4 Haziran 2026 Perşembe

Carl Von Clausewitz - Savaş Üzerine - Notlar

Carl Von Clausewitz - Savaş Üzerine - Notlar

Vom Kriege

Mütercim: Selma Koçak, Doruk Yayınları, 2015

 


Carl von Clausewitz, 1 Haziran 1780'de Magdeburg yakınlarındaki Burg'da doğdu.

28 Ekim ı806'da Fransızlara esir düştü.

1810'da binbaşı oldu ve Berlin Harp Okulu'na kurmay hizmetleri öğretmeni olarak atandı.

1812 yazından itibaren Rus Ordusu'nda yarbay olarak Napoleon'a karşı savaşlara katıldı.

1818 başlarında Harp Okulu Komutanlığı’na atandı ve bu görevde tam 12 yıl kaldı.

16 Kasım 1831'de öldü.

 

Önsöz/ler

18. Baskıya Önsöz (Werner Hahlweg)

Dönemin askeri ve siyasi liderleri esere büyük ilgi göstermiştir.

 

19. Baskıya Önsöz (Werner Hahlweg)

Baskının temel amacı "okuyucunun; toplum, politika, savaş, askerlik ve barış arasındaki diyalektik, dengeli ilişki hakkında kendi varlığıyla uyuşan bir bilince sahip olması" şeklindedir.

 

Birinci Baskının Önsözü (Marie von Clausewitz - 30 Haziran 1832)

Marie von Clausewitz, kocasının vasiyetini yerine getirmek için bu işe giriştiğini belirtir.

 

Görev değişiklikleri ve erken ölümü nedeniyle eser tamamlanamamıştır.

 

Rapor (Carl von Clausewitz - 10 Temmuz 1827)

Savaş Türleri: Savaş ya düşmanın imhasını amaçlayarak düşmanı herhangi bir barışa zorlamak ya da düşman topraklarının bir kısmını zaptetmektir.

Politika İlişkisi: Savaşın, devlet politikasının diğer araçlarla devamından başka bir şey olmadığı görüşü de açık ve tam bir şekilde saptanmış olmalıdır.

 

Birinci kitabın birinci bölümü, benim tamamlanmış, bitirilmiş saydığım tek bölümdür.

 

Askeri kuramın temel ilkeleri

Savunma, olumsuz amaçlı ama daha kuvvetli bir şekildir; saldırı olumlu amaçlı, daha zayıf bir şekildir.

Zafer, yalnız muharebe alanının zaptıyla değil, aksine, fiziki ve moral kuvvetinin tahribiyle kazanılır.

Her taarruz ilerledikçe zayıflar.

 

Yazarın Önsözü (Carl von Clausewitz)

Gerekli olan yerlerde felsefi sonuçlar çıkarmaktan kaçınılmamıştır.

…uygulamalı sanatlarda da kuramsal yaprakların ve çiçeklerin fazla büyümemesi, aksine, kendilerine özgü toprağa, yani deneyime yakın bulunmaları gerekir.

 

BİRİNCİ CİLT

Birinci Kitap: Savaşın Doğası

1. Bölüm: Savaş Nedir?

Konumuzun önce tek tek unsurlarını, sonra bölümlerini ya da halkalarını ve en son olarak da bir tutarlılık içinde bütününü incelemeyi, yani basitten bileşiğe gitmeyi düşünüyoruz.

 

Savaş, genişletilmiş bir düellodur. Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir.

 

Aşırı derecede kuvvet kullanma

Savaşta insancıl yaklaşımlar tehlikeli bir yanılgıdır. Fiziksel kuvveti acımadan kullanan taraf, düşman da aynısını yapmazsa üstünlük sağlar; bu durum tarafları dengeden başka bir sınır tanımaksızın aşırılığa kadar tırmandırır.

 

Hedef, düşmanı silahtan arındırmaktır

Kuramsal olarak savaşın amacı düşmanı savunmasız bırakmaktır. Düşman, irademizi kabule zorlanacaksa, düşmanı ya fiilen silahtan arındırmak ya da büyük bir olasılıkla böyle bir tehdit karşısında bulunacağı bir duruma sokmak zorundayız.

 

Gerçeklikteki değişiklikler

Soyut düşüncede savaş aşırılıklara (Mutlak Savaş) kaçsa da gerçek hayatta insan aklı bu mantık hayallerine boyun eğmez. Savaş, devletin önceki yaşamıyla bağlantılıdır ve ani, tek bir darbeden ibaret değildir.

 

Politik amaç tekrar ortaya çıkıyor

Savaşın aşırılık yasası zayıfladığında, onu doğuran politik neden asıl faktör haline gelir.

Şimdi, savaşın politik bir amaçtan doğduğunu düşünecek olursak, ona hayat veren bu ilk gerekçenin de savaşın yönetiminde öncelikle dikkate alınması doğaldır. Bununla beraber politik amaç, despot bir kanun koyucu değildir; aracın doğasına uymak zorundadır ve bu nedenle de sık sık değişir; ama yine de ilk önce düşünülmesi zorunlu olan şeydir.

Politika, bütün savaş eyleminin iyice içine işleyecek ve savaşın içinde patlayan kuvvetlerin doğasının olanak verdiği oranda savaş üzerinde etki edecektir.

 

Savaş, sadece politikanın başka araçlarla devamıdır

Savaş tek başına bir olay değil, politik ilişkilerin bir devamıdır. "Politik niyet amaç, savaş ise araçtır ve araç, hiçbir zaman amaçsız düşünülemez.

 

Savaş; şiddet (halk), rastlantı (komutan/ordu) ve politik araç (hükümet) olmak üzere üç yönlü, şaşırtıcı bir olaydır. Kuramın görevi, bu üç eğilim arasında "boşlukta dengede" durmaktır.

 

2. Bölüm: Savaşta Amaç ve Araç

Bir devleti yenmek için üç nokta hedeflenir: Silahlı kuvvetler, ülke ve düşmanın iradesi.

Barış antlaşması imzalanmadıkça veya halk boyun eğmedikçe savaş bitmiş sayılmaz.

 

Düşmanı tamamen yok etmeden de barış sağlanabilir. Bunun nedenleri başarının imkansız görülmesi veya başarı için ödenmesi gereken bedelin çok yüksek oluşudur.

 

Savaşta araç tektir, o da muharebedir.

Savaşta her şey, silahlı kuvvetler tarafından yapılır... Silahlı kuvvetlerin bulunduğu her yerde, muharebe fikrinin temeli oluşturması zorunludur.

 

Düşmanın fiziksel ve özellikle moral kuvvetlerinin yok edilmesi en yüksek amaçtır. Ancak bu yol pahalı ve tehlikelidir; bu yüzden bazen manevralar ve politik ilişkiler gibi dolaylı yollar da denenebilir.

 

3. Bölüm: Askeri Deha

Deha, belirli faaliyetler için çok yüksek düzeylere çıkan akıl gücüdür. Askeri deha, birçok kuvvetin uyumlu bir birleşimidir.

En önemli iki nitelik; karmaşa içinde gerçeği çabucak kavrayan bir bakış (coup d'oeil) ve bu ışığı izleyecek kararlılıktır.

 

Savaş; tehlike, bedensel çaba, belirsizlik ve rastlantı alanıdır. Komutanın fırtına ortasında bile görüşünü kaybetmeyen sağlam bir mizacı ve karakter kuvveti olmalıdır.

 

Araziyi ve çevreyi çabuk ve doğru kavrama yeteneği olan "yer anlayışı" (ortssinn) komutana hareket serbestliği sağlar.

 

4. Bölüm: Savaşta Tehlike

Savaşın psikolojik ortamı tehlikedir. Deneyimsiz bir asker için top ve kurşun sesleri arasında yaşamın ciddi yanı hayallerin önüne geçer.

Bu ortamda kararlılığı korumak için doğuştan cesaret, coşku, büyük bir ihtiras ve tehlike ile haşır neşir olmuş bulunmak şarttır.

 

5. Bölüm: Savaşta Bedensel Çaba

Bedensel çaba, savaşın görünmez sürtünme nedenlerinden biridir. Bedensel çaba, savaştaki hizmetlerine paha biçilmeyen şeylerin başında gelir.

Kuvvetli bir zeka, ordusundan azami verimi alabilen, onu yay kirişi gibi gerebilen zekadır.

 

6. Bölüm: Savaşta Haber Alma

Haber alma, tüm fikirlerin ve hareketlerin temeli olsa da güvenilmezdir. Savaşta alınan bilgilerin büyük bir kısmı çelişkili, daha büyük bir kısmı yanlış, çoğu ise oldukça şüphelidir.

Komutan, bu yalan ve abartılı haberler karşısında dalgaların çarparak kırıldığı kaya gibi dimdik durmalı ve kendi bilgisine güvenmelidir.

 

7. Bölüm: Savaşta Sürtünme

Gerçek savaşı kitaptaki savaştan ayıran temel kavram sürtünmedir.

Savaşta her şey çok basittir; fakat en basit şey bile zordur.

Görünmez binlerce küçük engel bir araya gelerek sürtünmeyi oluşturur ve bu ancak demir gibi güçlü bir irade ile aşılabilir.

 

8. Bölüm: Birinci Kitap Hakkında Son Düşünceler

Savaşın engelleyici unsurları (tehlike, çaba, haber alma, sürtünme) genel sürtünme altında toplanabilir. Bu sürtünmeyi yumuşatacak tek yağ ordunun savaş alışkanlığıdır.

Alışkanlık, büyük tehlikelerde ruhu ve bedeni güçlendirerek başkomutanın işini kolaylaştırır.

 

İkinci Kitap: Savaşın Teorisi

1. Bölüm: Savaş Sanatının Dalları

Gerçek anlamda savaş, bir kavgadır; çünkü daha geniş anlamda savaş adını alan çok çeşitli faaliyetler içinde tek etkin ilke çarpışmadır. Fakat bu kavga, savaş aracılığıyla maddi ve manevi kuvvetlerin ölçülmesi de demektir.

 

…savaş sanatı, mevcut araçları muharebede kullanma sanatı oluyor ki, biz buna "savaşın sevk ve idaresi"nden daha iyi bir isim veremeyiz.

 

Taktik ve Strateji

Taktik, silahlı kuvvetlerin muharebede kullanılması, strateji ise muharebelerin savaşın amacına ulaşmak için kullanılması kuramıdır.

 

İaşe, sıhhiye hizmetleri ve ikmal gibi konular doğrudan savaşın sevk ve idaresinden ziyade "silahlı kuvvetlerin kalıcılığına" hizmet eder.

 

Yürüyüşler, Ordugahlar ve Konaklar

Bu faaliyetler hem taktik hem de stratejik nitelikler taşır. Örneğin, bir yürüyüşün hangi yoldan yapılacağı stratejik bir kararken, yürüyüş kolunun düzeni taktikseldir.

 

2. Bölüm: Savaşın Teorisi Hakkında

Savaş sanatı başlangıçta silah üretimi, tahkimat ve birlik organizasyonu gibi tamamen maddi, zanaattan bozma mekanik bir beceri olarak görüldü.

 

Zihni faaliyet ilk kez kuşatma sanatında belirdi; ancak bu durum yaklaşma ve huruç hendekleri gibi buluşları birbirine bağlayan bir araçtan ibaretti. Ardından taktik, orduları adeta bir saat gibi komutla hareket eden otomatik mekanizmalara dönüştürdü.

 

Kuramcılar, savaşın belirsizliklerinden kaçmak için teoriyi sadece matematiksel ve maddi değişkenlerle sınırlamaya çalıştılar.

Savaşı belirli bir zamanda ve noktada üstünlük sağlama formülüne indirgeyerek hayatın gerçekliğini sınırladılar.

Ordunun beslenmesi ve lojistik hatlarını "taban" kavramıyla geometrik açılara bağlayıp soyut, kullanışsız sonuçlara vardılar.

 

Savaş Teorisi Oluşturmanın Güçlükleri

Savaş soyut bir kuvvet denemesi değildir; ulusal kin ve şiddet kullanmanın getirdiği kişisel öfkeyle alevlenir.

Tehlike, savaşın içinde gerçekleştiği genel unsurdur. Cesaret ise tehlikeyi nötralize eden pasif bir araç değil, aklı yönlendiren ve kararları saptıran özel bir kuvvettir.

Komutan üzerindeki tehlike sadece fiziki değil; karar, risk ve sorumluluğun getirdiği ruhsal gerginlik ve azaptır.

 

Savaş, cansız bir maddeye uygulanan eylem değildir. Düşmanın canlı, öngörülemez tepkisi ve karşı etkisi hiçbir sabit plana veya teori kategorisine sığmaz.

 

Savaş alanındaki tüm veriler sis, sisli aydınlık ve ay ışığı altındaki gibidir; olaylar abartılı ve belirsiz görünür. Nesnel bilgi eksikliğinde sezgiye, yeteneğe ve şansa dayanmak kaçınılmazdır.

 

Katı sistemler veya formüller yazan kuramcılar deha ve yeteneği denklemin dışında bırakırlar. Ancak deha, basmakalıp kurallara alaycı bir şekilde üstün gelir.

Deha ne yapmışsa, kuralların en güzeli muhakkak odur ve teori, bunun nasıl ve niçin böyle olduğunu göstermekten daha iyi bir şey yapamaz.

 

İşin içine insan ruhu ve duygular girdiğinde tüm yasalar belirsizleşir. Savaşta fiziki ve manevi güçler birbirinden ayrılamaz.

Savaş faaliyeti hiçbir zaman sadece maddeye yönelik değildir; aksine, daima aynı zamanda bu maddeye can veren manevi güce de yöneliktir.

 

Yüksek komutanlık için gereken bilgi, teknik ayrıntılardan ziyade genel bir bakış açısı ve yetenektir.

Savaşta bilgi çok basittir / ama bu, uygulamanın da kolay olduğu anlamına gelmez.

 

3. Bölüm: Savaş Sanatı ya da Savaş Bilimi

Amacın yaratmak olduğu yer sanat, araştırmanın olduğu yer bilimdir.

Savaş ikisinden de farklıdır, çünkü karşısındaki canlı varlıktır.

Savaş ne sanattır ne bilimdir; toplumsal yaşamın bir bölümüdür. Büyük çıkarların kanla çözümlenen bir çatışmasıdır.

 

4. Bölüm: Yöntemcilik (Metodizm)

Yöntem (metot), olasılık ortalamasına dayanan ve sürekli tekrarlanan bir davranış tarzıdır.

Faaliyet ast kademelere doğru indikçe yöntem çok çeşitli şekillerde kullanılır ve vazgeçilemez olur; üst kademelere doğru çıktıkça yöntemin kullanılması azalır.

En yüksek makamlar en kapsamlı işlerle meşgul olduklarından yöntemciliğe çok az yer verirler.

 

5. Bölüm: Eleştiri

Eleştiri, kuramsal gerçeklerin pratik hayata uygulanmasıdır ve üç faaliyetten oluşur: tarihi araştırma, neden-sonuç analizi ve araçların kontrolü.

 

Eleştirinin Temeli

Eleştiri sadece bir kınama veya övme değil, gerçek nedenlerin araştırılmasıdır. Eleştirinin asıl temeli, işe yarar bir teoridir.

 

Sonuca Göre Hüküm Verme

Eleştiri yaparken sadece başarıya bakmak yanıltıcı olabilir.

 

Eğer eleştiri komutanı övmek ya da kınamak istiyorsa, kendisini tamamen onun yerine koymak, yani bu kimsenin bildikleri ve nedenlerini araştırmak zorundadır.

 

6. Bölüm Örnekler Hakkında

Tarihi örnekler, savaş sanatında en iyi ispat gücüne sahip araçlardır.

 

Örneklerin Kullanım Biçimleri

Örnekler; bir fikri aydınlatmak, uygulamasını göstermek, imkan dahilinde olduğunu kanıtlamak veya bir öğreti meydana getirmek için kullanılır.

 

Yanlış Kullanım ve Zorluklar

Örneklerin yüzeysel kullanımı tehlikelidir; çünkü eksik anlatılan bir olay birbirine zıt fikirleri desteklemek için kullanılabilir.

 

Üçüncü Kitap: Genel Olarak Strateji

1. Bölüm: Strateji

Strateji, muharebenin, savaşın amacına ulaşmak için kullanılmasıdır.

Strateji sadece muharebeyle uğraşmaz, aynı zamanda bu kuvvetlerin ana ilişkilerini de inceler.

Strateji, savaş harekatının tümü için uygun bir hedef saptamak ve bir savaş planı hazırlamak zorundadır.

 

Strateji, ayrıntıları yerinde düzenlemek ve daima gerekli olacak değişiklikleri yapmak için orduyla birlikte sahaya inmek zorundadır.

 

Muhtemel Muharebelere Sonuçları Nedeniyle Gerçek Muharebe Gözüyle Bakılmalıdır

Sadece gerçekleşen değil, gerçekleşme ihtimali olan muharebeler de sonuç doğurur. Örneğin, düşman dövüşmeden teslim olursa bu da bir muharebedir çünkü sonucu gönderilen kuvvet tarafından belirlenmiş olan bir muharebedir.

 

Sonuçlar dolaylı veya dolaysız olabilir. Kalelerin veya yolların zaptı son amaç değil, düşmanı muharebeye zorlamak için birer araçtır.

 

1814’te Paris'in alınmasıyla Napolyon’un iktidarının yıkılması, stratejik hedefin gerçekleşmesine bir örnektir.

 

Savaş, birbirini takip eden muharebeler zinciri olarak görülmelidir; münferit başarılar tümün başarısından ayrılamaz.

 

2. Bölüm: Stratejini Unsurları

Stratejinin unsurları; moral, fiziki, matematik, coğrafi ve istatistiki olmak üzere beş kategoriye ayrılır.

Manevi (Moral) Unsurlar: Psikolojik, ruhsal ve duygusal etkenler.

Fiziki Unsurlar: Silahlı kuvvetlerin büyüklüğü, yapısı ve kuvvet sınıfları arasındaki oranlar.

Matematiksel Unsurlar: Harekât hatları arasındaki açılar, merkezcil (konsantrik) ve merkezkaç (eksantrik) hareketler gibi geometrik hesaplar.

Coğrafi Unsurlar: Hakim noktalar, dağlar, nehirler, ormanlar ve yolların arazi üzerindeki etkisi.

İstatistiki Unsurlar: Lojistik, besin maddeleri ve ikmal kaynakları.

 

Gerçek savaşta bu unsurlar birbirinden ayrılamaz; birbiri içine geçmiş durumdadır.

Sadece soyut geometrik hesaplara (örneğin harekât üssü veya hat açısına) odaklanmak, "ölü analizler içinde kaybolmaya" yol açar.

Teori; canlı, topyekün savaş olaylarının somut gerçekliğinden ve bütünsel izlenimlerinden kopmamalıdır.

 

3. Bölüm: Manevi Değerler

Manevi değerler savaşın en önemli konularındandır ve "savaşta bütün kuvvetleri harekete geçiren ve yöneten idareye" bağlıdırlar.

Bu değerler sayılara dökülemez ancak hissedilirler.

Fiziki kuvvetler ile manevi kuvvetler bir maden alaşımı gibi kaynaşmıştır; kimyasal bir işlemle bile birbirlerinden ayrılamazlar.

Manevi değerler sayıya ve katı sınıflandırmalara gelmez; ancak tarihin akışı içinde hissettirilir ve görülür.

 

4. Bölüm: Başlıca Manevi Güçler

Bu güçler; komutanın yetenekleri, ordunun savaşçılığı ve ulusal duygulardır. Günümüzde orduların disiplin düzeyleri birbirine yaklaştığı için ulusal duygu ve savaş alışkanlığı daha büyük rol oynamaktadır.

 

5. Bölüm: Ordunun Savaşçılığı

Ordunun savaşçılığı, yalın cesaretten farklıdır; alışkanlık ve eğitimle kazanılan bir niteliktir.

Bir ordunun savaş ruhunu sindirmesi, en tahrip edici ateş altında bile normal düzenini koruyan ve yenilgi felaketinde bile itaat gücünü yitirmeyen bir yapıya sahip olması demektir.

Bu ruh, sadece savaşlar ve başarılı sonuçlar dizisi ile ordunun sürekli faaliyetiyle doğabilir.

Savaş ne kadar ulusallaşırsa ulusallaşsın, askerlik kendine özgü yasaları ve gelenekleri olan bir "meslek loncası" niteliğini korur.

Sadece iç hizmet talimatnameleri ve sert disiplinle eğitilmiş barış dönemi ordularının gururu kırılgandır. Ağır bir aksilik anında bu yapı "soğutulan cam gibi tuzla buz olabilir" ve paniğe (sauve qui peut) dönüşebilir.

 

6. Bölüm: Cesaret

Cesaret, silaha sertliğini ve parlaklığını veren gerçek çeliktir.

Komuta kademesi yükseldikçe cesaretin üstün bir aklın kontrolüne girmesi zorunludur.

Kahramanlık üstün bir zeka tarafından yöneltilen cesaretle mümkündür.

 

7. Bölüm: Sebat

Savaşta olaylar genellikle beklenenden farklı gelişir; bu nedenle alınan kararda kararlı ve sabırlı olmak çok zorunlu bir dengedir.

 

8. Bölüm: Sayıca Üstünlük

Sayıca üstünlük, zaferin en genel ilkesidir.

Temel kural, mümkün olduğu kadar kuvvetli bir orduyla sefere çıkmaktır. Mutlak üstünlük yoksa, kesin sonuç yerinde göreli bir üstünlük yaratılmalıdır.

 

9. Bölüm: Baskın

Baskın, üstünlük sağlamanın bir aracıdır ve manevi etkisi büyüktür.

Baskının iki ana faktörü gizlilik ve çabukluktur.

Ancak stratejide büyük başarılar getiren baskınlar, taktiğe oranla daha zordur ve nadir görülür.

 

10. Bölüm: Hile

Hile, niyetin gizlenmesidir.

Stratejik alanda gösteriş için büyük kuvvetlerin kullanılması tehlikeli olduğundan, komutanlar hileli hareketlere pek yanaşmazlar; isabetli bir görüş hileden daha zorunlu ve yararlı bir niteliktir.

 

11. Bölüm: Kuvvetlerin Mekan İçinde Toplanması

En iyi strateji, her zaman çok kuvvetli olmak ve kuvvetleri bir arada tutmaktır.

Zorunluluk olmadıkça asıl kuvvetlerden hiç kuvvet ayrılmamalıdır.

 

12. Bölüm: Kuvvetlerin Zaman İçinde Birleşmesi

Taktikte kuvvetler birbiri ardına kullanılabilirken, stratejide kuvvetler aynı anda kullanılmalıdır.

Stratejik bir amaç için ayrılmış tüm kuvvetlerin tek bir harekata ve bir ana sıkıştırılması en mükemmel kullanımdır.

 

13. Bölüm: Stratejik İhtiyatlar

Stratejik ihtiyatlar çoğu zaman gereksiz ve tehlikelidir.

Stratejide nihai sonuç genellikle harekatın başında belirlendiği için kuvvetlerin bir kısmını geride tutmak ana fikre (tüm kuvvetlerin kullanılmasına) aykırıdır.

 

14. Bölüm: Kuvvet Tasarrufu

Bu ilke, hiçbir birliğin boş bırakılmamasını öngörür.

Boş duran birlikler, o an için tamamen tarafsızlaştırılmış gibidirler.

 

15. Bölüm: Geometrik Unsur

Geometrik şekiller (açılar, hatlar) taktik ve istihkamda çok etkiliyken, stratejide zaman ve mekanın genişliği nedeniyle etkisi çok daha azdır.

 

Taktikte; zaman ve mekan dar olduğu için yan ve geriden kuşatılan bir birlik imha veya teslim olma riskiyle çabucak yüzleşir. Geometrik düzen, düşmanın içine saldığı korkuyla dahi hemen sonuç üretir.

Stratejide; zaman ve mekan genişliğinden dolayı haftalar veya aylar harcanır. Stratejik bir kuşatmanın geometrik isabet sağlama olasılığı düşüktır.

 

16. Bölüm: Savaş Harekatında Duraklama Hakkında

Savaşta duraklama; korku, çekingenlik, belirsizlik ve savunmanın taarruzdan daha güçlü bir form olması gibi nedenlerle ortaya çıkar.

Ancak modern savaşlarda enerji ve dinamizm artmıştır.

 

17. Bölüm: Bugünkü Savaşların Karakteri

Napolyon dönemiyle birlikte savaşlar, milletlerin tüm ağırlığını koyduğu bir yapıya bürünmüştür. Artık milletin yürekliliği ve duyguları, devlet gücünün, savaş gücünün ve silahlı kuvvetlerin oluşumunda en büyük faktördür.

 

18. Bölüm: Gerilim ve Sükunet (Harbin Dinamiği Kanunu)

Savaş eylemi gerilim (karar safhası) ve sükunet (denge hali) dönemlerinden oluşur.

Gerilim durumunda alınan her önlem, denge durumundakinden daha etkilidir ve karar daima daha etkin olur.

 

Dördüncü Kitap: Muharebe

1. Bölüm: Genel

Muharebe hem fiziki hem de manevi etkileri olan bir etkinliktir.

Muharebenin yapısı taktik ağırlıklıdır.

 

2. Bölüm: Bugünkü Meydan Muharebesinin Karakteri

Büyük kuvvetlerin yerleşimi, saatlerce süren ateş muharebesi ve kuvvetlerin yavaş yavaş yıpranarak geri çekilmesi gibi süreçler stratejiyi doğrudan etkiler.

Muharebenin sonuna gelindiğinde taraflar eldeki kuvvetleri hesaplar ve muharebe alanını boşaltmak ya da ertesi günü muharebeye yeniden devam etmek kararını verir.

 

3. Bölüm: Genel Olarak Muharebe

Muharebenin asıl amacı düşmanın imhası veya mağlup edilmesidir.

Düşmanın üstesinden gelmek, düşmanı mağlup etmek nedir? Öldürmek ya da yaralamak, veya başka bir şekilde düşmanın bütün silahlı kuvvetlerinin... imhasıdır.

 

4. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Zaferin gerçek anlamı sadece fiziksel kayıplarla değil, aynı zamanda moral güçlerin sarsılmasıyla ölçülür.

Her muharebe fiziki ve moral kuvvetlerin kanlı ve yıkıcı bir şekilde eşitlenmesidir. Sonunda her iki kuvvetten de kimin elinde fazla kalırsa o galip gelir.

Esirler ve ganimetler zaferin en belirgin işaretleridir.

 

5. Bölüm: Muharebenin Anlamı Hakkında

Muharebelerin, düşman kuvvetlerini yok etmek dışındaki ikincil amaçları…

 

Taarruz ve savunma muharebeleri

Taarruz: 1. İmha, 2. Yer zaptı, 3. Madde zaptı.

Savunma: 1. İmha, 2. Yer savunması, 3. Madde savunması.

 

6. Bölüm: Muhaberenin Süresi

Muharebenin süresi; kuvvet büyüklüğü, silah oranı ve arazinin doğasına bağlı olarak stratejik bir unsur olarak değerlendirilir.

Savunmada çoğu kez bütün başarı sadece sürededir.

 

7. Bölüm: Muharebenin Kesin Sonucu

Her muharebede kesin sonuç anı olarak kabul edilebilecek bir an vardır ki, o andan sonra başlayan muharebe yeni bir muharebedir.

 

8. Bölüm: Tarafların Muharebe İçin Anlaşması

Muharebe, düellonun çok değişik bir şeklidir ve muharebenin temelini sadece karşılıklı muharebe arzusu yani rıza oluşturmaz, aksine muharebeyle ilgili amaçlar oluşturur. Bu temel, daima daha büyük muharebelerin hatta tüm savaşın amacı olarak düşünülen politik amaç ve koşullardır. Böylece, karşılıklı yenme arzusu ya ikinci plana düşer ya da tamamen ortadan kalkar; yerini daha büyük istekleri harekete geçiren bir gerilime bırakır.

 

Modern savaşlarda düşmanı muharebeye zorlamanın yolları kuşatma ve baskındır.

 

"Hiçbir muharebe iki tarafın rızası olmadan meydana gelmez" ifadesi tarihsel bir yalandır; aslında her şey stratejik koşullara bağlıdır.

 

9. Bölüm: Asıl (Büyük) Meydan Muharebesi (Kesin Sonucu)

Asıl meydan muharebesi, savaşın ağırlık merkezi ve ana karar noktasıdır.

Bu tür büyük çatışmalarda komutanın tüm kuvvetleri ve ihtiyatları kullanma biçimi sonucu belirler.

 

10. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Yenilen tarafın yaşadığı moral çöküş ve panik hali, zaferin en yıkıcı sonucudur.

En parlak zaferler bile komutanın cesaret ve girişim ruhu olmadan büyük sonuçlar vermez; eğer hal ve koşulların büyüklüğü ve gücüne mukavemet edilirse bu hal ve koşullardan doğan kuvvet çabucak çöker.

 

11. Bölüm: Devamı (Meydan Muharebesinin Kullanılması)

Asıl meydan muharebesi konsantre edilmiş bir savaş, tüm savaşın ya da seferin ağırlık noktası olarak kabul edilir.

 

12. Bölüm: Zaferin Stratejik Araç Olarak Kullanılması

Kazanılan zaferden en iyi şekilde yararlanmanın yolu takiptir.

Zaferin meyveleri çoğu kez ancak takipte toplanır.

 

13. Bölüm: Kaybedilen Muharebeden Sonra Geri Çekilme

Kaybedilen bir meydan muharebesinden sonra ordunun hem fiziki hem de -daha ağırlıklı olarak- moral gücü kırılmıştır. Yeni takviyeler veya elverişli coğrafi koşullar ortaya çıkana kadar ordu, dengeyi yeniden sağlayacağı bir noktaya geri çekilmek zorundadır.

Büyük başkomutanların ve savaş tecrübesi olan orduların geri çekilme hareketleri, daima yaralı bir aslanın kavga alanından ayrılmasına benzer.

 

Takip eden düşman öncüsünün hırsını kırmak için uygun arazilerde sert pusular kurulmalıdır.

Çekilen ordunun kollara ayrılarak veya yan gruplarla düşmanı kuşatmayı denemesi, zayıf orduların düştüğü büyük bir hatadır. Çekilen ordunun ilk ihtiyacı parçalanmak değil, bir araya gelmek, derlenip toplanmaktır.

 

14. Bölüm: Gece Muharebesi

Gündüz elde edilen keşif bilgileri geceye kadar değerini yitirebilir.

Gece taarruzunda saldıran taraf, savunandan çok daha fazla görünürlüğe (gözlerine) muhtaçtır.

Savunan taraf, kendi işgal ettiği arazide karanlıkta yolunu ve birliklerini saldıran tarafa kıyasla çok daha kolay bulur ("kendi evinde gibidir").

 

İKİNCİ CİLT

Beşinci Kitap: Silahlı Kuvvetler

1. Bölüm: Özet

Silahlı Kuvvetleri:

l. Kuvvetlerine ve terkiplerine,

2. Muharebe dışındaki durumlarına,

3. İaşelerine,

4. Nihayet çevre ve zeminle genel ilişkilerine göre inceleyeceğiz.

Kitapta silahlı kuvvetlerin sadece savaşın zorunlu koşulu olan, ama bizzat savaş sayılmayan yönleriyle meşgul olacağız.

 

2. Bölüm: Ordu, Savaş Alanı, Sefer

Savaş Alanı: Savaşın gerçekleştiği, belirli bir bağımsızlığa sahip bölgedir. Böyle bir bölüm sadece bir bütünün parçası değildir; aksine kendisi küçük bir bütündür.

 

Ordu: Aynı savaş alanındaki muharip kütledir. Orduyu tanımlayan temel özelliklerden biri başkomutanlıktır; işlerin iyi gitmesi için bir ve aynı savaş alanında sadece bir başkomutan bulunmalı.

 

Sefer: Bir yıl içinde veya bir savaş alanında gerçekleşen tüm olayları kapsar.

 

3. Bölüm: Kuvvet Oranı

Modern savaşta silah ve eğitim benzer olduğu için sayısal üstünlük belirleyici hale gelmiştir.

Kesin sonuçlu muharebede olanak oranında kuvvetli olma ilkesine, şimdi eskisinden fazla değer vermek zorundayız

Kuvvet zayıfsa, amaçlar küçültülmeli ve "ataklık en yüksek bilgelik olarak" görülmelidir.

 

4. Bölüm: Sınıf Oranı

Piyade, hem ateş hem göğüs göğüse muharebe yeteneğiyle en bağımsız sınıftır.

Süvari hareketlilik sağlar, ancak iaşesi zordur.

Topçu en yıkıcı ama en hantal sınıftır.

Özetle; sınıflar arasında en bağımsızı, piyadedir... Üç sınıfın birleşmesi en büyük kuvveti meydana getirir.

 

5. Bölüm: Ordunun Muharebe Düzeni

Ordunun esneklik kazanması için parçalara bölünmesi gerekir.

Temel ilke şudur: aynı düzeyde bulunan birliklerin mümkün olduğu kadar büyük, emir komuta silsilesinin olabildiğince küçük tutulması.

 

6. Bölüm: Ordunun Genel Düzeni

Eskiden orduların konaklaması, ordugah seçimi ve yürüyüşleri ("muharebe dışı durum") esas savaştan ayrı tutulurdu. Ordugahlar arkası bataklık veya nehir gibi engellere dayanacak şekilde seçilir, rahatlık ön planda tutulurdu.

Muharebeler, adeta önceden randevulaşılan "şık bir düello" gibiydi.

Bu dönemde muharebe "çelik kılıç" ise, muharebe dışı durum sadece "ahşap kabza" idi; yani türdeş olmayan iki ayrı yapıydı.

 

Modern Savaşlar (Napolyon Savaşları Sonrası)

Günümüzde muharebe ile muharebe dışı durum (konaklama, yürüyüş, ordugah) tamamen iç içe geçmiştir.

Artık muharebe kılıcın keskin yüzü, muharebe dışı durum ise kılıcın sırtıdır; ikisi kaynaşmış tek bir çelik madendir. Muharebe dışındaki her hareket, potansiyel bir muharebenin taktik ve stratejik şartlarını doğrudan belirler.

 

Bir ordunun temel tek amacı kendi varlığını korumak ve birleşik darbe indirme yeteneğini sürdürmektir. Bunu sağlamak için:

İaşe kolaylığı (İşlenmiş topraklar ve kentler)

Barınma/İskan kolaylığı

Gerinin güvenliği (Mevziye yakın derinlemesine geri çekilme hatları)

Önde serbest bir arazi şeridi (Gözetleme ve stratejik görüş alanı)

Kesik arazide mevzilenme (Gerektiğinde savunma avantajı)

Stratejik istinat noktaları (Sahiller, büyük nehirler veya kaleler gibi stratejinin geniş zaman/mekan ölçeğine uygun devasa engeller)

Amaca uygun bölünmüş düzen

 

Öncü Birlik: Düşmanı gözetler. Esas orduya uzaklığı, tekil bir muharebeye zorlanmadan 1 günlük yürüyüşle ana kuvvete çekilebileceği kadar olmalıdır.

Yancılar (Kanat Örtme Birlikleri): Kanatları korur.

Yancılar "yana sürülmüş öncüler"dir; amaçları düşmanı imha etmek değil, geciktirmek ve ana orduya karşı-tedbir almak için zaman kazandırmaktır.

 

Ordunun 4-5 gruba ayrılması, münferit olarak savaşmaları için değil; iaşe, barınma ve gözetleme gibi mevcudiyet şartlarının getirdiği bir zorunluluktur.

 

Düşman genel bir muharebe için yaklaştığında stratejik süreç sona erer. İaşe ve rahatlık kaygıları rafa kaldırılır; ayrılmış tüm gruplar tek bir noktada birleşerek toplu ve tek bir darbe vurmaya odaklanır.

 

7. Bölüm: Öncü ve İleri Karakollar

Bu birlikler ordunun "gözleri"dir. Görevleri, düşmanın gelişini erken haber vermek ve ana orduya hazırlık zamanı kazandırmaktır.

Bir ordu, muharebeye hazırlanmak için ne kadar zamana muhtaçsa... o kadar kuvvetli bir öncüye ve ileri karakollara muhtaçtır.

 

8. Bölüm: İleri Sürülmüş Birliklerin Hareket Tarzı

Bu birliklerin ana görevi düşmanı gözetlemek ve ilerleyişini geciktirmektir. Kendi çekilmelerini tehlikeye atmadan düşmanı oyalarlar.

 

9. Bölüm: Ordugah

Fransız İhtilali öncesinde ordular, ilkbaharda çadırlı ordugahlara çıkar, kışın ise "savaşın durduğu/zamanın askıya alındığı" kış konaklarına çekilirdi.

İhtilal savaşlarından sonra çadırlar tamamen terk edilmiştir.

Çadırların terki askerlerin hava şartlarına doğrudan maruz kalmasına, hastalık/zayiat oranlarının yükselmesine ve bulunulan arazinin kaynaklarının ağır biçimde harabeye dönmesine yol açmıştır.

Günümüz savaşında kesin sonuca ulaşmak için mevsim, hava ve çevre koşulları dikkate alınmaksızın zeminliklerde veya açık havada konaklanır.

 

10. Bölüm: Yürüyüşler

Yürüyüşlerde iki koşul esastır: birliklerin rahatlığı ve hareketin sıhhati.

 

100.000 kişilik bir kütle tek bir yol üzerinde zaman aralığı olmaksızın yürütülemez. Böyle bir kolun başı ile sonu aynı gün hedefe varamaz; hat uzadıkça düzensizlik ve döküntü (kargaşa) artar.

 

Topçusu ve araçlarıyla 8.000 kişilik bir tümen, yol üzerinde 1 saatlik bir derinlik kaplar. Arkadan gelen ikinci tümen, ilkinden 1 saat sonra varır. İlk tümen tek başına saatlerce direnebileceği için arkadaki kuvvetin 1 saatlik gecikmesi stratejik bir tehlike yaratmaz.

 

11. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Normal bir günlük yürüyüş 3 mil, cebri yürüyüş ise 5-6 mildir. Büyük birliklerde yığılmalar nedeniyle yürüyüş süresi uzayacaktır.

 

12. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Hastalık ve yorgunluk nedeniyle ciddi kayıplar verilebilir.

…hareketli bir savaş yapmak isteyen, kuvvetlerinin büyük ölçüde tahribini göze almalı, planlama buna göre hazırlamalı ve her şeyden önce arkadan gelecek takviyeleri planlamalıdır.

 

13. Bölüm: Konaklar

Konaklama düzeni, düşman baskınına karşı hızlı toplanmayı sağlayacak şekilde (dörtgen veya daireye yakın) planlanmalıdır.

 

14. Bölüm: İaşe

Ücretli profesyonel orduların kurulmasıyla halktan direkt el koyma yerine, devlet hazinesine dayanan yapay bir iaşe mekanizması kurulmuştur. Erzak depolara yığılır, fırınlarda pişirilir ve devasa araba filolarıyla (ağırlıklar) birliklere taşınırdı.

Savaş alanı ve harekat tamamen depolara ve araba hatlarına bağımlı hale gelmiştir.

 

Napolyon döneminde ihtiyaçlar savaş yükümlülüğü (tekalif-i harbiye), yağma ve el koymayla mahallinden sağlanmış; ordular muazzam bir hareket serbestisi ve hız kazanmıştır.

 

Nüfus yoğunluğu orta derecede olan (mil kareye 2.000–3.000 kişi) bir bölgede, 150.000 kişilik bir ordu hiçbir ön hazırlık yapmadan ve duraklamadan yürüyüş halinde beslenebilir.

 

Birliklerin doğrudan köylerden erzak toplaması muazzam bir israfa, düzensizliğe ve aramalarda başarısızlığa yol açar.

Ancak küçük birlikler (yaklaşık 8.000–10.000 kişilik tümenler) için geçerli bir "zorunlu kötülük"tür. Genellikle öncü, akıncı ve ileri karakol birliklerinde kaçınılmazdır.

 

İaşe hiçbir zaman savaşın amacı olmamalı, sadece bir şartı/aracı olmalıdır.

 

Ordu ilerledikçe kaynaklarından uzaklaşır. Özellikle kesin sonuçlu muharebeden hemen önce (birlikler toplu haldeyken) ve zafer sonrası hatlar uzadığında (özellikle düşman ve fakir coğrafyalarda) iaşe krizi en üst seviyeye çıkar.

 

15. Bölüm: Harekat Üssü

Ordu, varlığını sürdürdüğü kaynaklara bağımlıdır. Bu kaynakların bulunduğu bölge harekat üssüdür. Üs ne kadar zengin ve güvenliyse ordu o kadar serbest hareket eder.

 

16. Bölüm: İrtibat ve Muvasala Hatları (İkmal ve Ulaştırma Yollan)

Ordunun üssüyle bağlantısını sağlayan yollar "can damarları"dır.

Bu yolların kesilmesi orduyu zayıflatır veya çekilmeye zorlar. Düşman toprağında bu yolları korumak çok daha zordur.

 

17. Bölüm: Çevre ve Zemin

Arazi; geçişe engel, görüşe engel ve örtü olma özellikleriyle savaşı etkiler.

Kesik ve dağlık arazi, büyük birliklerin etkisini azaltırken küçük grupların ve bireysel cesaretin önemini artırır.

 

18. Bölüm: Yükseklikler

Yükseklikler taktik ve stratejik avantaj sağlar: daha zorlu yaklaşma, daha iyi atış imkanı ve daha iyi görüş.

 

Altıncı Kitap: Savunma

1. Bolüm: Taarruz ve Savunma

Savunmanın ayırt edici niteliği darbenin beklenmesidir.

Savunma, doğrudan doğruya bir kalkan değildir; aksine ustalıkla darbelerle oluşturulan bir kalkandır.

 

Savunmanın amacı korumaktır ve korumak, kazanmaktan daha kolaydır.

 

2. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Taktikte Birbirine Karşı Tutumu

Savunan taraf, "örtülü mevzilere girdiği ve kesin sonuç anına kadar taarruz edene hiç görünmeden beklediği" için arazi ve baskın avantajına daha çok sahiptir.

Yeni savaş sanatı, savunmanın pasiflikten ziyade kuvvetleri büyük kitleler halinde birleştirip gizleyerek karşı koyması üzerine gelişmiştir.

 

3. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Stratejide Birbirine Karşı Tutumu

Stratejik başarı, taktik zaferin hazırlanması veya kullanılmasıdır.

Stratejik savunmanın ana ilkeleri arasında arazi yararı, baskın, birkaç yandan hücum, kaleler ve halkın desteği yer alır.

Savunan ordu kendi ülkesinde kaldığı için yardımcı kaynaklarına daha yakındır ve geri çekildikçe zayıflamaz.

 

4. Bölüm: Taarruzun Konsantrik (Yakınsak), Savunmanın Eksantrik (Iraksak) Oluşu

Taarruzun genellikle hareketli ve kuşatıcı (konsantrik), savunmanın ise duran ve iç hatlarda (eksantrik) olduğu kabul edilir.

İç hatlar, özellikle stratejide büyük mesafelerde savunana zaman ve gizlilik avantajı sağlar.

 

5. Bölüm: Stratejik Savunmanın Karakteri

Savunma, kazanılan üstünlükten sonra taarruza geçmeyi hedefleyen kuvvetli bir savaş şeklidir.

Şimşek gibi çakan misilleme kılıcı savunmanın en parlak anıdır ve bu reaksiyonu içermeyen bir savunma anlayışı hatalıdır.

 

6. Bölüm: Savunma Araçlarının Kapsamı

Savunana üstünlük sağlayan 5 temel strateji

1. Redif (İhtiyat Birlikleri):

 

Her ne kadar taarruzda da kullanılabilseler de (Prusya örneğinde olduğu gibi), doğaları gereği yere bağlılıkları, eksik donanımları ve halkın gönüllü katılım duygusuna dayanmaları sebebiyle esasen savunmaya ait araçlardır.

Daimi ordu niteliği kazandıkça rediflik özelliklerini yitirirler.

 

2. Kaleler:

Saldıranın elinde sadece sınır güvenliği sağlarken, savunanın elinde ülkeyi derinlemesine kapsar ve kademeli bir direnç ağı oluşturur. Düşman kuvvetlerini tıkama ve bağlama güçleri çok daha yüksektir.

 

3. Halk ve İstihbarat Avantajı:

Halkın coşkulu desteği olmasa dahi, devlet mekanizmasına olan itaati ve yerleşik alışkanlıkları savunan tarafa büyük kolaylık sağlar.

En kritik boyutu istihbarattır (haber alma): Küçük keşif kollarından ana karargâha kadar savunan taraf, kendi halkıyla doğal bir iletişim içinde olduğundan günlük harekât haberlerini ve düşman bilgilerini çok daha hızlı ve zahmetsizce elde eder.

 

4. Milletin Silaha Sarılması (Halk Savaşı / Milis):

Halkın desteğinin tırmanarak organize bir direnişe dönüşmesidir (İspanyol halkının Napolyon'a karşı direnişi gibi). Sadece bir yardım değil, savaşın seyrini değiştiren müstakil bir güç faktörüdür.

 

5. Müttefikler ve Politik Denge (Sistem Düzeyi):

Savunanın en son ve en büyük güvencesi uluslararası politik dengedir. Avrupa devletler sistemi, mevcut durumun (status quo) korunması üzerine kurulu bir "çıkarlar kördüğümü"dür.

 

7. Bölüm: Taarruz ve Savunmanın Karşılıklı Etkisi

Felsefi olarak savaş kavramı saldırı ile değil, savunma ile doğar.

Saldıran tarafın amacı doğrudan muharebe değil, işgal etmektir (bölgeyi veya hedefi ele geçirmektir).

 

Saldıran taraf, düşmanın ne yapacağını bilmediği sürece yöntem geliştiremez, sadece ordusunu ve araçlarını yanında taşır.

Savunan taraf ise, saldıranın işgal amacını engellemek üzere ilk stratejik ilkeleri (araziye göre tertiplenme, savunma araçlarını düzenleme) geliştirmek zorundadır. Teorik düşünce zincirinde sağlam durak noktası savunmadır.

 

8. Bölüm: Mukavemet Tarzları

Savunma "bekleme" ve "eylem" (tepki) bölümlerinden oluşur.

Dört farklı mukavemet tarzı

Düşman girer girmez saldırmak.

Sınırda bekleyip düşman görününce saldırmak.

Mevzide bekleyip gerçek saldırıyı karşılamak.

Ülkenin içine çekilerek düşmanı zayıflatmak.

Özellikle ülke derinliklerine çekilme, düşman kuvvetlerinin "kendi çabalarıyla mahvolmasına" neden olabilir.

 

9. Bölüm: Savunma Muharebesi

Savunma muharebesi, araziden yararlanarak ve ihtiyatları doğru kullanarak taarruz unsurunu (karşı saldırıyı) içermelidir.

Tam bir zafer her savunma muharebesinde bulunan taarruz unsuruna bağlıdır.

 

10. Bölüm: Kaleler

Kaleler iaşe deposu, şehir güvenliği, stratejik kilitler ve yenik birliklerin sığınağı olarak hizmet eder.

Savunanın cephe gerisinde bıraktığı kaleler, düşman taarruzunu büyük buz parçaları gibi kırarlar.

Kalelerin seçimi, zengin kentler ve ana ulaşım yolları üzerinde yapılmalıdır.

 

11. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Savunma mevzii, arazinin korumasından yararlanılan ve stratejik-taktik ilişkileri olan bir yerdir.

 

12. Bölüm: Savunma Mevzii

İyi bir mevziin "önünden geçip gidilememeli" ve savunana muharebede avantaj sağlamalıdır.

 

13. Bölüm: Tahkimli Mevziler ve Tahkimli Ordugah

Tahkimli mevziler, kuvveti taarruz edilemez hale getirerek bölgeyi korumayı amaçlar.

Ancak hatlar (kordon harbi) yerine, kuvvetli ordugahlar stratejik olarak daha etkilidir; çünkü hatlar, silahlı kuvvetleri yerel savunmaya bağlayarak hareketten alıkoyarlar.

 

14. Bölüm: Yan Mevzileri

Düşman önünden geçip gittikten sonra tutulan mevzilere yan mevzi denir; amacı düşmanın stratejik kanatları ve iletişim hatları üzerinde baskı kurmaktır.

Bu, cesur ve tehlikeli bir önlemdir.

 

15. Bölüm: Dağlarda Savunma

Dağlık arazi, küçük birliklere büyük mukavemet gücü verse de büyük orduların kesin sonuçlu muharebeleri için genellikle elverişsizdir.

 

Dağlık arazi, küçük karakollar veya sınırlı hedefleri olan birlikler için mükemmel bir koruma sağlar. Düşmanı geciktirmek, zaman kazanmak veya geçidi tıkamak için son derece elverişlidir.

 

Dağ, birliği pasif bir duruşa zorlar. Ordu ve dağ adeta bütünleşir.

 

16. Bölüm: On beşinci Bölümün Devamı

Komutanlar, ülkenin kaderini belirleyecek olan ana meydan muharebesini asla dağlık arazide kabul etmemelidir.

Eğer dağlık arazide muharebe kaçınılmazsa, birlikler dağıtılmamalı; toplu bir şekilde elde tutulmalıdır.

Dağlık arazi zayıfın, ikincil hedeflerin ve geciktirme muharebelerinin sığınağıdır; ancak büyük orduların toplu zaferi ve ülkenin ana savunması için elverişsiz bir tuzaktır.

 

17. Bölüm: Önceki İki Bölümün Devamı

Klasik askeri teori ve topografya, dağ savunmasını akarsuların akış yönüne ve sırt/vadi sistemlerine göre şematize etmiştir.

Bu anlayışa göre dağlar bir "duvar" ya da "bariyer" gibi düşünülmüş; esas savunmanın dağ sırtlarında (plato kenarlarında) yapılması, vadilerin ise enine kesilerek kapatılması gerektiği savunulmuştur.

 

Dağ ne kadar yüksek ve geçitsizse, bölünme o kadar artar. Savunan taraf her deliği ve geçidi tıkamak zorunda hissettiğinden, kuvvetler tabur, hatta bölük seviyesine kadar parçalanır.

 

Bir hat boyunca 6-8 milden başlayan yayılma, zaman zaman 20-30 mile kadar çıkabilir. Bu durum, savunmayı kaçınılmaz olarak zayıf bir kordon savaşına dönüştürür.

 

Dağ savunması aranan mutlak zaferi sağlamaz, ordunun kuvvetini parçalar ve imhaya açık hale getirir.

 

18. Bölüm: Nehirlerin ve Irmakların Savunulması

…şeklini dikkate alarak savunmayı üç esas dereceye ya da tarza bölmek zorundayız:

(1) Geçişe engel olan direkt bir savunma; nehrin ve vadisinin sadece daha iyi bir savunma tertibi için kullanıldığı daha ziyade (2) dolaylı bir savunma; nehrin düşman tarafından taarruz edilmesi imkansız bir mevziye hakim olunması suretiyle tamamen (3) direkt bir savunma.

Direkt Savunma Teorisi: Bu savunmanın başarısı saha, zaman ve kuvvet birleşimine bağlıdır.

Direkt nehir savunması genellikle kesin zafere götürmez ancak savunan için büyük zaman kazandırır ve düşmanı başka bir yöne çevirebilir.

 

19. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Nehrin stratejik cepheye paralel, eğik veya dikey olması etkisini değiştirir. Gerisinde nehir bulunan bir ordu, özellikle geri irtibat hatlarında daha büyük bir emniyet kazanır.

Savaş alanını dikey kesen nehirler savunana avantaj sağlar; çünkü taarruz eden ya kuvvetini ikiye bölmek ya da tek bir yakayı seçmek zorunda kalır.

 

20. Bölüm: A. Bataklıkların Savunulması / B. Su Baskınları

Bataklıklar, piyade için nehirlerden daha zorludur çünkü yol yapımını düşmana karşı örtecek birlikleri karşıya geçirecek muvakkat geçiş araçları yoktur.

Bataklıklar, bulunabilecek en iyi savunma hatlarıdır.

 

21. Bölüm: Ormanlarda Savunma

Savunanın ormanlık bölgeyi önüne alması risklidir.

Ormanlar, özellikle silahlı halk için gerçek öğe niteliğindedir ve düşman irtibat hatlarını yıpratmak için güçlü bir araçtır.

 

22. Bölüm: Kordon (Nöbetçiler Hattı)

Kordon: Bir bölgeyi birbirine bağlı karakollarla koruma sistemi

Kordonun asıl amacı zayıf bir darbeye karşı korumak veya çapulculuğu önlemektir.

 

23. Bölüm: Ülkenin Anahtarı

"Anahtar mevzi" kavramı

Stratejik anlamda anahtar, ele geçirilmeden, bir ülkeye girmeye cesaret edilemeyen bir arazidir.

 

24. Bölüm: Yan Etkisi

Stratejik kanat etkileri ve irtibat hatlarına yönelik saldırılar…

Yan etkisinin başarılı olması için irtibat hattının oldukça büyük bir uzunluğa, eğik bir duruma ve düşman bölgede bulunmasına bağlıdır.

 

25. Bölüm: Ülke İçerisine Çekilme

İsteğe bağlı geri çekilme, taarruz edeni her adımda yıpratırken savunanın "kendi çekilme yolları üzerinde önceden stoklar yapma imkanına sahip olması" büyük avantaj sağlar.

Bu stratejinin en büyük riski, halk ve ordu üzerindeki olumsuz moral etkisidir; çünkü halk genellikle çekilmenin akıllıca bir plan mı yoksa korku mu olduğunu ayırt edemez.

 

26. Bölüm: Halkın Silahlanması

Halk savaşının etkisi buharlaşma sürecinin fiziksel yapısında olduğu gibi yüzeye bağlıdır. Alan ne kadar genişse etki o kadar artar.

 

27. Bölüm: Bir Savaş Alanının Savunulması

Her ordunun bir "ağırlık noktası" vardır ve bu noktaya indirilen her darbe en etkilidir.

 

28. Bölüm: Bir Önceki Bölümün Devamı

Savunma, "kesin sonuç" (muharebe) ve "defü-tard" (geciktirme/oyalama) unsurlarından oluşur.

Kesin sonuç aranmadığında arazi işgali önem kazanır.

 

29. Bölüm: Önceki Bölümün Devamı, Gittikçe Artan Mukavemet.

Savuna, hareketsiz kuvvetlerin hepsini aynı anda devreye sokmalıdır.

 

30. Bölüm: Kesin Sonuç Aranmayan Durumlarda Savaş Alanının Savunulması

İki tarafın da büyük bir risk almadığı, gözetleme karakterli savaşlar…

Bu tür savaşlarda amaç mümkün olanın çoğunu muhafaza etmek (örtmek)tir.

 

Karakol savaşlarında harekat, büyük meydan muharebelerinden ziyade geniş cepheyle mevzilenme ve nispi mukavemet üzerine kurulur.

 

ÜÇÜNCÜ CİLT

Yedinci Kitap İçin Taslak: Taarruz

1. Bölüm: Savunmayla İlişkisi Bakımından Taarruz

Taarruz, savunmanın zıddı olarak görülse de, savunma hakkındaki bilgiler taarruza da ışık tutar.

Bu iki kavram, gerçekten mantıki bir zıtlık oluşturulunca bunlardan biri, diğerine sebep oluyor, bu nedenle de temelde biri, diğerinden ortaya çıkıyor demektir.

 

2. Bölüm: Stratejik Taarruzun Tabiatı

Taarruzun darbesi ya da hareketi, tamamen taarruz kavramı içindedir; taarruzda savunma zorunlu değildir; fakat taarruzun yapıldığı zaman ve alan... savunmayı zorunlu kılabilir.

 

3. Bölüm: Stratejik Taarruzun Konusu Üzerine

Taarruzun ana hedefi düşman ordusunu yok etmek ve ülkesini zapt etmektir.

 

4. Bölüm: Taarruz Gücünün Azalışı

Kayıplar, hastalıklar, ikmal hatlarından uzaklaşma ve işgal edilen bölgeyi koruma ihtiyacı bu zayıflamanın temel nedenleridir.

 

Taarruz eden ordunun, bağlantı ve ulaşım hatlarını güvenlik altına alabilmek ve yaşamını sürdürebilmek için gerisinde kalan araziyi işgal ihtiyacı... taarruzu zayıflatır.

 

5. Bölüm: Taarruzun Tepe Noktası

Taarruz eden taraf ilerledikçe ikmal hatları uzar, garnizon ihtiyacı artar ve kuvveti fiziksel/moral olarak aşınır.

Tepe Noktası / Taarruzun sahip olduğu üstünlüğün tükendiği, zafere veya barışa ulaşamadan durmak zorunda kaldığı kritik andır.

Eğer saldırı bu tepe noktasını aşarsa, güç dengesi aniden savunanın lehine döner. Bu noktadan sonra meydana gelecek kırılma ve karşı darbe, ilk taarruzun şiddetinden çok daha yıkıcı olur.

Tepe noktasını önceden matematiksel olarak hesaplamak imkânsızdır; bu durum "düşüncenin ince bir sezişi" ve komutanın stratejik önsezisi ile kavranabilir.

 

6. Bölüm: Düşman Silahlı Kuvvetlerinin İmhası

Meydan muharebesi esas çare olsa da tek çare değildir; arazi işgali bazen dolaylı bir tahrip yöntemidir.

 

7. Bölüm: Taarruzi Meydan Muharebesi

Taarruzi muharebenin en belirgin özelliği düşmanı kuşatmak veya çevirmektir.

Saldıran taraf, savunana kıyasla kesin sonucu çabuklaştırmak zorundadır.

 

8. Bölüm: Nehir Geçişleri

Nehirler taarruz eden için büyük bir engel ve tehlike kaynağıdır. Büyük bir sayısal ve moral üstünlük olmadan savunulan bir nehri geçmeye çalışmak risklidir.

Taarruz edenin yapabileceği en kötü şey, birbirine yakın olmayan ve ortak bir darbeye izin vermeyen birden fazla noktadan geçiş yapmaktır.

 

9. Bölüm: Savunma Mevzilerine Taarruz

Eğer hedefe bu mevzilere saldırmadan ulaşılabiliyorsa, taarruz etmek hatadır. Saldırı zorunluysa, düşman çekilme hattını tehdit eden yan taarruzlar tercih edilmelidir.

 

10. Bölüm: Tahkimli Ordugahlara Taarruz

Tahkimli ordugahlara saldırmak alışılmadık ve çok güç bir görevdir. Ancak siperler eksikse veya aceleyle hazırlanmışsa taarruz tavsiye edilebilir.

 

11. Bölüm: Dağlarda Taarruz

Tali çatışmalarda dağlar taarruzun aleyhinedir ancak büyük meydan muharebelerinde avantaj saldıran taraftadır.

Dağda başarı, düşmanı kuşatmaktan ziyade hattını parçalamak ve çekilme yollarını kesmekle gelir.

 

12. Bölüm: Kordon Hatlarına Taarruz

Geniş cepheli kordon hatları, taarruz edene büyük avantaj sağlar çünkü kolayca parçalanabilirler. Ancak bu parçalanma her zaman büyük bir stratejik sonuç doğurmaz.

 

13. Bölüm: Manevra

Manevra, büyük muharebelerden kaçınarak düşmanın ikmal hatlarına veya geri çekilme yollarına etki etmeyi amaçlayan, denk kuvvetlerin bir oyunudur.

Başarı, doğrudan imhadan değil; düşmana yaptırılacak hatalardan ve ortaya çıkarılacak elverişli fırsatlardan doğar.

 

Manevranın Faydaları

Düşmanın lojistik ve beslenme hatlarını kısıtlamak veya kesmek.

Diğer dost birlikler ve kolordularla güvenli bir şekilde birleşmek.

Düşmanın ricat yollarını kapatacak pozisyonlar almak.

Üstün kuvvetlerle düşmanın yalnız kalmış, ayrılmış münferit noktalarına taarruz etmek.

 

Manevrada zafer; genel stratejik doktrinlerden ziyade yer ve zamanın en küçük detaylarına dikkat edilmesine, birliklerin yüksek disiplinine, süratli yürüyüş becerisine, mükemmel Düzene ve komutanın cesaretine bağlıdır.

 

14. Bölüm: Bataklıklarda, Su Taşkınlarında, Ormanlarda Taarruz

Bu tür arazi engelleri taktik taarruzu güçleştirir. Stratejik sonuç genellikle bu bölgeleri dolaşmaktır.

Ormanlar, özellikle geniş arazileri kapladığında, taarruz eden için iaşe ve sayısal üstünlük bakımından büyük zorluklar yaratır.

 

15. Bölüm: Bir Savaş Alanında Kesin Sonuç Beklenen Taarruz

Büyük bir seferde taarruzun amacı doğrudan zafer kazanmaktır. Zafer için fiziksel üstünlük yoksa moral üstünlük ve cesaret zorunludur.

Darbenin yönü sadece hedefe (örneğin başkent) değil, düşman ordusunu yok edecek yöne olmalıdır.

Taarruzun en yakın hedefi bir zaferdir.

 

16. Bölüm: Bir Savaş Alanında Kesin Sonuç Beklenmeyen Taarruz

Hedefler; bir arazi parçası, bir depo, bir kale zaptı veya sadece askerlik şerefi olabilir.

Taarruz edenin ne derecede girişken ve cüretkar olacağını önceden tahmin etmek, savunanın tasavvur edeceğinden çok daha güçtür.

 

17. Bölüm: Kalelere Taarruz

Kesin sonuçlu seferlerde kaleler bir "baş belası" iken, sınırlı seferlerde bizzat amaçtır.

 

18. Bölüm: Ulaştırmaya Taarruz

Ulaştırma kollarına saldırmak taktiksel olarak kolay görünse de stratejik nedenler ve riskler (karşı saldırıya uğrama korkusu gibi) bunu zorlaştırır.

 

19. Bölüm: Ordugahlardaki Düşman Ordularına Taarruz

Bu, aslında toplanmış bir orduya yapılan baskındır. Başarılı olursa düşmanın toplanmasını engeller, arazi kaybına ve moral bozukluğuna neden olur.

 

20. Bölüm: Diversion (Düşman Kuvvetini Esas Görevinden Başka Bir Yere Çevirme)

Düşmanı asıl savaş alanından kuvvet çekmeye zorlamak için başka bir noktadan yapılan hücumdur. Diversionun başarılı sayılması için, düşmanın asıl alandan çektiği kuvvetin bizim Diversionda kullandığımızdan fazla olması gerekir.

 

21. Bölüm: İstila

Fransız yazarlar, düşman ülkesinin derinliklerine yapılan ilerlemeleri metodik taarruzun zıddı olan bir "istila" olarak tanımlar.

Bir ordunun sınırda mı kalacağı yoksa düşman ülkesinde derinlemesine mi ilerleyeceği teorik bir metodolojiye değil, tamamen somut hal ve koşullara bağlıdır. Güvenli şartlarda sınırda durmaktansa derinlemesine ilerlemek çok daha ihtiyatlı ve metodik bir adım olabilir.

İstila... düşman ülkesinde çok ilerleyen bir taarruzu ifade ediyorlar... taarruzdan farklı değildir.

 

Zaferin Tepe Noktası

Muzaffer taraf düşmanı tamamen imha edemediğinde, zaferin sonuçları belirli bir tepe noktasına ulaşır.

Taarruz eden ordu ilerledikçe şu geçici avantajları elde eder:

  1. Düşman ordusuna verilen fiziki/moral kayıplar.
  2. Düşmanın hatları korumak ve depolara birlik ayırmak zorunda kalması.
  3. Düşmanın eyalet, arazi ve insan kaynağı kaybına uğraması.
  4. Düşman kaynaklarıyla beslenme (düşmanın sırtından geçinme) imkânı.
  5. Düşman birliklerinin komuta ve iç bağlantı bütünlüğünün bozulması.
  6. Düşman müttefiklerinin çözülmesi veya taraf değiştirmesi.
  7. Düşman ordusunun moral çöküntüsü ve teslimiyet eğilimi.

 

Aynı ilerleme, bünyesinde zayıflatıcı dinamikler de barındırır:

  1. İlerleme yolundaki kilit kaleleri kuşatmak veya gözetlemek için birlik ayırma zorunluluğu.
  2. Düşman toprağında işgalci konumuna düşülmesi; halkın düşmanlaşması ve açık stratejik kanatları/lojistik hatları koruma zorunluluğu.
  3. Anayurttaki ikmal kaynaklarından uzaklaşılması (azalan fitil ışığı benzetmesi).
  4. Tehlikenin büyümesiyle diğer devletlerin düşmanın yardımına koşma ihtimali (politik dengelerin değişmesi).
  5. Tehlikenin büyüklüğü karşısında düşmanın ölüm kalım refleksiyle direncinin artması; buna karşılık galip tarafın zafer rehavetine kapılması.

 

Taktiksel üstünlük durduğu yerde sabit kalmaz. Taarruz eden taraf, hedefine ulaşmadan tepe noktasını aşarsa, elde ettiği üstünlük sıfırlanır ve durum aniden tersine döner.

 

Sefer planlamasının en kritik amacı; taarruzun savunmaya dönüştürüleceği doğru tepe noktasını tespit etmektir.

 

Sekizinci Kitap: Savaş Planı

1. Bölüm: Giriş

Düşmanı yenmek ve silahlı kuvvetlerini imha etmek

Stratejinin tüm unsurlarının birleştiği bu merkez bölgesinde teorinin görevi; fikirleri aydınlatmak, önemliyi önemsizden ayırmak ve aklın yolunu bulmasını sağlamaktır.

 

2. Bölüm: Mutlak ve Gerçek Savaş

Savaşın karakteri, dönemin düşüncelerinden ve koşullarından etkilenir.

Mutlak savaş / tam imha

Gerçek savaş / politik ve fiziksel kısıtlamalar altındaki savaş

 

3. Bölüm: A. Savaşın İç Tutarlılığı (İnsicamı) / B. Savaş Amacının Büyüklüğü ve Harcanacak Çabalar Hakkında

Münferit muharebeler birbirinden ayrılamaz tek bir bütündür. Olaylar sebep-sonuç ilişkisiyle hızla birbirini izler. Tek bir nihai sonuç vardır; nihai zafere kadar hiçbir şey kazanılmış veya kaybedilmiş sayılmaz.

 

Savaşta kullanılacak kuvvet ve harcanacak çaba; politik isteklerin büyüklüğüne, devletlerin durumuna ve hükümetlerin irade gücüne göre belirlenir.

 

Savaşın Tarihsel Evrimi

Eski Çağ ve Göçebeler (Tatarlar): Bütün halk göç ettiği için savaş tam bir boyunduruk altına alma veya yok etme hareketidir.

 

Antik Cumhuriyetler ve Roma: Küçük ordularla sınırı belirli yağma ve ittifak savaşları yapılırdı. Roma ise ittifaklarla büyüyüp nihayetinde büyük bir istilacı güce dönüştü.

 

Orta Çağ ve Feodalite: Feodal yükümlülüklere dayalı, kısa süreli, düşmanı yok etmekten ziyade cezalandırmayı amaçlayan sınırlı savaşlar.

 

18. Yüzyıl (Mutlak Monarşiler): Savaş tamamen hükümetlerin ve kralların işi haline geldi; halk tamamen savaşın dışında kaldı. Ordular hazineden beslenen pahalı daimi yapılar olduğu için riskten kaçınılır, küçük siyasi kazançlar veya birkaç kale ele geçirmek hedeflenirdi (Büyük Friedrich dönemi). Savaş adeta diplomasi oyununa veya satranca dönüştü.

 

Fransız İhtilali ve Napoléon Dönemi: Savaş tekrar halkın işi haline geldi ("Ulus-Ordu"). Fransız İhtilali ve ardından Napoléon, tüm ulusun kaynaklarını ve enerjisini seferber ederek mutlak savaş kavramını hayata geçirdi. Buna karşılık Rusya, Prusya ve Avusturya da halkı sürece dahil ederek (halk savaşları/kurtuluş savaşları) yanıt verdi.

 

4. Bölüm: Savaş Hedefinin Daha Açık Tarifi / Düşmanın Mağlup Edilmesi

Düşmanı mağlup etmek için her zaman tüm ülkeyi zapt etmek gerekmez; önemli olan düşmanın ağırlık merkezine (Center of Gravity) darbe indirmektir.

Bu merkez orduda, başkentte veya müttefiklerin birliğinde olabilir.

 

5. Bölüm: Bir Önceki Bölümünün Devamı Sınırlı Hedef

Eğer düşmanı tamamen yenmek mümkün değilse, hedef sınırlı tutulur. Bu durumda ya düşman ülkesinin küçük bir bölümü işgal edilir ya da kendi topraklarını koruyarak daha uygun koşulların oluşması beklenir.

Geleceğin bize değil de düşmana daha iyi umutlar verdiği durumlarda taarruz savaşı yapılır.

 

6. Bölüm: A. Politik Amacın Savaş Hedefi Üzerine Etkisi / B. Savaş Politikanın Aracıdır

Devletler arasındaki ittifaklar ve politik çıkarlar, savaşa katılım düzeyini belirler. Her devlet müttefikinin davasını kendi davası kadar ciddiye almayabilir.

 

Savaşlar çoğunlukla mutlak imha amacından ziyade, tarafların risk ve yarar oranına göre katıldığı "ticari bir alışveriş" gibi yürütülür.

 

Savaş, politik ilişkilerden bağımsız değildir. Savaş başladığında siyasi ilişkiler kesilmez; sadece kullanılan araçlar değişir.

Savaşın kendine özgü bir grameri vardır fakat kendine özgü bir mantığı yoktur; onun mantığı politikadır.

 

Askeri görüş açısı politik görüş açısına tabi olmak zorundadır. Çünkü savaşı doğuran akıl politikadır; savaş ise sadece bir araçtır.

 

Savaş planlarının sadece askerlere veya askeri mantığa bırakılması hatalıdır.

 

7. Bölüm: Sınırlı Hedefli Taarruzi Savaş / 1. Bölüm: Giriş

Pozitif bir hedef olarak düşman toprağının bir kısmını zapt etmek, düşmanı zayıflatırken kendi kaynaklarımızı artırmayı amaçlar.

Ancak bu durum kuvvetlerin dağılmasına ve zayıflamasına da yol açabilir.

 

8. Bölüm: Sınırlı Hedefli Savunma

Savunmanın son hedefi asla sadece olumsuz (pasif) kalamaz; her savunma eninde sonunda karşı taarruz fırsatı aramalıdır. Savunma, savaşı bekleyerek sürdürmek ve politik durumun iyileşmesini ummaktır.

 

9. Bölüm: Hedef, Düşmanın Mağlup Edilmesi Olduğunda Savaş Planı

Bu tür bir savaş planı iki ana ilkeye dayanır: Kuvvetlerin mümkün olduğunca konsantre edilmesi ve mümkün olduğunca çabuk hareket edilmesi.

Hedef, düşman kuvvetlerini en kısa yoldan ve tek bir ana hareketle vurmaktır.

 

Tali hareketler ve ikincil cepheler daima asıl hedefe hizmet edecek şekilde sınırlı tutulmalıdır.

 

Büyük bir zafer kazanıldıktan sonra duraklamadan düşmanın takibine devam edilmeli, düşmana toparlanma zamanı verilmemelidir.

 

Napoleon’un 1812 Rusya Seferi'nin Analizi

Seferin başarısızlığı düşman hükümetinin sağlam, halkın ise sadık ve metin kalmasından kaynaklanmıştır.

Napoleon’un Niemen’i geçen 600.000 kişilik ordusundan geriye 50.000 kişi kalmıştır.

 

Geniş stratejik alanlarda tüm birliklerin sürekli tam bir uyum içinde hareket etmesi imkansızdır. Her ordunun kendine verilen bağımsız hedefi izlemesi ve darbe gücünü kendi sahasında kullanması gerekir.

 

Tali orduların ve ayrılan kolların başına soğukkanlı/ihtiyatlı generaller yerine, hızlı ve girişken komutanlar getirilmelidir.

 

Fransa'ya Karşı Bütüncül Savaş Planı Modeli

Fransa’nın ağırlık merkezi ordusu ve Paris’tir. Ana hedef Fransız ordusunu meydan muharebesinde yenip Paris’i zapt etmek ve düşmanı Loire Nehrinin gerisine atmaktır.

 

Taarruz kolları

Kuzey Kolu (350.000 kişi): Hollanda/Belçika üzerinden doğrudan Paris’e ilerleyecek ana kuvvet.

Güney Kolu (300.000 kişi): Yukarı Ren üzerinden Troyes/Paris veya Orleans istikametine ilerleyecek kuvvetler.

 

İtalya veya deniz kıyısındaki tali operasyonlara gereğinden fazla kuvvet ayrılmamalı; ana darbe gücünü zayıflatacak kuşatma, garnizon veya gereksiz arazi işgallerinden kaçınılmalıdır.

 

19. Baskı için Sonsöz

Clausewitz'in Düşüncelerinin 1972'den Beri Gelişimi ve Değişimi

Modern çağda kitlesel kitle imha silahlarıyla yapılan büyük savaşlar yerine; sınırlı savaşlar, gerilla savaşları, halk savaşları ve terörizm ön plana çıkmıştır.

 

Clausewitz’in güncelliğini korumasının en büyük nedeni sunduğu mantıksal kombinasyonlar, diyalektik yaklaşım, tarihsel tecrübe ve teori-pratik birliğidir. Savaş ile politika arasındaki diyalektik ilişkide politika belirleyicidir; ancak politika, askerden yapamayacağı şeyleri istememeli ve araç-amaç dengesini gözetmelidir.

… 

B. H. Liddell Hart - Strateji Dolaylı Tutum - Notlar

B. H. Liddell Hart - Strateji Dolaylı Tutum - Notlar

Strategy: The Indirect Approach

Mütercim: Selma Koçak, Doruk Yayınları, 2003

 

Savaş, aldatmaya dayanır

 

Üstün sevk ve idare, düşmanın direnişini çarpışmaksızın kırmak demektir.

 

Önsöz/ler

Nükleer silahlar / Kazanılan bu deneyimlerin kesin olarak ortaya koyduğu değerlendirmeye göre, nükleer silahların gelişmesi, her şeyden önce, bunların caydırıcı etkisini yok etmeye yönelecektir.

 

Yeni bir düşünceyi bir amire kabul ettirmenin en sağlam yolu, onu bu fikrin kendisine ait olduğuna inandırmaktır.

 

Bu kitap özel öğrenciler için tarihin bir özeti olmaktan ziyade, tarihe bir ışık tutucu, yol gösterici olarak tasarlandı.

 

BÖLÜM 1: MÖ V. YÜZYILDAN MS XX. YÜZYILA KADAR STRATEJİ

Pratik Bir Tecrübe Kaynağı Olarak Tarih

Askerlikte doğrudan deneyim (savaş) sınırlı olduğu için, başkalarının hatalarından ders çıkarmak hayati önemdedir.

 

Budalalar deneyerek öğrendiklerini söylerler. Bense, başkalarının tecrübelerinden yararlanmayı tercih ederim.

 

Maddi araçlar ve şartlar sürekli değişse de tehlike karşısındaki insan psikolojisi ve moral faktörler sabit kalmaktadır.

 

Psikolojinin fizik üzerindeki üstünlüğü ve daha devamlı oluşu, herhangi bir savaş teorisi temelinin mümkün olduğu kadar geniş olması sonucunu ortaya koymaktadır.

Düşmanın psikolojik ve fiziksel dengesinin altüst edilmesi, onu yenme yolunda girişilen başarılı bir hareket için hayati bir başlangıç oluşturmuştur.

 

Yunan Savaşları - Epaminondas, Philip ve İskender

Maraton

Maraton'da Persler Atina ordusunu yemleyerek şehri savunmasız bırakmaya çalışmıştır.

 

Salamis

Salamis'te Temistokles'in hilesi Pers donanmasını dar boğaza çekerek sayı üstünlüklerini yok etmiştir.

 

Peloponnes Savaşı

Perikles, düşmanı doğrudan savaşla değil, ekonomik ve moral olarak yıpratmayı hedefleyen "Yüksek Strateji" (High Strategy) izlemiştir.

Peloponnes Savaşı’nın ilk safhasında Perikles, karada savaşa girmeyip üstün Atina donanmasıyla düşmanın dengesini yıpratmayı amaçlamıştır.

Veba salgını Atina'nın moral ve ekonomik dengesini bozunca bu strateji yerini Cleon ve Demosthenes'in başarısız dolaysız taarruzlarına bırakmıştır.

Savaşın sonunda Ispartalı Amiral Lisandros, çarpışmaktan kaçınıp Atina'nın buğday ikmal hattını (Çanakkale Boğazı) kesmiş; Aigospotamoi'de Atina donanmasını hazırlıksız yakalayarak tek mermi atmadan ele geçirmiş ve 27 yıllık savaşı bir saatte bitirmiştir.

 

Epaminondas

Isparta’nın Yunanistan’ı ele geçirmesinden sonra Epaminondas komutasındaki Thebai ordusu, MÖ 371'de Leuctra Muharebesi'nde üstün Isparta ordusunu yenmiştir. Epaminondas, askerlik tarihine geçen "eğik düzen" taktiğini uygulayarak en güçlü kuvvetlerini sol kanada yığmış ve düşmanın komuta merkezini ezmiştir.

Leuctra sonrasında Peloponnes içlerine kış ortasında 3 koldan yürüyen Epaminondas, sahra muharebesine girmeden Isparta’nın kontrolündeki bölgelerde yeni devletler (Mesene ve Megalopolis) kurarak Isparta’nın ekonomik ve politik gücünü kökten kesmiştir.

 

Philip ve İskender

Makedonya Kralı Philip, Atina ve Thebai ittifakına karşı Yunanistan egemenliğini ele geçirmek için siyasal, moral ve stratejik dolaylı tutumlar sergilemiştir.

Trakya'ya döneceğini belirten sahte bir mektubun düşman eline geçmesini sağlayarak stratejik geçitlerin boşaltılmasını başarmış, batı geçidini geceleyin aşarak düşmanın gerisine düşmüştür. MÖ 338'deki Chaironeia (Haironeia) Muharebesi'nde sahte bir geri çekilmeyle Atinalıları mevzilerinden çıkarıp alçak araziye çekmiş ve bir karşı darbeyle düşman saflarını dağıtarak Yunanistan'da Makedonya egemenliğini kurmuştur.

 

İskender, Pers donanmasını açık denizde yenmek yerine; Ege, Karya, Likya, Pamfilya ve Orta Anadolu kıyılarını ele geçirerek üslerinden mahrum bırakmış ve donanmayı karadan felce uğratmıştır.

 

İssos Muharebesi öncesinde Darius'un Amanos geçitlerinden İskender'in gerisine sarkmasıyla İskender'in ikmal bağı kesilmiş; ancak İskender taktik üstünlüğü sayesinde durumu kurtarmıştır. Ardından doğrudan Babil'e yürümek yerine Suriye ve Mısır kıyılarına inerek Pers donanmasını oluşturan Fenike kaynaklarını kurutmuş ve Mısır'ın ekonomik gücünü arkasına almıştır. Gaugamela (Arbela) öncesinde Dicle'yi yukarı kesimden geçip Pers ordusunun mevzi değiştirmesini sağlayarak stratejik dengeyi bozmuş ve zafere ulaşmıştır.

 

İskender'in Hint sınırında Kral Poros ile karşılaştığı Hydaspes (Hidaspes) Muharebesi, onun stratejik ve taktik olgunluğunu gösterir. Süvarilerinin nehir boyunca yaptığı gürültülü ve aldatıcı gösteri yürüyüşleriyle Düşman Kral Poros'un dikkatini ve tepki verme yetisini körleştirmiştir. Poros'un ana dikkatini karşısındaki orduya sabitledikten sonra, seçkin bir kuvvetle geceleyin 18 mil yukarıdan nehri geçmiş ve baskın etkisi yaratmıştır. Düşmanın fiziksel, moral ve zihinsel dengesini altüst eden bu hazırlayıcı manevra sayesinde, İskender ordusunun sadece bir kısmını kullanarak Poros'un büyük ordusunu bozguna uğratmıştır.

 

İskender’in ölümünün ardından bütün Asya'yı kontrolü altına alan Antigon'a karşı koyan Kasandros, doğrudan çatışmak yerine stratejik bir ittifak kurmuş ve stratejik bir darbe planlamıştır. Demetrios'un Yunanistan'daki baskısına karşı 31.000 kişi bırakıp ordusunun kalanını Anadolu'ya sevk etmiş; Selevkos (Hindistan'dan getirdiği 500 savaş fili ile) ve Lysimachus ile Antigon'un merkez üssüne yakınsak bir manevra başlatmıştır.

Bu dolaylı tehdit karşısında Antigon, Demetrios'u Yunanistan'dan geri çağırmak zorunda kalmıştır. MÖ 301'deki İpsos Muharebesi'nde dolaylı taktikler ve savaş filleriyle Demetrios'un süvarilerinin geri dönüş yolu kesilmiş, Antigon öldürülmüş ve zafer kazanılmıştır. Kasandros'un planladığı dolaylı tutum, güçler dengesini tamamen değiştirerek imparatorluğun parçalanmasını kesinleştirmiştir.

 

Roma Savaşları Anibal, Scipio ve Sezar

Roma ve Kartaca arasındaki mücadeleler dolaylı tutumun en parlak örnekleridir.

 

Anibal

Roma'nın müttefikleriyle bağını koparmak için sarp yolları ve bataklıkları tercih ederek baskınlar düzenlemiştir.

 

Anibal, MÖ 218'de İspanya'dan yola çıkarak Alp Dağları üzerinden İtalya'ya geçmiştir.

Kuzey İtalya'daki Kelt (Gal) kabilelerini Roma'ya karşı kendi saflarına çekmek amacıyla İspanya'dan yola çıkarak Alp Dağları üzerinden İtalya'ya geçmiştir.

 

Scipio (Afrikanus'un babası), Anibal'i Rhône Nehri geçidinde durdurmaya çalışmış fakat başaramamıştır.

Anibal, çetin ve dolaşık kuzey yollarını kullanarak Lombardiya ovalarına inmiş; üstün süvari gücü sayesinde Ticinus ve Trebia zaferlerini kazanmıştır.

 

Trasimene gölünde tarihin en büyük tuzağını kurmuştur.

MÖ 217'de bataklık yollardan geçerek gerçekleştirdiği şaşırtıcı manevrayla Trasimen Göl Muharebesi'nde Roma ordusunu tuzağa düşürüp yok etmiştir.

 

Diktatör seçilen Fabius, Anibal'in askeri ve süvari üstünlüğünü bildiğinden meydan muharebelerinden kaçınmıştır.

Roma ordusunu daima tepelerde tutmuş, Anibal'in ikmal hatlarını kesmeye ve orduyu çimdikleyici küçük saldırılarla yıpratmaya çalışmıştır.

 

Cannae (Kan) Muharebesi

Roma, tarihinin en büyük ordusunu (8 lejyon, yaklaşık 76.000-80.000 kişi) sahaya sürmüştür.

Anibal, merkezdeki Kelt ve İspanyol birliklerini kasıtlı olarak geri çekip Romalıları içeri çekmiş; ardından tecrübeli Afrikalı piyadeleri ve geriden dolanan süvarileriyle Roma ordusunu tamamen kuşatmıştır (tarihin en ünlü çifte kuşatma/tuzak manevrası).

Roma ordusu neredeyse tamamen (yaklaşık 70.000 kişi) imha edilmiştir.

 

Scipio (Africanus)

MÖ 209'da Cartagena (Yeni Kartaca) kentini ani bir baskınla alarak Kartaca'nın insan ve lojistik kaynaklarını kesmiştir.

Scipio, Fabius'un İtalya'da kalıp Anibal ile savaşma önerisini reddedip doğrudan Afrika'ya (Kartaca topraklarına) geçmiştir.

Gece baskınlarıyla Numidya Kralı Syphax ve Hasdrubal Gisco'nun ordularını büyük kayıplara uğratmıştır.

Masinissa'yı Numidya tahtına ototurtarak Anibal'in en büyük kozu olan Numidya süvarilerini kendi tarafına çekmiştir.

 

İkmal kaynakları kesilen Kartaca, Anibal'i Afrika'ya geri çağırmak zorunda kalır.

Scipio, Anibal'in kendi taktiklerini (özellikle Numidya süvari üstünlüğünü) Anibal'e karşı kullanarak onu mağlup etmiştir.

 

Bu zaferle İkinci Pön Savaşı bitmiş ve Roma, Akdeniz Havzası'nın tek egemen gücü haline gelmiştir.

 

Sezar, Ilerda seferinde düşmanı hiç kan dökmeden, sadece manevra ve aç bırakma yoluyla teslim alarak stratejik bir zafer kazanmıştır.

Sezar, sayıca az olmasına rağmen zaman kazanma, baskın unsuru ve rakibi Pompeius'un zihniyetini doğru okuma avantajı sayesinde hızla ilerleyerek üstünlüğü ele geçirmiştir.

 

Sezar ne zaman düşmana doğrudan taarruz etmişse (Ilerda ilk aşama, Dyrrachium) başarısızlığa uğramış veya ağır kayıplar vermiştir.

Ne zaman manevra, ikmal hattını kesme, düşman askerinin zihnini çelme ve psikolojik baskı (dolaylı tutum) uygulamışsa kan dökmeden veya az kayıpla kesin zafer elde etmiştir.

 

Bizans Savaşları Belisarius ve Narses

Belisarius

378 tarihli Edirne (Adrianople) Muharebesi'nden sonra piyade merkezli klasik lejyon yapısı yerini süvari hakimiyetine bırakmıştır.

Belisarius’un ordusu; mızrak, ok ve ağır zırhla donatılmış, Hun/Pers atlı okçularının hızı ile Got süvarisinin vurucu gücünü disiplinli tek bir savaşçıda birleştiren bir "çevik kuvvet" modelidir (modern tank birliklerinin tarihsel öncülü). Piyade ise süvarinin etrafında manevra yapabileceği sabit bir merkez (mihver) olarak kullanılmıştır.

 

Belisarius'a göre asıl zafer, düşmanı amacından az kayıpla vazgeçirmektir.

Belisarius, 100.000 kişilik Vandal ordusuna karşı sadece 15.000 kişilik seçkin bir kuvvetle (5.000 süvari, 10.000 piyade) Afrika'ya çıkmıştır.

Tricameron Nehri gerisindeki Vandalları kışkırtıcı süvari taarruzlarıyla mevzilerinden çıkarmış, ardından tüm cepheden yüklenerek Vandal ordusunu tamamen dağıtmıştır. Afrika bu sayede kısa sürede yeniden imparatorluğa katılmıştır.

 

Got Kralı Vitiges, Franklarla uğraşmak için Roma'da zayıf bir garnizon bırakınca Belisarius şehri savaşsız ele geçirmiştir.

Vitiges 150.000 kişilik dev bir orduyla dönerken, Belisarius sadece 10.000 kişiyle şehri 1 yıl boyunca savunmuştur. Okçu süvarilerini menzil avantajıyla kullanmış, kışkırtıcı çıkış hareketleriyle Gotları yıpratmıştır.

 

Belisarius sayıca ve kaynakça daima az olduğu için doğrudan imha savaşlarından kaçınmış; düşmanı kışkırtarak kendi seçtiği mevzilere saldırtmıştır.

Düşmanın zihnini, ikmal hatlarını ve psikolojisini hedef alarak; kan dökmeden, manevra, gizlilik (su kemeri sızması gibi) ve süvari hareketliliği ile imparatorluğun sınırlarını yeniden genişletmiştir.

 

Pers Kralı I. Hüsrev Colchis'e (Karadeniz) saldırdığında Belisarius Pers topraklarına ve Asurya'ya akınlar düzenleyerek Hüsrev'in ikmal hattını tehdit etmiş ve onu geri çekilmeye zorlamıştır.

 

Narses

Casilinum Muharebesi, 553 / 80.000 kişilik yaya Frank ordusuna karşı Narses okçularını ve mızraklılarını merkeze koymuş, Frank taarruzunu süvarileriyle yanlardan sararak durdurmuştur.

Frankların baltalarının menzili dışında kalarak onları ok yağmuruyla çaresiz bırakmış; safları bozulan Frank ordusunu imha etmiştir.

 

Belisarius’un geliştirdiği savunma-taarruz stratejisi, Doğu Roma'nın (Bizans) Dark Ages (Karanlık Çağlar) boyunca hayatta kalmasını sağlayan temel askeri sistem olmuştur.

 

Ortaçağ Savaşları

Normanların İngiltere İstislası / 1066

William, düşmanı Harold’ı acele bir taarruza kışkırtmış ve taktik alanda sahte geri çekilme gibi dolaylı yöntemler kullanmıştır.

Hastings öncesinde Norveç Kralı Harald Hardrada ve Tostig'in Yorkshire'a çıkması, İngiltere Kralı Harold'un dikkatini kuzeye çekmiş ve güçlerini bölmüştür.

William (Fatih William), Harold'ı alelacele güneye gelmeye kışkırtarak onu takviyelerinden uzaklaştırmıştır.

Normanlar sahte çekilme manevrasıyla Saxon savunma hattını bozmuş; son safhada yüksek açılı ok atışlarıyla (dolaylı atış) Kral Harold'ı öldürerek kesin zafer kazanmıştır.

William, Londra'ya doğrudan saldırmak yerine etrafındaki ikmal hatlarını keserek "çevresel bir imha çemberi" kurmuş, şehri açlıkla teslim almıştır.

 

Yüzyıl Savaşları

Fransız Komutan Du Guesclin, İngilizlerle ana muharebeye girmekten kesinlikle kaçınmış, düşmanın konvoylarını dağıtmış, müfrezelerini basmış, hoşnutsuz garnizonları gece baskınlarıyla ele geçirmiştir.

Hiçbir büyük meydan muharebesine girmeden 5 yıldan az sürede İngiliz işgal alanını dar bir şeride düşürmüştür.

 

Gül Savaşları / 1461 - 1471

IV. Edward, Lancaster ordusuna karşı 100 milden fazla mesafeyi inanılmaz bir yürüyüş hızıyla katetmiş, Londra'ya giren ilk taraf olarak tahtı ele geçirmiştir.

 

Moğol İstilaları

Dikkati güneydeki Kaşgar yönüne çekip asıl kuvvetlerini kuzeyden sürümüştür.

 

İhtiyat ordusuyla Kızılkum Çölü'nü aşarak hiç beklenmeyen bir yönden, düşman savunmasının tam gerisinde (Buhara'da) ortaya çıkmış ve Harzemşah moralini çökertmiştir.

 

Sabutay

Tuna kıyısındaki Macar ordusuna karşı yavaşça çekilerek onları korunaklı nehir hattından dışarı çekmiş; ardından Sajo Nehri'nde gece manevrası ve baskınla Macar ordusunu imha edip Orta Avrupa'yı ele geçirmiştir.

 

XVII. Yüzyıl - Gustavus, Cromwell ve Turenne

Otuz Yıl Savaşı

Otuz Yıl Savaşı (1618-1648) boyunca sürdürülen harekatların neredeyse hiçbirinde kesin bir stratejik sonuç elde edilememiştir. Savaş, kaynakları ve Avrupa'yı tüketmiştir.

Wallenstein, yoktan var ettiği 40.000 kişilik orduyla Bavyera'yı doğrudan korumak yerine, İsveç Kralı Gustavus Adolphus'un zayıf müttefiki Saksonya'ya yürümüştür.

Saksonya'nın düşme tehlikesi, zaferden zafere koşan İsveç Kralı'nı Bavyera'daki harekatını bırakıp müttefikinin yardımına koşmaya zorlamıştır.

Wallenstein, disiplinli İsveç ordusuyla doğrudan meydan muharebesine girmek yerine mevzilenmiş ve İsveç ikmal hatlarını kesmiştir.

Gustavus, parlak bir yürüyüşle Saksonya'ya ulaşmış ve Lützen Muharebesi gerçekleşmiştir. İsveç ordusu taktiksel bir zafer kazansa da Kral Gustavus'un ölmesi sebebiyle stratejik bir yıkım yaşamıştır.

 

İngiltere İç Savaşı

Cromwell doğrudan saldırılardan kaçınıp düşmanın dengesini bozacak manevralara odaklandı.

Cromwell ise İskoç ordusuna doğrudan saldırmak yerine Nottingham üzerinden geniş bir kavis çizerek düşmanın gerisine ve böğrüne (Preston) sızmıştır.

İskoç ordusunu yürüyüş kolunda yakalayıp parça parça imha etmiş; bu kesin zafer Kral I. Charles'ın yargılanıp idam edilmesinin önünü açmıştır.

 

Dunbar Muharebesi / 1650

Cromwell, Leslie komutasındaki İskoç ordusunun Edinburgh çevresindeki güçlü mevzilerini gördüğünde, elinde fırsat olmasına rağmen yıpratıcı bir cephe taarruzundan kesinlikle kaçınmıştır.

Zorlu hava şartları, hastalıklar ve ikmal sıkıntısı nedeniyle Dunbar'a çekilen Cromwell, elverişsiz şartlarda savaşmak yerine düşmanın hata yapmasını beklemiştir.

İskoçların papazların baskısıyla hakim Doon Tepesi'nden aşağı inip dar alana sıkışması üzerine, Cromwell ve Lambert düşmanın sağ kanadına beklenmedik bir baskın düzenlemiş; sol kanadı dere ile tepe arasında sıkıştırarak iki katı büyüklükteki düşman ordusunu paramparça etmiştir.

 

Gerçek askeri deha, düşmanı istemediği zeminde savaşmaya zorlamak, ikmal hatlarını kesmek, gerisine sızmak ve rakibin hatalarından faydalanmaktır.

 

Kış Seferi / 1674-75

XVII. yüzyılda Fransa, müttefiklerini kaybetmiş; İspanya, Hollanda, Danimarka, Avusturya ve Alman prenslerinden oluşan büyük bir düşman koalisyonuyla karşı karşıya kalmıştır.

Turenne, Palatinate bölgesini boşaltıp Ren Nehri gerisine çekilmek zorunda kalmıştır. Müttefik Alman kuvvetleri (Bournonville ve Brandenburg Elektörü) Alsas'a yayılmış, Strasbourg ile Belfort arasında geniş kışlık ordugahlar kurmuştur.

Turenne kış ortasında harekete geçerek ilk büyük stratejik baskınını başarmıştır.

Düşmanı aldatmak için Orta Alsas kalelerini savunma pozisyonuna getirdikten sonra sahra ordusunu gizlice Doren'e çekmiştir.

Kuzeyden terk ettiği Alsas'a hiç beklenmedik bir şekilde en güneyden (Belfort üzerinden) tekrar girmiştir.

Alman kuvvetleri dağılarak Ren'in ötesine (Brandenburg'a) çekilmek zorunda kalmış, Fransızlar kış ordugahlarında üstünlüğü yeniden ele geçirmiştir.

 

Turenne, "Çok iyi yetişmiş askerler, boş yere feda edilemeyecek kadar değerlidirler" kuralına sadık kalarak, doğrudan kıyım yerine zeki manevralarla zafer kazanmıştır.

Düşmanın fiziki gücünü yok etmektense; onun lojistik düzenini, moralini ve karar alma mekanizmasını dolaylı tutumla felç etmek kesin sonucu getirmiştir.

 

XVIII. Yüzyıl Marlborough ve Frederick

Avusturyalı Prens Eugene, İtalya'daki Rivoli Boğazı'nı kapatan Fransız General Catinat'ya karşı geçilmez sanılan dağ geçitlerini gizlice keşfetmiş, geniş bir kavis çizerek ovalık alana inmiştir. Aldatıcı manevralarla Fransızları Chiari’de taarruza kışkırtarak ağır kayıplar verdirmiş; bu başarı Savoy Dükü'nin taraf değiştirmesini sağlayarak İtalya'daki Fransız gücünü felce uğratmıştır.

 

Marlborough'un Tuna Seferi

Fransa-Bavyera müttefik ordusu Viyana'yı tehdit ederken Marlborough ordusunu Meuse'den Tuna'ya kaydırma kararı almış, yürüyüş güzergahını sürekli değiştirerek (Moselle, Alsas, Ren); Fransızların hedefini anlamasını 6 hafta boyunca engellemiştir.

Marlborough ve Eugene, Margrave'i Ingolstadt kuşatmasına gönderip Fransız-Bavyera ordusu (Tallard ve Marsin) ile 56.000'e 60.000 sayısal dengede karşı karşıya gelmiştir.

Muharebenin sonucunda Fransızların "yenilmezlik" imajı yıkılmış, Viyana kurtarılmıştır.

Sabit kalelere, tahkimat hatlarına ve depolara bağımlı 18. yüzyıl askeri doktrini; hareket kabiliyeti, hız ve şaşırtmaya dayalı stratejiler karşısında etkisiz kalmıştır.

 

Büyük Frederick

Prusya Kralı Büyük Frederick Silezya'yı erken ele geçirip savaştan çekilerek pragmatik bir dolaylı tutum sergilemiş ve Prusya'ya büyük devlet statüsü kazandırmıştır.

 

Yedi Yıl Savaşı / 1756-1763

Çevresini saran geniş koalisyona (Avusturya, Fransa, Rusya, İsveç) karşı merkezî konumunu kullanarak, düşmanları birbiriyle birleşmeden teker teker avlamaya çalışmıştır.

 

Frederick doğrudan taarruzlara yöneldiğinde, elde ettiği zaferler Prusya'yı yıkımın eşiğine getiren ağır kayıplara (Pirus zaferlerine) dönüşmüştür.

 

Fransız İhtilali ve Napolyon Bonapart

Napolyon’un stratejisi, düşmanın gerisine yönelmek ve "stratejik barajlar" kurmaktır.

Düşman orduları dakikada ortalama 70 adım atarken, Fransız birlikleri dakikada 120 adıma ulaşan bir yürüyüş temposu kazanmıştır.

 

Ordunun kendi kendine yetebilen bağımsız tümenlere bölünmesi sayesinde, tek bir hantal kütle olmaktan çıkıp esnek bir yapıya kavuşmuştur.

 

Napolyon’un İtalya Seferleri

1796'da Bonapart, düşmanın "birleşim noktasını" hedef alarak Piyemonte ile Avusturya ordularını birbirinden ayırmış; önce küçük düşman olan Piyemonte'yi barışa zorlamıştır.

Napolyon birliklerini tek bir kütle yerine geniş bir ağ gibi konuşlandırmış, düşman bir noktaya girdiğinde çevre birliklerle onu kuşatıp ezmiştir.

 

Mısır dönüşü Birinci Konsül olan Napolyon, Alpleri St. Bernard geçidinden aşarak İtalya'daki Avusturya ordusunun gerisindeki Milan'a geçmiş, stratejik bir baraj oluşturarak düşmanın çekilme ve ikmal yollarını kesmiştir.

 

Austerlitz Zaferi / 1805

Napolyon, Kutusov komutasındaki Rus-Avusturya ordusunun İtalya’dan dönen birliklerle birleşmesini önlemek istemiştir. Düşmanı erken bir muharebeye kışkırtmak için zayıf göründüğü izlenimini vermiş; Brünn’de 80.000 kişilik düşman karşısında sadece 50.000 asker toplamış ve barış teklifleriyle psikolojik bir aldatma (yem) uygulamıştır.

Austerlitz’de düşmanı zayıf sol kanadına taarruz etmeye teşvik ederek hattını uzatmaya zorlamış; zayıflayan merkez kesime ("birleşim noktası") sert bir darbe indirerek kesin zafer kazanmıştır.

 

Yarımada Savaşı

Fransızların nizami İspanyol ordularını yenmesi, direnci bitirmemiş; aksine İspanyolları ele geçirilemez bir gerilla ağına yöneltmiştir.

 

Wellington, sadece 20.000-25.000 kişilik bir İngiliz kuvvetiyle Portekiz’i savunurken, Fransızların bölgeye 100.000’den fazla asker yığmasını zorunlu kılmıştır. Bu durum, Fransızların ana cephelerdeki (örneğin Avusturya karşısındaki) gücünü zayıflatmıştır.

 

İngiltere'nin Yarımada'daki az sayıda birlik ve gerilla desteğiyle yürüttüğü yıpratma savaşı, doğrudan devasa muharebelere girmeden bir imparatorluğun insan ve lojistik kaynaklarını kurutmanın ("İspanya Ülseri") en belirgin yüksek strateji örneğidir.

 

1812 Rusya Seferi

Napolyon'un 450.000 kişilik devasa ordusu (Grande Armée), hareket kabiliyetini kaybetmiş ve hantal bir hat düzenine mahkûm olmuştur.

Rus ordusu doğrudan muharebeye girmekten kaçınarak geri çekilmiş; Napolyon’un imha etmek/yok etmek istediği hedefi sürekli boşlukta bırakmıştır.

 

1813 Almanya Seferi

Müttefiklerin Bohemya üzerinden Dresden’e (gerisine) sarkması üzerine Napolyon, taarruzu seçmiş Dresden’de taktik zafer kazansa da müttefik ordusunu yok edememiştir.

Müttefiklerin üç koldan baskısıyla Leipzig’de ağır bir yenilgi almıştır.

 

Fransa Seferi (1814)

Napolyon, Blücher (Prusya) ve Wellington (İngiliz) ordularının "birleşim noktasına" girerek zamanlama açısından stratejik bir baskın düzenlemiştir.

 

Waterloo’da Napolyon, Wellington’ın güçlü mevzilerine düpedüz dolaysız (cepheden) taarruz etmiş, ağır kayıplar vermiştir.

 

Mareşal Grouchy’nin Prusyalıları engelleyememesi Napolyon’un nihai çöküşünü hazırlamıştır.

 

Ordu büyüdükçe lojistik bağımlılık artar, esneklik ve aldatma kabiliyeti düşer. Napolyon ordusunu büyüttükçe "dolaylı tutum" esnekliğini kaybedip doğrudan yıpratma savaşlarına kaymıştır.

 

Zafer, düşman ordusunu fiziki olarak son kişisine kadar yok etmekle değil; onun zihinsel, lojistik ve stratejik dengesini (ekilibriyumunu) bozarak kaçmaya veya teslim olmaya zorlamakla ("Dolaylı Tutum") kazanılır.

 

1854- 1914

Kırım Savaşı / 1853–1856

Stratejik esneklikten yoksun, körlemesine cephe taarruzlarının başarısızlığı…

 

İş, bilim ve düşünce dünyasının yenilikçi etkisinden uzak kalan, sadece tören alanlarına ve bürokrasiye hapsolan profesyonel askerlik yapısı; üst kademe sevk ve idarede büyük sakatlıklar ve stratejik körlük doğurmuştur.

 

Amerikan İç Savaşı / 1861–1865

Demiryolları stratejiye hız kazandırmış fakat esnekliği öldürmüştür. Orduları dar ve sabit hatlar boyunca iş görmeye mahkûm etmiştir.

Demiryolları devasa orduları ileriye taşıyabilmiş ancak onları daha etkili savaştırmaktan ziyade sadece besleyebilmiştir.

 

Lee’nin Kuzey istilası, Gettysburg'da Meade'in güçlü mevzilerine yapılan doğrudan/cepheden taarruz ısrarı yüzünden Konfederasyon kuvvetlerinin yarısının kaybıyla yıkıma dönüşmüştür.

Grant, Lee ordusunu yıpratarak yok etme ("sürekli darbe") stratejisi uygulamıştır. Ancak doğrudan temas ve kanlı cephe taarruzları büyük kayıplara (Wilderness, Cold Harbor) yol açmış, Birlik ordusunda moral çöküntü yaratmıştır.

 

William T. Sherman

Sherman, orduları felç eden sabit demiryolu ikmal hattı bağımlılığını teşhis eden ilk komutandır.

Ağırlıkları en aza indirerek ordusunu kendi kendine yeten, 60.000 kişilik hafif bir "uçan yürüyüş kolu" haline getirmiştir.

Sherman'ın az kayıplı, doğrudan sonuca ve moral/ekonomik merkezlere odaklanan stratejisi, demokratik yönetimler için ideal modeldir.

 

Yeni teknolojiler (demiryolları) stratejik hız kazandırsa da esneklikten ödün verildiğinde orduları kilitler. Stratejik özgürlük ancak lojistik zincirlerin esnetilmesiyle mümkündür.

 

Helmuth von Moltke

Avusturya - Prusya Savaşı / 1866

Prusya'nın kuyruktan dolma tüfek üstünlüğü ve Moltke'nin kuvvetlerini 250 mili aşan geniş bir cephede indirmesi stratejik bir esneklik sağlamıştır.

Prusya ordusunun geniş alana yayılması Avusturya komutanlığında zihinsel bir huzursuzluk yaratmış, planlanmamış bir dolaylı etki doğurarak Königgrätz'deki kesin zaferin zeminini hazırlamıştır.

 

Fransa - Prusya Savaşı / 1870

Alman 3. Ordusu'nun beklenmedik yan manevraları ve Fransız kuvvetlerinin felce uğraması, tasarlanan meydan muharebelerinden daha kesin sonuçlar üretmiştir.

Ordu’nun bağımsız ilerleyişi Fransız MacMahon ordusunu tuzağa düşürmüş ve Sedan'da teslim olmalarını sağlamıştır.

 

Rus-Japon Savaşı

Alman doktrinini izleyen Japon stratejisi, Rusya'nın Trans-Sibirya demiryolu hattı gibi son derece hassas ve dar ikmal hattını kesmek yerine Rus ordusuna göğüs göğüse doğrudan saldırmayı tercih etmiştir.

Japonlar, Sedan benzeri bir kuşatma zaferi elde etmek amacıyla Port Arthur'u hedef almış ancak bu strateji ağır kayıplara yol açan yıpratıcı bir sürece dönüşmüştür.

 

Mukden muharebesi sonrasında Japon ordusu tükenmiş, elindeki kuvvetlerin henüz çok azını kullanmış olan Rusya ile barış yapmak zorunda kalmıştır.

 

2500 Yıldan Çıkarılan Sonuçlar

Kitapta 280'den fazla askeri harekat incelenmiştir. Bunlardan yalnızca altısı (Issos, Gavgamela, Friedland, Wagram, Sadowa ve Sedan) düşmanın asıl ordusuna doğrudan stratejik taarruz planıyla kesin sonuca ulaşmıştır.

 

Doğrudan tutum (direkt saldırı) tarih boyunca genel bir kural/klasik yöntem olarak görülmüş olmasına rağmen dolaylı tutumun, zafer kazanmada en verimli ve ekonomik yol olduğu görülmüştür.

 

Tarihteki en başarılı komutanlar, güçlü bir mevzide konuşlanmış düşmana karşı doğrudan taarruz etmekten kaçınmışlardır.

Kesin zaferle sonuçlanan muharebelerde ortak nokta; çarpışma başlamadan önce düşmanın psikolojik ve fiziksel dengesinin ("yem" veya "tuzak" gibi yöntemlerle) altüst edilmiş olmasıdır.

 

BÖLÜM 2: BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI STRATEJİSİ

Planlar ve Bunların 1914'te Batı Harekât Alanında Uygulanışı ve Sağladığı Sonuçlar

150 millik dar Fransız-Alman sınırı, zorunlu askerlik sisteminin yarattığı devasa ordular için son derece kısıtlı bir manevra alanı sunmaktaydı. Fransızların ilk planı (Epinal, Toul, Verdun hattına dayalı) sınır kalelerine tutunarak düşmanı belirli boşluklara çekmeyi ve ardından dolaylı bir karşı taarruz geliştirmeyi öngörüyordu.

Genelkurmay Başkanı Joffre yönetiminde hazırlanan Plan XVII ile savunma yaklaşımı terk edilip Alman merkezine karşı doğrudan bir taarruz stratejisi benimsenmiştir.

İngiltere, deniz gücünün sağladığı esnek hareket kabiliyetinden vazgeçerek Fransız sol kanadının bir uzantısı olmayı kabul etmiştir.

 

Alman Schlieffen Planı, Fransız sınırındaki tahkimatları aşmak için Belçika üzerinden geniş bir çark hareketi (kuşatma) yapmayı öngören dolaylı ve esnek bir stratejiye dayanıyordu. Planın ana fikri; sağ kanadı maksimum düzeyde güçlü tutmak, sol kanadı ise zayıf bırakarak Fransız ordusunu içeri çekmek ve onları arkadan kuşatarak ezmek üzerine kuruluydu.

Alman sağ kanat komutanı Kluck'un, Le Cateau sonrasında Paris'in dışından dolanmak yerine içeriye (güneydoğuya) doğru yönelerek Schlieffen Planı'ndan sapmıştır.

Kluck'un bu yön değişimi neticesinde 1. ve 2. Alman Orduları arasında 30 millik bir gedik oluşmuştur.

İngiliz Görev Kuvveti'nin bu gediğe doğru ilerlediği haberi, Alman Yüksek Komutanlığı'nda moral çöküntü yaratarak Bülow ve Kluck'un geri çekilmesine neden olmuştur.

Özetlersek, Marne Muharebesi'nin kaderini bir sarsıntı ile bir gedik tayin etmiştir.

 

Marne sonrasında her iki taraf da birbirinin batı böğrünü kuşatmaya çalışmış, ancak bu çabalar sonuçsuz kalarak cepheyi Ypres ve Belçika kıyılarına kadar uzatmıştır (Denize Yarış).

Her iki tarafın doğrudan taarruzlarla bir sonuca ulaşamayacağı anlaşıldığında, İsviçre sınırından Kuzey Denizi'ne kadar uzanan kesintisiz siper hatları kurulmuş ve Batı Cephesi tam bir stratejik kilitlenmeye (çıkmaza) girmiştir.

 

Kuzeydoğu Harekât Alanı

Doğu Cephesinin coğrafi yapısı (Rus Polonyası çıkıntısı, Doğu Prusya, Galiçya, Karpatlar) hesaplanabilir tek sabit unsurken, Rusya'nın savaşa ne ölçüde katılabileceği belirsizdi.

Almanlar için en ideal strateji, taarruz etmek yerine Rusları içeri çekerek bir karşı harekete kışkırtmaktı.

 

Grandük Nikola komutasındaki Rus orduları Doğu Prusya'ya hızlı bir giriş yaptı. Rennenkampf komutasındaki ordu 19-20 Ağustos'ta Prittwitz komutasındaki 8. Alman Ordusu'nu geri attı. Samsonov'un da güneyden girdiğini öğrenip paniğe kapılan Prittwitz, Vistül gerisine çekilmeyi önerince görevden alındı; yerine Hindenburg ve kurmay başkanı olarak Ludendorff atandı.

Ludendorff, Rennenkampf'ın hareketsizliğinden ve Rusların telsiz şifrelerini çözebilme avantajından yararlanarak büyük bir risk aldı. Birlikleri cepheden çekip Samsonov'un üzerine yöneltti.

 

Tannenberg Muharebesi

Samsonov'un her iki kanadı kuşatılarak imha edildi.

Rusya 250.000 kayıp verdi; ancak bu hamle Almanların Batı'dan kuvvet ayırmasına neden olarak Fransızların Marne'da toparlanmasını sağladı.

 

3. ve 8. Rus Orduları Avusturya sağ kanadını ağır bir yenilgiye uğrattı (Lemberg). Conrad genel bir çekilme ile Cracow'a kadar geriledi.

Müttefikini kurtarmak isteyen Almanlar, Doğu Prusya'daki birliklerle yeni bir 9. Ordu kurarak Polonya'nın güneybatısına kaydırdı ve Varşova'ya doğru ilerledi.

Rusların karşı taarruza geçip Silezya'yı tehdit etmesi üzerine Hindenburg-Ludendorff-Hoffmann ekibi, demiryolu ağını yıkarak çekildi ve ardından 9. Ordu'yu kuzeye (Posen-Thorn) kaydırarak 11 Kasım'da Rus sağ kanadına beklenmedik bir darbe indirdi (Lodz Manevrası).

 

Doğu Cephesi'nde 1915 yılının gerçek hikayesini Ludendorff ile Falkenhayn arasındaki irade güreşi oluşturur.

 

Brusilov Taarruzu

Haziran 1916'da Rus Generali Brusilov, İtalya'nın isteği üzerine Luck yakınlarında bir taarruz başlattı.

Beklenmedik bu hamle Avusturya savunmasını felç etti ve 200.000 esir alındı.

 

Brusilov Taarruzu Falkenhayn'ın Verdun operasyonunu bitirmesine yol açtı, Romanya'yı savaşa girmeye cesaretlendirdi ve Falkenhayn'ın düşerek yerine Hindenburg-Ludendorff ikilisinin gelmesini sağladı.

Rus komutanlığının bu başarıya rağmen direnç noktalarına körü körüne saldırması 1 milyon kişilik devasa kayba yol açtı. Bu anlamsız insan kıyımı, Rus ordusunun moralini sıfırlayarak 1917 İhtilali'ne ve askeri çöküşe zemin hazırladı.

 

Brusilov Taarruzu'ndan cesaret alan Romanya, Ağustos 1916'da Müttefikler yanında savaşa girerek Transilvanya'ya doğru doğrudan bir taarruz başlattı.

Mackensen Tuna'yı geçerek Bükreş üzerine yürüdü ve Romen ordusunu kuşatma tehdidi altına soktu.

 

Bükreş düştü, Romanya'nın buğday ve petrol kaynakları ele geçirildi. Romen ordusu tamamen yok edilemeyip Sereth hattına çekilse de, Aralık 1917'de teslim olmak zorunda kaldı.

 

Güneydoğu veya Akdeniz Harekât Alanı

Coğrafi ve lojistik zorluklar nedeniyle İtalya, Avusturya’ya karşı doğu yönünde doğrudan (dolaysız) bir taarruza mahkûm oldu. 2,5 yıl boyunca sürdürülen muharebeler sonunda İtalyanlar 1.100.000 kayıp verdi.

 

Çanakkale (Gelibolu) Seferi

Batı Cephesi'ndeki tıkanıklık üzerine Gallieni (Fransa), Kitchener, Churchill ve Lloyd George (İngiltere) gibi isimler düşmanın "arka kapısı" sayılan Balkanlar veya Osmanlı Devleti üzerinden bir harekât uygulanmasını savundular.

Mayın engelleri nedeniyle donanma ilerleyemedi. Churchill İstanbul’un alınmasını ve Rusya ile temas kurulmasını teklif etti.

 

Hamilton’ın Suvla Körfezi (Anafarta) çıkarması stratejik olarak doğru bir dolaylı tutum hamlesi olsa da sonuç felaket oldu.

 

Filistin ve Mezopotamya Harekât Alanları

Filistin'de Allenby doğrudan Gazze'ye saldırmak yerine şaşırtma taarruzuyla Türklerin dikkatini bu tarafa çekerek çölden hızlı bir çark hareketiyle Birüssebi’deki su kaynaklarını ele geçirdi.

 

T. E. Lawrence yönetimi altına aldığı bölgedeki Araplarla yürüttüğü gerilla harekâtı, Türklerin ikmal hatlarını kesmeyi ve orduyu yıpratmayı amaçlıyordu. Bunda da başarılı oldu.

 

Eylül 1918 Nablus/Eflak (Megiddo) Taarruzu

Allenby hava kuvvetlerini kullanarak Afula'daki ana haberleşme ve telgraf hatları bombalatarak komuta kademesini "kör, sağır ve dilsiz" bıraktı.

Araplar Deraa'da demiryolunu keserek ikmali kesti.

Türk orduları (4., 7. ve 8. Ordular) Şam'dan uzanan tek bir ana demiryoluna ve bunun Deraa, Afule, Hayfa ile Beisan (Baysan) kollarından oluşan ulaştırma ağına dayanıyordu.

 

Allenby, söylentiler ve dezenformasyon ile Türklerin dikkatini kıyı bölgesinden alıp Ürdün (doğu) kanadına çekmiştir.

Türklerin dikkati doğudayken, İngiliz birlikleri gizlice batıya (kıyıya) kaydırılmıştır.

 

19 Eylül'de sadece 15 dakikalık yoğun bir topçu hazırlık ateşinin ardından piyade taarruza geçerek Türklerin iki savunma mevziisi geçildi.

 

21 Eylül'de geri çekilmeye çalışan 7. ve 8. Türk Orduları Nablus-Şeria boğazında uçaklarca imha edilmiş; geride kalan birlikler ve 4. Ordu sürekli yıpratılarak Halep'e kadar takip edilmiştir.

 

Savaşın kaderini tayin eden şey can kaybı değil, umudun yok olmasıdır.

 

1918 ve Savaşın Sonu

Ludendorff, en az direnişle karşılaşılan hatları izlemek yerine sertleşen direniş karşısında ihtiyatlarını (yedek kuvvetlerini) azar azar ve çekingen bir şekilde harcamıştır.

 

General Pétain ve Foch yönetimindeki Müttefikler, kitlesel hafif tank desteğiyle Almanların Marne çıkıntısına baskın tarzında bir karşı taarruz başlatarak inisiyatifi ellerine almışlardır.

 

Bulgaristan’ın çöküşü Avusturya ve Almanya’nın "arka kapısını" Müttefiklere açmış ve Hindenburg ile Ludendorff’u 29 Eylül’de acilen mütareke (ateşkes) istemek zorunda bırakmıştır.

 

BÖLÜM 3: İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI STRATEJİSİ

Hitler'in Stratejisi

Hitler, geleneksel Alman askeri düşüncesinin aksine, asıl zaferin askeri harekât başlamadan önce kazanılması gerektiğine inanmıştır. Temel amacı, asker harcamak yerine düşmanı içten çökertmek, moralini bozmak ve savaşmadan teslim olmasını sağlamaktır.

 

Bütün hedeflerini Mein Kampf (Kavgam) ve söylevlerinde açıkça yazmış olmasına rağmen, insan psikolojisini iyi bildiğinden ve "en doğrudan tutumun en az beklenen hareket tarzı olacağı" kuralını (gizleme sanatını) kullandığından Müttefikleri gafil avlamıştır.

 

Muharebelere başlamadan önce şu adımları attı:

1934 Polonya Paktı ile doğu kanadını emniyete alma.

1935 Versay sınırlandırmalarını reddetme ve 1936 Ren bölgesini askerleştirme.

İspanya İç Savaşı'na müdahale ederek Fransa ve İngiltere'nin gerisini tehdit etme.

Mart 1938 Avusturya ve Eylül 1938 Münih Anlaşması (Südetler) ile Çekoslovakya’yı felç etme ve Orta Avrupa’daki Müttefik çemberini kırma.

Mart 1939 Çekoslovakya'nın işgali ile Polonya'yı kanat doğrultusunda kuşatma.

 

İngiltere'nin Polonya ve Romanya’ya garanti vermesi büyük bir hata olmuştur. Bu durum Müttefikleri savunma avantajından mahrum bırakmış, tecrit edilmiş bir cephede savaşa zorlamıştır.

 

1940 Batı Taarruzu

lman Komutanlığı, güçlü Majino Hattı’nı doğrudan yarmaktan kaçınmıştır. Tarafsız Hollanda ve Belçika’ya yapılan "yemleme taarruzu" ile Müttefik kuvvetleri Belçika sınırındaki savunma mevzilerinden dışarı çekilmiştir.

 

Almanlar, ormanlık ve engebeli Ardenler bölgesine küçük ama etkili zırhlı tümenlerden oluşan vurucu bir kuvvetle baskın yaparak Müttefikleri geriden kuşatmıştır.

 

Alman zırhlıları ilerleme sırasında Paris, Amiens, Lille ve Manş Kıyısı gibi alternatif hedefleri sırayla tehdit ederek Fransız komuta kademesinde sürekli tereddüt ve belirsizlik yaratmıştır.

 

Hitler’in Zaferler Dizisi

Hitler, askeri harekât başlamadan önce hedef ülkede nüfuzlu kişileri ve sempatizanları kullanarak içten çökertme sağlama yoluna gitmiştir.

Hitler, askeri strateji ve düşmanın iradesini kırma konularında başarılı olsa da; savaştan sonra kalıcı bir barış kurmayı hedefleyen "yüksek strateji" seviyesinde (tıpkı Napolyon gibi) yetersiz kalmıştır.

 

Polonya'nın İşgali / 1939

Alman komutanlar Vistül Nehri'nin batısındaki Polonya kuvvetlerinin gerisine sarkmış, düşmanın üsleri ve ikmal yollarıyla olan bağlantısını keserek kesin zafer elde etmişlerdir.

General Guderian öncülüğünde Almanya'da hayata geçirilen hızlı mekanize savaş doktrini, dünya güç dengesini kökünden değiştirmiştir.

 

Fransa Seferi / 1940

Alman harekât planı, içinde gizli belgeler bulunan bir kurmay subayın uçakla yanlışlıkla Belçika topraklarına inmesi sonucu riske girmiştir.

Bu plan uygulansaydı Almanlar, Müttefiklerin en güçlü kuvvetleriyle Belçika'da çetin nehir ve şehir savaşlarına girecek ve kesin zafer kazanamayacaktı.

 

Müttefikler en seçkin birliklerini Belçika içlerine (Dyle hattına) ilerletmişlerdir.

Müttefikler Belçika'da ne kadar ileri gittiyse, Almanların Ardenler üzerinden yapacağı kuşatma manevrası da o kadar etkili hale gelmiş ve Müttefiklerin gerisini kesmelerini kolaylaştırmıştır.

 

General Student yönetimindeki paraşütçü birlikler Lahey ve Rotterdam'a sürpriz baskınlar düzenlemiş, Hollanda ordusunu şaşkınlığa uğratarak harekâtın 5. gününde teslim olmaya zorlamıştır.

 

Fransızlar, Almanların topçu desteği gelmeden Meuse Nehrini geçemeyeceğini (en az 4-5 gün süreceğini) hesapladı. Ancak General Guderian (Sedan'da) ve Erwin Rommel (Dinant'ta) derhal taarruza geçerek nehri hızla aşmış ve Fransız savunmasını çökerterek Manş Kıyısı'na doğru hızla ilerlemişlerdir.

 

Guderian'ın Manş Kıyısı'na ulaşıp İngiliz ordusunu Dünkerk'te sıkıştırmasına az bir mesafe kala, Hitler ve bazı üst düzey komutanlar (Kleist, Rundstedt) panikleyerek harekâtı durdurma emri vermiştir.

Bu duraksama İngilizlere zaman kazandırmış; 224.000 İngiliz ve 114.000 Müttefik askeri deniz yoluyla tahliye edilmiştir.

Dünkerk'teki tereddüt, savaşın nihai kaderini belirleyen en kritik hatadır.

 

Rommel, Somme Nehri üzerindeki iki demiryolu köprüsünden geçerek cüretkâr bir manevrayla Rouen ve Seine Nehri'ne ulaşmış, Fransız ve İngiliz tümenlerini kuşatarak teslim almıştır.

Guderian, güneydoğuya hızla ilerleyerek 17 Haziran'da İsviçre sınırına (Pontarlier) ulaşmış ve Majino Hattı'ndaki Fransız ordularının gerisini tamamen kesmiştir. Fransa aynı gün mütareke talep etmiştir.

 

Hitler'in Düşmeye Başlaması

1940 Haziranı itibarıyla Almanya, İngiltere ve Sovyetler Birliği hariç tüm Orta ve Batı Avrupa'ya hakim olmuştur.

Hitler, işgal ettiği ülkelerdeki halkları "Yeni Düzen"e inandıramamıştır.

 

Balkanlar Harekâtı / 1941

İngilizlerin Selanik'e çıkması üzerine başlayan Yunanistan istilasında Almanlar dolaylı bir manevra uygulamıştır.

Trakya'daki ve Arnavutluk'taki Yunan ordularının ulaştırma hatları kesilmiş, İngiliz birlikleri kuşatılma tehdidiyle geri çekilmek zorunda kalmış ve Yunanistan hızla düşmüştür.

 

Barbarossa Harekâtı / Haziran 1941

Hitler Kuzeyde Leningrad'ı alıp Baltık'ı emniyete almak; güneyde ise Ukrayna'nın tarım ve sanayi kaynaklarını ele geçirmek istiyordu.

 

Minsk ve Smolensk çevresinde büyük kuşatma muharebeleriyle yüz binlerce Sovyet askeri esir alındı.

Hitler, Ağustos ayında ağırlığı Moskova yerine Kiev'e kaydırdı.

Kiev Muharebesinde (Eylül 1941) 600.000'den fazla Rus askerinin esir alındığı devasa bir taktik zafer kazanıldı.

 

Moskova taarruzu (Tayfun Harekâtı), erken bastıran kış, çamur (Rasputitsa) ve Sovyetlerin sert direnci nedeniyle durdu. Hitler, Generalkurmay Başkanı Brauchitsch'i görevden alarak ordunun doğrudan kontrolünü üstlendi.

Almanlar 1942'de hedefini Kafkas petrollerine kaydırdı.

 

Almanlar Don'u geçtikten sonra birliklerini Kafkas Petrolleri (Güney) ve Stalingrad (Doğu) olarak iki ayrı yöne bölmüş, böylece stratejik esnekliklerini yitirmişlerdir.

 

Dar cephede sıkışan Alman ordusunun kanatları Zayıf Rumen/İtalyan birliklerine bırakılmış; Ruslar kasım ayındaki dolaylı karşı taarruzla bu kanatları yararak 6. Ordu'yu kuşatmıştır.

 

Stalingrad felaketi sonrası Ruslar hızla Dnieper'e ilerlerken, Mareşal von Manstein büyük bir soğukkanlılıkla Rusların derinlemesine ilerlemesine göz yummuştur.

İkmal hatları kopan Rus kuvvetlerinin böğrüne 26 Şubat'ta darbe indiren Manstein, 8 kat üstün düşmanı bozguna uğratmış; Harkov ve Belgorod'u geri alarak cepheyi stabilize etmiştir.

 

Pasifik Savaşı

Japonya'nın Çinhindi'yi işgali üzerine ABD (Roosevelt) akaryakıt ambargosu koymuş ve varlıkları dondurmuştur. Ekonomik boğulmayla yüzleşen Japonya savaşa mecbur kalmıştır.

 

Pearl Harbour baskını, ABD Pasifik filosunu etkisiz hale getirerek Japonya'ya bölgede ani bir deniz üstünlüğü kazandırmıştır.

Japonlar Malaya, Singapur, Filipinler, Hollanda Doğu Hint Adaları (Cava) ve Burma'yı hızla ele geçirmiş; Ancak cephelerini kontrol edemeyecekleri kadar genişletmişlerdir.

 

General MacArthur ve Amiral Nimitz, Japonların müstahkem adalarına tek tek saldırmak yerine, kritik stratejik adaları atlayarak (Island Hopping) ilerlemişlerdir.

 

Filipinler'in merkezindeki Leyte'ye yapılan sıçrama, Japonya ile güneydeki hammadde/petrol kaynakları arasına dev bir takoz saplamış ve savaşı nihai sonuna yaklaştırmıştır.

 

İtalyanların Mısır İstilası

İtalyan ordusu, Mısır'daki İngiliz kuvvetlerine kıyasla çok üstündü. Ancak düşük hareket kabiliyeti, yetersiz mekanizasyon ve idari aksaklıklar nedeniyle 70 mil ilerledikten sonra Sidi Barrani’de çakılıp kalmıştır.

9 Aralık'taki ani baskınla İtalyan ordusu dağıtılmış; Sidi Barrani, Bardia ve Tobruk art arda düşerek 100.000’den fazla esir alınmıştır.

 

Rommel'in Karşı Taarruzları

Rommel, zayıf kuvvetine rağmen hızlı gece manevraları ve yan kavrama hareketleriyle İngilizleri 15 gün içinde Cyrenaica dışına atmıştır.

 

İngilizlerin doğrudan cephe taarruzları, Rommel’in savunma-taarruz yöntemiyle püskürtülmüştür.

 

Müttefik denizaltılarının Mihver tankerlerini batırması sonucu Rommel kronik bir akaryakıt krizi yaşamıştır.

General Montgomery, devasa hava, topçu ve tank üstünlüğüyle Ekim ayı sonunda taarruza geçmiştir.

 

Napolyon'un İspanya ve Rusya arasında sıkışması gibi, Hitler de Afrika ve Rusya (Stalingrad) arasında kuvvetlerini aşırı yayarak çöküşünü hızlandırmıştır.

 

Hitler’in Yıkılışı

Stalingrad ve Kafkaslar'dan çekiliş sonrası Almanların Rusya'da zafer umudu kalmamıştı.

Hitler, arazi vermeyi ve savunmayı reddederek taarruz ısrarını sürdürdü.

 

Tunus'ta Mihver kuvvetlerinin esir düşmesi, Sicilya'nın takviye edilmesini imkansız kıldı; bu durum İtalya'daki Mussolini rejiminin çöküşünü hazırladı ve "Avrupa Kalesi"nin güney duvarında gedik açtı.

 

Sicilya Harekatı

Montgomery doğu kıyısından Messina'ya ilerlerken, Patton'un 7. Ordu'su ansızın batıya ve kuzeye yönelip Palermo'yu aldı. Alternatif hedeflerin aynı anda tehdit edilmesi İtalyan ordusunu tamamen saf dışı bıraktı.

 

Normandiya Çıkarması / 1944

Alman Başkomutanı Rundstedt, Müttefiklerin geçmişte hep "en kısa yolu" ve "en yüksek hava korumasını" tercih ettiklerini bildiğinden, çıkarmanın Dieppe-Calais arasına yapılacağına kesin gözüyle bakıyordu.

Hitler ve Rommel Normandiya'dan şüphelense dahi Alman ihtiyatlarının çoğu Manş'ın dar kısmında (Seine nehrinin doğusunda) çakılı kalmıştır.

 

Müttefikler aynı anda hem Le Havre hem de Cherbourg limanlarını tehdit eder bir pozisyon alarak Almanları ikileme sokmuştur.

 

Çıkarmanın doğu kanadındaki İngiliz kuvvetleri (Caen bölgesinde) zırhlı Alman ihtiyatlarını üstüne çekip onları meşgul ederken bir "kalkan" görevi görmüş; bu örtü altında batı kanadındaki Amerikalılar Cherbourg yarımadasını hızla temizleyip yarayı derinleştirmiştir.

 

Rus İlerlemesi / 1944

Alman komutanların 90 mil gerideki Beresina hattına çekilme teklifini Hitler'in reddetmesi, Alman 3. Zırhlı ve 4. Ordularının kuşatılmasına ve Minsk'in düşmesine (3 Temmuz) yol açtı.

Ordunun ikmal hatlarının uzaması ve demiryolu hatlarını onarma ihtiyacı (stratejik aşırı yayılma kanunu), Almanların toparlanıp karşı taarruz yapmasına fırsat verdi.

 

Savaşın başında esnek taarruz metotları uygulayan Hitler, son safhada "oynak olmayan/katı savunma" emri vererek Alman ordusunun esnek çekilmesini engellemiş ve yıkımı hızlandırmıştır.

 

BÖLÜM 4: STRATEJİ VE YÜKSEK STRATEJİ ESASLARI

Strateji Teorisi

Clausewitz, stratejiyi "savaşta amaca ulaşmak için muharebeleri bir araç olarak kullanmak sanatı" şeklinde tanımlar.

Bu yaklaşım stratejiyi siyaset alanına/yüksek seviyedeki devlet yönetimine taşımıştır.

 

Moltke stratejiyi "bir komutanın emrine verilen imkanların, öngörülen hedefin elde edilmesini sağlayacak biçimde uygulama alanında kullanılması" olarak tanımlar. Bu tanım komutanın hükümete karşı sorumluluğunu ve yetki sınırlarını net çizer.

 

Strateji, siyasal amaçlara ulaşmak için askeri imkanların dağıtımı ve uygulanması sanatıdır.

 

Taktik: Askeri imkanların doğrudan çatışma/savaşma eylemine dönüşmesidir (çatışmanın düzenlenmesi ve yönetilmesi).

 

Strateji: Taktiğin bir üst seviyesidir. Savaşma eylemini mümkün olan en düşük seviyeye indirmeyi amaçlar.

 

Yüksek Strateji (Yüce Strateji): Stratejinin üstündedir. Bir milletin veya müttefikler grubunun tüm imkanlarını (ekonomik, insan gücü, diplomatik, ticari, moral/psikolojik) savaşın siyasi hedefine ulaşmak için koordine eder.

 

Başarılı strateji, eldeki araçlar ile hedeflenen amaç arasındaki mükemmel dengeye dayanır.

 

Savaşta her durum iki yüzü olan bir para gibidir. Etkili bir darbe vurmak (taarruz) için önce düşmanın korunma durumunun kaldırılması gerekir; bunu sağlamak için de düşmanı geniş bir alana yaymak (dağıtmak) zorunludur.

 

Tek bir hedefe kilitlenmek kısır bir tutumdur.

Düşman sizin tek bir hedefe kilitlendiğinizi anlarsa kendisini kolayca savunabilir.

 

İkmal/ulaştırma sistemi düşman kuvvetine ne kadar yakın kesilirse, etkisi o kadar çabuk olur.

 

Strateji ve Taktiğin Özü

Kapasitenizi aşan amaçlar belirlemeyin

Amaca giden birden fazla yol vardır, çıkmaz sokaklara sapmayın.

Düşmanın en az beklediği, önceden sezemeyeceği yolu tercih edin.

Alternatif hedefler kapsayan bir hareket tarzı benimseyin, böylece düşmanı ikilemde (çıkmazda) bırakırsınız.

Başarısızlığa uğramış bir taarruzu aynı istikamette tekrarlamayın.

 

Milli Hedef ve Askeri Amaç

Milletler savaşmak için değil, politik/siyasi bir amaca ulaşmak için savaşırlar. Askeri amaç, daha iyi bir barış durumuna ulaşmak için sadece bir araçtır.

 

Clausewitz'in "Savaş şiddetin son sınırına kadar sürdürülmesidir" ilkesi, siyasi amacı askeri araçların kölesi yapmıştır.

 

Strateji: Sadece askeri zaferin kazanılmasıyla ilgilenir.

 

Yüksek Strateji: Barışın kazanılmasıyla ilgilenir. Bütüncül ve geleceğe dönüktür.

 

Bugünün düşmanı, yarının müşterisi ve geleceğin müttefikidir.

Bir ülkeyi ve kaynağı tamamen tahrip etmek, savaştan sonra kazanılan barışı sürdürülemez ve ekonomik olarak iflas etmiş kılar.

 

I. Dünya Savaşı sonrası mekanize birlikler düşmanla cepheden kanlı muharebelere girmek yerine; düşmanın zayıf noktalarından derinliklere sızarak ikmal yollarını, ulaştırma hatlarını ve komuta merkezlerini kesmeyi sağladı.

 

Almanya, sadece 6-10 mekanize tümen ve hava desteğiyle Polonya ve Fransa'yı haftalar içinde çökertti. Bu zaferler devasa imha muharebeleriyle değil, ikmal ve komuta sistemini felç eden stratejik manevralarla ve çok az kan dökülerek kazanıldı.

 

Yüksek Strateji

Asıl amaç, kanlı bir "muharebe" aramak veya düşmanı fiziksel olarak yok etmek değildir.

Asıl amaç, düşmanı taktiksel olarak direnç gösteremez (felç) hale getirecek avantajlı bir stratejik durum (stratejik harekat) yaratmaktır.

 

Yüksek strateji, askeri stratejiyi kontrol altında tutan, ülkenin tüm kaynaklarını kapsayan daha geniş bir politik alandır.

Savaşta amaç yalnızca askeri zafer kazanmak değil, savaş sonrasında daha iyi bir barış düzeni kurmaktır.

Gücünü sonuna kadar tüketen bir devlet, zafer kazansa bile geleceğini iflasa sürükler.

Yıpranarak ulaşılan kötü bir barış, bünyesinde yeni bir savaşın mikroplarını taşır.

 

Kuvvetler Dengesi

Zorlama birleşmeler ve tek tipleşmeler düşünsel gelişimi felce uğratır. Gerçek ilerleme ve canlılık farklılıklardan ve karşılıklı toleranstan doğar.

 

Her çeşit iktidar çürür. Mutlak iktidarlar ise kesinlikle çürür.

 

Haris / Saldırgan Devletler: Arazi işgalini ve yayılmayı amaçlayan devletlerdir. Hedeflerine ulaşmak için zafer kazanmak ve büyük riskler almak zorundadırlar.

 

Stratejinin ve diplomasinin en önemli kurallarından biri; sıkıştırılan düşmana kendisini kurtarabileceği ya da aşağı inebileceği bir merdiven (çekilme yolu) bırakmaktır. Düşmanı umutsuzluğa sevk etmek direncini sertleştirir.

 

Gerilla Savaşı

Eğer barış istiyorsanız savaşı, özellikle gerilla ve yıkıcı (yeraltı) savaş türlerini anlayınız.

Nükleer güç genel bir savaşı caydırırken, düşmanları gerilla, sızma ve dolaylı/kamufle edilmiş savaş metotlarına teşvik etmiştir.

 

T. E. Lawrence gerillanın taarruz değerini ve esaslarını ortaya koymuştur. Arap Ayaklanması, I. Dünya Savaşı'nda gerillanın büyük etki yaptığı bir örnektir.

Churchill, Lawrence'ın fikirlerinden etkilenerek işgal altındaki Avrupa'da direnme hareketlerini kışkırtmayı ve desteklemeyi bir devlet politikası haline getirmiştir.

Tito'nun Komünist Partizanları da bunun etkili bir örneğidir.

 

Mao, gerilla ile yıkıcı (yeraltı) savaşı birleştirmiş; Japon işgaline karşı direnirken bir yandan da gelecekte idareyi ele alacak altyapıyı kurmuştur.

 

Gerilla Savaşının Stratejik Prensipleri

Gerillada durağanlığa yer yoktur. Taktiksel çatışmalardan ve zayiattan kaçınılmalı; "vur ve kaç" ilkesiyle düşman sürekli rahatsız edilerek moralman çökertilmelidir.

 

Gerillalar "akıcı kuvvet" olmalı, geniş alana dağılmalı ve asgari hedef oluşturmalıdır.

 

Gerilla ile mücadele etmek isteyen düzenli bir ordunun kontrol etmesi gereken alan büyüdükçe ihtiyaç duyduğu asker sayısı katlanarak artar.

 

Düzensiz savaş; otoriteye meydan okumayı, kuralları çiğnemeyi ve yasadışılığı "vatanseverlik" adı altında övgüye değer bir nitelik haline getirir. İstilacı gittikten sonra bile bu durum meşru otoriteye saygısızlık olarak devam eder.

Napolyon'a karşı İspanya'daki gerilla başarısı, savaştan sonra yarım yüzyıl süren iç silahlı ayaklanmalar salgınına yol açmıştır.

 

 

EKLER

1940-1942 Kuzey Afrika Seferinde Uygulanan Dolaylı Tutum Stratejisi (İngiliz Ortadoğu Kuvvetleri Komutanlığı'nın 1942 Yılında Tuğgeneral Eric Dorman-Smith’in, bu eserin yazarına gönderdiği mektup)

1940 Sidi Barrani Muharebesi ve İtalyanların Bozguna Uğratılması

İngiliz komutanlığı önce standart talimnamelere uygun, gündüz saatlerinde yapılacak riskli bir cephe taarruzu (prova) planlamıştı.

O'Connor, Galloway ve mektubu yazan subay bir araya gelerek ezber bozan bir plan hazırladı.

İngiliz ve Hint birlikleri İtalyan mevzilerine beklenmeyen bir yönden —geriden ve topçu hazırlık ateşi olmadan (baskın unsuruyla)— saldırdı. 7. Zırhlı Tümen İtalyanların arkasına sızarak ikmal hatlarını kesti. Çok daha az bir kuvvetle İtalyan ordusunun büyük kısmı esir alındı.

 

Rommel

Churchill ve Wavell’in talimatıyla Tobruk’un elde tutulması kararı, Rommel’in ivmesini kırdı ve onun dolaylı tutum kozunu tersine çevirdi.

 

lışılmış usullerden biraz da olsa ayrılmak, tehlikeli bir şeydir. Ancak bu yapılmaksızın, muharebeyi kazanma şansı da pek azdır.

 

Arap - İsrail Savaşının Stratejik Bir Analizi (1949 Yılında İsrail Genelkurmay Başkanı olan General Yigael Yadin'in, Jsrail Silahlı Kuvvetler Dergisi'nin Eylül 1949 sayısında yayımlanan yazısının özeti)

Muharebesiz veya en az kayıpla zafer kazanmak için stratejik dolaylı tutumun şu üç amacı gerçekleştirmesi gerekir:

Fiziksel Felç: Düşmanın ulaştırma ve ikmal hatlarını kesmek.

Moral ve İrade Çöküşü: Düşmanın çekilme yollarını tıkayarak moralini ve savaşma iradesini kırmak.

Komuta-Kontrolün Felç Edilmesi: Yönetim/komuta merkezlerini vurarak "beyin" (komuta kademesi) ile "vücut" (birlikler) arasındaki bağı koparmak.

 

Sayıca ve malzemece üstün olan düşman karşısında doğrudan/cephesel yıpratma savaşlarına girilmemeli; dolaylı tutum, manevra kabiliyeti, ikmal/çekilme yollarının kesilmesi ve komuta yapısının felç edilmesiyle düşman çatışmaya girmeden veya çatışmanın başında pes ettirilmelidir.

 

Harekatın Anlatılması, (İsrail Genelkurmay Başkanlığı Savaş Tarihi Dairesi Başkanı Yarbay N. Lorch tarafından sunulmuştur)

On Bela Harekatı (Operation Ten Plagues) / 15-21 Ekim 1948

 

Ayin Harekatı (22 Aralık 1948 - 7 Ocak 1949)

 

Hiram Harekatı (28-30 Ekim 1948)