5 Haziran 2026 Cuma

René Girard - Şiddet ve Kutsal

René Girard - Şiddet ve Kutsal - Özet, Notlar

La Violence et le Sacre

Mütercim: Necmiye Alpay, Kanat Yayınları, 2003

 


1. Kurban

Hubert ve Mauss'un belirttiği gibi; kurban adayı kutsal olduğu için öldürülmesi suçtur, ancak öldürülmezse kutsallık kazanamaz.

Kurban ile cinayet/şiddet arasında doğrudan reel bir ilişki vardır.

 

Şiddet arzusu uyandığında yatıştırılması zordur. Şiddet "akıldışı" bir nesne seçimi yapar; asıl hedefine ulaşamadığında, öfkesini yöneltebileceği zayıf ve el altındaki bir yedek kurban bulur.

Kurban ayini, toplum içindeki şiddetin feda edilebilir bir nesneye (hayvana) yönlendirilmesidir.

Yukarı Nil havzasındaki Nuerler ve Dinkalar gibi topluluklarda, insan toplumunun âdeta bir ikizi olan büyükbaş hayvan toplumu kurulmuştur (Joseph de Maistre’nin saha çalışmaları).

 

Mitoloji ve Kutsal Metinlerde Kurban

Kabil'in kardeşini öldürmesi

 

Yakup'un babası İshak'ı kandırması / Hayvan, babanın şiddeti/laneti ile oğul arasına girerek felaketi önler.

 

Odysseus'un dev Kyklop'tan kaçmak için koyunun altına saklanması ile İshak'ın oğlak postuna dokunması aynı kurbansal mantığa dayanır.

 

Kurbanın temel işlevi teolojik değil, toplumsal iç şiddeti yatıştırmaktır.

Kurban, toplumdaki kıskançlık, rekabet, gerilim ve kin duygularını tek bir nesneye aktararak topluluğun kendi öz şiddeti yüzünden parçalanmasını önler.

 

İlkel toplumlarda şiddetin en büyük tehlikesi, misillemelerle sonsuz bir zincire dönüşen kan davası ve intikamdır.

 

Kurban seçilecek varlığın (köleler, savaş tutsakları, çocuklar, pharmakos veya toplumsal hiyerarşinin en üstündeki kral) topluluğa tam ait olmaması ya da topluluğun kıyısında/dışında yer alması gerekir.

Modern toplumlar kurban ayinlerine ihtiyaç duymazlar çünkü şiddeti denetleyen ve intikamı kendi tekelinde bitiren bağımsız bir yargı sistemine sahiptirler.

Her iki sistem de etkili olabilmek için "aşkın" bir niteliğe (dinsel kutsallık veya devletin meşru yetkesi) ihtiyaç duyar.

 

Şiddeti dizginleyen dinsel veya hukuksal mekanizmaların meşruiyeti sorgulanmaya başlandığında ("kutsal" veya "meşru" şiddet ile "yasadışı" şiddet arasındaki fark silindiğinde), sistem krizine girilir. Maskesi düşen meşru şiddet, yerini yeniden dizginlenemez ve sınır tanımayan bir karşılıklı misilleme ortamına bırakır.

 

Kadınlardaki aylık kanama ve cinsellik tabuları, sanıldığı gibi sırf cinselliğin kendisinden değil; cinselliğin kavgaya, kıskançlığa, kanlı doğumlara ve çatışmalara yol açan "şiddetle olan yakın bağı" nedeniyle kirli sayılır.

Kan hem kirliliğin, hastalığın ve intikamın (kötü şiddet) simgesidir hem de ayinde kurban kesilerek döküldüğünde topluluğu arındıran, barışı getiren (iyi şiddet) bir ilaç/panzehirdir. Şiddetin ilacı yine şiddettir.

 

2. Kurban Bunalımı

Kurban ediminde kurban ile topluluk arasındaki farkın aşırı silinmesi ya da tamamen kopması durumunda ayin işlevsizleşir.

Toplumu koruyan dinsel ikame düzeni çöker; buna Kurban Bunalımı denir.

 

Dinsel düzende şiddetin "arıtıcı/iyicil" biçimi (kurban) ile "kirli/yıkıcı" biçimi (cinayet, intikam, iç savaş) arasında net bir sınır vardır.

Kurban, şiddeti kendi üzerine çekemez hale geldiğinde, kurban sunumu arındırıcı bir şiddet olmaktan çıkıp kirli şiddetin bir parçası, hatta tetikleyicisi durumuna gelir.

 

Şiddet tırmandıkça taraflar arasındaki tüm insani, hiyerarşik ve ahlaki farklılıklar silinir. Karşıtlar birbirinin tam ayna görüntüsü (simetriği) haline gelir.

Çatışmayı doğuran şey farklılıklar değil, farklılıkların yitirilmesi ve herkesin aynılaşmasıdır.

 

Tragedyada Kurban

Euripides, Herakles'in Deliliği

Herakles, kenti zorba Lykos'tan temizledikten sonra arınmak amacıyla kurban kesmeye hazırlanırken deliliğe kapılır, kirli şiddet kurban ateşini sarar: düşman sanarak kendi eşini ve çocuklarını kurban eder.

 

Sophokles, Trakhis Kadınları

Herakles, arındırıcı bir kurban ayini için yaktığı ateşle zehirli Nessos gömleğini etkinleştirerek acılar içinde can verir.

 

Sophokles, Kral Oidipus

Oidipus, Kreon ve Teiresias arasındaki çatışmada herkes tarafsız hakem olduğunu sanırken şiddetin içine çekilir. Baba (Laios) ve oğul (Oidipus) birbirinin simetrik kopyası olarak aynı şiddet hamlelerini yaparlar.

 

Euripides, Fenikeli Kadınlar

Eteokles ile Polyneikes kardeşlerin iktidar kavgası ve sözel/fiziksel atışmaları (stikomiti) kusursuz bir simetri sergiler. İkisi de aynı hareketleri yapar, aynı hakaretleri eder ve aynı anda ölür. Şiddet bir denge yaratır ancak bu adalet değil, çözümsüzlük dengesidir.

 

Empedokles'in belirttiği gibi, arınma kanı ile cinayet kanı birbirine karıştığında babalar oğullarını, çocuklar ebeveynlerini "boğazlayıp yemekte", karşılıklı kitlesel bir kıyım doğmaktadır.

 

(Shakespeare'in Troilos ile Kressida oyunundaki Odysseus'un ünlü söylevi) Derece; hiyerarşiyi, konumu, yaşı, unvanı, kurumları ve kuralları ayakta tutan farklılaşma sistemidir.

Bunalım veya kargaşa, farklılaşmanın aşırılaşmasından değil, tam tersine farklılıkların silinmesinden (farksızlaşmadan) kaynaklanır.

 

İkizler

İkizler, aynı anda iki benzer bireyin ortaya çıkmasıyla "farklılığın yok oluşunu" simgeler.

Birçok ilkel toplumda ikizler doğrudan öldürülmez; "teşhir edilerek" doğaya terk edilir. Amaç, kan dökerek şiddet döngüsüne ve kirliliğin topluluğa bulaşmasına yol açmamaktır.

Nyakyusalar gibi toplumlarda ikiz anne-babaları da bu "kötücül şiddet/kirlilik" hastalığına yakalanmış sayılır ve arındırma ritüellerinden geçirilir (Monica Wilson, 1957).

 

Habil-Kabil, Yakup-Esav, Eteokles-Polyneikes, Romus-Romulus gibi örneklerde görüldüğü üzere kardeşlik ilişkisi sanıldığı gibi bir sevgi bağı değil, mitolojik ve edebi metinlerde bir çatışma alanıdır.

 

3. Oidipus ve İkame Kurban

Sophokles'in Kral Oidipus tragedyasında Oidipus, Kreon ve Teiresias, başlangıçta kendilerini çatışmanın üstünde birer tarafsız hakem saysalar da mimetik şiddet hepsini aynı öfkeye ve karşılıklı konumlanma oyununa sıkıştırır.

 

Baba katli aile düzeni için ne anlama geliyorsa, kralın öldürülmesi de kent düzeni için aynı anlama gelir.

Oidipus, en temel hiyerarşik farkları (baba-oğul, anne-eş ilişkisini) çiğneyerek "düpedüz farklılık katili" olmuştur. Ensest ve baba katli, farklılıkların yitirilmesini ve kurban bunalımının yarattığı canavarlığı simgeler.

 

Günah Keçisi (İkame Kurban)

Kentin üstüne çöken veba salgını, kurban bunalımının ve her yere yayılmış kolektif şiddetin simgesidir.

Mitos, her yere yayılmış olan bu şiddetin sorumluluğunu tek bir bireye (Oidipus'a) yükleyerek kenti temize çıkarır: Oidipus, modern anlamda suçlu değildir ama, kentin başına gelen her şeyden o sorumludur. Oynadığı rol tam anlamıyla bir günah keçisi rolüdür.

 

Kaos ve iç çatışma doruk noktasına ulaştığında topluluk yok olma tehlikesiyle karşılaşır. Şiddetin kendi kendini yok eden kısır döngüsünden çıkışın tek yolu, tüm suçu tek bir bireye yükleyip onu dışlamaktır (ya da öldürmektir).

Oidipus’un oyun sonunda "Benim belalarım banadır, başka hiçbir ölümlü taşıyamaz onları" diyerek sürgüne gitmesi, Thebai topluluğuna arzuladığı barışı ve düzeni geri getirir.

 

Kral Oidipus’ta kentin tüm kirini taşıyan, felaketin tek sorumlusu olan iğrenç bir kurban vardır.

Oidipus Kolonos'ta tragedyasında ise aynı Oidipus, öldüğünde kente bereket ve barış getirecek kutsal bir yatıra/kurtarıcıya dönüşür.

Böylece kurban aynı anda hem en kötücül (günahkâr/kirli) hem de en iyicil (kurtarıcı/kutsal) niteliği şahsında toplar.

 

4. Mitosların ve Ayinlerin Doğuşu

Hubert ve Mauss / tanrısallık kurban ayinlerinin yinelenmesinden doğmuştur.

Hubert ve Mauss, kurbanı toplumsal işlevi olmayan hayali bir "teknik" gibi görerek yanılmışlardır. Kurbanın kökeninde "kurucu bir kolektif öldürme" (linç) yatmaktadır.

 

Ayinlerdeki öldürme eylemlerinin yüksek sayısı ve dünyadaki kurban geleneklerinin şaşırtıcı benzerliği, tüm kültürlerin temelinde gerçek ve kolektif bir öldürme olayının yattığını gösterir.

 

Pharmakos (günah keçisi)

Antik Atina'da felaket, salgın veya iç huzursuzluk anlarında kentin tüm kirliliğini üstüne alıp topluluktan kovulan ya da öldürülen pharmakos (günah keçisi) kişileri belirlenirdi.

Yunancada pharmakon hem "zehir" hem "panzehir" (ilaç) anlamına gelir.

 

Godfrey Lienhardt’ın Dinka kabilesi üzerindeki gözlemlerine atıfla; hayvan kurban etme törenlerinde katılımcıların önce birbirleriyle savaşıyor gibi yapması, ardından hayvana küfür edip saldırması, ilksel kurban bunalımındaki karşılıklı şiddetin oybirliğine dayalı tek yönlü şiddete dönüşmesini simgesel olarak yeniden yaşatmaktır.

 

Sophokles'in Kral Oidipus eserinde kral (tyrannos) ile günah keçisi (pharmakos) aynı kişide birleşir. Kral lekesiz kaldığında ülke gelişir; kriz/veba (loimos) geldiğinde ise krizin tek sorumlusu ve suçlusu ilan edilerek kurban edilir/sürülür.

 

Mitosların ve ayinlerin temelinde yatan baskılanmış duygu cinsel arzu değil, kolektif yok oluşa yol açabilecek mutlak şiddet korkusudur.

 

5. Dionysos

Festivaller

Festivaller, ailevi, toplumsal ve hiyerarşik farklılıkların askıya alındığı kurban bunalımını anma törenleridir.

Festivaller, geçmişte toplumu yok etme noktasına getiren o ilk "kurtarıcı/kutsal şiddeti" ve kurban bunalımını temsil eder.

 

Festival ve "Karşı-Festival"

Festival bunalımı ve kurucu şiddeti bir bütün olarak görür; kaosu taklit ederek kurbana ve çözüme ulaşır.

Karşı-Festival şiddet döngüsüne ve kirlenmeye yeniden düşme korkusuyla, festival öncesinde aşırı bir çilecilik, perhiz, sessizlik ve yasaklar rejimi uygular.

 

Şeytan Çıkarma

Şeytan çıkarma ayinleri de topluluğun kötü ruhlara karşı birleşmesini sağlayarak karşılıklı şiddetin yerine oybirliğine dayalı şiddeti koyma amacı güder.

 

Ayin öncesindeki tartışmalar veya ayinsel kavgalar kurban bunalımını (herkesin birbirine saldırmasını) temsil eder, topluluk, birbirini kırmamak için darbeleri ortak ve hayali bir hedefe indirir.

 

Euripides, Bakkhalar

Tragedya boyunca Tanrı ile insan (Dionysos ile Kral Pentheus), kadın ile erkek, insan ile hayvan arasındaki tüm sınırlar ve farklılıklar silinir. Pentheus düzeni korumak isterken kural ihlal eden bir Dionysos takipçisine dönüşür; Dionysos ise hem düzenin koruyucusu hem de yıkıcı bir kışkırtıcıdır.

 

Dionysos coşkusu bir arınmadan ziyade, kontrol edilemeyen ve herkesi içine çeken bir kurban bunalımı salgınıdır. Oyunun başında ve içinde tanrı ile insan arasındaki simetri (eşitlenme) ortaya çıksa da oyunun sonunda tanrısal güç trajik bir biçimde yeniden doğrulanır.

 

Pentheus'un silahsız, oybirliğiyle ve çıplak ellerle parçalanması (sparagmos), ayinsel bir kurbandan ziyade, kontrolsüz bir kalabalığın histeri sonucunda gerçekleştirdiği ilk kolektif linç sahnesinin ayinleşmiş bir taklididir.

 

Tragedya, ayin geleneği ile onun temelindeki kendiliğinden, kanlı linç olayı arasında durur. Ayinin "maskesini indirerek" toplumsal şiddetin kökenini açığa çıkarır.

 

Dinsel inanç, insanı kendi yıkıcı şiddetinden korumak için o şiddeti insandan alıp tanrısallaştırır (aşkınlaştırır).

 

6. Taklit Arzudan Canavar Kopyaya

Mimetik (Taklitçi) Arzu

İnsan neyi arzulayacağını kendiliğinden bilmez. Arzunun temel hedefi nesnenin kendisi değil, nesneye sahip olduğuna inanılan modelin/rakibin "varlığına" (olmaya) ulaşmaktır.

Özne, modeli taklit ederek onun arzuladığı nesneye yönelir. Ancak aynı nesneye yönelen iki arzu zorunlu olarak çatışır.

Özne, arzusal arayışında başarısızlığa uğradıkça, modelin/rakibin elinde tuttuğu şiddeti "en hakiki varlık göstergesi" olarak algılamaya başlar. Böylece arzu ile şiddet birbirine mühürlenir.

 

Kral Oidipus’ta kavga hâlâ taht veya anne/eş gibi somut nesneler üzerinden dönüyor görünse de şiddetin kökeninde Laios ile Oidipus’un kavşaktaki çatışması yatar. Bakkhalar’da ise Pentheus ile Dionysos arasında somut hiçbir nesne yoktur; rekabet doğrudan şiddetin ve tanrılığın kendisine dönüşmüştür.

 

Tragedyada ezen/ezilen, zalim/mağdur rolleri sabit birer karakter özelliği değil, sürekli yer değiştiren birer uğraktır. Bir taraf öfkeliyken diğeri sakindir, ardından roller değişir. Karakterlerin bunu "Baht" (Tykhe) veya "Yazgı" ile açıklaması mitik bir kendini kandırmadır.

 

İnsanı şiddete iten şey Freud’un önerdiği gibi biyolojik/mitik bir "ölüm içgüdüsü" değil, mimetik arzudur. Şiddeti kendi dışındaki bir içgüdüye veya tanrıya bağlamak, insanın kendi sorumluluğundan kaçma mekanizmasıdır.

 

Karşılıklı şiddet (herkesin herkesle çatışması) durdurulmazsa topluluk yok olur. Çatışmayı sonlandıran şey, şiddetin tüm insanlardan uzaklaştırılarak oybirliğine dayalı bir ikame kurbana ve ardından ayinsel/kurucu bir şiddete dönüştürülmesidir.

 

Canavar Kopya

Çatışmanın tarafı olanlar sadece "farklılıkları" görür. Zamansal uğraklar o kadar hızlı değişir ki, taraflar aynılıklarını fark edemez. Kendilerini haklı, karşı tarafı tamamen suçlu zannederler.

 

Topluluğun tüm üyeleri mimetik şiddet yüzünden birbirinin ikizine ve canavarına dönüştüğünde kriz doruğa ulaşır.

 

Mimetik rekabet derinleştikçe ve tüm farklılıklar silindikçe, hasımlar birbirinin simetrik birer kopyasına (ikizine) dönüşürler. Bu kriz anında ortaya çıkan tektipleşmiş, korkunç farksızlık durumuna "canavar kopya" denir.

 

Euripides’in Bakkhalar oyununda Pentheus’un katledilmeden hemen önce Dionysos’u iki güneş, iki şehir ve iki boynuzlu bir boğa olarak görmesi basit bir sanrı değildir.

Empedokles’in "Nefret" evresinde organların tek tek dolaşması ve "öküzbaşlı insanlar", "insan yüzlü öküzler" gibi canavarların doğması, kozmik/doğal bir olaydan ziyade, insan topluluğunun kurban bunalımına girdiğinde farklılıkların silinip her şeyin canavarımsı bir karmaşaya dönüşmesini simgeler.

 

7. Freud ve Oidipus Karmaşası

Oidipus Kompleksi

Freud'un "babayla özdeşleşme" kavramı mimetik arzuya yaklaşsa da Freud bunu "annenin libidinal seçimi"nden ayırarak bağımsız birer yapı gibi ele almıştır.

Baba katli ve ensest arzusu çocukta önceden var olan bağımsız eğilimler değil, babayı (modeli) arzu düzeyinde taklit etmesinden doğan çifte açmazın ve mimetik rekabetin kaçınılmaz birer sonucudur.

 

8. 'Totem ve Tabu" ve Ensest Yasakları

Totem ve Tabu

Freud, Totem ve Tabu adlı eserinde tüm dinsel kurumların ve tabuların kökeninde "kolektif bir öldürme" (babanın öldürülmesi) olduğunu görerek kurucu şiddet gerçeğine yaklaşmıştır.

Ancak, bu edimi "tekil ve tarihöncesi bir olay" olarak sınırlandırması ve her şeyin arkasında "baba katli" suçluluğunu araması, onun evrensel ikame kurban mekanizmasını ve bu şiddetin günah keçisi işleviyle nasıl arındırıcı bir güce dönüştüğünü kavramasını engellemiştir.

 

9. Levi-Strauss, Yapısalcılık ve Evlilik Kuralları

Radcliffe-Brown akrabalık sistemini "ilksel aile" (anne-baba ve çocuklar) hücresinden başlatır.

Lévi-Strauss ilksel aileyi bir başlangıç noktası değil, iki ayrı grup arasındaki evlilik/değiş tokuş sürecinin bir sonucu (varış noktası) olarak görür.

 

İnsanın kültür aracılığı olmadan doğayı dolaysız okuması bir mitik yanılsamadır. Doğa durumundaki gelişigüzel cinsellik biyolojik yasaların bilgisini vermez.

İlkel toplumlar belirli evlilik kuralları/döngüleri üzerinden sınırlı ve sabit bir "akrabalık dili" konuşurlar. Modern toplum ise bu yasakları asgari düzeye (ilksel aile düzeyine) indirgeyerek pozitif evlilik kurallarını ve dolayısıyla "evlilik dilini" yok etmiştir.

 

Bütün kültürel kurumların, dinsel ayinlerin, mitlerin ve akrabalık/evlilik kurallarının temelinde topluluğu yok olmaktan kurtaran kökensel şiddet ve ikame kurban mekanizması (oybirliğiyle gerçekleştirilen linç/dışlama) yatar.

 

10. Tanrılar, Ölüler, Kutsallık ve Kurban ikamesi

Kutsallık (sacer, mana, wakan), insan biçimli tanrılardan bağımsız, kişi-dışı bir "akışkan" ve kontrol edilemeyen bir şiddet potansiyelidir.

 

Kutsalın hem yıkıcı (korkunç) hem de yapıcı (tatlı, düzenleyici) olması, şiddetin doğasından kaynaklanır. Şiddet, topluluğu felakete sürüklediğinde "kötü/lanetli"; ikame kurban üzerinde odaklanıp toplulukta oybirliği ve barışı sağladığında ise "iyi/kutsal" olarak algılanır.

 

Dionysos hem kurban sunan hem de parçalanan (diasparagmos) kurbandır.

Mitik varlıkların, tanrıların ve kralın "canavarsı" özellikleri, kurban bunalımı sırasında silinen ve karmaşıklaşan farklılıkların (kaosun) tek bir bünyede toplanmasından ileri gelir.

 

Ölen her birey, topluluk karşısında ikame kurbana benzer bir konum kazanır. Tek bir kişinin ölümüyle hayatta kalanlar arasındaki dayanışma güçlenir; ölüm, yaşamın ve düzenin kaynağı gibi algılanmaya başlar.

 

Demirci, metallere ve silahlara hükmettiği için "üstün bir şiddetin efendisi" sayılır. Metal hem düzeni ve üretimi kolaylaştırır hem de topluluk içi yıkımı ve şiddeti tırmandırma riski taşır.

Topluluğun başına felaket geldiğinde metalle ilgisi olmasa bile demirci hedef gösterilir; zira demirci hem yapıcı/düzenleyici hem de yıkıcı olan "kutsal şiddeti" şahsında barındırır.

 

Topluluk ile kutsal arasındaki ilişki ateşe benzer. Çok yakınlaşırsanız: Kutsalın şiddeti topluluğu yutar, düzen bozulur.

Çok uzaklaşırsanız: Kutsalın düzenleyici ve koruyucu gücünden yoksun kalırsınız.

 

Kurban ayinleri savsaklandığında toplumsal şiddet içkinleşir ve topluluk birbirini kırmaya başlar.

 

11. Tüm Ayinlerin Birliği

Brezilya'nın doğu kıyılarında yaşayan Tupinamba yerlileri savaş sırasında öldürdükleri düşmanı törensiz bir şekilde yerken, köye canlı getirilen düşman tutsaklara tam anlamıyla ayinsel bir yamyamlık uygularlar.

Kurban edilecek tutsak hemen öldürülmez; aylar ya da yıllar boyunca toplulukla yaşar, aşamalı olarak "içeriden biri" haline getirilir.

Kurban edilmeden hemen önce yasaları ihlal etmeye ve hırsızlık yapmaya teşvik edilerek "günah keçisi" rolüne sokulur.

 

Geçiş Törenleri

Statü değişimi sırasında birey mevcut yerini kaybettiği için topluluk dinsel bir korku (kurban bunalımı) yaşar. Farklılıkların silinmesi şiddeti ve bulaşıcılığı tetikler.

Toplumsal statüsünü yitiren birey (örneğin ergenlikten yetişkinliğe geçen aday), geçici olarak düzensizliğe, yani "kurban bunalımına" sürüklenir.

 

Tıp tarihi (lavmanlar, kan almalar) ve modern aşı mantığı ile ayin mantığı tamamen aynı kökenden gelir. Beden veya toplum, düşmanı (şiddeti/hastalığı) dışarı atmak için bünyesine "bir miktar hastalık / bir miktar şiddet" zerk eder.

Aşının veya pharmakon’un (hem zehir hem ilaç) dozunun fazla kaçması salgına yol açabilirse; kontrolden çıkmış bir ayin veya kurban sunumu da toplumsal bulaşıcı şiddeti tetikleyebilir.

 

Toplumsal bunalım dönemlerinde bireyler arasındaki farklar silinir (farksızlaşma) ve herkes birbiriyle çatışan "düşman ikizlere" dönüşür. Şiddet kentin/topluluğun merkezine yerleşir. Bunu dindirmenin tek yolu kurban mekanizmasının devreye girmesidir.

 

Şiddet iki taraflıdır. Platon, şairi kentten dışarı atarak (pharmakos gibi bertaraf ederek) aslında kendisi şiddete dayalı kurbansal bir edim gerçekleştirmektedir.

 

Kral ile kurban arasındaki ilişki yapısaldır. Kurban edilen kişi geçici bir saygınlık/krallık kazanırken, kral da özünde gelecekteki potansiyel kurbandır. Zamanla şiddetin izleri silindikçe bu dinsel ikileşme yerini görünüşte salt siyasal iktidara bırakır.

Kurumlar ayinsel kökenlerinden koptukça (kurban sunumu ve cin çıkarma gibi ögeler yok oldukça) modern, seküler biçimlerine bürünür.

 

Şiddet kurumsal araçlarla bastırılsa da, kökeniyle bağı tümüyle kesilmediği için her an yıkıcı bir dönüşle topluma geri gelebilir.

 

12.Sonuç

Dinsel ayinlerin ve mitlerin temelinde soyut bir simge veya dil oyunu değil; gerçek ve somut bir şiddet olayı (kurucu linç) yatar.

Kurucu şiddet, toplumda düzen kurucu rolünü oynayabilmek için görünmez kalmak ve yanlış anlaşılmak zorundadır.

 

Kurucu şiddetin en duyarlı ve gizlenmeye muhtaç yönü, kurbanın aslında "keyfi" olarak seçilmiş olmasıdır. Rastlantı öğesi, kurbanın seçilmesindeki dinsel meşruiyeti sağlar.

 

Huizinga, kutsalı oyunun çevresine yerleştirir. Bu hatadır; oyun kutsalın çevresindedir, onu kuşatır. Oyunlar, ölümün getirdiği yıkıcı şiddeti ve kavgaları önlemek için "rastlantıyı" (kutsallığın kararını) hızla devreye sokma araçlarıdır.

 

Yunus Peygamber’in Hikayesi

Fırtına, topluluğun sürüklendiği toplumsal ve dinsel bunalımı (kurban bunalımını) simgeler.

Çatışmalı ortamda krizin sorumlusunu (günah keçisini) bulmak için tanrısal bir güç sayılan rastlantıya (kuraya) başvurulur: yükler denize atılır, kura çekilir.

Yunus Peygamber (günah keçisi) denize atıldıktan sonra fırtına diner, topluluk kurtulur.

 

Kökleri bir ikame kurbanın öldürülmesine ve o oybirliğinin anımsanmasına/süreğen kılınmasına dayanan tüm fenomenler "dinsel"dir.

 

Frazer, günah keçisi uygulamasını ilkel insanların "zihinsel bir yanılgısı", "maddi olmayan acıyı somut nesneye aktarma fantezisi" sayarak alaya alır.

Modern akılcı düşünce, insan topluluklarındaki kendi yıkıcı şiddetinin sorumluluğunu üstlenmek yerine, bunu ilkel toplumlara ve "din" olgusuna yükleyerek dinin kendisini bir günah keçisine bütünüyle dönüştürmüştür.

 

Hiçbir toplum "kutsalın" (yani saf şiddetin) içinde sürekli yaşayamaz; kurumlar şiddetten uzaklaşarak kurulur.

Uzaklaşmak, unutmak olmamalıdır.


4 Haziran 2026 Perşembe

Roger Stahl - Savaş Oyunları A.Ş. - Notlar

Roger Stahl - Savaş Oyunları A.Ş.  - Notlar

Militainment, inc. War, Media and Popular Culture

Mütercim: Yavuz Alogan, Ayrıntı Yayınları, 2010

 


Yakınlaşın!

Giriş

21. yüzyılın şafağında savaş, konvansiyonel sınırlarını aşarak gündelik hayatın kılcal damarlarına sızan bir tüketim nesnesine dönüşmüştür.

 

Kamboçya gibi geçmişte ağır yıkımlar, toplu katliamlar ve kara mayınları felaketi yaşamış ülkelerde turistler, bir yanda görkemli Angkor Vat’ı gezerken, diğer yanda trajediden bir "cazibe" ve tüketim metası üretimine katkı yaparlar.

 

ABD'deki eğlence merkezlerinde tank sürme, helikopter simülatörleriyle savaşı deneyimleme olanakları sunulmaktadır.

 

Savaş sadece sahada verilmez; yurttaşı savaşa onay vermeye ve askeri şiddeti "oynamaya" davet eden sembolik bir dönüşümle inşa edilir.

İktidar mekanizmaları iletişim araçlarıyla toplumu "emperyalist özne" olarak konumlandırır ve şiddeti meşrulaştırır.

 

11 Eylül saldırılarından sonra kısa bir süre gerçekçi şiddet sahneleri içeren savaş filmleri askıya alındı fakat çok kısa bir süre. Black Hawk Down, Behind Enemy Lines gibi filmleri derhal vizyona sokarak büyük gişe hasılatı elde ettiler.

Savaş haberleri ve filmleri, kamuoyunun savaşa yönelik tutumunu ölçen ve yönlendiren siyasal bir araç/eğlence metası hâline getirildi.

 

Eğlence, her zaman propaganda için bir araç (damar) olarak kullanıldı.

 

Tarihsel olarak yurttaşın bizzat askerlik yapması (demokratik katılım ve sorumluluk), yürütme organının savaş çıkarma gücünü denetleyen bir unsurdu.

Vietnam protestolarından sonra zorunlu askerliğin kaldırılıp tamamen profesyonel/gönüllü orduya geçilmesi, yurttaşı savaşın ahlaki ve siyasi sorumluluğundan kopardı.

Yurttaş artık savaş kararlarında söz sahibi bir "fail" değil, savaşı uzaktan izleyen ve tüketen bir "yurttaş-seyirci" hâline geldi.

Savaş, halkı ikna etmek için "satılması gereken olumsuz bir durum" olmaktan çıkıp; patlamış mısır eşliğinde zevkle tüketilen, pazarlanabilir ticari bir medyatik ürüne dönüştü.

 

1990'ların sonundan itibaren Pentagon, ordunun kamusal imajını şekillendirmek için realiti TV türlerini bir uygulama alanı olarak benimsedi.

2003 Irak İşgali'nde uygulanan bu sistem, sıradan bir sivil gazeteci üzerinden izleyiciye savaşa güvenli bir şekilde dâhil olma fantezisi sundu.

Muhabir, bir savaş haberinin ötesinde "askercilik oynayan yurttaşın hazlarına aracılık eden" bir vekile dönüştü; yayınlar sıra dışı spor gösterilerinin yarattığı adrenalin ve görsellikle eşleşti.

 

1. Her Şeyi Tüketen Savaş - Seyircilikten İnteraktif Katılıma

Vietnam Savaşı sonrası Amerikan toplumunda baş gösteren "Vietnam Sendromu" (yani halkın devlet şiddetine duyduğu derin güvensizlik) 1991 Körfez Savaşı ile birlikte stratejik bir halkla ilişkiler zaferine dönüştürülerek defedildi.

 

Yurttaş-Seyirci

1991, savaşın "oturma odası savaşı" olarak kurgulandığı milattır. Pentagon-medya ittifakı, savaşı ticari bir TV programı gibi paketleyerek yurttaşı steril bir "seyirci" konumuna sabitlemiştir.

Slavoj Zizek’in "kafeinsiz kahve" veya "yağsız krema" metaforuyla açıkladığı gibi, bu dönemde halka sunulan şey "savaşsız bir savaştır." Şiddeti olmayan, sadece pırıltılı görsellerden oluşan bir simülasyon.

 

Temiz Savaş

Savaşın vahşeti, "ceset" yerine "etkisiz hale getirme," "sivil ölümü" yerine "çok yönlü hasar" (collateral damage) gibi steril kavramlarla örtülmüştür.

Akıllı silahlara duyulan hayranlık, izleyiciyi "bombanın gözünden" bakmaya (nişangah kamerası) davet eder. Bu perspektif, izleyiciyi teknik bir "fail" konumuna sokarken, aslında onu demokratik sorumluluğundan tamamen koparan bir illüzyondur.

 

Birlikleri Destekleme

"Birlikleri destekleme" (Support the Troops) retoriği, demokratik katılımı felç eden (paralysis of democratic agency) en güçlü araçlardan biridir. Bu söylem, savaşı başlatan siyasi iradenin sorgulanmasını engeller ve her türlü muhalefeti "asker düşmanı" olarak kodlayarak sivil tartışma alanını sömürgeleştirir.

Bu retorik yurttaşa "siyaseti tartışacak konumda olmadığını" hissettirerek onu bir "destekleyici" figürüne indirger.

 

Seyirlik Savaş

Seyirlik savaşta amaç ikna etmek (klasik propaganda) değil, halkı uyuşturup tartışmayı tamamen ortadan kaldırmaktır.

 

1991 Körfez Savaşı; prime time'da başlatılan, kurgusal televizyon filmleriyle (The Heroes of Desert Storm) desteklenen, spor müsabakası havasında ve hediyelik eşya/model oyuncak satışlarıyla tüketilebilir bir "eğlenceli şiddet" şöleni olarak kurgulanmıştır.

 

İnteraktif Savaş ve Sanal Yurttaş-Asker

Psikolojik operasyonlar, medya yönetimi ve sivil alanın denetimi ("netsavaşı"), topyekun savaştan daha kapsamlı hale gelmiştir.

 

9/11 sonrası ABD ordusu, dış tehdit odaklı yapıdan; hafif, yüksek teknolojili, dünyada her an her yeri vurabilen ve sivil hayatı da kapsayan bir "küresel polis gücüne" (RMA - Askeri İşlerde Devrim) dönüştürülmüştür.

 

Yeni Savaş, Yeni Ordu

Seyirlik savaş yurttaşı afyonlayıp pasif bir izleyici kıldysa; interaktif savaş, yurttaşın enerjisini "interaktif amfetamin" ile doğrudan eyleme yönlendirir.

Yurttaş, tarihsel "yurttaş-asker" idealindeki gibi savaş kararlarında söz sahibi bir siyasi özne değil; aksine, ordu-şirket-medya kompleksi tarafından mikro-düzeyde yönetilen, kimliği içeriden sömürgeleştirilmiş bir askeri ilgi nesnesidir.

 

9/11 Kopuşu ve Ötesi

9/11, felaket filmlerinin (Die Hard, Independence Day, Armageddon) yıllardır işlediği kent yıkımı sahnelerinin gerçeğe dönüşmesiydi. Olay, hem sinematografik görselliğiyle "seyir" kültürünün zirvesini temsil etti hem de ekran ile savaş arasındaki geleneksel ilişkiyi patlatarak yeni bir dönemi başlattı.

 

Devlet ve askeri-medya tesisi, orduyu demokratikleştirip sivilleştirmek yerine; tam aksine sivil alanı yukarıdan aşağıya doğru askerileştirdi.

 

2003 Irak İşgali / Savaş haberlerinin realiti TV ve video oyunu estetiğiyle birleşmesi, izleyiciyi "adrenalin artışı olarak savaş" fantezisine ve katılımcı bir ruh haline soktu.

 

İnteraktif Savaş İçin İyileştirme

Er Ryan'ı Kurtarmak ve Kara Şahin Düştü gibi yapımlar, izleyiciyi kan ve çamur saçılan çatışma sahnelerinin tam ortasına yerleştirir. Kamera nesnel konumunu kaybedip izleyiciyi askerin bedenine sokar.

 

Sivil yayın organlarında otosansür uygulanarak kendi askerlerinin ölümü gizlenir ve "temiz savaş" algısı korunur.

 

Top Gun (1986) mantığı, 2008’de Pentagon desteğiyle çekilen Iron Man filminde zirveye ulaşır. Gerçek silah üreticisi Raytheon’un geliştirdiği askeri dış-iskelet (exoskeleton) teknolojisi ile filmin zırhı arasında kurulan bağ, bedeni askeri bir makineye dönüştürme ve "silahta birinci tekil şahıs olarak ustalaşma" fantezisini besler.

 

İnteraktif savaş, yurttaşı sanal bir savaşçı kılarak silahlandırıyor gibi görünse de gerçekte yurttaşı siyasal karar alma süreçlerinden tamamen yalıtır ve silahsızlandırır. Yurttaş askeri aygıtın bir öznesi değil, nesnesidir.

 

Asker alma söylemi, sadece fiilen orduya yazılma çağrısı olmaktan çıkıp sivil yaşamın geneline yayılan bir kültürel duruma dönüşmüştür.

 

2. Spor ve Askerileştirilmiş Siyasi Yapı Büyük Oyun

1991 / Çöl Fırtınası Harekatı’nın hemen ardından gerçekleştirilen organizasyonda; stadyumun üzerinden uçan F-14 jetleri, ellerinde bayraklarla sahnede yer alan askerler, Whitney Houston’ın marşı ve ABC kanalının yayını "Körfez Savaşı: Şampiyonluk Müsabakası" olarak adlandırması, spor ile askeri retoriğin ilk büyük bütünleşmesini simgeler.

 

Spor ve savaş arasındaki tarihsel ortaklık, yeni yüzyılın "İmparatorluk" mantığıyla güncellenmiştir. Stadyumlar artık sadece müsabaka alanları değil, Humvee'lerin, Apache helikopterlerinin ve jet uçuşlarının sergilendiği birer "yurtseverlik ayini" mekanıdır.

 

2003 / Yayınların askeri gemi USS Preble üzerinden yapılması, skorbordlarda cephedeki askerlerin mesajlarına yer verilmesi, stadyum çevresinin uçuşa kapalı bölge ilan edilerek askeri güvenlik önlemleriyle donatılması, spor alanını doğrudan askeri bir gösteri mekanına çevirmiştir.

 

Antik Yunan’da aethlos (atlet yarışması / savaşçı mücadelesi) kavramından, Eisenhower’ın "Sporun amacı gençleri savaşa hazırlamaktır" fikrine ve Reagan’ın "Spor, savaşa en yakın öldürücü olmayan etkinliktir" sözüne kadar spor-savaş ilişkisi tarihsel bir altyapıya sahiptir.

 

Sıra Dışı İmparatorluk

Michael Hardt ve Antonio Negri'nin İmparatorluk kuramına göre, küresel siyasal yapı artık merkez/çevre veya Birinci Dünya/Üçüncü Dünya karşıtlıklarıyla işlemez. Ulus-devletler, ulusötesi şirketler, NATO/BM gibi yapılar ve STK'lardan oluşan esnek bir matris mevcuttur.

 

Savaş, devletler arası bir çatışmadan ziyade İmparatorluk'un iç istikrarını sağlayan süregiden bir "polis eylemi" ve kendini dönüştürme halini almıştır.

 

Geleneksel Sporlar

Çizgiseldir, hedef ve skora yöneliktir, alan/toprak kazanma ve kolonizasyon metaforlarına dayanır.

 

Sıra Dışı Sporlar

Süreç yönelimlidir, benliği keşif alanı olarak görür, göçebedir. Bedeni makine, mekan ve kültürün organik bir birleşimi (siborg) haline getirir. Spor ile sanat arasındaki sınırları muğlaklaştırır.

 

Georges Bataille'ın çerçevesinden bu durum, şiddetin ve felaket hissinin gündelik bedene dağıtıldığı yeni bir kurban ritüelidir.

 

Bir Oyun Sahası Olarak Savaş Alanı

Survivor, Fear Factor ve özellikle MTV'nin Jackass programları, sınırlarını zorlayan, acı çeken veya kendine işkence eden bedeni popüler bir metaya dönüştürdü.

 

Vin Diesel'in canlandırdığı Xander Cage karakteri, sıra dışı sporlar kültürünün Soğuk Savaş sonrası terörizm motifiyle birleşimidir.

 

Beden artık bir mücadele alanı, bir "Tek Kişilik Ordu"dur.

 

Uçuruma Bakmak

Sıra dışı sporların görsel dili, seyirciyi dışarıdan bir izleyici olmaktan çıkarıp küçük, hafif ve ucuz kameralar (kask kamerası, el kamerası) aracılığıyla tehlike içindeki bedenin yerine ("sanal bir özne") koyar.

 

Aşırı Markalaşma ve Bin Yıllık Ordu?

ABD Deniz Kuvvetleri, Düşman Hattı / Behind Enemy Lines filmine devasa askeri teçhizat ve personel desteği vererek senaryo üzerinde söz sahibi olmuş ve filmi bir askere alma afişi gibi kurgulamıştır.

Donanma, "Hayatınızı Hızlandırın" sloganıyla sinemalarda gösterilen reklamlarda kariyer veya yurtseverlik yerine "vurulma ihtimalinin ve tehlikenin getirdiği heyecanı" öne çıkarmıştır.

 

Ordu, sadece bir meslek değil; logosu spor kıyafetlerine ve Sears koleksiyonlarına basılan, NASCAR ve rodeo takımlarına sponsor olan dolaylı bir tüketim markasına/kimliğine dönüştürülmüştür.

 

3. Naklen Savaş Herkes İçin Acemi Birliği

MTV'deki Real World/Road Rules, TBS'deki War Games, Fox'taki Boot Camp, CBS'teki American Fighter Pilot ve VH1'deki Military Diaries gibi şovlar, ordunun lojistik ve ekipman desteğiyle çekilmiştir.

 

Kişiselleştirmek, Savaşı Depolitize Etmek

1970'li ve 80'li yılların filmleri (Avcı, Kıyamet, Müfreze) savaşı siyasal bir eleştiriden ziyade bireysel bir "iç kriz" veya "varoluşsal dehşet" olarak ele almıştır. Rambo gibi filmler ise savaşı tutsak askerleri kurtarma fantezisine indirgemiştir.

 

Er Ryan'ı Kurtarmak, Kara Şahin Düştü gibi filmlerle birlikte savaşın "neden çıkarıldığı" (politik/stratejik gerekçeleri) tamamen arka plana itilmiştir. Savaşın tek amacı "kendi askerlerimizi ve silah arkadaşlarımızı kurtarmak" haline getirilmiştir.

 

"Askeri kurtarma" anlatısı sayesinde savaş ne kadar kanlı ve vahşi olursa olsun, arkadaşını kurtarmaya çalışan askerin meşruiyeti üzerinden haklı çıkarılmış ve kamusal/siyasal tartışma alanının dışına taşınmıştır.

 

2003 Irak İşgali'nde esir düşen er Jessica Lynch'in kurtarılma hikayesi, Pentagon tarafından miğfer kameralarıyla çekilmiş ve bir Hollywood drama kalıbı (Er Ryan anlatısı) kullanılarak basına sunulmuştur.

 

Reality TV Olarak İliştirme

Aksiyon filmlerinin dev yapımcısı Jerry Bruckheimer (Top Gun, Kara Şahin Düştü) ve Reality TV türünün öncülerinden Bertram van Munster (COPS, The Amazing Race), askeri operasyonları birer kurgusal eğlence şovuna ve propaganda malzemesine dönüştürmüştür.

 

Anlık canlı yayın baskısı (24 saatlik haber çevrimi), derinlemesine analizi, tarihsel bağlamı ve "Neden?" sorusunu ortadan kaldırmıştır.

Gazetecilik çözümsellikten uzaklaşarak tamamen duyusal bir deneyime (çölü geçmek, barut koklamak, gece görüşüyle izlemek) indirgenmiştir. Savaşın stratejik ve insani boyutları silinmiş, mekanizmanın iç işleyişine odaklanılmıştır.

Gazeteciler haberin tarafsız gözlemcisi olmaktan çıkıp hikayenin "kendi yaralarını gösteren", çöldeki zorlu yaşam mücadelesini anlatan birer "sanal asker" haline gelmiştir.

 

Maryland'de ölen muhabirler için düzenlenen askeri tören; savaşı Pentagon'a iliştirilmeden, bağımsız ("tek yanlı") olarak takip ederken ölen onlarca gazeteciyi görmezden gelmiştir.

Tören, gazetecileri iktidarı denetleyen dördüncü güç olarak değil, orduya ve devlet stratejisine hizmet eden askeri personeller gibi konumlandırmıştır.

 

4. Savaş Oyunları

PlayStation 2 konsollarının füze sistemlerinde kullanılabilecek güçte görülüp ihracat kısıtlamasına tabi tutulması, ordunun dron yönlendirmede Xbox ve PlayStation kumandalarından yararlanması veya Raytheon'un oyuncuları işe alması; askeri teknoloji ile tüketici elektroniği arasındaki sınırın kalktığını gösterir.

 

1991'de General Schwarzkopf o dönem Amerikalılara savaşın "bir video oyunu olmadığını" hatırlatmak zorunda hissetmişti. Ancak aradan geçen on iki yılda bu metafor tamamen doğallaşmış ve sivil alanda kabul görmüştür.

21. yüzyıl savaş oyunları sivil zihniyeti militarize eden interaktif birer askeri heyecan gezisine dönüşmüştür.

 

Üç ana unsur olan eğitim, savaş ve askere alma, ekran mantığı içinde birleşmektedir.

 

Eğitim

Geleneksel olarak askeri teknolojilerin zamanla sivil hayata aktarılması beklenirken, burada süreç tam tersine işlemiştir. Ordu, yüksek maliyetli askeri simülatörler yerine piyasadaki ucuz ve gelişmiş ticari oyunları modifiye ederek erlerin ve piyadelerin eğitiminde kullanmıştır. Deniz Piyadeleri, popüler nişancı oyunu Doom'u modifiye ederek "Marine Doom" haline getirmiş ve tekrarlamalı karar almayı öğretmek için kullanmıştır.

Simülatörler artık en alt düzeydeki piyade erlerine kadar yayılmıştır.

 

Savaş

Bu oyunlarda etik, moral veya ideolojik kaygılardan kaçınılır ve kaba güç kullanımına dayalı bir terörle savaş retoriği sunulur. Örneğin, Conflict: Desert Storm oyununun reklamlarındaki alt başlığı şudur: "Diplomatlar Yok. Müzakere Yok. Teslim Olmak Yok."

 

"Oyun zamanı" sürekli bir eylemi öne çıkaran ve etik düşünceyi baskılayan zamansal bir estetiktir.

 

Call of Duty 4 / Oyunun AC-130 Spectre helikopterinden kızılötesi kamerayla ateş açılan "Yukarıdan Ölüm" bölümü, Pentagon'un medyaya dağıttığı gerçek kızılötesi görüntülerle birebir uyuşmaktadır.

 

Asker Alma

Ordu, 2003 yılında E3 fuarında Stryker tugayı askerleri, zırhlı araçlar ve helikopterden sarkan Ulusal Muhafızların katıldığı 500.000 dolarlık devasa bir şovla, geliştirdiği ücretsiz America's Army oyununu tanıtmıştır.

Üretimi üç yıl süren ve 7.5 milyon dolara (normal oyunların üç katı) mal olan bu oyun, ordunun 700 milyon dolarlık reklam bütçesinin bir parçasıdır.

Pentagon'un bir askeri kaydetmek için harcadığı ortalama 15.000 dolarlık maliyet göz önüne alındığında, oyunun yılda 300 asker kazandırması maliyetleri amorti etmesini sağlamaktadır. 2005 yılında orduya yazılanların %40'ı daha önce bu oyunu oynamıştır.

 

Oyundaki gerçeklik / silah sesleri, nefes alışverişleri, hedef menzilleri ve Ft. Benning askeri kampı büyük bir titizlikle ("Triple-A" kalitesinde) canlandırılmıştır. Ancak bu gerçekçilik, savaştaki insan acılarını kapsamaz. Oyuncular vurulduğunda sessizce yere yığılır, cesetler adeta cennete yükseliyormuş gibi kaybolur; çünkü vahşetin açıkça gösterilmesi orduya katılımı zayıflatacaktır.

 

Savaş Oynama

Savaş gösterisi / vurguyu akılcı bir soru olan 'Neden savaşıyoruz?' dan, 'İşte savaşıyoruz!'un baş döndürücü biçimde sergilenmesine kaydırmak için oluşur ve oyun zamanı, yurttaşı, sanal da olsa, 'Nasıl savaşırız?'ın mekanik hazlarıyla bütünleştirir.

 

5. Eğlence Olarak Savaşla Oynamak

Savaşı Satın Almak

11 Eylül sonrası Amerikan dayanışması tüketim çılgınlığına dönüştürülmüştür. Başkan Bush, halka terörizmle başa çıkmanın en iyi yolunun Florida'daki Disney World'e gidip eğlenmek ve dilediğince tüketmek olduğunu tavsiye etmiştir.

 

Vladimir Putin, Jacques Chirac, Saddam Hüseyin ve Usame bin Laden gibi figürlerin konuşan bebekleri ve Crazy Debbie's'in büstleri patlatıldığında kan kırmızı kıvılcımlar saçan "Terörist Kafasını Havaya Uçuran" havai fişekleri yoğun talep görmüştür.

 

2005 yılında Iraklı isyancılar, Amerikan askerini rehin aldıklarını iddia ettikleri bir fotoğraf yayımlamışlardır. Ancak fotoğraftaki askerin aslında Dragon Models şirketine ait ultra-gerçekçi "Cody" aksiyon figürü olduğu ortaya çıkmıştır. Bu olay, gerçek dünya ile savaş oyuncakları arasındaki sınırların tamamen çöktüğünü gösteren çarpıcı bir örnektir.

 

Çember Tamamlanıyor: İstikrarsızlık ve Direniş Noktaları

Ernst Friedrich, 1924 tarihli "Krieg dem Krieg!" (Savaşa Karşı Savaş) adlı ünlü kitabında, çocukların savaş oyuncaklarıyla nasıl eğitildiğini gösterdikten sonra parçalanmış insan bedenleri ve yüzlerin fotoğraflarını yan yana getirerek tam bir "şok terapisi" uygulamıştır. Bu karşı-kültürel girişim daha sonra Naziler tarafından hapse atılarak ve müzesi tahrip edilerek bastırılmıştır.

 

Sanatçılar ve aktivistler, interaktif savaş kültürüne karşı üç ana yöntem geliştirmiştir: Çökertme, Hızlandırma ve Tersine Çevirme.

 

Çökertme

Anne-Marie Schleiner liderliğindeki eylemciler, popüler nişancı oyunu Counter-Strike oyununun kodlarına müdahale ederek sanal duvarlara ve zeminlere barış sloganları yazmış ve kalp resimleri spreylemişlerdir.

 

Joseph De Lappe ordu destekli America’s Army oyununa girerek siber tüfeğini bırakmış ve sohbet satırına Irak'ta ölen gerçek ABD askerlerinin isimlerini, yaşlarını ve ölüm tarihlerini yazmaya başlamıştır.

 

Hızlandırma

Mad dergisi, Bush yönetiminin Irak işgal planları sırasında Star Wars: Attack of the Clones filminden esinlenerek "Gulf Wars II: Clone of the Attack" posterini yayımlayarak halkın savaşla olan sinematik ilişkisini absürtleştirmiştir.

 

Iraklı sanatçı Wafaa Bilal, kendini küçük bir odaya kapatmış ve bilgisayara bağlı sarı boya atan bir paintball silahını internet kullanıcılarının kontrolüne açmıştır

. Web sayfası birinci tekil şahıs nişancı oyun ekranına benzeyen bu projede, Bilal'e karşı internet üzerinden 65.000'den fazla atış yapılmıştır. Bilal, insansız hava aracı saldırısıyla ölen erkek kardeşi ve babasının acısını bu "gerilim" üzerinden dünyaya yansıtmıştır.

 

Tersine Çevirme

Eva ve Franco Mattes, Hollywood tarzı Amerikan propaganda ikonografisini Avrupa Birliği'ne uyarlayarak Kuzey Kore nükleer programı bahanesiyle ABD'nin Çin'i işgal ettiği hayali bir filmin afişini yaymış ve kültürel çifte standartları ortaya koymuştur.

 

Jesse Petrilla’nın popüler Quest for Saddam oyunu, İslami gruplar tarafından hacklenip The Night of Bush Capturing (Bush Avı) oyununa dönüştürülmüştü. Wafaa Bilal bu oyunu değiştirerek kendi yüzünü canlı bomba yeleği giymiş bir karakter olarak oyuna eklemiş ve "Sanal Mücahit" adıyla sergilemiştir.

FBI soruşturmasına ve okul yönetimi tarafından sansüre uğrayan proje, ABD liderini öldürmeyi hedefleyen oyunlar "terörist" sayılırken, diğer ülke liderlerini öldürmeyi hedefleyen batılı oyunların neden normal kabul edildiği sorusunu ortaya koymuştur.

 

Gerçekçilik Gerçekliğe Karşı

Yapay olarak kurgulanan tüketilebilir "gerçekçilik" çabası büyüdükçe, sistem gerçekliğin müdahalesine karşı daha hassas hale gelir.

Aktivistlerin müdahaleleri, bu capillary (kılcal) çatlakları kışkırtarak bütün deneyimi sorgulatan sistemik krizler yaratır.

 

6. Sorgulama

Özel Gösterimlerden Gösterim Sonrasına

Pentagon'un sinemalarda gösterilen 4 dakikalık Enduring Freedom: The Opening Chapter filmi; belgesel, realiti şov ve askeri reklam karışımı yeni nesil tekno-savaş propagandasını temsil eder.

Seyirciden özveri istemez, sadece "gösteri başlıyor" mesajını verir ve insanları sanal olarak güverteye sıçratmayı hedefler.

 

Uzayan işgal, artan ABD askeri kayıpları ve yüz binlerle ifade edilen Iraklı sivil ölümleri (yüksek sivil zayiat raporları), savaşın "hızlı ve heyecanlı bir zafer dansı" olduğu mitini yıkmış; Irak Sendromu kamusal bilince yerleşmiştir.

 

Savaş haberlerinin basındaki oranı %24'ten %4'e gerilemiştir.

İlgisizlik ve azalmaya rağmen askeri-medya kanalları inceltilmiş olarak varlığını sürdürür.

 

Nihayetinde orduyu bir fantezi oyununun ötesine taşıyarak gerçek askeri piyonlara dönüştürmeyen bir bilince ihtiyaç vardır.

Hedef, devlet şiddetini yetkilendiren gücü elinde tutan: sorumluluğun taşıdığı ağırlığın bilincinde olan bir yurttaş... sivil kültür geliştirmek olmalıdır.

… 

Carl Von Clausewitz - Savaş Üzerine - Notlar

Carl Von Clausewitz - Savaş Üzerine - Notlar

Vom Kriege

Mütercim: Selma Koçak, Doruk Yayınları, 2015

 


Carl von Clausewitz, 1 Haziran 1780'de Magdeburg yakınlarındaki Burg'da doğdu.

28 Ekim 1806'da Fransızlara esir düştü.

1810'da binbaşı oldu ve Berlin Harp Okulu'na kurmay hizmetleri öğretmeni olarak atandı.

1812 yazından itibaren Rus Ordusu'nda yarbay olarak Napoleon'a karşı savaşlara katıldı.

1818 başlarında Harp Okulu Komutanlığı’na atandı ve bu görevde tam 12 yıl kaldı.

16 Kasım 1831'de öldü.

 

Önsöz/ler

18. Baskıya Önsöz (Werner Hahlweg)

Dönemin askeri ve siyasi liderleri esere büyük ilgi göstermiştir.

 

19. Baskıya Önsöz (Werner Hahlweg)

Baskının temel amacı "okuyucunun; toplum, politika, savaş, askerlik ve barış arasındaki diyalektik, dengeli ilişki hakkında kendi varlığıyla uyuşan bir bilince sahip olması" şeklindedir.

 

Birinci Baskının Önsözü (Marie von Clausewitz - 30 Haziran 1832)

Marie von Clausewitz, kocasının vasiyetini yerine getirmek için bu işe giriştiğini belirtir.

 

Görev değişiklikleri ve erken ölümü nedeniyle eser tamamlanamamıştır.

 

Rapor (Carl von Clausewitz - 10 Temmuz 1827)

Savaş Türleri: Savaş ya düşmanın imhasını amaçlayarak düşmanı herhangi bir barışa zorlamak ya da düşman topraklarının bir kısmını zaptetmektir.

Politika İlişkisi: Savaşın, devlet politikasının diğer araçlarla devamından başka bir şey olmadığı görüşü de açık ve tam bir şekilde saptanmış olmalıdır.

 

Birinci kitabın birinci bölümü, benim tamamlanmış, bitirilmiş saydığım tek bölümdür.

 

Askeri kuramın temel ilkeleri

Savunma, olumsuz amaçlı ama daha kuvvetli bir şekildir; saldırı olumlu amaçlı, daha zayıf bir şekildir.

Zafer, yalnız muharebe alanının zaptıyla değil, aksine, fiziki ve moral kuvvetinin tahribiyle kazanılır.

Her taarruz ilerledikçe zayıflar.

 

Yazarın Önsözü (Carl von Clausewitz)

Gerekli olan yerlerde felsefi sonuçlar çıkarmaktan kaçınılmamıştır.

…uygulamalı sanatlarda da kuramsal yaprakların ve çiçeklerin fazla büyümemesi, aksine, kendilerine özgü toprağa, yani deneyime yakın bulunmaları gerekir.

 

BİRİNCİ CİLT

Birinci Kitap: Savaşın Doğası

1. Bölüm: Savaş Nedir?

Konumuzun önce tek tek unsurlarını, sonra bölümlerini ya da halkalarını ve en son olarak da bir tutarlılık içinde bütününü incelemeyi, yani basitten bileşiğe gitmeyi düşünüyoruz.

 

Savaş, genişletilmiş bir düellodur. Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir.

 

Aşırı derecede kuvvet kullanma

Savaşta insancıl yaklaşımlar tehlikeli bir yanılgıdır. Fiziksel kuvveti acımadan kullanan taraf, düşman da aynısını yapmazsa üstünlük sağlar; bu durum tarafları dengeden başka bir sınır tanımaksızın aşırılığa kadar tırmandırır.

 

Hedef, düşmanı silahtan arındırmaktır

Kuramsal olarak savaşın amacı düşmanı savunmasız bırakmaktır. Düşman, irademizi kabule zorlanacaksa, düşmanı ya fiilen silahtan arındırmak ya da büyük bir olasılıkla böyle bir tehdit karşısında bulunacağı bir duruma sokmak zorundayız.

 

Gerçeklikteki değişiklikler

Soyut düşüncede savaş aşırılıklara (Mutlak Savaş) kaçsa da gerçek hayatta insan aklı bu mantık hayallerine boyun eğmez. Savaş, devletin önceki yaşamıyla bağlantılıdır ve ani, tek bir darbeden ibaret değildir.

 

Politik amaç tekrar ortaya çıkıyor

Savaşın aşırılık yasası zayıfladığında, onu doğuran politik neden asıl faktör haline gelir.

Şimdi, savaşın politik bir amaçtan doğduğunu düşünecek olursak, ona hayat veren bu ilk gerekçenin de savaşın yönetiminde öncelikle dikkate alınması doğaldır. Bununla beraber politik amaç, despot bir kanun koyucu değildir; aracın doğasına uymak zorundadır ve bu nedenle de sık sık değişir; ama yine de ilk önce düşünülmesi zorunlu olan şeydir.

Politika, bütün savaş eyleminin iyice içine işleyecek ve savaşın içinde patlayan kuvvetlerin doğasının olanak verdiği oranda savaş üzerinde etki edecektir.

 

Savaş, sadece politikanın başka araçlarla devamıdır

Savaş tek başına bir olay değil, politik ilişkilerin bir devamıdır. "Politik niyet amaç, savaş ise araçtır ve araç, hiçbir zaman amaçsız düşünülemez.

 

Savaş; şiddet (halk), rastlantı (komutan/ordu) ve politik araç (hükümet) olmak üzere üç yönlü, şaşırtıcı bir olaydır. Kuramın görevi, bu üç eğilim arasında "boşlukta dengede" durmaktır.

 

2. Bölüm: Savaşta Amaç ve Araç

Bir devleti yenmek için üç nokta hedeflenir: Silahlı kuvvetler, ülke ve düşmanın iradesi.

Barış antlaşması imzalanmadıkça veya halk boyun eğmedikçe savaş bitmiş sayılmaz.

 

Düşmanı tamamen yok etmeden de barış sağlanabilir. Bunun nedenleri başarının imkansız görülmesi veya başarı için ödenmesi gereken bedelin çok yüksek oluşudur.

 

Savaşta araç tektir, o da muharebedir.

Savaşta her şey, silahlı kuvvetler tarafından yapılır... Silahlı kuvvetlerin bulunduğu her yerde, muharebe fikrinin temeli oluşturması zorunludur.

 

Düşmanın fiziksel ve özellikle moral kuvvetlerinin yok edilmesi en yüksek amaçtır. Ancak bu yol pahalı ve tehlikelidir; bu yüzden bazen manevralar ve politik ilişkiler gibi dolaylı yollar da denenebilir.

 

3. Bölüm: Askeri Deha

Deha, belirli faaliyetler için çok yüksek düzeylere çıkan akıl gücüdür. Askeri deha, birçok kuvvetin uyumlu bir birleşimidir.

En önemli iki nitelik; karmaşa içinde gerçeği çabucak kavrayan bir bakış (coup d'oeil) ve bu ışığı izleyecek kararlılıktır.

 

Savaş; tehlike, bedensel çaba, belirsizlik ve rastlantı alanıdır. Komutanın fırtına ortasında bile görüşünü kaybetmeyen sağlam bir mizacı ve karakter kuvveti olmalıdır.

 

Araziyi ve çevreyi çabuk ve doğru kavrama yeteneği olan "yer anlayışı" (ortssinn) komutana hareket serbestliği sağlar.

 

4. Bölüm: Savaşta Tehlike

Savaşın psikolojik ortamı tehlikedir. Deneyimsiz bir asker için top ve kurşun sesleri arasında yaşamın ciddi yanı hayallerin önüne geçer.

Bu ortamda kararlılığı korumak için doğuştan cesaret, coşku, büyük bir ihtiras ve tehlike ile haşır neşir olmuş bulunmak şarttır.

 

5. Bölüm: Savaşta Bedensel Çaba

Bedensel çaba, savaşın görünmez sürtünme nedenlerinden biridir. Bedensel çaba, savaştaki hizmetlerine paha biçilmeyen şeylerin başında gelir.

Kuvvetli bir zeka, ordusundan azami verimi alabilen, onu yay kirişi gibi gerebilen zekadır.

 

6. Bölüm: Savaşta Haber Alma

Haber alma, tüm fikirlerin ve hareketlerin temeli olsa da güvenilmezdir. Savaşta alınan bilgilerin büyük bir kısmı çelişkili, daha büyük bir kısmı yanlış, çoğu ise oldukça şüphelidir.

Komutan, bu yalan ve abartılı haberler karşısında dalgaların çarparak kırıldığı kaya gibi dimdik durmalı ve kendi bilgisine güvenmelidir.

 

7. Bölüm: Savaşta Sürtünme

Gerçek savaşı kitaptaki savaştan ayıran temel kavram sürtünmedir.

Savaşta her şey çok basittir; fakat en basit şey bile zordur.

Görünmez binlerce küçük engel bir araya gelerek sürtünmeyi oluşturur ve bu ancak demir gibi güçlü bir irade ile aşılabilir.

 

8. Bölüm: Birinci Kitap Hakkında Son Düşünceler

Savaşın engelleyici unsurları (tehlike, çaba, haber alma, sürtünme) genel sürtünme altında toplanabilir. Bu sürtünmeyi yumuşatacak tek yağ ordunun savaş alışkanlığıdır.

Alışkanlık, büyük tehlikelerde ruhu ve bedeni güçlendirerek başkomutanın işini kolaylaştırır.

 

İkinci Kitap: Savaşın Teorisi

1. Bölüm: Savaş Sanatının Dalları

Gerçek anlamda savaş, bir kavgadır; çünkü daha geniş anlamda savaş adını alan çok çeşitli faaliyetler içinde tek etkin ilke çarpışmadır. Fakat bu kavga, savaş aracılığıyla maddi ve manevi kuvvetlerin ölçülmesi de demektir.

 

…savaş sanatı, mevcut araçları muharebede kullanma sanatı oluyor ki, biz buna "savaşın sevk ve idaresi"nden daha iyi bir isim veremeyiz.

 

Taktik ve Strateji

Taktik, silahlı kuvvetlerin muharebede kullanılması, strateji ise muharebelerin savaşın amacına ulaşmak için kullanılması kuramıdır.

 

İaşe, sıhhiye hizmetleri ve ikmal gibi konular doğrudan savaşın sevk ve idaresinden ziyade "silahlı kuvvetlerin kalıcılığına" hizmet eder.

 

Yürüyüşler, Ordugahlar ve Konaklar

Bu faaliyetler hem taktik hem de stratejik nitelikler taşır. Örneğin, bir yürüyüşün hangi yoldan yapılacağı stratejik bir kararken, yürüyüş kolunun düzeni taktikseldir.

 

2. Bölüm: Savaşın Teorisi Hakkında

Savaş sanatı başlangıçta silah üretimi, tahkimat ve birlik organizasyonu gibi tamamen maddi, zanaattan bozma mekanik bir beceri olarak görüldü.

 

Zihni faaliyet ilk kez kuşatma sanatında belirdi; ancak bu durum yaklaşma ve huruç hendekleri gibi buluşları birbirine bağlayan bir araçtan ibaretti. Ardından taktik, orduları adeta bir saat gibi komutla hareket eden otomatik mekanizmalara dönüştürdü.

 

Kuramcılar, savaşın belirsizliklerinden kaçmak için teoriyi sadece matematiksel ve maddi değişkenlerle sınırlamaya çalıştılar.

Savaşı belirli bir zamanda ve noktada üstünlük sağlama formülüne indirgeyerek hayatın gerçekliğini sınırladılar.

Ordunun beslenmesi ve lojistik hatlarını "taban" kavramıyla geometrik açılara bağlayıp soyut, kullanışsız sonuçlara vardılar.

 

Savaş Teorisi Oluşturmanın Güçlükleri

Savaş soyut bir kuvvet denemesi değildir; ulusal kin ve şiddet kullanmanın getirdiği kişisel öfkeyle alevlenir.

Tehlike, savaşın içinde gerçekleştiği genel unsurdur. Cesaret ise tehlikeyi nötralize eden pasif bir araç değil, aklı yönlendiren ve kararları saptıran özel bir kuvvettir.

Komutan üzerindeki tehlike sadece fiziki değil; karar, risk ve sorumluluğun getirdiği ruhsal gerginlik ve azaptır.

 

Savaş, cansız bir maddeye uygulanan eylem değildir. Düşmanın canlı, öngörülemez tepkisi ve karşı etkisi hiçbir sabit plana veya teori kategorisine sığmaz.

 

Savaş alanındaki tüm veriler sis, sisli aydınlık ve ay ışığı altındaki gibidir; olaylar abartılı ve belirsiz görünür. Nesnel bilgi eksikliğinde sezgiye, yeteneğe ve şansa dayanmak kaçınılmazdır.

 

Katı sistemler veya formüller yazan kuramcılar deha ve yeteneği denklemin dışında bırakırlar. Ancak deha, basmakalıp kurallara alaycı bir şekilde üstün gelir.

Deha ne yapmışsa, kuralların en güzeli muhakkak odur ve teori, bunun nasıl ve niçin böyle olduğunu göstermekten daha iyi bir şey yapamaz.

 

İşin içine insan ruhu ve duygular girdiğinde tüm yasalar belirsizleşir. Savaşta fiziki ve manevi güçler birbirinden ayrılamaz.

Savaş faaliyeti hiçbir zaman sadece maddeye yönelik değildir; aksine, daima aynı zamanda bu maddeye can veren manevi güce de yöneliktir.

 

Yüksek komutanlık için gereken bilgi, teknik ayrıntılardan ziyade genel bir bakış açısı ve yetenektir.

Savaşta bilgi çok basittir / ama bu, uygulamanın da kolay olduğu anlamına gelmez.

 

3. Bölüm: Savaş Sanatı ya da Savaş Bilimi

Amacın yaratmak olduğu yer sanat, araştırmanın olduğu yer bilimdir.

Savaş ikisinden de farklıdır, çünkü karşısındaki canlı varlıktır.

Savaş ne sanattır ne bilimdir; toplumsal yaşamın bir bölümüdür. Büyük çıkarların kanla çözümlenen bir çatışmasıdır.

 

4. Bölüm: Yöntemcilik (Metodizm)

Yöntem (metot), olasılık ortalamasına dayanan ve sürekli tekrarlanan bir davranış tarzıdır.

Faaliyet ast kademelere doğru indikçe yöntem çok çeşitli şekillerde kullanılır ve vazgeçilemez olur; üst kademelere doğru çıktıkça yöntemin kullanılması azalır.

En yüksek makamlar en kapsamlı işlerle meşgul olduklarından yöntemciliğe çok az yer verirler.

 

5. Bölüm: Eleştiri

Eleştiri, kuramsal gerçeklerin pratik hayata uygulanmasıdır ve üç faaliyetten oluşur: tarihi araştırma, neden-sonuç analizi ve araçların kontrolü.

 

Eleştirinin Temeli

Eleştiri sadece bir kınama veya övme değil, gerçek nedenlerin araştırılmasıdır. Eleştirinin asıl temeli, işe yarar bir teoridir.

 

Sonuca Göre Hüküm Verme

Eleştiri yaparken sadece başarıya bakmak yanıltıcı olabilir.

 

Eğer eleştiri komutanı övmek ya da kınamak istiyorsa, kendisini tamamen onun yerine koymak, yani bu kimsenin bildikleri ve nedenlerini araştırmak zorundadır.

 

6. Bölüm Örnekler Hakkında

Tarihi örnekler, savaş sanatında en iyi ispat gücüne sahip araçlardır.

 

Örneklerin Kullanım Biçimleri

Örnekler; bir fikri aydınlatmak, uygulamasını göstermek, imkan dahilinde olduğunu kanıtlamak veya bir öğreti meydana getirmek için kullanılır.

 

Yanlış Kullanım ve Zorluklar

Örneklerin yüzeysel kullanımı tehlikelidir; çünkü eksik anlatılan bir olay birbirine zıt fikirleri desteklemek için kullanılabilir.

 

Üçüncü Kitap: Genel Olarak Strateji

1. Bölüm: Strateji

Strateji, muharebenin, savaşın amacına ulaşmak için kullanılmasıdır.

Strateji sadece muharebeyle uğraşmaz, aynı zamanda bu kuvvetlerin ana ilişkilerini de inceler.

Strateji, savaş harekatının tümü için uygun bir hedef saptamak ve bir savaş planı hazırlamak zorundadır.

 

Strateji, ayrıntıları yerinde düzenlemek ve daima gerekli olacak değişiklikleri yapmak için orduyla birlikte sahaya inmek zorundadır.

 

Muhtemel Muharebelere Sonuçları Nedeniyle Gerçek Muharebe Gözüyle Bakılmalıdır

Sadece gerçekleşen değil, gerçekleşme ihtimali olan muharebeler de sonuç doğurur. Örneğin, düşman dövüşmeden teslim olursa bu da bir muharebedir çünkü sonucu gönderilen kuvvet tarafından belirlenmiş olan bir muharebedir.

 

Sonuçlar dolaylı veya dolaysız olabilir. Kalelerin veya yolların zaptı son amaç değil, düşmanı muharebeye zorlamak için birer araçtır.

 

1814’te Paris'in alınmasıyla Napolyon’un iktidarının yıkılması, stratejik hedefin gerçekleşmesine bir örnektir.

 

Savaş, birbirini takip eden muharebeler zinciri olarak görülmelidir; münferit başarılar tümün başarısından ayrılamaz.

 

2. Bölüm: Stratejini Unsurları

Stratejinin unsurları; moral, fiziki, matematik, coğrafi ve istatistiki olmak üzere beş kategoriye ayrılır.

Manevi (Moral) Unsurlar: Psikolojik, ruhsal ve duygusal etkenler.

Fiziki Unsurlar: Silahlı kuvvetlerin büyüklüğü, yapısı ve kuvvet sınıfları arasındaki oranlar.

Matematiksel Unsurlar: Harekât hatları arasındaki açılar, merkezcil (konsantrik) ve merkezkaç (eksantrik) hareketler gibi geometrik hesaplar.

Coğrafi Unsurlar: Hakim noktalar, dağlar, nehirler, ormanlar ve yolların arazi üzerindeki etkisi.

İstatistiki Unsurlar: Lojistik, besin maddeleri ve ikmal kaynakları.

 

Gerçek savaşta bu unsurlar birbirinden ayrılamaz; birbiri içine geçmiş durumdadır.

Sadece soyut geometrik hesaplara (örneğin harekât üssü veya hat açısına) odaklanmak, "ölü analizler içinde kaybolmaya" yol açar.

Teori; canlı, topyekün savaş olaylarının somut gerçekliğinden ve bütünsel izlenimlerinden kopmamalıdır.

 

3. Bölüm: Manevi Değerler

Manevi değerler savaşın en önemli konularındandır ve "savaşta bütün kuvvetleri harekete geçiren ve yöneten idareye" bağlıdırlar.

Bu değerler sayılara dökülemez ancak hissedilirler.

Fiziki kuvvetler ile manevi kuvvetler bir maden alaşımı gibi kaynaşmıştır; kimyasal bir işlemle bile birbirlerinden ayrılamazlar.

Manevi değerler sayıya ve katı sınıflandırmalara gelmez; ancak tarihin akışı içinde hissettirilir ve görülür.

 

4. Bölüm: Başlıca Manevi Güçler

Bu güçler; komutanın yetenekleri, ordunun savaşçılığı ve ulusal duygulardır. Günümüzde orduların disiplin düzeyleri birbirine yaklaştığı için ulusal duygu ve savaş alışkanlığı daha büyük rol oynamaktadır.

 

5. Bölüm: Ordunun Savaşçılığı

Ordunun savaşçılığı, yalın cesaretten farklıdır; alışkanlık ve eğitimle kazanılan bir niteliktir.

Bir ordunun savaş ruhunu sindirmesi, en tahrip edici ateş altında bile normal düzenini koruyan ve yenilgi felaketinde bile itaat gücünü yitirmeyen bir yapıya sahip olması demektir.

Bu ruh, sadece savaşlar ve başarılı sonuçlar dizisi ile ordunun sürekli faaliyetiyle doğabilir.

Savaş ne kadar ulusallaşırsa ulusallaşsın, askerlik kendine özgü yasaları ve gelenekleri olan bir "meslek loncası" niteliğini korur.

Sadece iç hizmet talimatnameleri ve sert disiplinle eğitilmiş barış dönemi ordularının gururu kırılgandır. Ağır bir aksilik anında bu yapı "soğutulan cam gibi tuzla buz olabilir" ve paniğe (sauve qui peut) dönüşebilir.

 

6. Bölüm: Cesaret

Cesaret, silaha sertliğini ve parlaklığını veren gerçek çeliktir.

Komuta kademesi yükseldikçe cesaretin üstün bir aklın kontrolüne girmesi zorunludur.

Kahramanlık üstün bir zeka tarafından yöneltilen cesaretle mümkündür.

 

7. Bölüm: Sebat

Savaşta olaylar genellikle beklenenden farklı gelişir; bu nedenle alınan kararda kararlı ve sabırlı olmak çok zorunlu bir dengedir.

 

8. Bölüm: Sayıca Üstünlük

Sayıca üstünlük, zaferin en genel ilkesidir.

Temel kural, mümkün olduğu kadar kuvvetli bir orduyla sefere çıkmaktır. Mutlak üstünlük yoksa, kesin sonuç yerinde göreli bir üstünlük yaratılmalıdır.

 

9. Bölüm: Baskın

Baskın, üstünlük sağlamanın bir aracıdır ve manevi etkisi büyüktür.

Baskının iki ana faktörü gizlilik ve çabukluktur.

Ancak stratejide büyük başarılar getiren baskınlar, taktiğe oranla daha zordur ve nadir görülür.

 

10. Bölüm: Hile

Hile, niyetin gizlenmesidir.

Stratejik alanda gösteriş için büyük kuvvetlerin kullanılması tehlikeli olduğundan, komutanlar hileli hareketlere pek yanaşmazlar; isabetli bir görüş hileden daha zorunlu ve yararlı bir niteliktir.

 

11. Bölüm: Kuvvetlerin Mekan İçinde Toplanması

En iyi strateji, her zaman çok kuvvetli olmak ve kuvvetleri bir arada tutmaktır.

Zorunluluk olmadıkça asıl kuvvetlerden hiç kuvvet ayrılmamalıdır.

 

12. Bölüm: Kuvvetlerin Zaman İçinde Birleşmesi

Taktikte kuvvetler birbiri ardına kullanılabilirken, stratejide kuvvetler aynı anda kullanılmalıdır.

Stratejik bir amaç için ayrılmış tüm kuvvetlerin tek bir harekata ve bir ana sıkıştırılması en mükemmel kullanımdır.

 

13. Bölüm: Stratejik İhtiyatlar

Stratejik ihtiyatlar çoğu zaman gereksiz ve tehlikelidir.

Stratejide nihai sonuç genellikle harekatın başında belirlendiği için kuvvetlerin bir kısmını geride tutmak ana fikre (tüm kuvvetlerin kullanılmasına) aykırıdır.

 

14. Bölüm: Kuvvet Tasarrufu

Bu ilke, hiçbir birliğin boş bırakılmamasını öngörür.

Boş duran birlikler, o an için tamamen tarafsızlaştırılmış gibidirler.

 

15. Bölüm: Geometrik Unsur

Geometrik şekiller (açılar, hatlar) taktik ve istihkamda çok etkiliyken, stratejide zaman ve mekanın genişliği nedeniyle etkisi çok daha azdır.

 

Taktikte; zaman ve mekan dar olduğu için yan ve geriden kuşatılan bir birlik imha veya teslim olma riskiyle çabucak yüzleşir. Geometrik düzen, düşmanın içine saldığı korkuyla dahi hemen sonuç üretir.

Stratejide; zaman ve mekan genişliğinden dolayı haftalar veya aylar harcanır. Stratejik bir kuşatmanın geometrik isabet sağlama olasılığı düşüktır.

 

16. Bölüm: Savaş Harekatında Duraklama Hakkında

Savaşta duraklama; korku, çekingenlik, belirsizlik ve savunmanın taarruzdan daha güçlü bir form olması gibi nedenlerle ortaya çıkar.

Ancak modern savaşlarda enerji ve dinamizm artmıştır.

 

17. Bölüm: Bugünkü Savaşların Karakteri

Napolyon dönemiyle birlikte savaşlar, milletlerin tüm ağırlığını koyduğu bir yapıya bürünmüştür. Artık milletin yürekliliği ve duyguları, devlet gücünün, savaş gücünün ve silahlı kuvvetlerin oluşumunda en büyük faktördür.

 

18. Bölüm: Gerilim ve Sükunet (Harbin Dinamiği Kanunu)

Savaş eylemi gerilim (karar safhası) ve sükunet (denge hali) dönemlerinden oluşur.

Gerilim durumunda alınan her önlem, denge durumundakinden daha etkilidir ve karar daima daha etkin olur.

 

Dördüncü Kitap: Muharebe

1. Bölüm: Genel

Muharebe hem fiziki hem de manevi etkileri olan bir etkinliktir.

Muharebenin yapısı taktik ağırlıklıdır.

 

2. Bölüm: Bugünkü Meydan Muharebesinin Karakteri

Büyük kuvvetlerin yerleşimi, saatlerce süren ateş muharebesi ve kuvvetlerin yavaş yavaş yıpranarak geri çekilmesi gibi süreçler stratejiyi doğrudan etkiler.

Muharebenin sonuna gelindiğinde taraflar eldeki kuvvetleri hesaplar ve muharebe alanını boşaltmak ya da ertesi günü muharebeye yeniden devam etmek kararını verir.

 

3. Bölüm: Genel Olarak Muharebe

Muharebenin asıl amacı düşmanın imhası veya mağlup edilmesidir.

Düşmanın üstesinden gelmek, düşmanı mağlup etmek nedir? Öldürmek ya da yaralamak, veya başka bir şekilde düşmanın bütün silahlı kuvvetlerinin... imhasıdır.

 

4. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Zaferin gerçek anlamı sadece fiziksel kayıplarla değil, aynı zamanda moral güçlerin sarsılmasıyla ölçülür.

Her muharebe fiziki ve moral kuvvetlerin kanlı ve yıkıcı bir şekilde eşitlenmesidir. Sonunda her iki kuvvetten de kimin elinde fazla kalırsa o galip gelir.

Esirler ve ganimetler zaferin en belirgin işaretleridir.

 

5. Bölüm: Muharebenin Anlamı Hakkında

Muharebelerin, düşman kuvvetlerini yok etmek dışındaki ikincil amaçları…

 

Taarruz ve savunma muharebeleri

Taarruz: 1. İmha, 2. Yer zaptı, 3. Madde zaptı.

Savunma: 1. İmha, 2. Yer savunması, 3. Madde savunması.

 

6. Bölüm: Muhaberenin Süresi

Muharebenin süresi; kuvvet büyüklüğü, silah oranı ve arazinin doğasına bağlı olarak stratejik bir unsur olarak değerlendirilir.

Savunmada çoğu kez bütün başarı sadece sürededir.

 

7. Bölüm: Muharebenin Kesin Sonucu

Her muharebede kesin sonuç anı olarak kabul edilebilecek bir an vardır ki, o andan sonra başlayan muharebe yeni bir muharebedir.

 

8. Bölüm: Tarafların Muharebe İçin Anlaşması

Muharebe, düellonun çok değişik bir şeklidir ve muharebenin temelini sadece karşılıklı muharebe arzusu yani rıza oluşturmaz, aksine muharebeyle ilgili amaçlar oluşturur. Bu temel, daima daha büyük muharebelerin hatta tüm savaşın amacı olarak düşünülen politik amaç ve koşullardır. Böylece, karşılıklı yenme arzusu ya ikinci plana düşer ya da tamamen ortadan kalkar; yerini daha büyük istekleri harekete geçiren bir gerilime bırakır.

 

Modern savaşlarda düşmanı muharebeye zorlamanın yolları kuşatma ve baskındır.

 

"Hiçbir muharebe iki tarafın rızası olmadan meydana gelmez" ifadesi tarihsel bir yalandır; aslında her şey stratejik koşullara bağlıdır.

 

9. Bölüm: Asıl (Büyük) Meydan Muharebesi (Kesin Sonucu)

Asıl meydan muharebesi, savaşın ağırlık merkezi ve ana karar noktasıdır.

Bu tür büyük çatışmalarda komutanın tüm kuvvetleri ve ihtiyatları kullanma biçimi sonucu belirler.

 

10. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Yenilen tarafın yaşadığı moral çöküş ve panik hali, zaferin en yıkıcı sonucudur.

En parlak zaferler bile komutanın cesaret ve girişim ruhu olmadan büyük sonuçlar vermez; eğer hal ve koşulların büyüklüğü ve gücüne mukavemet edilirse bu hal ve koşullardan doğan kuvvet çabucak çöker.

 

11. Bölüm: Devamı (Meydan Muharebesinin Kullanılması)

Asıl meydan muharebesi konsantre edilmiş bir savaş, tüm savaşın ya da seferin ağırlık noktası olarak kabul edilir.

 

12. Bölüm: Zaferin Stratejik Araç Olarak Kullanılması

Kazanılan zaferden en iyi şekilde yararlanmanın yolu takiptir.

Zaferin meyveleri çoğu kez ancak takipte toplanır.

 

13. Bölüm: Kaybedilen Muharebeden Sonra Geri Çekilme

Kaybedilen bir meydan muharebesinden sonra ordunun hem fiziki hem de -daha ağırlıklı olarak- moral gücü kırılmıştır. Yeni takviyeler veya elverişli coğrafi koşullar ortaya çıkana kadar ordu, dengeyi yeniden sağlayacağı bir noktaya geri çekilmek zorundadır.

Büyük başkomutanların ve savaş tecrübesi olan orduların geri çekilme hareketleri, daima yaralı bir aslanın kavga alanından ayrılmasına benzer.

 

Takip eden düşman öncüsünün hırsını kırmak için uygun arazilerde sert pusular kurulmalıdır.

Çekilen ordunun kollara ayrılarak veya yan gruplarla düşmanı kuşatmayı denemesi, zayıf orduların düştüğü büyük bir hatadır. Çekilen ordunun ilk ihtiyacı parçalanmak değil, bir araya gelmek, derlenip toplanmaktır.

 

14. Bölüm: Gece Muharebesi

Gündüz elde edilen keşif bilgileri geceye kadar değerini yitirebilir.

Gece taarruzunda saldıran taraf, savunandan çok daha fazla görünürlüğe (gözlerine) muhtaçtır.

Savunan taraf, kendi işgal ettiği arazide karanlıkta yolunu ve birliklerini saldıran tarafa kıyasla çok daha kolay bulur ("kendi evinde gibidir").

 

İKİNCİ CİLT

Beşinci Kitap: Silahlı Kuvvetler

1. Bölüm: Özet

Silahlı Kuvvetleri:

l. Kuvvetlerine ve terkiplerine,

2. Muharebe dışındaki durumlarına,

3. İaşelerine,

4. Nihayet çevre ve zeminle genel ilişkilerine göre inceleyeceğiz.

Kitapta silahlı kuvvetlerin sadece savaşın zorunlu koşulu olan, ama bizzat savaş sayılmayan yönleriyle meşgul olacağız.

 

2. Bölüm: Ordu, Savaş Alanı, Sefer

Savaş Alanı: Savaşın gerçekleştiği, belirli bir bağımsızlığa sahip bölgedir. Böyle bir bölüm sadece bir bütünün parçası değildir; aksine kendisi küçük bir bütündür.

 

Ordu: Aynı savaş alanındaki muharip kütledir. Orduyu tanımlayan temel özelliklerden biri başkomutanlıktır; işlerin iyi gitmesi için bir ve aynı savaş alanında sadece bir başkomutan bulunmalı.

 

Sefer: Bir yıl içinde veya bir savaş alanında gerçekleşen tüm olayları kapsar.

 

3. Bölüm: Kuvvet Oranı

Modern savaşta silah ve eğitim benzer olduğu için sayısal üstünlük belirleyici hale gelmiştir.

Kesin sonuçlu muharebede olanak oranında kuvvetli olma ilkesine, şimdi eskisinden fazla değer vermek zorundayız

Kuvvet zayıfsa, amaçlar küçültülmeli ve "ataklık en yüksek bilgelik olarak" görülmelidir.

 

4. Bölüm: Sınıf Oranı

Piyade, hem ateş hem göğüs göğüse muharebe yeteneğiyle en bağımsız sınıftır.

Süvari hareketlilik sağlar, ancak iaşesi zordur.

Topçu en yıkıcı ama en hantal sınıftır.

Özetle; sınıflar arasında en bağımsızı, piyadedir... Üç sınıfın birleşmesi en büyük kuvveti meydana getirir.

 

5. Bölüm: Ordunun Muharebe Düzeni

Ordunun esneklik kazanması için parçalara bölünmesi gerekir.

Temel ilke şudur: aynı düzeyde bulunan birliklerin mümkün olduğu kadar büyük, emir komuta silsilesinin olabildiğince küçük tutulması.

 

6. Bölüm: Ordunun Genel Düzeni

Eskiden orduların konaklaması, ordugah seçimi ve yürüyüşleri ("muharebe dışı durum") esas savaştan ayrı tutulurdu. Ordugahlar arkası bataklık veya nehir gibi engellere dayanacak şekilde seçilir, rahatlık ön planda tutulurdu.

Muharebeler, adeta önceden randevulaşılan "şık bir düello" gibiydi.

Bu dönemde muharebe "çelik kılıç" ise, muharebe dışı durum sadece "ahşap kabza" idi; yani türdeş olmayan iki ayrı yapıydı.

 

Modern Savaşlar (Napolyon Savaşları Sonrası)

Günümüzde muharebe ile muharebe dışı durum (konaklama, yürüyüş, ordugah) tamamen iç içe geçmiştir.

Artık muharebe kılıcın keskin yüzü, muharebe dışı durum ise kılıcın sırtıdır; ikisi kaynaşmış tek bir çelik madendir. Muharebe dışındaki her hareket, potansiyel bir muharebenin taktik ve stratejik şartlarını doğrudan belirler.

 

Bir ordunun temel tek amacı kendi varlığını korumak ve birleşik darbe indirme yeteneğini sürdürmektir. Bunu sağlamak için:

İaşe kolaylığı (İşlenmiş topraklar ve kentler)

Barınma/İskan kolaylığı

Gerinin güvenliği (Mevziye yakın derinlemesine geri çekilme hatları)

Önde serbest bir arazi şeridi (Gözetleme ve stratejik görüş alanı)

Kesik arazide mevzilenme (Gerektiğinde savunma avantajı)

Stratejik istinat noktaları (Sahiller, büyük nehirler veya kaleler gibi stratejinin geniş zaman/mekan ölçeğine uygun devasa engeller)

Amaca uygun bölünmüş düzen

 

Öncü Birlik: Düşmanı gözetler. Esas orduya uzaklığı, tekil bir muharebeye zorlanmadan 1 günlük yürüyüşle ana kuvvete çekilebileceği kadar olmalıdır.

Yancılar (Kanat Örtme Birlikleri): Kanatları korur.

Yancılar "yana sürülmüş öncüler"dir; amaçları düşmanı imha etmek değil, geciktirmek ve ana orduya karşı-tedbir almak için zaman kazandırmaktır.

 

Ordunun 4-5 gruba ayrılması, münferit olarak savaşmaları için değil; iaşe, barınma ve gözetleme gibi mevcudiyet şartlarının getirdiği bir zorunluluktur.

 

Düşman genel bir muharebe için yaklaştığında stratejik süreç sona erer. İaşe ve rahatlık kaygıları rafa kaldırılır; ayrılmış tüm gruplar tek bir noktada birleşerek toplu ve tek bir darbe vurmaya odaklanır.

 

7. Bölüm: Öncü ve İleri Karakollar

Bu birlikler ordunun "gözleri"dir. Görevleri, düşmanın gelişini erken haber vermek ve ana orduya hazırlık zamanı kazandırmaktır.

Bir ordu, muharebeye hazırlanmak için ne kadar zamana muhtaçsa... o kadar kuvvetli bir öncüye ve ileri karakollara muhtaçtır.

 

8. Bölüm: İleri Sürülmüş Birliklerin Hareket Tarzı

Bu birliklerin ana görevi düşmanı gözetlemek ve ilerleyişini geciktirmektir. Kendi çekilmelerini tehlikeye atmadan düşmanı oyalarlar.

 

9. Bölüm: Ordugah

Fransız İhtilali öncesinde ordular, ilkbaharda çadırlı ordugahlara çıkar, kışın ise "savaşın durduğu/zamanın askıya alındığı" kış konaklarına çekilirdi.

İhtilal savaşlarından sonra çadırlar tamamen terk edilmiştir.

Çadırların terki askerlerin hava şartlarına doğrudan maruz kalmasına, hastalık/zayiat oranlarının yükselmesine ve bulunulan arazinin kaynaklarının ağır biçimde harabeye dönmesine yol açmıştır.

Günümüz savaşında kesin sonuca ulaşmak için mevsim, hava ve çevre koşulları dikkate alınmaksızın zeminliklerde veya açık havada konaklanır.

 

10. Bölüm: Yürüyüşler

Yürüyüşlerde iki koşul esastır: birliklerin rahatlığı ve hareketin sıhhati.

 

100.000 kişilik bir kütle tek bir yol üzerinde zaman aralığı olmaksızın yürütülemez. Böyle bir kolun başı ile sonu aynı gün hedefe varamaz; hat uzadıkça düzensizlik ve döküntü (kargaşa) artar.

 

Topçusu ve araçlarıyla 8.000 kişilik bir tümen, yol üzerinde 1 saatlik bir derinlik kaplar. Arkadan gelen ikinci tümen, ilkinden 1 saat sonra varır. İlk tümen tek başına saatlerce direnebileceği için arkadaki kuvvetin 1 saatlik gecikmesi stratejik bir tehlike yaratmaz.

 

11. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Normal bir günlük yürüyüş 3 mil, cebri yürüyüş ise 5-6 mildir. Büyük birliklerde yığılmalar nedeniyle yürüyüş süresi uzayacaktır.

 

12. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Hastalık ve yorgunluk nedeniyle ciddi kayıplar verilebilir.

…hareketli bir savaş yapmak isteyen, kuvvetlerinin büyük ölçüde tahribini göze almalı, planlama buna göre hazırlamalı ve her şeyden önce arkadan gelecek takviyeleri planlamalıdır.

 

13. Bölüm: Konaklar

Konaklama düzeni, düşman baskınına karşı hızlı toplanmayı sağlayacak şekilde (dörtgen veya daireye yakın) planlanmalıdır.

 

14. Bölüm: İaşe

Ücretli profesyonel orduların kurulmasıyla halktan direkt el koyma yerine, devlet hazinesine dayanan yapay bir iaşe mekanizması kurulmuştur. Erzak depolara yığılır, fırınlarda pişirilir ve devasa araba filolarıyla (ağırlıklar) birliklere taşınırdı.

Savaş alanı ve harekat tamamen depolara ve araba hatlarına bağımlı hale gelmiştir.

 

Napolyon döneminde ihtiyaçlar savaş yükümlülüğü (tekalif-i harbiye), yağma ve el koymayla mahallinden sağlanmış; ordular muazzam bir hareket serbestisi ve hız kazanmıştır.

 

Nüfus yoğunluğu orta derecede olan (mil kareye 2.000–3.000 kişi) bir bölgede, 150.000 kişilik bir ordu hiçbir ön hazırlık yapmadan ve duraklamadan yürüyüş halinde beslenebilir.

 

Birliklerin doğrudan köylerden erzak toplaması muazzam bir israfa, düzensizliğe ve aramalarda başarısızlığa yol açar.

Ancak küçük birlikler (yaklaşık 8.000–10.000 kişilik tümenler) için geçerli bir "zorunlu kötülük"tür. Genellikle öncü, akıncı ve ileri karakol birliklerinde kaçınılmazdır.

 

İaşe hiçbir zaman savaşın amacı olmamalı, sadece bir şartı/aracı olmalıdır.

 

Ordu ilerledikçe kaynaklarından uzaklaşır. Özellikle kesin sonuçlu muharebeden hemen önce (birlikler toplu haldeyken) ve zafer sonrası hatlar uzadığında (özellikle düşman ve fakir coğrafyalarda) iaşe krizi en üst seviyeye çıkar.

 

15. Bölüm: Harekat Üssü

Ordu, varlığını sürdürdüğü kaynaklara bağımlıdır. Bu kaynakların bulunduğu bölge harekat üssüdür. Üs ne kadar zengin ve güvenliyse ordu o kadar serbest hareket eder.

 

16. Bölüm: İrtibat ve Muvasala Hatları (İkmal ve Ulaştırma Yollan)

Ordunun üssüyle bağlantısını sağlayan yollar "can damarları"dır.

Bu yolların kesilmesi orduyu zayıflatır veya çekilmeye zorlar. Düşman toprağında bu yolları korumak çok daha zordur.

 

17. Bölüm: Çevre ve Zemin

Arazi; geçişe engel, görüşe engel ve örtü olma özellikleriyle savaşı etkiler.

Kesik ve dağlık arazi, büyük birliklerin etkisini azaltırken küçük grupların ve bireysel cesaretin önemini artırır.

 

18. Bölüm: Yükseklikler

Yükseklikler taktik ve stratejik avantaj sağlar: daha zorlu yaklaşma, daha iyi atış imkanı ve daha iyi görüş.

 

Altıncı Kitap: Savunma

1. Bolüm: Taarruz ve Savunma

Savunmanın ayırt edici niteliği darbenin beklenmesidir.

Savunma, doğrudan doğruya bir kalkan değildir; aksine ustalıkla darbelerle oluşturulan bir kalkandır.

 

Savunmanın amacı korumaktır ve korumak, kazanmaktan daha kolaydır.

 

2. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Taktikte Birbirine Karşı Tutumu

Savunan taraf, "örtülü mevzilere girdiği ve kesin sonuç anına kadar taarruz edene hiç görünmeden beklediği" için arazi ve baskın avantajına daha çok sahiptir.

Yeni savaş sanatı, savunmanın pasiflikten ziyade kuvvetleri büyük kitleler halinde birleştirip gizleyerek karşı koyması üzerine gelişmiştir.

 

3. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Stratejide Birbirine Karşı Tutumu

Stratejik başarı, taktik zaferin hazırlanması veya kullanılmasıdır.

Stratejik savunmanın ana ilkeleri arasında arazi yararı, baskın, birkaç yandan hücum, kaleler ve halkın desteği yer alır.

Savunan ordu kendi ülkesinde kaldığı için yardımcı kaynaklarına daha yakındır ve geri çekildikçe zayıflamaz.

 

4. Bölüm: Taarruzun Konsantrik (Yakınsak), Savunmanın Eksantrik (Iraksak) Oluşu

Taarruzun genellikle hareketli ve kuşatıcı (konsantrik), savunmanın ise duran ve iç hatlarda (eksantrik) olduğu kabul edilir.

İç hatlar, özellikle stratejide büyük mesafelerde savunana zaman ve gizlilik avantajı sağlar.

 

5. Bölüm: Stratejik Savunmanın Karakteri

Savunma, kazanılan üstünlükten sonra taarruza geçmeyi hedefleyen kuvvetli bir savaş şeklidir.

Şimşek gibi çakan misilleme kılıcı savunmanın en parlak anıdır ve bu reaksiyonu içermeyen bir savunma anlayışı hatalıdır.

 

6. Bölüm: Savunma Araçlarının Kapsamı

Savunana üstünlük sağlayan 5 temel strateji

1. Redif (İhtiyat Birlikleri):

 

Her ne kadar taarruzda da kullanılabilseler de (Prusya örneğinde olduğu gibi), doğaları gereği yere bağlılıkları, eksik donanımları ve halkın gönüllü katılım duygusuna dayanmaları sebebiyle esasen savunmaya ait araçlardır.

Daimi ordu niteliği kazandıkça rediflik özelliklerini yitirirler.

 

2. Kaleler:

Saldıranın elinde sadece sınır güvenliği sağlarken, savunanın elinde ülkeyi derinlemesine kapsar ve kademeli bir direnç ağı oluşturur. Düşman kuvvetlerini tıkama ve bağlama güçleri çok daha yüksektir.

 

3. Halk ve İstihbarat Avantajı:

Halkın coşkulu desteği olmasa dahi, devlet mekanizmasına olan itaati ve yerleşik alışkanlıkları savunan tarafa büyük kolaylık sağlar.

En kritik boyutu istihbarattır (haber alma): Küçük keşif kollarından ana karargâha kadar savunan taraf, kendi halkıyla doğal bir iletişim içinde olduğundan günlük harekât haberlerini ve düşman bilgilerini çok daha hızlı ve zahmetsizce elde eder.

 

4. Milletin Silaha Sarılması (Halk Savaşı / Milis):

Halkın desteğinin tırmanarak organize bir direnişe dönüşmesidir (İspanyol halkının Napolyon'a karşı direnişi gibi). Sadece bir yardım değil, savaşın seyrini değiştiren müstakil bir güç faktörüdür.

 

5. Müttefikler ve Politik Denge (Sistem Düzeyi):

Savunanın en son ve en büyük güvencesi uluslararası politik dengedir. Avrupa devletler sistemi, mevcut durumun (status quo) korunması üzerine kurulu bir "çıkarlar kördüğümü"dür.

 

7. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Karşılıklı Etkisi

Felsefi olarak savaş kavramı saldırı ile değil, savunma ile doğar.

Saldıran tarafın amacı doğrudan muharebe değil, işgal etmektir (bölgeyi veya hedefi ele geçirmektir).

 

Saldıran taraf, düşmanın ne yapacağını bilmediği sürece yöntem geliştiremez, sadece ordusunu ve araçlarını yanında taşır.

Savunan taraf ise, saldıranın işgal amacını engellemek üzere ilk stratejik ilkeleri (araziye göre tertiplenme, savunma araçlarını düzenleme) geliştirmek zorundadır. Teorik düşünce zincirinde sağlam durak noktası savunmadır.

 

8. Bölüm: Mukavemet Tarzları

Savunma "bekleme" ve "eylem" (tepki) bölümlerinden oluşur.

Dört farklı mukavemet tarzı

Düşman girer girmez saldırmak.

Sınırda bekleyip düşman görününce saldırmak.

Mevzide bekleyip gerçek saldırıyı karşılamak.

Ülkenin içine çekilerek düşmanı zayıflatmak.

Özellikle ülke derinliklerine çekilme, düşman kuvvetlerinin "kendi çabalarıyla mahvolmasına" neden olabilir.

 

9. Bölüm: Savunma Muharebesi

Savunma muharebesi, araziden yararlanarak ve ihtiyatları doğru kullanarak taarruz unsurunu (karşı saldırıyı) içermelidir.

Tam bir zafer her savunma muharebesinde bulunan taarruz unsuruna bağlıdır.

 

10. Bölüm: Kaleler

Kaleler iaşe deposu, şehir güvenliği, stratejik kilitler ve yenik birliklerin sığınağı olarak hizmet eder.

Savunanın cephe gerisinde bıraktığı kaleler, düşman taarruzunu büyük buz parçaları gibi kırarlar.

Kalelerin seçimi, zengin kentler ve ana ulaşım yolları üzerinde yapılmalıdır.

 

11. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Savunma mevzii, arazinin korumasından yararlanılan ve stratejik-taktik ilişkileri olan bir yerdir.

 

12. Bölüm: Savunma Mevzii

İyi bir mevziin "önünden geçip gidilememeli" ve savunana muharebede avantaj sağlamalıdır.

 

13. Bölüm: Tahkimli Mevziler ve Tahkimli Ordugah

Tahkimli mevziler, kuvveti taarruz edilemez hale getirerek bölgeyi korumayı amaçlar.

Ancak hatlar (kordon harbi) yerine, kuvvetli ordugahlar stratejik olarak daha etkilidir; çünkü hatlar, silahlı kuvvetleri yerel savunmaya bağlayarak hareketten alıkoyarlar.

 

14. Bölüm: Yan Mevzileri

Düşman önünden geçip gittikten sonra tutulan mevzilere yan mevzi denir; amacı düşmanın stratejik kanatları ve iletişim hatları üzerinde baskı kurmaktır.

Bu, cesur ve tehlikeli bir önlemdir.

 

15. Bölüm: Dağlarda Savunma

Dağlık arazi, küçük birliklere büyük mukavemet gücü verse de büyük orduların kesin sonuçlu muharebeleri için genellikle elverişsizdir.

 

Dağlık arazi, küçük karakollar veya sınırlı hedefleri olan birlikler için mükemmel bir koruma sağlar. Düşmanı geciktirmek, zaman kazanmak veya geçidi tıkamak için son derece elverişlidir.

 

Dağ, birliği pasif bir duruşa zorlar. Ordu ve dağ adeta bütünleşir.

 

16. Bölüm: On beşinci Bölümün Devamı

Komutanlar, ülkenin kaderini belirleyecek olan ana meydan muharebesini asla dağlık arazide kabul etmemelidir.

Eğer dağlık arazide muharebe kaçınılmazsa, birlikler dağıtılmamalı; toplu bir şekilde elde tutulmalıdır.

Dağlık arazi zayıfın, ikincil hedeflerin ve geciktirme muharebelerinin sığınağıdır; ancak büyük orduların toplu zaferi ve ülkenin ana savunması için elverişsiz bir tuzaktır.

 

17. Bölüm: Önceki İki Bölümün Devamı

Klasik askeri teori ve topografya, dağ savunmasını akarsuların akış yönüne ve sırt/vadi sistemlerine göre şematize etmiştir.

Bu anlayışa göre dağlar bir "duvar" ya da "bariyer" gibi düşünülmüş; esas savunmanın dağ sırtlarında (plato kenarlarında) yapılması, vadilerin ise enine kesilerek kapatılması gerektiği savunulmuştur.

 

Dağ ne kadar yüksek ve geçitsizse, bölünme o kadar artar. Savunan taraf her deliği ve geçidi tıkamak zorunda hissettiğinden, kuvvetler tabur, hatta bölük seviyesine kadar parçalanır.

 

Bir hat boyunca 6-8 milden başlayan yayılma, zaman zaman 20-30 mile kadar çıkabilir. Bu durum, savunmayı kaçınılmaz olarak zayıf bir kordon savaşına dönüştürür.

 

Dağ savunması aranan mutlak zaferi sağlamaz, ordunun kuvvetini parçalar ve imhaya açık hale getirir.

 

18. Bölüm: Nehirlerin ve Irmakların Savunulması

…şeklini dikkate alarak savunmayı üç esas dereceye ya da tarza bölmek zorundayız:

(1) Geçişe engel olan direkt bir savunma; nehrin ve vadisinin sadece daha iyi bir savunma tertibi için kullanıldığı daha ziyade (2) dolaylı bir savunma; nehrin düşman tarafından taarruz edilmesi imkansız bir mevziye hakim olunması suretiyle tamamen (3) direkt bir savunma.

Direkt Savunma Teorisi: Bu savunmanın başarısı saha, zaman ve kuvvet birleşimine bağlıdır.

Direkt nehir savunması genellikle kesin zafere götürmez ancak savunan için büyük zaman kazandırır ve düşmanı başka bir yöne çevirebilir.

 

19. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Nehrin stratejik cepheye paralel, eğik veya dikey olması etkisini değiştirir. Gerisinde nehir bulunan bir ordu, özellikle geri irtibat hatlarında daha büyük bir emniyet kazanır.

Savaş alanını dikey kesen nehirler savunana avantaj sağlar; çünkü taarruz eden ya kuvvetini ikiye bölmek ya da tek bir yakayı seçmek zorunda kalır.

 

20. Bölüm: A. Bataklıkların Savunulması / B. Su Baskınları

Bataklıklar, piyade için nehirlerden daha zorludur çünkü yol yapımını düşmana karşı örtecek birlikleri karşıya geçirecek muvakkat geçiş araçları yoktur.

Bataklıklar, bulunabilecek en iyi savunma hatlarıdır.

 

21. Bölüm: Ormanlarda Savunma

Savunanın ormanlık bölgeyi önüne alması risklidir.

Ormanlar, özellikle silahlı halk için gerçek öğe niteliğindedir ve düşman irtibat hatlarını yıpratmak için güçlü bir araçtır.

 

22. Bölüm: Kordon (Nöbetçiler Hattı)

Kordon: Bir bölgeyi birbirine bağlı karakollarla koruma sistemi

Kordonun asıl amacı zayıf bir darbeye karşı korumak veya çapulculuğu önlemektir.

 

23. Bölüm: Ülkenin Anahtarı

"Anahtar mevzi" kavramı

Stratejik anlamda anahtar, ele geçirilmeden, bir ülkeye girmeye cesaret edilemeyen bir arazidir.

 

24. Bölüm: Yan Etkisi

Stratejik kanat etkileri ve irtibat hatlarına yönelik saldırılar…

Yan etkisinin başarılı olması için irtibat hattının oldukça büyük bir uzunluğa, eğik bir duruma ve düşman bölgede bulunmasına bağlıdır.

 

25. Bölüm: Ülke İçerisine Çekilme

İsteğe bağlı geri çekilme, taarruz edeni her adımda yıpratırken savunanın "kendi çekilme yolları üzerinde önceden stoklar yapma imkanına sahip olması" büyük avantaj sağlar.

Bu stratejinin en büyük riski, halk ve ordu üzerindeki olumsuz moral etkisidir; çünkü halk genellikle çekilmenin akıllıca bir plan mı yoksa korku mu olduğunu ayırt edemez.

 

26. Bölüm: Halkın Silahlanması

Halk savaşının etkisi buharlaşma sürecinin fiziksel yapısında olduğu gibi yüzeye bağlıdır. Alan ne kadar genişse etki o kadar artar.

 

27. Bölüm: Bir Savaş Alanının Savunulması

Her ordunun bir "ağırlık noktası" vardır ve bu noktaya indirilen her darbe en etkilidir.

 

28. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Savunma, "kesin sonuç" (muharebe) ve "defü-tard" (geciktirme/oyalama) unsurlarından oluşur.

Kesin sonuç aranmadığında arazi işgali önem kazanır.

 

29. Bölüm: Önceki Bölümün Devamı, Gittikçe Artan Mukavemet.

Savuna, hareketsiz kuvvetlerin hepsini aynı anda devreye sokmalıdır.

 

30. Bölüm: Kesin Sonuç Aranmayan Durumlarda Savaş Alanının Savunulması

İki tarafın da büyük bir risk almadığı, gözetleme karakterli savaşlar…

Bu tür savaşlarda amaç mümkün olanın çoğunu muhafaza etmek (örtmek)tir.

 

Karakol savaşlarında harekat, büyük meydan muharebelerinden ziyade geniş cepheyle mevzilenme ve nispi mukavemet üzerine kurulur.

 

ÜÇÜNCÜ CİLT

Yedinci Kitap İçin Taslak: Taarruz

1. Bölüm: Savunmayla İlişkisi Bakımından Taarruz

Taarruz, savunmanın zıddı olarak görülse de, savunma hakkındaki bilgiler taarruza da ışık tutar.

Bu iki kavram, gerçekten mantıki bir zıtlık oluşturulunca bunlardan biri, diğerine sebep oluyor, bu nedenle de temelde biri, diğerinden ortaya çıkıyor demektir.

 

2. Bölüm: Stratejik Taarruzun Tabiatı

Taarruzun darbesi ya da hareketi, tamamen taarruz kavramı içindedir; taarruzda savunma zorunlu değildir; fakat taarruzun yapıldığı zaman ve alan... savunmayı zorunlu kılabilir.

 

3. Bölüm: Stratejik Taarruzun Konusu Üzerine

Taarruzun ana hedefi düşman ordusunu yok etmek ve ülkesini zapt etmektir.

 

4. Bölüm: Taarruz Gücünün Azalışı

Kayıplar, hastalıklar, ikmal hatlarından uzaklaşma ve işgal edilen bölgeyi koruma ihtiyacı bu zayıflamanın temel nedenleridir.

 

Taarruz eden ordunun, bağlantı ve ulaşım hatlarını güvenlik altına alabilmek ve yaşamını sürdürebilmek için gerisinde kalan araziyi işgal ihtiyacı... taarruzu zayıflatır.

 

5. Bölüm: Taarruzun Tepe Noktası

Taarruz eden taraf ilerledikçe ikmal hatları uzar, garnizon ihtiyacı artar ve kuvveti fiziksel/moral olarak aşınır.

Tepe Noktası / Taarruzun sahip olduğu üstünlüğün tükendiği, zafere veya barışa ulaşamadan durmak zorunda kaldığı kritik andır.

Eğer saldırı bu tepe noktasını aşarsa, güç dengesi aniden savunanın lehine döner. Bu noktadan sonra meydana gelecek kırılma ve karşı darbe, ilk taarruzun şiddetinden çok daha yıkıcı olur.

Tepe noktasını önceden matematiksel olarak hesaplamak imkânsızdır; bu durum "düşüncenin ince bir sezişi" ve komutanın stratejik önsezisi ile kavranabilir.

 

6. Bölüm: Düşman Silahlı Kuvvetlerinin İmhası

Meydan muharebesi esas çare olsa da tek çare değildir; arazi işgali bazen dolaylı bir tahrip yöntemidir.

 

7. Bölüm: Taarruzi Meydan Muharebesi

Taarruzi muharebenin en belirgin özelliği düşmanı kuşatmak veya çevirmektir.

Saldıran taraf, savunana kıyasla kesin sonucu çabuklaştırmak zorundadır.

 

8. Bölüm: Nehir Geçişleri

Nehirler taarruz eden için büyük bir engel ve tehlike kaynağıdır. Büyük bir sayısal ve moral üstünlük olmadan savunulan bir nehri geçmeye çalışmak risklidir.

Taarruz edenin yapabileceği en kötü şey, birbirine yakın olmayan ve ortak bir darbeye izin vermeyen birden fazla noktadan geçiş yapmaktır.

 

9. Bölüm: Savunma Mevzilerine Taarruz

Eğer hedefe bu mevzilere saldırmadan ulaşılabiliyorsa, taarruz etmek hatadır. Saldırı zorunluysa, düşman çekilme hattını tehdit eden yan taarruzlar tercih edilmelidir.

 

10. Bölüm: Tahkimli Ordugahlara Taarruz

Tahkimli ordugahlara saldırmak alışılmadık ve çok güç bir görevdir. Ancak siperler eksikse veya aceleyle hazırlanmışsa taarruz tavsiye edilebilir.

 

11. Bölüm: Dağlarda Taarruz

Tali çatışmalarda dağlar taarruzun aleyhinedir ancak büyük meydan muharebelerinde avantaj saldıran taraftadır.

Dağda başarı, düşmanı kuşatmaktan ziyade hattını parçalamak ve çekilme yollarını kesmekle gelir.

 

12. Bölüm: Kordon Hatlarına Taarruz

Geniş cepheli kordon hatları, taarruz edene büyük avantaj sağlar çünkü kolayca parçalanabilirler. Ancak bu parçalanma her zaman büyük bir stratejik sonuç doğurmaz.

 

13. Bölüm: Manevra

Manevra, büyük muharebelerden kaçınarak düşmanın ikmal hatlarına veya geri çekilme yollarına etki etmeyi amaçlayan, denk kuvvetlerin bir oyunudur.

Başarı, doğrudan imhadan değil; düşmana yaptırılacak hatalardan ve ortaya çıkarılacak elverişli fırsatlardan doğar.

 

Manevranın Faydaları

Düşmanın lojistik ve beslenme hatlarını kısıtlamak veya kesmek.

Diğer dost birlikler ve kolordularla güvenli bir şekilde birleşmek.

Düşmanın ricat yollarını kapatacak pozisyonlar almak.

Üstün kuvvetlerle düşmanın yalnız kalmış, ayrılmış münferit noktalarına taarruz etmek.

 

Manevrada zafer; genel stratejik doktrinlerden ziyade yer ve zamanın en küçük detaylarına dikkat edilmesine, birliklerin yüksek disiplinine, süratli yürüyüş becerisine, mükemmel Düzene ve komutanın cesaretine bağlıdır.

 

14. Bölüm: Bataklıklarda, Su Taşkınlarında, Ormanlarda Taarruz

Bu tür arazi engelleri taktik taarruzu güçleştirir. Stratejik sonuç genellikle bu bölgeleri dolaşmaktır.

Ormanlar, özellikle geniş arazileri kapladığında, taarruz eden için iaşe ve sayısal üstünlük bakımından büyük zorluklar yaratır.

 

15. Bölüm: Bir Savaş Alanında Kesin Sonuç Beklenen Taarruz

Büyük bir seferde taarruzun amacı doğrudan zafer kazanmaktır. Zafer için fiziksel üstünlük yoksa moral üstünlük ve cesaret zorunludur.

Darbenin yönü sadece hedefe (örneğin başkent) değil, düşman ordusunu yok edecek yöne olmalıdır.

Taarruzun en yakın hedefi bir zaferdir.

 

16. Bölüm: Bir Savaş Alanında Kesin Sonuç Beklenmeyen Taarruz

Hedefler; bir arazi parçası, bir depo, bir kale zaptı veya sadece askerlik şerefi olabilir.

Taarruz edenin ne derecede girişken ve cüretkar olacağını önceden tahmin etmek, savunanın tasavvur edeceğinden çok daha güçtür.

 

17. Bölüm: Kalelere Taarruz

Kesin sonuçlu seferlerde kaleler bir "baş belası" iken, sınırlı seferlerde bizzat amaçtır.

 

18. Bölüm: Ulaştırmaya Taarruz

Ulaştırma kollarına saldırmak taktiksel olarak kolay görünse de stratejik nedenler ve riskler (karşı saldırıya uğrama korkusu gibi) bunu zorlaştırır.

 

19. Bölüm: Ordugahlardaki Düşman Ordularına Taarruz

Bu, aslında toplanmış bir orduya yapılan baskındır. Başarılı olursa düşmanın toplanmasını engeller, arazi kaybına ve moral bozukluğuna neden olur.

 

20. Bölüm: Diversion (Düşman Kuvvetini Esas Görevinden Başka Bir Yere Çevirme)

Düşmanı asıl savaş alanından kuvvet çekmeye zorlamak için başka bir noktadan yapılan hücumdur. Diversionun başarılı sayılması için, düşmanın asıl alandan çektiği kuvvetin bizim Diversionda kullandığımızdan fazla olması gerekir.

 

21. Bölüm: İstila

Fransız yazarlar, düşman ülkesinin derinliklerine yapılan ilerlemeleri metodik taarruzun zıddı olan bir "istila" olarak tanımlar.

Bir ordunun sınırda mı kalacağı yoksa düşman ülkesinde derinlemesine mi ilerleyeceği teorik bir metodolojiye değil, tamamen somut hal ve koşullara bağlıdır. Güvenli şartlarda sınırda durmaktansa derinlemesine ilerlemek çok daha ihtiyatlı ve metodik bir adım olabilir.

İstila... düşman ülkesinde çok ilerleyen bir taarruzu ifade ediyorlar... taarruzdan farklı değildir.

 

Zaferin Tepe Noktası

Muzaffer taraf düşmanı tamamen imha edemediğinde, zaferin sonuçları belirli bir tepe noktasına ulaşır.

Taarruz eden ordu ilerledikçe şu geçici avantajları elde eder:

  1. Düşman ordusuna verilen fiziki/moral kayıplar.
  2. Düşmanın hatları korumak ve depolara birlik ayırmak zorunda kalması.
  3. Düşmanın eyalet, arazi ve insan kaynağı kaybına uğraması.
  4. Düşman kaynaklarıyla beslenme (düşmanın sırtından geçinme) imkânı.
  5. Düşman birliklerinin komuta ve iç bağlantı bütünlüğünün bozulması.
  6. Düşman müttefiklerinin çözülmesi veya taraf değiştirmesi.
  7. Düşman ordusunun moral çöküntüsü ve teslimiyet eğilimi.

 

Aynı ilerleme, bünyesinde zayıflatıcı dinamikler de barındırır:

  1. İlerleme yolundaki kilit kaleleri kuşatmak veya gözetlemek için birlik ayırma zorunluluğu.
  2. Düşman toprağında işgalci konumuna düşülmesi; halkın düşmanlaşması ve açık stratejik kanatları/lojistik hatları koruma zorunluluğu.
  3. Anayurttaki ikmal kaynaklarından uzaklaşılması (azalan fitil ışığı benzetmesi).
  4. Tehlikenin büyümesiyle diğer devletlerin düşmanın yardımına koşma ihtimali (politik dengelerin değişmesi).
  5. Tehlikenin büyüklüğü karşısında düşmanın ölüm kalım refleksiyle direncinin artması; buna karşılık galip tarafın zafer rehavetine kapılması.

 

Taktiksel üstünlük durduğu yerde sabit kalmaz. Taarruz eden taraf, hedefine ulaşmadan tepe noktasını aşarsa, elde ettiği üstünlük sıfırlanır ve durum aniden tersine döner.

 

Sefer planlamasının en kritik amacı; taarruzun savunmaya dönüştürüleceği doğru tepe noktasını tespit etmektir.

 

Sekizinci Kitap: Savaş Planı

1. Bölüm: Giriş

Düşmanı yenmek ve silahlı kuvvetlerini imha etmek

Stratejinin tüm unsurlarının birleştiği bu merkez bölgesinde teorinin görevi; fikirleri aydınlatmak, önemliyi önemsizden ayırmak ve aklın yolunu bulmasını sağlamaktır.

 

2. Bölüm: Mutlak ve Gerçek Savaş

Savaşın karakteri, dönemin düşüncelerinden ve koşullarından etkilenir.

Mutlak savaş / tam imha

Gerçek savaş / politik ve fiziksel kısıtlamalar altındaki savaş

 

3. Bölüm: A. Savaşın İç Tutarlılığı (İnsicamı) / B. Savaş Amacının Büyüklüğü ve Harcanacak Çabalar Hakkında

Münferit muharebeler birbirinden ayrılamaz tek bir bütündür. Olaylar sebep-sonuç ilişkisiyle hızla birbirini izler. Tek bir nihai sonuç vardır; nihai zafere kadar hiçbir şey kazanılmış veya kaybedilmiş sayılmaz.

 

Savaşta kullanılacak kuvvet ve harcanacak çaba; politik isteklerin büyüklüğüne, devletlerin durumuna ve hükümetlerin irade gücüne göre belirlenir.

 

Savaşın Tarihsel Evrimi

Eski Çağ ve Göçebeler (Tatarlar): Bütün halk göç ettiği için savaş tam bir boyunduruk altına alma veya yok etme hareketidir.

 

Antik Cumhuriyetler ve Roma: Küçük ordularla sınırı belirli yağma ve ittifak savaşları yapılırdı. Roma ise ittifaklarla büyüyüp nihayetinde büyük bir istilacı güce dönüştü.

 

Orta Çağ ve Feodalite: Feodal yükümlülüklere dayalı, kısa süreli, düşmanı yok etmekten ziyade cezalandırmayı amaçlayan sınırlı savaşlar.

 

18. Yüzyıl (Mutlak Monarşiler): Savaş tamamen hükümetlerin ve kralların işi haline geldi; halk tamamen savaşın dışında kaldı. Ordular hazineden beslenen pahalı daimi yapılar olduğu için riskten kaçınılır, küçük siyasi kazançlar veya birkaç kale ele geçirmek hedeflenirdi (Büyük Friedrich dönemi). Savaş adeta diplomasi oyununa veya satranca dönüştü.

 

Fransız İhtilali ve Napoléon Dönemi: Savaş tekrar halkın işi haline geldi ("Ulus-Ordu"). Fransız İhtilali ve ardından Napoléon, tüm ulusun kaynaklarını ve enerjisini seferber ederek mutlak savaş kavramını hayata geçirdi. Buna karşılık Rusya, Prusya ve Avusturya da halkı sürece dahil ederek (halk savaşları/kurtuluş savaşları) yanıt verdi.

 

4. Bölüm: Savaş Hedefinin Daha Açık Tarifi / Düşmanın Mağlup Edilmesi

Düşmanı mağlup etmek için her zaman tüm ülkeyi zapt etmek gerekmez; önemli olan düşmanın ağırlık merkezine (Center of Gravity) darbe indirmektir.

Bu merkez orduda, başkentte veya müttefiklerin birliğinde olabilir.

 

5. Bölüm: Bir Önceki Bölümünün Devamı Sınırlı Hedef

Eğer düşmanı tamamen yenmek mümkün değilse, hedef sınırlı tutulur. Bu durumda ya düşman ülkesinin küçük bir bölümü işgal edilir ya da kendi topraklarını koruyarak daha uygun koşulların oluşması beklenir.

Geleceğin bize değil de düşmana daha iyi umutlar verdiği durumlarda taarruz savaşı yapılır.

 

6. Bölüm: A. Politik Amacın Savaş Hedefi Üzerine Etkisi / B. Savaş Politikanın Aracıdır

Devletler arasındaki ittifaklar ve politik çıkarlar, savaşa katılım düzeyini belirler. Her devlet müttefikinin davasını kendi davası kadar ciddiye almayabilir.

 

Savaşlar çoğunlukla mutlak imha amacından ziyade, tarafların risk ve yarar oranına göre katıldığı "ticari bir alışveriş" gibi yürütülür.

 

Savaş, politik ilişkilerden bağımsız değildir. Savaş başladığında siyasi ilişkiler kesilmez; sadece kullanılan araçlar değişir.

Savaşın kendine özgü bir grameri vardır fakat kendine özgü bir mantığı yoktur; onun mantığı politikadır.

 

Askeri görüş açısı politik görüş açısına tabi olmak zorundadır. Çünkü savaşı doğuran akıl politikadır; savaş ise sadece bir araçtır.

 

Savaş planlarının sadece askerlere veya askeri mantığa bırakılması hatalıdır.

 

7. Bölüm: Sınırlı Hedefli Taarruzi Savaş / 1. Bölüm: Giriş

Pozitif bir hedef olarak düşman toprağının bir kısmını zapt etmek, düşmanı zayıflatırken kendi kaynaklarımızı artırmayı amaçlar.

Ancak bu durum kuvvetlerin dağılmasına ve zayıflamasına da yol açabilir.

 

8. Bölüm: Sınırlı Hedefli Savunma

Savunmanın son hedefi asla sadece olumsuz (pasif) kalamaz; her savunma eninde sonunda karşı taarruz fırsatı aramalıdır. Savunma, savaşı bekleyerek sürdürmek ve politik durumun iyileşmesini ummaktır.

 

9. Bölüm: Hedef, Düşmanın Mağlup Edilmesi Olduğunda Savaş Planı

Bu tür bir savaş planı iki ana ilkeye dayanır: Kuvvetlerin mümkün olduğunca konsantre edilmesi ve mümkün olduğunca çabuk hareket edilmesi.

Hedef, düşman kuvvetlerini en kısa yoldan ve tek bir ana hareketle vurmaktır.

 

Tali hareketler ve ikincil cepheler daima asıl hedefe hizmet edecek şekilde sınırlı tutulmalıdır.

 

Büyük bir zafer kazanıldıktan sonra duraklamadan düşmanın takibine devam edilmeli, düşmana toparlanma zamanı verilmemelidir.

 

Napoleon’un 1812 Rusya Seferi'nin Analizi

Seferin başarısızlığı düşman hükümetinin sağlam, halkın ise sadık ve metin kalmasından kaynaklanmıştır.

Napoleon’un Niemen’i geçen 600.000 kişilik ordusundan geriye 50.000 kişi kalmıştır.

 

Geniş stratejik alanlarda tüm birliklerin sürekli tam bir uyum içinde hareket etmesi imkansızdır. Her ordunun kendine verilen bağımsız hedefi izlemesi ve darbe gücünü kendi sahasında kullanması gerekir.

 

Tali orduların ve ayrılan kolların başına soğukkanlı/ihtiyatlı generaller yerine, hızlı ve girişken komutanlar getirilmelidir.

 

Fransa'ya Karşı Bütüncül Savaş Planı Modeli

Fransa’nın ağırlık merkezi ordusu ve Paris’tir. Ana hedef Fransız ordusunu meydan muharebesinde yenip Paris’i zapt etmek ve düşmanı Loire Nehrinin gerisine atmaktır.

 

Taarruz kolları

Kuzey Kolu (350.000 kişi): Hollanda/Belçika üzerinden doğrudan Paris’e ilerleyecek ana kuvvet.

Güney Kolu (300.000 kişi): Yukarı Ren üzerinden Troyes/Paris veya Orleans istikametine ilerleyecek kuvvetler.

 

İtalya veya deniz kıyısındaki tali operasyonlara gereğinden fazla kuvvet ayrılmamalı; ana darbe gücünü zayıflatacak kuşatma, garnizon veya gereksiz arazi işgallerinden kaçınılmalıdır.

 

19. Baskı için Sonsöz

Clausewitz'in Düşüncelerinin 1972'den Beri Gelişimi ve Değişimi

Modern çağda kitlesel kitle imha silahlarıyla yapılan büyük savaşlar yerine; sınırlı savaşlar, gerilla savaşları, halk savaşları ve terörizm ön plana çıkmıştır.

 

Clausewitz’in güncelliğini korumasının en büyük nedeni sunduğu mantıksal kombinasyonlar, diyalektik yaklaşım, tarihsel tecrübe ve teori-pratik birliğidir. Savaş ile politika arasındaki diyalektik ilişkide politika belirleyicidir; ancak politika, askerden yapamayacağı şeyleri istememeli ve araç-amaç dengesini gözetmelidir.

…