Ares'i suçüstü yakaladığı ağ, örümcek ağından ince ama bir tanrının bile koparamayacağı kadar güçlüdür.

Annesinden intikam almak için gönderdiği altın taht, oturanı görünmez bağlarla hapseden bir tuzaktır.

 

Orfik gelenek onu ve Athena'yı Kiklopların (yıldırımı döven devler) öğrencisi olarak görür.

 

Zincirlenmiş ve Özgürleştirilmiş Tanrılar

Hefaistos, antik dönemde metallerin hiyerarşisine göre uzmanlaşmıştır.

Homeros şiirlerinde altın, gümüş ve bronz işleyen tanrı, ancak Aiskhylos ile birlikte "çelik" (demir) işçisi kimliği kazanmaya başlar. Ancak bu geçişte bile, zincirleri ifade etmek için kullanılan "adamant" (yenilmez/çelik) terimi, maddesel bir tanımdan ziyade büyülü bir gücü temsil eder.

 

Devlerin kaba kuvvetine karşılık Hefaistos, kurnazlık ve zanaatla (metis) üretilmiş tılsımlı nesneleri kullanır.

 

Hefaistos’un en karakteristik gücü, düşmanlarını veya intikam almak istediği kişileri çözülemez bağlarla sabitlemesidir.

Sparta'daki kültlerde Ares ve Afrodit heykellerinin ayaklarında prangalar bulunması, bu mitin sadece edebi bir kurgu değil, derin bir ritüelistik kökeni olduğunu gösterir. En yavaş tanrı (topal Hefaistos), en hızlı tanrıyı (Ares) zanaatının gücüyle yakalar.

 

Zincire Vurulmuş Prometheus oyununda Hefaistos, bir cellat rolüne zorlanır.

Tanrı, "akrabalık" duyduğu Prometheus'u kayaya sabitlemek için perçinler ve halkalar kullanır. Bu sahne, Hefaistos’un büyücü kimliğinden zanaatkâr (demirci) kimliğine geçişinin en somutlaştığı andır.

 

Hefaistos’un annesi Hera’ya hediye ettiği "Altın Taht"

Doğar doğmaz kendisini sakat olduğu için Olimpos’tan atan annesine duyduğu öfkeyle, Hefaistos ona muazzam güzellikte ancak büyülü bir taht yapar.

Hera tahta oturduğu anda görünmez bağlarla (mıknatıslı veya mekanik olduğu rivayet edilir) sabitlenir. Hiçbir tanrı, hatta Ares bile, Hefaistos’u bu bağları çözmeye ikna edemez.

Hefaistos’un güvendiği tek tanrı olan Dionysos, onu şarapla sarhoş ederek bir katırın üzerinde Olimpos’a geri getirir ve annesini serbest bırakmasını sağlar.

 

Arkaik dönem (6. yüzyıl) vazolarında Hefaistos’un tasviri ayakları tamamen ters dönmüş, cüceleşmiş veya sakat bir figür olarak betimlenir.

Başlangıçta büyücü kimliğine uygun olarak asalar veya iplerle betimlenirken, 5. yüzyıldan itibaren Atina’nın koruyucu zanaatkârı olarak çift başlı balta veya çekiç gibi demircilik aletleriyle görülmeye başlar.

 

Samos’taki Hera kültünde, tanrıçanın heykeli her yıl deniz kıyısına götürülür, temizlenir ve Lygos (hayat ağacı veya iffet ağacı) dallarıyla sıkıca bağlanırdı.

Argosluların heykeli çalma girişimi başarısız olunca, korsanlar korkuyla heykeli sahile bırakmış; Samoslular ise heykelin kaçmasını engellemek için onu dallarla bağlamışlardır.

Bu bağlar, tanrıçanın adada kalmasını sağladığı gibi, aynı zamanda onun bekaretini ve sadakatini temsil eden bir "düğün bağı" işlevi görür.

 

Hasta Büyücü

Hefaistos sadece "topal" değildir; o Kyllo-podion'dur (bükülmüş/çarpık ayaklı).

Arkaik vazo resimlerinde ayakları, sanki tendonları kopmuş gibi geriye dönük veya içe bükülmüş tasvir edilir.

 

Denize atılması ve dokuz yıl saklı kalması, ölüm ve yeniden doğuş ritüelleriyle (şamanizm) ilişkilidir.

 

Cermen ve Kelt mitolojisindeki Volund veya Odin örneklerinde olduğu gibi, üstün bir zanaat veya gizli bir bilgiye (büyüye) sahip olmak için fiziksel bir parçadan feragat etmek zorunludur.

Hefaistos sadece bir demirci değil, bir büyücüdür. Gücü, fiziksel zayıflığının bir telafisidir.

Demirci atölyelerinin kapısına asılan grotesk Hefaistos muskaları, "nazarı" ve kötü ruhları gülünçlükle (kahkaha ile) kovma gücüne sahiptir.

Kendine yardım etmesi için yaptığı altın hizmetçiler, onun cansız maddeye hayat verme yeteneğini gösterir.

 

Hefaistos, sanatta genellikle pilos adı verilen yarım küre şeklinde bir keçe başlıkla tasvir edilir. Bu başlık sadece zanaatkârların kullandığı bir aksesuar değil, Cermen mitolojisindeki Odin'in şapkası veya Hades'in görünmezlik miğferi gibi büyülü bir nesnedir. Geç dönem antik yazarlara göre pilos, gökyüzünün dönüşünü ve evrensel bütünlüğü simgeler.

 

Hefaistos’un ayaklarının geriye dönük tasvir edilmesi (özellikle arkaik dönemde), büyü dünyasındaki "tersine çevirme" (inversion) kuralıyla doğrudan ilişkilidir.

Büyüde isimler tersten okunur, danslar ters yönde yapılır. Ters ayaklı bir tanrı, doğa kanunlarını ihlal edebilen ve normların ötesine geçen "ters insan"ın zirvesidir.

 

Mucize Doğumlar

Athena'nın doğumu, erkek egemen bir inisiyasyonun ve "erkeksi anneliğin" zirvesidir.

Hefaistos, Zeus’un kafasını bir balta veya çekiç darbesiyle yararak Athena’nın zırhlı ve yetişkin bir halde çıkmasını sağlar. Burada balta, sadece bir alet değil, "varlığı dönüştüren" ve "bilgiyi serbest bırakan" kutsal bir nesnedir.

 

Hefaistos, balçık ve suyu yoğurarak Pandora’yı (ilk kadını) yaratır. Bu, sanatın cansız maddeye can verme (animasyon) yeteneğini simgeler.

Vazo resimlerinde Pandora, topraktan çıkan bir gelin (Kore) gibi tasvir edilir. Hefaistos (veya Epimetheus), ellerindeki tokmaklarla toprağa vurarak onu yüzeye davet eder. Bu, kıştan sonra baharın uyandırılması ritüelidir.

 

Hefaistos'un Athena'ya duyduğu arzu sonucu toprağa dökülen tohumundan yarı insan yarı yılan bir varlık doğar. Erichthonius'un yılan formu, toprağın gizemli ve koruyucu güçlerini temsil eder. Hefaistos burada, doğanın üretken gücünü (Gaia) harekete geçiren fallik bir deha rolündedir.

 

Hefaistos, sadece eşyalar yapan bir demirci değildir; o "bağları çözen" (Lysios) bir güçtür. Zeus’un kafasını yararak zihni, Gaia’ya vurarak toprağı, Hera’yı tahtına bağlayarak (ve sonra çözerek) kaderi kontrol eder. Onun sanatı, yaşamın gizli olduğu yerlerde çıkış kapılarını açmaktır.

 

Hefaistos İle İlgili Figürler

Hefaistos ve Prometheus

Homeros'ta canlı metal heykeller yapan tek kişi Hefaistos iken, Hesiodos ve sonrası dönemde "çömlekçi yaratıcı" rolü Prometheus’a geçer.

Aiskhylos, Prometheus’un çaldığı ateşi doğrudan Hefaistos’un "ateş çiçeği" (sanatların efendisi) olarak tanımlar.

 

Daidalos

Daidalos heykellerin "ayaklarını serbest bırakır, gözlerini açar." Ancak onun eserleri, Hefaistos’un altın hizmetkarları gibi biyolojik bir hayata değil, tanrısal varlığı temsil eden mistik bir hayata sahiptir.

Daidalos efsanesindeki uçuş (kanatlar) ve dalış (denize düşüş/intihar) temaları, büyücünün doğa yasalarını zorlamasını simgeler.

 

Daktiller

"Sağ parmaklar" metalurjiyi (demir/çelik işleme), "sol parmaklar" ise büyücülüğü (bağlama/çözme) temsil eder. Hefaistos gibi onlar da demiri "evcilleştiren" ilk ustalardır.

 

Telkhinler

Rodoslu bu varlıklar hem kuyumcu hem de tehlikeli büyücülerdir. Havayı kontrol edebilir, bitkileri zehirleyebilirler. Onların "sırlarını kıskanma" özelliği, sanatın ve tekniğin karanlık/tehlikeli yönünü yansıtır.

 

Pygmalion

"Fallik cüce" (Pygmy) kökünden gelen bu isim, Hefaistos’un "sanatın sevgi/arzusuyla maddeyi canlandırma" gücünün romantik bir varyasyonudur.

 

Hefaistos, Palaimonios ve Periphetes gibi figürlerin ortak özelliği topallık veya bacak zayıflığıdır. Bu, büyücünün ruhsal dünyadaki gücü için bedensel bir bedel ödediği inancına dayanır.

 

Testere (Talos), Labirent (Daidalos), Sopalar (Periphetes) ve Çift Balta; sadece araç değil, doğayı dönüştürme iradesinin sembolleridir.

 

 

Lemnos ve Adalarda Hefaistos

Hefaistos’un adı Yunanca değildir ve kökeni doğrudan Lemnos adasına ve oradaki Mosychlos Dağı'na bağlıdır.

Mosychlos Dağında yer altından kendiliğinden çıkan ve "Hefaistos alevi" olarak adlandırılan kutsal bir ateşe sahipti. Prometheus’un ateşi buradan çaldığına inanılırdı.

Adanın "kırmızı toprağı", Hefaistos'un gökten düştüğü yer olması hasebiyle kutsal sayılmış; zehirlenmelere ve hastalıklara karşı panzehir olarak kullanılmıştır.

 

Lemnoslu Kadınlar: Afrodit tarafından cezalandırılan (kötü kokutulan - dysosmia) kadınlar, kendilerini ihmal eden kocalarını öldürmüşlerdir.

Pelasg Katliamı: Atinalı kadınları kaçıran Pelasgların, daha sonra bu kadınları ve çocuklarını öldürmesi "Lemnos cinayetleri" tabirini doğurmuştur.

 

Ateşin Yenilenmesi Ritüeli

Adadaki tüm ateşler dokuz gün boyunca söndürülürdü. Bu süreçte ada "kirlenmiş" sayılır, hayat dururdu.

Saf ateş, bir gemiyle kutsal Delos adasından getirilirdi. Ateşin adaya varmasıyla "yeni bir yaşamın" başladığı ilan edilir, ateş zanaatkarların demirhanelerine ve evlere dağıtılırdı.

Bu ritüel, büyücülükle eşdeğer görülen metal işçiliğinin yarattığı manevi kirliliği temizlemek için yapılırdı.

 

Kabiriler, Lemnos'ta Hefaistos'un etkisiyle metalurji uzmanı ve büyücü kimliği kazanmışlardır.

Aiskhylos'un kayıp Kabiriler oyununda, bu varlıkların Argonautlar ile içki içip eğlendikleri tasvir edilir. Onlar hem toprağın bereketini hem de metalin gizemli gücünü temsil ederler.

 

Bazı ezoterik kaynaklara göre Lemnos, "Cabire"yi (güzel çocuk) doğurmuştur. Hefaistos, bu yerel mitolojide hem bu çocukların babası hem de kadim bir "Anne" (Büyük Tanrıça) figürünün eşi/yerine geçen kişi konumundadır.

Hesychius, bu tanrıların "yengeç" olarak anıldığını belirtir. Bu hem demirci kerpetenlerini hem de büyücü-iblislerin kıskaç benzeri bağlayıcı gücünü simgeler (Karkinoi / Yengeç).

 

Philoktetes: Dokuz yıl boyunca ıssız Lemnos’ta acı çeken, topal ve Herakles'in yayına (yenilmez tılsım) sahip olan bu kahraman, Hefaistos'un efsanevi bir uzantısı gibidir.

 

Antik Çağ'ın sonunda Hefaistos, artık sadece bir demirci değil, bir Kobold veya yeraltı iblisidir. Lipari Adaları'nda (Sicilya) bir parça ham demiri bırakıp sabahına bitmiş bir balta bulma efsanesi, tanrının teknolojik üretimden ziyade sihirli bir dönüşümün (transmütasyon) efendisi haline geldiğini gösterir.

 

Atina’da Hefaistos

Atina'da Hefaistos, Lemnos'taki karanlık ve izole kimliğinden sıyrılıp şehrin koruyucusu Athena ile yan yana gelir.

Athena ile ortak çocukları sayılan yılan-kahraman Erichthonius aracılığıyla şehrin köken efsanesine (autochthony) dahil olur.

Platon, her iki tanrıyı da "bilim ve sanata duydukları benzer sevgi" nedeniyle Atina'nın ruhani kurucuları olarak nitelendirir.

 

Chalkeia

Başlangıçta tüm halkın kutladığı, zamanla metal işçilerinin (bronzcuların) festivaline dönüşen bu bayramda Athena Ergane (İşçi Athena) ile Hefaistos birlikte onurlandırılır.

 

Hefaistos kültünün en belirgin ritüeli, ateşin kutsal bir kaynaktan (genellikle Akademi'deki Prometheus sunağından) şehre taşındığı yarışlardır.

Bu sadece bir spor müsabakası değil, "saf ateşin" bir sunaktan diğerine hızla ve söndürülmeden ulaştırılmasıdır.

 

Atina'da Hefaistos ve Prometheus arasındaki sınırlar zaman zaman bulanıklaşır. Prometheus, "ateşi ilk getiren" ve daha kıdemli olan figürken; Hefaistos, o ateşi "medeniyete dönüştüren" zanaatkârdır.

 

Vulcan

Roma'da Vulcanus, sadece bir demirci tanrısı değil, çok daha ilkel ve korkutucu bir güçtür.

Etrüsk aynalarında görülen Sethlans, Hefaistos'un özelliklerini taşırken (balta tutması, Athena'nın doğumuna yardım etmesi gibi), Velchans ismi dilsel olarak Vulcanus'a daha yakındır ve şimşekle ilişkilidir.

Hefaistos'un aksine Vulcanus, göksel ateşle (yıldırımla) doğrudan bağa sahiptir. Etrüsk disiplinine göre Jüpiter ve Minerva ile birlikte yıldırım atma yetkisine sahip tanrılardan biridir.

 

Roma askeri geleneklerinde mağlup edilen düşmanın silahları bir yığın haline getirilip Vulcanus onuruna yakılırdı.

 

Vulcanus'un oğlu Cacus, Herkül'ün öküzlerini kuyruklarından çekerek geriye doğru mağarasına kaçırır. Bu "tersine işlem", büyücülük ve kurnazlık içeren bir Hefaistos/Hermes özelliğidir.

 

Olimposlu

Hefaistos’un yaptığı nesneler (zincirler, hareketli heykeller) büyüyle donatılmıştır. O, maddeleri birbirine bağlayan veya sihirli bir şekilde çözen bir "magos" (büyücü) gibidir.

 

Bazı geç dönem efsanelerinde Vulcanus/Hefaistos'un yaşlıları "yeniden şekillendirerek" gençleştirdiği anlatılır. Bu, metalin eritilip yeniden form verilmesi işleminin insan bedeni üzerindeki mistik bir izdüşümüdür.

 

Yunan panteonunda ateş iki ana figür arasında paylaşılır:

Hestia (Evcil Ateş): Ocağın merkezindeki, sabit ve kutsal ateş.

Hefaistos (Uygarlık Kuran Ateş): Mağaralardan çıkan insanı uygarlaştıran, zanaat ve teknik ateş.


Louis Séchan - Prometheus Efsanesi - Notlar

Louis Séchan - Prometheus Efsanesi - Notlar

El mito de Prometeo, Universitaria De Buenos Aires, Buenos Aires, 1960

 


Bölüm I

Yunanistan'da ateş dini

Ateşin keşfi / İnsan güneşi yeryüzüne indirmişti

…ateş, "hayati bir unsur, aynı zamanda yüce bir Ruhtur."

Kutsal ateş hiçbir odunla yakılamaz, içine kirli hiçbir şey atılamazdı; üstelik, huzurunda işlenen herhangi bir suç, kutsala saygısızlık olarak kabul edilirdi.

…gece gündüz yanık tutulması zorunluydu. Tütsü, yağ ve kurbanların iç yağları ona sunulur ve sağlık ve mutluluk vermesi için yakarılırdı.

 

Ateşin icadı; akılcılık ve efsaneler

Diodorus Silculus / Ona göre Prometheus, ölümsüzlerden değerli elementi çalan kişi değil, “aslında, ateşi yakmak için kullanılan nuptianın mucidi”dir

…sert bir tahta çubuğun çukurda kuvvetlice döndürülmesiyle alev elde edilmesinden oluşan eski prosedürün başlatıcısı

 

Normandiya'dan kadim bir efsane: Ateş yeryüzünden kaybolmuştu; insanlar, sıkıntı içinde, kuşlardan gidip onu iyi Tanrı'nın yanına getirmelerini istediler.

Çalıkuşu / öylesine hızlı uçtu ki, göklerin en yüksek noktasına ulaştı. (Tanrı ona istediğini verdi) kanatlarının alev almaması için çok hızlı uçmamasını tavsiye etti.

…onu bekleyen ve ona seslenen bu kadar çok insan görünce, tüm tedbiri elden bırakıp hızla uçtu, öyle ki / Zavallı küçük şey, acımasız yanıklarla yere düştü ve tek bir tüyü bile sağlam kalmadı. Kuşlar acıyla etrafına toplandılar ve her biri ona kendi tüylerinden birini vermeye karar verdi: O andan itibaren çalıkuşunun tüyleri, alacalı yapısıyla öne çıktı. Ancak, kötü bir yaratık, baykuş, ona hiçbir şey vermeyi reddetti. Bu yüzden sadece geceleri ortaya çıkan tek kuş oydu ve tesadüfen gün ışığında ortaya çıktığında, tüm kuşlar onu kovalayıp hızla deliğine girmeye zorladı.

 

Yunan efsaneleri ateşin icadını her zaman bir tanrıya veya kahramana atfeder.

 

Prometheus mitinin kökenleri

…kardeşi Epimetheus'un ismine zıt olarak, hareket ettikten sonra düşünmeyen beceriksiz bir adamdır.

Vedik efsanede Agni'nin sıkça kullanılan bir adı olan Öngörücü Prâmatiâ'ya daha yakın kılıyor… Agni, yeryüzüne düştükten sonra kısa sürede yok olan gökten gelen ateştir

 

Promethean figürünün büyüklüğü

Prometheus figürüne, Aiskhylos'un şiirsel dehası sayesinde Yunanistan'da eşsiz bir soyluluk bahşedilmiştir.

Prometheus, yalnızca insanlığın hayırseveri olarak değil, aynı zamanda düşmanca ve kıskanç bir tanrıyla (Zeus) acı dolu bir mücadeleye girişen isyankâr bir figür olarak sunulur.

Prometheus, Zeus'tan ateşi çalıp insanlara vererek, maddi ve manevi ilerlemenin ilk zanaatkârı, tüm medeniyetin öncüsü olmuştur. Ancak bu eylemi nedeniyle uzun bir işkenceyle cezalandırılmıştır.

Aiskhylos'un eseri, trajik sanatın o yüksek zirvesinde, her zaman aydınlatılan bir kefaretin acımasız tavrı olarak yüzyıllar boyunca etkisini sürdürmüştür.

 

Aiskhylos'un Prometheus'unun karakteri, yüzyıllar boyunca insanın kalbinde egemen olan inanç ve özlemlerin bir temsilcisini veya sembolünü onda bulmayı sağlayacak kadar zengindi. Örneğin, Kilise Babaları için Prometheus, gelecekteki bir kurtarıcıyı anarken, yalnızca belirli bir şekilde Mesih'in misyonunu değil, aynı zamanda insanları çok seven Titan'ı da görmüş olurlardı.

 

Prometheus'u Mesih'ten önce Mesih olarak göstermişlerdir.

Bu benzetmelerde, yanını yaralayan kartalın gagası, Kurtarıcı'nın kalbini delen mızrağı; acısında ona yardım eden Okeanoslular, Haç'ın dibinde ağlayan Kutsal Kadınlar'ı anımsatır.

 

Rönesans'tan itibaren insan ruhu 'zincirlerle yüklü Titan'da keyfi olanla mücadele eden vicdanın simgesini' görmeye eğilimlidir.

Goethe'nin Prometheus'u, tanrılara karşı meydan okuyuşu ve kendine güveni muhteşem bir şekilde dile getirmiştir:

“Fakat toprağımı rahat bırak ve inşa etmediğin bu kulübeye ve ateşini kıskandığın bu evime dokunma.”

 

Shelley'nin Prometheus'u, "özgürlüğünün uzlaşma pahasına satın alınmasını istememekle kalmadı, aynı zamanda bunu kötülüğün ilkesi ve simgesi olan zalim bir tanrının kaçınılmaz düşüşüyle ilişkilendirdi.

Direnişini sonuna kadar sürdüren Prometheus, Aiskhylos tarafından tehdit edildiğini gördüğümüz sırrı açığa vurmamış, böylece dünyanın efendisi Thetis ile birleşme planını gerçekleştirmiştir. Bu birliktelikten, kehanete göre babasından üstün olan ve tıpkı Kronos'u devirdiği gibi onu deviren Demogorgon doğar. Ancak bu düşüşten sonra Prometheus, Herakles tarafından serbest bırakılır ve bu kurtuluşla insanlık için bir barış ve özgürlük dönemi, gerçek bir altın çağ başlar.

 

Bölüm II

Theogonys ve theomachias

Yunanlılara göre, Zeus'unki de dahil olmak üzere üç ilahi nesil vardı.

Birinci Nesil: Hükümdar Uranüs (Gökyüzü) Gaia'nın kışkırtmasıyla oğlu Kronos tarafından devrildi.

İkinci Nesil: Hükümdar Kronos (Titan) çocuklarını yediği için Oğlu Zeus tarafından devrildi.

Üçüncü Nesil: Olimposlu Zeus, Titanlara ve Typheus'a karşı savaştı ve iktidarını kurdu.

 

Aiskhylos'un Agamemnon'dan alıntısı bu döngüsel taht değişimini özetler:

“Bir zamanlar büyük olan (Uranüs), tüm savaşlarda cesaretle dolup taşan o adamın (Uranüs) hiç var olduğu bile söylenemez. Daha sonra gelen (Kronos) bir galip (Zeus) buldu ve çöküşüne gitti. Ama Zeus'un muzaffer ismini yürekten kutlayan kişi, yüce bilgeliğe erişecektir.”

 

Prometheus'un itaatsizliği, Zeus'un karşılaştığı bir başka sınavdır.

Aiskhylos'un eserinde (Hesiod'dan farklı olarak), Prometheus'un kurtuluşu gerçek bir uzlaşmayla son bulur. Zeus, Titan'a adil davranarak insanlığın hayırseverinin Attika'da ilahi onurlar almasına izin verir. Bu, Zeus'un "Kendine karşı elde ettiği zafer" anlamına gelir; bundan böyle gücünü merhamet ve ılımlılık yoluyla maneviyatlaştırmakla ilgilenecektir.

Zeus, aynı uzlaştırma ruhuyla, babası Kronos'a tazminat teklif etmiş, onu uçurumdan çıkarıp Kutsal Ada'ya kral olarak yerleştirmiştir.

 

Pindar'a göre, bilge danışman Ternis, tanrılara şunu bildirir:

 

“kaderin hükmüne göre, deniz tanrıçası kendisine, kendi annesinden daha güçlü bir hükümdar olacak ve eli şimşekten ve karşı konulmaz üç dişli mızraktan daha güçlü bir ok fırlatacak bir oğul doğuracaktır.”

 

Bu sır, daha sonra Prometheus'a emanet edilmiştir ve Aiskhylos'un üçlemesinde dramatik bir rol oynar. Prometheus, bu sırrı paylaşmayı reddederek cezasını ağırlaştırır, ancak bu sırrın açıklanması, Zeus ile Titan arasında nihai bir anlaşmanın yolunu açar.

 

Bu uzlaşmalar sayesinde Zeus, "yatıştırıcı zaferler" kazanır ve uzun süredir istikrarsız olan gücünü pekiştirir. Savaşçı tanrıdan, bilgelikle zafer kazanan ve Hellas imparatorluğunda tahtta kalan bir tanrıya dönüşür.

 

İlkel insanlık

Hesiodos, "İşler ve Günler" eserinde beş insan ırkından bahseder:

Altın Irk

Gümüş Irk

Bronz Irk

Kahraman Irk

Demir Irk

 

Zeus'un saltanatından önceki Altın Çağ'da, Kronos'un hükümdarlığı altında gelişmiştir.

Altın Irkın yaşamı, benzersiz bir mutluluk ve ayrıcalıkla doluydu

Hesiod'un söylediğine göre, bu ilk insanlar tanrılarla, onların en güçlü kardeşleriyle yaşadılar ve hatta 'tanrılar gibi yaşadılar'. Bereketli toprak, onlara hiçbir çaba harcamadan hem temel ihtiyaçlarını hem de temel ihtiyaçlarını sağlıyordu.

Altın Çağ'da insanlığın yalnızca erkeklerden oluştuğu; Kadın, gerçek anlamda mirastan mahrum bırakıldığı için, yalnız kalmanın sevincini hiçbir zaman tatmadığı için, bunun erkeğin mutluluğunun ve eşi benzeri görülmemiş ayrıcalıklarının bir yönü olduğuna inanılmalıdır.

Kronos'un tahttan indirilmesiyle bu mutluluk sona erdi

 

Prometheus'un rolü ve karakterine dair iki zıt resim ve iki karşıt anlayış

Prometheus'un mücadelesi Hesiodos ve Aiskhylos'un mitolojik anlatımlarında tamamen zıt şekillerde ele alınıyor.

Hesiodos'ta, Prometheus'un müdahaleleri, tanrılarla dostça ayrılan Altın Çağ insanlığının felaketine ve çöküşüne yol açar

İlk kurban töreninde, Prometheus, insanları kayırma amacıyla Zeus'u kandırmaya çalışır:

“Prometheus, Zeus'u insanların yararına kandırmaya karar verdi ve en iyi kısmı Zeus'a verdi; tanrılara ise sadece yağ tabakasıyla kaplı kemikler kaldı.”

Bu hileyi fark eden Zeus, başlangıçta insanlara öfkelenir ve ateşi kullanmalarını yasaklar.

 

Prometheus, ateşi "gökten bir ferülün oyuğuna indirerek" insanlara geri verir. Bu ikinci suç, Zeus'un intikamını getirir. Zeus, "güzel felaket" olarak adlandırılan Pandora'yı göndererek intikamını alır:

“Böylece intikam düşüncesiyle Yunan Havva doğdu... Pandora, 'tüm tanrıların hediyesi'; gerçekten güzel bir armağandı, çünkü bundan sonra ölümlülerin başına gelecek bütün felaketler bundan kaynaklanacaktı.”

Hesiodos'a göre Prometheus, kurnazca düşüncelerine rağmen, insanlığın çöküşünün ve "sıkı çalışmaya ve acıya mahkûm" olmasının mimarıdır.

Hesiodos'taki Prometheus, insanları talihsizliğe sürükledi.

 

Aiskhylos'un eseri, Hesiodos'unkinin tam tersi bir bakış açısını benimser; çöküş temasını ilerleme temasıyla değiştirir.

Aiskhylos, Altın Çağ tasvirinde ilk insanları sefil ve barbar durumda anlatır:

“İlk insanların sefil durumunda ısrar ediyor. Karanlık mağaralarda, silahsız ve cahil bir şekilde yaşıyorlardı; her türlü kötülüğün, her türlü tehlikenin, bin bir türlü dehşetin avıydılar.”

 

Zeus, kendi eseri olmayan bu sefil insanlığı yok etmeyi planladığında, Prometheus tek başına onlara karşı çıkar ve onları kurtarır. Prometheus, Hesiodos'ta olduğu gibi ateşi geri vermek yerine, insanlara ilk kez ateşi verir ve böylece tüm medeniyetin tohumunu atar:

“Bu plana karşı çıkıp zavallı yaratıkları yok olmaktan kurtaracak cesaret ve cüretkarlığa sahip olan tek kişi Prometheus'tur, çünkü onları eğitir, maddi ve manevi sefaletten kurtarır, hatta ölüm takıntısından bile kurtarır.”

Bu, Prometheus'u "sevdikleri için kendini feda eden Kurtarıcı" yapar.

 

Aiskhylos'un Prometheus'u, kibirli ifadelerle insanlığa bağışladığı tüm sanatları ve bilimleri listeler. Bu, Prometheus'u, Atina'nın dünyaya öğretmekle övündüğü medeniyetin başlatıcısı yapar:

Sayılan icatlar şunlardır:

Zihinsel Gelişim: Görmeden gören, duymadan duyan "cahil yaratıklardan" "zihinlerinin efendileri" olmaya geçiş.

Mimari ve Yaşam Alanı: Tuğla evler ve ahşap işçiliği.

Astronomi ve Takvim: Yıldızların doğuşu ve batışı (mevsimlerin ayırt edilmesi).

Matematik ve Yazı: Sayıların ve harflerin birleşimlerinin icadı.

Ulaşım: Hayvanların boyunduruk altına alınması (at ve vahşi hayvanlar) ve denizde seyahat edilen araçların icadı.

Tıp: Tüm hastalıkları uzaklaştıran yatıştırıcı ilaçların karıştırılması.

Kehanet: Rüyalar, alametler, kurban edilen hayvanların iç organları ve ateşli işaretlerin yorumlanması.

Madenler: Yeraltında gizlenmiş bronz, demir, gümüş ve altının keşfi.

 

Neden insanlara olan sevgisini, efsanelerin bazen insan ırkının yaratıcısı olarak gördüğü kişide, gerçek bir babacan kaygı olarak sunmamıştır?

Yaratıcı baba rolü, ilk kez Ezop ve daha sonra Filemon ile Menander gibi MÖ 4. yüzyıl komedi yazarlarında kesin olarak ortaya çıkar.

Filemon'a göre Prometheus, insanları ve hayvanları topraktan yaratmıştır; Menander ise kadını yarattığı için hak ettiği cezayı onaylar ve tanrıların bu kusurundan dolayı duyduğu kızgınlığı açıklar.

 

Bölüm III

Ateşin kaçırılması

Mecone olayı, Teogonia'da, tanrıya yapılan ilk kurbanın öyküsüdür; kaba kötülüğüyle, başlatıcısı her zaman Prometheus olarak kabul edilecek olan kurbanın etiyolojik bir efsanesini oluşturur.

Prometheus, kurbanın bölüşümünde Zeus'u kasten kandırarak etin büyük ve iyi kısmını insanlara, yağ tabakasıyla kaplı kemikleri ise tanrılara ayırır. Bu durum, ölümlüler ve ölümsüzler arasındaki eşitsizliğin ve kurbandaki insanların lehine olan eğilimin nedenini açıklar.

 

Prometheus'un cezası ve serbest bırakılması

Hesiodos'un Teogonia'sında, Prometheus'un cezası açıkça tanımlanır ve kurtuluşu, Zeus'un onayladığı bir şan kaynağı olarak sunulur.

Ve tanrı kurnaz Prometheus'u bir sütunun ortasına bağladı acı verici ve çözülmez bağlarla, ona ölümsüz ciğerini kemirecek, geceleri açık kanatlı kuşun bütün gün yediği kadar büyüyecek geniş kanatlı bir kartal gönderdim.

Ancak, yakışıklı Alkmene'nin kudretli oğlu Herakles, İapetionluyu bu korkunç beladan kurtardı ve sıkıntılarına son verdi. Ancak, yücelerde hüküm süren Olimposlu Zeus'un onayı olmadan, Teb doğumlu Herakles'in şanı bereketli topraklarda artacaktı.

 

Aiskhylos'un Prometheus üçlemesinde, Prometheus'un işkencesi iki farklı unsur içerir ve bir ara sınav olarak yeraltı cezasını da kapsar.

Yeryüzü Cezası: Hesiodos'un cezasına benzer, ancak sütun yerine bir dağ zirvesi (önce İskit topraklarında, daha sonra Kafkasya'da) kullanılmıştır. Kartal şöleni, bu aşamanın ağırlaştırıcı bir unsurudur.

Yeraltı Cezası: Aiskhylos'un Prometheus Bağlı eserinde Prometheus şöyle der: “Keşke Zeus beni ölülerin bulunduğu Hades'in çok aşağılarına, anlaşılmaz Tartarus'a, yerin altına atsaydı!”

Öncelikle Baba bu uçurumu gök gürültüsü ve şimşekle parçalayacak ve bedenini içine saklayacak: taştan bir kucaklama seni gücüyle saracak ve ancak uzun bir zaman geçtikten sonra ışığa geri dönebileceksin. Yeraltı azabı, Aiskhylos'ta Zeus'un iradesiyle sona erer ve Prometheus kartal ziyafeti için ışığa çıkarılır.

Chiron Geleneği (Miniad Döngüsü): Bu eski yeraltı cezası versiyonunda, Tartarus avını bir takas olmadan serbest bırakmazdı. Prometheus'un özgür kalabilmesi için, sentor Chiron gönüllü olarak onun yerine Yeraltı Dünyası'na inmeyi kabul etmiştir. Chiron, tedavi edilemez bir hastalıkla işkence görüyordu ve acı dolu bir ölümsüzlükten bıkmıştı.

Chiron'un müdahalesi, Tartarus'taki işkenceye değil, kartalın işkencesine atıfta bulunuyor gibi görünmektedir.

 

Vaat Edilen Toprakların Oluşturucu Unsurları

Aiskhylos, Zeus-Prometheus çatışmasının temel gerçeğini Hesiodos'tan alsa da, insanlığın ve Prometheus'un rolünü tamamen tersine çevirir.

 

Aiskhylos, cezayı Hesiodos'taki tek bir eylem yerine üç ardışık aşamada çözer, böylece dramatik ilerlemeyi sağlar:

Birinci Aşama (Prometheus Zincire Vurulmuş): Prometheus, İskitya'da bir kayaya zincirlenir.

İkinci Aşama (Ara Sınav): Dramanın sonunda, Zeus'un iradesiyle yeraltı derinliklerine (Tartarus'a) bırakılır (destansı döngüden alınan bir tema).

Üçüncü Aşama (Prometheus Serbest Bırakılmış): Gelecekte, bu sefer Kafkasya'da yeni bir zincirleme ve yiyip bitiren kartalın ağırlaştırıcı durumu haber verilir.

 

Her iki şair de kurtuluşun Herakles tarafından gerçekleşeceğini kabul eder. Ancak Hesiodos'ta bu, Zeus'un rızasıyla gerçekleşirken, Aiskhylos'un Zincire Vurulmuş Prometheus eserinde, kartalın düşürülmesinin Zeus'un önceden izni olmadan gerçekleştiği varsayılır.

 

Eserin sonunda, daha az intikamcı ve Dünya'nın efendisine daha layık duygulara sahip bir Zeus ortaya çıkar. Bu, Zeus'un Kronos'a tazminat sunması ve zincirlerinden kurtulan Titanlara (koroyu oluşturanlar) af bahşetmesiyle kanıtlanır. Bu ilahiyat karakterinin arınması, Orfik veya Pisagorcu öğretilere yakın görünmektedir.

 

Aiskhylos'un daha önceki eserleri, bu büyük üçlemenin unsurlarını içermektedir:

 

Danaides Üçlemesi (~490): Bu eserde, Hypermestra, babasının emrine karşı gelerek kuzenini öldürmez ve böylece Herakles'in doğacağı kraliyet soyunun temelini atar. Şairin burada, Herakles'in gelecekteki başarısını ve doğal olarak Prometheus'un kurtuluşunu düşünmüş olması muhtemeldir.

 

Sfenks (Hiciv Draması, 467): Bu dramada Prometheus'a bir gönderme yapılır: "Prometheus'a göre taç, kadim taç, bağların en iyisidir." Bu, Prometheus'un özgürlüğe kavuştuğunda, katlandığı bağların bir anısı olarak hasır bir çelenk takması geleneğine atıfta bulunur.

 

Prometheus Pyrkaeus (472): Didascalia'da adı geçen bu eser, hicivsel bir dramaydı ve "ateş çakmağı" anlamına geliyordu. Teması, yeryüzünde ateşin ortaya çıkışının mizahi sonuçlarıyla ilgiliydi. Satirler, ateşi genç bir ephebe sanıp yaklaştılar ve sakallarını yaktılar. Bu, Aiskhylos'un aynı efsaneye hem mizahi hem de daha sonra derin bir dramatik açıdan yaklaştığını gösterir.

 

Bölüm IV

Aiskhylos'un düşüncesi Prometheus Bağlı

Eleştirmenler, Zeus'un eylemlerinin arkasında daha yüce bir akıl olduğunu savunur:

Düzenin Şampiyonu: Zeus, salt şiddetin saltanatından başka bir şeyi temsil etmeyen Kronos ve Titanlarla savaşmıştır. Themis ve Prometheus bile başlangıçta onun tarafında yer almıştı.

İnsanlığa Karşı Eylem: İnsanlığı yok etme isteği, gelişinden önceki her şeye karşı bir tutku hareketi olsa da, aynı zamanda dünyanın genel düzenini ilgilendiren yüce aklının bir hükmüydü. Amaç, bu ayaktakımının yerini daha iyi ve daha mutlu, Zeus'un uyumuna daha layık bir insanlık almasıydı.

Geleceğin Güvencesi: İo ile olan aşk ilişkisi, bencil bir tutku gibi görünse de, gelecekte Prometheus'un kurtarıcısı Herakles'in doğacağı kraliyet soyunun temelini atar.

 

Prometheus, "ilerigörüşsüz, tutkulu bir adam" olarak resmedilse de, eylemlerinin arkasında fedakârlık, cesaret ve irade vardır.

Kurtarıcı Eylem: Prometheus, "iyi olduğuna inandığı şeyi" yaparak "tüm iyiliğin kökeninde" yer alır. O, "gönüllü olarak ve neyi riske attığının tam bilincinde olarak" kendini feda etmiştir.

Haksız Ceza: Cezası, "özünde asil, iyilik ve merhamet dolu bir eylemin aşırı bedeli" olduğu için meşru bir öfke duyar. İnlediği şey acıdan çok, "bir tanrı olarak onurunu zedeleyen bu aşağılanmadır."

İtaatsizlik Sembolü: O, "alevlenen bir iradenin sembolüdür" ve "kendisini mahkûm eden cellâda hiçbir tavizi kurtuluşunun bedeli olarak kabul etmez." Son itirazı: Görüyor musun, ne kötülükler çekiyorum, şairin seyirci ruhuna kazımak istediği bir sestir.

 

Zaman her şeyi öğretiyor, yaşlandıkça

Zeus'un Yükselişi: Zincire Vurulmuş Prometheus'taki "huzursuzluğu zalim içgüdüleri besleyen" Zeus, zamanla değişerek "muzaffer ve adil Zeus'un" ortaya çıkacağı bir dönüşüm geçirir. Bu, ilahi olanın Platon'dan çok önce Yunan dinsel düşüncesinde yaşadığı bir arınmaya karşılık gelir.

Nihai Uyum: Zeus, nihayet fethedilen sağduyunun egemen dinginliğinde (bilgelikte) Prometheus ile birleşecektir. Zeus, "kendi kendini nasıl yeneceğini bilen Zeus" olarak üstün bir konuma yükselir; adalet, bilgelik ve ılımlılık (Moîra ile mükemmel bir uyum) ile hükmeder.

Acı Deneyimle Öğretim: Şair, bu sert yasanın hem Zeus hem de Prometheus için geçerli olduğunu ima eder. İkisi de bu süreçten geçerek bilgelikte birleşecektir ve "bundan böyle onun adil yasasına boyun eğecekleri" bir "uyumun" yaratıcısı olacaktır.

 

Bir üçlemenin varlığı

W. Schmid gibi bazı eleştirmenler, Zincire Vurulmuş Prometheus'un, Zeus'un karakteri, Prometheus'un "sofist" ve "sızlanan" tasviri, üslup farklılıkları ve dramatik eylemin zayıflığı gibi nedenlerle Aiskhylos'a ait olmadığını savunmuştur.

Schmid'in İddiası

Eser, M.Ö. 5. yüzyılın sonlarına aittir, Aiskhylos'un değil.

Zalim Zeus, Aiskhylos'un dindar karakterine uymaz.

 

Schmid, eserin Aiskhylos'a atfedilemeyecek kadar sofist ve demokratik eğilimler taşıdığını ileri sürse de, bu durum eserin Atina kültürüyle derin bağlarını gösterir.

 

Prometheus, "ilerlemeden, sanayi ve teknoloji fetihlerinden" duyulan gururu simgeler.

 

Özetle, Zincire Vurulmuş Prometheus, Aiskhylos'un elinden çıkmış bir eserdir ve sadece kişisel bir haksızlığın draması değil, aynı zamanda ilahi düzenin adalet ve bilgelik yolunda evrimini inceleyen derin bir teolojik ve ahlaki tablonun girişidir.

 

Üçlemenin kompozisyonu

Aiskhylos'un Prometheus üçlemesinin şu oyunlardan oluştuğu genel kabul görmektedir:

Prometheus Desmotes - Zincire Vurulmuş Prometheus (Günümüze ulaşan tek parça).

Prometheus Lyomenos - Serbest Bırakılmış Prometheus (Kayıp).

Prometheus Pyrphoros - Ateş Getiren Prometheus (Kayıp).

 

Tartışma, Pyrphoros'un üçlemedeki sırası üzerinedir:

Hipotez 1 (Welcker/Valgimigli): Pyrphoros, ilk dramadır. Konusu, Prometheus'un hatası olan ateşin çalınması ve Zeus'un insanlığı yok etme planına karşı çıkışını içerir.

Hipotez 2 (Hakim Görüş): Pyrphoros, üçüncü ve son dramadır.

 

Prometheus Zincire Vurulmuş (Desmotes), "giriş niteliğindeki bir parçanın belirgin havasına sahip" olup, cezadan önceki tüm detaylar (ateşin çalınması dahil) hakkında oldukça yeterli bir anlayış sağlar. Başka bir giriş dramasına ihtiyaç duyulmaz.

 

Pyrphoros terimi, "ateş çalan veya getiren" anlamına gelmez. Daha çok, "ateş taşıyan," yani elinde meşale taşıyan kişi anlamına gelir.

 

Hakim görüşe göre, üçlemenin sırası şöyledir:

Prometheus Desmotes (Zincire Vurulmuş): Suç ve cezanın başlangıcı.

Prometheus Lyomenos (Serbest Bırakılmış): Herakles'in müdahalesi ve Zeus ile uzlaşmaya giden süreç.

Prometheus Pyrphoros (Ateş Getiren): Zeus ile uzlaşmanın mühürlenmesi, Prometheus'un Attika dinine kabulü ve Atina'da Prometheus kültünün kuruluşu.

 

Aiskhylos'un eserleri zamana karşı yenilmiş olsa da, hayatta kalan küçük parçalar ve yorumlar, Prometheus üçlemesinin büyüklüğünü ve karmaşıklığını anlamak için yeterli kanıt sağlamaktadır.

 

Vaat Edilen Topraklar veya Promethean Üçlemesi

Aiskhylos'un Prometheus üçlemesinin son iki oyunu olan Prometheus Lyomenos (Serbest Bırakılmış Prometheus) ve Prometheus Pyrphoros (Ateş Getiren Prometheus) kayıp olsa da, elimizdeki fragmanlar ve antik yorumlar, onların dramatik akışını ve nihai teolojik çözümü yeniden inşa etmemize olanak tanır.

 

Prometheus Lyomenos (Serbest Bırakılmış Prometheus)

Lyomenos, cezanın şiddetlenmesi ve ardından kurtuluşun gerçekleştiği dramanın doruk noktasıdır.

 

Zamanın Etkisi: Tartarus'a atılmanın ve Kafkasya'da zincirlenmenin üzerinden yüzyıllar geçmiştir. Prometheus, artık inatçı asi değil, acıdan yorulmuş ve ölümü arzulayan bir figürdür.

 

Koro: Yeni koroyu, Zeus'un affettiği Titanlar oluşturur. Onlar, cezası devam eden kardeşlerine sempati göstermek, Zeus'un merhametini övmek ve boyun eğme yönünde akıllıca tavsiyelerde bulunmak için gelirler.

 

Prometheus'un Konuşması: Artık gururlu sese sahip inatçı adam değildir; Latince çevirisi korunan konuşmasında, enerjisinin tükendiği görülür. Ölümü arzular ve Zeus'un bunu reddetmesinden dolayı umutsuzluğa kapılır:

“Ölmek için yanıp tutuşan bir arzuyla, dertlerime bir son arıyorum, | ama Jüpiter'in iradesi ölümü benden uzak tutuyor.”

 

Ge'nin Arabuluculuğu: İlk dramada da çağrılan annesi Ge (Toprak), muhtemelen bu dramada arabuluculuk yaparak Prometheus ve Zeus arasında uzlaşma koşullarını hazırlar.

 

Kurtuluş sahnesi (Lysis), oyunun doruk noktasıdır:

 

Kartalın Düşürülmesi: Herakles, yay ve oklarla donanmış bir savaşçı olarak sahneye çıkar. O, "kötülükleri yok eden" (kakokos) cömert içgüdüsüyle hareket ederek "Zeus'un kanatlı köpeği" olan kanlı kartalı devirir.

 

Kehanet ve Öğütler: Prometheus, kurtarıcısına (Herakles'e) gelecekteki seferlerini ve büyük işlerini duyurur. Bu kehanetler, Desmotes'un doğu/güney tanımlamalarını tamamlar şekilde, kuzey ve batıdaki maceraları içerir (İskitler, Ligurya, Altın Elmalar için Atlas'a giden yol).

 

Zincirlerin Kırılması ve Fidye: Herakles, muhtemelen babası Zeus'un itibarını koruyacak şekilde, tam bir kurtuluş için gereken itaat taahhütlerini aldıktan sonra zincirleri kırar.

 

Sembolik Bağlar: Kurtulan Prometheus, alnına hasır bir taç koymayı ve parmağına taş işlenmiş bir demir yüzük takmayı kabul ederek sembolik bir tazminat bağı oluşturur. Bu, geçmiş işkencesinin bir anısıdır.

 

Chiron'un Fidyelenmesi: Zeus'un, Prometheus'un yerine Hades'e inmeye gönüllü olacak bir tanrı bulması şartı bu dramada yerine getirilir. Sentor Chiron, Herakles'in kazara açtığı iyileşmez bir yaradan bıkmış bir ölümsüz olarak, Prometheus'un özgür kalması için kendini feda etmeyi kabul eder.

 

Uzlaşma: Zeus'un itibarının ve Prometheus'un onurunun korunduğu bu eylemlerle, dramanın sonunda Zeus ile tam bir barışma gerçekleşir.

 

Prometheus Pyrphoros (Ateş Getiren Prometheus)

Pyrphoros (Ateş Taşıyan), üçlemenin son ve en ritüelistik unsurudur.

 

Bu drama, Zeus'la uzlaşmanın etkisini ve sembolünü gösterir.

 

Unvanın Anlamı: Pyrphoros, "ateş taşıyıcısı" anlamıyla, geçici bir eylemi değil, istikrarlı bir işlevi ifade eder. Bu, Atina'da Prometheus kültünün koruyucusu olan tanrının normal niteliğidir.

 

Kültün Kuruluşu: Tıpkı Orestia'nın Eumenides'te Atina'da Eumenides kültünün kuruluşuyla sona ermesi gibi, Pyrphoros'un teması da Attika'da Prometheus kültünün kuruluşu olması muhtemeldir.

 

Prometheus, nihayetinde bir "uyumun" parçası olur; isyankar titan değil, Zeus'un tam onayıyla insanlara faydalı eylemlerini gerçekleştiren bir tanrı olarak onurlandırılır.

 

Athena'nın Rolü: Akıl sağlığı, tedbir ve özen tanrıçası Athena'ya önemli bir rol verilmiş olması muhtemeldir. O, yeni kültü kabul eden şehrin koruyucusu ve Prometheus'u kendi kutsal alanında (Akademi ve Ceramico) karşılayan tanrıçadır.

 

Üçleme, dinsel ve ahlaki bir zirve ile sonuçlanır.

Zeus'un Yükselişi: Militan Zeus, bilgelik ve adalet için muzaffer Zeus'a yükselir.

Prometheus'un Dönüşümü: İsyankar Prometheus, daha ılımlı duygulara ve dolayısıyla daha değerli bir tanrıya dönüşür.

 

Şair, bu üçlemede "aşırılıktan ve onun acımasız şiddetinden, ölçülülüğün, özdenetimin her yerde, hatta cennette bile gerekli erdemler olduğunun farkına varıldığı acı dolu okulu" kutlar. İnsanlara ve tanrılara "bilge ılımlılığa" (sophrosyne) sabırla çıraklık etmeleri gerektiğini öğretir.

 

Aiskhylos'tan sonra Prometheus

Aiskhylos, Prometheus figürüne odaklanan en önemli yazardır

Aiskhylos'un ilham aldığı Attika övgüsü, ikincil ve yerel bir külttü; Yunanistan'ın başka hiçbir yerinde eşdeğeri yoktu. Lucian, haklı olarak Prometheus'un tek bir tapınağının olmadığını söyleyecek kadar ileri gitmiştir.

 

Aiskhylos'un yaratısı, Yunan tiyatrosunda yaygın olan taklit ruhunun kanatlarını kırmış gibi görünüyor. Yunanistan'da bildiğimiz kadarıyla hiçbir şair bu konuyu tekrar ele almamıştır.

Sofokles: Ünlü Prometheus merhemine atıfta bulunarak (parekbasi), kartalın kanından elde edilen ve kişiyi yenilmez yapan bir kök özünden bahsetmiştir.

 

Rodoslu Apollonius: Argonauticas eserinde bu merhem fikrini kullanmış ve kartalın yaklaşmasıyla ilgili detaylarda Aiskhylos'tan esinlenmiştir.

 

Euripides: Fenikeliler eserinde, Tydeus'un kalkanına kazınmış meşale taşıyan bir Prometheus figürünü hayal etmiştir.

 

Platon, Protagoras'taki ünlü mitolojisinde ateş hırsızlığı temasını çağrıştırır, ancak bunu Aiskhylos'unkinden tamamen bağımsız bir bağlamda yapar.

 

Prometheus ve Epimetheus'a tüm canlılar arasında nitelikleri dağıtma görevi verilir. Epimetheus'un hatası nedeniyle, Prometheus insanlara "ateşle birlikte Hephaestus ve Athena'nın zanaatını" çalarak sefaletten kurtarır.

 

Platon'un miti, hırsızlık yoluyla yaratıkları "ilahi kadere" ortak ederek insan ruhunu din ve tanrıların düşüncesine yönelten manevi bir unsur anlayışını ifade eder.

 

Aristophanes (Kuşlar): Prometheus'u komik bir atmosfere geri döndürmüştür. Zeus'tan kaçınmak için şemsiyesi ve başlığı altında saklanarak korku içinde içeri girdiği bir sahnede göstermiştir.

 

Lucian, Tanrıların Diyalogları ve Prometheus veya Kafkaslar adlı iki farsında, Prometheus'un Zeus'a karşı hicivsel bir savunmasını sunar.