2 Şubat 2026 Pazartesi

Nihat Keklik - el Futûhât el Mekkiyye Cilt II A - Notlar

Nihat Keklik - el Futûhât el Mekkiyye Cilt II A - Notlar

İbn'ül-Arabi'nin Eserleri ve Kaynakları İçin Misdak Olarak

el-Futûhât el-Mekkiyye, Bölüm A, Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1974


 

Önsöz

Çalışma, İbnü'l-Arabî'ye atfedilen eserlerin hangilerinin gerçekten ona ait olduğunu belirleyebilmek için bilimsel ölçütler (misdaklar) geliştirme amacıyla kaleme alınmıştır.

 

Misdâk (criterium) olarak kullanacağımız örneklerden birbirine benzeyenlerin, bâzı kümeler teşkil ettiğini gördük.

İşte, motif dediğimiz şey de, ayni cinsten örnekleri bir arada gösteren bu kümelerden ibârettir.

Motif adını verdiğimiz bu sivri uçlar sayesinde, İbn'ül-arabî'nin nasıl bir müellif ve mütefekkir olduğunu görmek kolaylaştığı için, ona izafe edilen eserlerin gerçek olup olmadığına dair emin bir hükme ulaşabiliyoruz.

 

Giriş

Batı dünyasında İbnü’l-Arabî üzerine yapılan bilimsel çalışmalar

Bu sahadaki öncülük İspanyol bilgin Miguel Asin Palacios’a aittir.

 

1900-1920 Arası: İlk metin neşirleri ve psikolojik yaklaşımlar ön plandadır.

1920-1950 Arası: "Vahdet-i Vücud" felsefesine dair derinleşen analizler

1950 Sonrası: Osman Yahya’nın kapsamlı bibliyografya çalışması (1964) ve Henry Corbin’in fenomenolojik yaklaşımları dönüm noktasıdır.

 

Birçok çalışma yanlış metotlar içermekte veya yüzeysel kalmaktadır.

 

İbnü’l-Arabî’nin vefatından kısa süre sonra başlayan Moğol istilaları (1243 Sivas ve 1258 Bağdat baskınları), İslam dünyasında büyük bir kültürel tahribata yol açmıştır.

 

İbnü’l-Arabî’nin devasa ünü, vefatından sonraki yedi asır boyunca ona ait olmayan pek çok eserin (500'den fazla) onun adıyla anılmasına neden olmuştur.

 

Motiflerin Sınıflandırılması

I-IV. Motifler: Akılcılık ve dogmatizm arasındaki uzlaştırıcı tavır.

V-VIII. Motifler: Mistik bilgi metotları (keşif, rüya, Hızır ile görüşme vb.).

IX-XIV. Motifler: Şeyh'in kendine izafe ettiği "üstün yetenekler" ve toplumsal hakimiyet arzusu.

XV-XVII. Motifler: Metafizik determinizme karşı tutumu.

XVIII-XXVI. Motifler: Yazarlık özellikleri ve mistik kaynakları.

XXVII-XXX: Kendi biyografisi, andığı eserleri, ona ait şiirler ve ilimler tasnifi.

 

(Yazara göre) Bir eserin İbnü’l-Arabî’ye ait olup olmadığını anlamak için, o eserin bu 30 motifle uyumuna bakılır. Eğer bir kitap bu motiflere "ters düşüyorsa", üzerinde adı yazsa bile sahtedir.

 

BİRİNCİ MOTİF

Felsefeyi Savunması ve Toleransı

İbnü’l-Arabî, özellikle İmam Gazzâlî’den sonra İslam dünyasında yaygınlaşan "filozofları tekfir etme" (kâfir ilan etme) modasına karşı durur. O, felsefeyi "bid'at" olarak gören dogmatik ulemanın saldırılarını önlemeye çalışır.

Akıl, en yüce hakikatlere ulaşmak için temel bir araçtır.

Fikir (= tefekkür), insana mahsus kuvvetlerden biridir. (Bunlar) insandan başka (bir varlık)ta bulunmaz...

Burhân’a (isbat’a) dayanan bir kimse, kılıca güvenenden daha doğru müslümandır.

Her akıl sahibi aslında hikmeti sever.

Hakimler (feylesoflar) insan için aranan gayenin Allaha benzemek olduğuna işaret ederken, sûfîler de, (Allahın) isimleriyle ahlak kazanmağa inanırlar: Tabirler ihtilaf etmiştir fakat mana birdir.

 

İbnü’l-Arabî mucizeleri ve Allah’ın aktif yaratıcılığını (fiillerini) reddeden filozofları sertçe eleştirir.

Müslüman olan hiç kimse düşüncesinden dolayı kafir ilan edilmemeli.

Bilgi hiyerarşisinde ilim ve kanıtlanmış inanç, taklidin üstündedir.

 

İKİNCİ MOTİF

Fıkıh, Kelam ve Tasavvufa Karşı Tenkidleri

İbnü’l-Arabî, fıkıh ilmine ve hukukçulara saygı duyar fakat dar görüşlü fakihleri çok ağır bir dille eleştirir.

Bu fakihler üzerinde güneş tutulması hiç zail olmaz (gerçeği göremezler).

 

Halkın (avâmın) saf inancının Kelam tartışmalarıyla bozulmaması gerektiğini savunur. İnancı sağlam olan halkın tefekkür (nazar) ve Kelam okumasına karşı çıkar.

 

Gazzâlî’nin Allah’ın zâtı hakkındaki bazı çıkarımlarında "cehaletin son noktasına ulaştığını" söyler.

 

İbadet kastıyla yapılan müzikli, defli ve danslı (sema) törenleri İslam'ın ruhuna aykırı bularak yerer. Dinin oyun ve eğlenceye alet edilmesine şiddetle karşı çıkar.

Din def, mizmar (flüt/ney) ve oyunla olmaz; Din ancak Kur’an ve edeb ile olur.

 

ÜÇÜNCÜ MOTİF

Orta Yol’u Takib Etmesi; Zâhir-Bâtın ve İfrat - Tefrît’den kaçınması

Bir düşüncenin veya eylemin aşırılığı (ifrat) ya da gereğinden azlığı (tefrit) her zaman yerilmiştir.

Bâtınîlik (Tefrit) şeriatın dış kurallarını ve dini hükümleri yok sayarak her şeyi "gizli manalara" indirger.

Zâhirîlik (İfrat) metinlerin sadece dış manasına takılıp kalır. Bu durum, Allah'ı bir cisim gibi düşünmeye (tecsim) ve yaratılmışlara benzetmeye (teşbih) yol açar.

Gerçek saadet, bu iki kanadı birleştirenlerdedir.

 

DÖRDÜNCÜ MOTİF

İlhâm’a Dayanması; Taklid’ten Kaçınması; Tasavvufsun Gerçek Hikmet Olduğunu Söylemesi ve Aklı Hududlandırıp, Allah’ın Zatı’nı Düşünmeği Yasaklaması, Kur’an Sevgisi

İbnü’l-Arabî rasyonel bilimleri (pozitif ilimler, kıyas ve ispata dayalı bilgiler) tamamen reddetmez. Ancak ona göre akıl, "son hakikatlere" ulaşmada yetersizdir. Akıl bir "yaratık" (muhdes) olduğu için "Yaratıcı" hakkında mutlak hüküm veremez.

 

İbnü’l-Arabî’ye göre bilgiye ulaşmanın üç yolu vardır:

Rivayet ve Nakil: Aktarılan, pozitivist ve tarihsel bilgiler.

İlham: Şiir, edebiyat ve sanatın kaynağı olan sezgisel duyuş.

İlahî Bilgi (Keşf): Allah’ın doğrudan kulun kalbine bıraktığı (ilkâ) emîn ve kat’î hakikat.

 

İbnü’l-Arabî, iki tür taklitten söz eder: Bir insanın kendi aklını ve fikirlerini (beşerî çıkarımlarını) taklid etmesi (kötü taklit).

Allah’ın kalbe attığı bilgiyi (Rabbini) taklid etmek (iyi/üstün taklit).

 

Tasavvuf bütünüyle hikmet ve ahlaktır. Tasavvufun özü, Hz. Peygamber’in Kur'an ahlakı ile ahlaklanmaktır.

 

Aklın yanılma sebepleri

(Hayal) Sadece duyuların getirdiği verileri zapt edebilir.

(Düşünce) Sadece akli ilkeler ve duyular arasındaki "münasebetleri" kurabilir.

 

Allahtan sana bir ilim geldiği zaman, onu sakın fikir terazisine (mizanü'l-fikr) sokma; derhal helak olursun.

 

İbnü’l-Arabî’ye göre insan aklının en büyük yanılgısı, kendi kapasitesini aşan "Allah’ın Zâtı" (Mâhiyetü’llâh) üzerine hüküm vermeye çalışmasıdır.

Allah’ın zâtı (özü), akıl terazisine girmez.

Filozoflar Allah'ın zâtı hakkında konuştukça birbirine zıt görüşler üretmişlerdir

Peygamberler Allah'ın sıfatları konusunda tek bir dil (lisan-ı vahid) üzerine birleşmişlerdir.

Akıl sahipleri, ancak kendi zihinlerinde tasavvur ettikleri (yarattıkları) bir tanrıya ibadet ederler. Oysa gerçek Allah, şuhûd ehlinin (kalp gözü açık olanların) müşahede ettiğidir.

 

İlim süt ise Kur'an baldır.

Kur'an'ın manaları sonsuzdur; ne kadar derine dalınırsa dalınsın sonuna ulaşılamaz.

 

Kur'an'ı tefsir ederken yabancı kültürlerden gelen hikâyelerin (İsrailiyat) kullanılmasını Hz. Peygamber’in emrine aykırı bulur ve şiddetle reddeder.

 

Kur'an okuyan kişi sırasıyla; hocasının, sahabenin, Hz. Peygamber’in, Cebrail’in ve nihayet Allah’ın huzurunda olduğunu hissetmelidir.

 

BEŞİNCİ MOTİF

Müşahede, Mükaşefe ve Tecelliye Dayanması

Müşâhede, sâlikin (yolcu) akıl ve duyularla ulaşamadığı hakikatleri doğrudan "görmesi" halidir.

Müşâhede hali kişiye özeldir.

Müşâhedenin üç türü vardır:

1. Yaratılmışları Hak'ta görmek.

2. Hakk'ı yaratılmışlarda görmek.

3. Yaratılmışlar olmaksızın Hakk'ı (yakînen) görmek.

 

Mükâşefe "mânalar" (idealar) ile ilgilidir.

Bir şeyi sadece görmek yetmez, onun ne anlama geldiğini, "hareket ettirenin" kim olduğunu anlamak keşf ile olur.

 

Tecellî Allah’ın "Zâhir" (Açık/Görünür) ismiyle kendisini açığa vurmasıyla gerçekleşir.

 

ALTINCI MOTİF

Gâibten Besler İşitmesi ve Muhayyile Dünyâsı Vâkıa’lar ve Rüyâ’lar

"Vâkıa", uyku ile uyanıklık arasında, bilincin hem bu dünyada hem de mana âleminde olduğu özel bir andır.

İbnü’l-Arabî’ye göre hayal, sadece boş bir kuruntu değil, ruhun hakikatleri sembollerle gördüğü bir Berzah (Ara Durak) âlemidir.

 

İbnü’l-Arabî Kâbe ile arasında geçen konuşmaları Tâcü’r-Resâil (Mektupların Tacı) adlı eserinde topladığını belirtir.

 

YEDİNCİ MOTİF

Seçkin Ruhlar İle Bağlantı Kurması

Ruhların bir beden kalıbına bürünerek görünür hale gelmesi, Tecessüdü’l-Ervâh

 

İbnü’l-Arabî Ahmed (veya Muhammed) el-Sebtî, Zünnûn-ı Mısrî, Ebû Said el-Harrâz ve Ebû Abdurrahman es-Sülemî gibi büyük mutasavvıfların ruhlarıyla da görüştüğünü ve onlardan manevi hakikatler öğrendiğini belirtir.

 

İbnü’l-Arabî, ruhların tecessüd etmesini (bedenlenmesini) savunurken, Reenkarnasyon/Tenasüh (ruhların başka bir bedende yeniden doğması) fikrini kesinlikle reddeder.

İbnü’l-Arabî Tanrı'nın bir insana girmesi (hulûl) veya kulun Tanrı ile birleşmesi (ittihad) fikirlerini "ayağı kaydıran hatalar" olarak niteler.

 

SEKİZİNCİ MOTİF

Hızır’la Görüştüğünü Söylemesi Mehdi ve Deccal Meselesi

İbnü’l-Arabî, henüz genç bir sâlikken hocası Şeyh Ureynî ile bir meselede anlaşmazlığa düşer ve öfkeyle huzurundan ayrılır. Hanne Çarşısı'nda yürürken bir adam yanına gelir ve henüz kimseyle paylaşmadığı bu tartışmaya atıfta bulunarak: "Şeyhinin dediğini kabul et" der. Arabî geri döndüğünde, hocası Ureynî daha o ağzını açmadan: "Hızır’ın seni uyarmasına gerek var mıydı?" diyerek kerameti mühürler.

 

Dolunaylı bir gecede, geminin bordasından denize bakan Arabî, bir adamın suyun üzerinde batmadan, ayakları bile ıslanmadan kendisine doğru yürüdüğünü görür.

 

Bir mescidde, kerametleri inkar eden bir arkadaşına ders vermek için Hızır'ın bir hasırı (seccadeyi) havaya serip yerden 4-5 metre yükseklikte namaz kıldığına şahit olur.

 

Tasavvufun klasik sembolü olan "hırka" giyme geleneği

Hırka, fiziksel bir kumaş parçası değil; "güzel ahlak ve edep" elbisesidir

 

Deccal, yaşlı, tek gözü patlak bir üzüm gibi, alnında "K-F-R" (Kafir) yazan bir figür.

 

 

DOKUZUNCU MOTİF

Hazret-i Peygamberi Rüyâda Görüp Bilgi ve Talimat Alması

İbnü’l-Arabî için rüyalar bilginin doğrudan kaynağından (Peygamber'den) alındığı, hataların düzeltildiği ve ilahi talimatların iletildiği bir "manevi derslik" hükmündedir.

Bir rüyasında Hz. Peygamber, Arabî'ye sözlü emirlerini iletmesi için Hz. Osman’ı elçi olarak gönderir.

 

İbnü’l-Arabî, çok sevdiği hocası Ebû Medyen'e düşmanlık besleyen bir zata karşı kalbinde nefret taşımaya başlar. Hz. Peygamber rüyasında onu sertçe uyarır:

"Ebû Medyen'e kızıyor diye, Allah'ı ve beni seven birine neden buğz ediyorsun? Onu Allah ve Resul sevgisi için sevemez misin?"

 

ONUNCU MOTİF

Allah’ı Rüyada Görüp, İzin ve Talimat Alması

Arabî, rüyalarında bizzat Cenâb-ı Hakk ile muhatap olduğunu, O'nun kendisine ayetler okuduğunu ve sırlar açtığını söyler.

 

ONBİRİNCİ MOTİF

Kendisine Ayet Gelmesi

Yirmi altı yaşlarında, Endülüs’ün İşbiliyye (=Sevilla) şehrinde bulunurken, adı geçen şehrin kabristanında kendisine böyle bir hal olmuş, âyet adını verdiği bir söz işitmiştir.

 

ONİKİNCİ MOTİF

Kendi Miracından Bahsetmesi

Cismânî ve Ruhânî Miraç

Velilerin miracı ruhsaldır.

 

İbnü’l-Arabî, manevi miracı sırasında yedi kat göğü geçer ve her katta bir peygamberle derin felsefi/tasavvufi konuşmalar yapar.

1. Gök: Hz. Adem / İnsanlığın aslı ve daha önce bilinmeyen sırlar.

2. Gök: Hz. İsa ve Yahya  / Ruhun diriliği ve hayatın hakikati.

3. Gök: Hz. Yusuf / Suretlerin ve hayallerin güzelliği.

4. Gök: Hz. İdris / İctihad meselesi: İdris, temel meselelerde bile ictihadın caiz olduğunu, çünkü Allah'ın herkesin zannında/görüşünde olduğunu söyler. Ayrıca 40.000 yıl önceki bir "Adem"den bahsedilir.

5. Gök: Hz. Harun  / Varlıkta yokluk (fena) halini yaşayan ariflerin durumu.

6. Gök: Hz. Musa / Allah'ı görme (Rüyetullah) arzusu ve bu dünyanın kuralları.

7. Gök: Hz. İbrahim / Beyt-i Mamur'un aslında arifin "kalbi" olduğunun keşfi.

 

Yedi kat göğü geçtikten sonra Arabî, Sidre-i Müntehâ'ya ulaşır

Burada gördüğü Nil, Fırat, Süt ve Bal nehirlerini, dört temel ilahî bilgi (vehbî ilimler) olarak yorumlar.

"Nihayet bütün bir nur oldum" diyerek, tüm ilahi isimlerin tek bir cevherde (Allah'ta) toplandığını görür.

 

ONÜÇÜNCÜ MOTİF

Peygamber Olmadığını Açıklaması

Hz. Muhammed’den sonra şeriat peygamberliği iddia eden kimse, mutlaka yalan söylemiş ve kâfir olmuştur.

Allah’ın isimleri arasında "Veli" ismi vardır (bu yüzden velayet sürer), ancak "Nebi" veya "Resul" diye bir isim yoktur.

 

ONDÖRDÜNCÜ MOTİF

İnsanlara Nasihat ve Tebliğ Vazifesini Yüklenmesi

Fütûhât'ta belirttiğine göre, rüyasında iki kez bizzat Cenâb-ı Hakk'ı görmüş ve kendisine şu kesin talimat verilmiştir:

"Kullarıma nasihat et..."

Arabî'nin nasihatlerinin içeriği korkutucu bir dilden ziyade, Allah'ın sonsuz rahmetini müjdeleyen bir mahiyettedir.

Fütûhât-ı Mekkiyye'nin son bölümü (560. Bab) pratik öğütler, ahlaki düsturlar ve dervişlerin yolunu aydınlatacak vasiyetlerle doludur.

 

ONBEŞİNCİ MOTİF

Nadir Tabiat Olayları ve Kerametlerden Bahsetmesi

Anadolu'dayken Fırat Nehri'nin tamamen buz tuttuğunu ve üzerinden kervanların geçtiğini görmüş

Mekke'deyken gökyüzünü kaplayan yoğun kuyruklu yıldız yağmuruna ve eş zamanlı olarak Yemen'de gündüz vakti fenerle gezmeyi gerektirecek kadar şiddetli kum fırtınalarına şahit olmuştur.

 

ONALTINCI MOTİF

Tabiattaki Acaib Yaratıklardan Bahsetmesi

İbnü’l-Arabî, Sevilla (İşbiliyye) civarında bulunan, ne büyük ne de küçük olan garip bir hayvandan bahseder. Bu hayvanın en çarpıcı özelliği, yenilen parçasına göre insana anında (kitap okumadan) bir ilim dalını kazandırmasıdır:

Baş kısmı: Astronomi (İlm-i Nücum) bilgisini verir.

Gövde kısmı: Botanik (İlm-i Nebat) ve bitkilerin özelliklerini öğretir.

Kuyruk kısmı: Hidroloji (yeraltı sularını keşfetme) yeteneği kazandırır.

 

Irak ile Mekke arasındaki ıssız bir mağarada yaşayan, Arapça konuşan ve kadın suretinde olan bir hayvandan bahseder.

Bu hayvanın etini yiyen veya suyunu içen kişi, dünyadaki külli ve cüz’i olaylardan (gelecekten) haberdar olur.

 

Deniz kenarında Hz. Yunus kavminden kaldığına inandığı, 3-4 karış uzunluğunda devasa ayak izlerine şahit olduğunu anlatır.

 

ONYEDİNCİ MOTİF

Hikmetli Fıkralar ve Zahidlik Hikâyeleri Anlatması

Bir araya getirilmiş çubukların kırılamaması…

 

ONSEKİZİNCİ MOTİF

Benzetmeler (Teşbih ve Temsil) Yapması

Yaratılış "İlk Akıl" ile başlar, "İnsan" ile biter. Dairenin başı ve sonu birleşince varlık tamamlanır.

İnsan, kâinatı ayakta tutan ana direktir.

Allah’ın "Ol" demesi, birinin aynaya bakması gibidir. Aynada beliren suret (kâinat), ne bakanın aynısıdır ne de ondan tamamen başkadır.

 

Güneş ışığı (Varlık nûru), kırmızı bir camdan geçince kırmızı, yeşil camdan geçince yeşil görünür. Işık renksizdir (Allah değişmez); renklenmiş görünen şey, ışığın geçtiği mahalin (dünyevi varlıkların) özelliğidir. Dünyadaki değişimler Allah'ın zatında bir değişiklik yapmaz.

 

ONDOKUZUNCU MOTİF

Nükteli İfadeler ve Mizaha Baş Vurması

İbnü’l-Arabî, yoğun felsefi ve metafizik tartışmaların arasında okuyucuyu dinlendirmek, bazen de bir hakikati daha sarsıcı bir şekilde sunmak için nükte (esprit) ve mizah unsurlarını kullanır.

 

Bir dilenciye sadaka verecekken kesesinde uzun süre küçük para arayan adama hitaben / Allah katındaki değerini arıyor.

 

YİRMİNCİ MOTİF

Atasözü, Vecize ve Özdeyişlere Rağbeti

Arabî, düşüncelerini dondurmak ve akılda kalıcı kılmak için kendi buluşu olan veya gelenekten gelen özdeyişleri (aphorisms) bolca kullanır.

Üfleyerek kandili söndürür ve üfleyerek ateşi alevlendirir. Nefes aynı fakat istidadı farklı varlıklarda tecellisi farklı…

Kederliler için gece çok uzundur, nimet sahipleri için ise çok kısa.

 

YİRMİBİRİNCİ MOTİF

Arapça Olmayan Kelimeler Kullanması ve Ethnik Düşünceleri

Arabî, sadece Arapça ile sınırlı kalmamış; hayatının farklı safhalarında temas ettiği dillerden kelimeleri eserlerine (özellikle Fütûhât’ın son bölümlerine) dahil etmiştir.

 

YİRMİİKİNCİ MOTİF

Harflere Metafizik ve Sembolik Manâlar Vermesi Ayet ve Hadislerdeki Mülâhazalari; Ebced Hesabı

Harfler, varlığın yapı taşlarıdır ve her birinin ilahi bir mertebesi vardır.

Elif, birliği (Tevhid), yüce varlık sahasını ve kutbu temsil eder. Diğer harfler ona dahil olur ama o hiçbirine katılmaz.

Lâm varlık sahası ve ilahi sıfatların mahallidir.

Mim maddi (süfli) alem ve mülk sahibi Allah (Melik) ile ilişkilidir.

Kün emri / K (Kaf) harfi fiziksel dünyaya, N (Nûn) harfi ise ruhani (batıni) aleme bakar.

 

Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı

Yani Allah insanı "insan suretinde" (mükemmel bir biçimde) yaratmıştır.

 

YİRMİÜÇÜNCÜ MOTİF

Tekrarlamalar ve Çeşitli Unsurlar

Arabî, Futûhât'ı "bir enmûzec (hulâsa)" olarak görür.

 

Kâinatı bir tek kişi içinde toplamak Allah'a hiç de zor değildir

 

Bilin ki Allah'tan başka her şey batıldır

 

Her insanın değeri, yaptığı güzel işlerdir

 

YİRMİDÖRDÜNCÜ MOTİF

Tipik Rivayetler ve Süflilere Dair Menkıbeler

Ebû Bekir’in “İdrakin kavranmasındaki acizlik dahi bir idraktir" sözü, Tanrı'nın zatının tam olarak bilinemeyeceğinin itiraf edilmesinin en yüksek bilgi düzeyi olduğunu vurgular.

 

Bir şeye verilen isim o şeye bakış açısını ve fıkhi statüsünü belirler.

 

Bistâmî'nin "İrade etmemeyi irade ediyorum" sözü, kişinin kendi cüzi iradesini tamamen Allah'ın külli iradesinde yok etmesi (fena) durumunu anlatır.

 

Ebû Yezîd el-Bistâmî

Eserde Bistâmî, şeriat kurallarına son derece sadık, ancak manevi cezbe anlarında "şathiyye" denilen garip ve sarsıcı sözler söyleyen bir figür olarak betimlenir.

Ona göre asıl keramet, şeriat edeplerini muhafaza etmektir.

 

Hakîm et-Tirmizî

"Hakîm" unvanıyla anılan Tirmizî, tasavvuf düşüncesine felsefi derinlik katan ilk isimlerden biri kabul edilir.

 

Cüneyd-i Bağdâdî

Tasavvufun Kur'an ve Sünnet ile kayıtlı olduğunu savunan dengeli ekolün temsilcisidir.

Suyun rengi kabının rengidir

"Bin tane sıddık senin zındık olduğuna şahitlik etmedikçe hakikate ulaşamazsın" diyerek, zahir ehli ile hakikat ehli arasındaki derin uçuruma dikkat çeker.

 

Sehl b. Abdullah et-Tüsterî

"Azık nedir?" sorusuna "Allah'tır" cevabını vererek, gerçek yaşam kaynağının maddi gıdalar değil, ilahi varlık olduğunu vurgular.

 

Ebû Saîd el-Harrâz

Fenâ (benliğin yok olması) ve bekâ (Allah ile var olma) nazariyesinin kurucusu olarak anılır.

Harrâz, "Allah'ı ne ile bildin?" sorusuna, "O'nu iki zıt arasında bir araya getirerek (cem ederek) bildim" cevabını verir.

 

Hallâc-ı Mansûr

Şiblî, "İkimiz de aynı kaseden içtik ama ben ayık kaldım (sahv), o ise sarhoş oldu (sekr)" der.

 

Zünnûn el-Mısrî

Belâyı bir nimet olarak görmeyenin hikmet sahibi olamayacağını savunur.

"Kiminle oturup kalkalım?"

Görünüşü Allah'ı hatırlatan, sözü ameli artıran, hareketi dünyadan soğutan kişi.

 

Abdülkâdir Geylânî

Onu "güvenilir" ve "kendi zamanının kutbu" olarak tanımlar.

 

Ebu’s-Su’ûd ibn el-Şiblî

"Biz hissemizi Hakk’a bıraktık" diyerek en yüksek edep makamını sergiler. Bu, Allah’ın vekil kılındığı bir makamdır.

 

Muhammed ibn Kâid el-Evânî

Geylânî’nin arkadaşı olan İbn Kâid, tasarruf yetkisini aktif olarak kullanan bir sufidir.

 

YİBMİBEŞİNCİ MOTİF

Ömrün Kısalığından Şikâyet Etmesi

Gazâlî gibi seleflerinin aksine, o "vaktin müsaadesi" yerine "vaktin genişliği" (vus'ati) tabirini kullanır. Bu, hakikatlerin anlatılması için gereken "manevi zamanın" darlığına bir vurgudur.

 

YİRİMİALTINCI MOTİF

Kısa Zamanda ve Süratli Şekilde Yazması

O, kalbine doğan ilhamı doğrudan kağıda döker.


Nihat Keklik - el Futuhat el Mekkiyye Cilt II B - Özet / Notlar

Nihat Keklik - el Futuhat el Mekkiyye Cilt II B - Notlar

İbn'ül-Arabi'nin Eserleri ve Kaynakları İçin Misdak Olarak

el-Futûhât el-Mekkiyye, Bölüm B, Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1980

 


Önsöz

Nihat Keklik’in İbnü’l-Arabî’ye nispet edilen yüzlerce eserin hangisinin gerçek (otantik), hangisinin uydurma olduğunu tespit etmek için geliştirdiği yöntem Fütûhât-ı Mekkiyye'deki üslup, terim ve düşünce kalıplarını (motifleri) tespit etmektir.

 

İbnü’l-Arabî, kelimelerin dış kabuğuna (lafız) değil, özündeki anlama (mana) odaklanır. Bir tercüman gibi, sadece sözcükleri değil, o sözcüklerin işaret ettiği hakikati aktarmayı hedefler.

 

YİRMİYEDİNCİ MOTİF

Kendi Biyografisinden ve Ayrıca Hocaları İle Arkadaşlarından Bahsetmesi

İbnü’l-Arabî’nin 599 (1203) yılından sonra bir daha Endülüs ve Mağrip’e gitmediği sabittir.

Arabi’ye ait olduğu rivayet edilen eserlerde bu tarihten sonra Endülüs’te olduğu belirtilmişse o eser uydurmadır.

 

Babası Ali ibn Muhammed, hem Sultan İbn Merdenîş’in dostu hem de ünlü filozof İbn Rüşd’ün yakın arkadaşıdır.

Annesinin kökeni "Ensar"a (Medineli müslümanlara) dayanır. Dayısı Yahya ibn Yagan ise bir sultan iken tahtı bırakıp tasavvufa girmiş bir derviştir.

Meryem, ilk eşidir ve İbnü’l-Arabî onun yüksek manevi makamından övgüyle bahseder.

Zeyneb, kundaktayken düzgün bir Arapça ile konuşabilen, derin sorulara cevap veren bir çocuk olarak tasvir edilir.

 

İbnü’l-Arabî orta boylu, beyaz tenli, sarı saçlı ve iri gözlü olarak tasvir ediliyor.

 

560/1165: Mürsiye’de (Endülüs) doğdu

580/1184: İşbiliyye’de tasavvuf yolunda

586/1190: Hızır’la karşılaşıyor, manevi keşif dönemi

589/1193: Doğuya seyahat

598/1201: Mekke’ye gidiyor.

 

591 yılında Arabî, Fas’tayken Muvahhidî ordusunun Hristiyanlara (frenklere) karşı kazandığı zaferlere şahitlik eder. Fetih suresinin ilk ayeti olan "İnnâ fetha'nâ leke fethan mubînâ" ibaresindeki harflerin sayısal değerinin, fethin gerçekleştiği 591 yılına denk gelmesini bir ilahi müjde olarak kaydeder.

 

598 yılında İbnü’l-Arabî 37 yaşındayken Batı İslam dünyasından temelli ayrılır.

 

609 yılında Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus’un Antakya’dan yazdığı mektuba, İbnü’l-Arabî Malatya’dan nasihatlerle dolu bir cevap gönderir.

 

İbnü’l-Arabî 71-73 yaşlarındayken hala Şam’da Fütûhât’ın yüzlerce sayfasını yazmaya devam etmektedir.

 

Ebu’l-Bedr el-Temâşekî, İbnü'l-Arabî'nin Bağdatlı güvenilir bir dostu ve râvisidir.

 

Zâhir ibn Rüstem el-İsfahânî, İbnü'l-Arabî'nin Mekke'de hadis dinlediği ve "İmamü'l-Makâm" (Makâm-ı İbrahim imamı) olarak anılan hocasıdır.

 

İbnü'l-Arabî'ye nispet edilen bir kitabın uydurma olup olmadığını anlamak için, o kitapta adı geçen kişilerin Fütûhât'taki biyografik verilerle çelişmemesi gerekir.

 

YİRMİSEKİZİNCİ MOTİF

Kendi Eserlerini Zikretmesi

Fütûhâtü'l-Mekkiyye içerisinde bizzat ismini zikrettiği eserleri

 

Risâletü’l-Ahlâk

Fahreddin Râzî’ye hitaben, İbnü'l-Arabî henüz 32 yaşındayken (H. 591) yazılmıştır.

 

Ankâ-u Mugrib

İlâhî isimlerin evrenin yaratılışındaki rolü, Hz. İsa’nın velâyeti ve Mehdî meselesini anlatır.

 

el-Cem’u ve’t-Tafsîl

Alışılmış tefsirlerden farklı olarak "harflerin sırları" üzerinden bir Kur'an açıklaması sunar.

Ona göre tefsir, keşif ve harflerin metafizik mertebeleri (ulvi, orta, süfli âlemler) üzerinden yapılmalıdır.

 

Dîvân

 

El-Dürret'ül-Fahire

Karşılaştığı sufileri, hocalarını ve onlardan aldığı dersleri anlatır.

 

El-Ezel

Ezel (= ezelî) lafzının anlatılmasına dâirdir.

 

El-Fena fil-Müşâhede

 

Hılyet'ül-Ebdal

Ebdâl hânesinin dayandığı direkler dört tânedir ki onlar da: seher, açlık, sessizlik ve yalnızlık’dır.

 

Heyâkil el-envâr

Menzil, Allahın sana indiği ve senin de Allaha indiğin (ulaştığın) bir makâmdan ibârettir

 

El-Hüve

Zamir isimlerinden söz eder.

 

İnşâ’ud-Devâir vel-Cedâvil

Varlığın mertebelerini, akıl ve madde arasındaki ilişkiyi "daireler ve tablolar" (devâir ve cedâvil) şeklinde görselleştirerek anlatır.

 

El-İrşad fi hark’il-edeb'il-mutad

 

El-İsfar an Netaic il-esfar

Manevi yükselişi (miraç) ve peygamberlerin (Hz. Muhammed, Hz. Musa) hicret ve seferlerinin batıni anlamlarını inceler.

 

El- İsra ve Tertib'ür-Rahile

Sûfîlerin mîrâcından söz eder.

 

El-İttihad

 

El-Mebadi vel-Gayat

Harf İlmi (İlmü’l-Hurûf) üzerine yoğunlaşır.

Örneğin; "Ayn", "Gayn", "Sin" ve "Şin" harflerinin cinler alemiyle, "Nun" ve "Sad"ın insanî mertebelerle ilişkisini açıklar.

 

Mefatih'ül-guyub

Ana menziller/mertebelerden söz eder.

 

El-Ma'lum min akdid ehl ir-rusum

Secili bir dille yazılmış bir akide kitabıdır.

 

Manahic el-İrtika

300 makam ve 3000 menzil içeren devasa bir manevi yol haritasıdır.

 

Meratib ulum el-vehb

Sidre-i müntehâ’daki dört (tane) nehirden söz eder.

 

El-Ma'rife

Sufilerin akidesini ele alır

 

Ma'rifet'ül-medhal ila el-esma vel-kinayat

İlahi isimler (Esmâ-i Hüsnâ) üzerinedir.

 

Marifet'ül-Kutb vel-İmameyn

Kutub ve onun iki vekili (İmamlar) hakkındadır.

 

El-Merkez

Elementlerin (toprak, su, ateş, hava) mutlak bir "merkez" arayışında olduğu fikrine karşı çıkar.

 

Meşahid'ül-Kudsiyye

Kulun Rabbine, Rabbin de kuluna olan "yardımı" ve "dostluğu" arasındaki ince farkı anlatır.

 

Mevaki'un-Nucum

Vücut azalarının (el, dil, kalp vb.) manevi temizliğini ve kerametlerini anlatır.

Abdest ve namazın zahiri temizlikten öte, göklerin kapısını açan birer anahtar olduğu vurgular.

 

El-Mev'izet'ül-Hasene

Tıp ilmi ile bedensel itidal (denge) arasındaki ilişki / İtidâl isteyerek noksan olanı fazlalaştırmak yahut fazla olanın (bir kısmını) noksanlaştırmaktan söz eder.

 

Mubâyaat'ül-Kutb fi hazreti'l-Kutb

"Kutub" ve onun yardımcıları "İmamlar" arasındaki manevi biat sürecini anlatır.

 

Nasaih

Nasihatler

Din ve ahlak konusunda nasihat verecek kişinin sahip olması gereken derin bilgi ve mutedil mizaç üzerine bir eserdir.

 

El-Rahmet'ül-İlahiyye

Ariflerin kalplerindeki gizli sırların şerhidir.

 

El-Şe'n

Zamanın ve mekanın hakikatini inceler.

Zamanı bir "gün" olarak ele alır ve gece ile gündüzü anne-baba metaforuyla açıklar. Birinin diğerini örtmesiyle meydana gelen "doğumlar", o zaman diliminde yaratılan olaylardır.

 

Şerh'ül-Esma il-husna

 

Şerh Tercüman'il-Eşvak / Zehâir ve’l-A’lâk

Zahiren aşk şiiri gibi görünen Divanı hakkında yazdığı şerhtir. Şeyh bu şerhte, şiirlerindeki her bir imgenin (sevgili, kaş, göz, diyar) aslında ilahi tecellilere ve manevi makamlara işaret ettiğini göstermiştir.

 

Tac'ür-Resail ve Minhac'ul-vesail

Kâbe ile olan "haberleşme", "serzeniş" ve "konuşmalarını" topladığı risaleleridir.

 

El-Tedbirat'ül-İlahiyye

Bir devlet başkanının (akıl) kendi memleketinde (beden) nasıl adaletle hükmetmesi gerektiğini, ilahî yönetim ilkeleriyle paralellik kurarak açıklar.

Mikro-kozmos (insan) ile makro-kozmos (evren) arasındaki siyasi ve idari benzerliği işler.

 

Tefsir'ul-Kur'an / el-Cem’u ve’t-Tafsîl

el-Cem’u ve’t-Tafsîl fî ma’âni’t-Tenzîl ismiyle Tefsîr’ül-Kur’ân ismi aynı kitaba delalet eder.

Arabî için tefsir, sadece kelime manası değil, ilahi kelamın varlık mertebelerindeki karşılıklarını bulma işlemidir.

 

El-Tenezzülat'ül-Mevsıliyye

İbadetlerin ve varlığın "semavi" boyutlarını eşsiz bir sistemle ele alır.

Namaz vakitlerinin, gök tabakalarındaki (felekler) hareketlerle ve peygamberlerin ruhaniyetleriyle olan derin bağını açıklar.

 

Uklet'ül-Müstevfiz

Kâinatın yaratılış hiyerarşisini ve varlık katmanlarını anlatan en temel kozmolojik eserlerinden biridir.

"Tabiat" ve "Hebâ" (ilk madde/cevher) kavramlarını birer anne-baba gibi tasvir eder.

 

Kitâb’ül-Yakîn

İmanın mertebelerini ve kesin bilgiye ulaşmanın yollarını anlatır.

 

El-Zaman ve Marifet'üd-Dehr

Zamanın (zaman ve dehr) ne olduğunu ve insan algısındaki yerini tartışır.

 

El-Zehair vel-A'lak

Şiirlerini topladığı Tercümânü’l-Eşvâk'ın bizzat kendi kaleminden çıkan savunmasıdır.

 

İsmi Açıklanmamış Eserleri

Fi acaib el-Arz

Yeryüzünün fevkaladelikleri üzerine

 

Fi'l-Enhar’il-erbaa

Cennetteki su, süt, şarap ve bal nehirlerinin dünyadaki tasavvufi zevklerle (ilimlerle) olan ilişkisini anlatan bir kitap vaadidir.

 

Fil-Evveliyat

Yaratılış silsilesinin en başındaki "ilk varlıkları" (Akl-ı Evvel vb.) konu alır.

 

Fi ilm’il-Aded

Sayıların keşf yoluyla gelen "acaip sırları" olduğunu ve ömrü yeterse bu konuda müstakil bir eser yazmak istediğini söyler.

 

Fi ilm’il-mufazala

Ahiretteki ceza-mükafat dengesi, peygamberlerin sıfatları ve ruhların kurtuluşu gibi eskatolojik (ahiret bilimi) konuları içeren bir çalışmadır.

 

Fi mesail iş-Şer'

Dini meseleleri Kur'an'daki zahir karşılıklarıyla ele alacak bir fıkıh-metafizik sentezi yazmaya niyeti olduğunu belirtir.

 

Fi'n-Nikah is-Sari beyn'el-Ümmehat ve’l-Aba

Gökleri "babalar", yer unsurlarını ise "analar" olarak görür. Bu ikisi arasındaki etkileşimi (nikâh) var oluşun temeli sayar.

 

Fi Tabakat’il-Menazil

Tasavvufi makamların derecelerini ele alır.

 

Fütûhât'ta ismi geçen bu 48 eser (40 isimli, 8 isimsiz), İbnü'l-Arabî bibliyografyasının sadece "bir kısmı"dır.

 

YİRMÎDOKUZUNCU MOTİF

Şairlik Yönü ve Kendi Şiirleri

Fütûhât içinde yaklaşık 6700 beyit bulunmaktadır.

1041 beyit Arabî’nin "dedim ki" veya "bize aittir" dediği şiirlerdir.

Her bölümün (bâb) başında yer alan beyitlerin 2272’sinde isim zikredilmez.

Arabî bölüm başlarında yer alan şiirlerin o bölümün anahtarı/özeti olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla isimsiz şiirler de ona aittir.

 

Arabî şiiri şifreleme amacıyla kullanır.

Ona göre şiir; bilmeceler, semboller ve tevriyeler (bir sözü iki anlama gelecek şekilde kullanma) mahallidir.

 

Şiirlerinde geçen kadın isimleri, nehirler, mekanlar veya gençlik tasvirleri aslında birer perdedir.

 

Şiirleri

İnzâl’ül-Guyûb

Gençlik döneminde hocası Şeyh Mârtulî'nin teşvikiyle yazdığı, günümüze tam ulaşmayan ilk eseridir.

 

Tercümânü’l-Eşvâk

600-900 beyitlik, ilahi aşkın sembolik zirvesi olan ünlü divanıdır.

 

Büyük Divan

10.450 beyitlik şiir koleksiyonudur.

 

Şiirlerini sadece birer edebi ürün olarak değil, ulaştığı manevi mertebelerin (menzil, makam) birer "meyvesi" veya "tadı" (zevk) olarak sunar.

Şiir, düz yazının (nesir) bittiği veya yetersiz kaldığı yerde, o manevi tecrübenin "hal dili" olarak devreye girer.

 

Arabî, kendisine ait 3313 beyiti belirlerken şu kalıpları birer "mülkiyet işareti" olarak kullanır:

"Bu bâbı tazammun eden (içine alan) sözümüz..."

"Nutk ettim (söyledim)", "İnşâd ettim (okudum)", "Nazm ettim (şiire döktüm)."

"Bu mânâda bize âid...", "Bizim sözümüz..."

 

Bir yerde Emevi şairi el-Ahtal'a ait olduğunu söylediği bir beyti, başka bir yerde "Bu İbnü'l-Arabî'nin sözüdür" diyerek zikreder.

 

OTUZUNCU MOTİF

Tasavvufi-Felsefî Fragmentler

Arabî, bilgiyi elde ediliş yöntemine göre keskin çizgilerle ayırır:

Aklî İlim: Delil ve mantıksal yürütme (nazar) ile kazanılan, zorunlu veya çıkarımsal bilgidir.

Ahvâl (Hâl) İlmi: Sadece tecrübe (zevk/tatma) ile anlaşılabilir. Balın tatlılığını anlatamazsınız, ancak tattırabilirsiniz.

Sırlar İlmi: Aklın ötesindedir; ilham ve keşf yoluyla doğrudan kalbe üflenir.

 

Arabî'ye göre "Duyular asla yanılmaz." Göz, hızla çevrilen ateş parçasını bir "daire" olarak görüyorsa, o anki fiziksel şartlar altında görevini tam yapıyordur. Hata, duyuda değil; o duyuyu yorumlayan ve "orada gerçekten bir daire var" hükmünü veren akıldadır.

İlim varlıktır (vücud), cahillik ise yokluktur (adem).

 

Dilin yapı taşları, varlığın temel kategorilerinin birer yansımasıdır:

İsim = Zat: Varlığın kendisi, cevher.

Fiil = Hudûs: Oluş, meydana geliş, arazların hareketi.

Harf (Edat) = Rabıta: Şeyler arasındaki ilişki, bağ (copula).

 

Cevher, bölünemez olan "tek" hakikattir.

Arazlar (Nisbetler) bir an baki kalmayan, sürekli değişen tezahürlerdir.

Zaman ve mekan gerçek varlıklar (mevcud-ı aynî) değil, vehmî nisbetlerdir.

 

Mümkün / Âlemdir; varlık ve yokluk arasındadır. Kendi başına "yok" hükmündedir, ancak Allah'ın nuruyla "var" görünür.

 

Varlık, sadece dış dünyada (ayn) değil, dört farklı düzlemde gerçekleşir:

Aynî Vücud: Dış dünyadaki somut varlık.

Zihnî Vücud: Bilinenin insan zihnindeki tecellisi (hakikate uygunsa geçerlidir).

Lafzî Vücud: Kelimeler ve sesler aracılığıyla var olan gerçeklik.

Rakkamî (Kitâbi) Vücud: Yazı ve semboller (sayılar/harfler) aracılığıyla sabitlenen varlık.

 

Dehr: Sonu olmayan, ezel ve ebedi kapsayan, akılla kavranan mutlak hakikattir.

Zaman: Fiziksel dünyada feleklerin hareketiyle oluşan "vehmî" (göreli) bir süredir.

 

İlahi İsimler

Önder İsimler (Eimme-i Esma): Hayy (Diri), Âlim (Bilen), Mürîd (İrade eden), Kâdir (Güç yetiren), Kâil (Söyleyen), Cevâd (Cömert) ve Muksit (Adil).

Müdebbir ve Mufassıl: Âlemi yaratmak ve ayrıntılandırmak için "ilk ayağa kalkan" isimlerdir.

 

Her isim, diğer tüm isimlerin hakikatini içinde barındırır

 

Hz. Adem: İsimleri taşıyandır (hâmil).

Hz. Muhammed: Bu isimlerin mânâlarını ve özlerini (cevâmi’ul-kelim) taşıyandır.

 

İsimler ve sıfatlar, Zat üzerine eklenmiş somut nesneler (aynlar) değildir; sadece "ilişkilerdir" (nisbet).

"Vucûd" (Varlık) tektir; çokluk ise bu tek varlığın farklı aynalardaki (nisbetlerdeki) yansımasıdır.

 

Kozmik yapı

Amâ (Kozmik Bulut)

Yaratılış henüz başlamadan önceki "yer"dir. İbnü'l-Arabî buna Amâ der.

Amâ, tüm formları, ruhları ve tabiatları kabul etmeye hazır olan "evrensel cevher"dir. Allah'ın isimlerinin ilk tecelli ettiği, mekânın (eyniyet) başladığı ilk rütbedir.

 

Allah, mahlukatı yaratmayı irâde edince ilk olarak Akl-ı Evvel'i (İlk Akıl) yaratır.

Kalem (Akıl): Tasarlayıcı ve yazıcı güçtür.

Levh (Nefs): Üzerine yazılacak olan, her şeyin kaydedildiği korunan levhadır.

 

Kalem (akıl) ve Levh (nefs)’ten sonra evrenin inşası başlar: Tabiat → Hebâ (İlk Madde) → Cisim

Arş: Cisimler âlemini kuşatan en dış çemberdir. Varlığın sınırıdır.

Kürsî: Arş'ın içinde yer alır; emir ve nehyin (yasaların) başladığı yerdir.

Felekler (Gökler): İç içe geçmiş küreler gibi tasarlanmıştır. Her feleğin bir ruhu (meleği) ve bir görevi vardır.

Unsurlar (Dört Element): Ateş, Hava, Su, Toprak. Bunlar "süfli analar"dır; yeryüzündeki oluşumların maddesel temelidir.

 

Hebâ (Toz/Kozmik Toz), modern fizikteki "sicim" veya "ilk madde" kavramlarına benzer. Bu tozun içindeki ışığı en mükemmel şekilde kabul eden ise Hakikat-i Muhammediyye'dir (İlk Işık/Akıl).

 

İlk cisim yaratıldığında, ona "şekillerin en faziletlisi" olan dâirevî şekil verilmiştir.

 

Küresel formdan sonra gelen ilk şekil üçgendir.

Arabî'ye göre tüm karmaşık cismânî varlıklar, eşit kenar ve açılı üçgenlerden (fraktal bir yapı gibi) neşet eder.

 

Atlas Feleği

Yıldızsız ve şeffaf bir küredir. Zamanın (günler, aylar) ana ölçüsü bu feleğin hareketidir.

12 burç, aslında "Kuşatıcı Felek"te (Arş) görevli 12 büyük meleğin makamlarıdır.

 

Cevher-i ferd

Madde mimarisinin en küçük yapı taşıdır. Her atomun eşsiz olduğu ve benzerinin bulunmadığı belirtilir

 

İnsan zihni beş rûhâni kuvvetten oluşan bir bilgi işleme merkezidir.

Hiss (Duyular): Dış dünyadan veri toplar.

Hayâl: Duyuların verilerini "berzah" (ara bölge) olan hayal hazinesine taşır.

Hıfz (Hafıza): Verileri depolar.

Mütehayyile/Musavvire: Bu verilerden, daha önce görülmemiş yeni imgeler/sûretler terkib eder (Yaratıcı hayal gücü).

Akıl: Bu verileri analiz eder ve tümel sonuçlara ulaşır.

 

İnsan, yaratılış hiyerarşisinin (Melek, Can, Maden, Bitki, Hayvan) hem son halkası hem de özetidir.

İnsan "zıtların toplamıdır." Hem topraktan gelen yoğunluğa (kesif) hem de ilahi ruhtan gelen inceliğe (latif) sahiptir.

İnsan, "Büyük Mushaf" olan evrenin bir "küçük nüshasıdır." Evrende ne varsa (felekler, elementler, ruhaniyetler) insanda bir karşılığı vardır.

Arş: İnsan bedeni.

Kürsî: İnsanın nefsi.

Beyt-i Ma’mûr: Kalp.

Gezegenler: Beynin farklı bölümlerine ve zihinsel yetilere karşılık gelir.

"İnsan-ı Kâmil", varlığın varoluş sebebidir (illet-i gaye).

 

Allah, kendi isim ve sıfatlarını görebilmek için kainatı yaratmış, ancak insan-ı Kâmil ilahi tecellinin tam olarak göründüğü yerdir.

Kainat bir beden ise, İnsan-ı Kâmil onun ruhudur.

 

Tasavvufi Hiyerarşi

Kutub (Gavs): Zamanın tek yöneticisi, Hz. Muhammed’in ruhunun o asırdaki mazharıdır.

İmâmeyn (İki İmam): Kutbun sağ ve sol vezirleri (Mülk ve Melekût alemlerine bakarlar).

Evtâd (Dört Direk): Dünyanın dört yönünü (Kuzey, Güney, Doğu, Batı) koruyan manevi sütunlar.

Ebdâl (Yediler): Yedi iklimi (coğrafi bölgeleri) muhafaza eden veliler.

 

Ahlak hükümleri ülkelerin ve niyetlerin değişmesiyle değişir/dönüşür.

Herhangi bir eylem, niyetine ve sonucuna göre "iyi" veya "kötü" olabilir.

 

Aşk

Mecnûn o kadar yoğun bir içsel aşk yaşamıştır ki, zihnindeki (batıni) Leylâ sureti, dışarıdaki (zahiri) gerçek Leylâ’dan daha hakiki hale gelmiştir.

Bazı sufilere göre Mecnûn aslında Allah’a âşıktır; Leylâ ise bu aşkın yeryüzündeki perdesidir (hicab).

 

Arabî insanın dünyadaki amellerinin (eylemlerinin) mezarda bir "suret" (kişilik) olarak karşısına çıkacağını söyler. Yani eylemlerimiz, ahiretteki bedenimizi inşa eden tuğlalardır.

Dirilişin sadece nefs (ruh) ile değil, bir form/beden ile olacağını savunur.

 

TATBİKAT VE SONUÇ

Fütûhât'ta tespit edilen 30 motiften 19 tanesi Dîvân'da açıkça bulunur.

 

Dîvân'da kendisini eleştiren fakihlere karşı takındığı tavır, Fütûhât'taki sert üslubuyla tam bir paralellik içindedir. / Düşünce özgürlüğü

 

Her iki kitapta da (Fütûhât ve Dîvân) "ben aklımla yazmıyorum, Hakk bana imla ediyor (yazdırıyor)" iddiasını yineler.

 

Rüyasında Tanrı'yı görmesi, rüyada şiirler ilham edilmesi iki eserde de ortaktır.

 

Fütûhât'ta bahsettiği dayısı (Havlânî) ve amcasından (Tâî) Dîvân'da da aynı şekilde bahseder.

 

Kur'an'daki gizemli harflere (Elif-Lâm-Mîm vb.) duyduğu ilgi Dîvân'da ve pek çok eserinde dikkat çeker.

 

Dîvân üzerinde İbnü’l-Arabî’nin ismi bulunmasaydı bile, bu motifler sayesinde eserin ona ait olduğunu ispat edebilirdik.

23.3.26

Mustafa Çakmakoğlu - Klasiklerimiz X, Fütühat-ı Mekkiyye / makale özeti

Mustafa Çakmakoğlu - Klasiklerimiz X, Fütühat-ı Mekkiyye

Tasavvuf Dergisi, cilt: IV, sayı: 11, 2003, s. 407-444

 

Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin Hayatı ve Eserleri

Tam künyesi: eş-Şeyhu’l-Ekber Muhyiddin Muhammed b. Ali b. Muhammed el-Arabî et-Tâî el-Hâtımî şeklindedir.

 

Halis bir Arap olduğunu, asil bir soydan geldiğini ve soyunun, cömertliği ve mertliği ile meşhur Hâtem-i Tâî’ye dayandığını, Benû Tayy kabilesinden geldiğini İbnü’l-Arabî’nin kendisi söyler.

 

Babası, (saraya yakın) İbn Rüşd’ün yakın dostu Ali b. Muhammed’dir.

 

590/1194 yılında babasının, hemen ardından da annesinin vefatından sonra, ailenin tek erkek çocuğu İbnü’l-Arabî’ye iki kız kardeşine bakma yükümlülüğü kalır. Halbuki o, yıllar önce fakirlik yolunu seçip bütün variyetini terk ederek maişetini Allah’a havale etmiştir.

Fakat iki kız kardeşinin bakımını da ihmal etmez

 

İlk evliliğini memleketinin ileri gelenlerinden olan Muhammed b. Abdun el-Bicâî’nin kızı Meryem ile yapmıştır.

İkinci evliliği Mekke’de, Haremeyn Emîri Yunus b. Yusuf’un kızı Fatıma iledir.

Bu evliliğinden Muhammed İmâdüddîn (ö. 667/1268) adındaki oğlu olur.

Üçüncü evliliğini Sadreddin el- Konevî’nin dul annesiyle, dördüncü evliliğini ise Şam kadısı ez-Zevâvî’nin kızıyla yaptığı rivayet edilir.

Amcası ve dayıları devrin önemli sufilerindendir. / yetişmesinde büyük tesirlerinin oldu

 

Mürsiye’de 560/1165 yılında doğdu.

…tam doğum vakti 17 Ramazan 560/27 Temmuz 1165 Pazartesi gecesi.

İlk sekiz yılı Mürsiye’de geçmiştir.

Ailesi muhtemelen 568/1173’de, Mürsiye (Murcia)’den kesin olarak ayrılıp başkent Işbiliyye (Seville)’ye gider ve Ibnü’l-Arabî’nin babası burada Sultan Ebu Yakub’un hizmetine girer.

 

Çocukluk çağlarında Ebu Abdullah el-Hayyat isimli tasavvuf ehli bir zattan Kur’an-ı Kerim dersleri almıştır.

Yirmi yaşlarındayken, 580/1184 yılında artık bir şeyhe intisap eder.

İlk mürşidi Ebu’l-Abbas el-Uryebî

 

Meriye mektebi temsilcilerinden İbnü’l-Arif, İbnü’l-Arabi, bu sufîden etkilenmiş.

Tasavvufi bir eğitim almakla kalmaz şer‘î ilimlerde de derinlemesine vukûfiyet kazanır.

Kendisini ciddi bir şekilde Kur’an ve Hadis ilmine verir.

 

Hayatının büyük bir kısmını hakikati aramakla, sürekli seyahatle geçirir.

589/1193 yıllarında Fas’ın önemli bir liman kenti Sebte’ye, oradan da Tunus’a geçer ve burada, Şeyh Abdü’l-Aziz el-Mehdevî ile tanışır.

596/567 yıllarında hac niyetiyle, Mekke’ye doğru yola çıkar.

598/1201’de Hicaz’a ulaşır. Büyük eseri el-Fütuhâtü’l-Mekkiyye ilk defa Mekke’de kendisine ilham olunmaya başlar.

601/1204 yılında Urfa, Diyarbakır ve Sivas üzerinden Malatya’ya gelir.

602/1205’te Konya’ya gelir.

620/1221 yılında artık Şam’a yerleşmiştir.

Burada 627/1229 yılı muharrem ayında manevi bir işaretle Fusûsü’l-Hikem isimli kitabını yazar.

 

Fütûhât’ın ilk nüshasını Şam’da, 629/1231 yılında tamamlar. Şeyhü’l-Ekber Muhyiddin İbnü’l-Arabî 22 Rebiülâhir 638/ 8 Kasım 1240 tarihinde Şam’da vefat etmiş ve burada Kasyûn dağı eteklerine defnedilmiştir.

 

Osman Yahya’nın oluşturduğu genel fihristten, mükerrer ve izafeler çıkartıldığında İbnü’l-Arabî’nin yaklaşık 550 civarında eseri olduğu tahmin edilmektedir (Historie et Classification de L’oeuvre d’Ibn ‘Arabî, Şam 1964).

 

En meşhur eserleri:

el- Fütûhatü’l-Mekkiyye,

Füsûsü’l-Hikem,

İnşâü’d-Devair,

Ukletü’l-Müstevfiz,

et-Tedbîrâtü’l-İlahiyye,

et-Tenezzülâtü’l-Mevsıliyye,

Ankâ-ı Muğrib,

el-Meârifü’l-İlahiyye (Divan),

el- Abâdile,

Ruhu’l-Kuds,

Tercümanü’l-Eşvâk...

 

el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye

…eserini özellikle şeyhi Abdülaziz el-Mehdevî ve yakın dostu, âzatlı köle Abdullah Bedr el-Habeşî’ye ithâfen kaleme almıştır.

 

Fütûhât’ın ilk nüshasını Şam’da, 629/1231 yılı Safer/Aralık ayında tamamlar.

632/1234’te bu eseri bütünüyle gözden geçirerek ikinci kez yazmaya başlamış ve 24 Rebîülevvel 636/1238’de tamamlamıştır.        İbnü’l-Arabî, vefatından iki yıl önce bizzat kendi eliyle otuz yedi cilt halinde yazdığı bu ikinci nüshaya bazı eklemeler yaptığını söyler.

 

Osman Yahya bu iki nüsha arasında tespit ettiği lafzî, fikrî ve tarihî bazı farklılıklara işaret eder ve İbnü’l-Arabî’nin ilk nüshada ifade bakımından daha cüretkâr olduğunu vurgular.

 

Müellif tarafından kaleme alınan ikinci nüsha İstanbul’da Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir (nr. 1845-1881). Konya nüshası olarak bilinen ve otuz yedi ciltten müteşekkil bu nüsha açık ve itinalı bir mağrib neshiyle yazılmıştır.

 

Eser, ilk olarak Emir Abdulkadir el-Cezairî tarafından Mısır’da neşredilmiştir (Bulak 1297).

 

Eser, ilk olarak Emir Abdulkadir el-Cezairî tarafından Mısır’da neşredilmiştir (Bulak 1297).

 

Batıda ilk kez Michel Valsan (Mustafa Abdülaziz) tarafından Fransızca kısmî bir tercüme yapılmış ve on bir parçadan ibaret olan bu tercüme 1953-1966 yılları arasında Etudes Traditionneles (Paris) dergisinin           çeşitli sayılarında yayımlanmıştır.

 

Özlü ve dolaysız bir nesir üslûbu, şeyhin diğer bazı eserleriyle mukayese edildiğinde Fütûhât’ın okumasını kolaylaştırmaktadır. Özellikle müellifin Fusûsü’l-Hikem, el-Ankâu’l-Mugrib ya da Kitâbu’l-İsrâ gibi veciz eserlerini dikkate aldığımızda, Fütûhât’ın, bazı bölümleri istisna edilmek kaydıyla sade bir nesir üslûbuyla yazıldığını söyleyebiliriz.

 

İlahî tevfik rehber olmadıkça “aklın ayağı”nın kayma korkusu vardır.

 

O, ele aldığı konuları, ya vahdet-i vücûd anlayışından hareketle işlemekte ya da nihaî olarak vahdet-i vücûda bağlamaktadır.

 

Fütûhât otuz yedi kitaptan (sifr) meydana gelmektedir. Eser şematik olarak altı ana bölüme (fasl), bu ana bölümler de 560 alt bölümlere (bâb) ayrılmıştır.

 

…bir çok farklı menazilin sırlarını ihtiva eden 559. bâb hacim itibarıyla en geniş olanıdır ve müstakil bir kitap gibidir.

…bu bâb-ı câmî’ Fütûhât’ın özeti mahiyetindedir.

 

eserin altı ana bölümü

1- Mearif: Genel olarak tasavvuf ilmi, sırlar ilmi ve şeriat ilimlerine ayrılmış olan bu bölüm 73 bâbdan müteşekkildir.

harfler ilminden bahseder.

Zayıf kalbe gelen bir vesvese ona hemen etki ederken, ilimle, ruhû’l-kudsle teyit edilmiş sağlam bir kalbe gelen vesvese ve şüphe onda kaybolup gider.

 

2- Muâmelât: Sûfînin seyr-i sülukuyla alakalı olarak yapması gerekenleri ihtiva eden bu bölüm 116 bâba ayrılmıştır.

Bu bölümde tevbe, mücahede, halvet, uzlet, takva, zühd, fütüvvet, haset, şehvet, tevekkül, şükür, sabır, murakabe, ihlas... gibi tasavvufî bir çok konu ve kavrama yer verilmiştir.      

 

3- Ahvâl: Ruhânî miracında salike arız olan halleri ihtiva eden bu bölüm 80 bâba ayrılmıştır.

Sefer, tarik, hal, makam, şath, riyazet, tecellî, telvin, hayret, kabz, bast, fena, beka, cem, tefrika, himmet, vecd, tevacüd, mahv, isbat... gibi bir çok tasavvufi konu ele alınmıştır.

 

4- Menâzil: Manevî tahakkuk esnasında salikin yükseldiği rûhânî derecelerin yer aldığı bu bölüm 114 bâbdan oluşmaktadır. Bu bölümde kutb, iki imamın menzilleri, Muhammedi ve Mûsevî menziller, şehadet ve gayb âlemleri, saadet ve şekavet ehli, melamet, vahyin iniş şekilleri, nebi, veli ve meleklerin dereceleri, azap, azabın gerekliliği, uhuvvet...gibi bir çok konu ve bunların sırları hakkında geniş malumât verilmiştir.

 

5- Münâzelât: Sufînin manevi miracına mukabil olarak ilâhî tenezzülâtı ihtiva eder. Salikin yükseldiği, tavsifi mümkün olmayan en son noktayı ihtiva eden bu bölüm 78 bâb halindedir.

 

6- Makâmât: Salikin ruhânî terakkisi esnasında katettiği merhaleler ve tahakkuk ettiği makamları ihtiva eden bu bölüm ise 99 bâba ayrılmıştır. Bu bölümün başında ricâlü’l-gayb konusuna yer verilmiştir.

 

559. babda eserini özetledikten sonra son bâbda da müridlerine şer‘î ve hikemî nasihatlerde bulunur.

 

Eserin bölüm ve bâblarının sayısının dahi sembolik anlamlar taşıdığı ileri sürülmüştür. Meselâ, altı ana bölüm Allah (cc.)’ın semaları ve yer yüzünü yarattığı altı günü, Meârif bölümünün bâb sayısı imanın 73 şubesini, Menâzil bölümünün bâb sayısı Kur’an’ın 114 suresini, Makâmât bölümünün bâb sayısı ise Allah’ın 99 ismini sembolize etmektedir. Yine müellifin doğum tarihiyle (560/1165) feth suresinin kelimelerinin toplamının da Fütûhât’ın bâb sayısıyla aynı (560) olması da dikkat çekicidir.


1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 1. cilt - Notlar

Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 1. cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2007

 


BİRİNCİ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN BİRİNCİ KISMI

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

 

Allah her şeyi yokluktan var etti ve varlığı kendi "kelimelerine" dayandırdı

 

Her kulun bir ismi vardır ki o isim o kulun rabbidir (bu, o insanın fıtratına baskın gelen İlahi İsimdir). Kul beden, bu isim ise onun kalbidir.

 

Hakikat-i Muhammedi

Hz. Muhammed alemin özü ve varlık sebebidir.

 

Allah’ın önce bir su cevheri yarattı

Bu cevher İlahi celal karşısında eriyerek bugünkü unsurların temelini oluşturdu

Allah'ın heybetiyle bu cevher erimiş, buhardan gökler, köpükten ise yer yaratılmıştır.

 

(Abdülaziz el-Mehdavî’ye yazdığı mektup)

Adem sadece topraktan bir varlık değil, tüm İlahi isimleri toplayan bir "mahal"

Melekler Adem'deki karanlığı (toprağı) görüp onun içindeki nuru ve isimlerin yüceliğini başlangıçta kavrayamadı

İblis insanın içindeki "kötülüğü emreden nefs" ve şehvetleri görüp ona nefretle baktı

 

Hakk’ın nuru her zaman var, ancak kulun arzuları bir "bulut" gibi bu nuru perdeler

 

Göz ucunla bedenime doğru bakma / Ruhunu şarkılarla beslemekten uzak dur / Zat’ın zat deryasına dal da / Gözlere açılmamış sırları gör.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN İKİNCİ KISMI

Fihrist Bölümü

Birinci Fasıl: Marifetler

İkinci Fasıl: Muameleler

Üçüncü Fasıl: Haller

Dördüncü Fasıl: Menziller

Beşinci Fasıl Münâzeleler (Yükseliş ve İnişin Çakışması)

Altıncı Fasıl: Makamlar

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ÜÇÜNCÜ KISMI

Kitabın Girişi

İlimlerin Mertebeleri

1. Akıl İlmi: Delil ve inceleme yoluyla elde edilen bilgilerdir. Aklın bilgisi yanılabilir.

2. Haller İlmi: Sadece zevk ve tatma (yaşama) yoluyla öğrenilebilen ilimlerdir (balın tadı gibi).

3. Sır İlimleri: Aklın gücünün ötesinde, Ruhu'l-Kuds’ün kalbe üflediği ilimlerdir; peygamberler ve veliler bu ilme has kılınmıştır.

Sırlar ilmi olan bu üçüncü sınıfın özelliği şudur: Bir insan onları bildiğinde, bütün ilimleri öğrenir ve kuşatır.

 

Eğer bir bilgi doğruysa (özellikle ahlak ve nefis terbiyesi konusunda), onu kimin söylediğine bakılmaksızın kabul edilmelidir.

 

Filozofun dinsiz olduğu iddiana gelince, bir insanın dinsiz olması söylediği her şeyin geçersiz olduğu anlamına gelmez.

 

Allah'a giden yolun dört unsuru

Çağrılar: İrade, azim, himmet ve niyet gibi içsel itkiler.

Dürtüler: İstek, korku ve tazim (yüceltme).

Ahlak: Başkasına yarar sağlayan (geçişli) ve bireysel kemal (geçişsiz) ahlakı.

Hakikatler: Zat, sıfat, fiil ve meful (oluşlar) mertebelerine dair keşifler.

 

Allah ehline tahsis edilmiş ilmin etrafında döndüğü esas, yedi meseledir: Onları bilene hakikat ilimlerinden herhangi bir şeyi anlamak güç gelmez. Bu yedi mesele Allah’ın isimlerini bilmek, tecellileri bilmek, Hakkın kullarına şeriat diliyle olan hitabını bilmek, varlığın yetkinliğini ve eksikliğini bilmek, hakikatleri yönünden insanı bilmek, hayale dayanan keşfi bilmek, hastalık ve çarelerini bilmek.

 

İnsanlar doğuştan gelen temiz bir fıtratla Allah'ı bilirler. Kelam ilmi ise çoğu zaman bu temiz fıtrata kuşku bulaştırır.

Allah, onları fıtratın sahihliği üzerinde bırakmıştır... Onlar, birisi tevile yeltenmediği sürece, bu konuda doğru ve sahih bilgiye sahiptir.

Kelam ilmi, dini inkar edenlere veya şüphe yayanlara karşı bir kalkan olarak geliştirilmiştir.

 

Şeytanın ezan okunurken uzaklaşmasının sebebi, müezzin lehine tanıklık etmek zorunda kalmak istememesidir.

 

Allah var idi ve hiçbir mekan yoktu, şimdi de öyledir.

Harfsiz, sessiz ve dilsiz ezeli bir kelamla konuşur. Kur'an, Tevrat, Zebur ve İncil bu konuşmanın tezahürleridir.

Eryen Kubbesi / dört yöne ait alimler

Batılı alim, varlığın fiziksel ve mantıksal temelini "cevher" ve "hadis" (sonradan var olan) kavramları üzerinden açıklar.

Arazlar (nitelikler) kendi başlarına var olamazlar, mutlaka bir mekanda (cevherde) bulunurlar. Yer değiştiremezler; her an yeniden yaratılırlar.

Allah; cisim değildir (bileşimi kabul etmez), araz değildir (başkasına muhtaç değildir) ve cevher değildir (boşluk ve dolulukla sınırlanamaz).

 

Doğulu alim

Evrendeki nizam (muhkem yapı), bir yaratıcının ilmini; yokluktan varlığa çıkarma ise mutlak kudretini kanıtlar.

Bir şeyin var olması ile yok olması eşit ihtimalken, var olmasının tercih edilmesi ancak bir "İrade" ile mümkündür.

 

Şamlı alim

Allah yaratır, kul ise bu fiili "kesp" eder (üstlenir). İrade ile hareket arasındaki bu bağ, sorumluluğun temelidir.

İyi ve kötü, nesnelerin özünden değil, şeriatın ve gayenin belirlemesinden kaynaklanır.

 

Yemenli alim

Bir şeyi ilk kez yaratan, onu bozduktan sonra tekrar inşa etmeye de kadirdir.

 

Hak ile mümkün (yaratılmış) arasındaki ilişki, ancak sahih kanıtlarla kurulabilir.

 

Hakk’ın zatı bilinmez, ancak müşahede edilir; buna karşılık Ulûhiyet (Tanrılık vasıfları) bilinir fakat müşahede edilmez.

Sınırlı olan varlığın (mümkün), Mutlak olanı (Zorunlu Varlık) zat yönünden bilmesi imkansızdır. İkisi arasında ortak bir yön bulunamaz; çünkü mümkün yokluğa tabidir.

 

Yaratılış, Ulûhiyetin hükümlerinin bir sonucudur.

Çünkü kahredilen olmaksızın kahreden, güç yetirilen olmaksızın güç yetiren olamaz.

Herhangi bir isim hükümsüz kalsa idi, işlevsiz kalırdı. Halbuki ulûhiyette işlevsizlik imkansızdır.

 

Uluhiyetin bir sırrı vardır, ortaya çıksaydı, Uluhiyet batıl olurdu.

 

Kötülük bir şeyin özü değil, ilahi bir hükümdür ve irade sadece yaratılan şeylere yönelir.

 

Allah'ın zatının mümkünlere çeşitli yönlerden temas etmesiyle isimler çoğalır.

Bütün bunlarda hakikat tektir. Sadece ilişilenlerin hakikatleri nedeniyle ilişmeler artmış, isimlendirilenler nedeniyle isimler çoğalmıştır.

 

Akıl nuruyla Ulûhiyetin bilgisine... iman nuruyla ise akıl, zatın ve Hakk’ın kendisine izafe ettiği niteliklerin bilgisine ulaşır.

 

Varlıklar değişmez ve hakikatler başkalaşmaz. Binaenaleyh ateş suretiyle değil hakikatiyle yakar.

 

O’nu bilseydin O olmazdı; O seni bilmeseydi sen olmazdın. ... Bilinen sensin.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DÖRDÜNCÜ KISMI

Birinci Bölüm

Kâbe / Kalp gözü açık olanlar için bu "cansız" yapı, ilahi bir ayna hükmündedir.

 

Kâbe "varlığın kalbi," ancak asıl Kabe, insanın kalbidir.

 

(Kâbe’ye Giriş)

 

İkinci Bölüm

Birinci Fasıl

"Hükümdarın mertebesi" olarak insan, tüm isimlerin ve meleklerin kendisine yöneldiği bir merkezdir.

 

Harfler, alemin sırlarını taşıyan "imamlar"dır. Harfler; feleklerin dönüşü, doğa (sıcaklık, soğukluk vb.) ve ilahi isimlerle doğrudan bağlantılıdır.

 

Elif, Ze, Lam: İlahi Mertebe

Nun, Sad, Dat: Beşeri Mertebe

Ayn, Gayn, Sin, Şin: Cin Mertebesi

Diğer 18 Harf: Melekût Mertebesi

 

Harflerin de insanlar gibi "mizaçları" vardır.

 

Elif: En özel harftir. Dört zıt özelliği (sıcaklık, soğukluk, yaşlık, kuruluk) kendinde toplar. Bu yüzden her aleme uyum sağlar.

 

Sıcak ve Kuru Harfler: Hareketin ve oluşun temelini oluşturur.

Soğuk ve Nemli Harfler: Daha durağan ve latif harflerdir (He ve Hemze gibi).

 

Nun: İnsan mertebesinin merkezidir.

 

Meleklere ait olan 18 harf, insanın bilgileri algıladığı 18 feleğe tekabül eder.

 

Arif: Hareketi her zaman "doğrusal" (Hakk'a giden) olandır.

Abid (İbadet eden): Hareketi "geriye doğru" (başlangıç noktasına dönen) olandır.

 

Ruhların hayatı kendinden (zatından) kaynaklandığı için ölmezler. Bedenin canlılığı ise ruhun bir yansımasıdır (Güneş ışığının yeryüzüne yansıması gibi).

 

Zıt kutupların birleşmesiyle evrenin dört temel direği meydana gelir:

Ateş: Sıcaklık + Kuruluk

Hava: Sıcaklık + Yaşlık (Hayatın nefesidir, her şeyi hareket ettirir).

Su: Soğukluk + Yaşlık

Toprak: Soğukluk + Kuruluk

 

Harfler ve elementlerin ilişkisi

 

İlahi Mertebe (Nun): "Biz" (Nahnu) sırrını taşır. Allah ve kul arasındaki ilişkiyi temsil eder.

İnsan Mertebesi (Mim): Mim üçlüdür (Ye, Elif, Hemze'yi içerir), insanın mükemmelliğini simgeler.

Cin Mertebesi: Cim, Vav, Kef, Kaf.

Hayvan Mertebesi: Dal, Ze, Sad, Ayn, Dat.

Bitki Mertebesi: Elif, He, Lam.

Cansızlar Mertebesi: Ba, Ha, Ti, Ye, Fe, Ra…

 

Fıtrat: İnsanın ruhlar alemindeki "Bela" (Evet, Rabbimizsin) sözüyle başlayan tevhid dinidir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN BEŞİNCİ KISMI

Harflerin Mertebeleri

Azamet (Ceberut) Alemi: He (هـ) ve Hemze (ء). En yüksek ve kudretli harflerdir.

Yüce (Melekût) Alem: Ha (ح), Hı (خ), Ayn (ع), Gayn (غ). Ruhsal boyutu temsil ederler.

Aşağı (Mülk/Şehadet) Alem: Ba (ب), Mim (م), Vav (و). Maddi ve görünen alemi temsil ederler.

Karışık ve Berzah Alemler: Elif, Vav ve Ya gibi harfler, bir halden diğerine geçişi temsil eder.

 

Avam (Sıradanlar): Cim, Dat, Ha, Dal, Gayn ve Şın.

Seçkinlerin Seçkini (Hulasatu'l-Hulasa): Ba (ب) harfi burada zirvededir.

Sure Başlarındaki Harfler (Hurûf-u Mukatta'a): Bu 14 harf (Elif, Lam, Mim, Sad vb.), harfler aleminin en üstün "seçkinlerini" oluşturur.

 

Bakara Suresi ve Elif-Lam-Mim

Elif'in harekeden yoksun olması, zata işaret eder.

 

Kudüs'ün Fethi (Hicri 583) / Cifr ve Ebced

 

Harfler alemi, ilahi emirlerin taşındığı ve varlığın inşa edildiği bir "şifreler" sistemidir. Elif vahdeti (tekliği), Nun ise yaratılışın dairesini tamamlar. İnsan bu harflerin sırlarını (imanın 70 küsur şubesi gibi) çözdükçe, kainatın kendisine "amade" kılındığını fark eder.

 

Elif (Zat): Tevhidin ve Allah'ın mutlak birliğinin simgesidir. Satıra inmesi, Allah'ın "dünya göğüne inmesi" gibi, mutlaklıktan yaratılış alemine olan yönelişidir.

Lam (Sıfat/Kudret): Elif ile Mim arasındaki bağdır. Yaratan (Mükevvin) ile yaratılan (Oluş) arasındaki vasıtadır. İlahi kudretin yaratılanlara ulaşmasını sağlayan bir köprüdür.

Mim (Fiil/Mülk): "Aşağıların aşağısına" inen, somutlaşmış alemi ve mülkü temsil eder. Mim'in dairesel yapısı, yaratılışın tamamlanmasını ve madde dünyasını simgeler.

 

Vav (Ruhsal/Yüce): Meleki peygamberleri (Cebrail gibi) ve vahyi temsil eder.

Ya (Süfli/Bileşik): Beşeri peygamberleri ve cisimler alemini temsil eder.

 

Zâlike

Allah ile yaratılmışlar arasındaki mesafe "Sıfat"lar ile belirlenir. Zâlike kelimesindeki Lam harfi orta alemdendir ve sıfat mahallidir. Kulun niteliklerinden arınarak (Lam ve Mim'den geçerek) sadece Elif (Zat) ile baş başa kalması hedeflenir.

 

Başlangıçtaki Elif-Lam-Mim birlik (cem) mahalliyken, Zâlike'l-Kitâb ifadesindeki Elif ve Lam artık ayrışma (fark) ve surelerin sırlarının ortaya çıkış aşamasıdır.

 

Sen Allah'ı değil, ancak O'nun hakkındaki "bilgini" bilirsin. Senin bildiğin şey aslında sendeki bilgidir ve o bilgi senin perdendir.

Bilgi, kulun aynasıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ALTINCI KISMI

Harfler Hakkında

 

Elif

Muhakkiklere göre Elif bir harf değildir; harflerin aslıdır. Sayıların içindeki "bir" gibidir.

Cem (toplayıcılık) makamıdır.

 

Hemze

Elementi Ateş, doğası sıcak ve kurudur. Cinler ve bitkiler üzerinde otoritesi vardır.

 

He

Varlığın silindiği ama hakikatin parladığı noktadır. Hem toprak hem hava unsuruna sahiptir.

 

Ayn

Hayvanlar alemi üzerinde otoritesi vardır. Doğası sıcak ve yaştır.

 

Ha (ح)

Gayb alemindendir. Sırların beşer fikrinden gizlendiği harftir. Cansız varlıklar (madenler) üzerinde otoritesi vardır. Doğası soğuk ve yaştır; unsuru Su'dur.

 

Gayn

Ayn gibidir ama tecellisi daha kahredici ve tehlikelidir.

 

Hı (خ)

Gayb ve melekut alemine aittir. Hem cenneti hem cehennemi (aşağı ve yukarı yönleriyle) içinde barındıran bir hikmet taşır.

 

Kaf (ق)

Ceberut (kudret) alemindendir. Anka kuşu ve insan bu harften var olur.

 

Kef (ك)

Ümit ve korku arasındaki berzahtır.

 

Dat (ض)

Ceberut sırlarını taşır. Rahman'ın melekutunda gece yürüyüşünü (İsra) simgeler.

 

Cim (ج)

Kendisine kavuşmak isteyeni yükseltir.

 

Şin (ش)

Gayb ve ceberutun orta alemine aittir. Üç dişli yapısıyla üç sırrı barındırır. Otoritesi hayvanlardadır ve mizaçları (huyları) düzenler.

 

Ya (ي)

"Risalet (Peygamberlik) Ya'sı"dır. Cansız varlıklar üzerinde otoritesi vardır ve tüm surelerin sırrını içinde taşır.

 

Lam (ل)

Ezeliyet makamıdır. Ayaktayken Zat'ı, otururken oluş alemini gösterir.

 

Ra (ر)

Muhabbet ve vuslat (kavuşma) harfidir.

 

Nun (ن)

Varlığın noktasıdır.

 

Tı (ط)

Mülk ve ceberutun harfidir. Hükümdarlıktaki hakikati ve geminin felekteki seyrini simgeler.

 

Dal (د)

Oluş aleminin değişimini ama aynı zamanda "devam"ı temsil eder. Hayvanlar üzerinde otoritesi vardır.

 

Te (ت)

Bazen görünür, bazen gizlenir.

 

Sad (ص)

"Hakk'a dönüşün" (rücu) sembolüdür.

Doğruluk (Sıdk) ve Suret harfidir.

Kalp, ilahi tecellilerin sığdığı tek mekandır.

 

Ze (ز)

Kahır alemine aittir. Tenzih (Allah'ı noksanlıklardan uzak tutma) ile fena (Tanrı'da yok olma) arasındaki bir sırra sahiptir.

 

Sin (س)

Varlığın dört temel sırrını taşır. Otoritesi hayvanlardadır.

 

Zi (ظ)

Kahır alemindendir. Hem su (soğuk/yaş) hem hava (sıcak/yaş) unsurlarını bünyesinde toplar. Hakikatin güzelliği onunla görünür.

 

Zel (ذ)

Hayvanlar üzerinde otoritesi vardır.

 

Se (ث)

Gayb ve lütuf alemindendir. Üç gün (Pazar, Pazartesi, Salı) içindeki tecellileriyle (Zat, Sıfat, Fiil) alemi mutlu eder. Unsuru Topraktır.

 

Fe (ف)

Tahkik (hakikati onaylama) alemindendir. Ruhlar ve suretler arasındaki karışımı temsil eder.

 

Ba (ب)

Altındaki nokta, kalbin Allah'a olan kulluğuna (ubudiyet) işarettir. Besmeledeki konumuyla Hakk'ın naibi (temsilcisi) gibidir.

 

Mim (م)

İnsan üzerinde otorite kuran harftir.

 

Vav (و)

Cinler üzerinde otoritesi vardır.

 

Lam-Elif

Lam ve Elif bir araya geldiğinde aralarında bir meyil (arzu) doğar.

Lam, Elif'e göre daha etkindir; adeta bir aşığın maşukuna yönelmesi gibi Elif'e doğru eğilir.

 

Lam-Elif sadece bir "yokluk" (hayır) ifadesi değil, Zat, Hak ve İnsan arasındaki kucaklaşmanın sembolüdür.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN YEDİNCİ KISMI

Harf aleminin kutbu Elif'tir.

Vav ve Ya: Bunlar uzatma ve yumuşatma harfleridir. Varlığın esnekliğini ve akışını temsil ederler.

Elif, Vav, Ya ve Nun. Bunlar i'rabın (dilbilgisel hareketin) temelidir, yani varlığın değişimindeki sabit noktalardır.

 

Gayb ve Lütuf Harfleri

Gayn, Sad, Kef, He, Te, Fe, Şin, Hı, Se, Ha.

Bu harfler Cebrail’in vahyi kalbe indirmesi gibi sessiz, derinden ve letafetle etki ederler. Muhammedi sırrın lütuf yönünü taşırlar.

 

Şehadet ve kahır harfleri…

 

Harflerin mahreçlerini (çıkış yerlerini) bilmek, onların hangi felekten (kozmik küreden) doğduğunu bilmektir. Her harf, kainatın döngüsünde bir saate veya bir burca karşılık gelir.

 

Sayıların Metafiziği

Harflerin sadece sesleri değil, şekilleri ve noktaları da evrensel bir hiyerarşiyi yansıtır.

Ra ve Ze, Nun'un yarısıdır. Lam, Elif ve Nun'un birleşimidir. Bu, varlığın birbirine eklemlenmiş bir bütün olduğunu gösterir.

 

Doğrusal Hareket: Himmeti doğrudan Hakk'a yönelten harfler.

Baş Aşağı Hareket: Sırları aleme ve yaratılmışlara indiren harfler.

Yatay/Eğik Hareket: Yaratan ile yaratılan arasında köprü kuran harfler.

Münezzeh (Yalnız) Harfler (Gaybın Anahtarları): Elif, Vav, Dal, Zel, Ra, Ze. Bunlar kendinden sonrakine bitişmezler.

 

Harflerin noktaları (Vech), onların bilinmesini sağlar. Eğer nokta harfin üstündeyse marifetleri (haller, ahlak, keramet), altındaysa amelleri (hakikatler, makamlar) temsil eder. Hiç noktası olmayan "kuru" harfler ise Araf (Sıfatsızlık) makamını temsil eder.

 

İKİNCİ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN SEKİZİNCİ KISMI

İkinci Fasıl

Kelimelerin Farklılaşmasını Sağlayan Harekeler

Harfler insan bedenine, harekeler ise bu bedeni canlandıran ruha benzer.

 

İrap Harekeleri (Değişken): Ref (ötre), Nasb (üstün), Cer (esre). Bunlar varlığın hallerine (makamlarına) göre değişen ruhsal durumlardır.

Bina Harekeleri (Sabit): Fetha, Zamme, Kesre. Bunlar varlığın özündeki değişmez fıtratı temsil eder.

 

Nükte ve İşaret

İsim (Zat): Kendi başına kaim olan varlık.

Fiil (Olay): Bir zaman ve mekana bağlı, bir fail (özne) gerektiren oluş.

Harf (Rabıta): İki varlık arasındaki ilişkiyi kuran ilahi bağ.

 

Her harfin aslı "mebni" (sabit/değişmez) olmaktır.

 

Kur’an ve Sünnet’teki teşbih (benzetme) içeren ifadeler (Allah’ın eli, yüzü, inmesi, gülmesi vb.) karşısında âlimler üç gruba ayrılır

Hadis Ehli (Ehl-i Zâhir): Bu ifadelerin anlamını araştırmazlar, Allah’a havale ederler (tefviz). "Anlamını bilmem ama inanırım" derler.

Teorik Akılcılar (Kelâmcılar): Bu ifadeleri akli kanıtlarla yorumlarlar (tevil). Örneğin "el" kelimesini "kudret" olarak açıklayarak Allah’ı cisimleştirilmekten tenzih ederler.

Muhakkik Sufiler (Keşif Ehli): Bunlar kalplerini teorik düşünceden boşaltmışlardır. Allah, onlara keşif yoluyla bu ifadelerin hakiki ve tenzih dolu anlamlarını doğrudan öğretir. Onlar ne akılcılar gibi zorlama yorum yaparlar ne de zâhir ehli gibi bilgisiz kalırlar; "nur-u ilahi" ile her ifadeyi yerli yerine koyarlar.

 

Üçüncü Fasıl

Bilgi

Kalp, cilalanmış bir ayna gibidir. Her yönüyle tecelliyi kabule hazırdır. Kalbin "paslanması", onun maddeye veya sebeplere yönelip Allah’tan gafil kalmasıdır. Zikir ve Kur’an, bu pası silerek kalbi asıl parlaklığına kavuşturur.

 

Akıl, eşyayı ancak kıyas yoluyla (benzerlik kurarak) bilebilir.

Allah ile yaratılmışlar arasında cins, tür veya şahıs bakımından hiçbir benzerlik yoktur.

Akıl ancak duyuları, tecrübeleri ve zorunlu bilgileri kullanarak sonuca varır. Allah bu araçların hiçbirine sığmaz.

 

İlk Akıl: Allah’tan bilgiyi vasıtasız alan ilk mahluktur. Bütün ulvi ve süfli bilgileri taşır.

Nefis: Bilgiyi İlk Akıl’dan alır ve eyleme (fiil) dönüştürür.

Efrad (Tekler) ve Kutup: Manevi hiyerarşide "Efrad" denilen yüksek ruhlu melekler ve insanlar, İlk Akıl’ın otoritesi altında değildir; onlarla aynı mertebededirler.

 

Üçüncü Bölüm

Allah’ın "benzeri yoktur"

 

Hak ile kul arasında inayetten (iyilikten) başka bağ, hükümden başka sebep yoktur.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN DOKUZUNCU KISMI

Soru Edatları

Hel (Mı/Mi): Varlığı sorgular. Allah'ın varlığı zorunludur, sorgulanamaz.

Ma (Nedir): Mahiyeti/özü sorgular. Allah'ın bir "türü" veya "cinsi" olmadığı için mahiyeti bilinemez.

Keyfe (Nasıl): Niteliği sorgular. Allah nitelikten (keyfiyet) münezzehtir.

Lime (Niçin): İlleti/nedeni sorgular. Allah hiçbir nedenin sonucu değildir.

 

Beş Duyu: Allah duyulur bir nesne değildir.

Hayal: Sadece duyuların verilerini birleştirir. Allah hayal edilemez.

Fikir: Kıyas yoluyla çalışır. Allah'ın benzeri yoktur ki kıyas yapılsın.

Akıl: Kendi başına Allah'ı kavrayamaz; ancak Allah'ın ona "ihsan ettiği" bilgiyi kabul edebilir.

 

Ruhun Sırra Üflenmesi

"İki parmak" sembolizmi, cennet ve cehennem gibi zıtlıkların ve ilahi isimlerin tecellilerini ifade eder.

Benzer şekilde "Allah'ın avucu", "sağ eli", "gülmesi", "öfkelenmesi" ve "unutması" gibi ifadelerin her birinin mecazi ve tenzih edici bir yorumu vardır.

 

Dördüncü Bölüm

Kalbin manevi coşkusu (vecd), Mekke gibi mübarek yerlerde zirveye ulaşır.

Salihlerin yaşadığı mekânlar, o kişilerin himmetini saklar. Cüneyd-i Bağdadi'nin zaviyesi veya İbrahim Edhem’in mağarası gibi yerlerde duyulan huzur, orayı imar eden melekler ve ruhaniyetten kaynaklanır.

 

Ümmehatü'l-Esma

Her hakikatin başında bir ilahi isim bulunur ve bu isim o hakikatin "Rabbi"dir.

 

İsimlerin Yedi İmamı

el-Hayy (Diri): Diğer tüm isimlerin temelidir.

el-Alim (Bilen): Hikmet ve takdiri sağlar.

el-Mürid (İrade Eden): Seçimi ve tahsisi yapar.

el-Kadir (Güç Sahibi): Yokluğu varlığa çıkarır.

el-Kail (Söyleyen/Mütekellim): Ezeli hitabı ulaştırır.

el-Cevad (Cömert): Varlığı lütfeder.

el-Muksit (Adil): Her şeyi yerli yerine koyar.

Bu yedi isim, el-Müdebbir (Yöneten) ve el-Mufassil (Ayrıntılandıran) isimlerinin yönetimi altındadır.

 

Beşinci Bölüm

Besmele

"Ba" Harfi (ب): Varlık "Ba" ile zahir olmuştur. Ba'nın altındaki nokta, Yaradan ile yaratılanı ayıran sınırdır. Şibli'nin "Ben Ba'nın altındaki noktayım" sözü, kulun kulluk hakikatini temsil eder.

"Sin" Harfi (س): Fakirlik ve muhtaçlık içinde "sakin" (harekesiz) olmuştur. Kulun teslimiyetini simgeler.

"Mim" Harfi (م): Mülk ve melekût âlemini temsil eder. "Ba" harfiyle (yaratılmışlık) birleşince boyun eğer, ama "Elif" (Zat) tecelli edince tesbih makamına yükselir.

 

Elif (ا): Allah'ın Zat'ını temsil eder. Besmele'de (Bismillah yazarken) Elif gizlenmiştir (düşmüştür). Elif (Mutlak Varlık) doğrudan görünseydi, diğer harfler (nispi varlıklar) O'nun nurundan yok olurdu. Elif'in gizlenmesi, âleme bir rahmettir; böylece yaratılmışlar varlıklarını sürdürebilirler.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ONUNCU KISMI

Allah İsminin Harf Sırları

Elif (ا): Zat'ı temsil eder. Tek başına durur ve kendisinden sonraki harfe bitişmez. Bu, Allah'ın "Kendisinden başka hiçbir şeyin olmadığı" ezeli yalnızlığına (Vahdaniyet) işarettir.

İki Lam: Birinci Lam Mülk (görünen), ikinci Lam Melekût (görünmeyen) âlemidir. İki Lam arasındaki bağ, bu iki âlemi birbirine bağlayan Ceberut (ruhlar/nefisler) merkezidir.

He (ه): Hüviyet (Oluk) makamıdır. Zikrin en yüce mertebesidir. Yazıda Lam'a bitişik gibi görünse de, aradaki gizli Elif nedeniyle aslında ondan ayrıdır. Bu, Yaradan'ın yaratılanla asla karışmadığının kanıtıdır.

 

Elif gibi kendisinden sonraki harfe bitişmeyen 5 harf

Dal (د): Cisim (Madde).

Zel (ذ): Beslenen varlık.

Ra (ر): Duyumsayan (Hisseden) canlı.

Ze (ز): Düşünen varlık.

Vav (و): Dile sahip olan, ifade eden.

 

er-Rahman

Rahman isminde "Mim" (م) ile "Nun" (ن) arasında okunmasına rağmen yazılmayan bir Elif vardır. Bu, Zat'ın sıfatların içinde gizlenmiş olduğunun işaretidir.

 

Harflerin Mahreçleri

Melekût (Ruhlar): Elif, Hemze ve He (Boğazın en derininden gelir).

Ceberut (Enerji/Nefs): Lam (Dilin ortasından gelir).

Mülk (Madde): Vav (Dudaklardan çıkar).

 

er-Rahman ismindeki "man" (نم)

Mim (م): Melekût (Ruhlar) âlemini temsil eder. Şekli bir daire gibidir; bu daire ruhun bölünmezliğine ve sonsuzluğuna işarettir.

Nun (ن): Mülk (Cisimler) âlemini temsil eder.

Mim ile Nun arasında yazıda görünmeyen bir Elif vardır. Bu Elif, iki harfi (ruh ve cismi) birbirine bağlayan ilahi iradedir.

 

Bismi: Hz. Adem'dir (Başlangıç). İsimleri yüklenmiştir.

er-Rahim: Hz. Muhammed'dir (Sonuç). O isimlerin anlamını (Cevamiu’l-Kelim) taşır.

 

er-Rahim ismindeki harfler

Elif: İstiva (Allah'ın Arş'a yönelmesi) ve Bilgi.

Lam: İrade ve Nun (Hokka).

Ra: Kudret ve Kalem.

Ha: Arş.

Ya: Kürsi.

Mim: Gökyüzü ve Yeryüzü.

 

Ruh (Kelime): Allah'ın ilk yarattığıdır. Başta kim olduğunu bilmezken, Allah ona tecelli eder. Ruh, Allah'ı "Rabbim" diyerek tanır.

Nefs'in Yaratılışı: Ruh, "Benim bir mülküm yok mu?" diye sorunca Allah ondan Nefs'i çıkarır.

 

Ruh: Bir hükümdardır, veziri Akıl'dır. Nefsi ilahi hakikate çağırır.

Heva (Arzu): Diğer hükümdardır, veziri Şehvet'tir. Nefsi dünyanın peşin zevklerine çağırır.

 

Fatiha

Fatiha, Allah ile kul arasında ikiye bölünmüştür:

Allah'a ait kısım: "Hamd alemlerin Rabbinedir... Din gününün sahibidir." (Zat ve sıfatların övülmesi).

Ortak kısım: "Ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz." (Kulun yönelişi, Allah'ın yardımı).

Kula ait kısım: "Bizi dosdoğru yola ilet..." (Talep ve hidayet).

 

Fatiha, ruhun kendi kaynağını (Rab) bulma yolculuğudur.

 

Ruh, tevhid ordusuyla; Heva (arzu) ise kuruntu ve aldatış ordusuyla savaşır. Ruh, "yokluk kılıcıyla" heva'yı öldürdüğünde, nefs temizlenir ve ruh ile nefs tek bir şey haline gelir. İşte bu, insanın kendi "Din Günü"nde ulaştığı zaferdir.

 

Allah'ın "Melik" ve "Kahhar" isimlerinden önce "Rahman ve Rahim" isimlerini zikretmesi, kulların kalplerini alıştırmak ve ümitvar kılmak içindir.

 

İman Türleri

Taklit İmanı: Avama aittir.

Bilgi İmanı: Delil sahiplerine (kelamcılar/alimler) aittir.

Görme (Müşahede) İmanı: Ariflere aittir.

Hak İmanı: Hakikate vakıf olanlara aittir.

Hakikat İmanı: İşin kaynağına ulaşanlara aittir.

 

Münafıklar, kalplerindeki şüphe (hastalık) nedeniyle bu mertebelerin hiçbirine yerleşemezler. Onlar sadece "hayal hazinesinde" kurdukları putlara taparlar. İnsanlarla karşılaştıklarında "inandık" derler, ancak kendi karanlıklarına (şeytanlarına) döndüklerinde asli ayrılıklarına geri dönerler.

Mümin, aynada Hakk'ı; münafık ise sadece kendi hayalindeki putları görür.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON BİRİNCİ KISMI

Altıncı Bölüm

Ruhani Yaratılışın Başlangıcı

Heba (Toz/Cevher): Varlığın ilk maddesidir.

Her türlü sureti kabul etmeye hazır bir "harç" gibidir.

 

Hakikat-i Muhammediye: Heba içinde ilk beliren nurdur. Bu nur, "Akıl" olarak da isimlendirilir ve tüm alemin efendisidir. Her şey bu nurdan pay alarak var olmuştur.

 

Bilinenler dört kısımdır

Hak (Mutlak Varlık): Nedensiz var olan. Zat-ı İlahi bilinemez, ancak sıfatları ve fiilleriyle tanınabilir.

Hakikatler Hakikati: Ne var ne de yok olan, hem kadim hem hadis ile nitelenebilen tümel bir asıldır. Hakikatlerin hakikati, her varlıkta kendi tümel hakikatiyle bulunur.

Büyük Alem: Melekler, felekler ve tabiat unsurlarının toplamı.

Küçük Alem (İnsan): Allah’ın halifesi olan ve tüm alemin sırlarını kendinde toplayan varlık.

 

Büyük âlemdeki her şeyin insanda bir karşılığı vardır. Arş bedene, Kürsü nefse, yedi gezegen ise insanın hafıza, akıl ve hayal gibi güçlerine benzer.

 

Yedinci Bölüm

Beşeri Cisimlerin Yaradılışının Başlangıcı

Allah her şeyi ya "Ol" emriyle ya da "tek eliyle" yaratmışken; insanı (Adem'i) "iki eliyle" yaratmıştır.

İki El: Celal ve Cemal (Güzellik ve Görkem) sıfatlarını veya Zahir ve Batın (Görünen ve Görünmeyen) özelliklerini temsil eder.

 

İnsan, hem ulvi (yüce) hem süfli (aşağı) alemleri kendinde birleştirdiği için halifedir.

 

Allah'ın yarattığı ilk gök olan Atlas Feleği (Kuşatıcı Gök), içinde hiçbir yıldız veya gezegen barındırmayan şeffaf ve sade bir yapıdadır.

Bu felek aynı zamanda Cennet'in çatısı olan Arş'tır.

 

Beşeri Cisimler ve Türleri

Adem’in Cismi: Topraktan, "iki el" ile yoğurularak, ana ve babasız yaratılmıştır.

Havva’nın Cismi: Adem’in sol kaburga kemiğinden (bir erkekten), anne olmadan yaratılmıştır.

İsa’nın Cismi: Bir kadından (Hz. Meryem), baba olmadan ilahi bir "üfleme" (ruh) ile yaratılmıştır.

Ademoğullarının Cismi: Anne ve babadan, cinsel birleşme ve rahimdeki süreçlerle yaratılmıştır.

 

Akıl ile Fikir Arasındaki İmtihan

Fikir (Düşünce): Hayal gücündeki verileri kullanır. Ancak hayal, duyulardan gelen yanıltıcı bilgilerle dolu olabilir. Fikir, bu kısıtlı malzemeyle "mutlak hakikati" bulmaya çalışırken sık sık yanılır.

Akıl: Fikrin getirdiği bu (bazen kusurlu) bilgileri kabul edip hüküm verir.

 

İnsan yeryüzünün halifesidir çünkü yeryüzü değişim (oluş ve bozuluş) alemidir; ilahi isimlerin tüm cilveleri ancak burada tam olarak ortaya çıkar.

 

Sekizinci Bölüm

Hakikat Arzı

Hurma

Adem'in hamurundan artan kısımdan hurma ağacı yaratılmıştır.

 

Hurmadan sonra artan, susam tanesi kadar küçük bir parçadan ise akılları hayrete düşüren, Arş'tan ve Kürsi'den daha geniş bir "Arz" (Yer) yaratılmıştır.

 

Hakikat Arzı bir "Misal Alemi" veya "Berzah" tabakasıdır.

Oradaki her taş, ağaç ve maden canlıdır, akıllıdır ve kendine has bir dili vardır.

Bu alemde değişim, yaşlanma veya ölüm yoktur.

Burada altın meyveler, gümüş nehirler ve farklı diller konuşan varlıklar vardır. Meyveler kopardıkça anında yenisi biter.

Burada üst üste inşa edilmiş 13 muazzam şehir bulunur. Bu şehirlerin yapısı, sürekli artan nüfusu barındıracak şekilde göğe doğru yükselir.

Bu alem, dünyadaki "Suretler"in asıl vatanıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON İKİNCİ KISMI

Dokuzuncu Bölüm

Cinler

Cinler (Ateş + Hava), "mâric" denilen dumanlı veya dumansız ateşten (tutuşmuş havadan) yaratılmıştır. Hava unsuru onlara diledikleri şekle girme (teşekkül) ve latiflik kazandırırken; ateş unsuru onlara gurur, üstünlük ve sürat verir.

 

İnsan (Toprak + Su) / Hz. Adem iki ağır unsurdan yaratılmıştır. Toprak ona tevazu ve istikrar kazandırırken, su ona yumuşaklık ve hayat verir.

 

Bir ruhanî, duyusal bir surette (insan veya hayvan formunda) ortaya çıktığında, bir insan ona baktığı sürece o suretten çıkamaz. İnsanın bakışı onu o formda hapseder.

 

Cinler, kemiklerdeki "yağ kokusu" ve havada taşınan besin özleriyle beslenirler. Bu, fiziksel bir yeme değil, koklama ve özü çekme yoluyladır.

Üremeleri "birbirlerinin içine girmek" suretiyle, dumana benzer bir şekilde gerçekleşir.

 

Cinlerde toprak ve suyun sağladığı "istikrar" ve "derin düşünme" yetisi zayıftır. Ateş ve hava onları aceleci yapar.

 

Onuncu Bölüm

Mülk

Hz. Adem henüz yaratılmamışken o peygamberdir. Hz. Adem’den Hz. İsa’ya kadar gelen tüm peygamberler, aslında Hz. Muhammed’in o dönemlerdeki vekilleridir.

İslam şeriatı önceki şeriatları ortadan kaldırmaz, onları kendi içinde eritir ve kemale erdirir.

 

Alem, bir "Hükümdar"ın (Allah) tanınması için bir "mülk" (evren) olarak tasarlanmıştır. Bu mülkün en yetkin meyvesi ve mührü Hz. Muhammed'dir.

 

Hz. Adem ile başlayan ve Hz. Muhammed ile kemale eren insaniyet süreci, Allah'ın bu dünyadaki "Hükümdarlığını" (Melik ismini) izhar etme sürecidir. / Mülk

 

On Birinci Bölüm

(Varlıktaki/oluştaki etki ve tepki ilişkisi)

 

Yaradılışın döngüselliği

Havva, bir anne olmaksızın Adem'den (erkekten) yaratılmıştır.

İsa, bir baba olmaksızın Meryem'den (kadından) yaratılmıştır.

 

"Kün" (Ol) emri

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON ÜÇÜNCÜ KISMI

On İkinci Bölüm

Hz. Muhammed, bedenen gelmeden önce "Bâtın" (gizli) isminde peygamberdi. Vekilleri olan diğer peygamberler onun şeriatını yansıtıyordu. Bedeniyle zuhur ettiğinde ise hüküm "Zâhir" (açık) ismine geçti.

 

Allah'a şükretmek, sebepleri (ana-babayı) yaratanın Allah olduğunu bilmektir.

 

İnsandaki öfke, korku, hırs veya haset gibi duygular özü itibarıyla kötü değildir; sorun bu duyguların yanlış yerde (mahal) kullanılmasıdır.

 

On Üçüncü Bölüm

Arş’ı Taşıyanlar

Arş'ı dünyada dört, ahirette sekiz kişi taşır. Bu sekiz taşıyıcı; suret, ruh, gıda ve mertebe hakikatlerinden oluşur.

 

Akıl (Kalem): Allah’ın ilk yarattığı nurdur.

Nefs (Levha): Kalem’in üzerine yazdığı kozmik hafızadır. Kıyamete kadar olacak her şey buraya kaydedilir.

Doğa (Tabiat): Bu nurani süreçten sonra karanlık (yokluk) ile nurun birleşmesinden cisimler alemi doğar.

 

On Dördüncü Bölüm

Peygamberlerin Sırları ve Kutuplar

Bir veli, ravileri zayıf olduğu için reddedilen bir hadisin gerçekte doğru olduğunu, bizzat Hz. Peygamber’in ruhaniyetinden veya melekten (Cebrail) duyarak teyit edebilir.

 

Hükmü Koruyanlar: Fıkıh ve zahiri şeriatı koruyan âlimler (Ebu Hanife, Şafii vb.). Bunların sırrı Kürsi'dedir.

Sırrı ve Hali Koruyanlar: Ledünni ilme sahip olan sufiler (Cüneyd-i Bağdadi, Bistami vb.). Bunların sırrı Arş'tadır.

 

Kutup / Muhammedi Ruh: Âdem henüz su ve toprak arasındayken peygamber olan bu ruh, her devirde farklı isimlerle (Kutup) zuhur eder.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE’NİN ON DÖRDÜNCÜ KISMI

On Beşinci Bölüm

Nefesler ve Kutuplar

 

Müdavi'l-Kulum: "Yaraları iyileştiren" demektir.

Bu kutup, kimya (simya) ilmini ve madenlerin hakikatini bilir.

 

Varlık aleminin idaresi

Pazar / İdris Peygamber / Güneş / Ruhanilik, ışık, sesler, nagmeler, mizaç

Pazartesi / Âdem Peygamber / Ay / Mutluluk/bedbahtlık, isimlerin özellikleri

Salı / Harun Peygamber / Merih / Yönetim, ordu düzeni, savaş hileleri, hidayet

Çarşamba / İsa Peygamber / Utarid / Vehim, vahiy, rüya tabiri, yazı, sanat, sihir

Perşembe / Musa Peygamber / Müşteri / Bitkiler, güzel ahlak, ibadetlerin kabulü

Cuma / Yusuf Peygamber / Zühre / Cemal, ünsiyet, tasvir, haller ilmi

Cumartesi / İbrahim Peygamber / Satürn / Sebat, süreklilik, kalıcılık

 

Kutupluk makamı Müdavi’l-külûm’dan sonra el-Müsteslim'e geçer. Onun temel uzmanlığı Zaman (Dehr) bilgisidir.

Zaman bir İsimdir

 

Mesafe arttıkça (yeryüzüne inildikçe) "tortu" ve "perde" (şehvet, arzu, kuşku) artar.

 

On Altıncı Bölüm

Süfli Menziller ve Evtad

İnsan, evrendeki tüm parçaların bir özetidir.

 

Şeytanın insana yaklaştığı dört yön, manevi zaafları temsil eder. Bu yönleri kapatmak, belirli ilimlerin kapısını açar

Şeytan insana önden yaklaştığında insan duyularında kuşkuya düşer, hata eder. Önden yaklaşan şeytanı defedebilirse Nur ilimleri, kesin kanıtlar ve keşif bilgisine ulaşır.

Şeytan insana arkadan yaklaşırsa insan asılsız iddialara kapılır. Eğer bu şeytanı defedebilirse sadıkların ilmine, doğruluk/hakikat ilmine ulaşır.

Şeytan sağdan yaklaşırsa insanın imanı zayıf düşer. Bu şeytanı defedebilirse hakikati hayalden ayırır.

Şeytan soldan yaklaşırsa insan inkara, şirke düşer. Bu şeytanı defedebilirse tevhide ulaşır.

 

Musa’nın Asası

Sihirbazlar nesnelerin özünü değiştirmedi, sadece insanların gözünde bir hayal (yanılsama) oluşturdular.

Musa’nın asası gerçekten yılana dönüştü

Musa'nın korkması, onun mucizeyi kendisinin yapmadığını, Allah'ın bir fiili olduğunu bildiğinin kanıtıydı. Sihirbazlar bu korkuyu görünce, olayın beşeri bir hile olmadığını anlayıp iman ettiler.

 

Evtad (Dört Direk)

Evtad, dünya nizamının üzerinde durduğu dört manevi sütundur.

Bunlar Kabe'nin rükünleri gibi dünyayı dengede tutarlar ve peygamberlerin ruhaniyetinden yardım alırlar.

 

Bu dört direk, yeryüzünün sarsılmasını önleyen manevi denge unsurlarıdır. Şeytanın dört yönden (ön, arka, sağ, sol) gelmesine karşılık, her yönde bir Veted (Direk) bulunur ve o yöndeki insanlara şefaat eder.

 

Öndeki Direk

İnsanın "zahiri" ve "müşahede" alanıyla ilgilidir.

Arka Sahibi Direk

Varlığın "kökeni" ve "nefsin derinlikleri" ile ilgilidir.

Sağ Sahibi Direk

"Ruhani güçler" ve "geçişler" ile ilgilidir.

Sol Sahibi Direk

"Dünyevi oluş" ve "madde" ile ilgilidir.

 

Allah doğruyu söyler ve doğru yola hidayet eder.