Carl
Von Clausewitz - Savaş Üzerine -
Notlar
Vom Kriege
Mütercim: Selma Koçak, Doruk Yayınları, 2015
Carl von Clausewitz, 1 Haziran 1780'de Magdeburg
yakınlarındaki Burg'da doğdu.
28 Ekim ı806'da Fransızlara esir düştü.
1810'da binbaşı oldu ve Berlin Harp Okulu'na kurmay
hizmetleri öğretmeni olarak atandı.
1812 yazından itibaren Rus Ordusu'nda yarbay olarak
Napoleon'a karşı savaşlara katıldı.
1818 başlarında Harp Okulu Komutanlığı’na atandı ve bu
görevde tam 12 yıl kaldı.
16 Kasım 1831'de öldü.
Önsöz/ler
18. Baskıya Önsöz (Werner Hahlweg)
Dönemin askeri ve siyasi liderleri esere büyük ilgi
göstermiştir.
19. Baskıya Önsöz (Werner Hahlweg)
Baskının temel amacı "okuyucunun; toplum, politika,
savaş, askerlik ve barış arasındaki diyalektik, dengeli ilişki hakkında kendi
varlığıyla uyuşan bir bilince sahip olması" şeklindedir.
Birinci Baskının Önsözü (Marie von Clausewitz - 30
Haziran 1832)
Marie von Clausewitz, kocasının vasiyetini yerine getirmek
için bu işe giriştiğini belirtir.
Görev değişiklikleri ve erken ölümü nedeniyle eser
tamamlanamamıştır.
Rapor (Carl von Clausewitz - 10 Temmuz 1827)
Savaş Türleri: Savaş ya düşmanın imhasını amaçlayarak
düşmanı herhangi bir barışa zorlamak ya da düşman topraklarının bir kısmını
zaptetmektir.
Politika İlişkisi: Savaşın, devlet politikasının diğer
araçlarla devamından başka bir şey olmadığı görüşü de açık ve tam bir şekilde
saptanmış olmalıdır.
Birinci kitabın birinci bölümü, benim tamamlanmış,
bitirilmiş saydığım tek bölümdür.
Askeri kuramın temel ilkeleri
Savunma, olumsuz amaçlı ama daha kuvvetli bir şekildir;
saldırı olumlu amaçlı, daha zayıf bir şekildir.
Zafer, yalnız muharebe alanının zaptıyla değil, aksine,
fiziki ve moral kuvvetinin tahribiyle kazanılır.
Her taarruz ilerledikçe zayıflar.
Yazarın Önsözü (Carl von Clausewitz)
Gerekli olan yerlerde felsefi sonuçlar çıkarmaktan
kaçınılmamıştır.
…uygulamalı sanatlarda da kuramsal yaprakların ve çiçeklerin
fazla büyümemesi, aksine, kendilerine özgü toprağa, yani deneyime yakın
bulunmaları gerekir.
BİRİNCİ CİLT
Birinci Kitap: Savaşın Doğası
1. Bölüm: Savaş Nedir?
Konumuzun önce tek tek unsurlarını, sonra bölümlerini ya da
halkalarını ve en son olarak da bir tutarlılık içinde bütününü incelemeyi, yani
basitten bileşiğe gitmeyi düşünüyoruz.
Savaş, genişletilmiş bir düellodur. Savaş, düşmanı irademizi
kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir.
Aşırı derecede kuvvet kullanma
Savaşta insancıl yaklaşımlar tehlikeli bir yanılgıdır.
Fiziksel kuvveti acımadan kullanan taraf, düşman da aynısını yapmazsa üstünlük
sağlar; bu durum tarafları dengeden başka bir sınır tanımaksızın aşırılığa
kadar tırmandırır.
Hedef, düşmanı silahtan arındırmaktır
Kuramsal olarak savaşın amacı düşmanı savunmasız
bırakmaktır. Düşman, irademizi kabule zorlanacaksa, düşmanı ya fiilen silahtan
arındırmak ya da büyük bir olasılıkla böyle bir tehdit karşısında bulunacağı
bir duruma sokmak zorundayız.
Gerçeklikteki değişiklikler
Soyut düşüncede savaş aşırılıklara (Mutlak Savaş) kaçsa da
gerçek hayatta insan aklı bu mantık hayallerine boyun eğmez. Savaş, devletin
önceki yaşamıyla bağlantılıdır ve ani, tek bir darbeden ibaret değildir.
Politik amaç tekrar ortaya çıkıyor
Savaşın aşırılık yasası zayıfladığında, onu doğuran politik
neden asıl faktör haline gelir.
Şimdi, savaşın politik bir amaçtan doğduğunu düşünecek
olursak, ona hayat veren bu ilk gerekçenin de savaşın yönetiminde öncelikle
dikkate alınması doğaldır. Bununla beraber politik amaç, despot bir kanun
koyucu değildir; aracın doğasına uymak zorundadır ve bu nedenle de sık sık
değişir; ama yine de ilk önce düşünülmesi zorunlu olan şeydir.
Politika, bütün savaş eyleminin iyice içine işleyecek ve
savaşın içinde patlayan kuvvetlerin doğasının olanak verdiği oranda savaş
üzerinde etki edecektir.
Savaş, sadece politikanın başka araçlarla devamıdır
Savaş tek başına bir olay değil, politik ilişkilerin bir
devamıdır. "Politik niyet amaç, savaş ise araçtır ve araç, hiçbir zaman
amaçsız düşünülemez.
Savaş; şiddet (halk), rastlantı (komutan/ordu) ve politik
araç (hükümet) olmak üzere üç yönlü, şaşırtıcı bir olaydır. Kuramın görevi, bu
üç eğilim arasında "boşlukta dengede" durmaktır.
2. Bölüm: Savaşta Amaç ve Araç
Bir devleti yenmek için üç nokta hedeflenir: Silahlı
kuvvetler, ülke ve düşmanın iradesi.
Barış antlaşması imzalanmadıkça veya halk boyun eğmedikçe
savaş bitmiş sayılmaz.
Düşmanı tamamen yok etmeden de barış sağlanabilir. Bunun
nedenleri başarının imkansız görülmesi veya başarı için ödenmesi gereken
bedelin çok yüksek oluşudur.
Savaşta araç tektir, o da
muharebedir.
Savaşta her şey, silahlı kuvvetler tarafından yapılır...
Silahlı kuvvetlerin bulunduğu her yerde, muharebe fikrinin temeli oluşturması
zorunludur.
Düşmanın fiziksel ve özellikle moral kuvvetlerinin yok
edilmesi en yüksek amaçtır. Ancak bu yol pahalı ve tehlikelidir; bu yüzden
bazen manevralar ve politik ilişkiler gibi dolaylı yollar da denenebilir.
3. Bölüm: Askeri Deha
Deha, belirli faaliyetler için çok yüksek düzeylere çıkan
akıl gücüdür. Askeri deha, birçok kuvvetin uyumlu bir birleşimidir.
En önemli iki nitelik; karmaşa içinde gerçeği çabucak
kavrayan bir bakış (coup d'oeil) ve bu ışığı izleyecek kararlılıktır.
Savaş; tehlike, bedensel çaba, belirsizlik ve rastlantı
alanıdır. Komutanın fırtına ortasında bile görüşünü kaybetmeyen sağlam bir
mizacı ve karakter kuvveti olmalıdır.
Araziyi ve çevreyi çabuk ve doğru kavrama yeteneği olan
"yer anlayışı" (ortssinn) komutana hareket serbestliği sağlar.
4. Bölüm: Savaşta Tehlike
Savaşın psikolojik ortamı tehlikedir. Deneyimsiz bir asker
için top ve kurşun sesleri arasında yaşamın ciddi yanı hayallerin önüne geçer.
Bu ortamda kararlılığı korumak için doğuştan cesaret, coşku,
büyük bir ihtiras ve tehlike ile haşır neşir olmuş bulunmak şarttır.
5. Bölüm: Savaşta Bedensel Çaba
Bedensel çaba, savaşın görünmez sürtünme nedenlerinden
biridir. Bedensel çaba, savaştaki hizmetlerine paha biçilmeyen şeylerin başında
gelir.
Kuvvetli bir zeka, ordusundan azami verimi alabilen, onu yay
kirişi gibi gerebilen zekadır.
6. Bölüm: Savaşta Haber Alma
Haber alma, tüm fikirlerin ve hareketlerin temeli olsa da
güvenilmezdir. Savaşta alınan bilgilerin büyük bir kısmı çelişkili, daha büyük
bir kısmı yanlış, çoğu ise oldukça şüphelidir.
Komutan, bu yalan ve abartılı haberler karşısında dalgaların
çarparak kırıldığı kaya gibi dimdik durmalı ve kendi bilgisine güvenmelidir.
7. Bölüm: Savaşta Sürtünme
Gerçek savaşı kitaptaki savaştan ayıran temel kavram
sürtünmedir.
Savaşta her şey çok basittir; fakat en basit şey bile
zordur.
Görünmez binlerce küçük engel bir araya gelerek sürtünmeyi
oluşturur ve bu ancak demir gibi güçlü bir irade ile aşılabilir.
8. Bölüm: Birinci Kitap Hakkında Son Düşünceler
Savaşın engelleyici unsurları (tehlike, çaba, haber alma,
sürtünme) genel sürtünme altında toplanabilir. Bu sürtünmeyi yumuşatacak tek
yağ ordunun savaş alışkanlığıdır.
Alışkanlık, büyük tehlikelerde ruhu ve bedeni güçlendirerek
başkomutanın işini kolaylaştırır.
İkinci Kitap: Savaşın Teorisi
1. Bölüm: Savaş Sanatının Dalları
Gerçek anlamda savaş, bir kavgadır; çünkü daha geniş anlamda
savaş adını alan çok çeşitli faaliyetler içinde tek etkin ilke çarpışmadır.
Fakat bu kavga, savaş aracılığıyla maddi ve manevi kuvvetlerin ölçülmesi de
demektir.
…savaş sanatı, mevcut araçları muharebede kullanma sanatı
oluyor ki, biz buna "savaşın sevk ve idaresi"nden daha iyi bir isim
veremeyiz.
Taktik ve Strateji
Taktik, silahlı kuvvetlerin muharebede kullanılması,
strateji ise muharebelerin savaşın amacına ulaşmak için kullanılması kuramıdır.
İaşe, sıhhiye hizmetleri ve ikmal gibi konular doğrudan
savaşın sevk ve idaresinden ziyade "silahlı kuvvetlerin kalıcılığına"
hizmet eder.
Yürüyüşler, Ordugahlar ve Konaklar
Bu faaliyetler hem taktik hem de stratejik nitelikler taşır.
Örneğin, bir yürüyüşün hangi yoldan yapılacağı stratejik bir kararken, yürüyüş
kolunun düzeni taktikseldir.
2. Bölüm: Savaşın Teorisi Hakkında
Savaş sanatı başlangıçta silah üretimi, tahkimat ve birlik
organizasyonu gibi tamamen maddi, zanaattan bozma mekanik bir beceri olarak
görüldü.
Zihni faaliyet ilk kez kuşatma sanatında belirdi; ancak bu
durum yaklaşma ve huruç hendekleri gibi buluşları birbirine bağlayan bir
araçtan ibaretti. Ardından taktik, orduları adeta bir saat gibi komutla hareket
eden otomatik mekanizmalara dönüştürdü.
Kuramcılar, savaşın belirsizliklerinden kaçmak için teoriyi
sadece matematiksel ve maddi değişkenlerle sınırlamaya çalıştılar.
Savaşı belirli bir zamanda ve noktada üstünlük sağlama
formülüne indirgeyerek hayatın gerçekliğini sınırladılar.
Ordunun beslenmesi ve lojistik hatlarını "taban"
kavramıyla geometrik açılara bağlayıp soyut, kullanışsız sonuçlara vardılar.
Savaş Teorisi Oluşturmanın Güçlükleri
Savaş soyut bir kuvvet denemesi değildir; ulusal kin ve
şiddet kullanmanın getirdiği kişisel öfkeyle alevlenir.
Tehlike, savaşın içinde gerçekleştiği genel unsurdur.
Cesaret ise tehlikeyi nötralize eden pasif bir araç değil, aklı yönlendiren ve
kararları saptıran özel bir kuvvettir.
Komutan üzerindeki tehlike sadece fiziki değil; karar, risk
ve sorumluluğun getirdiği ruhsal gerginlik ve azaptır.
Savaş, cansız bir maddeye uygulanan eylem değildir. Düşmanın
canlı, öngörülemez tepkisi ve karşı etkisi hiçbir sabit plana veya teori
kategorisine sığmaz.
Savaş alanındaki tüm veriler sis, sisli aydınlık ve ay ışığı
altındaki gibidir; olaylar abartılı ve belirsiz görünür. Nesnel bilgi
eksikliğinde sezgiye, yeteneğe ve şansa dayanmak kaçınılmazdır.
Katı sistemler veya formüller yazan kuramcılar deha ve yeteneği denklemin dışında bırakırlar.
Ancak deha, basmakalıp kurallara alaycı bir şekilde üstün gelir.
Deha ne yapmışsa, kuralların en güzeli muhakkak odur ve
teori, bunun nasıl ve niçin böyle olduğunu göstermekten daha iyi bir şey
yapamaz.
İşin içine insan ruhu ve duygular girdiğinde tüm yasalar
belirsizleşir. Savaşta fiziki ve manevi güçler birbirinden ayrılamaz.
Savaş faaliyeti hiçbir zaman sadece maddeye yönelik
değildir; aksine, daima aynı zamanda bu maddeye can veren manevi güce de
yöneliktir.
Yüksek komutanlık için gereken bilgi, teknik ayrıntılardan
ziyade genel bir bakış açısı ve yetenektir.
Savaşta bilgi çok basittir / ama bu, uygulamanın da kolay
olduğu anlamına gelmez.
3. Bölüm: Savaş Sanatı ya da Savaş Bilimi
Amacın yaratmak olduğu yer sanat, araştırmanın olduğu yer
bilimdir.
Savaş ikisinden de farklıdır, çünkü karşısındaki canlı
varlıktır.
Savaş ne sanattır ne bilimdir; toplumsal yaşamın bir
bölümüdür. Büyük çıkarların kanla çözümlenen bir çatışmasıdır.
4. Bölüm: Yöntemcilik (Metodizm)
Yöntem (metot), olasılık ortalamasına dayanan ve sürekli
tekrarlanan bir davranış tarzıdır.
Faaliyet ast kademelere doğru indikçe yöntem çok çeşitli
şekillerde kullanılır ve vazgeçilemez olur; üst kademelere doğru çıktıkça
yöntemin kullanılması azalır.
En yüksek makamlar en kapsamlı işlerle meşgul olduklarından
yöntemciliğe çok az yer verirler.
5. Bölüm: Eleştiri
Eleştiri, kuramsal gerçeklerin pratik hayata uygulanmasıdır
ve üç faaliyetten oluşur: tarihi araştırma, neden-sonuç analizi ve araçların
kontrolü.
Eleştirinin Temeli
Eleştiri sadece bir kınama veya övme değil, gerçek
nedenlerin araştırılmasıdır. Eleştirinin asıl temeli, işe yarar bir teoridir.
Sonuca Göre Hüküm Verme
Eleştiri yaparken sadece başarıya bakmak yanıltıcı olabilir.
Eğer eleştiri komutanı övmek ya da kınamak istiyorsa,
kendisini tamamen onun yerine koymak, yani bu kimsenin bildikleri ve
nedenlerini araştırmak zorundadır.
6. Bölüm Örnekler Hakkında
Tarihi örnekler, savaş sanatında en iyi ispat gücüne sahip
araçlardır.
Örneklerin Kullanım Biçimleri
Örnekler; bir fikri aydınlatmak, uygulamasını göstermek,
imkan dahilinde olduğunu kanıtlamak veya bir öğreti meydana getirmek için
kullanılır.
Yanlış Kullanım ve Zorluklar
Örneklerin yüzeysel kullanımı tehlikelidir; çünkü eksik
anlatılan bir olay birbirine zıt fikirleri desteklemek için kullanılabilir.
Üçüncü Kitap: Genel Olarak Strateji
1. Bölüm: Strateji
Strateji, muharebenin, savaşın amacına ulaşmak için
kullanılmasıdır.
Strateji sadece muharebeyle uğraşmaz, aynı zamanda bu
kuvvetlerin ana ilişkilerini de inceler.
Strateji, savaş harekatının tümü için uygun bir hedef
saptamak ve bir savaş planı hazırlamak zorundadır.
Strateji, ayrıntıları yerinde düzenlemek ve daima gerekli
olacak değişiklikleri yapmak için orduyla birlikte sahaya inmek zorundadır.
Muhtemel Muharebelere Sonuçları Nedeniyle Gerçek Muharebe Gözüyle
Bakılmalıdır
Sadece gerçekleşen değil, gerçekleşme ihtimali olan
muharebeler de sonuç doğurur. Örneğin, düşman dövüşmeden teslim olursa bu da
bir muharebedir çünkü sonucu gönderilen kuvvet tarafından belirlenmiş olan bir
muharebedir.
Sonuçlar dolaylı veya dolaysız olabilir. Kalelerin veya
yolların zaptı son amaç değil, düşmanı muharebeye zorlamak için birer araçtır.
1814’te Paris'in alınmasıyla Napolyon’un iktidarının
yıkılması, stratejik hedefin gerçekleşmesine bir örnektir.
Savaş, birbirini takip eden muharebeler zinciri olarak
görülmelidir; münferit başarılar tümün başarısından ayrılamaz.
2. Bölüm: Stratejini Unsurları
Stratejinin unsurları; moral, fiziki, matematik, coğrafi ve
istatistiki olmak üzere beş kategoriye ayrılır.
Manevi (Moral) Unsurlar: Psikolojik, ruhsal ve duygusal
etkenler.
Fiziki Unsurlar: Silahlı kuvvetlerin büyüklüğü, yapısı ve
kuvvet sınıfları arasındaki oranlar.
Matematiksel Unsurlar: Harekât hatları arasındaki açılar,
merkezcil (konsantrik) ve merkezkaç (eksantrik) hareketler gibi geometrik
hesaplar.
Coğrafi Unsurlar: Hakim noktalar, dağlar, nehirler, ormanlar
ve yolların arazi üzerindeki etkisi.
İstatistiki Unsurlar: Lojistik, besin maddeleri ve ikmal
kaynakları.
Gerçek savaşta bu unsurlar birbirinden ayrılamaz; birbiri
içine geçmiş durumdadır.
Sadece soyut geometrik hesaplara (örneğin harekât üssü veya
hat açısına) odaklanmak, "ölü analizler içinde kaybolmaya" yol açar.
Teori; canlı, topyekün savaş olaylarının somut
gerçekliğinden ve bütünsel izlenimlerinden kopmamalıdır.
3. Bölüm: Manevi Değerler
Manevi değerler savaşın en önemli konularındandır ve
"savaşta bütün kuvvetleri harekete geçiren ve yöneten idareye"
bağlıdırlar.
Bu değerler sayılara dökülemez ancak hissedilirler.
Fiziki kuvvetler ile manevi kuvvetler bir maden alaşımı gibi
kaynaşmıştır; kimyasal bir işlemle bile birbirlerinden ayrılamazlar.
Manevi değerler sayıya ve katı sınıflandırmalara gelmez;
ancak tarihin akışı içinde hissettirilir ve görülür.
4. Bölüm: Başlıca Manevi Güçler
Bu güçler; komutanın yetenekleri, ordunun savaşçılığı ve
ulusal duygulardır. Günümüzde orduların disiplin düzeyleri birbirine yaklaştığı
için ulusal duygu ve savaş alışkanlığı daha büyük rol oynamaktadır.
5. Bölüm: Ordunun Savaşçılığı
Ordunun savaşçılığı, yalın cesaretten farklıdır; alışkanlık
ve eğitimle kazanılan bir niteliktir.
Bir ordunun savaş ruhunu sindirmesi, en tahrip edici ateş
altında bile normal düzenini koruyan ve yenilgi felaketinde bile itaat gücünü
yitirmeyen bir yapıya sahip olması demektir.
Bu ruh, sadece savaşlar ve başarılı sonuçlar dizisi ile
ordunun sürekli faaliyetiyle doğabilir.
Savaş ne kadar ulusallaşırsa ulusallaşsın, askerlik kendine
özgü yasaları ve gelenekleri olan bir "meslek loncası" niteliğini
korur.
Sadece iç hizmet talimatnameleri ve sert disiplinle
eğitilmiş barış dönemi ordularının gururu kırılgandır. Ağır bir aksilik anında
bu yapı "soğutulan cam gibi tuzla buz olabilir" ve paniğe (sauve qui
peut) dönüşebilir.
6. Bölüm: Cesaret
Cesaret, silaha sertliğini ve parlaklığını veren gerçek
çeliktir.
Komuta kademesi yükseldikçe cesaretin üstün bir aklın
kontrolüne girmesi zorunludur.
Kahramanlık üstün bir zeka tarafından yöneltilen cesaretle
mümkündür.
7. Bölüm: Sebat
Savaşta olaylar genellikle beklenenden farklı gelişir; bu
nedenle alınan kararda kararlı ve sabırlı olmak çok zorunlu bir dengedir.
8. Bölüm: Sayıca Üstünlük
Sayıca üstünlük, zaferin en genel ilkesidir.
Temel kural, mümkün olduğu kadar kuvvetli bir orduyla sefere
çıkmaktır. Mutlak üstünlük yoksa, kesin sonuç yerinde göreli bir üstünlük
yaratılmalıdır.
9. Bölüm: Baskın
Baskın, üstünlük sağlamanın bir aracıdır ve manevi etkisi
büyüktür.
Baskının iki ana faktörü gizlilik ve çabukluktur.
Ancak stratejide büyük başarılar getiren baskınlar, taktiğe
oranla daha zordur ve nadir görülür.
10. Bölüm: Hile
Hile, niyetin gizlenmesidir.
Stratejik alanda gösteriş için büyük kuvvetlerin
kullanılması tehlikeli olduğundan, komutanlar hileli hareketlere pek
yanaşmazlar; isabetli bir görüş hileden daha zorunlu ve yararlı bir niteliktir.
11. Bölüm: Kuvvetlerin Mekan İçinde Toplanması
En iyi strateji, her zaman çok kuvvetli olmak ve kuvvetleri
bir arada tutmaktır.
Zorunluluk olmadıkça asıl kuvvetlerden hiç kuvvet
ayrılmamalıdır.
12. Bölüm: Kuvvetlerin Zaman İçinde Birleşmesi
Taktikte kuvvetler birbiri ardına kullanılabilirken,
stratejide kuvvetler aynı anda kullanılmalıdır.
Stratejik bir amaç için ayrılmış tüm kuvvetlerin tek bir
harekata ve bir ana sıkıştırılması en mükemmel kullanımdır.
13. Bölüm: Stratejik İhtiyatlar
Stratejik ihtiyatlar çoğu zaman gereksiz ve tehlikelidir.
Stratejide nihai sonuç genellikle harekatın başında
belirlendiği için kuvvetlerin bir kısmını geride tutmak ana fikre (tüm
kuvvetlerin kullanılmasına) aykırıdır.
14. Bölüm: Kuvvet Tasarrufu
Bu ilke, hiçbir birliğin boş bırakılmamasını öngörür.
Boş duran birlikler, o an için tamamen tarafsızlaştırılmış
gibidirler.
15. Bölüm: Geometrik Unsur
Geometrik şekiller (açılar, hatlar) taktik ve istihkamda çok
etkiliyken, stratejide zaman ve mekanın genişliği nedeniyle etkisi çok daha
azdır.
Taktikte; zaman ve mekan dar olduğu için yan ve geriden
kuşatılan bir birlik imha veya teslim olma riskiyle çabucak yüzleşir. Geometrik
düzen, düşmanın içine saldığı korkuyla dahi hemen sonuç üretir.
Stratejide; zaman ve mekan genişliğinden dolayı haftalar
veya aylar harcanır. Stratejik bir kuşatmanın geometrik isabet sağlama
olasılığı düşüktır.
16. Bölüm: Savaş Harekatında Duraklama Hakkında
Savaşta duraklama; korku, çekingenlik, belirsizlik ve
savunmanın taarruzdan daha güçlü bir form olması gibi nedenlerle ortaya çıkar.
Ancak modern savaşlarda enerji ve dinamizm artmıştır.
17. Bölüm: Bugünkü Savaşların Karakteri
Napolyon dönemiyle birlikte savaşlar, milletlerin tüm
ağırlığını koyduğu bir yapıya bürünmüştür. Artık milletin yürekliliği ve
duyguları, devlet gücünün, savaş gücünün ve silahlı kuvvetlerin oluşumunda en
büyük faktördür.
18. Bölüm: Gerilim ve Sükunet (Harbin Dinamiği Kanunu)
Savaş eylemi gerilim (karar safhası) ve sükunet (denge hali)
dönemlerinden oluşur.
Gerilim durumunda alınan her önlem, denge durumundakinden
daha etkilidir ve karar daima daha etkin olur.
Dördüncü Kitap: Muharebe
1. Bölüm: Genel
Muharebe hem fiziki hem de manevi etkileri olan bir etkinliktir.
Muharebenin yapısı taktik ağırlıklıdır.
2. Bölüm: Bugünkü Meydan Muharebesinin Karakteri
Büyük kuvvetlerin yerleşimi, saatlerce süren ateş muharebesi
ve kuvvetlerin yavaş yavaş yıpranarak geri çekilmesi gibi süreçler stratejiyi
doğrudan etkiler.
Muharebenin sonuna gelindiğinde taraflar eldeki kuvvetleri
hesaplar ve muharebe alanını boşaltmak ya da ertesi günü muharebeye yeniden
devam etmek kararını verir.
3. Bölüm: Genel Olarak Muharebe
Muharebenin asıl amacı düşmanın imhası veya mağlup edilmesidir.
Düşmanın üstesinden gelmek, düşmanı mağlup etmek nedir?
Öldürmek ya da yaralamak, veya başka bir şekilde düşmanın bütün silahlı
kuvvetlerinin... imhasıdır.
4. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı
Zaferin gerçek anlamı sadece fiziksel kayıplarla değil, aynı
zamanda moral güçlerin sarsılmasıyla ölçülür.
Her muharebe fiziki ve moral kuvvetlerin kanlı ve yıkıcı bir
şekilde eşitlenmesidir. Sonunda her iki kuvvetten de kimin elinde fazla kalırsa
o galip gelir.
Esirler ve ganimetler zaferin en belirgin işaretleridir.
5. Bölüm: Muharebenin Anlamı Hakkında
Muharebelerin, düşman kuvvetlerini yok etmek dışındaki
ikincil amaçları…
Taarruz ve savunma muharebeleri
Taarruz: 1. İmha, 2. Yer zaptı, 3. Madde zaptı.
Savunma: 1. İmha, 2. Yer savunması, 3. Madde savunması.
6. Bölüm: Muhaberenin Süresi
Muharebenin süresi; kuvvet büyüklüğü, silah oranı ve
arazinin doğasına bağlı olarak stratejik bir unsur olarak değerlendirilir.
Savunmada çoğu kez bütün başarı sadece sürededir.
7. Bölüm: Muharebenin Kesin Sonucu
Her muharebede kesin sonuç anı olarak kabul edilebilecek bir
an vardır ki, o andan sonra başlayan muharebe yeni bir muharebedir.
8. Bölüm: Tarafların Muharebe İçin Anlaşması
Muharebe, düellonun çok değişik bir şeklidir ve muharebenin
temelini sadece karşılıklı muharebe arzusu yani rıza oluşturmaz, aksine
muharebeyle ilgili amaçlar oluşturur. Bu temel, daima daha büyük muharebelerin
hatta tüm savaşın amacı olarak düşünülen politik amaç ve koşullardır. Böylece,
karşılıklı yenme arzusu ya ikinci plana düşer ya da tamamen ortadan kalkar;
yerini daha büyük istekleri harekete geçiren bir gerilime bırakır.
Modern savaşlarda düşmanı muharebeye zorlamanın yolları
kuşatma ve baskındır.
"Hiçbir muharebe iki tarafın rızası olmadan meydana
gelmez" ifadesi tarihsel bir yalandır; aslında her şey stratejik koşullara
bağlıdır.
9. Bölüm: Asıl (Büyük) Meydan Muharebesi (Kesin Sonucu)
Asıl meydan muharebesi, savaşın ağırlık merkezi ve ana karar
noktasıdır.
Bu tür büyük çatışmalarda komutanın tüm kuvvetleri ve
ihtiyatları kullanma biçimi sonucu belirler.
10. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı
Yenilen tarafın yaşadığı moral çöküş ve panik hali, zaferin
en yıkıcı sonucudur.
En parlak zaferler bile komutanın cesaret ve girişim ruhu
olmadan büyük sonuçlar vermez; eğer hal ve koşulların büyüklüğü ve gücüne
mukavemet edilirse bu hal ve koşullardan doğan kuvvet çabucak çöker.
11. Bölüm: Devamı (Meydan Muharebesinin Kullanılması)
Asıl meydan muharebesi konsantre edilmiş bir savaş, tüm
savaşın ya da seferin ağırlık noktası olarak kabul edilir.
12. Bölüm: Zaferin Stratejik Araç Olarak Kullanılması
Kazanılan zaferden en iyi şekilde yararlanmanın yolu
takiptir.
Zaferin meyveleri çoğu kez ancak takipte toplanır.
13. Bölüm: Kaybedilen Muharebeden Sonra Geri Çekilme
Kaybedilen bir meydan muharebesinden sonra ordunun hem
fiziki hem de -daha ağırlıklı olarak- moral gücü kırılmıştır. Yeni takviyeler
veya elverişli coğrafi koşullar ortaya çıkana kadar ordu, dengeyi yeniden
sağlayacağı bir noktaya geri çekilmek zorundadır.
Büyük başkomutanların ve savaş tecrübesi olan orduların geri
çekilme hareketleri, daima yaralı bir aslanın kavga alanından ayrılmasına
benzer.
Takip eden düşman öncüsünün hırsını kırmak için uygun
arazilerde sert pusular kurulmalıdır.
Çekilen ordunun kollara ayrılarak veya yan gruplarla düşmanı
kuşatmayı denemesi, zayıf orduların düştüğü büyük bir hatadır. Çekilen ordunun
ilk ihtiyacı parçalanmak değil, bir araya gelmek, derlenip toplanmaktır.
14. Bölüm: Gece Muharebesi
Gündüz elde edilen keşif bilgileri geceye kadar değerini
yitirebilir.
Gece taarruzunda saldıran taraf, savunandan çok daha fazla
görünürlüğe (gözlerine) muhtaçtır.
Savunan taraf, kendi işgal ettiği arazide karanlıkta yolunu
ve birliklerini saldıran tarafa kıyasla çok daha kolay bulur ("kendi
evinde gibidir").
İKİNCİ CİLT
Beşinci Kitap: Silahlı Kuvvetler
1. Bölüm: Özet
Silahlı Kuvvetleri:
l. Kuvvetlerine ve terkiplerine,
2. Muharebe dışındaki durumlarına,
3. İaşelerine,
4. Nihayet çevre ve zeminle genel ilişkilerine göre
inceleyeceğiz.
Kitapta silahlı kuvvetlerin sadece savaşın zorunlu koşulu
olan, ama bizzat savaş sayılmayan yönleriyle meşgul olacağız.
2. Bölüm: Ordu, Savaş Alanı, Sefer
Savaş Alanı: Savaşın gerçekleştiği, belirli bir bağımsızlığa
sahip bölgedir. Böyle bir bölüm sadece bir bütünün parçası değildir; aksine
kendisi küçük bir bütündür.
Ordu: Aynı savaş alanındaki muharip kütledir. Orduyu
tanımlayan temel özelliklerden biri başkomutanlıktır; işlerin iyi gitmesi için
bir ve aynı savaş alanında sadece bir başkomutan bulunmalı.
Sefer: Bir yıl içinde veya bir savaş alanında gerçekleşen
tüm olayları kapsar.
3. Bölüm: Kuvvet Oranı
Modern savaşta silah ve eğitim benzer olduğu için sayısal
üstünlük belirleyici hale gelmiştir.
Kesin sonuçlu muharebede olanak oranında kuvvetli olma
ilkesine, şimdi eskisinden fazla değer vermek zorundayız
Kuvvet zayıfsa, amaçlar küçültülmeli ve "ataklık en
yüksek bilgelik olarak" görülmelidir.
4. Bölüm: Sınıf Oranı
Piyade, hem ateş hem göğüs göğüse muharebe yeteneğiyle en
bağımsız sınıftır.
Süvari hareketlilik sağlar, ancak iaşesi zordur.
Topçu en yıkıcı ama en hantal sınıftır.
Özetle; sınıflar arasında en bağımsızı, piyadedir... Üç
sınıfın birleşmesi en büyük kuvveti meydana getirir.
5. Bölüm: Ordunun Muharebe Düzeni
Ordunun esneklik kazanması için parçalara bölünmesi gerekir.
Temel ilke şudur: aynı düzeyde bulunan birliklerin mümkün
olduğu kadar büyük, emir komuta silsilesinin olabildiğince küçük tutulması.
6. Bölüm: Ordunun Genel Düzeni
Eskiden orduların konaklaması, ordugah seçimi ve yürüyüşleri
("muharebe dışı durum") esas savaştan ayrı tutulurdu. Ordugahlar
arkası bataklık veya nehir gibi engellere dayanacak şekilde seçilir, rahatlık
ön planda tutulurdu.
Muharebeler, adeta önceden randevulaşılan "şık bir
düello" gibiydi.
Bu dönemde muharebe "çelik kılıç" ise, muharebe
dışı durum sadece "ahşap kabza" idi; yani türdeş olmayan iki ayrı
yapıydı.
Modern Savaşlar (Napolyon Savaşları Sonrası)
Günümüzde muharebe ile muharebe dışı durum (konaklama,
yürüyüş, ordugah) tamamen iç içe geçmiştir.
Artık muharebe kılıcın keskin yüzü, muharebe dışı durum ise
kılıcın sırtıdır; ikisi kaynaşmış tek bir çelik madendir. Muharebe dışındaki
her hareket, potansiyel bir muharebenin taktik ve stratejik şartlarını doğrudan
belirler.
Bir ordunun temel tek amacı kendi varlığını korumak ve
birleşik darbe indirme yeteneğini sürdürmektir. Bunu sağlamak için:
İaşe kolaylığı (İşlenmiş topraklar ve kentler)
Barınma/İskan kolaylığı
Gerinin güvenliği (Mevziye yakın derinlemesine geri çekilme
hatları)
Önde serbest bir arazi şeridi (Gözetleme ve stratejik görüş
alanı)
Kesik arazide mevzilenme (Gerektiğinde savunma avantajı)
Stratejik istinat noktaları (Sahiller, büyük nehirler veya
kaleler gibi stratejinin geniş zaman/mekan ölçeğine uygun devasa engeller)
Amaca uygun bölünmüş düzen
Öncü Birlik: Düşmanı gözetler. Esas orduya uzaklığı, tekil
bir muharebeye zorlanmadan 1 günlük yürüyüşle ana kuvvete çekilebileceği kadar
olmalıdır.
Yancılar (Kanat Örtme Birlikleri): Kanatları korur.
Yancılar "yana sürülmüş öncüler"dir; amaçları
düşmanı imha etmek değil, geciktirmek ve ana orduya karşı-tedbir almak için
zaman kazandırmaktır.
Ordunun 4-5 gruba ayrılması, münferit olarak savaşmaları
için değil; iaşe, barınma ve gözetleme gibi mevcudiyet şartlarının getirdiği
bir zorunluluktur.
Düşman genel bir muharebe için yaklaştığında stratejik süreç
sona erer. İaşe ve rahatlık kaygıları rafa kaldırılır; ayrılmış tüm gruplar tek
bir noktada birleşerek toplu ve tek bir darbe vurmaya odaklanır.
7. Bölüm: Öncü ve İleri Karakollar
Bu birlikler ordunun "gözleri"dir. Görevleri,
düşmanın gelişini erken haber vermek ve ana orduya hazırlık zamanı
kazandırmaktır.
Bir ordu, muharebeye hazırlanmak için ne kadar zamana
muhtaçsa... o kadar kuvvetli bir öncüye ve ileri karakollara muhtaçtır.
8. Bölüm: İleri Sürülmüş Birliklerin Hareket Tarzı
Bu birliklerin ana görevi düşmanı gözetlemek ve ilerleyişini
geciktirmektir. Kendi çekilmelerini tehlikeye atmadan düşmanı oyalarlar.
9. Bölüm: Ordugah
Fransız İhtilali öncesinde ordular, ilkbaharda çadırlı
ordugahlara çıkar, kışın ise "savaşın durduğu/zamanın askıya
alındığı" kış konaklarına çekilirdi.
İhtilal savaşlarından sonra çadırlar tamamen terk
edilmiştir.
Çadırların terki askerlerin hava şartlarına doğrudan maruz
kalmasına, hastalık/zayiat oranlarının yükselmesine ve bulunulan arazinin
kaynaklarının ağır biçimde harabeye dönmesine yol açmıştır.
Günümüz savaşında kesin sonuca ulaşmak için mevsim, hava ve
çevre koşulları dikkate alınmaksızın zeminliklerde veya açık havada konaklanır.
10. Bölüm: Yürüyüşler
Yürüyüşlerde iki koşul esastır: birliklerin rahatlığı ve
hareketin sıhhati.
100.000 kişilik bir kütle tek bir yol üzerinde zaman aralığı
olmaksızın yürütülemez. Böyle bir kolun başı ile sonu aynı gün hedefe varamaz;
hat uzadıkça düzensizlik ve döküntü (kargaşa) artar.
Topçusu ve araçlarıyla 8.000 kişilik bir tümen, yol üzerinde
1 saatlik bir derinlik kaplar. Arkadan gelen ikinci tümen, ilkinden 1 saat
sonra varır. İlk tümen tek başına saatlerce direnebileceği için arkadaki
kuvvetin 1 saatlik gecikmesi stratejik bir tehlike yaratmaz.
11. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı
Normal bir günlük yürüyüş 3 mil, cebri yürüyüş ise 5-6
mildir. Büyük birliklerde yığılmalar nedeniyle yürüyüş süresi uzayacaktır.
12. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı
Hastalık ve yorgunluk nedeniyle ciddi kayıplar verilebilir.
…hareketli bir savaş yapmak isteyen, kuvvetlerinin büyük
ölçüde tahribini göze almalı, planlama buna göre hazırlamalı ve her şeyden önce
arkadan gelecek takviyeleri planlamalıdır.
13. Bölüm: Konaklar
Konaklama düzeni, düşman baskınına karşı hızlı toplanmayı
sağlayacak şekilde (dörtgen veya daireye yakın) planlanmalıdır.
14. Bölüm: İaşe
Ücretli profesyonel orduların kurulmasıyla halktan direkt el
koyma yerine, devlet hazinesine dayanan yapay bir iaşe mekanizması kurulmuştur.
Erzak depolara yığılır, fırınlarda pişirilir ve devasa araba filolarıyla
(ağırlıklar) birliklere taşınırdı.
Savaş alanı ve harekat tamamen depolara ve araba hatlarına
bağımlı hale gelmiştir.
Napolyon döneminde ihtiyaçlar savaş yükümlülüğü (tekalif-i
harbiye), yağma ve el koymayla mahallinden sağlanmış; ordular muazzam bir
hareket serbestisi ve hız kazanmıştır.
Nüfus yoğunluğu orta derecede olan (mil kareye 2.000–3.000
kişi) bir bölgede, 150.000 kişilik bir ordu hiçbir ön hazırlık yapmadan ve
duraklamadan yürüyüş halinde beslenebilir.
Birliklerin doğrudan köylerden erzak toplaması muazzam bir
israfa, düzensizliğe ve aramalarda başarısızlığa yol açar.
Ancak küçük birlikler (yaklaşık 8.000–10.000 kişilik
tümenler) için geçerli bir "zorunlu kötülük"tür. Genellikle öncü,
akıncı ve ileri karakol birliklerinde kaçınılmazdır.
İaşe hiçbir zaman savaşın amacı olmamalı, sadece bir
şartı/aracı olmalıdır.
Ordu ilerledikçe kaynaklarından uzaklaşır. Özellikle kesin
sonuçlu muharebeden hemen önce (birlikler toplu haldeyken) ve zafer sonrası
hatlar uzadığında (özellikle düşman ve fakir coğrafyalarda) iaşe krizi en üst
seviyeye çıkar.
15. Bölüm: Harekat Üssü
Ordu, varlığını sürdürdüğü kaynaklara bağımlıdır. Bu
kaynakların bulunduğu bölge harekat üssüdür. Üs ne kadar zengin ve güvenliyse
ordu o kadar serbest hareket eder.
16. Bölüm: İrtibat ve Muvasala Hatları (İkmal ve Ulaştırma Yollan)
Ordunun üssüyle bağlantısını sağlayan yollar "can
damarları"dır.
Bu yolların kesilmesi orduyu zayıflatır veya çekilmeye
zorlar. Düşman toprağında bu yolları korumak çok daha zordur.
17. Bölüm: Çevre ve Zemin
Arazi; geçişe engel, görüşe engel ve örtü olma
özellikleriyle savaşı etkiler.
Kesik ve dağlık arazi, büyük birliklerin etkisini azaltırken
küçük grupların ve bireysel cesaretin önemini artırır.
18. Bölüm: Yükseklikler
Yükseklikler taktik ve stratejik avantaj sağlar: daha zorlu
yaklaşma, daha iyi atış imkanı ve daha iyi görüş.
Altıncı Kitap: Savunma
1. Bolüm: Taarruz ve Savunma
Savunmanın ayırt edici niteliği darbenin beklenmesidir.
Savunma, doğrudan doğruya bir kalkan değildir; aksine
ustalıkla darbelerle oluşturulan bir kalkandır.
Savunmanın amacı korumaktır ve korumak, kazanmaktan daha
kolaydır.
2. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Taktikte Birbirine Karşı Tutumu
Savunan taraf, "örtülü mevzilere girdiği ve kesin sonuç
anına kadar taarruz edene hiç görünmeden beklediği" için arazi ve baskın
avantajına daha çok sahiptir.
Yeni savaş sanatı, savunmanın pasiflikten ziyade kuvvetleri
büyük kitleler halinde birleştirip gizleyerek karşı koyması üzerine gelişmiştir.
3. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Stratejide Birbirine Karşı Tutumu
Stratejik başarı, taktik zaferin hazırlanması veya
kullanılmasıdır.
Stratejik savunmanın ana ilkeleri arasında arazi yararı,
baskın, birkaç yandan hücum, kaleler ve halkın desteği yer alır.
Savunan ordu kendi ülkesinde kaldığı için yardımcı
kaynaklarına daha yakındır ve geri çekildikçe zayıflamaz.
4. Bölüm: Taarruzun Konsantrik (Yakınsak), Savunmanın Eksantrik (Iraksak) Oluşu
Taarruzun genellikle hareketli ve kuşatıcı (konsantrik),
savunmanın ise duran ve iç hatlarda (eksantrik) olduğu kabul edilir.
İç hatlar, özellikle stratejide büyük mesafelerde savunana
zaman ve gizlilik avantajı sağlar.
5. Bölüm: Stratejik Savunmanın Karakteri
Savunma, kazanılan üstünlükten sonra taarruza geçmeyi
hedefleyen kuvvetli bir savaş şeklidir.
Şimşek gibi çakan misilleme kılıcı savunmanın en parlak
anıdır ve bu reaksiyonu içermeyen bir savunma anlayışı hatalıdır.
6. Bölüm: Savunma Araçlarının Kapsamı
Savunana üstünlük sağlayan 5 temel strateji
1. Redif (İhtiyat Birlikleri):
Her ne kadar taarruzda da kullanılabilseler de (Prusya
örneğinde olduğu gibi), doğaları gereği yere bağlılıkları, eksik donanımları ve
halkın gönüllü katılım duygusuna dayanmaları sebebiyle esasen savunmaya ait
araçlardır.
Daimi ordu niteliği kazandıkça rediflik özelliklerini
yitirirler.
2. Kaleler:
Saldıranın elinde sadece sınır güvenliği sağlarken,
savunanın elinde ülkeyi derinlemesine kapsar ve kademeli bir direnç ağı
oluşturur. Düşman kuvvetlerini tıkama ve bağlama güçleri çok daha yüksektir.
3. Halk ve İstihbarat Avantajı:
Halkın coşkulu desteği olmasa dahi, devlet mekanizmasına
olan itaati ve yerleşik alışkanlıkları savunan tarafa büyük kolaylık sağlar.
En kritik boyutu istihbarattır (haber alma): Küçük keşif
kollarından ana karargâha kadar savunan taraf, kendi halkıyla doğal bir
iletişim içinde olduğundan günlük harekât haberlerini ve düşman bilgilerini çok
daha hızlı ve zahmetsizce elde eder.
4. Milletin Silaha Sarılması (Halk Savaşı / Milis):
Halkın desteğinin tırmanarak organize bir direnişe
dönüşmesidir (İspanyol halkının Napolyon'a karşı direnişi gibi). Sadece bir
yardım değil, savaşın seyrini değiştiren müstakil bir güç faktörüdür.
5. Müttefikler ve Politik Denge (Sistem Düzeyi):
Savunanın en son ve en büyük güvencesi uluslararası politik
dengedir. Avrupa devletler sistemi, mevcut durumun (status quo) korunması
üzerine kurulu bir "çıkarlar kördüğümü"dür.
7. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Karşılıklı Etkisi
Felsefi olarak savaş kavramı saldırı ile değil, savunma ile
doğar.
Saldıran tarafın amacı doğrudan muharebe değil, işgal
etmektir (bölgeyi veya hedefi ele geçirmektir).
Saldıran taraf, düşmanın ne yapacağını bilmediği sürece
yöntem geliştiremez, sadece ordusunu ve araçlarını yanında taşır.
Savunan taraf ise, saldıranın işgal amacını engellemek üzere
ilk stratejik ilkeleri (araziye göre tertiplenme, savunma araçlarını düzenleme)
geliştirmek zorundadır. Teorik düşünce zincirinde sağlam durak noktası
savunmadır.
8. Bölüm: Mukavemet Tarzları
Savunma "bekleme" ve "eylem" (tepki)
bölümlerinden oluşur.
Dört farklı mukavemet tarzı
Düşman girer girmez saldırmak.
Sınırda bekleyip düşman görününce saldırmak.
Mevzide bekleyip gerçek saldırıyı karşılamak.
Ülkenin içine çekilerek düşmanı zayıflatmak.
Özellikle ülke derinliklerine çekilme, düşman kuvvetlerinin
"kendi çabalarıyla mahvolmasına" neden olabilir.
9. Bölüm: Savunma Muharebesi
Savunma muharebesi, araziden yararlanarak ve ihtiyatları
doğru kullanarak taarruz unsurunu (karşı saldırıyı) içermelidir.
Tam bir zafer her savunma muharebesinde bulunan taarruz
unsuruna bağlıdır.
10. Bölüm: Kaleler
Kaleler iaşe deposu, şehir güvenliği, stratejik kilitler ve
yenik birliklerin sığınağı olarak hizmet eder.
Savunanın cephe gerisinde bıraktığı kaleler, düşman
taarruzunu büyük buz parçaları gibi kırarlar.
Kalelerin seçimi, zengin kentler ve ana ulaşım yolları
üzerinde yapılmalıdır.
11. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı
Savunma mevzii, arazinin korumasından yararlanılan ve
stratejik-taktik ilişkileri olan bir yerdir.
12. Bölüm: Savunma Mevzii
İyi bir mevziin "önünden geçip gidilememeli" ve
savunana muharebede avantaj sağlamalıdır.
13. Bölüm: Tahkimli Mevziler ve Tahkimli Ordugah
Tahkimli mevziler, kuvveti taarruz edilemez hale getirerek
bölgeyi korumayı amaçlar.
Ancak hatlar (kordon harbi) yerine, kuvvetli ordugahlar
stratejik olarak daha etkilidir; çünkü hatlar, silahlı kuvvetleri yerel
savunmaya bağlayarak hareketten alıkoyarlar.
14. Bölüm: Yan Mevzileri
Düşman önünden geçip gittikten sonra tutulan mevzilere yan
mevzi denir; amacı düşmanın stratejik kanatları ve iletişim hatları üzerinde
baskı kurmaktır.
Bu, cesur ve tehlikeli bir önlemdir.
15. Bölüm: Dağlarda Savunma
Dağlık arazi, küçük birliklere büyük mukavemet gücü verse de
büyük orduların kesin sonuçlu muharebeleri için genellikle elverişsizdir.
Dağlık arazi, küçük karakollar veya sınırlı hedefleri olan
birlikler için mükemmel bir koruma sağlar. Düşmanı geciktirmek, zaman kazanmak
veya geçidi tıkamak için son derece elverişlidir.
Dağ, birliği pasif bir duruşa zorlar. Ordu ve dağ adeta
bütünleşir.
16. Bölüm: On beşinci Bölümün Devamı
Komutanlar, ülkenin kaderini belirleyecek olan ana meydan
muharebesini asla dağlık arazide kabul etmemelidir.
Eğer dağlık arazide muharebe kaçınılmazsa, birlikler
dağıtılmamalı; toplu bir şekilde elde tutulmalıdır.
Dağlık arazi zayıfın, ikincil hedeflerin ve geciktirme
muharebelerinin sığınağıdır; ancak büyük orduların toplu zaferi ve ülkenin ana
savunması için elverişsiz bir tuzaktır.
17. Bölüm: Önceki İki Bölümün Devamı
Klasik askeri teori ve topografya, dağ savunmasını
akarsuların akış yönüne ve sırt/vadi sistemlerine göre şematize etmiştir.
Bu anlayışa göre dağlar bir "duvar" ya da
"bariyer" gibi düşünülmüş; esas savunmanın dağ sırtlarında (plato
kenarlarında) yapılması, vadilerin ise enine kesilerek kapatılması gerektiği
savunulmuştur.
Dağ ne kadar yüksek ve geçitsizse, bölünme o kadar artar.
Savunan taraf her deliği ve geçidi tıkamak zorunda hissettiğinden, kuvvetler
tabur, hatta bölük seviyesine kadar parçalanır.
Bir hat boyunca 6-8 milden başlayan yayılma, zaman zaman
20-30 mile kadar çıkabilir. Bu durum, savunmayı kaçınılmaz olarak zayıf bir
kordon savaşına dönüştürür.
Dağ savunması aranan mutlak zaferi sağlamaz, ordunun
kuvvetini parçalar ve imhaya açık hale getirir.
18. Bölüm: Nehirlerin ve Irmakların Savunulması
…şeklini dikkate alarak savunmayı üç esas dereceye ya da
tarza bölmek zorundayız:
(1) Geçişe engel olan direkt bir savunma; nehrin ve
vadisinin sadece daha iyi bir savunma tertibi için kullanıldığı daha ziyade (2)
dolaylı bir savunma; nehrin düşman tarafından taarruz edilmesi imkansız bir
mevziye hakim olunması suretiyle tamamen (3) direkt bir savunma.
Direkt Savunma Teorisi: Bu savunmanın başarısı saha, zaman
ve kuvvet birleşimine bağlıdır.
Direkt nehir savunması genellikle kesin zafere götürmez
ancak savunan için büyük zaman kazandırır ve düşmanı başka bir yöne çevirebilir.
19. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı
Nehrin stratejik cepheye paralel, eğik veya dikey olması
etkisini değiştirir. Gerisinde nehir bulunan bir ordu, özellikle geri irtibat
hatlarında daha büyük bir emniyet kazanır.
Savaş alanını dikey kesen nehirler savunana avantaj sağlar;
çünkü taarruz eden ya kuvvetini ikiye bölmek ya da tek bir yakayı seçmek
zorunda kalır.
20. Bölüm: A. Bataklıkların Savunulması / B. Su Baskınları
Bataklıklar, piyade için nehirlerden daha zorludur çünkü yol
yapımını düşmana karşı örtecek birlikleri karşıya geçirecek muvakkat geçiş
araçları yoktur.
Bataklıklar, bulunabilecek en iyi savunma hatlarıdır.
21. Bölüm: Ormanlarda Savunma
Savunanın ormanlık bölgeyi önüne alması risklidir.
Ormanlar, özellikle silahlı halk için gerçek öğe
niteliğindedir ve düşman irtibat hatlarını yıpratmak için güçlü bir araçtır.
22. Bölüm: Kordon (Nöbetçiler Hattı)
Kordon: Bir bölgeyi birbirine bağlı karakollarla koruma
sistemi
Kordonun asıl amacı zayıf bir darbeye karşı korumak veya
çapulculuğu önlemektir.
23. Bölüm: Ülkenin Anahtarı
"Anahtar mevzi" kavramı
Stratejik anlamda anahtar, ele geçirilmeden, bir ülkeye
girmeye cesaret edilemeyen bir arazidir.
24. Bölüm: Yan Etkisi
Stratejik kanat etkileri ve irtibat hatlarına yönelik
saldırılar…
Yan etkisinin başarılı olması için irtibat hattının oldukça
büyük bir uzunluğa, eğik bir duruma ve düşman bölgede bulunmasına bağlıdır.
25. Bölüm: Ülke İçerisine Çekilme
İsteğe bağlı geri çekilme, taarruz edeni her adımda
yıpratırken savunanın "kendi çekilme yolları üzerinde önceden stoklar
yapma imkanına sahip olması" büyük avantaj sağlar.
Bu stratejinin en büyük riski, halk ve ordu üzerindeki
olumsuz moral etkisidir; çünkü halk genellikle çekilmenin akıllıca bir plan mı
yoksa korku mu olduğunu ayırt edemez.
26. Bölüm: Halkın Silahlanması
Halk savaşının etkisi buharlaşma sürecinin fiziksel
yapısında olduğu gibi yüzeye bağlıdır. Alan ne kadar genişse etki o kadar
artar.
27. Bölüm: Bir Savaş Alanının Savunulması
Her ordunun bir "ağırlık noktası" vardır ve bu
noktaya indirilen her darbe en etkilidir.
28. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı
Savunma, "kesin sonuç" (muharebe) ve
"defü-tard" (geciktirme/oyalama) unsurlarından oluşur.
Kesin sonuç aranmadığında arazi işgali önem kazanır.
29. Bölüm: Önceki Bölümün Devamı, Gittikçe Artan Mukavemet.
Savuna, hareketsiz kuvvetlerin hepsini aynı anda devreye
sokmalıdır.
30. Bölüm: Kesin Sonuç Aranmayan Durumlarda Savaş Alanının Savunulması
İki tarafın da büyük bir risk almadığı, gözetleme karakterli
savaşlar…
Bu tür savaşlarda amaç mümkün olanın çoğunu muhafaza etmek
(örtmek)tir.
Karakol savaşlarında harekat, büyük meydan muharebelerinden
ziyade geniş cepheyle mevzilenme ve nispi mukavemet üzerine kurulur.
ÜÇÜNCÜ CİLT
Yedinci Kitap İçin Taslak: Taarruz
1. Bölüm: Savunmayla İlişkisi Bakımından Taarruz
Taarruz, savunmanın zıddı olarak görülse de, savunma
hakkındaki bilgiler taarruza da ışık tutar.
Bu iki kavram, gerçekten mantıki bir zıtlık oluşturulunca
bunlardan biri, diğerine sebep oluyor, bu nedenle de temelde biri, diğerinden
ortaya çıkıyor demektir.
2. Bölüm: Stratejik Taarruzun Tabiatı
Taarruzun darbesi ya da hareketi, tamamen taarruz kavramı
içindedir; taarruzda savunma zorunlu değildir; fakat taarruzun yapıldığı zaman
ve alan... savunmayı zorunlu kılabilir.
3. Bölüm: Stratejik Taarruzun Konusu Üzerine
Taarruzun ana hedefi düşman ordusunu yok etmek ve ülkesini
zapt etmektir.
4. Bölüm: Taarruz Gücünün Azalışı
Kayıplar, hastalıklar, ikmal hatlarından uzaklaşma ve işgal
edilen bölgeyi koruma ihtiyacı bu zayıflamanın temel nedenleridir.
Taarruz eden ordunun, bağlantı ve ulaşım hatlarını güvenlik
altına alabilmek ve yaşamını sürdürebilmek için gerisinde kalan araziyi işgal
ihtiyacı... taarruzu zayıflatır.
5. Bölüm: Taarruzun Tepe Noktası
Taarruz eden taraf ilerledikçe ikmal hatları uzar, garnizon
ihtiyacı artar ve kuvveti fiziksel/moral olarak aşınır.
Tepe Noktası / Taarruzun sahip olduğu üstünlüğün tükendiği,
zafere veya barışa ulaşamadan durmak zorunda kaldığı kritik andır.
Eğer saldırı bu tepe noktasını aşarsa, güç dengesi aniden
savunanın lehine döner. Bu noktadan sonra meydana gelecek kırılma ve karşı
darbe, ilk taarruzun şiddetinden çok daha yıkıcı olur.
Tepe noktasını önceden matematiksel olarak hesaplamak
imkânsızdır; bu durum "düşüncenin ince bir sezişi" ve komutanın
stratejik önsezisi ile kavranabilir.
6. Bölüm: Düşman Silahlı Kuvvetlerinin İmhası
Meydan muharebesi esas çare olsa da tek çare değildir; arazi
işgali bazen dolaylı bir tahrip yöntemidir.
7. Bölüm: Taarruzi Meydan Muharebesi
Taarruzi muharebenin en belirgin özelliği düşmanı kuşatmak
veya çevirmektir.
Saldıran taraf, savunana kıyasla kesin sonucu çabuklaştırmak
zorundadır.
8. Bölüm: Nehir Geçişleri
Nehirler taarruz eden için büyük bir engel ve tehlike
kaynağıdır. Büyük bir sayısal ve moral üstünlük olmadan savunulan bir nehri
geçmeye çalışmak risklidir.
Taarruz edenin yapabileceği en kötü şey, birbirine yakın
olmayan ve ortak bir darbeye izin vermeyen birden fazla noktadan geçiş
yapmaktır.
9. Bölüm: Savunma Mevzilerine Taarruz
Eğer hedefe bu mevzilere saldırmadan ulaşılabiliyorsa,
taarruz etmek hatadır. Saldırı zorunluysa, düşman çekilme hattını tehdit eden
yan taarruzlar tercih edilmelidir.
10. Bölüm: Tahkimli Ordugahlara Taarruz
Tahkimli ordugahlara saldırmak alışılmadık ve çok güç bir
görevdir. Ancak siperler eksikse veya aceleyle hazırlanmışsa taarruz tavsiye
edilebilir.
11. Bölüm: Dağlarda Taarruz
Tali çatışmalarda dağlar taarruzun aleyhinedir ancak büyük
meydan muharebelerinde avantaj saldıran taraftadır.
Dağda başarı, düşmanı kuşatmaktan ziyade hattını parçalamak
ve çekilme yollarını kesmekle gelir.
12. Bölüm: Kordon Hatlarına Taarruz
Geniş cepheli kordon hatları, taarruz edene büyük avantaj
sağlar çünkü kolayca parçalanabilirler. Ancak bu parçalanma her zaman büyük bir
stratejik sonuç doğurmaz.
13. Bölüm: Manevra
Manevra, büyük muharebelerden kaçınarak düşmanın ikmal
hatlarına veya geri çekilme yollarına etki etmeyi amaçlayan, denk kuvvetlerin
bir oyunudur.
Başarı, doğrudan imhadan değil; düşmana yaptırılacak
hatalardan ve ortaya çıkarılacak elverişli fırsatlardan doğar.
Manevranın Faydaları
Düşmanın lojistik ve beslenme hatlarını kısıtlamak veya
kesmek.
Diğer dost birlikler ve kolordularla güvenli bir şekilde
birleşmek.
Düşmanın ricat yollarını kapatacak pozisyonlar almak.
Üstün kuvvetlerle düşmanın yalnız kalmış, ayrılmış münferit
noktalarına taarruz etmek.
Manevrada zafer; genel stratejik doktrinlerden ziyade yer ve
zamanın en küçük detaylarına dikkat edilmesine, birliklerin yüksek disiplinine,
süratli yürüyüş becerisine, mükemmel Düzene ve komutanın cesaretine bağlıdır.
14. Bölüm: Bataklıklarda, Su Taşkınlarında, Ormanlarda Taarruz
Bu tür arazi engelleri taktik taarruzu güçleştirir.
Stratejik sonuç genellikle bu bölgeleri dolaşmaktır.
Ormanlar, özellikle geniş arazileri kapladığında, taarruz
eden için iaşe ve sayısal üstünlük bakımından büyük zorluklar yaratır.
15. Bölüm: Bir Savaş Alanında Kesin Sonuç Beklenen Taarruz
Büyük bir seferde taarruzun amacı doğrudan zafer
kazanmaktır. Zafer için fiziksel üstünlük yoksa moral üstünlük ve cesaret
zorunludur.
Darbenin yönü sadece hedefe (örneğin başkent) değil, düşman
ordusunu yok edecek yöne olmalıdır.
Taarruzun en yakın hedefi bir zaferdir.
16. Bölüm: Bir Savaş Alanında Kesin Sonuç Beklenmeyen Taarruz
Hedefler; bir arazi parçası, bir depo, bir kale zaptı veya
sadece askerlik şerefi olabilir.
Taarruz edenin ne derecede girişken ve cüretkar olacağını
önceden tahmin etmek, savunanın tasavvur edeceğinden çok daha güçtür.
17. Bölüm: Kalelere Taarruz
Kesin sonuçlu seferlerde kaleler bir "baş belası"
iken, sınırlı seferlerde bizzat amaçtır.
18. Bölüm: Ulaştırmaya Taarruz
Ulaştırma kollarına saldırmak taktiksel olarak kolay görünse
de stratejik nedenler ve riskler (karşı saldırıya uğrama korkusu gibi) bunu
zorlaştırır.
19. Bölüm: Ordugahlardaki Düşman Ordularına Taarruz
Bu, aslında toplanmış bir orduya yapılan baskındır. Başarılı
olursa düşmanın toplanmasını engeller, arazi kaybına ve moral bozukluğuna neden
olur.
20. Bölüm: Diversion (Düşman Kuvvetini Esas Görevinden Başka Bir Yere
Çevirme)
Düşmanı asıl savaş alanından kuvvet çekmeye zorlamak için
başka bir noktadan yapılan hücumdur. Diversionun başarılı sayılması için,
düşmanın asıl alandan çektiği kuvvetin bizim Diversionda kullandığımızdan fazla
olması gerekir.
21. Bölüm: İstila
Fransız yazarlar, düşman ülkesinin derinliklerine yapılan
ilerlemeleri metodik taarruzun zıddı olan bir "istila" olarak
tanımlar.
Bir ordunun sınırda mı kalacağı yoksa düşman ülkesinde
derinlemesine mi ilerleyeceği teorik bir metodolojiye değil, tamamen somut hal
ve koşullara bağlıdır. Güvenli şartlarda sınırda durmaktansa derinlemesine
ilerlemek çok daha ihtiyatlı ve metodik bir adım olabilir.
İstila... düşman ülkesinde çok ilerleyen bir taarruzu ifade
ediyorlar... taarruzdan farklı değildir.
Zaferin Tepe Noktası
Muzaffer taraf düşmanı tamamen imha edemediğinde, zaferin
sonuçları belirli bir tepe noktasına ulaşır.
Taarruz eden ordu ilerledikçe şu geçici avantajları elde
eder:
- Düşman
ordusuna verilen fiziki/moral kayıplar.
- Düşmanın
hatları korumak ve depolara birlik ayırmak zorunda kalması.
- Düşmanın
eyalet, arazi ve insan kaynağı kaybına uğraması.
- Düşman
kaynaklarıyla beslenme (düşmanın sırtından geçinme) imkânı.
- Düşman
birliklerinin komuta ve iç bağlantı bütünlüğünün bozulması.
- Düşman
müttefiklerinin çözülmesi veya taraf değiştirmesi.
- Düşman
ordusunun moral çöküntüsü ve teslimiyet eğilimi.
Aynı ilerleme, bünyesinde zayıflatıcı dinamikler de
barındırır:
- İlerleme
yolundaki kilit kaleleri kuşatmak veya gözetlemek için birlik ayırma
zorunluluğu.
- Düşman
toprağında işgalci konumuna düşülmesi; halkın düşmanlaşması ve açık
stratejik kanatları/lojistik hatları koruma zorunluluğu.
- Anayurttaki
ikmal kaynaklarından uzaklaşılması (azalan fitil ışığı benzetmesi).
- Tehlikenin
büyümesiyle diğer devletlerin düşmanın yardımına koşma ihtimali (politik
dengelerin değişmesi).
- Tehlikenin
büyüklüğü karşısında düşmanın ölüm kalım refleksiyle direncinin artması;
buna karşılık galip tarafın zafer rehavetine kapılması.
Taktiksel üstünlük durduğu yerde sabit kalmaz. Taarruz eden
taraf, hedefine ulaşmadan tepe noktasını aşarsa, elde ettiği üstünlük
sıfırlanır ve durum aniden tersine döner.
Sefer planlamasının en kritik amacı; taarruzun savunmaya
dönüştürüleceği doğru tepe noktasını tespit etmektir.
Sekizinci Kitap: Savaş Planı
1. Bölüm: Giriş
Düşmanı yenmek ve silahlı kuvvetlerini imha etmek
Stratejinin tüm unsurlarının birleştiği bu merkez bölgesinde
teorinin görevi; fikirleri aydınlatmak, önemliyi önemsizden ayırmak ve aklın
yolunu bulmasını sağlamaktır.
2. Bölüm: Mutlak ve Gerçek Savaş
Savaşın karakteri, dönemin düşüncelerinden ve koşullarından
etkilenir.
Mutlak savaş / tam imha
Gerçek savaş / politik ve fiziksel kısıtlamalar altındaki
savaş
3. Bölüm: A. Savaşın İç Tutarlılığı (İnsicamı) / B. Savaş Amacının Büyüklüğü
ve Harcanacak Çabalar Hakkında
Münferit muharebeler birbirinden ayrılamaz tek bir bütündür.
Olaylar sebep-sonuç ilişkisiyle hızla birbirini izler. Tek bir nihai sonuç
vardır; nihai zafere kadar hiçbir şey kazanılmış veya kaybedilmiş sayılmaz.
Savaşta kullanılacak kuvvet ve harcanacak çaba; politik
isteklerin büyüklüğüne, devletlerin durumuna ve hükümetlerin irade gücüne göre
belirlenir.
Savaşın Tarihsel Evrimi
Eski Çağ ve Göçebeler (Tatarlar): Bütün halk göç
ettiği için savaş tam bir boyunduruk altına alma veya yok etme hareketidir.
Antik Cumhuriyetler ve Roma: Küçük ordularla sınırı
belirli yağma ve ittifak savaşları yapılırdı. Roma ise ittifaklarla büyüyüp
nihayetinde büyük bir istilacı güce dönüştü.
Orta Çağ ve Feodalite: Feodal yükümlülüklere dayalı,
kısa süreli, düşmanı yok etmekten ziyade cezalandırmayı amaçlayan sınırlı
savaşlar.
18. Yüzyıl (Mutlak Monarşiler): Savaş tamamen
hükümetlerin ve kralların işi haline geldi; halk tamamen savaşın dışında kaldı.
Ordular hazineden beslenen pahalı daimi yapılar olduğu için riskten kaçınılır,
küçük siyasi kazançlar veya birkaç kale ele geçirmek hedeflenirdi (Büyük Friedrich
dönemi). Savaş adeta diplomasi oyununa veya satranca dönüştü.
Fransız İhtilali ve Napoléon Dönemi: Savaş tekrar
halkın işi haline geldi ("Ulus-Ordu"). Fransız İhtilali ve ardından
Napoléon, tüm ulusun kaynaklarını ve enerjisini seferber ederek mutlak savaş
kavramını hayata geçirdi. Buna karşılık Rusya, Prusya ve Avusturya da halkı
sürece dahil ederek (halk savaşları/kurtuluş savaşları) yanıt verdi.
4. Bölüm: Savaş Hedefinin Daha Açık Tarifi / Düşmanın Mağlup Edilmesi
Düşmanı mağlup etmek için her zaman tüm ülkeyi zapt etmek
gerekmez; önemli olan düşmanın ağırlık merkezine (Center of Gravity) darbe
indirmektir.
Bu merkez orduda, başkentte veya müttefiklerin birliğinde
olabilir.
5. Bölüm: Bir Önceki Bölümünün Devamı Sınırlı Hedef
Eğer düşmanı tamamen yenmek mümkün değilse, hedef sınırlı
tutulur. Bu durumda ya düşman ülkesinin küçük bir bölümü işgal edilir ya da
kendi topraklarını koruyarak daha uygun koşulların oluşması beklenir.
Geleceğin bize değil de düşmana daha iyi umutlar verdiği
durumlarda taarruz savaşı yapılır.
6. Bölüm: A. Politik Amacın Savaş Hedefi Üzerine Etkisi / B. Savaş
Politikanın Aracıdır
Devletler arasındaki ittifaklar ve politik çıkarlar, savaşa
katılım düzeyini belirler. Her devlet müttefikinin davasını kendi davası kadar
ciddiye almayabilir.
Savaşlar çoğunlukla mutlak imha amacından ziyade, tarafların
risk ve yarar oranına göre katıldığı "ticari bir alışveriş" gibi
yürütülür.
Savaş, politik ilişkilerden bağımsız değildir. Savaş
başladığında siyasi ilişkiler kesilmez; sadece kullanılan araçlar değişir.
Savaşın kendine özgü bir grameri vardır fakat kendine özgü
bir mantığı yoktur; onun mantığı politikadır.
Askeri görüş açısı politik görüş açısına tabi olmak
zorundadır. Çünkü savaşı doğuran akıl politikadır; savaş ise sadece bir
araçtır.
Savaş planlarının sadece askerlere veya askeri mantığa
bırakılması hatalıdır.
7. Bölüm: Sınırlı Hedefli Taarruzi Savaş / 1. Bölüm: Giriş
Pozitif bir hedef olarak düşman toprağının bir kısmını zapt
etmek, düşmanı zayıflatırken kendi kaynaklarımızı artırmayı amaçlar.
Ancak bu durum kuvvetlerin dağılmasına ve zayıflamasına da
yol açabilir.
8. Bölüm: Sınırlı Hedefli Savunma
Savunmanın son hedefi asla sadece olumsuz (pasif) kalamaz;
her savunma eninde sonunda karşı taarruz fırsatı aramalıdır. Savunma, savaşı
bekleyerek sürdürmek ve politik durumun iyileşmesini ummaktır.
9. Bölüm: Hedef, Düşmanın Mağlup Edilmesi Olduğunda Savaş Planı
Bu tür bir savaş planı iki ana ilkeye dayanır: Kuvvetlerin
mümkün olduğunca konsantre edilmesi ve mümkün olduğunca çabuk hareket edilmesi.
Hedef, düşman kuvvetlerini en kısa yoldan ve tek bir ana
hareketle vurmaktır.
Tali hareketler ve ikincil cepheler daima asıl hedefe hizmet
edecek şekilde sınırlı tutulmalıdır.
Büyük bir zafer kazanıldıktan sonra duraklamadan düşmanın
takibine devam edilmeli, düşmana toparlanma zamanı verilmemelidir.
Napoleon’un 1812 Rusya Seferi'nin Analizi
Seferin başarısızlığı düşman hükümetinin sağlam, halkın ise
sadık ve metin kalmasından kaynaklanmıştır.
Napoleon’un Niemen’i geçen 600.000 kişilik ordusundan geriye
50.000 kişi kalmıştır.
Geniş stratejik alanlarda tüm birliklerin sürekli tam bir
uyum içinde hareket etmesi imkansızdır. Her ordunun kendine verilen bağımsız
hedefi izlemesi ve darbe gücünü kendi sahasında kullanması gerekir.
Tali orduların ve ayrılan kolların başına
soğukkanlı/ihtiyatlı generaller yerine, hızlı ve girişken komutanlar
getirilmelidir.
Fransa'ya Karşı Bütüncül Savaş Planı Modeli
Fransa’nın ağırlık merkezi ordusu ve Paris’tir. Ana hedef
Fransız ordusunu meydan muharebesinde yenip Paris’i zapt etmek ve düşmanı Loire
Nehrinin gerisine atmaktır.
Taarruz kolları
Kuzey Kolu (350.000 kişi): Hollanda/Belçika üzerinden
doğrudan Paris’e ilerleyecek ana kuvvet.
Güney Kolu (300.000 kişi): Yukarı Ren üzerinden Troyes/Paris
veya Orleans istikametine ilerleyecek kuvvetler.
İtalya veya deniz kıyısındaki tali operasyonlara gereğinden
fazla kuvvet ayrılmamalı; ana darbe gücünü zayıflatacak kuşatma, garnizon veya
gereksiz arazi işgallerinden kaçınılmalıdır.
19. Baskı için Sonsöz
Clausewitz'in Düşüncelerinin 1972'den Beri Gelişimi ve Değişimi
Modern çağda kitlesel kitle imha silahlarıyla yapılan büyük
savaşlar yerine; sınırlı savaşlar, gerilla savaşları, halk savaşları ve
terörizm ön plana çıkmıştır.
Clausewitz’in güncelliğini korumasının en büyük nedeni
sunduğu mantıksal kombinasyonlar, diyalektik yaklaşım, tarihsel tecrübe ve
teori-pratik birliğidir. Savaş ile politika arasındaki diyalektik ilişkide
politika belirleyicidir; ancak politika, askerden yapamayacağı şeyleri
istememeli ve araç-amaç dengesini gözetmelidir.
…