15 Ocak 2021 Cuma

24 Kasım 2020 Salı

Küçük Prens

 Kitabın ses kaydı: 


Antoine de Saint Exupery – Küçük Prens

 …korkunç bir resim görmüştüm. Boa yılanının bir hayvanı nasıl yuttuğunu gösteriyordu.

Fili yutmuş olan bir boa yılanı resmi yapmıştım. Ama büyükler anlamadığı için onlara bir resim daha yaptım.

Şu büyüklere her şeyi tek tek açıklamak gerekir hep.

Büyükler hiçbir şeyi kendiliklerinden anlamıyorlar.

…pilot oldum.

Bundan altı yıl önce Büyük Sahra Çölü üzerinde uçağımla geçirdiğim kazaya kadar işte bu yüzden yapayalnız bir hayat sürdüm.

…gün doğarken incecik bir sesle uyandırıldığımda nasıl şaşırdığımı tahmin edersiniz sanırım.

Küçücük, olağandışı biri ciddi bakışlarla beni süzüyordu.

"Lütfen... Bir koyun çizin bana..."

"Sen başka bir gezegenden mi geliyorsun?" Yanıt vermedi.

Küçük prensin geldiğini söylediği gezegen olsa olsa bir ev büyüklüğündeydi!

Küçük prensin geldiği gezegenin B-612 diye bilinen asteroid olduğu konusunda beni haklı çıkaracak ciddi bir nedenim var.

Bu asteroidi ilk kez 1909 yılında bir Türk gökbilimci teleskopla gözlem yaparken görmüş.

Bu buluşunu hemen Uluslararası Gökbilimi Toplantısı'nda büyük bir heyecanla sunmuş, ama adamcağız şalvar, cepken ve fes giyiyor diye onun söylediklerine hiç kimse değer vermemiş. Büyükler böyledir işte...

Bir süre sonra bir Türk lideri herkesin Avrupalılar gibi giyinmesini zorunlu kılmış, hatta buna uymayanları ölümle cezalandıracağını söylemiş de, 1920 yılında aynı gökbilimci etkileyici ve şık bir giysiyle Asteroid B-612'yi tanıtabilmiş. Bu kez herkes ilgiyle izlemiş onun söylediklerini.

Büyükler böyledir işte.

Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım, koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam altı yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o, sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi hissederim sonra.

…küçük prensin gezegeninde çok korkunç bir bitkinin tohumları sarmış ortalığı. Baobap tohumlarıymış bunlar.

"Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçekler kindarlıklarından dolayı dikenlidirler..."

"Ya!"

Bir anlık bir sessizlik oldu. Sonra küçük prens birden parlayıverdi. Gücenik bir sesle:

"Hayır! Sana inanmıyorum. Çiçekler narin yaratıklardır. Çok masumdurlar. Kendilerini güvencede hissetmek isterler. Dikenlerinin korkunç silahlar olduğuna inanırlar..."

"Gezegenlerden birinde yaşayan kırmızı yüzlü bir adam tanıyorum. Tek bir çiçek koklamamış, tek bir kez bir yıldıza bakmamış, kimseyi sevmemiş. Yaşamı boyunca tek yaptığı şey bir takım sayıları toplamak. O da bütün gün kendi kendine aynı şeyi söylüyor, senin gibi: 'Çok önemli işlerim var benim!' Bunları söylerken gururla kabarıyor göğsü. Ama o bir insan değil ki, mantar!"

"İnsan bir çiçeği severse, milyonlarca ve milyonlarca yıldızda yalnız tek bir çiçek açarsa, işte o yıldızlara bakarak mutlu olur. Kendi kendine şöyle der: ‘İşte orada, o yıldızlardan birinde benim çiçeğim.’ Ama koyun çiçeği yedi miydi bütün yıldızlar kararıverir... Bu da hiç önemli değil, öyle mi?"

“İnsan hiçbir zaman çiçeğini dinlememeli. Ona bakmalı ve güzel kokusunu içine çekmeli yalnızca. Çiçeğimin kokusu bütün gezegene yetiyordu. Ama ben ona hak ettiği inceliği gösteremedim…”

Küçük prens… asteroidlerin yakınlarında bulmuştu kendini. Bilgisini artırmak amacıyla hepsini tek tek dolaşmaya başladı. İlkinde bir kral yaşıyordu.

İkinci gezegende kendini beğenmiş bir adam yaşıyordu.

Sonraki gezegende bir ayyaş yaşıyordu.

Dördüncü gezegenin sahibi bir işadamıydı.

Beşinci gezegen çok ilginçti. En küçükleriydi. Üzerinde bir sokak feneri vardı ve bu feneri yakan adamın sığacağı kadar yer vardı.

Altıncı gezegen bir öncekinden on kez daha büyüktü. Cilt cilt kitaplar yazmakta olan yaşlı bir adam yaşıyordu burada.

"Buradan sonra nereye gitmemi önerirsiniz?" diye coğrafyacıya sordu.

"Dünya'ya git," dedi coğrafyacı.

"Seni buralara getiren nedir?"

"Bir çiçekle sorunlarım vardı," dedi küçük prens.

"Ya!" dedi yılan.

İkisi de sustular. Sonunda küçük prens, "İnsanlar nerede?" diye söze başladı. "Çölde insan çok yalnız hissediyor kendini..."

"İnsanların arasında da yalnızdır insan," dedi yılan.

Açmış güllerle dolu bir bahçenin önündeydi. "Günaydın," dedi güller.

Küçük prens onlara baktı uzun uzun; kendi çiçeğine benziyorlardı.

"Kimsiniz?" diye sordu şaşkınlıkla.

"Biz gülleriz," dedi güller.

Birden küçük prensin içi üzüntüyle doldu. Çiçeği ona evrende başka bir eşi benzeri bulunmadığını söylemişti. Oysa işte burada, tek bir bahçede beş bin tane birden vardı!

"Görseydi ne çok üzülürdü," dedi kendi kendine.

Güller çok utanmışlardı.

"Çok güzelsiniz, ama boşsunuz benim için," diye sürdürdü sözlerini küçük prens. "İnsan sizin için ölemez. Doğru, gelip geçen biri için benim çiçeğimin sizden hiçbir farkı yok. Ama o benim için yüzlercenizden daha önemli; çünkü suladığım, cam bir fanusun altına koyduğum, önüne siperlik yerleştirdiğim çiçek o. Çünkü tırtılları ben onun için öldürdüm. (Birkaç tanesini bıraktık, sonradan kelebek oldular.) Çünkü yakındığı, ya da övündüğü, ya da hiçbir şey söylemediği zamanlarda dinlediğim çiçeğim o benim. Çünkü o benim çiçeğim."

Tilkinin yanına döndü sonra.

"Hoşça kal," dedi.

"Hoşça kal," dedi tilki. "İşte sana bir sır, çok basit bir şey: İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir.

Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez."

"Asıl görülmesi gerekeni gözler göremez," diye yineledi küçük prens; unutmamalıydı bunu.

"Yalnızca çocuklar neyin peşinde olduklarını biliyorlar," dedi küçük prens. "Paçavradan bir bebekle saatlerce oynarlar ve o bebek çok önemli olur onlar için ve eğer birisi onu ellerinden almaya kalkarsa ağlarlar..."

"Şanslılar" dedi makasçı.

"Çölü güzel yapan," dedi küçük prens, "bir yerlerde bir kuyuyu gizliyor olması..."

"Ev, yıldızlar, çöl... Onları güzel yapan gözle görülmeyen bir şeyler!"

"Yıldızlar bütün insanların," diye yanıtladı. "Ama her insan için aynı değiller…”

O gece yola çıktığını görmedim. Hiç ses çıkarmadan kalkıp gitmişti. Ona yetiştiğimde çabuk ve kararlı adımlarla yürüyordu.

"Gelmemeliydin. Acı çekeceksin. Ölmüşüm gibi olacak, ama ölmeyeceğim..."

Bir şey söylemedim.

"Anlamalısın. Çok uzak. Bu gövdeyi oraya taşıyamam. Çok ağır."

"Çiçeğim... Ondan ben sorumluyum. Ve o çok güçsüz! Çok saf! Kendini savunmak için dört işe yaramaz dikeni var..."

Ben de oturdum. Ayakta duracak halim kalmamıştı.

"İşte hepsi bu..."

Biraz daha durakladı, sonra ayağa kalktı. Bir adım attı. Ben kımıldayamadım.

Ayak bileğinin dibindeki sarı bir parıltıdan başka hiçbir şey görülmedi. Bir an hareketsiz kaldı. Çığlık atmadı. Bir ağaç gibi yavaşça devrildi. Kuma düştüğü için hiç ses çıkmamıştı.

Hiçbir büyük bunun ne kadar önemli bir sorun olduğunu anlayamaz!

22 Kasım 2020 Pazar

Gülşah Kurt Güveloğlu - Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamelerinde Rize (1925-1929)

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamelerinde Rize (1925-1929)

Gülşah Kurt Güveloğlu, Tarih ve Gelecek Dergisi, Haziran 2020, Cilt: 6, Sayı: 2 (s. 526-557)

 

1878 sonrasında Rize, sancak merkezi olmuş ve Lazistan olarak anılmaya başlamıştır.

1881’de Of’un bağlanmasıyla idari yapısı genişleyen Rize / 18 Haziran 1920’de müstakil bir sancak olmuştur

Kasım 1923’te sancağın adının Rize olmasına karar verilmiştir.

20 Nisan 1924’te vilayet olmuştur.

…vilayet olduğunda Rize, Merkez, Hopa ve Atina kazaları ile bunlara bağlı sekiz nahiyeden oluşmaktaydı.

 

Rize liva (sancak) merkeziyken, 1924 yılında Pazar (Atina), Hopa ve Merkez kazadan oluşan bir vilayete dönüştürülmüştü.

Rize vilayetinin merkez kazasıyla birlikte 3 kazası ve bunlara bağlı 8 nahiye ile 349 karyesi bulunmaktadır.

 

Vali / Mehmet Hurşit Bey

Belediye Reisi / Hakkı Bey

 

Rize’nin 20 Nisan 1924’te vilayet olmasının ardından vali Mehmet Hurşit Bey (Akkaya) olmuştur.

Mehmet Hurşit Bey, 1926 yılına kadar bu görevde kalmıştır.

 

1921-22 yılları arasında Lazistan mutasarrıflığına atanan Mehmet Eşref Bey (Sayit) 3 Mart 1926da Rize valisi oldu.

 

1925 yılında Rize milletvekillerinden Esat Bey (Özoğuz) vermiş olduğu bir takrirde Rizede ayrı bir cinayet mahkemesinin kurulmasının zorunluluğunu dile getirmiştir.

 

(Bu dönemde Rize milletvekili Esat Bey'in, TBMM başkanlığına vermiş olduğu bir takrir, hem vilâyetteki adlî işlerin yoğunluğunu göstermesi hem de Rize adliyesinin yapısını göstermesi bakımından önemlidir.

Esat Bey, 13 Ocak 1925 tarihinde vermiş olduğu takrirde, "Cinayet muamelelerinin kesret ve ehemmiyetine mebnî Rize'de müstakil cinayet mahkemesiyle hukuk dairesinin Atina kazasında da hâkim muavinliğinin, Mapavri nahiyesine de sulh hâkimliğinin Mart'tan itibaren teşkilleri"nin gerçekleşmesini temenni ettiğini belirtmiş ve bu takrir önce Başvekâlet'e, oradan da Adliye Vekâleti'ne gönderilmek suretiyle işleme alınmıştır. / Cumhuriyet Döneminde RİZE –I, s. 186)

 

1926-27 Devlet salnamesine göre Rize vilayeti merkez kazasının genel nüfusu

133.059 kişi olarak görülmektedir.

 

1927-28 devlet salnamesinde de ilin nüfusuna ait bilgilere bulunmaktadır. Buna göre, kayıtlı genel nüfus merkez kazada 99.720,

1922 yılında Ziraat Müdürü Zihni Derin’in yetiştirdiği fidanları halka dağıtmasıyla vilayette portakal ve mandalina ziraati yaygınlaşmıştır

…portakal, mandalina ve fındık / mısır, arpa, buğday, fındık, pirinç, fasulye, keten, kenevir üretiminin yanında, kıyı bölgelerde balıkçılık, iç bölgelerde ise hayvancılık yapıldığı görülmekte

 

1925-26 devlet salnamesinde Rize merkez kazasının 150 bin dönüm arazide ziraat yapıldığı

 

Merkez kazada 11 milyon kilo mısır, 1 milyon kilo arpa, 1 milyon kilo fasulye, 100 bin kilo tütün, 450 bin kilo patates, 20 bin kilo kendir, 70 bin kilo fındık, 35 milyon adet portakal, 700 bin kilo elma, 500 bin kilo armut, 40 bin kilo ceviz, 15 bin kilo kestane üretilmekte olup, bunlardan 400 bin kilo fasulye, 50 bin kilo tütün, 10 bin kilo kendir bezi, 50 bin kilo fındık, 30 milyon adet portakal, 500 bin kilo elma, 10 bin kilo armut, 10 bin kilo ceviz, 5 bin kilo kestane ihraç edilmektedir. 49 Hopa kazasında 12 milyon kilo mısır 3 milyon kilo fındık, bin kilo tütün ve 5 milyon kilo elma üretilmekte ve bunun büyük kısmı ihraç edilmektedir.

 

1925 senesi Rize vilayetinin merkez kazasının genel geliri 82 bin 812 lira, Atina kazasının 49 bin 788 lira, Hopa kazasının ise 57 bin 701 liraydı. Belediyenin geliri ise Merkezde 16 bin, Hopa’da 6 bin 463, Atina’da ise 3 bin 106 liraydı.

 

…en fazla üretilen ziraai ürünler mısır, portakal ve fasulye

 

…merkez kazasında 1925-26 yıllarında 1 orta, 1 imam hatip, altı aylık kız, 65 ilk erkek okulu

 

(1926-27) Merkezde 40 yataklı bir hastane inşa edildiği

 

1925 yılında Rize vilayetinde herhangi bir şirket ve fabrika yoktur.

 

Rize’de Ziraat Bankasının bir şubesi var

 

Kalapotamos’ta Abidero kereste fabrikası ver /  bu fabrikanın Sadıkoğlu Ruşen beye ait olduğu ve yörede yetmiş kişiye iş imkanı sağladığı belirtilmekte…

Rize merkezde peştemal üretimi yapan bir tezgah vardır.

 

Rize’deki el tezgahlarıyla yapılan dokumacılığın büyük kısmı kendir dokumacılığı ve keten bezi yapımına dayanmakta

 

341 senesi zarfında vuku bulan mütenevvi (متنوع)cürümlerin mikdarı 411’dir. (s. 631)

İstanbul matbaası, 1926

 

 

16 Kasım 2020 Pazartesi

Müzik: Evgeny Grinko - Field

 Evgeny Grinko - Field


"Polyushka Polye" ismiyle bilinen marşın daha yavaş/ağır ve soğuk versiyonu 

6 Kasım 2020 Cuma

Roald Dahl - Matilda

Seslendirilmiş şekli şu linkte: https://www.youtube.com/watch?v=b0-CY3QgfNg&list=PLBCjrAT-FHTqjcFDGadjDw6G8wn4RsPek