Toshihiko Izutsu - Taoculuktaki Anahtar Kavramlar - Notlar
Mütercim: Ahmed Yüksel Özemre, Kaknüs Yayınları, 2001
Önsöz
Prof. Toşihiko İzutsu'nun A Comparative Study of The Key
Philosophical Concepts in Sufsm and Taoism/Ibn 'Arabî and Lao-Tzû, Chuang Tzû başlıklı
iki cildlik âbidevî eserinin 1. kısmının çevirisinin ilk baskısı Haziran
1998'de ve ikinci baskısı da Aralık 1999'da, gene Kaknüs Yayınları'nda, İbn
Arabî'nin Fusûs'undaki Anahtar-Kavramlar adı altında yayınlanmıştı. Rahmetli
üstâdın bu eserinin Tao- culuk'daki Anahtar-Kavramlar hakkındaki incelemesini
ihtivâ eden 2. kısmı ile İbn Arabî ile Lao-Tzû ve Çuang-Tzû'nun Varlık
Anlayışlarının Mukayesesi hakkında- ki incelemesini ihtivâ eden 3. kısmından
oluşan bu ikinci ve son cildinin çevirisini de şimdi okuyuculara takdîm
edebilmekten büyük mutluluk duymaktayım.
İzutsu'nun bu eseri, doğu düşüncesinin iki dev sütununu, İbn
Arabî (İslam irfanı) ve Lao-Tzu/Chuang-Tzu (Taoizm) ekseninde buluşturur.
Tao-culuk'daki Anahtar-Kavramlar
1. Bölüm
Lao-Tzû ve Çuang-Tzû
Izutsu, rasyonel Konfüçyüsçülüğün aksine Taoizm’in
kökenlerini Çin’in güneyindeki "yabani" ve "mistik" Ç'u
eyaletine bağlar.
Herkesin bir hedefi, bir "rotası" (Konfüçyüsçü
ahlak yolu) varken, Taoist bilge "yeri yurdu olmayan", "bebek
gibi sessiz" ve "aptal gibi ağır" görünür.
Izutsu’nun temel tezi, Tao Te Çing’in İbn Arabî’nin
Füsûsu’l-Hikem’de sistemleştirdiği Vahdet-i Vücud düşüncesinin "fevkalade
ilgi çekici bir Çin kopyası" (veya paraleli) olduğudur.
Konfüçyüs’ün toplumsal kategorilerine (adlarına) karşı
Tao’nun "isimlendirilemez" oluşu, İbn Arabî’deki "Tenzihi"
ve "Zat" boyutunu anımsatır.
Lao-Tzu / Mutlak olanın (Tao) nasıl Bir’e, oradan da
"on bin nesneye" (fiziksel dünyaya) dönüştüğünü anlatır. Bu,
yukarıdan aşağıya bir ontoloji inşasıdır.
Çuang-Tzu ise kesret (çokluk) âleminde yaşayan insanın,
zihnini arındırarak ( tso wang / nisyân) Bir’e nasıl yükseleceğiyle ilgilenir.
Bu aşağıdan yukarıya bir süreçtir.
2. Bölüm
Efsâne Üretiminden Metafiziğe
Tao-cu "Kutsal İnsan" (şeng-jen) doğaüstü sesleri
duyabilen ve ilahi olanla aracısız temas kuran şaman
Hun Tun'un (Kaos) hikâyesi
Kozmogoni / Şekilsizlikten "On Bin Nesne"ye
3. Bölüm
Rüyâ ve Gerçek
Çuang-Tzû’nun o meşhur kelebek rüyası
Zhuangzi, bu hikayeyi şöyle anlatır: “Bir zamanlar, ben Zhuangzi,
rüyamda bir kelebek olduğumu gördüm; kanatlarını çırparak uçan, kendini çok
özgür ve mutlu hisseden bir kelebek... Zhuangzi olduğumu hiç bilmiyordum.
Aniden uyandım ve şimdi yine Zhuangzi olduğumu fark ettim. Şimdi bilmiyorum:
Zhuangzi rüyasında kelebek olduğunu mu gördü, yoksa kelebek şimdi rüyasında
Zhuangzi olduğunu mu görüyor?”
Rasyonel akıl dünyayı kategorilere ayırır. Her şeyi
isimlendirerek, parselleyerek ve hiyerarşiye sokarak (silsile-i merâtib)
"gerçek" kıldığını sanır. Böylece varlığın bütüncül ve kaotik
(farksızlaşmış) özünden uzaklaşır.
4. Bölüm
Şunun ve Bunun Ötesinde
Sâbit biçimde tâyin edilmiş bir 'öz'e sâhip hiçbir nesne
yoktur
Mekana sadece "fonksiyon" (Konfüçyüsçü özcülük
gibi) üzerinden bakarsanız, o mekanı dondurursunuz. Ancak Çuang-Tzû’nun
önerdiği gibi "bulanık" bakarsanız, mekanın ruhu (genius loci) ile
kendi ruhunuz arasındaki o "Semâvî Tesviye" (t'ien ni) gerçekleşir.
Konfüçyüs ekolü her şeyi isimlendiren, yerli yerine oturtan
ve katı kurallarla belirleyen bir sistemdir.
Dil çoğu zaman hakikati örter.
Hua (Transmütasyon) / Nesnelerin birbirine dönüşümü
5. Bölüm
Yeni Bir Nefsin Doğumu
(Tso wang) / vücudun kurumuş bir ağaç, zihnin ölü bir toprak
gibi olması / saf deneyim
Varlığa, ürettiğimiz kategorilerden sıyrılarak bakabilirsek
o şeyin hakikatini görebiliriz. / fenomenoloji
"İnsân-ı Kâmil" olma yolundaki ilk adım zihnin
alışılagelmiş yargılarından (iyi/kötü, doğru/yanlış) sıyrılmasıdır.
Ç’i (kozmik nefes/enerji)
6. Bölüm
"Özcülük" Karşıtları
Zihnin mutlak vecd (ekstasis) hâlinden normal bilinç
düzeyine dönüş süreci
Birinci Mertebe (Mutlak Vahdet/Adem): Bilginin en uç
sınırıdır ve "ezelden beri hiçbir şeyin asla mevcut olmamış olduğu"
görüşüyle temsil edilir. Bu aşamada insan Tao (Realite/Hakk) ile öylesine özdeşleşmiştir
ki, ne kendisinin ne de evrenin varlığının bilincindedir; tam bir
"boşluk" ve "nisyân" (unutuş) hâli hâkimdir.
İkinci Mertebe (Sınırsız Nesneler/Kaos): Nesnelerin mevcut
olduğunun bilincine varılır ancak bu nesneler arasında henüz hiçbir
"sınır" yoktur. Nesneler, henüz asli farklılıklarına kavuşmamış,
parçalara ayrılmamış bir bütünlük (Karmaşa/Kaos) halindedirler.
Üçüncü Mertebe (Özler ve Sınırlar): Nesneler arasındaki
sınırların belirlendiği, her nesnenin kendisini diğerinden ayıran
"özünü" (mâhiyetini) ifşa ettiği aşamadır.
Dördüncü Mertebe (Beşerî Heyecanlar ve Tao'nun Hasarı):
"Doğru" ve "yanlış" ayrımının açıkça ortaya çıktığı en alt
bilgi kademesidir. Bu ayrımın doğmasıyla birlikte aşk, nefret, hoşlanma gibi
beşerî duygular faaliyete geçer.
Bir nesneye isim verildiğinde, o isim ona "özsel"
bir katılık bahşeder ve onu diğerlerinden ayırır.
Bir müzik parçasının mükemmel şekilde çalınması (kuvveden
fiile çıkması), diğer sonsuz sayıdaki parçanın çalınmaması, yani karanlıkta
kalması demektir. Bu, bir "seçim" ve dolayısıyla sınırlamadır.
Çalmadığı sürece, çalabileceği tüm parçalar
"imkân" halinde mevcuttur.
Varlık da böyledir. Mutlak Vahdet her şeyi içerir; ancak
belirli bir nesne ("öz") olarak tezahür ettiğinde, diğer imkânları
dışlar.
Bedeni yöneten nefis gibi, tüm evrendeki "On Bin
Nesne"yi ve olayları yöneten, görünmeyen ama fiilleriyle hissedilen bir
Fâil-i Mutlak (Gerçek Yönetici) vardır.
Mutlak (Tao), bir "nesne" değildir. O bir fiildir.
O'nun bir şekli veya sureti yoktur, bu yüzden zihnimiz (ki "özcü" bir
yapıdadır) O'nu kavramakta zorlanır.
7. Bölüm
Tao (Yol)
Lao-Tzû / en yüksek kemâl mertebesinden konuşur. Tao’nun ne
olduğunu ve İnsân-ı Kâmil’in nasıl davranacağını söyler ama o noktaya nasıl
varılacağının epistemolojik (bilgi felsefesi) haritasını vermez.
Çuang-Tzû / bir "iz sürücü"dür. Zihnin adım adım
nasıl Tao’ya yükseleceğini (Miraç/Urûc) ve o vecd halinden günlük hayata nasıl
geri döneceğini (Nüzûl) tahlil eder.
"Her şey birdir" dediğimiz anda, "her
şey" ve "bir" kavramlarını kullanarak ikiliği (düalizm)
başlatmış oluruz.
Konfüçyüs’te Tao; sosyal nizam, ailevi saygı ve ahlaki
erdemdir (insanlık, dürüstlük).
Lao-Tzû / Gerçek Tao "adsız"dır ve
"yontulmamış tahtaya" (P'u) benzer. İsimler (erdemler, kurallar)
ortaya çıktığında, aslında Mutlak olandan bir kopuş ve bozulma başlamış
demektir.
Doğruluk, saygı gibi kavramlar ancak "büyük
Tao"dan (mutlak doğallıktan) sapıldığında birer "fazilet" olarak
vurgulanmaya başlar.
Bir toplumda "dürüstlük" üzerine çok
konuşuluyorsa, orada dürüstlük bitmiş demektir.
Adsız (Wu) / Zât / Mutlak Sır / "Dipsiz Karanlık"
(Amâ).
Adlanmış (Yu) / Varlık / İsimler / "Varlık" ismini
üstlendiği mertebe.
Tao, "Eşyayı mevcud kılma fiili"nin kendisidir.
Tao akılla "nesneleştirildiği" an kaybedilir.
Tao her şeyin imkan / potansiyel olarak bulunduğu
"karanlık bir parlaklık" halidir.
8. Bölüm
Sayısız Mûcizelerin Kapısı
Sır (Hsüan / Sırrü’l-Esrâr):
Mutlak’ın en aşkın, tanımlanamaz ve "Adem'in ademi" (Yokluğun
yokluğu) olduğu mertebedir. Bu mertebe, yaratılan âlemle hiçbir illiyet bağı
kurmaz; kendi zâtında mutlak bir kapalılıktır.
Adem (Wu): "Adsız"
mertebesidir. Henüz somut varlıklar yoktur ama "Semâ ve Arz" (Gök ve
Yer) olma istidadı mevcuttur. Tao burada "yaratıcı" vasfını izhar
etmeye başlar.
Varlık (Yu):
"Adlanmış" olanın mertebesidir. On Bin Nesne’nin anasıdır. Tao artık
çokluk âlemine yönelmiş, belirmiş ve somutlaşmıştır.
"Bir", Tao’nun yokluktan varlığa geçişindeki ilk
"taayyün" (belirlenme) noktasıdır.
Bir, Tao’nun kendisi değildir ama ona en yakın olan şeydir.
Tao / 1: Mutlak olanın ilk belirişi.
1 / 2: Yin ve Yang’ın (Celâl ve Cemâl) ikiliği; Gök ve Yer.
2 / 3: Bu iki zıt ilkenin arasındaki "Uyumun Diri
Kuvveti" (Ch'i).
3 / On Bin Nesne: Evrendeki tüm varlık çeşitliliği.
Wu-Wei: Zorlamasız, maksatsız,
doğal akışında eylem demektir.
Tao, nesneleri bir "ana" şefkatiyle büyütür ama
üzerlerinde otorite kurmaz, onlardan bir karşılık beklemez.
9. Bölüm
Kader ve Hürriyet (Cüz'î İrâde)
"Kader" (Ming)
"İlâhî Emir" (T'ien Ming)
Tao sadece soyut, aşkın bir ilke değildir.
Tsao Wu Çe: "Nesnelerin Yapımcısı" (Hâlik).
T’ien Ti: "Gök’teki İmparator" (Semâvî Rabb).
Çuang-Tzu’nun dünyasında her şey bir "Kevnî Âhenk"
içindedir.
Zaruret: Varlık âlemindeki her olay, Hakk’ın nâmütenâhi
tecellilerinin bir sonucudur ve bu yüzden kaçınılmazdır.
Trajedi: İnsanın mutsuzluğu, bu ezelî akışa (T'ien li)
başkaldırmasından, kendi cüz'î iradesini küllî akışın üstüne koymaya
çalışmasından kaynaklanır.
Taoizmde hürriyet, kaderle özdeşleşmektir.
Akıntıya karşı yüzmek yerine akıntının kendisi olduğunuzda,
"zorunluluk" hissi ortadan kalkar ve mutlak hürriyet başlar.
Küçük bir şeyi büyük bir yere saklarsanız çalınabilir.
Ancak her şeyi olduğu gibi, doğal akışında (Tao'da)
bırakırsanız (yani bütün âlemi âlemin içine saklarsanız), artık kaybedilecek
bir şey kalmaz.
10. Bölüm
Değerlerin Ters-Yüz Edilmesi
Tao ile birleşmiş olan insan "anormal"dir.
Semâ (Rabb) ile tam uyum içinde olduğu için toplumla
uyumsuzlaşır.
Büyük Sukabağı ve Ağaç / faydasızın faydası
Sözlerin büyük ama yararsız, tıpkı dalları eğri büğrü bir
ağaç veya içine su konulamayan dev bir sukabağı gibi.
Bir şeyin "işe yaramaması", onun bir baltayla
kesilmesini veya bir kapana kısılmasını engeller.
Ayna, önüne geleni olduğu gibi yansıtır; gelene "hoş
geldin" demez, gideni durdurmaya çalışmaz.
Hiçbir şeyi biriktirmez, toz tutmaz.
Kendi bireysel iradesini (nefsini) devreden çıkardığı için,
yaptığı her şey aslında "Doğa"nın veya "Tao"nun eylemidir.
11. Bölüm
İnsân-ı Kâmil
İnsân-ı Kâmil, "otururken unutmak" (tso wang)
yöntemiyle serkeş nefsi (p’o) kontrol altına alan ve ezelî Vahdet ile
birleşerek "Vâhid’i kucaklayan" kişidir.
Avâm (Sıradan İnsan) / arzu ve tutkuları derin olduğu için
nefesi sığdır.
Kâmil İnsan / tutkularından arındığı için nefesi sükûnet
dolu ve derindir.
Bebek / hayati enerjisi zirvededir ama "zayıf ve
yumuşak" görünür. O, çatışmaya girmediği için yenilmezdir. "Âhengi
mükemmeldir."
Bilmenin nihaî kaynağı bilmemektir.
İnsân-ı Kâmil, kendi küçük nefsini arkaya bıraktığı
(sıfırladığı) için, Kozmik Nefs (Nefs-i Küllî) onda yerleşik hale gelir.
Su, "zayıf ve yumuşak" görünmesine rağmen,
dünyadaki en sert nesneleri (kayaları) aşındıran güçtür.
Su, herkesin nefret ettiği "alçak yerlere" (vadi
diplerine, çukurlara) akar. İnsân-ı Kâmil de tıpkı su gibi, toplumun itibar
peşinde koştuğu yüksek mevkiler yerine, tevazu içindeki alçak mevkileri seçer.
Su hiçbir şeyle yarışmaz, sadece akar.
Sükûnet halindeki su, eğriliği ve doğruyu ölçmek için bir
standarttır. Kâmil İnsan da zihnindeki çalkantıyı durdurduğu için, varlığın
hakikatini hiçbir çarpıtma yapmadan yansıtan bir ayna haline gelir.
12. Bölüm
Homo Politicus
Hiçbir şey yapmamak (Wu Wei), hiçbir şeyi yapılmamış
bırakmamaktır.
Lao-Tzû’nun hiyerarşisinde en iyi yönetici, varlığı
hissedilmeyendir.
Bir yerde "dürüstlükten" bahsediliyorsa, orada Tao
(doğal uyum) bozulmuş demektir. Erdemin isimlendirilmesi, erdemin kaybının
kanıtıdır.
Varlık
Ibn Arabî ile Lao-Tzû ve Çuang-Tzû'nun Varlık Anlayışlarının Mukayesesi
1. Bölüm
Metodoloji Açısından Bir Mülâhaza
Varlık (Vücûd) vs. Tao
Tao-culuk ve Tasavvuf da "varlık," vücut olarak
düşünülmeli; varlık ontolojik bir kategori değil, ontolojik kategorilerin
ötesindedir.
Varlık kavramsal tanımlardan (özlerden) önce gelir.
2. Bölüm
İnsanın Derûnî Dönüşümü
İbn Arabi’de fena / “nefsini yok etmek”
Çuang-Tzû’da tso wang /
“otururken unutmak”
Bu iki kavram modern fenomenolojideki "paranteze
alma" (epoche) işlemine benzer. Kişi, dış dünyayı ve kendi benliğini
paranteze aldığında, geriye kalan "saf bilinç" ya da "ilahî
nur"dur.
Arınan zihin, lekesiz bir aynaya dönüşür. Bu ayna artık
nesneleri "kendi mülkü" gibi değil, "Mutlak’ın yansımaları"
olarak görür.
3. Bölüm
Realitenin (Şe'niyet'in) Çok-Katmanlı Yapısı
Hem İbn Arabi hem de Çuang-Tzû, içinde yaşadığımız dünyayı
bir rüyâ olarak niteler.
Fiziksel âlem, kendi başına kaim bir gerçeklik değil,
(Mutlak'ın) bir sembolü ve tecellisidir.
İnsan uykudadır. Gerçek "ölmeden önce ölmek"
(nefsin fenası) ile bu rüyadan uyanmak ve nesnelerin arkasındaki ilahi nuru
(Ming) görmektir.
4. Bölüm
Zât ve Varlık
Sırların Sırrı (Ahadiyyet): En üst katman mutlak bir
bilinmezliktir. Burada ne isim ne de sıfat vardır.
İbn Arabi’de Zât saf varlıktır. Tao-culukta ise bu durum
"Varlık-olmamanın-reddinin-reddi" gibi sofistike bir olumsuzlama
zinciriyle tarif edilir. Her iki sistem de Mutlak’ı bir "şey"
(cevher) olarak değil, bir "akış/fiil" olarak görür.
İbn Arabi'de nesnelerin özleri (sabit ayanlar), henüz dış
dünyada var olmasalar da "İlahi Bilgi"de mevcuttur. Onlar
"varlık kokusu almamış" ama rüzgârın (ilahi nefesin) içlerinden
geçmesini bekleyen kaplardır.
Çuang-Tzû’nun rüzgârı (Varlık), farklı kovuklara
(nesnelere/özlere) çarptığında farklı sesler çıkarır. Kovuklar rüzgâr olmadan
sessizdir (yok hükmündedir).
Varlık Bir "Fiil"dir
5. Bölüm
Varlığın Kendiliğinden Zuhuru
Varlığın ilk mertebesi, her iki sistemde de
"bilinemezlik" üzerine kuruludur.
İbn Arabi’de / Amâ’
Dipsiz bir karanlık, belirlenmemişlerin en belirlenmemişi.
Tao-culukta / Hsüan
Kırmızıya çalan siyah. Bu "siyahlık" yokluk değil,
aksine her şeyi içinde barındıran sonsuz bir potansiyeldir (Yontulmamış Odun -
P’u).
Hakikat, en saf haliyle "isimsiz" ve
"tanımsız"dır. Tanımladığımız her şey, aslında o saf hakikatten bir
kopuş veya bir sınırlamadır.
Mutlak Varlık (Gizli Hazine), bilinmeyi arzular. Bu arzu,
içeride bir basınç oluşturur. İbn Arabi bunu nefesini tutan birinin göğsündeki
sıkışmaya benzetir.
Bu basınç dışarı salındığında (tecellî), İsimler ve Sıfatlar
(Esmâ’ü-l Hüsnâ) fışkırır. Tao-culukta bu, Büyük Arz’ın püskürttüğü
"Evrensel Rüzgâr"dır.
Rahmet / Varlık verme eylemidir.
İyi ve kötü, güzel ve çirkin, insan zihninin sonradan
eklediği sübjektif etiketlerdir. Hakikat düzleminde her şey "kendiliğinden
öyle"dir
Ek: I
Tevhîd Mertebeleri
Gündelik akıl, dış görünüşlere odaklanır. İrfan ise
görünenin ardındaki hakikati araştırır.
Fenâ: Kişinin kendi fiillerini, sıfatlarını ve en son zâtını
(benliğini) Hakk’ta yok etmesi. Bu bir "aradan çekilme" sürecidir.
Bekâ: Hakk ile var olduktan sonra tekrar halkın (insanların)
arasına, beşeriyet durağına geri dönüştür. Ancak bu dönüşte sâlik artık bir
"İnsan-ı Kâmil"dir; eşyaya Hakk’ın gözüyle bakar.
Ek: II
Prof. İzutsu'nun Eserine Dâir Bâzı Görüşler
Izutsu, Tao-culuktaki "kovuklar" metaforunu
zorlayarak A'yân-ı Sâbite'ye (sabit özler) benzetmiştir. Oysa bu sadece bir
"istidat" (yetenek) göstergesidir.
Tao-cu bilge "Adem-i İcraat" (eylemsizlik)
ilkesiyle toplumun dışına çekilme eğilimindeyken, Muhammedî İnsan-ı Kâmil, en
yüksek manevi mertebedeyken bile toplumun içinde, hukukla (Şeriat) ve
sorumlulukla yaşar.
Ek: III
Terimlerim Mukâyesesi
…
Sözlük
Akl-ı Meâd: görünenin ardında (bâtınındaki) hakîkatları
vâsıtasız bir şekilde fehm ve idrâk eden akıl.
Akl-ı Meâş: nesneleri ve bunların zihnimizdeki tasarımlarını
teşhis etmeyi, kategorileştirmeyi ve bunların aralarındaki bağıntıları vaz ve
keşf etmeyi mümkün kılan akıl.
Ef'al: fiil'in çoğulu.
Efrâdını câmi', ağyârına mâni': gerekli bütün unsurları
ihtivâ eden, gerekmeyenleri ise dışerıda bırakan, tam, mükemmel (târif).
Fenâ: yok olma.
Kazâ: Kader'de yazılı olanın zaman içinde gerçekleşmesi.
Kesbî: insan tarafından kendi cehd ü gayretiyle kazanılan
Mebde': başlangıç.
Mehaz: bir şeyin alındığı yer, kaynak.
Nizâ: anlaşmazlık, ihilâf, kavga, ekişme, ağız kavgası
Taayyün: belirli kılınma.
Takbîh: ayıplama, kınama, çirkin görme.
Visâl: sevdiğine kavuşma, vuslat.