2 Ocak 2026 Cuma

Marcel Detienne Jean-Pierre Vernant - Zekanın Hileleri - Notlar

Marcel Detienne  Jean-Pierre Vernant - Zekanın Hileleri - Notlar

Antik Yunan’da Metis

Les ruses de l’intelligence, Flammarion, Paris, 1974

 


Kitap Yunan mucizesini sadece "saf akıl" (Logos) üzerinden okuyan geleneksel Helenizm anlayışına karşı bir başkaldırıdır.

 

Giriş

Yunan medeniyeti sadece Aristoteles’in mantığı veya Platon’un idealleri değildir; o aynı zamanda kurnaz bir balıkçının, hileli bir generalin ve çok yönlü bir zanaatkârın zekâsı üzerine kurulmuştur.

 

Zihinsel bir kategori olarak tanımlanan Metis, felsefi bir sistem değil, pratik ve operasyonel bir zekâ biçimidir.

Fiziğin veya matematiğin kesinliğinin olmadığı, "anlık kararların" ve "hileli hamlelerin" gerektiği her yer (avcılık, denizcilik, siyaset, savaş) metisin alanıdır.

 

Filozoflar dünyayı "Varlık/Değişmez" ve "Oluş/Değişken" olarak ikiye ayırdılar. Gerçek bilgiyi (episteme) sadece değişmez olana atfettiler.

Métis, doğası gereği "Oluş"un, yani değişken ve kaygan olanın dünyasına aittir. Bu yüzden filozoflar onu "şarlatanlık", "rutin" veya "tehlikeli bir görüş" olarak nitelendirip gölgeye itmişlerdir.

 

Metis’in Sembolleri

Odysseus kurnazlığıyla, Athena ustalığıyla, Hermes hırsızlığı ve hilesiyle bu zekânın temsilcileridir.

Tilki (ters yüz etme yeteneği) ve Ahtapot (çok biçimlilik, renkten renge girme ve yakalanamazlık) Métis'in doğadaki karşılıklarıdır.

Balık ağı, av tuzağı, sepet örgüsü. Bunların hepsi karmaşık, dolambaçlı ve "bağlayıcı" yapılardır.

 

Kitabın amacı Yunanlıların eylem anında "nasıl düşündüğünü" anlamak

Açıkça formüle edilmemiş, ancak pratiklerde (dokumacılıktan tıp sanatına kadar) gizli kalmış bir "mantıksal kurallar dizisini" deşifre etmek.

 

Kurnazlık Oyunları

Antilouchus'un Yarışı

Metis güç dengelerini altüst eden, sınav sonuçlarını çarpıtan mutlak silah. Zeus’un evrenin hakimi olmasının sebebi, rakiplerinden daha güçlü olması değil, Metis'i yutarak onu kendi içine hapsetmesi ve kurnazlığı kendi doğası haline getirmesidir. Bu sayede Zeus, "sürpriz" kavramını ortadan kaldırır; çünkü artık her hile önce onun aklından geçer.

 

Metis’in eylem alanı "istikrarsız zaman"dır. Metisli insan (Antilokhos veya Odysseus), zamanı bir dümenci gibi yönetir.

Dokeúein (Pusuda Bekleme): Bir avcı veya balıkçı gibi en doğru anı (Kairos) beklemek.

Deneyimi (geçmiş) kullanarak, henüz gerçekleşmemiş olanı (gelecek) öngörmek.

Deniz tanrıları (Proteus, Thetis, Nereus) gibi Metis de her kılığa girebilir. Bu, "kaygan ve yakalanamaz" gerçekliğe hükmetmenin tek yoludur.

 

Métis daima bir "maske" ile hareket eder. Gerçek niyetini gizleyerek rakibini şaşırtır. Antilokhos bilinçli bir manevra yaparken, sanki atların kontrolünü kaybetmiş bir "deli" gibi davranır.

Odysseus muazzam bir hatip olmasına rağmen, konuşmaya başlamadan önce asasını tutmayı bilmeyen bir "aptal" taklidi yapar. Bu durum, görünüş ile gerçeklik arasındaki boşluğu kullanarak rakibi felç eden bir yanılsama (Apathē) yaratır.

 

Tilki ve Ahtopot

Oppian’a göre doğada kural "büyük balığın küçük balığı yemesi" değildir. Aksine, doğa Tanrı tarafından fiziksel güçten mahrum bırakılmış varlıklara "acı verici bir zekâ" (Metis) bahşetmiştir.

Küçük bir kerevitin, kendisinden çok daha güçlü bir levreği sadece kurnazlığıyla öldürebilmesi, Metis'in fiziksel kanunları nasıl askıya aldığını gösterir.

Elektrikli balık (Torpidon, gevşek ve zayıf gövdesiyle "silahsız" görünür, ancak bu görünüm ölümcül bir elektrik şokunu (bir dolos yani hile) gizleyen bir maskedir.

Ahtapot (Polupaípalos), bir kayaya yapıştığında o kayanın rengini ve şeklini alarak "görünmez" olur. Bu, Metis'in çok biçimlilik (polutropos) ve uyum yeteneğinin örneğidir.

 

Görülmeden görmek, Metis'in temel kuralıdır.

 

Tilki, Métis’in "stratejik tersyüz etme" gücünü temsil eder.

 

Mürekkep balığının salgıladığı o "kara bulut", rakipleri için bir çıkmaz sokak (aporia) iken, kendisi için güvenli bir sığınaktır. Bu, zekânın düşmanı kör ederken kendisine yol açma (poros) yeteneğidir.

 

Sofist / Konuşmalarını bir yılanın kıvrımları veya ahtapotun kolları gibi örer (sumplékein). Rakibini mantıksal düğümlerle felç eder.

 

Politikacı / Değişen koşullara ve insan türlerine göre "renk değiştiren" kişidir. Pindar’ın dediği gibi: "Her arkadaşına ahtapot gibi farklı bir yönünü dön." Bu bir tutarsızlık değil, hayatta kalma ve egemenlik kurma sanatıdır.

 

Tilki ve ahtapotun en büyük gücü, rakibin gücünü ona karşı çevirmektir. Bu, zayıfın güçlüye hükmetmesini sağlayan "makine"dir (mēchan).

 

Métis’in tüm dünyası "dokuma" ve "bağlama" fiilleri üzerine kuruludur.

 

Batı düşüncesi "Değişmez Varlık"ın peşinden giderken, bu "Değişken Oluş"un zekâsını (Métis) ihmal etmiştir. Oysa Zeus, Métis olmadan tahtını koruyamazdı. Métis; bankacıdan büyücüye, dümenciden sofiste kadar hayatın tüm "kaygan" alanlarının gizli hükümdarıdır.

 

Gücün Fethi

Zeus Savaşı

Zeus, Titanları yendiğinde ve kral ilan edildiğinde ilk iş olarak Métis ile evlenir. Bu, siyasi bir gerekliliktir.

Aiskhylos’un Zincire Vurulmuş Prometheus’unda belirtildiği gibi, zafer "zor ve şiddetle değil, kurnazlıkla (dolos) kazananın" olacaktır. Uranüs ve Kronos, kaba kuvvete güvendikleri için yıkıldılar.

 

Tanrıların kuşaklar arası çatışması / Uranüs, Kronos ve Zeus

Uranüs (Gök): Cinsel bir taşkınlıkla çocuklarını Gaia'nın (Yer) derinliklerinde saklar. Stratejisi gizlemektir. Ancak Kronos’un pususu (dolos) ve melez zekâsı (agkulomtēs) karşısında yenilir. Uranüs'ün sakatlanması, evrende gece ile gündüzü, yer ile göğü ayırarak Métis’in işleyebileceği bir alan yaratır.

Kronos: Çocuklarını yutar. O, Uranüs'ten daha uyanıktır (polyphron). Ancak Rhea ve Gaia'nın kurduğu "taş tuzağı" (bebek yerine taş yutması) ile aldatılır. Kronos'un hatası, Métis'in kendi dışındaki bir güç tarafından kendisine karşı kullanılmasına izin vermesidir.

Zeus: Babalarından ders çıkarır. Tehlikeli evladı doğuracak olan Métis'i dışarıdan yutmak yerine, onu kendi içine hapseder.

Zeus, Métis'i yuttuktan sonra bir tehdit olmaktan çıkar. Métis artık Zeus’a neyin "mutluluk" neyin "felaket" getireceğini içeriden fısıldar.

 

Aiskhylos versiyonunda Métis'in rolünü Prometheus (Öngörülü) üstlenir. Zeus, Kronos’u devirmek için Prometheus’un hilelerine muhtaç kalmıştır.

Zeus’un egemenliğinin tek zayıf noktası, kendisinden daha güçlü bir oğul doğuracak olan Thetis ile evlenme arzusudur. Zeus, bu sırrı Prometheus'tan öğrenerek kaderini değiştirir.

 

Uranüs'ün kesilen organlarından doğan Afrodit, Métis'in "yumuşak" ama tehlikeli silahlarını temsil eder: Gülümseme, kandırma (exapátas), tatlı sözler. Zeus da Métis'i yutmadan önce tam olarak bu "Afroditvari" silahları kullanır: Onu okşayıcı sözlerle kandırıp gafil avlar.

 

Titanlar

Hepsi Uranüs’ün (Gök) oğullarıdır. Ancak Titanlar (Kronos ve müttefikleri) iktidarın sahibi olarak "bağlayan" taraftayken, Kikloplar ve Yüz Kollular "bağlanan" taraftadır.

Zeus, statükonun (Titanların) dışladığı ve zincirlediği bu kadim güçleri serbest bırakarak kendisine borçlu kılar. Bu, politik bir ittifakın mitolojik temelidir.

 

Typhon’a karşı verilen mücadele, Zeus mutlak uyanıklık (ágrupos), stratejik zekâ (métis) ve bağlama teknolojisi (desmos) ile donatılmış tam teşekküllü bir hükümdardır.

Typhon, Zeus’un uykusundan faydalanmaya çalışsa da Zeus aniden karşı saldırıya geçer. Hesiodos’ta Zeus, düşmanını "aniden gören" (oksu noēsas) bakışıyla karakterize edilir. Bu, egemenliğin birincil şartıdır: Görmek ve uyumamak.

Typhon’u bağlayan şey bazen bir zincir, bazen de Sicilya adası veya Etna Yanardağı’nın kökleridir. Burada doğa (dağ), egemenin emrindeki bir "prangaya" dönüşür.

 

Métis’le Birlik ve Göklerin Krallığı

Zeus'un başarısı, kurnazlığı (Metis) yutup içselleştirirken, evrensel yasayı (Themis) dışsallaştırıp kurumlaştırmasından gelir.

 

Metis / Hareket halindeki, belirsiz ve tehlikeli zamanın (kairos) bilgisidir.

Themis (İlahi Düzen) / Statik, önceden belirlenmiş ve döngüsel zamanın bilgisidir. Mevsimlerin (Horai) ve Kaderlerin (Moirai) annesi olarak Themis, Zeus'un kurduğu yeni düzene meşruiyet ve süreklilik kazandırır.

 

Typhoeus (Typhon), düzenlenmiş evrende Kaos'un geri dönüşünü temsil eder. Yüzlerce yılan başı, her dilde çıkan sesler ve her yöne dönen gözler; Typhon, uzaysal ve işitsel bir düzensizliktir.

 

Typhon, Zeus'un ellerindeki ve ayaklarındaki sinirleri (neura) keserek onu bir mağaraya hapseder. Sinirleri kesilmiş bir Zeus, "felçli bir egemenlik" demektir. Bu durum, Zeus'un babası Kronos'u mahkûm ettiği hareketsizlik durumunun (uyku ve zincir) kendisine yansımasıdır.

Hermes ve Aegipan, Zeus'un kaba gücünün tükendiği yerde devreye giren "metis" figürleridir. Onlar, sinirleri gizlice geri çalarak Zeus'un "kendi gücünü" (idía ischús) yeniden tesis ederler.

 

Kader Tanrıçaları (Moirai), Typhon'a "yenilmezlik ilacı" (pharmakon) diyerek "geçici bir meyve" yedirirler. Bu, ölümsüzlük vaadiyle gelen bir ölümlülük tuzağıdır.

 

Typhon’un oburluğu onun sonu olur. Hermes'in icat ettiği balıkçılık hileleri, kozmik düzeyde Typhon’un mağarasından çıkarılması için kullanılır. Egemenlik, burada bir stratejik avcılık sanatı haline gelir.

 

Dünyanın Kökenlerinde

Orfik Metis ve Thetis'in Mürekkep Balığı

Orfik teogonilerde Metis, Hesiodos'taki gibi sadece "dişi bir eş" değildir. O, Phanes (Göz Kamaştırıcı) ve Protogonos (İlk Doğan) ile özdeşleşir.

(Androjenlik) Metis artık hem erkek hem dişidir (diphuēs). Bu biseksüel yapı, yaratılışın henüz cinsiyetlere bölünmediği, her şeyin "bir" olduğu ilkel bütünlüğü temsil eder.

Metis-Phanes, kozmik yumurtadan çıkarak tüm tanrıların ve varlıkların tohumunu gün ışığına çıkarır.

 

Zeus'un Metis-Phanes'i yutması, evrenin gidişatını doğrusal bir hattan çıkarıp döngüsel hale getirir.

 

MÖ 7. yüzyıl Spartalı Alcman'ın kozmogonisi

Alcman'da Thetis, şekilsiz karanlığın içinde metal işleyen bir usta gibi çalışır. Biçimsiz boşlukta, Thetis'in müdahalesiyle "Yol" (bir çıkış/imkân) ve "Sınır" (yol gösteren işaret) belirir. Bu, karanlıktan ışığa, belirsizlikten düzene geçişin teknik adıdır.

Derveni Papirüsü'nde Zeus'un Okyanus'u yaratması "düşünerek/tasarlayarak" (mesato) ifade edilir. Yaratım, zihindeki bir modelin dışsallaşmasıdır.

Evrenin düzeni, bir balık ağı veya kumaş gibi örülür. Moira (Kader), aslında Zeus'un her şeyi önceden görmesini sağlayan Pronoia (Öngörü/Zekâ) ile aynı şeydir.

 

Metis figürü, "kurnazlık" katmanından sıyrılıp "evrensel zekâ ve tasarım" katmanına yükselir.

 

Proteus'un "her türlü formun kutsal maddesini" (hulen) içinde barındırması, onu yaratılışın canlı kütüphanesi yapar.

Thetis'in ismiyle yapılan kelime oyunu, onun sadece bir deniz perisi değil, evrenin "kuruluşu" (thesis) ve "doğası" (phusis) ile özdeşleştirildiğini gösterir.

 

Alcman'ın kozmogonisi, başlangıçtaki "yolsuz ve işaretsiz" (aporon kai atekmaron) karanlıktan çıkışı iki temel ilkeyle açıklar:

Poros (Geçit/Çare): Karanlığın içinden açılan bir yol, bir çıkış imkânıdır.

Tekmor (Sınır/Referans): Yolun nereye gittiğini belirleyen, yıldızlar gibi sabit işaretlerdir.

Denizcilik Metaforu: Bu iki kavram, denizcinin uçsuz bucaksız ve referanssız bir denizde yıldızlara bakarak (tekmairesthai) rotasını belirlemesiyle örtüşür. Tanrıça Thetis, bu "yolları ve sınırları" kuran zanaatkâr bir güç olarak belirir.

 

Pleiades yıldız kümesi, mitolojide Zeus'a ölümsüzlük iksiri (Ambrosia) taşıyan güvercinler olarak tasvir edilir. Bu yıldızlar, gökyüzü ile denizin birleştiği o uç noktada, Atlas'ın sütunları arasında uçarlar.

 

Parmenides ve Platon'da karşımıza çıkan Metis-Poros-Eros üçlemesi, yaratılışın bir "doğum"dan ziyade zihinsel bir "planlama" (metiomai) olduğunu gösterir.

 

Kader (Moira), aslında Zeus'un her şeyi önceden sabitlediği zekâsıdır (Pronoia).

 

Typhon’un cesedinden doğan fırtına rüzgarları (thuellai), düzenli rüzgarların aksine her yönden aynı anda eserek uzayın yönlerini karıştırır ve denizi bir "kara delik" (Chasma) haline getirir.

Düzenli esen rüzgarlar (Boreas, Zephyr vb.), denizin içinde görünmez "nehirler" veya "yollar" açar. Bu rüzgarlar Şafak (Eos) ve Yıldızların (Astraios) kardeşleridir; yani ışıkla ve düzenle akrabadır.

 

Proteus ve Nereus gibi varlıklar, denizin uçurumlarının ve yollarının anahtarlarına sahiptir. Onların bilgisi, biçimsiz denizi geçilebilir bir yola dönüştüren metis'tir.

 

Thetis, Homeros’ta hem "kara bir peçe" (kalluma kuanion) giyen yaslı bir anne hem de denizden bir "sis" (homichle) gibi yükselen beyaz bir tanrıçadır.

Thetis ve kız kardeşleri (Nereidler), gemileri karanlık boğazlardan geçiren beyaz hanımlardır.

 

Mürekkep balığı, dokunaçları ve esnek vücuduyla bir "canlı düğüm" gibidir. Tıpkı metis (zekâ) gibi, kıvrımlı, dolaylı ve her şekle girebilen bir doğası vardır.

Ayakların başta, ağzın ortada olması; ileri giderken geri çekilmesi, onun "belirsizlik" ve "karmaşa" dünyasına (Kaos) olan yakınlığını gösterir.

Mürekkep balığının en belirgin yeteneği, tehlike anında salgıladığı siyah mürekkeptir (tholos).

Ancak bu karanlık, mürekkep balığının kendisi için bir kaçış yoludur (dia tholoentos poroto). Kendi yarattığı gecenin içinde, sadece kendisinin bildiği bir yoldan (poros) kaçar.

 

Thetis / hem beyazı hem siyahı bilen tek varlıktır. Karanlığın (Skatos) içinden ışıklı işaretleri (Tekmor) ve geçitleri (Poros) çıkarabilen yegâne güçtür.

 

Bilginin İlahi Biçimleri: Athena, Hefaistos

Bronz Kılıç

Geleneksel görüşlerin aksine Athena bir "Ana Tanrıça" değildir. O, doğanın ham gücüne technē (zanaat) ve sollertia (el becerisi) ile müdahale eder.

Demeter tahılı verir, ancak Athena o tahılı en verimli şekilde almayı sağlayan "teknik nesneyi" yani sabanı icat eder.

 

Athena'nın savaşçı kimliği, kaba kuvvetten (Ares) ziyade, düşmanı felç eden bir hipnotik etki üzerine kuruludur.

Kalkanındaki Gorgon başı, düşmanı "taşlaştıran" (felç eden) bir bakışı temsil eder. Bu, askeri bir stratejiden çok, düşmanı iradesiz bırakan bir savaş büyüsüdür.

 

Athena, Zeus'un yuttuğu Metis'in rahminden, tam teçhizatlı ve bronz zırhlar içinde doğmuştur. Zırhı, annesi Metis tarafından bizzat dövülmüştür. Bu durum, zırhın sadece bir koruma değil, içine "zekâ" zerk edilmiş canlı bir madde olduğunu gösterir.

 

Athena, kaosun karşısında düzeni sağlayan "akıllı müdahale"dir. Bronzun parıltısı, onun zihnindeki keskin düşüncenin maddesel dışavurumudur. O, savaş alanında da tarlada da aynı yöntemle çalışır: Düşmanı veya maddeyi, zekânın üstünlüğüyle dize getirir.

 

Canlı Yayın

Poseidon, atın yaratıcısı ve kaynağıdır. At, Poseidon’un elinde bir "alet" değil, tanrının kendi doğasının bir yansımasıdır.

Pegasus’un Gorgon’un kanından doğması, atın içindeki o "dehşet verici" (taraxippos) ve kontrol edilemez gücü simgeler.

At; deprem, fırtına ve fışkıran kaynak suları gibi ani, yıkıcı ve öngörülemeyen bir güçtür.

 

Athena, atın doğasına dışarıdan müdahale eden teknik zekadır. O, atı yaratmaz; atı dizginler.

Athena, Bellerophon’a Pegasus’u değil, altın bir gem (chalinos) verir. Bu gem, vahşi gücü sivil bir amaca hizmet ettiren sihirli bir bağdır. Gem sadece bir metal parçası değildir; o bir philtron (aşk iksiri) veya pharmakon'dur (ilaç). Atın ağzına yerleştirilen bu nesne, hayvanın "cinnetini" dindirir.

 

Athena'nın zanaatının (Hefaistos’tan farklı olarak) her zaman bir sihir barındırır. Gem, Hefaistos’un ateşinden çıkar ama Athena’nın eliyle bir "bağlama büyüsüne" dönüşür.

 

Savaş arabası yarışlarında Poseidon "güç" sağlarken, Athena "zafer" sağlar. Güç, fırsatla birleşmedikçe yarış kazanılamaz.

 

Deniz Kargası

Deniz kargası hem kara hem su hem de hava kuşudur. Athena gibi "sınırları aşan" bir yapıdadır.

Deniz kargası karanlık suların üzerinde ışığın sesini duyar. Tıpkı fırtınada yolunu kaybeden Odysseus’a Ino Leucothea’nın (deniz kargası formunda) yardım etmesi gibi, Athena da denizciye görünmez bir rota çizer.

 

Denizde başarı, sadece rüzgara (Zeus Ourios) değil, o rüzgarın sunduğu fırsatı (Kairos) yakalayan dümenciye bağlıdır. Athena, pilotun zihnindeki uyanıklık ve uykusuzluktur.

 

Sparta'daki Athena Keleuthea (Yolcu Athena) tapınakları

Odysseus'un neden üç tapınak kurduğunun cevabı, her yarışın üç dönüşüm noktasında saklıdır.

Aphesis (Başlangıç): İlk fırlayış, avantajı kapma anı.

Kamptron (Dönüş): En tehlikeli nokta; manevra kabiliyetinin sınandığı viraj.

Terma (Bitiş): Her şeyin altüst olabileceği, son saniyelik fırsat.

 

Gemi İnşası ve Marangozluk

Athena, marangozlara "çizgi" (kanon) kullanmayı öğretir. Bu çizgi, bir ağaç gövdesini kusursuz bir omurgaya dönüştürür.

Marangozun tahtayı düz kesmesi ile pilotun gemiyi denizde düz tutması Yunancada aynı kelimeyle (ithunein) ifade edilir. Bu, teknik zekânın (Metis) bir nesneye veya sürece "doğrultu" verme becerisidir.

 

Phaeacia gemileri dümen veya pilot gerektirmez; düşünce hızıyla hareket ederler ve asla batmazlar. Eğer bir gemi pilot gerektirmiyorsa, orada Metis’e (zekâya) ve dolayısıyla Athena’ya ihtiyaç yoktur. Athena "mücadele" ve "çözüm" tanrıçasıdır. Yolun zaten açık ve mucizevi olduğu bir yerde onun teknik ihtiyatına yer kalmaz.

 

Hefaistos'un Ayakları

Navigasyondan metalürjiye

Rodos'un kadim metal işçileri olan Telchinler, deniz ile ateşin kesiştiği noktada dururlar.

Kolsuz, bacaksız, perdeli ayaklı Telchin figürü, antik dünyada fok balığı ile özdeşleşir.

Fok, hem karaya (düzen/biçim) hem denize (kaos/akışkanlık) aittir.

 

Telchinlerin ve fokların "anormal" ayak yapısı, Hefaistos’un topallığıyla paralellik gösterir. Bu morfolojik anomali, sıradan insanların sahip olmadığı, maddeyi dönüştürme yeteneğine (sihir/zanaat) sahip olmanın bedelidir.

 

Antik Yunan'da doğayı fethetmek, onun akışkanlığını (deniz veya erimiş metal) zihinsel bir çizgiyle (kanon) disipline etmekten geçer.

 

Karkinos kelimesi hem yengeç hem de demircinin maşası anlamına gelir. Bu, zanaatkârın elinin bir uzantısıdır.

Yengecin çapraz ve eğik yürüyüşü, Hefaistos'un amphigueeis (iki yöne birden dönük) sıfatıyla eşleşir.

Hefaistos'un ayaklarının içe dönük veya kavisli olması, tıpkı yengeç kıskaçları gibi "kavrama" ve "şekil verme" gücünü simgeler.

 

Su ve erimiş metal sürekli form değiştirir.

Hefaistos'un topallığı veya Telchinlerin perdeli elleri, onların "doğa dışı" işler yapabilme yeteneklerinin fiziksel damgasıdır.

 

Sonuç

Çember ve Bağ

Ateş, Yunan düşüncesinde canlı bir varlık gibi hareketli ve çok biçimlidir (pantoios).

Hefaistos’un teknik ateşi sabit, yoğun ve körüklerle denetlenen bir ateştir. Madeni eritip "kaynaklayan", nesneleri birbirine çözülemez bağlarla bağlayan zanaatın ateşidir.

Hermes’in hızlı ateşi (Purpalames) bir kıvılcım gibi aniden çakan, çalınan sığırları pişirip hemen izini yok eden "el çabukluğu" ateşidir. Bu ateş, kurnazlık ve hileyle (dolos) özdeşleşir.

 

Hefaistos'un Ares ve Afrodit'i yakalamak için kurduğu ağ, teknik zekanın (Techne) kaba gücü (Ares) ve erotik cazibeyi (Afrodit) nasıl alt ettiğinin mükemmel bir örneğidir.

Homeros’un bu bağlar için kullandığı apeiron sıfatı, sadece "sayısız" değil, aynı zamanda "başlangıcı ve sonu olmayan, dairesel" anlamına gelir.

Hefaistos bağlarını dairesel bir biçimde (kukloi) yatağın etrafına ve tavana yerleştirir. Bu dairesel yapı, kurbanı her yönden kuşatır ve kaçışı imkansız kılar. Tıpkı dairesel bir labirent veya bir ağ gibi, başladığı yere dönen bir sınır çizer.

 

Hefaistos topal ve yavaş olmasına rağmen, "dairesel" ve "sınırsız" (apeiron) bağlar tasarlayarak Olimpos'un en hızlı tanrısını (Ares) felç eder. Bu, antik dünyada aklın (planın/tuzağın), fiziksel hızdan her zaman daha üstün olduğu inancını temsil eder.

 

Metis, sadece zihinsel bir çeviklik değil, mekânı ve zamanı kontrol eden geometrik ve teknik bir güçtür. Bu güç, bir yandan açık denizin veya Tartarus'un "geçit vermez" karanlığında yollar açarken (Poros/Tekmor), diğer yandan kaçışı imkansız kılan "dairesel bağlar" (Apeiron/Desmos) kurar.

 

Metis sahibi varlıklar (tilki, ahtapot, kurnaz komutan), rakiplerini doğrudan güçle değil, onları bir çemberin içine hapsederek yenerler.

 

Hefaistos’un bükülmüş uzuvları ve çarpık yürüyüşü, aslında bu dairesel ve karmaşık zekânın fiziksel bir mühürüdür. O, düz gitmez; çünkü evrenin en güçlü bağları düz değil, daireseldir.

 

Hastalığın veya siyasi krizin "tersine döndüğü" o kritik anı yakalamak, Metis'in en yüksek formudur. Themistokles, Salamis'te bu "anlık fırsatı" yakalayarak Pers filosunu bir ağın içine çekmiştir.

 

Antik Yunan düşüncesinde pratik zeka (Metis), filozofların idealize ettiği "saf akıl" (Logos) ve "kesin bilgi" (Episteme) karşısında her zaman bir "gölge krallık" olarak kalmıştır.

Antik dünyada zeka, bir okçunun hedefi vurması gibi "isabet ettirme" (Stochazesthai) üzerine kuruludur.

 

Platon, Gorgias ve Philebus gibi eserlerinde pratik zekaya dayalı tüm sanatları (techne) kesinlikten uzak oldukları gerekçesiyle alt sıralara iter.

Platon için sadece cetvel, pusula ve terazi ile yapılan işler "sanat" sayılabilir.

 

Aristoteles, Platon'un aksine, değişken dünyada (oluş alanında) geçerli olan bir zeka türünü (Phronesis) yeniden tanımlayarak ona meşruiyet kazandırmaya çalışır.

Phronimos: Siyasetçinin zekasıdır. Değişmeyen ilkelerle değil, "fırsat" (Kairos) ve "durumun gerekliliği" ile ilgilenir.

Panourgos (Kurnaz): Aristoteles, pratik zekanın "kurnazlık" ve "düzenbazlık" ile olan tehlikeli yakınlığının farkındadır. İhtiyatı (Phronesis), bu karanlık kurnazlıktan ayırarak "iyi bir sonuca yönelik düşünme" (Euboulia) olarak tanımlar.

 

(Antropomorfizm) Hristiyan düşüncesiyle birlikte insan ve hayvan arasındaki uçurum derinleşmiş; hayvanların (tilki, ahtapot) sahip olduğu "kurnazlık" insani aklın dışına itilmiştir.

… 

Marie Delcourt - Hefaistos veya Büyücünün Efsanesi - Notlar

Marie Delcourt - Hefaistos veya Büyücünün Efsanesi - Notlar

Hefaistos ou la legende du magicien, Les Belles Lettres, Paris, 1982

 


Kitap Marie Delcourt’un Hefaistos miti üzerine yaptığı araştırma ve André Green’in bu mite yönelik psikanalitik perspektifini içerir.

 

André Green - Hefaistos'un Büyüsü İçin

Psikanalist için mit, bir rüya gibi yoğunlaşma ve yer değiştirme mekanizmalarıyla dolu bir malzemedir.

Tutarlı mitler rüya çalışmasındaki "ikincil işleme" (mantıklı bir hikâyeye büründürme) gibi görünürler.

Parçalı mitler bilinçdışının mantıksal bağlardan kopuk, saf arzusunu daha iyi ele verirler. Hefaistos miti bu yönüyle zengin bir parçalar bütünüdür.

 

Yunan mitolojisi, dürtülerin en iyi görüldüğü yerdir.

 

Hefaistos’un topallığı veya kıvrık ayakları, psikanalitik anlamda hadım edilme (kastrasyon) sembolüdür.

Sakatlığın kökeni "bakmak" ve "görmek" ile ilgili olabilir: Anne ve babanın birleşmesini izleyen çocuğun yaşadığı şok.

Hefaistos, Athena’nın doğumunda (Zeus’un kafasından çıkışı) hem tanık hem de ebedir. Doğum anında "yüzünü çevirirken arkasına bakmaya devam etmesi", yasak olanı (kadın kastrasyonu veya ebeveyn birleşmesi) görme arzusu ile ondan kaçma korkusu arasındaki felç edici gerilimi simgeler.

 

Hefaistos’un annesi Hera’yı sihirli bir tahta hapsetmesi veya karısı Afrodit’i Ares ile yataktayken görünmez ağlarla bağlaması…

İlksel sahneye tanık olan çocuk, dehşetle donup kalır. Hefaistos bu pasif hareketsizliği, annesini veya sadakatsiz karısını "bağlayarak" aktif bir güce dönüştürür.

Taht, hem birleşmiş iki bedeni simgeler hem de anneyi hareketsiz kılarak onu babadan (veya diğer aşıklarından) ayırma arzusunu ifade eder.

 

Hefaistos, fiziksel olarak zayıf ve sakat olmasına rağmen, tanrıların en büyük "yaratıcısıdır."

Hefaistos’un sahip olduğu bilgi / teknik (techne), cinsel güç eksikliğinin yerini alan bir yüceltmedir (sublimation).

 

Hefaistos babanın doğrudan fallik gücüne sahip olmayan, ancak "biçim verme" ve "doğurma" yeteneğini zanaat yoluyla kazanan bir konumdadır.

Hefaistos, kadın olmadan (veya kadını bir nesne olarak inşa ederek) yaratır.

 

Yaratıcı (büyücü/sanatçı), rüyasında bir adam yaratır ama sonunda kendisinin de başkasının rüyasındaki bir görüntü olduğunu anlar (Borges).

 

Hefaistos acı çeken, reddedilen ama bu acıyı mücevhere, silaha ve otomata dönüştüren öznedir. Onun büyüsü, "bakılamayanın" yerine "yapılanı" koymaktır.

Giriş

Hefaistos, Hera'yı tahtına zincirleyen "bağlayıcı" güce sahip olduğu gibi, Athena'nın doğumunda Zeus'un kafasını açarak (çözerek) hayat veren bir "ebe" rolündedir.

 

İndra veya Thor gibi kaba kuvvetle savaşan tanrıların aksine, Hefaistos illüzyon, görünmez ağlar ve aşılmaz kilitler aracılığıyla hükmeder. Onun silahları sessizdir, öldürmez ama felç eder.

 

Mitolojide büyücü figürleri genellikle bedensel bir eksiklikle (tek gözlülük, topallık, cücelik) tanımlanır. Hefaistos’un topallığı, onun "öteki dünyaya" (denizin dibindeki dokuz yıl veya yanardağların altı) yaptığı yolculuğun ve yasak olan teknik bilgiyi elde etmesinin fiziksel mührüdür.

 

Topallığına rağmen Hefaistos, bereket ve dölleme sembolleriyle (Erichthonius’un doğumu) iç içedir. Bu durum, fiziksel güçsüzlüğün yerini alan yaratıcı enerjinin bir dışavurumudur.

 

Ateş, sadece yakıcı bir güç değildir; balçığı (Erichthonius/Pandora) canlandıran veya metali dönüştüren yaşamsal bir enerjidir.

Hefaistos'un Olimpos'tan uzak, Lemnos veya Lipari gibi adalardaki kültü, onun toplumun kıyısında yaşayan ama toplumu inşa eden (saraylar, mücevherler, zırhlar yapan) zanaatkâr sınıfının psikolojisini yansıtır.

 

Hefaistos, arkaik dönemde korkulan ve saygı duyulan bir büyücü-demirciyken, Klasik Atina’da daha "çalışkan ve uygar" bir figüre dönüşmüştür.

 

Prometheus ateşi çalarak insana verir; Hefaistos ise o ateşle ne yapılacağını (tekniği) kurumsallaştırır. Atina’da bu iki tanrı, şehrin zenginliğini sağlayan endüstriyel üretimin koruyucuları olarak yan yana gelirler.

 

Bağlantıların Gücü

Hefaistos’un en belirgin özelliği, tanrıları ve nesneleri görünmez bağlarla birbirine bağlama yeteneğidir.

Hikâyesinin en çarpıcı bölümlerinde, Hefaistos araya girerek onları bağlar. Hera ve Afrodit'i birbirine bağladığı bağlar gizemli ve görünmezdir.

Antik çağda bağların (düğümlerin) cinsel yaşam ve büyüyle doğrudan ilişkisi vardır.

Büyü uygulamalarında (ligature) en çok cinsel organların "bağlanması" (iktidarsızlık büyüsü) görülür. Hefaistos, cinsel bir hayal kırıklığının (sakatlık ve aldatılma) ardından bu gücü en yüksek seviyede kullanır.

Hamile kadınların düşük yapmamak için taktığı kemerler gibi "faydalı düğümler" de vardır. Hefaistos, hem felç eden (Hera) hem de hayat veren (Athena'nın doğumu) bir döngünün merkezindedir.

 

Uranüs’e bazı kaynaklarda "Akmon" (Örs) denir. Gökyüzü, antik dönemde "metalik bir kubbe" (bronz veya demir) olarak hayal edilmiştir.

Yıldızların gökyüzüne "çivilenmiş" olması, evrenin bir demirci atölyesi gibi inşa edildiği fikrini doğurur. Hefaistos, bu metalik gökyüzünü işleyen ilahi güçtür.

 

Kronos (Zaman) bağlayıcıdır çünkü her şeyi yaşlılıkla kısıtlar. Uyku da "tunç prangalara ihtiyaç duymadan" bedeni zincirleyen bir bağlayıcıdır.

 

Hefaistos'un Çocukluğu

Hesiodos geleneği, Hefaistos’u yalnızca Hera’nın oğlu olarak kabul eder.

Hera, Zeus'un Athena'yı tek başına (başından) doğurmasına misilleme olarak Hefaistos'u doğurur. Ancak bu doğum "kusurlu" (sakat) bir doğumdur.

Sakat doğan Hefaistos ile dev yılan Typhon arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Her ikisi de Toprak Ana (Gaia) veya topraklaşmış bir Hera figürünün "kontrolsüz" yaratımlarıdır.

Hera, sakat oğlundan utandığı için onu gökyüzünden atar. Hefaistos, Thetis ve Eurynome tarafından kurtarılır. Dokuz yıl boyunca su altındaki bir mağarada "daidala" (büyülü/sanatlı nesneler) yapmayı öğrenir.

Annesini savunduğu için Zeus tarafından atılır. Bütün gün düşer ve gün batımında Lemnos adasına ulaşır. Burada "vahşi dilli" Sintiler tarafından kabul edilir.

Deniz tanrıçaları Thetis (dönüşüm ustası) ve Eurynome (bağlı balık tanrıça) yanında kalması, Hefaistos’un sanatının akışkan ve büyüsel yanını vurgular.

Bazı versiyonlarda Hefaistos, metal sanatını dev Cedalion'dan öğrenir. Bu, usta-çırak ilişkisinin mitolojik bir yansımasıdır.

Kendisini atan annesi Hera'ya gönderdiği "görünmez bağları olan altın taht", onun uğradığı haksızlığı teknik bir dehayla nasıl bir iktidar aracına dönüştürdüğünü gösterir.

Sakatlık, bir eksiklik değil; tanrılar dünyasında kimsenin sahip olmadığı "yaratma ve bağlama" gücünün fiziksel bedelidir.

 

Hefaistos'un Eserleri

Hefaistos, gökyüzünden atıldıktan sonra dokuz yıl boyunca Thetis ve Eurynome’nin yanında, Okyanus’un derinliklerinde kalmıştır. Burada yaptığı nesneler (tokalar, spiral bilezikler, kolyeler) sadece süs eşyası değil, takan kişiyi koruyan veya bağlayan apotropaic (kötülük kovucu) tılsımlardır.

Hefaistos'un asla saldırı silahları yapmadığı da bir gerçektir. Sadece koruyucu silahlar yapıyor.

Akhilleus’un Kozmik Kalkanı: Bu kalkan, sadece bir savunma aracı değil, üzerinde dünyayı, denizi, güneşi ve yıldızları barındıran minyatür bir evrendir.

Aegis (Zırh): Zeus için yaptığı bu korkunç kalkan, sarsıldığında düşmana dehşet salar; bu bir metal işinden çok, büyüsel bir prestij nesnesidir.

Kralların otoritesini simgeleyen asalar veya tanrıların ziyafetlerini süsleyen, asla tükenmeyen kraterler onun barışçıl ama görkemli dehasının ürünleridir.

 

Hefaistos, antik dünyanın "robotik" mühendisidir. Akıllı, konuşabilen ve efendilerine yardım eden mekanik genç kızlar, kendi başlarına tanrılar meclisine gidip dönebilen tekerlekli sehpalar yapar.

Pandora / Kilden yoğurduğu ve hayata döndürdüğü ilk kadın; güzelliği ve kurnazlığıyla bir "büyü" eseridir.

Afrodit ve Ares'i suçüstü yakaladığı ağ, örümcek ağından ince ama bir tanrının bile koparamayacağı kadar güçlüdür.

Annesinden intikam almak için gönderdiği altın taht, oturanı görünmez bağlarla hapseden bir tuzaktır.

 

Orfik gelenek onu ve Athena'yı Kiklopların (yıldırımı döven devler) öğrencisi olarak görür.

 

Zincirlenmiş ve Özgürleştirilmiş Tanrılar

Hefaistos, antik dönemde metallerin hiyerarşisine göre uzmanlaşmıştır.

Homeros şiirlerinde altın, gümüş ve bronz işleyen tanrı, ancak Aiskhylos ile birlikte "çelik" (demir) işçisi kimliği kazanmaya başlar. Ancak bu geçişte bile, zincirleri ifade etmek için kullanılan "adamant" (yenilmez/çelik) terimi, maddesel bir tanımdan ziyade büyülü bir gücü temsil eder.

 

Devlerin kaba kuvvetine karşılık Hefaistos, kurnazlık ve zanaatla (metis) üretilmiş tılsımlı nesneleri kullanır.

 

Hefaistos’un en karakteristik gücü, düşmanlarını veya intikam almak istediği kişileri çözülemez bağlarla sabitlemesidir.

Sparta'daki kültlerde Ares ve Afrodit heykellerinin ayaklarında prangalar bulunması, bu mitin sadece edebi bir kurgu değil, derin bir ritüelistik kökeni olduğunu gösterir. En yavaş tanrı (topal Hefaistos), en hızlı tanrıyı (Ares) zanaatının gücüyle yakalar.

 

Zincire Vurulmuş Prometheus oyununda Hefaistos, bir cellat rolüne zorlanır.

Tanrı, "akrabalık" duyduğu Prometheus'u kayaya sabitlemek için perçinler ve halkalar kullanır. Bu sahne, Hefaistos’un büyücü kimliğinden zanaatkâr (demirci) kimliğine geçişinin en somutlaştığı andır.

 

Hefaistos’un annesi Hera’ya hediye ettiği "Altın Taht"

Doğar doğmaz kendisini sakat olduğu için Olimpos’tan atan annesine duyduğu öfkeyle, Hefaistos ona muazzam güzellikte ancak büyülü bir taht yapar.

Hera tahta oturduğu anda görünmez bağlarla (mıknatıslı veya mekanik olduğu rivayet edilir) sabitlenir. Hiçbir tanrı, hatta Ares bile, Hefaistos’u bu bağları çözmeye ikna edemez.

Hefaistos’un güvendiği tek tanrı olan Dionysos, onu şarapla sarhoş ederek bir katırın üzerinde Olimpos’a geri getirir ve annesini serbest bırakmasını sağlar.

 

Arkaik dönem (6. yüzyıl) vazolarında Hefaistos’un tasviri ayakları tamamen ters dönmüş, cüceleşmiş veya sakat bir figür olarak betimlenir.

Başlangıçta büyücü kimliğine uygun olarak asalar veya iplerle betimlenirken, 5. yüzyıldan itibaren Atina’nın koruyucu zanaatkârı olarak çift başlı balta veya çekiç gibi demircilik aletleriyle görülmeye başlar.

 

Samos’taki Hera kültünde, tanrıçanın heykeli her yıl deniz kıyısına götürülür, temizlenir ve Lygos (hayat ağacı veya iffet ağacı) dallarıyla sıkıca bağlanırdı.

Argosluların heykeli çalma girişimi başarısız olunca, korsanlar korkuyla heykeli sahile bırakmış; Samoslular ise heykelin kaçmasını engellemek için onu dallarla bağlamışlardır.

Bu bağlar, tanrıçanın adada kalmasını sağladığı gibi, aynı zamanda onun bekaretini ve sadakatini temsil eden bir "düğün bağı" işlevi görür.

 

Hasta Büyücü

Hefaistos sadece "topal" değildir; o Kyllo-podion'dur (bükülmüş/çarpık ayaklı).

Arkaik vazo resimlerinde ayakları, sanki tendonları kopmuş gibi geriye dönük veya içe bükülmüş tasvir edilir.

 

Denize atılması ve dokuz yıl saklı kalması, ölüm ve yeniden doğuş ritüelleriyle (şamanizm) ilişkilidir.

 

Cermen ve Kelt mitolojisindeki Volund veya Odin örneklerinde olduğu gibi, üstün bir zanaat veya gizli bir bilgiye (büyüye) sahip olmak için fiziksel bir parçadan feragat etmek zorunludur.

Hefaistos sadece bir demirci değil, bir büyücüdür. Gücü, fiziksel zayıflığının bir telafisidir.

Demirci atölyelerinin kapısına asılan grotesk Hefaistos muskaları, "nazarı" ve kötü ruhları gülünçlükle (kahkaha ile) kovma gücüne sahiptir.

Kendine yardım etmesi için yaptığı altın hizmetçiler, onun cansız maddeye hayat verme yeteneğini gösterir.

 

Hefaistos, sanatta genellikle pilos adı verilen yarım küre şeklinde bir keçe başlıkla tasvir edilir. Bu başlık sadece zanaatkârların kullandığı bir aksesuar değil, Cermen mitolojisindeki Odin'in şapkası veya Hades'in görünmezlik miğferi gibi büyülü bir nesnedir. Geç dönem antik yazarlara göre pilos, gökyüzünün dönüşünü ve evrensel bütünlüğü simgeler.

 

Hefaistos’un ayaklarının geriye dönük tasvir edilmesi (özellikle arkaik dönemde), büyü dünyasındaki "tersine çevirme" (inversion) kuralıyla doğrudan ilişkilidir.

Büyüde isimler tersten okunur, danslar ters yönde yapılır. Ters ayaklı bir tanrı, doğa kanunlarını ihlal edebilen ve normların ötesine geçen "ters insan"ın zirvesidir.

 

Mucize Doğumlar

Athena'nın doğumu, erkek egemen bir inisiyasyonun ve "erkeksi anneliğin" zirvesidir.

Hefaistos, Zeus’un kafasını bir balta veya çekiç darbesiyle yararak Athena’nın zırhlı ve yetişkin bir halde çıkmasını sağlar. Burada balta, sadece bir alet değil, "varlığı dönüştüren" ve "bilgiyi serbest bırakan" kutsal bir nesnedir.

 

Hefaistos, balçık ve suyu yoğurarak Pandora’yı (ilk kadını) yaratır. Bu, sanatın cansız maddeye can verme (animasyon) yeteneğini simgeler.

Vazo resimlerinde Pandora, topraktan çıkan bir gelin (Kore) gibi tasvir edilir. Hefaistos (veya Epimetheus), ellerindeki tokmaklarla toprağa vurarak onu yüzeye davet eder. Bu, kıştan sonra baharın uyandırılması ritüelidir.

 

Hefaistos'un Athena'ya duyduğu arzu sonucu toprağa dökülen tohumundan yarı insan yarı yılan bir varlık doğar. Erichthonius'un yılan formu, toprağın gizemli ve koruyucu güçlerini temsil eder. Hefaistos burada, doğanın üretken gücünü (Gaia) harekete geçiren fallik bir deha rolündedir.

 

Hefaistos, sadece eşyalar yapan bir demirci değildir; o "bağları çözen" (Lysios) bir güçtür. Zeus’un kafasını yararak zihni, Gaia’ya vurarak toprağı, Hera’yı tahtına bağlayarak (ve sonra çözerek) kaderi kontrol eder. Onun sanatı, yaşamın gizli olduğu yerlerde çıkış kapılarını açmaktır.

 

Hefaistos İle İlgili Figürler

Hefaistos ve Prometheus

Homeros'ta canlı metal heykeller yapan tek kişi Hefaistos iken, Hesiodos ve sonrası dönemde "çömlekçi yaratıcı" rolü Prometheus’a geçer.

Aiskhylos, Prometheus’un çaldığı ateşi doğrudan Hefaistos’un "ateş çiçeği" (sanatların efendisi) olarak tanımlar.

 

Daidalos

Daidalos heykellerin "ayaklarını serbest bırakır, gözlerini açar." Ancak onun eserleri, Hefaistos’un altın hizmetkarları gibi biyolojik bir hayata değil, tanrısal varlığı temsil eden mistik bir hayata sahiptir.

Daidalos efsanesindeki uçuş (kanatlar) ve dalış (denize düşüş/intihar) temaları, büyücünün doğa yasalarını zorlamasını simgeler.

 

Daktiller

"Sağ parmaklar" metalurjiyi (demir/çelik işleme), "sol parmaklar" ise büyücülüğü (bağlama/çözme) temsil eder. Hefaistos gibi onlar da demiri "evcilleştiren" ilk ustalardır.

 

Telkhinler

Rodoslu bu varlıklar hem kuyumcu hem de tehlikeli büyücülerdir. Havayı kontrol edebilir, bitkileri zehirleyebilirler. Onların "sırlarını kıskanma" özelliği, sanatın ve tekniğin karanlık/tehlikeli yönünü yansıtır.

 

Pygmalion

"Fallik cüce" (Pygmy) kökünden gelen bu isim, Hefaistos’un "sanatın sevgi/arzusuyla maddeyi canlandırma" gücünün romantik bir varyasyonudur.

 

Hefaistos, Palaimonios ve Periphetes gibi figürlerin ortak özelliği topallık veya bacak zayıflığıdır. Bu, büyücünün ruhsal dünyadaki gücü için bedensel bir bedel ödediği inancına dayanır.

 

Testere (Talos), Labirent (Daidalos), Sopalar (Periphetes) ve Çift Balta; sadece araç değil, doğayı dönüştürme iradesinin sembolleridir.

 

 

Lemnos ve Adalarda Hefaistos

Hefaistos’un adı Yunanca değildir ve kökeni doğrudan Lemnos adasına ve oradaki Mosychlos Dağı'na bağlıdır.

Mosychlos Dağında yer altından kendiliğinden çıkan ve "Hefaistos alevi" olarak adlandırılan kutsal bir ateşe sahipti. Prometheus’un ateşi buradan çaldığına inanılırdı.

Adanın "kırmızı toprağı", Hefaistos'un gökten düştüğü yer olması hasebiyle kutsal sayılmış; zehirlenmelere ve hastalıklara karşı panzehir olarak kullanılmıştır.

 

Lemnoslu Kadınlar: Afrodit tarafından cezalandırılan (kötü kokutulan - dysosmia) kadınlar, kendilerini ihmal eden kocalarını öldürmüşlerdir.

Pelasg Katliamı: Atinalı kadınları kaçıran Pelasgların, daha sonra bu kadınları ve çocuklarını öldürmesi "Lemnos cinayetleri" tabirini doğurmuştur.

 

Ateşin Yenilenmesi Ritüeli

Adadaki tüm ateşler dokuz gün boyunca söndürülürdü. Bu süreçte ada "kirlenmiş" sayılır, hayat dururdu.

Saf ateş, bir gemiyle kutsal Delos adasından getirilirdi. Ateşin adaya varmasıyla "yeni bir yaşamın" başladığı ilan edilir, ateş zanaatkarların demirhanelerine ve evlere dağıtılırdı.

Bu ritüel, büyücülükle eşdeğer görülen metal işçiliğinin yarattığı manevi kirliliği temizlemek için yapılırdı.

 

Kabiriler, Lemnos'ta Hefaistos'un etkisiyle metalurji uzmanı ve büyücü kimliği kazanmışlardır.

Aiskhylos'un kayıp Kabiriler oyununda, bu varlıkların Argonautlar ile içki içip eğlendikleri tasvir edilir. Onlar hem toprağın bereketini hem de metalin gizemli gücünü temsil ederler.

 

Bazı ezoterik kaynaklara göre Lemnos, "Cabire"yi (güzel çocuk) doğurmuştur. Hefaistos, bu yerel mitolojide hem bu çocukların babası hem de kadim bir "Anne" (Büyük Tanrıça) figürünün eşi/yerine geçen kişi konumundadır.

Hesychius, bu tanrıların "yengeç" olarak anıldığını belirtir. Bu hem demirci kerpetenlerini hem de büyücü-iblislerin kıskaç benzeri bağlayıcı gücünü simgeler (Karkinoi / Yengeç).

 

Philoktetes: Dokuz yıl boyunca ıssız Lemnos’ta acı çeken, topal ve Herakles'in yayına (yenilmez tılsım) sahip olan bu kahraman, Hefaistos'un efsanevi bir uzantısı gibidir.

 

Antik Çağ'ın sonunda Hefaistos, artık sadece bir demirci değil, bir Kobold veya yeraltı iblisidir. Lipari Adaları'nda (Sicilya) bir parça ham demiri bırakıp sabahına bitmiş bir balta bulma efsanesi, tanrının teknolojik üretimden ziyade sihirli bir dönüşümün (transmütasyon) efendisi haline geldiğini gösterir.

 

Atina’da Hefaistos

Atina'da Hefaistos, Lemnos'taki karanlık ve izole kimliğinden sıyrılıp şehrin koruyucusu Athena ile yan yana gelir.

Athena ile ortak çocukları sayılan yılan-kahraman Erichthonius aracılığıyla şehrin köken efsanesine (autochthony) dahil olur.

Platon, her iki tanrıyı da "bilim ve sanata duydukları benzer sevgi" nedeniyle Atina'nın ruhani kurucuları olarak nitelendirir.

 

Chalkeia

Başlangıçta tüm halkın kutladığı, zamanla metal işçilerinin (bronzcuların) festivaline dönüşen bu bayramda Athena Ergane (İşçi Athena) ile Hefaistos birlikte onurlandırılır.

 

Hefaistos kültünün en belirgin ritüeli, ateşin kutsal bir kaynaktan (genellikle Akademi'deki Prometheus sunağından) şehre taşındığı yarışlardır.

Bu sadece bir spor müsabakası değil, "saf ateşin" bir sunaktan diğerine hızla ve söndürülmeden ulaştırılmasıdır.

 

Atina'da Hefaistos ve Prometheus arasındaki sınırlar zaman zaman bulanıklaşır. Prometheus, "ateşi ilk getiren" ve daha kıdemli olan figürken; Hefaistos, o ateşi "medeniyete dönüştüren" zanaatkârdır.

 

Vulcan

Roma'da Vulcanus, sadece bir demirci tanrısı değil, çok daha ilkel ve korkutucu bir güçtür.

Etrüsk aynalarında görülen Sethlans, Hefaistos'un özelliklerini taşırken (balta tutması, Athena'nın doğumuna yardım etmesi gibi), Velchans ismi dilsel olarak Vulcanus'a daha yakındır ve şimşekle ilişkilidir.

Hefaistos'un aksine Vulcanus, göksel ateşle (yıldırımla) doğrudan bağa sahiptir. Etrüsk disiplinine göre Jüpiter ve Minerva ile birlikte yıldırım atma yetkisine sahip tanrılardan biridir.

 

Roma askeri geleneklerinde mağlup edilen düşmanın silahları bir yığın haline getirilip Vulcanus onuruna yakılırdı.

 

Vulcanus'un oğlu Cacus, Herkül'ün öküzlerini kuyruklarından çekerek geriye doğru mağarasına kaçırır. Bu "tersine işlem", büyücülük ve kurnazlık içeren bir Hefaistos/Hermes özelliğidir.

 

Olimposlu

Hefaistos’un yaptığı nesneler (zincirler, hareketli heykeller) büyüyle donatılmıştır. O, maddeleri birbirine bağlayan veya sihirli bir şekilde çözen bir "magos" (büyücü) gibidir.

 

Bazı geç dönem efsanelerinde Vulcanus/Hefaistos'un yaşlıları "yeniden şekillendirerek" gençleştirdiği anlatılır. Bu, metalin eritilip yeniden form verilmesi işleminin insan bedeni üzerindeki mistik bir izdüşümüdür.

 

Yunan panteonunda ateş iki ana figür arasında paylaşılır:

Hestia (Evcil Ateş): Ocağın merkezindeki, sabit ve kutsal ateş.

Hefaistos (Uygarlık Kuran Ateş): Mağaralardan çıkan insanı uygarlaştıran, zanaat ve teknik ateş.


Louis Séchan - Prometheus Efsanesi - Notlar

Louis Séchan - Prometheus Efsanesi - Notlar

El mito de Prometeo, Universitaria De Buenos Aires, Buenos Aires, 1960

 


Bölüm I

Yunanistan'da ateş dini

Ateşin keşfi / İnsan güneşi yeryüzüne indirmişti

…ateş, "hayati bir unsur, aynı zamanda yüce bir Ruhtur."

Kutsal ateş hiçbir odunla yakılamaz, içine kirli hiçbir şey atılamazdı; üstelik, huzurunda işlenen herhangi bir suç, kutsala saygısızlık olarak kabul edilirdi.

…gece gündüz yanık tutulması zorunluydu. Tütsü, yağ ve kurbanların iç yağları ona sunulur ve sağlık ve mutluluk vermesi için yakarılırdı.

 

Ateşin icadı; akılcılık ve efsaneler

Diodorus Silculus / Ona göre Prometheus, ölümsüzlerden değerli elementi çalan kişi değil, “aslında, ateşi yakmak için kullanılan nuptianın mucidi”dir

…sert bir tahta çubuğun çukurda kuvvetlice döndürülmesiyle alev elde edilmesinden oluşan eski prosedürün başlatıcısı

 

Normandiya'dan kadim bir efsane: Ateş yeryüzünden kaybolmuştu; insanlar, sıkıntı içinde, kuşlardan gidip onu iyi Tanrı'nın yanına getirmelerini istediler.

Çalıkuşu / öylesine hızlı uçtu ki, göklerin en yüksek noktasına ulaştı. (Tanrı ona istediğini verdi) kanatlarının alev almaması için çok hızlı uçmamasını tavsiye etti.

…onu bekleyen ve ona seslenen bu kadar çok insan görünce, tüm tedbiri elden bırakıp hızla uçtu, öyle ki / Zavallı küçük şey, acımasız yanıklarla yere düştü ve tek bir tüyü bile sağlam kalmadı. Kuşlar acıyla etrafına toplandılar ve her biri ona kendi tüylerinden birini vermeye karar verdi: O andan itibaren çalıkuşunun tüyleri, alacalı yapısıyla öne çıktı. Ancak, kötü bir yaratık, baykuş, ona hiçbir şey vermeyi reddetti. Bu yüzden sadece geceleri ortaya çıkan tek kuş oydu ve tesadüfen gün ışığında ortaya çıktığında, tüm kuşlar onu kovalayıp hızla deliğine girmeye zorladı.

 

Yunan efsaneleri ateşin icadını her zaman bir tanrıya veya kahramana atfeder.

 

Prometheus mitinin kökenleri

…kardeşi Epimetheus'un ismine zıt olarak, hareket ettikten sonra düşünmeyen beceriksiz bir adamdır.

Vedik efsanede Agni'nin sıkça kullanılan bir adı olan Öngörücü Prâmatiâ'ya daha yakın kılıyor… Agni, yeryüzüne düştükten sonra kısa sürede yok olan gökten gelen ateştir

 

Promethean figürünün büyüklüğü

Prometheus figürüne, Aiskhylos'un şiirsel dehası sayesinde Yunanistan'da eşsiz bir soyluluk bahşedilmiştir.

Prometheus, yalnızca insanlığın hayırseveri olarak değil, aynı zamanda düşmanca ve kıskanç bir tanrıyla (Zeus) acı dolu bir mücadeleye girişen isyankâr bir figür olarak sunulur.

Prometheus, Zeus'tan ateşi çalıp insanlara vererek, maddi ve manevi ilerlemenin ilk zanaatkârı, tüm medeniyetin öncüsü olmuştur. Ancak bu eylemi nedeniyle uzun bir işkenceyle cezalandırılmıştır.

Aiskhylos'un eseri, trajik sanatın o yüksek zirvesinde, her zaman aydınlatılan bir kefaretin acımasız tavrı olarak yüzyıllar boyunca etkisini sürdürmüştür.

 

Aiskhylos'un Prometheus'unun karakteri, yüzyıllar boyunca insanın kalbinde egemen olan inanç ve özlemlerin bir temsilcisini veya sembolünü onda bulmayı sağlayacak kadar zengindi. Örneğin, Kilise Babaları için Prometheus, gelecekteki bir kurtarıcıyı anarken, yalnızca belirli bir şekilde Mesih'in misyonunu değil, aynı zamanda insanları çok seven Titan'ı da görmüş olurlardı.

 

Prometheus'u Mesih'ten önce Mesih olarak göstermişlerdir.

Bu benzetmelerde, yanını yaralayan kartalın gagası, Kurtarıcı'nın kalbini delen mızrağı; acısında ona yardım eden Okeanoslular, Haç'ın dibinde ağlayan Kutsal Kadınlar'ı anımsatır.

 

Rönesans'tan itibaren insan ruhu 'zincirlerle yüklü Titan'da keyfi olanla mücadele eden vicdanın simgesini' görmeye eğilimlidir.

Goethe'nin Prometheus'u, tanrılara karşı meydan okuyuşu ve kendine güveni muhteşem bir şekilde dile getirmiştir:

“Fakat toprağımı rahat bırak ve inşa etmediğin bu kulübeye ve ateşini kıskandığın bu evime dokunma.”

 

Shelley'nin Prometheus'u, "özgürlüğünün uzlaşma pahasına satın alınmasını istememekle kalmadı, aynı zamanda bunu kötülüğün ilkesi ve simgesi olan zalim bir tanrının kaçınılmaz düşüşüyle ilişkilendirdi.

Direnişini sonuna kadar sürdüren Prometheus, Aiskhylos tarafından tehdit edildiğini gördüğümüz sırrı açığa vurmamış, böylece dünyanın efendisi Thetis ile birleşme planını gerçekleştirmiştir. Bu birliktelikten, kehanete göre babasından üstün olan ve tıpkı Kronos'u devirdiği gibi onu deviren Demogorgon doğar. Ancak bu düşüşten sonra Prometheus, Herakles tarafından serbest bırakılır ve bu kurtuluşla insanlık için bir barış ve özgürlük dönemi, gerçek bir altın çağ başlar.

 

Bölüm II

Theogonys ve theomachias

Yunanlılara göre, Zeus'unki de dahil olmak üzere üç ilahi nesil vardı.

Birinci Nesil: Hükümdar Uranüs (Gökyüzü) Gaia'nın kışkırtmasıyla oğlu Kronos tarafından devrildi.

İkinci Nesil: Hükümdar Kronos (Titan) çocuklarını yediği için Oğlu Zeus tarafından devrildi.

Üçüncü Nesil: Olimposlu Zeus, Titanlara ve Typheus'a karşı savaştı ve iktidarını kurdu.

 

Aiskhylos'un Agamemnon'dan alıntısı bu döngüsel taht değişimini özetler:

“Bir zamanlar büyük olan (Uranüs), tüm savaşlarda cesaretle dolup taşan o adamın (Uranüs) hiç var olduğu bile söylenemez. Daha sonra gelen (Kronos) bir galip (Zeus) buldu ve çöküşüne gitti. Ama Zeus'un muzaffer ismini yürekten kutlayan kişi, yüce bilgeliğe erişecektir.”

 

Prometheus'un itaatsizliği, Zeus'un karşılaştığı bir başka sınavdır.

Aiskhylos'un eserinde (Hesiod'dan farklı olarak), Prometheus'un kurtuluşu gerçek bir uzlaşmayla son bulur. Zeus, Titan'a adil davranarak insanlığın hayırseverinin Attika'da ilahi onurlar almasına izin verir. Bu, Zeus'un "Kendine karşı elde ettiği zafer" anlamına gelir; bundan böyle gücünü merhamet ve ılımlılık yoluyla maneviyatlaştırmakla ilgilenecektir.

Zeus, aynı uzlaştırma ruhuyla, babası Kronos'a tazminat teklif etmiş, onu uçurumdan çıkarıp Kutsal Ada'ya kral olarak yerleştirmiştir.

 

Pindar'a göre, bilge danışman Ternis, tanrılara şunu bildirir:

 

“kaderin hükmüne göre, deniz tanrıçası kendisine, kendi annesinden daha güçlü bir hükümdar olacak ve eli şimşekten ve karşı konulmaz üç dişli mızraktan daha güçlü bir ok fırlatacak bir oğul doğuracaktır.”

 

Bu sır, daha sonra Prometheus'a emanet edilmiştir ve Aiskhylos'un üçlemesinde dramatik bir rol oynar. Prometheus, bu sırrı paylaşmayı reddederek cezasını ağırlaştırır, ancak bu sırrın açıklanması, Zeus ile Titan arasında nihai bir anlaşmanın yolunu açar.

 

Bu uzlaşmalar sayesinde Zeus, "yatıştırıcı zaferler" kazanır ve uzun süredir istikrarsız olan gücünü pekiştirir. Savaşçı tanrıdan, bilgelikle zafer kazanan ve Hellas imparatorluğunda tahtta kalan bir tanrıya dönüşür.

 

İlkel insanlık

Hesiodos, "İşler ve Günler" eserinde beş insan ırkından bahseder:

Altın Irk

Gümüş Irk

Bronz Irk

Kahraman Irk

Demir Irk

 

Zeus'un saltanatından önceki Altın Çağ'da, Kronos'un hükümdarlığı altında gelişmiştir.

Altın Irkın yaşamı, benzersiz bir mutluluk ve ayrıcalıkla doluydu

Hesiod'un söylediğine göre, bu ilk insanlar tanrılarla, onların en güçlü kardeşleriyle yaşadılar ve hatta 'tanrılar gibi yaşadılar'. Bereketli toprak, onlara hiçbir çaba harcamadan hem temel ihtiyaçlarını hem de temel ihtiyaçlarını sağlıyordu.

Altın Çağ'da insanlığın yalnızca erkeklerden oluştuğu; Kadın, gerçek anlamda mirastan mahrum bırakıldığı için, yalnız kalmanın sevincini hiçbir zaman tatmadığı için, bunun erkeğin mutluluğunun ve eşi benzeri görülmemiş ayrıcalıklarının bir yönü olduğuna inanılmalıdır.

Kronos'un tahttan indirilmesiyle bu mutluluk sona erdi

 

Prometheus'un rolü ve karakterine dair iki zıt resim ve iki karşıt anlayış

Prometheus'un mücadelesi Hesiodos ve Aiskhylos'un mitolojik anlatımlarında tamamen zıt şekillerde ele alınıyor.

Hesiodos'ta, Prometheus'un müdahaleleri, tanrılarla dostça ayrılan Altın Çağ insanlığının felaketine ve çöküşüne yol açar

İlk kurban töreninde, Prometheus, insanları kayırma amacıyla Zeus'u kandırmaya çalışır:

“Prometheus, Zeus'u insanların yararına kandırmaya karar verdi ve en iyi kısmı Zeus'a verdi; tanrılara ise sadece yağ tabakasıyla kaplı kemikler kaldı.”

Bu hileyi fark eden Zeus, başlangıçta insanlara öfkelenir ve ateşi kullanmalarını yasaklar.

 

Prometheus, ateşi "gökten bir ferülün oyuğuna indirerek" insanlara geri verir. Bu ikinci suç, Zeus'un intikamını getirir. Zeus, "güzel felaket" olarak adlandırılan Pandora'yı göndererek intikamını alır:

“Böylece intikam düşüncesiyle Yunan Havva doğdu... Pandora, 'tüm tanrıların hediyesi'; gerçekten güzel bir armağandı, çünkü bundan sonra ölümlülerin başına gelecek bütün felaketler bundan kaynaklanacaktı.”

Hesiodos'a göre Prometheus, kurnazca düşüncelerine rağmen, insanlığın çöküşünün ve "sıkı çalışmaya ve acıya mahkûm" olmasının mimarıdır.

Hesiodos'taki Prometheus, insanları talihsizliğe sürükledi.

 

Aiskhylos'un eseri, Hesiodos'unkinin tam tersi bir bakış açısını benimser; çöküş temasını ilerleme temasıyla değiştirir.

Aiskhylos, Altın Çağ tasvirinde ilk insanları sefil ve barbar durumda anlatır:

“İlk insanların sefil durumunda ısrar ediyor. Karanlık mağaralarda, silahsız ve cahil bir şekilde yaşıyorlardı; her türlü kötülüğün, her türlü tehlikenin, bin bir türlü dehşetin avıydılar.”

 

Zeus, kendi eseri olmayan bu sefil insanlığı yok etmeyi planladığında, Prometheus tek başına onlara karşı çıkar ve onları kurtarır. Prometheus, Hesiodos'ta olduğu gibi ateşi geri vermek yerine, insanlara ilk kez ateşi verir ve böylece tüm medeniyetin tohumunu atar:

“Bu plana karşı çıkıp zavallı yaratıkları yok olmaktan kurtaracak cesaret ve cüretkarlığa sahip olan tek kişi Prometheus'tur, çünkü onları eğitir, maddi ve manevi sefaletten kurtarır, hatta ölüm takıntısından bile kurtarır.”

Bu, Prometheus'u "sevdikleri için kendini feda eden Kurtarıcı" yapar.

 

Aiskhylos'un Prometheus'u, kibirli ifadelerle insanlığa bağışladığı tüm sanatları ve bilimleri listeler. Bu, Prometheus'u, Atina'nın dünyaya öğretmekle övündüğü medeniyetin başlatıcısı yapar:

Sayılan icatlar şunlardır:

Zihinsel Gelişim: Görmeden gören, duymadan duyan "cahil yaratıklardan" "zihinlerinin efendileri" olmaya geçiş.

Mimari ve Yaşam Alanı: Tuğla evler ve ahşap işçiliği.

Astronomi ve Takvim: Yıldızların doğuşu ve batışı (mevsimlerin ayırt edilmesi).

Matematik ve Yazı: Sayıların ve harflerin birleşimlerinin icadı.

Ulaşım: Hayvanların boyunduruk altına alınması (at ve vahşi hayvanlar) ve denizde seyahat edilen araçların icadı.

Tıp: Tüm hastalıkları uzaklaştıran yatıştırıcı ilaçların karıştırılması.

Kehanet: Rüyalar, alametler, kurban edilen hayvanların iç organları ve ateşli işaretlerin yorumlanması.

Madenler: Yeraltında gizlenmiş bronz, demir, gümüş ve altının keşfi.

 

Neden insanlara olan sevgisini, efsanelerin bazen insan ırkının yaratıcısı olarak gördüğü kişide, gerçek bir babacan kaygı olarak sunmamıştır?

Yaratıcı baba rolü, ilk kez Ezop ve daha sonra Filemon ile Menander gibi MÖ 4. yüzyıl komedi yazarlarında kesin olarak ortaya çıkar.

Filemon'a göre Prometheus, insanları ve hayvanları topraktan yaratmıştır; Menander ise kadını yarattığı için hak ettiği cezayı onaylar ve tanrıların bu kusurundan dolayı duyduğu kızgınlığı açıklar.

 

Bölüm III

Ateşin kaçırılması

Mecone olayı, Teogonia'da, tanrıya yapılan ilk kurbanın öyküsüdür; kaba kötülüğüyle, başlatıcısı her zaman Prometheus olarak kabul edilecek olan kurbanın etiyolojik bir efsanesini oluşturur.

Prometheus, kurbanın bölüşümünde Zeus'u kasten kandırarak etin büyük ve iyi kısmını insanlara, yağ tabakasıyla kaplı kemikleri ise tanrılara ayırır. Bu durum, ölümlüler ve ölümsüzler arasındaki eşitsizliğin ve kurbandaki insanların lehine olan eğilimin nedenini açıklar.

 

Prometheus'un cezası ve serbest bırakılması

Hesiodos'un Teogonia'sında, Prometheus'un cezası açıkça tanımlanır ve kurtuluşu, Zeus'un onayladığı bir şan kaynağı olarak sunulur.

Ve tanrı kurnaz Prometheus'u bir sütunun ortasına bağladı acı verici ve çözülmez bağlarla, ona ölümsüz ciğerini kemirecek, geceleri açık kanatlı kuşun bütün gün yediği kadar büyüyecek geniş kanatlı bir kartal gönderdim.

Ancak, yakışıklı Alkmene'nin kudretli oğlu Herakles, İapetionluyu bu korkunç beladan kurtardı ve sıkıntılarına son verdi. Ancak, yücelerde hüküm süren Olimposlu Zeus'un onayı olmadan, Teb doğumlu Herakles'in şanı bereketli topraklarda artacaktı.

 

Aiskhylos'un Prometheus üçlemesinde, Prometheus'un işkencesi iki farklı unsur içerir ve bir ara sınav olarak yeraltı cezasını da kapsar.

Yeryüzü Cezası: Hesiodos'un cezasına benzer, ancak sütun yerine bir dağ zirvesi (önce İskit topraklarında, daha sonra Kafkasya'da) kullanılmıştır. Kartal şöleni, bu aşamanın ağırlaştırıcı bir unsurudur.

Yeraltı Cezası: Aiskhylos'un Prometheus Bağlı eserinde Prometheus şöyle der: “Keşke Zeus beni ölülerin bulunduğu Hades'in çok aşağılarına, anlaşılmaz Tartarus'a, yerin altına atsaydı!”

Öncelikle Baba bu uçurumu gök gürültüsü ve şimşekle parçalayacak ve bedenini içine saklayacak: taştan bir kucaklama seni gücüyle saracak ve ancak uzun bir zaman geçtikten sonra ışığa geri dönebileceksin. Yeraltı azabı, Aiskhylos'ta Zeus'un iradesiyle sona erer ve Prometheus kartal ziyafeti için ışığa çıkarılır.

Chiron Geleneği (Miniad Döngüsü): Bu eski yeraltı cezası versiyonunda, Tartarus avını bir takas olmadan serbest bırakmazdı. Prometheus'un özgür kalabilmesi için, sentor Chiron gönüllü olarak onun yerine Yeraltı Dünyası'na inmeyi kabul etmiştir. Chiron, tedavi edilemez bir hastalıkla işkence görüyordu ve acı dolu bir ölümsüzlükten bıkmıştı.

Chiron'un müdahalesi, Tartarus'taki işkenceye değil, kartalın işkencesine atıfta bulunuyor gibi görünmektedir.

 

Vaat Edilen Toprakların Oluşturucu Unsurları

Aiskhylos, Zeus-Prometheus çatışmasının temel gerçeğini Hesiodos'tan alsa da, insanlığın ve Prometheus'un rolünü tamamen tersine çevirir.

 

Aiskhylos, cezayı Hesiodos'taki tek bir eylem yerine üç ardışık aşamada çözer, böylece dramatik ilerlemeyi sağlar:

Birinci Aşama (Prometheus Zincire Vurulmuş): Prometheus, İskitya'da bir kayaya zincirlenir.

İkinci Aşama (Ara Sınav): Dramanın sonunda, Zeus'un iradesiyle yeraltı derinliklerine (Tartarus'a) bırakılır (destansı döngüden alınan bir tema).

Üçüncü Aşama (Prometheus Serbest Bırakılmış): Gelecekte, bu sefer Kafkasya'da yeni bir zincirleme ve yiyip bitiren kartalın ağırlaştırıcı durumu haber verilir.

 

Her iki şair de kurtuluşun Herakles tarafından gerçekleşeceğini kabul eder. Ancak Hesiodos'ta bu, Zeus'un rızasıyla gerçekleşirken, Aiskhylos'un Zincire Vurulmuş Prometheus eserinde, kartalın düşürülmesinin Zeus'un önceden izni olmadan gerçekleştiği varsayılır.

 

Eserin sonunda, daha az intikamcı ve Dünya'nın efendisine daha layık duygulara sahip bir Zeus ortaya çıkar. Bu, Zeus'un Kronos'a tazminat sunması ve zincirlerinden kurtulan Titanlara (koroyu oluşturanlar) af bahşetmesiyle kanıtlanır. Bu ilahiyat karakterinin arınması, Orfik veya Pisagorcu öğretilere yakın görünmektedir.

 

Aiskhylos'un daha önceki eserleri, bu büyük üçlemenin unsurlarını içermektedir:

 

Danaides Üçlemesi (~490): Bu eserde, Hypermestra, babasının emrine karşı gelerek kuzenini öldürmez ve böylece Herakles'in doğacağı kraliyet soyunun temelini atar. Şairin burada, Herakles'in gelecekteki başarısını ve doğal olarak Prometheus'un kurtuluşunu düşünmüş olması muhtemeldir.

 

Sfenks (Hiciv Draması, 467): Bu dramada Prometheus'a bir gönderme yapılır: "Prometheus'a göre taç, kadim taç, bağların en iyisidir." Bu, Prometheus'un özgürlüğe kavuştuğunda, katlandığı bağların bir anısı olarak hasır bir çelenk takması geleneğine atıfta bulunur.

 

Prometheus Pyrkaeus (472): Didascalia'da adı geçen bu eser, hicivsel bir dramaydı ve "ateş çakmağı" anlamına geliyordu. Teması, yeryüzünde ateşin ortaya çıkışının mizahi sonuçlarıyla ilgiliydi. Satirler, ateşi genç bir ephebe sanıp yaklaştılar ve sakallarını yaktılar. Bu, Aiskhylos'un aynı efsaneye hem mizahi hem de daha sonra derin bir dramatik açıdan yaklaştığını gösterir.

 

Bölüm IV

Aiskhylos'un düşüncesi Prometheus Bağlı

Eleştirmenler, Zeus'un eylemlerinin arkasında daha yüce bir akıl olduğunu savunur:

Düzenin Şampiyonu: Zeus, salt şiddetin saltanatından başka bir şeyi temsil etmeyen Kronos ve Titanlarla savaşmıştır. Themis ve Prometheus bile başlangıçta onun tarafında yer almıştı.

İnsanlığa Karşı Eylem: İnsanlığı yok etme isteği, gelişinden önceki her şeye karşı bir tutku hareketi olsa da, aynı zamanda dünyanın genel düzenini ilgilendiren yüce aklının bir hükmüydü. Amaç, bu ayaktakımının yerini daha iyi ve daha mutlu, Zeus'un uyumuna daha layık bir insanlık almasıydı.

Geleceğin Güvencesi: İo ile olan aşk ilişkisi, bencil bir tutku gibi görünse de, gelecekte Prometheus'un kurtarıcısı Herakles'in doğacağı kraliyet soyunun temelini atar.

 

Prometheus, "ilerigörüşsüz, tutkulu bir adam" olarak resmedilse de, eylemlerinin arkasında fedakârlık, cesaret ve irade vardır.

Kurtarıcı Eylem: Prometheus, "iyi olduğuna inandığı şeyi" yaparak "tüm iyiliğin kökeninde" yer alır. O, "gönüllü olarak ve neyi riske attığının tam bilincinde olarak" kendini feda etmiştir.

Haksız Ceza: Cezası, "özünde asil, iyilik ve merhamet dolu bir eylemin aşırı bedeli" olduğu için meşru bir öfke duyar. İnlediği şey acıdan çok, "bir tanrı olarak onurunu zedeleyen bu aşağılanmadır."

İtaatsizlik Sembolü: O, "alevlenen bir iradenin sembolüdür" ve "kendisini mahkûm eden cellâda hiçbir tavizi kurtuluşunun bedeli olarak kabul etmez." Son itirazı: Görüyor musun, ne kötülükler çekiyorum, şairin seyirci ruhuna kazımak istediği bir sestir.

 

Zaman her şeyi öğretiyor, yaşlandıkça

Zeus'un Yükselişi: Zincire Vurulmuş Prometheus'taki "huzursuzluğu zalim içgüdüleri besleyen" Zeus, zamanla değişerek "muzaffer ve adil Zeus'un" ortaya çıkacağı bir dönüşüm geçirir. Bu, ilahi olanın Platon'dan çok önce Yunan dinsel düşüncesinde yaşadığı bir arınmaya karşılık gelir.

Nihai Uyum: Zeus, nihayet fethedilen sağduyunun egemen dinginliğinde (bilgelikte) Prometheus ile birleşecektir. Zeus, "kendi kendini nasıl yeneceğini bilen Zeus" olarak üstün bir konuma yükselir; adalet, bilgelik ve ılımlılık (Moîra ile mükemmel bir uyum) ile hükmeder.

Acı Deneyimle Öğretim: Şair, bu sert yasanın hem Zeus hem de Prometheus için geçerli olduğunu ima eder. İkisi de bu süreçten geçerek bilgelikte birleşecektir ve "bundan böyle onun adil yasasına boyun eğecekleri" bir "uyumun" yaratıcısı olacaktır.

 

Bir üçlemenin varlığı

W. Schmid gibi bazı eleştirmenler, Zincire Vurulmuş Prometheus'un, Zeus'un karakteri, Prometheus'un "sofist" ve "sızlanan" tasviri, üslup farklılıkları ve dramatik eylemin zayıflığı gibi nedenlerle Aiskhylos'a ait olmadığını savunmuştur.

Schmid'in İddiası

Eser, M.Ö. 5. yüzyılın sonlarına aittir, Aiskhylos'un değil.

Zalim Zeus, Aiskhylos'un dindar karakterine uymaz.

 

Schmid, eserin Aiskhylos'a atfedilemeyecek kadar sofist ve demokratik eğilimler taşıdığını ileri sürse de, bu durum eserin Atina kültürüyle derin bağlarını gösterir.

 

Prometheus, "ilerlemeden, sanayi ve teknoloji fetihlerinden" duyulan gururu simgeler.

 

Özetle, Zincire Vurulmuş Prometheus, Aiskhylos'un elinden çıkmış bir eserdir ve sadece kişisel bir haksızlığın draması değil, aynı zamanda ilahi düzenin adalet ve bilgelik yolunda evrimini inceleyen derin bir teolojik ve ahlaki tablonun girişidir.

 

Üçlemenin kompozisyonu

Aiskhylos'un Prometheus üçlemesinin şu oyunlardan oluştuğu genel kabul görmektedir:

Prometheus Desmotes - Zincire Vurulmuş Prometheus (Günümüze ulaşan tek parça).

Prometheus Lyomenos - Serbest Bırakılmış Prometheus (Kayıp).

Prometheus Pyrphoros - Ateş Getiren Prometheus (Kayıp).

 

Tartışma, Pyrphoros'un üçlemedeki sırası üzerinedir:

Hipotez 1 (Welcker/Valgimigli): Pyrphoros, ilk dramadır. Konusu, Prometheus'un hatası olan ateşin çalınması ve Zeus'un insanlığı yok etme planına karşı çıkışını içerir.

Hipotez 2 (Hakim Görüş): Pyrphoros, üçüncü ve son dramadır.

 

Prometheus Zincire Vurulmuş (Desmotes), "giriş niteliğindeki bir parçanın belirgin havasına sahip" olup, cezadan önceki tüm detaylar (ateşin çalınması dahil) hakkında oldukça yeterli bir anlayış sağlar. Başka bir giriş dramasına ihtiyaç duyulmaz.

 

Pyrphoros terimi, "ateş çalan veya getiren" anlamına gelmez. Daha çok, "ateş taşıyan," yani elinde meşale taşıyan kişi anlamına gelir.

 

Hakim görüşe göre, üçlemenin sırası şöyledir:

Prometheus Desmotes (Zincire Vurulmuş): Suç ve cezanın başlangıcı.

Prometheus Lyomenos (Serbest Bırakılmış): Herakles'in müdahalesi ve Zeus ile uzlaşmaya giden süreç.

Prometheus Pyrphoros (Ateş Getiren): Zeus ile uzlaşmanın mühürlenmesi, Prometheus'un Attika dinine kabulü ve Atina'da Prometheus kültünün kuruluşu.

 

Aiskhylos'un eserleri zamana karşı yenilmiş olsa da, hayatta kalan küçük parçalar ve yorumlar, Prometheus üçlemesinin büyüklüğünü ve karmaşıklığını anlamak için yeterli kanıt sağlamaktadır.

 

Vaat Edilen Topraklar veya Promethean Üçlemesi

Aiskhylos'un Prometheus üçlemesinin son iki oyunu olan Prometheus Lyomenos (Serbest Bırakılmış Prometheus) ve Prometheus Pyrphoros (Ateş Getiren Prometheus) kayıp olsa da, elimizdeki fragmanlar ve antik yorumlar, onların dramatik akışını ve nihai teolojik çözümü yeniden inşa etmemize olanak tanır.

 

Prometheus Lyomenos (Serbest Bırakılmış Prometheus)

Lyomenos, cezanın şiddetlenmesi ve ardından kurtuluşun gerçekleştiği dramanın doruk noktasıdır.

 

Zamanın Etkisi: Tartarus'a atılmanın ve Kafkasya'da zincirlenmenin üzerinden yüzyıllar geçmiştir. Prometheus, artık inatçı asi değil, acıdan yorulmuş ve ölümü arzulayan bir figürdür.

 

Koro: Yeni koroyu, Zeus'un affettiği Titanlar oluşturur. Onlar, cezası devam eden kardeşlerine sempati göstermek, Zeus'un merhametini övmek ve boyun eğme yönünde akıllıca tavsiyelerde bulunmak için gelirler.

 

Prometheus'un Konuşması: Artık gururlu sese sahip inatçı adam değildir; Latince çevirisi korunan konuşmasında, enerjisinin tükendiği görülür. Ölümü arzular ve Zeus'un bunu reddetmesinden dolayı umutsuzluğa kapılır:

“Ölmek için yanıp tutuşan bir arzuyla, dertlerime bir son arıyorum, | ama Jüpiter'in iradesi ölümü benden uzak tutuyor.”

 

Ge'nin Arabuluculuğu: İlk dramada da çağrılan annesi Ge (Toprak), muhtemelen bu dramada arabuluculuk yaparak Prometheus ve Zeus arasında uzlaşma koşullarını hazırlar.

 

Kurtuluş sahnesi (Lysis), oyunun doruk noktasıdır:

 

Kartalın Düşürülmesi: Herakles, yay ve oklarla donanmış bir savaşçı olarak sahneye çıkar. O, "kötülükleri yok eden" (kakokos) cömert içgüdüsüyle hareket ederek "Zeus'un kanatlı köpeği" olan kanlı kartalı devirir.

 

Kehanet ve Öğütler: Prometheus, kurtarıcısına (Herakles'e) gelecekteki seferlerini ve büyük işlerini duyurur. Bu kehanetler, Desmotes'un doğu/güney tanımlamalarını tamamlar şekilde, kuzey ve batıdaki maceraları içerir (İskitler, Ligurya, Altın Elmalar için Atlas'a giden yol).

 

Zincirlerin Kırılması ve Fidye: Herakles, muhtemelen babası Zeus'un itibarını koruyacak şekilde, tam bir kurtuluş için gereken itaat taahhütlerini aldıktan sonra zincirleri kırar.

 

Sembolik Bağlar: Kurtulan Prometheus, alnına hasır bir taç koymayı ve parmağına taş işlenmiş bir demir yüzük takmayı kabul ederek sembolik bir tazminat bağı oluşturur. Bu, geçmiş işkencesinin bir anısıdır.

 

Chiron'un Fidyelenmesi: Zeus'un, Prometheus'un yerine Hades'e inmeye gönüllü olacak bir tanrı bulması şartı bu dramada yerine getirilir. Sentor Chiron, Herakles'in kazara açtığı iyileşmez bir yaradan bıkmış bir ölümsüz olarak, Prometheus'un özgür kalması için kendini feda etmeyi kabul eder.

 

Uzlaşma: Zeus'un itibarının ve Prometheus'un onurunun korunduğu bu eylemlerle, dramanın sonunda Zeus ile tam bir barışma gerçekleşir.

 

Prometheus Pyrphoros (Ateş Getiren Prometheus)

Pyrphoros (Ateş Taşıyan), üçlemenin son ve en ritüelistik unsurudur.

 

Bu drama, Zeus'la uzlaşmanın etkisini ve sembolünü gösterir.

 

Unvanın Anlamı: Pyrphoros, "ateş taşıyıcısı" anlamıyla, geçici bir eylemi değil, istikrarlı bir işlevi ifade eder. Bu, Atina'da Prometheus kültünün koruyucusu olan tanrının normal niteliğidir.

 

Kültün Kuruluşu: Tıpkı Orestia'nın Eumenides'te Atina'da Eumenides kültünün kuruluşuyla sona ermesi gibi, Pyrphoros'un teması da Attika'da Prometheus kültünün kuruluşu olması muhtemeldir.

 

Prometheus, nihayetinde bir "uyumun" parçası olur; isyankar titan değil, Zeus'un tam onayıyla insanlara faydalı eylemlerini gerçekleştiren bir tanrı olarak onurlandırılır.

 

Athena'nın Rolü: Akıl sağlığı, tedbir ve özen tanrıçası Athena'ya önemli bir rol verilmiş olması muhtemeldir. O, yeni kültü kabul eden şehrin koruyucusu ve Prometheus'u kendi kutsal alanında (Akademi ve Ceramico) karşılayan tanrıçadır.

 

Üçleme, dinsel ve ahlaki bir zirve ile sonuçlanır.

Zeus'un Yükselişi: Militan Zeus, bilgelik ve adalet için muzaffer Zeus'a yükselir.

Prometheus'un Dönüşümü: İsyankar Prometheus, daha ılımlı duygulara ve dolayısıyla daha değerli bir tanrıya dönüşür.

 

Şair, bu üçlemede "aşırılıktan ve onun acımasız şiddetinden, ölçülülüğün, özdenetimin her yerde, hatta cennette bile gerekli erdemler olduğunun farkına varıldığı acı dolu okulu" kutlar. İnsanlara ve tanrılara "bilge ılımlılığa" (sophrosyne) sabırla çıraklık etmeleri gerektiğini öğretir.

 

Aiskhylos'tan sonra Prometheus

Aiskhylos, Prometheus figürüne odaklanan en önemli yazardır

Aiskhylos'un ilham aldığı Attika övgüsü, ikincil ve yerel bir külttü; Yunanistan'ın başka hiçbir yerinde eşdeğeri yoktu. Lucian, haklı olarak Prometheus'un tek bir tapınağının olmadığını söyleyecek kadar ileri gitmiştir.

 

Aiskhylos'un yaratısı, Yunan tiyatrosunda yaygın olan taklit ruhunun kanatlarını kırmış gibi görünüyor. Yunanistan'da bildiğimiz kadarıyla hiçbir şair bu konuyu tekrar ele almamıştır.

Sofokles: Ünlü Prometheus merhemine atıfta bulunarak (parekbasi), kartalın kanından elde edilen ve kişiyi yenilmez yapan bir kök özünden bahsetmiştir.

 

Rodoslu Apollonius: Argonauticas eserinde bu merhem fikrini kullanmış ve kartalın yaklaşmasıyla ilgili detaylarda Aiskhylos'tan esinlenmiştir.

 

Euripides: Fenikeliler eserinde, Tydeus'un kalkanına kazınmış meşale taşıyan bir Prometheus figürünü hayal etmiştir.

 

Platon, Protagoras'taki ünlü mitolojisinde ateş hırsızlığı temasını çağrıştırır, ancak bunu Aiskhylos'unkinden tamamen bağımsız bir bağlamda yapar.

 

Prometheus ve Epimetheus'a tüm canlılar arasında nitelikleri dağıtma görevi verilir. Epimetheus'un hatası nedeniyle, Prometheus insanlara "ateşle birlikte Hephaestus ve Athena'nın zanaatını" çalarak sefaletten kurtarır.

 

Platon'un miti, hırsızlık yoluyla yaratıkları "ilahi kadere" ortak ederek insan ruhunu din ve tanrıların düşüncesine yönelten manevi bir unsur anlayışını ifade eder.

 

Aristophanes (Kuşlar): Prometheus'u komik bir atmosfere geri döndürmüştür. Zeus'tan kaçınmak için şemsiyesi ve başlığı altında saklanarak korku içinde içeri girdiği bir sahnede göstermiştir.

 

Lucian, Tanrıların Diyalogları ve Prometheus veya Kafkaslar adlı iki farsında, Prometheus'un Zeus'a karşı hicivsel bir savunmasını sunar.


Sir James G. Frazer - Ateşin Kökenine Dair Mitolojiler - Notlar

Sir James G. Frazer - Ateşin Kökenine Dair Mitler - Notlar

Myths of the Origin of Fire, Routledge, New York, 1996

 


Önsöz

Her yanımız gizemlerle çevriliyken, onları gizliyor gibi görünen perdeyi kaldırmak için yenilmez bir içgüdüyle hareket ederiz.

 

…eksiksiz bir felsefe ve hatta bilim tarihi, mitolojinin bir anlatımıyla başlamalıdır.

8 Aralık 1929

 

Giriş

Tüm insan icatları arasında, ateş yakma yönteminin keşfi muhtemelen en önemli ve en kapsamlı olanı olmuştur.

 

Mitoslar, açıklamaya çalıştıkları gerçekleri açıklamasalar da, onları icat eden veya onlara inanan insanların zihinsel durumuna (psikolojisine) ışık tutarlar.

 

Burada sunduğum şey yalnızca bir ön inceleme veya Bacon'ın ilk hasat olarak adlandırabileceği şey olarak değerlendirilmelidir.

 

Tasmanya'da Yangının Kökeni

Tazmanya'daki Oyster Bay kabilesinin anlattığı bu hikâye, ateşi iki göksel figürle ilişkilendirir ve dört ana aşamadan oluşur:

1. Ateşin Gelişi (İki Siyah Adam)

Kabilenin ataları başlangıçta ateşe sahip değildi.

İki siyah adam (sonradan Castor ve Pollux yıldızlarıyla özdeşleştirilen) bir tepenin eteğinde uyudu ve tepenin zirvesinde görüldü.

Bu adamlar, tepeden kabilenin üzerine bir yıldız gibi ateş attılar.

İnsanlar önce korkup kaçtı, sonra geri dönüp odunla ateş yakmayı öğrendiler. O günden sonra ateş kaybolmadı.

İki siyah adam, berrak gecede bulutların içinde, iki yıldız gibi görülmektedir.

 

2. Lowanna'ların Öldürülmesi (Vatoz Miti)

Kadınlar (Lowanna): İki kadın, sadakatsiz kocaları tarafından terk edildikleri için üzgün ve asık suratlıydı.

Midyelerin bol olduğu kayalık bir kıyıda kerevit ararlarken, büyük, uzun mızraklı bir vatoz (ray-fish) kayanın oyuğundan çıktı ve kadınları mızrağıyla delerek öldürdü ve götürdü.

 

3. Diriltme (Karıncalar ve Ateş)

İki siyah adam vatozla savaşıp onu öldürdü. Kadınlar ölmüş durumdaydı.

Siyah adamlar ateş yaktılar, kadınları ateşin iki yanına koydular. Ardından, mavi karıncaları (puggany eptietta) arayıp kadınların göğüslerinin üzerine koydular.

Karıncalar şiddetle ve yoğun bir şekilde ısırdılar, bunun üzerine kadınlar canlandılar ve yeniden yaşamaya başladılar.

 

4. Geri Dönüş

Canlanmanın ardından yoğun ve karanlık bir sis (Maynentayana) çöktü.

İki siyah adam ve kadınlar, bu sisin içinden geçerek gözden kayboldular.

Onların yeri artık bulutların içindedir; berrak ve soğuk gecede görülen iki yıldız (Castor ve Pollux) onlardır.

 

Mit, ateşi doğrudan gökyüzünden, bir tepeden atılan "yıldız gibi" bir element olarak ilişkilendirir. Bu, ateşin ilahi veya göksel bir hediye olduğu inancını gösterir.

 

Hikâye sadece ateşin kökeniyle ilgili değildir; aynı zamanda ölüm ve yeniden canlanma temasını da içerir. Kadınların diriltilmesi, hayat verici gücün ateşe, belki de şifalı karıncaların acısıyla birleşerek (ritüel acı) geri döndüğünü gösterir.

 

Avustralya'da Ateşin Kökeni

Avustralya Aborjinlerinin ateşin kökenine dair anlatılan çeşitli mitleri anlatılıyor.

Bu mitlerin ana teması, başlangıçta ateşi tekelinde tutan bencil bir karga veya kadın figüründen, kuş şeklindeki bir kahraman aracılığıyla ateşin çalınmasıdır.

 

Küçük bir bandicoot ateşi meşalesinde kıskançlıkla saklardı. Diğer hayvanlar (Şahin ve Güvercin) onu almaya çalıştı. Bandicoot ateşi suya atmaya yeltendi, ancak keskin gözlü Şahin havada yakalayıp kuru otlara fırlattı ve yangın çıkardı.

 

Benzer bir hikâyede, su faresi (Ngwoorangbin) ateşi korur. Küçük bir şahin (Kira), sudan çıkan bir kıvılcımı yakalar ve bir yangın çıkararak ateşi herkese ulaştırır.

 

Mar adında bir adam ateşi tüy tutamının altında saklar. Prite adında bir genç hileyle onu gözetler ve ateşi nasıl çıkardığını öğrenir.

Mar'ın ateşi çalındıktan sonra çıkan kavgada, kahramanlar hayvanlara dönüşür:

Quartang (iri yarı adam) - Gülen Eşek Kuşu (kanadının altında darbe iziyle).

Tatkanna (küçük çocuk) - Kızılgerdan (göğsündeki kırmızı lekeyle).

Mar (ateşin sahibi) - Kakadu (başındaki sorgucun altındaki çıplak nokta ateşi sakladığı yerdir).

Kounterbull (iri ve şişman adam) - Balina (boynundaki mızrak yarasından su fışkırtan).

 

Bir fırtına sırasında şimşek, kuru otları tutuşturdu ve ölü kanguruları kavurdu. İnsanlar pişmiş etin daha lezzetli olduğunu fark etti. Yaşlı bir kadın, sürekli bir ateş çubuğu taşıyarak ateşi muhafaza etmeye atandı.

 

Bir adam, bir mızrağı ipe bağlayıp bulutlara fırlattı, ipe tırmandı ve Güneş'ten yeryüzüne ateş indirdi.

 

Torres Boğazı Adaları ve Yeni Gine'deki Yangının Kökeni

Torres Boğazı Adaları Miti: Bu hikâye, Nagir Adası'nda yaşayan yaşlı, altı parmaklı bir kadın olan Serkar'ın (veya Sarkar) ateşi nasıl sakladığına odaklanır.

Serkar, ateşi sağ elinin başparmağı ile işaret parmağı arasında bulunan altıncı parmağında tutuyordu. Odunu parmağının altına koyarak ateşi yakıyordu.

Moa'daki tüm hayvanlar (yılan, kurbağa, çeşitli kertenkeleler) ateşi çalmak için yüzmeye çalıştı ama başarısız oldu.

Pençe adlı Uzun Boyunlu Kertenkele, boynunun yardımıyla dalgaları aşıp Nagir'e ulaştı.

Kertenkele, Serkar'ın yokluğunda ateşi bulamadı. Ayrılma vakti geldiğinde, Serkar'dan el sıkışmak için sağ elini (ateşin olduğu el) istedi. Serkar'ın uzattığı eli ısırdı/kesti (bambu bıçağıyla) ve ateşi alarak Moa'ya döndü.

Tüm ağaçlar (bambu, ebegümeci vb.) ateşi kertenkeleden aldı ve o zamandan beri sürtünmeyle ateş çıkarma gücünü koruyorlar.

Serkar altıncı parmağını kaybetti; o zamandan beri erkeklerin de sadece beş parmağı var. Başparmak ile işaret parmağı arasındaki geniş boşluk, kayıp parmağın yeridir.

 

Kiwai Adası (Fly Nehri ağzı) ve çevresindeki mitlerde odak, genellikle kuşlar veya köpeklerdir.

 

Timsah ve Reis Miti (Mawatta): Yerliler, ağzında ateşle yemek pişiren bir timsah gördüler. Hasta reisleri iyileşip Yeni Gine kıyısına yüzdü ve ateşi ot yakan bir kadından çalıp Mabuiag ve Tutu adaları üzerinden Mawatta'ya getirdi.

 

Hayvanlar (yılan, bandicoot, kanguru vb.) Taulu'dan ateş getirmede başarısız olur. Köpek başarılı olur, yanan bir meşaleyi kapar ve yüzer. Kıskanan diğer hayvanlar kaçar, bu da köpek ile diğerleri arasındaki düşmanlığı açıklar.

 

Rüya ve Yay/Kiriş (Kiwai): Bir Gururu/Glulu adamı, rüyasında bir ruhtan "Yayının içinde ateş var" talimatını alır. Yayın kirişini bıçak gibi kullanarak tahtaya sürtünür ve sürtünmenin ısısıyla ateşi keşfeder.

 

Purari Deltası Miti (Aua Maku ve Kauu):

Aua Maku ve kardeşi Biai, devasa bir saho ağacına tırmanarak gökyüzüne çıkar ve orada bir ev inşa ederler.

Kaimari halkının ateşi yoktur, yiyeceklerini çiğ veya güneşte kurutarak yerler.

Aua Maku'nun bakire kızı Kauu, yeryüzünden yakışıklı Maiku'yu görür ve onunla evlenmek için gök gürültüsü gibi aşağı iner.

Kauu, çiğ yengeçleri yiyemez ve tiksintiden hastalanır.

Aua Maku, kızının durumunu görünce üzülür ve gökyüzünden "Ay" adlı ağacın için için yanan bir odun parçasını (bazılarına göre Baston adlı ağacı) indirerek ateşi bahşeder.

Kauu, halka ateş yakmayı ve yemek pişirmeyi öğretir.

Efsanede adı geçen "uykucu" (djelwuk veya Baston) ağacının, yerliler tarafından "çubuk ve oluk" (fire-plough) yöntemiyle ateş yakmak için kullanılması, mit ve pratik arasındaki bağı gösterir.

 

Marind-Anim Miti:

Uaba (erkek) ve karısı Ualiuamb (kadın), bir ruh tarafından şiddetle kucaklanıp sallanır. İki bedenin sürtünmesinden duman ve alevler çıkar.

Bu olay, hem ateşin hem de iki tahta parçasının sürtünmesiyle ateş yakılan ateş matkabının (fire-drill)

Kadın (Ualiuamb), duman ve isten dolayı siyah tüylü olan bir devekuşu ve leylek doğurur (Deveykuşunun kursağı ve leyleğin ayakları yanık nedeniyle kırmızıdır). Yangın, insanların saçlarını yakıp kelliğe neden olur; deniz kıyısındaki yengeçler kızarır.

 

Melanezya'da Ateşin Kökeni

Admiralty Adaları Miti: Bu mit, ateşin gökten inen kuşlar tarafından getirildiğini ve kahramanların fiziksel özelliklerinin bu olayla açıklandığını anlatır.

Bir kadın, gökten ateş getirmeleri için Deniz Kartalı ve Sığırcık'ı gönderir.

Balık Kartalı ateşi alır, ancak Sığırcık onu ensesinde taşır.

Rüzgar, ateşi üfleyerek Sığırcık'ı yakar. Bu yüzden Sığırcık küçülmüş (yanan bir şeyin küçülmesini simgelerken), Balık Kartalı ise büyük kalmıştır.

 

Trobriand Adaları Miti: Bu mit, ateşin kaynağını, güneşi ve ayı doğuran mitolojik bir kadın figürüne bağlar ve ateşi vücudunda saklayan kadın motifini yineler.

Bir kadın önce Güneş'i, sonra Ay'ı doğurur. Ardından ateşi de doğurur ve onu saklar.

Abla, ateşi bacaklarının arasından çıkarıp yiyeceğini pişirirken, küçük kız kardeşi yiyeceğini çiğ yer ve öksürür.

Küçük kız kardeş ablasını gizlice izler ve sırrı öğrenir. Ablası sırrı saklamasını istese de (halkın ateşi ücretsiz almamasını sağlamak için), küçük kız kardeş ateşi Damekuia ağacına koyar ve her şeyi alevlendirir, böylece ateşi halka açar.

 

D'Entrecasteaux (Wagifa) Miti: Bu mit, ateşi taşıyan hayvan motifinin bir varyasyonudur ve başarısız denemeler ile ilişkilidir.

Galualua adında bir köpek, Kukuya'dan (boğazın karşısı) dumanı görür.

Ateşi önce kuyruğuna, sonra sırtına bağlarlar, ancak yüzerken su ateşi iki kez söndürür.

Üçüncü denemede köpek ateşi başına bağlar ve başarılı bir şekilde Wagifa'ya getirir.

Ateş daha sonra taşa dönüşür ve köpekler bir mağaraya girer, bazen akşamları havlayarak dışarı çıkarlar.

 

Solomon Adaları Miti: Solomon Adaları, ateşi getiren küçük bir kuş ve yaratıcının doğrudan müdahalesi olmak üzere iki farklı köken sunar. 

Buin halkı, ateşin olduğu Alu'dan ateş istemiştir. Diğerlerinin şüphelerine rağmen, küçük bir kuş (Tegerika'yı örtbas ederdim) ateşi getirebileceğini söyler, Alu'ya uçar ve halkın iki tahta parçasını sürterek ateş yaktığını öğrenir ve bunu Buin'e aktarır.

Yaratıcı Agunua (yılan formunda) bir adama bahçeciliği öğretir. Adam, hasadın çiğ yenmesinin zorluğundan şikayet edince, Yaratıcı ona kendi asasını verir ve sürtmesini söyler. Bu, ateşin ve yemek pişirme sanatının kökenidir.

 

Yeni Hebridler (Malekula) Miti: Bu mit, ateşi bir tesadüf eseri yapılan teknolojik bir keşif olarak sunar.

Bir kadın, küçük oğlunu eğlendirmek için bir çubukla kuru bir odun parçasını sürter.

Sürtünme sonucu duman ve alev çıktığını görünce şaşırır ve yemeği pişirmenin daha iyi olduğunu keşfeder. Bu, ateşin kullanımının başlangıcıdır.

 

Yeni Britanya Miti: Bu hikaye, ateş yakma sırrının, bir Gizli Cemiyet tarafından erkekler arasında kıskançlıkla nasıl saklandığını ve bir köpek tarafından nasıl ifşa edildiğini anlatır.

Ateş yakma yöntemi, inisiye olmuş (erkek) halk tarafından kadınlardan ve ergin olmayanlardan gizlenir.

Aç bir köpek, kadınların yanına gider ve onlara Gizli Cemiyet'in arazisinde gördüğü şeyi yapacağını söyler.

Köpek, tahta parçalarını dişleriyle kırıp kadınlara verir ve tahtayı sürterek ateş yakar.

İnisiye olmuş erkekler sırrın açığa çıkmasına sinirlenirler ve köpeğe bir daha konuşmaması için büyü yaparlar.

 

Ontong Java Miti: Bu Polinezya'ya benzer kültürde, ateş, deniz tanrısının oğlu olarak kişileştirilmiştir ve trajik bir hikaye ile açıklanır.

Ateş, deniz tanrısı Pa’eva'nın oğlu Ke Ahi'dir. Okyanusun dibinde yaşarlar.

Ke Ahi karaya çıkar ve dokunduğu her şeyi yakar. Kapa’ea adlı bir kadın onu bir sopayla öldürür.

Pa’eva intikam almak ister ancak Kapa'ea ile evlenir. Ke Ahi'nin ölümünü öğrendikten sonra, oğlunun ölüm aracı olan sopayı kucaklar ve Ke Ahi yeniden canlanır.

Ke Ahi denize geri dönmek istemez ve her su altına girdiğinde ölür, karaya çıktığında yeniden canlanır. Bu durum, suda ateş yakmanın imkansızlığını açıklar.

 

Polinezya ve Mikronezya'da Ateşin Kökeni

Yeni Zelanda (Maori) Miti:

Ateşin sahibi, Maui'nin atası olan ateş tanrıçası Mahu-ika'dır. Ateşi tırnaklarında saklamaktadır.

Maui, Mahu-ika'ya gidip ateş ister. Kadın, her seferinde bir tırnağını çıkarıp ona ateş olarak verir. Maui, ateşi sürekli söndürür ve yenisini ister.

Mahu-ika, kandırıldığını anlayınca öfkelenir ve kalan tek ayak başparmağı tırnağını çıkarıp yere atar. Tırnak, her şeyi alevlendiren büyük bir yangına neden olur.

Maui, yangından kaçmak için kartala dönüşür, ancak alevler onu takip eder. Boğulmak üzereyken, ataları olan rüzgâr ve fırtına tanrılarına yalvarır. Tawhiri-ma-tea, şiddetli yağmur göndererek yangını söndürür.

Mahu-ika, tüm ateş kaybolmadan önce, birkaç kıvılcımı belirli ağaçların (kaiko-mako, patete, totara, pukatea vb.) içine saklar. Bu ağaçlar, sürtünmeyle ateş çıkarılabilen ağaçlardır. Mit böylece, Maorilerin ateş yakmak için kullandığı odunların özelliklerini açıklar.

 

Tonga Adaları Miti

Ateş, yeraltı dünyası olan Lolofonua'da (Ölüler Diyarı) yaşamaktadır. Ateşin sahibi, Maui Atalonga'nın babası ve Kijikiji'nin büyükbabası olan Mauimotua'dır.

Babası Maui Atalonga (yeraltı tanrısı) Kijikiji'nin yaramazlığından çekindiği için onu yeraltına götürmez. Kijikiji, gizlice babasını takip eder ve Lolofonua'ya iner.

Kijikiji'ye ot temizlerken arkasına bakmaması söylenir, ancak o itaatsizlik eder ve her baktığında otlar yeniden büyür. Bu, yeraltı dünyasının bitki örtüsünün özelliklerini açıklar.

Kijikiji, tıpkı Maori mitinde olduğu gibi, büyükbabası Mauimotua'dan sürekli ateş ister ve ateşi söndürüp geri döner.

Mauimotua öfkelenir ve geriye kalan tek büyük meşaleyi almasını söyler. Kijikiji kolayca alır. Yaşlı adam güreşe davet eder, Kijikiji onu yerle bir eder ve Mauimotua'yı bayıltır/öldürür.

Maui Atalonga, babasını öldürdüğü için oğlunu öldürür, ancak Mauimotua uyanır ve Atalonga'ya, oğlunu "mutlu" ağacının yapraklarıyla örtmesini söyler ve Kijikiji hayata döner.

Yeryüzüne çıkarken Kijikiji, ateşi kuşağında gizlice taşır. Atalonga, duman ve ateş kokusunu alır ve ateşi söndürmek için şiddetli yağmur yağdırır. Kijikiji, ateşe tüm ağaçlara kaçmasını emreder.

Ateş tüm ağaçlara yayılır ve o zamandan beri Tongalılar iki çubuğu birbirine sürterek ateş elde ederler.

 

Niué ve Samoa Miti: ateşin yeraltından (deprem tanrısının ülkesi) çalınması temasını paylaşır ve Maui figürünün yerine Ti˓iti˓i (Samoa) veya bir baba-oğul ikilisi (Niué) geçer.

 

Mangaia/Rarotonga Miti

Maui, annesi Buataranga'nın (Ru'nun karısı) söylediği sihirli sözlerle kayayı açar ve yeraltı dünyasına (Avaiki) iner.

Maui, yeraltına inmek için Kırmızı Güvercin Akaotu'yu ödünç alır ve bazı versiyonlarda bir yusufçuğa dönüşüp kuşun sırtına biner.

Mangaia'da kör ateş tanrısı Mauike'nin evine, Rarotonga'da ise Kör Ina'nın (Büyükanne) evine gider.

Maui, büyükannesinin kör gözlerine $nonu$ (süt ağacı) elmasının parçalarını atarak onun görme yeteneğini geri kazandırır.

Maui, ateş tanrısı Mauike veya Tangaroa'dan aldığı yanan çubukları sürekli dereye atıp söndürür (gizemi öğrenme çabası).

En sonunda Mauike/Tangaroa, ateş yakmak için iki kuru çubuğu birbirine sürterek gizemi ortaya çıkarır.

Maui, Mauike'den ateşi aldıktan sonra, ateşi ebegümeci, gümüş ısırgan otu ve banayan ağacı gibi belirli ağaçlara yerleştirir. Maui, ateş yakmanın etkili olması için ateş tanrısının şarkısının (sihirli sözler) söylenmesi gerektiğini öğretir.

Ateş çıkarma sırrı açığa çıkarken, Maui alttaki çubuğu tutan sumru kuşunun gözlerinin iki yanına yanan çubuğu dayar ve kuşun gözlerinin yanında kalıcı siyah izler oluşur.

 

Rarotonga Efsanesi: Bu varyasyon, Maui'nin sadece ateşi çalmakla kalmayıp, aynı zamanda büyükbabasını öldürme ve diriltme temalarını ekler.

Maui, büyükbabası Tangaroa-tuimata'yı (Ateş Tanrısı) gökkuşağı kuşağını takıp uçmaya ikna eder. Maui, Tangaroa'dan daha alçaktan uçar ve kuşağını çekerek onu yere düşürür, bu da tanrının ölümüne neden olur.

Maui, Tangaroa'nın çürümüş kemiklerini bir hindistan cevizi kabuğuna koyar, sallar ve tanrıyı canlandırır, ancak onu sakat bırakır.

Maui, ailesine (Manuahifare ve Tongoifare) büyükbabasının ölümünü ve dirilişini gizler, ancak sonunda ailesi gerçeği öğrenir ve Maui üst dünyaya kaçar.

Maui, üst dünyaya kaçtıktan sonra kardeşlerine ateş yakma sırrını öğretir.

 

Markiz Adaları Efsanesi: Bu versiyon, Maui'nin kahramanlığını ve zekâsını, ateşin vücuttan çıktığı farklı bölgelerle ilişkilendirerek öne çıkarır

 

Hawaii Efsanesi: Hawaii miti, ateşi yeraltı tanrısından çalmak yerine, ateşin kaynağını farklı bir canlıya, (kanatlar kuşu) olarak adlandırılan bir kuşa bağlar

 

Gilbert Adaları Efsanesi:

Kahraman Te-Ika (Bakoa'nın oğlu, deniz tanrısı), ağzıyla bir güneş ışını yakalayıp koparır. Bu ışın, yakıcı bir sıcaklık yayar.

Işının sıcaklığı nedeniyle Te-Ika babası tarafından kovulur. Karaya çıkar ama yine ağaçları ve evleri yakar.

Karadaki efendi Tabakea, Te-Ika'yı güneş ışınıyla birlikte döverek küçük parçalara ayırır ve bu parçalar ülkeye dağılır.

Tabakea, Te-Ika'yı dövdüğü $ti$ ve $ren$ ağaçlarını birbirine sürterek ateş yakar. Böylece Te-Ika'nın bedeni ve güneş ışını, sonsuza dek ağaçların kalbine yerleşir.

 

Yap/Uap Efsanesi

Yalafath (Büyük Tanrı) gökten kızıl bir yıldırım düşürür ve bir pandanus ağacına çarpar.

Dessra (Gök Gürültüsü Tanrısı), pandanus'un dikenlerine takılır. Guaretin adlı bir kadın onu kurtarır. Tanrı, kadına kilden çömlek yapmayı öğretir ve ateşi sürtünmeyle yakma sırrını verir.

Ateş yakmak için sadece ebegümeci ağacının odununun kullanılması ve bu odunun deniz kabuğu bıçakları/baltalarıyla kesilmesi (demir veya çelikle temas ettirilmemesi) gerektiği tabusu konur.

 

Endonezya'da Ateşin Kökeni

Orta Celebes (Toradyalar) Efsanesi

Toradyalar, Yaratıcı'nın taştan figürlere rüzgâr üfleyerek ilk insanları yarattığını söyler. Ateşin kaybından sonra göğe çıkıp tanrılardan ateş çalmak, merkezi temadır.

tamboya (böcek/at sineği): İnsanlığın elçisi. Tanrılar ona gözlerini kapatmasını emreder. Ancak böceğin koltuk altlarında gizli gözleri vardır.

Böcek, bu gizli gözlerle tanrıların ateşi çakmak taşı (flint) ve doğrama bıçağıyla (çelik/demir) vurarak (veya iki bambuyu birbirine sürterek) nasıl yaktığını görür.

Bu efsane, Toradyaların uyguladığı çakmak taşı ve çelikle ateş yakma yönteminin (veya bambu sürtünme yönteminin) ilahi kökenini açıklar.

Başka bir varyasyonda, küçük pirinç hırsızı kuşu (bir kuş türü) gökten ateşi getirir. Ödül olarak, kuşa her yıl tarlalardaki genç pirinci yeme hakkı verilir.

 

Borneo Efsanesi

Borneo mitleri, büyük selden sonra ateşin yeniden keşfini, genellikle bir hayvanın rehberliğinde yapılan sürtünme veya vurma yöntemine bağlar.

Büyük selden sonra hayatta kalan tek kadın, sıcak kök yayan bir orman sarmaşığı altında köpek bulur. Bu keşif, iki parça odunu birbirine sürterek ateş yakma yöntemine ilham verir.

Büyük selden sağ kurtulan kardeşlerin çocuğu olan bir köpek, kilian kökünün kurutulup ovularak ateş yakılmasını öğretir (ilk yöntem). Daha sonra, polur (pamuk ağacı), bambu ve kaya kullanarak ateş yakma (ikinci, daha modern yöntem) keşfedilir.

Rüzgârda sürtünen iki bambu alev alır. Bir köpek yanan parçayı sahibinin evine getirir. Bu, hem ateş yakmayı hem de yemeği pişirmeyi öğretir.

 

Nias Adası Efsanesi

Nias miti, ateşi insanlardan saklayan ruhani varlıklar olan Bela'ların hile yoluyla alt edilmesini anlatır.

Bela'lar ateşi insanlardan gizlerdi. Bir adam, Bela'nın karısından ateş istediğinde, kadın ateşi nasıl yaktığını görmemesi için onu bir giysiyle örtmeye çalışır.

Adam, sepetin aralıklarından görebileceğini bildiği için sepetle örtülmeyi ister ve böylece kadının ateş yakma yöntemini (muhtemelen sürtünme) gizlice öğrenir.

 

Formosa (Tsuwo) Efsanesi

Tsuwo miti, büyük selden sonra ateşi geri getirme görevini hayvanlara verir.

Selden kurtulanlar, komşu dağın tepesindeki yıldız parıltısına benzeyen ateşi fark eder.

Bir keçi, boynuzlarına bağlı yanan bir iple ateşi getirir, ancak kıyıya yaklaştıkça ateş söner.

Taoron adlı bir hayvan ateşi güvenle karaya çıkarır. Taoron'un derisinin parlak ve bedeninin küçük olmasının nedeni, insanların onu başarı için okşamasıyla açıklanır.

 

Andaman Adaları Efsanesi

Andaman mitleri, büyük selden sonra Yaratıcı'dan (Puluga/Bilik) ateş çalma ve bunu farklı kuş türlerinin fiziksel özelliklerine bağlama temasını içerir.

Balıkçıl Kuşu (tamboya, luratut veya kîl – farklı türler) ya da Bronz Kanatlı Güvercin (akar) Yaratıcı'nın ateşini çalar.

Yaratıcı (Bilik) uyanır ve Balıkçıl kuşuna yanan bir meşale fırlatır. Bu meşale, kuşun boynundaki parlak kırmızı tüyleri (yanmış yer) açıklar.

Bir versiyonda, Yaratıcı'nın fırlattığı inci kabuğu Balıkçıl kuşunun kanatlarını ve kuyruğunu keser.

 

Asya'da Ateşin Kökeni

Malay Yarımadası (Semang Kabilesi) Efsanesi

Semang mitleri, ateşi hayvanlardan çalma/alma ve bu eylemin hayvanların özelliklerini açıklamasını konu alır.

Menri kabilesi (Semanglar), ilk ateşi Malaylardan çalınan bir meşaleyi kulübesinde saklayan geyikten aldığını söyler. Ağaçkakan ateşi çalar ve Menrilere getirir.

Ağaçkakan, Menrilere ateşi geri almaya gelen geyiği mızraklarla (teraslar) kafasından bıçaklamalarını söyler. Geyik, yaralanmış halde kaçar ve bu yaralar boynuza dönüşür. Geyik o zamandan beri boynuzludur ama ateşi yoktur.

Ağaçkakan, ateşi getirdiği için öldürülmeyeceğine yemin ettirilir.

Diğer versiyonlar, ateşi hindistancevizi maymununa ($tuy$ veya $kepul$) atfeder. Maymun, ateşi Karei'den (Yüce Varlık) çalar ve savan otlarını ateşe verir. Bu yangından kaçan Semangların saçları ateşte yanarak kıvırcık kalır.

 

Siam (Thay/Tai) Efsanesi

Siam miti, Orta Celebes mitiyle benzer şekilde, gök tanrısından hileyle ateş yakma sırrını öğrenen bir böceğe odaklanır.

Büyük selden kurtulan yedi kardeş, önce bir insanı, sonra yılanı ve baykuşu ateşi getirmeleri için gönderir, ancak hepsi başarısız olur.

At sineği görevi kabul eder, ancak ödül olarak bufaloların ve insanların bacaklarından kan emme hakkını ister. Gök, sineğin gözlerini kapatmasını ister. Sinek, Nias mitindeki gibi, aralıklı bir sepete konulmayı talep eder ve aralıklardan tanrının ateş yakışını izler.

At sineği, yeryüzüne döndüğünde halatlı ateş matkabı (bir tahta parçasında çentik açıp ipi hızla çekme) yöntemini tarif eder.

Bu, halatlı ateş matkabı yönteminin kökenini ve at sineğinin kan emme alışkanlığını açıklar.

 

Burma (Kaçinler) Efsanesi

Kaçinler, ateşi bir ruhtan almayı başarırlar.

İnsanlar, her şeyi yakan ateşe sahip olan Wun Lawa Makam (Ruh) adlı adamdan ateş isterler. Ruh, ateşin insanlara felaket getireceğini söyleyerek reddeder.

Ruh, ateşi vermez ancak nasıl elde edileceğini söyler: Tu adında bir adam ve Thu adında bir kadın iki bambuyu birbirine sürtmelidir.

Bu, bambu sürtünme yöntemiyle ateş yakmanın ilahi kökenini açıklar.

 

Çin Efsanesi

Çin miti, ateşi keşfetmeyi, bir hayvanın hareketini gözlemleyen bilge bir kişiye atfeder.

Suy-jin adında bir bilge, bir kuşun ağacı gagalayarak ateş çıkardığını görür.

Bilge, kuşun hareketini taklit ederek odunu sürtünmeyle yakar ve ateşi insanlığa sunar.

 

Sibirya ve Kafkasya Efsaneleri

Bu mitler genellikle ateşi gök tanrısından hileyle veya tesadüfi bir keşifle elde etmeyi konu alır.

Tatar (Ulgon'un Kızları): Yaratıcı Kudai, kendisiyle alay eden Ulgon'un kızlarına öfkelenir ve "Taşın keskinliğini ve demirin sertliğini bulamamalarına rağmen..." der. Kızlar, bu sözü sır olarak algılar ve taş ile demir (çelik) kullanarak ateşi keşfederler.

 

Yakutlar: Ateşin keşfi, tesadüfen bir taşı diğerine vurarak kıvılcım çıkaran ve kuru otları tutuşturan yaşlı bir adama atfedilir.

 

Buryatlar (Kırlangıç): Kırlangıç, insanlara acıyarak Gök Tengri'den ateşi çalar. Tengri öfkelenip attığı okla kırlangıcın kuyruğunu ikiye böler (kırlangıcın kuyruğunun çatallı olmasının nedeni).

 

Assam (Naga) Efsanesi

Naga mitleri, hayvanlardan öğrenilen ateş yakma yöntemine ve ateş ile su arasındaki savaşa odaklanır.

Naga kabileleri, ateşi bir kaplanın veya maymunun (Aoslar) esnek bir bambu parçasını çekerek ateş yaktığını izleyen kadınlar sayesinde öğrenmiştir.

Ateş, suyla savaşır ve kaybeder, bu yüzden bambu ve taşların içine saklanır.

Çekirge, büyük gözleriyle ateşin nereye saklandığını görür ve bu sırrı maymuna söyler. İnsan daha sonra ateşi maymundan çalar.

İnsan ateşi aldığı için kürkünü kaybeder, maymun ise kürküyle ısınmak zorundadır. Naga'lar, bambu sürtünme çubuğu (Aos tipi) ve sert taş/demir yöntemlerini kullanır.

 

Seylan (Sinekkapan Kuşu) Efsanesi

Seylan miti, Prometheus temasına benzer.

Mavi-siyah kırlangıç kuyruklu sinekkapan kuşu gökten ateşi indirir.

Karga, kıskançlıktan kanatlarını suya batırıp ateşi söndürür. Bu, kuşlar arasındaki ezeli düşmanlığı açıklar.

 

Ateşin kökeni mitleri, coğrafyaya göre üç ana teknolojiye odaklanmaktadır:

Odun Sürtünmesi/Matkap: (Polinezya, Burma, Çin, Borneo)

Bambu Sürtünmesi/Testeresi: (Celebes, Kaçinler, Aos Naga)

Çakmaktaşı/Taş Vurma: (Toradyalar, Yakutlar, Sibirya Tatarları)

 

Madagaskar'da Ateşin Kökeni

Madagaskar'ın kuzeybatısında yaşayan Sakalava ve Tsimihety kabilelerinin bu efsanesi, daha önce incelediğimiz Endonezya ve Naga mitlerindeki ateş ile su/gök gürültüsü arasındaki savaş temasını işliyor ve hem volkanların hem de ateş yakma yöntemlerinin kökenini açıklıyor.

 

Sakalava ve Tsimihety Efsanesi

Bu hikâye, kozmik bir savaşı anlatır ve iki temel ateş kaynağının (doğal ve insan yapımı) kökenini tek bir olayla birleştirir.

Güneş tarafından dünyayı korumak için gönderilen, her yerde bulunan ve güçleriyle çok gururlu olan varlıklar.

Kendi alanında (gökyüzünde) hüküm süren ve şimşekler çaktıran güçlü bir varlık.

Alevler, Gök Gürültüsü'nün sesinden şaşırır ve ona meydan okumak için elçiler gönderir. Gök Gürültüsü meydan okumayı kabul eder.

Bir dağ platosunda gerçekleşir. Gök Gürültüsü'nün şimşekleri ve gök gürlemesi şiddetlidir, ancak alevler temastan yeni bir güç kazanır ve savaş sonuçsuz kalır.

Gök Gürültüsü, eski dostları bulutları yardıma çağırır ve bulutların arkasına saklanır. Bulutlar, alevlerin üzerine büyük miktarda su boşaltır.

Su saldırısı karşısında alevler yenilir ve kaçmak zorunda kalır.

Krallar / Dağların derinliklerine sığınır ve volkanların kökeni olurlar. Bazen dağların çatlaklarından dışarı çıkarlar.

Sıradan Askerler / Tahta, demir ve sert taşlar gibi birçok şeyin içine saklanırlar.

Kuru bir çubuğu diğerine sürterek ateş elde edilmesi, alevlerin tahtanın içinde saklanmasından kaynaklanır.

Çakmak taşıyla çeliği birbirine vurarak kıvılcım çıkarılması, alevlerin sert taşlar ve demir içinde saklanmasından kaynaklanır.

 

Afrika'da Ateşin Kökeni

Güneybatı Afrika (Bergdama/Bergdamara) Efsanesi: Bu hikâye, Promethean bir hırsızlık motifi içerir ve ateşi yırtıcı hayvanların elinden almayı anlatır.

Bir adam, karısının uyarılarına rağmen nehrin karşısındaki Aslan köyüne gider. Aslan, dişi aslan ve yavruları ateşin etrafında oturmaktadır (yavrular insan kemiği kemirmektedir).

Adam, aslan yavrularını ateşe atar, bir meşaleyi kapar ve nehrin karşısına kaçar. Aslanlar çocuklarını kurtarmakla meşgul oldukları için takip edemezler.

Adam, ateşi yakarken "Ateş bundan böyle her odunda olacak" der. Bergdamalar ateşi hala ateş matkabı (erkek ve dişi çubuklar) kullanarak yakmaktadır.

 

Güneydoğu Afrika (Thonga/Hlengwe) Efsanesi

Hlengweler çiğ yemek yerken, Sonolar yemek pişirmeyi bilmektedir.

Kralın oğlu, Sonolardan parlayan bir közü bir kabuk içinde çalar ($humba$). Pişmiş yemek yiyerek güçlenen Hlengweler, Sonolarla yaptıkları savaşı kazanır.

İlk ataya Lilala-humba ("bir kabuk içinde parlayan köz getiren kişi") adının verilmesi, ateşin bu şekilde elde edildiği geleneğine dayanır.

 

Kuzey Rodezya (Ba-ila) Efsanesi

Kuşlar (Akbaba, Balık Kartalı, Karga) ateşi Tanrı'dan istemeye karar verir. Mason-Eşekarısı (Mason-Wasp) bu görevi üstlenir.

Diğer kuşlar yolda kemikleşip düşerken, Mason-Eşekarısı Tanrı'ya ulaşır. Tanrı onu yeryüzündeki tüm hayvanların şefi yapar ve ona çocuk sahibi olmaması için bir nimet verir.

Tanrı, Mason-Eşekarısı'nın tahıl sapındaki Ngongwa böceğini alıp şöminenin yakınına yuva yapmasını emreder. Mason-Eşekarısı, ateşin bulunduğu yerde (şömine) yuva yapar ve Ngongwa'nın kendisine dönüştüğüne inanılır. Bu, Mason-Eşekarısı'nın çamur yuvalarını ve üreme döngüsünü açıklar.

 

Kongo Havzası (Bakuba/Bushongo) Efsanesi

Kerikeri adlı bir adam, Tanrı Bumba'dan sürtünmeyle ateş yakma sırrını öğrenir ve bu sırrı çok yüksek fiyata satarak tekel oluşturur.

Kralın kızı Katenge, sırrı öğrenmek için Kerikeri'yi baştan çıkarır. Gecenin karanlığında, Kerikeri'nin komşularının ateşini söndürdükten sonra, titrediğini bahane ederek ondan ateş yakmasını ister.

Kerikeri, Katenge'ye olan aşkından sırrını açıklayarak ateşi yakar. Katenge güler, Kerikeri'yi terk eder ve sırrı köye açıklar.

Bu olay, Bakuba arasında yüksek meclis üyesi olan Katenge unvanlı kadının makamının kökenini açıklar.

 

Kongo Havzası (Basongo Meno) Efsanesi

Ateşin, raphia palmiyesi kaburgasına sivri bir çubukla delik açma işlemi sırasında kazara sürtünmeyle keşfedildiği söylenir.

 

Yukarı Kongo (Boloki/Bangala) Efsanesi

Kuşlar, soğuktan titrerken, Köpek ve ardından Tavuk'u (Kümes hayvanları) aşağıya inip ateş getirmeleri için gönderir.

Köpek, yerdeki bol eti; Tavuk ise palmiye fıstığı, mısır ve diğer yiyecekleri görünce ateşi getirmeyi unutur.

Kuşların Köpek ve Tavuk'a karşı kötü hisler beslemesi, onların akşamları çıkardığı seslerle ("Tavuk köle oldu!" ve "Köpek, sen öl!") açıklanır.

 

Doğu Afrika (Kikuyular) Efsanesi

Bir adam, ödünç aldığı mızrağı geri almak için yaralı bir kirpinin inine girer ve kendisini insanların ateş başında yemek pişirdiği bir yeraltı dünyasında bulur.

Adam, mızrağı ve biraz ateşi alarak muthuuthu ağacının köklerinden (yeraltı ve üst dünya arasındaki yol) tırmanarak yukarı çıkar.

Mızrağı getiren adam, bu başarısından dolayı şef olur.

 

Doğu Afrika (Wachagga) Efsanesi

İnekleri otlatan gençler, bir tahta kütüğe dayadıkları oku elleri arasında döndürerek oynarken, oklar ısınır ve altındaki otları tutuşturarak kazara ateşi keşfederler.

Ateşin çıkardığı sesten dolayı ona Wowo (veya nerede-nerede-nerede-nerede) adını verirler. İnsanlar, pişmiş muzların çiğden daha tatlı olduğunu görünce ateşi kullanmaya başlar.

Yumuşak odun parçasına sincap (mbeva) ve döndürülen çubuğa sarılmış (mraka) adını verirler. Bu, ateş matkabı yönteminin kullanımını gösterir.

 

Kuzeydoğu Afrika (Shilluk) Efsanesi

Büyük Ruh'un ülkesinde pişmiş et çalan bir köpek, Shilluklara pişmiş etin tadını öğretir.

Shilluklar, köpeğin kuyruğunu kuru samanla sarar ve onu Büyük Ruh'un ülkesine geri gönderir. Köpek, kül yığınında yuvarlanınca kuyruğu tutuşur ve Shilluk ülkesine geri dönüp yuvarlanarak ateşi yayar.

Shilluklar, o zamandan beri kül yığınlarının üzerinde parlayan ateşi bu şekilde elde ederler.

 

Güney Amerika'da Ateşin Kökeni

Paraguay/Gran Chaco (Lengua, Choroti, Tapiete, Mataco, Toba, Chiriguano): Chaco mitleri genellikle ateşin bir hayvandan çalınması veya doğal bir felaketten sonra yeniden canlandırılması temalarına odaklanır.

Bir Kızılderili, pişmiş salyangoz yiyen bir kuşun (tathlave) ateşini çalar. Kuş, gökyüzüne yükselir ve intikam almak için gök gürültüsü ve şimşek (ateşin cezası) yaratan bir gök gürültüsü kuşuna dönüşür. Bu, yıldırımla çıkan yangın inancını destekler.

Büyük yangından kurtulan iki kişi, kara akbabanın yuvasındaki ağaçta için için yanan ateşi alır.

Kara akbaba, gökten şimşekle ateş elde eder. Kurbağa Tapietelere acır, akbabanın ateşinin yanına oturur, iki kıvılcımı ağzına saklar ve onlara götürür. Kurbağa ateşi çaldığı için akbabanın ateşi söner.

Jaguar ateşi elinde tutar. Kobay (balıkçı) hileyle ateşi çalar, balıkları pişirir ve yaktığı ateş büyük bir yangına neden olur. Jaguarlar bu yangını söndürmek zorunda kalır.

Büyük sel, tüm ateşi söndürür. Akıllı bir büyük kurbağa, ağzına canlı kömür alır ve tufan boyunca nefesiyle üfleyerek yanık tutar. Kurbağa, kurtulan çocuklara ateşi verir.

 

Brezilya (Tupinamba, Apapocuva, Sipaia, Bakairi, Tembes, Arekuna, Taulipang): Brezilya mitleri, hile, hayvan kılığına girme ve ilginç vücut kaynaklarına odaklanır.

Gök Tanrısı Monan'ın neden olduğu büyük yangın veya selden sonra, ateş, büyük ve ağır bir hayvanın (tembel hayvan) omuzlarına yerleştirilerek kurtarılır. Hayvanın omuzlarındaki parlak renkli iz, bugün bile ateşin yanık izi (teyze-yapamazsın) olarak görülür.

Kahraman Nanderyquey, ölü taklidi yapar. Akbabalar (Ateş Efendileri) cesedi pişirmek için ateş yakar. Nanderyquey, ateşi dağıtmak için sıçrar ve kurbağanın yardımıyla yuttuğu közleri kusmasını sağlayarak ateşi yeniden yakar.

Kahraman Kumaphari the Younger, ölümü taklit ederek bir akbabadan ateş çalmaya çalışır. Sonunda, kendini çatallı dalları olan bir çalılığa dönüştürür. Akbaba meşalesini bu dalların üzerine (Kumaphari'nin eline) koyunca, kahraman ateşi ele geçirir. Akbaba, sürtünmeyle ateş yakma sırrını (urukus) açıklar.

İkiz kahramanlar Keri (balık) ve Kami (salyangoz) kılığına girerek Ateşin Efendisi olan Yaşlı Köpeğin tuzağına girer. Köpek onları kızartmaya çalışırken, kardeşler ateşe su dökerek söndürür ve ateşi alıp teyzeleri Ewaki'ye götürür.

İnsanların henüz ateşi yokken, Pelenosamo adında yaşlı bir kadın vücudundan (cinsel bölgeden olduğu ima edilir) ateş çıkarır. Diğer insanlar kadını yakalayıp sıkarak ateşi fışkırtır, ancak ateş taşlara ($auku$) dönüşür ve bu taşlar vurulduğunda ateş çıkarır.

 

Guyana (Warrau, Taruma, Jibaro): Guyana mitleri, hayvan kılığına girme, vücut kaynaklı ateş ve ateşi koruyamayan hayvanların anatomik özelliklerini açıklama temalarını içerir.

İkizler Makunaima ve Pia, kendilerini kertenkeleye dönüştüren bir kardeş sayesinde sütanneleri olan Nanyobo (büyük kurbağa)'nun ağzından ateş kustuğunu öğrenir. İkizler onu yakar ve kadın alevler içinde kül olurken vücudundaki ateş, hima-heru ağacına geçer (sürtünmeyle ateş çıkarılan ağaç).

İlk çiftin (Duid ve kadın) karısı, ateşi genital kanalından yere yuvarlayarak gösterir. Ancak bu ateş yakıcı değildir. Ağabey Ajijeko, acı biberler ve ağaç kabukları ekleyerek onu yakıcı hale getirir.

Ateş, sırasıyla timsah (dili yanar ve dilsiz kalır), maroudi kuşu (boynu kızarır) ve jaguar (parmak uçlarında yürür), tapir (toynakları oluşur) tarafından çalınmaya çalışılır ve bu girişimler hayvanların anatomik özelliklerini açıklar.

Tacquea adında bir Jibaro ateşi saklar ve kuşları öldürerek çalınmasını önler (ilk Jibarolar kuştur). Küçük sinek kuşu ıslak rolü yaparak içeri sızar. Kuyruğunu alevlerin arasından geçirir, ateşi alır ve mucuna ağacına geçer. Sonra ateşi diğer Jibaro'lara götürür.

 

Orta Amerika ve Meksika'da Ateşin Kökeni

Guatemala (Kişler) Efsanesi (Tohil'den Alış): Bu mit, ateşi bir tanrıdan doğrudan alma ve onu doğanın güçlerine karşı koruma temasına odaklanır.

Kişlerin ateşi olmadığı zamanlarda, ateşin yaratıcısı ve sahibi olan tanrı Tohil'den alırlar.

Kısa süre sonra doluyla karışık şiddetli bir yağmur, ülkedeki tüm ateşleri söndürür.

Tohil, sandaletiyle yere vurarak ateşi her seferinde yeniden yaratır. Bu, ateşin ilahi ve yenilenebilir bir kaynağı olduğunu gösterir.

 

Meksika (Cora Kızılderilileri) Efsanesi (Keseli Sıçan Hilesi): Bu mit, hayvanların hırsızlık görevini üstlenmesini, başarısızlıkları ve sonrasında doğaüstü bir ceza almasını anlatır.

Başlangıçta ateş, kavga sonrası karısıyla kayınvalidesiyle birlikte gökyüzüne çekilen iguana'nın elindeydi (daha sonra gökteki yaşlı bir adam ya da yaşlı bir akbaba olur).

Halk, ateşi geri getirmek için kuzgunu (başarısız olur ve yere düşüp parçalanır) ve sinek kuşunu (başarısız olur, göğe çıkış yolunun şelale gibi olduğunu söyler) gönderir, ancak hepsi başarısız olur.

Keseli sıçan (opossum) gönüllü olur ve göğe tırmanır. Ateşin bekçisi olan yaşlı adamı kandırarak ısınmak için izin ister. Adam uyurken keseli sıçan, kuyruğunu bir kor parçasına dolar ve ateşi çalmaya başlar.

Yaşlı adam, keseli sıçanı yakalar ve sopayla döverek morarmış bir halde yere fırlatır. Bu, keseli sıçanın kuyruğunun ve derisinin rengindeki morlukları açıklayabilir.

Keseli sıçan, yere düşmeden önce ateşi aşağı fırlatır, ancak insanlar battaniyeleriyle yakalayamaz ve ateş yere düşüp toprağı yakar. Sonra Anamız Toprak Tanrıçası, ateşi sütüyle söndürür.

 

Kuzey Amerika'da Ateşin Kökeni

Güneybatı ABD (Sia, Navajolar, Jicarilla Apaçileri, Ute'ler): Bu bölgedeki mitler, ateşin tanrı/yaratıcı tarafından korunması ve hayvanların onu göklerden veya yeraltından çalmak için işbirliği yapmasını öne çıkarır.

 

Güneydoğu ABD (Creek, Koasati, Hitit, Alabama, Cheyenne, Siular, Çeroki): Bu bölgedeki mitler, ateşi Büyük Su'nun ötesinden veya adadan çalma, bazen de ayıların elinden alma temalarına sahiptir.

 

Kaliforniya Kabileleri: Kaliforniya mitleri, ateşi genellikle uzak batıdan veya bir yaratıcıdan (Kareya/Thunder) çalınan değerli bir sır olarak sunar.

 

Pasifik Kuzeybatı (Vancouver Adası, Whullemooch, Nootka, Catloltq, Tlatlasikoala): Bu bölgedeki mitler, ateşin genellikle bir kuştan, mürekkep balığından veya Kurtlardan çalınmasına ve Geyik'in merkezi rolüne odaklanır.

 

Bu efsaneler, ateşi çalma ve uzak bir kaynaktan elde etme temalarını, hayvanların hile ve işbirliği becerileriyle birleştirerek açıklamakta, aynı zamanda birçok hayvanın fiziksel özelliklerinin (siyah tüyler, kırmızı çizgiler, leke, kuyruksuzluk) nedenlerini de açıklamaktadır.

 

Pasifik Kuzeybatı Kıyısı (Kwakiutl, Awikenoq, Heiltsuk, Tsimshian): Bu bölgede Geyik, ateşi dans ederek, hile yaparak ve kaçarken arkasında engeller bırakarak çalma konusunda en önemli figürdür.

 

İç Salish Kabileleri (Thompson, Lillooet, Snanaimuq, Okanaken): Bu mitler genellikle Kunduz ve Kartal'ın ekip çalışmasıyla ateşi çalmasını veya Çakal'ın Güney mitlerine benzer şekilde bayrak yarışı yapmasını içerir. Bebek/Kafa Takası motifleri de yaygındır.

 

Kuzey İç Kabileleri (Atabask: Tsilkotin, Kaska, Babine): Bu kabilelerde ateşin çalınması hile veya takas yoluyla gerçekleşir.

 

Kuzey Kıyısı ve Alaska (Haida, Tlingit): Bu bölgede Kuzgun (Raven), ışık ve tatlı su gibi diğer önemli varlıkları da çalan hileci kültürel kahraman olarak baskındır.

 

Bering Boğazı Eskimoları: insanlara kuru bir odun parçası, bir ipten yay matkabı yapmayı ve ateş yakmayı öğretir. Bu, yangın tatbikatının daha gelişmiş bir biçiminin (yay matkabı) kökenini açıklamaktadır.

 

Avrupa'da Ateşin Kökeni

Çalı Kuşunun (Rebette) Efsanesi (Normandiya ve Yukarı Bretonya)

Normandiya'da anlatılan temel hikaye, yeryüzünde ateş kalmadığında, küçük çalı kuşunun (rebette) tehlikeli yolculuğu üstlenerek iyi Tanrı'dan ateşi getirmesi üzerinedir.

Büyük kuşların reddetmesi üzerine, çalı kuşu "Başka kimse gitmeyeceğine göre, ben kendim gideceğim" diyerek yola çıkar. İyi Tanrı ateşi verirken hızlı uçmaması konusunda uyarır: "Çok hızlı uçarsan, tüylerini yakarsın."

Yeryüzüne yaklaştığında acele etmesi sonucu tüyleri yanar, ancak ateşi getirir. Diğer kuşlar ona acıyarak "Her biri, çalıkuşuna hemen bir giysi yapmak için kendi tüylerinden birer tane kopardı. O zamandan beri çalıkuşunun tüyleri beneklendi."

Yardımı reddeden çığlık baykuşu cezalandırılır: "Hiçbir şey vermeyen tek bir haylaz kuş vardı, o da çığlık baykuşuydu... Bu yüzden sadece geceleri dışarı çıkıyor."

Çalıkuşu bu kahramanlığı nedeniyle saygı görür ve ona zarar vermek büyük bir felaket getirir: "Normandiya'da çalıkuşunun... 'Gökyüzünden ateş getirdiği söylendiği için çok saygı duyulur ve kuşu öldüren kişinin başına bir felaket geleceğine inanılır.'" Bretonya'da da yuvayı soyanların sakat kalacağına veya hastalanacağına (Aziz Lawrence ateşi) inanılır.

 

Lorient civarında anlatılan farklı bir hikayede, "çalıkuşu cennete değil cehenneme ateş getirmeye gitmiş ve anahtar deliğinden geçerken tüylerini yakmış."

 

Kızılgerdanlının Efsanesi (Bretonya'nın Bazı Bölgeleri ve Guernsey)

Bretonya'nın bazı bölgelerinde ve Guernsey adasında, ateşi getiren kuşun kızılgerdanlı olduğu anlatılır.

"Kızılgerdanlının ateş getirmeye gittiği ve bunu yaparken tüm tüylerini yaktığı söylenir."

Guernsey'de ise kızılgerdanın "sudan geçerken ateş tüylerini yakmış ve bu yüzden göğsü o zamandan beri kıpkırmızı olmuştur" şeklinde anlatılır.

Bu versiyonda da "gururlu ve katı yürekli bir kuş olan cüce baykuş, tüy vermeyi reddetmiş" ve bu yüzden diğer kuşlarca azarlanır.

 

Antik Yunanistan'da Ateşin Kökeni

Prometheus'un Çelişkili Hikâyeleri

En yaygın anlatıya göre, Titan İapetos'un oğlu kurnaz kahraman Prometheus, gök tanrısı Zeus'un insanlardan gizlediği ateşi çalmıştır.

Prometheus, "ateşi gökteki tanrıdan çalıp yeryüzündeki insanlara bir rezene sapına gizleyerek getirmiştir." Bu rezene sapı (narteks), kuru özü sayesinde ateşi uzun süre muhafaza edebilen, Yunanistan'da yaygın bir bitkidir.

Bu hırsızlık yüzünden Zeus, Prometheus'u "Kafkasya'daki bir tepeye çivileyerek veya zincirleyerek cezalandırmış ve kahramanın karaciğerini veya kalbini gündüzleri sürekli yiyen bir kartal göndermiştir."

 

Platon, Protagoras diyaloğunda Prometheus efsanesine farklı bir bakış açısı getirir. Bu versiyonda Prometheus, ateşi Zeus'tan değil, "ateş tanrısı Hephaistos ve sanat tanrıçası Athena'nın atölyesinden çalmıştır."

Prometheus ve kardeşi Epimetheus, tanrılar tarafından yaratıklara "uygun işlev ve güçler verme" göreviyle görevlendirilir. Ancak "akılsız Epimetheus... hayvanlara en iyi armağanları bahşederken, insanı çıplak ve savunmasız bıraktı."

Prometheus, insanlığın bu kusurunu gidermek için "gizlice Hephaestus ve Athena'nın birlikte çalıştığı atölyeye girdi ve Hephaestus'un ateşini ve Athena'nın mekanik becerisini çalarak, bu iki değerli varlığı insanlığa bağışladı."

 

Cicero'ya göre, Prometheus'un cezalandırılmasına neden olan hırsızlık, "ateşin, Hephaistos'un Zeus tarafından cennetten atıldığında düştüğü Lemnos adasındaki demirci ocağından çalındığı anlamına gelir."

 

Bir rivayet, Prometheus'un "göğe yükselerek güneşin ateşli çarkında bir meşale yakarak göksel ateşi elde ettiğini" söyler.

 

Rasyonalist tarihçi Diodorus Siculus, Prometheus'un ateşi çalmasını, kahramanın ateş çubuklarını icat etmesiyle açıklar: "Prometheus'un ateş çubuklarını icat ettiğini ve bu çubukların birbirine sürtünmesiyle ateş çıktığını varsayarak açıklamıştır." (Ancak Yunan geleneği bu icadı Hermes'e atfeder).

 

Argoslular, ateşi keşfetme onurunu "eski kralları Phoroneus'a atfettiler," ve mezarı başında kurban kesmeye devam ettiler. Phoroneus isminin "ateş getiren" anlamına gelebileceği de yorumlanmıştır.

 

Prometheus'un Anlamı: En yaygın kabul gören anlam, Prometheus'un "Ön Düşünen" anlamına geldiği ve "Sonradan Düşünen" Epimetheus ile zıtlık oluşturduğudur.

Adalbert Kuhn, Prometheus isminin Hintçe ateş matkabının üst kısmı anlamına gelen pramantha'dan geldiğini ileri sürmüştür, ancak "bu ismin türetilmesine karşı önemli itirazlar ortaya atılmıştır."

Salomon Reinach, Prometheus'un "başlangıçta gökten ilk ateşi indiren bir kartal olarak" açıklanabileceğini, ancak bu teorinin yaratıcı olmasına rağmen temellerinin zayıf olduğunu belirtmiştir.

 

Antik Hindistan'da Ateşin Kökeni

Vedik Mitoloji'de Mâtarivan

Vedik mitolojide, ateşin (Agni) gökten getirilmesi görevi Mâtarisvan'a aittir. Mâtarivan'ın ateşi indirmesinin temel amacı dinseldir.

Mâtarivan, "Yunan Prometheus'a benzer."

Mâtarivan, "kurban sunmak amacıyla ateşi getirmiştir; çünkü Vedik şairlerin görüşüne göre ateşin asıl faydası insanı ısıtmak ve yemeğini pişirmek değil, tanrılara sunulan kurbanı tüketmektir."

Mâtarivan, "İlk kurbancı Vivasvant'ın elçisi olan Mâtarivan, kurban sunmak amacıyla ateşi getirmiştir." Farklı bir ilahide de "Vivasvân Mâtarivan'ın elçisi olarak Agni Vaivânara'yı uzaklardan buraya getirdi" denilmektedir.

 

Rigveda'daki ilahiler, Mâtarivan'ın göksel kökenli olduğunu ve ateşi indirmedeki kilit rolünü vurgular.

Bir ilahide Agni ve Soma'ya hitaben, "Sizden biri (yani Agni) Mâtarisvan'ı gökten getirdi, Şahin diğerinizi (yani Soma'yı) dağdan kopardı" denilmektedir. Başka bir ilahide de Agni'nin, "Mâtarisvan'ın uzaklardan bize getirdiği sürtüşme sonucu, Tanrılar tarafından üretilmiş" olduğu belirtilir.

Mâtarivan'ın kişiliği Vedik şairlerin göndermelerinde "iyi tanımlanmamıştır." Ancak "ateşi gökten onlara indiren bir yarı tanrı olarak tasarlanmış gibi görünmektedir."

Yunan mevkidaşı Prometheus'un aksine, Mâtarivan'ın efsanesinde "ateşi tanrılardan çaldığına dair hiçbir ipucu yoktur."

Bazen Rigveda'da "Agni ile, yani başka yerlerde kendisinden ayırt edilen ateşle özdeşleştirildiği anlaşılıyor."

 

Vedik dönemden sonra Mâtarivan isminin anlamı değişmiş ve doğal bir olguyla ilişkilendirilmiştir.

Daha sonraki edebiyatlarda, Mâtarivan ismi "tuhaf bir anlam değişikliğiyle, rüzgarın (Vayu) bir tanımıdır; ancak bu anlamda kelime hiçbir zaman ortaya çıkmamış gibi görünmemektedir Rigveda."

 

En olası açıklama, Mâtarivan'ın "aslında gökten inerek yeryüzünde ateş yakan şimşeğin kişileştirilmiş hali olduğudur."

 

Bu görüş, "Belki de Hephaestus'un gökten düşüşüne dair Yunan efsanesi aynı doğal ve sık sık tekrarlanan olgunun efsanevi bir ifadesi olabilir" yorumuna yol açar.

 

Özet ve Sonuç

İnsanlığın ateşle ilgili evriminde üç aşama:

Ateşsiz Çağ (İlk Aşama): "Ateşin kullanımından, hatta varlığından habersizdiler."

Kullanılan Ateş Çağı (İkinci Aşama): "Ateşle tanışmış ve kendilerini ısıtmak ve yemeklerini pişirmek için kullanmışlar, ancak yine de ateşi yakmanın tüm yollarından habersizlerdi."

Yakılan Ateş Çağı (Üçüncü Aşama): İnsanlar, "ateşi yakmanın yollarını keşfetmiş ve düzenli olarak kullanmışlardı."

 

Ateşsiz Çağ

İnsanlar soğuktan ve çiğ yiyecekler yemekten sıkıntı çekmiştir.

Victoria yerlileri, Kaçinler (Burma) ve Yap yerlileri (Caroline Adaları) gibi halklar, yiyeceklerini "kumda oynayan güneşin sıcaklığıyla pişirdiklerini" veya "güneşte ısıtırlardı" diye anlatır.

Ekvador'daki Jibaroların "etleri koltuk altlarında ısıttıklarını, yenilebilir kökleri ağızlarında ısıttıklarını" söylemeleri, ateşsiz dönemin zorlu yaratıcılığını gösterir.

 

Kullanılan Ateş Çağı

Bu aşamada insanlar ateşi kullanmayı öğrenmiş, ancak onu kendileri yapmayı (yakmayı) bilmemektedirler.

Bu dönemde ateş, genellikle doğal yollarla elde edilen ve son derece değerli olan bir nimettir.

 

Hindistan'daki Oraonlar, "şimşek ateşi" olarak değerlendirdikleri ateşi "Cennet tarafından gönderilmiş" kabul eder ve diğer tüm ateşleri söndürüp bu kutsal ateşi korurlardı.

 

Rüzgârda dalların birbirine sürtünmesiyle çıkan yangınlar da bir keşif kaynağıdır. Nukufetau yerlileri, "insanların rüzgârda birbirine sürtünen iki çapraz dalın sürtünmesinden yükselen dumanı görerek ateşi keşfettiklerini söyler."

 

Bazı efsaneler ateşi doğrudan gök cisimlerinden almayı anlatır.

Victoria yerlileri, bir adamın "ipe tırmanarak güneşten yeryüzüne ateş indirdiğini" söyler.

Gilbert Adalıları, ateşin bir adamın "ağzıyla yakaladığı güneş ışınından elde edildiğini" iddia eder.

 

Birçok efsane, ateşin insanlardan önce hayvanların elinde olduğuna, onların ateşi kıskançlıkla koruduğuna veya insanlığa bir hayvan aracılığıyla geldiğine inanır.

 

Victoria yerlileri, "eski zamanlarda ateşin yalnızca Grampian Dağları'nda yaşayan kargalara ait olduğu" ya da bandicoot'un, su faresinin, morina balığının veya sağır engerek yılanının tek sahip olduğu bir zamanı anlatırlar. Gran Chaco'da ise jaguar ateşi koruyordu.

 

Ateşi gökten/sahibinden çalıp insanlığa getiren hayvanlar da mevcuttur.

Çalıkuşu/Kızılgerdan (Fransa), Kargalar (Avustralya), Kara Kakadu (Kiwai Adası), Balıkçıl veya Bronz Kanatlı Güvercin (Andaman Adaları), Kırlangıç (Sibirya Buryatları). Bu kuşların çoğunda ateşin yaktığına dair kırmızı tüy izleri olduğu söylenir.

Köpek (Britanya Yeni Ginesi), Çakal (Batı Afrika), Kobay (Matacos Kızılderilileri, jaguardan çalar), Vizon (Vancouver Adası).

 

Bazı mitlerde tek bir hayvan yerine, "bir sıra halinde dizilmiş ve yarışta yoruldukça ateşi birinden diğerine geçiren bir dizi hayvanın ortak çabasıyla" getirildiği söylenir (Örn: Atmaca ve güvercin, yılan, kurbağa ve kertenkeleler).

Navahoeler'de "çakal, yarasa ve sincabın... birbirlerine yardım etmeye karar verdiklerini" ve ateşi sırayla taşıdıklarını anlatır. Fransız hikâyesi ise çalıkuşu, kızılgerdan ve tarlakuşunun zincirini hatırlatır.

Çeroki Kızılderilileri'nde kuzgun, çığlık baykuşu ve yılan gibi birçok hayvan ateşi getirmede başarısız olur ve fiziksel özellikleri kalıcı olarak değişir: "sıcaklık tüm tüylerini karartmış," "gözleri kıpkırmızı," "alevler onları kapkara kavurmuş." Başarıyı ise "kendi bedeninden ördüğü bir kase içinde ateşi geri getiren su örümceği" sağlar.

Maidu Kızılderilileri'ne göre geyik, ateşi taşıdığı "bileğinde, bugün bile hâlâ kırmızımsı bir leke vardır.

 

Polinezya mitinde, ilk ateş genellikle kahramanın yeraltı dünyasından getirdiği bir varlık olarak tasvir edilir; bu anlatı, büyük olasılıkla bir volkanik patlamanın mitolojik bir tasviri olabilir.

 

Yakılan Ateş Çağı

Kongo'daki Basongo Meno kabilesi, bir adamın balık tuzağı yaparken "bir kaburganın ucuna bir delik açmak" amacıyla çubuk kullandığını ve bu esnada "ateş ortaya çıkmış" olduğunu anlatır. Bu, ateş yakmanın tek bir kaşife değil, tesadüfi ve bağımsız keşiflere dayandığını düşündürür.

 

Ateş matkabının çalışması, cinsel ilişkiyle ilişkilendirilir (Yatay çubuk = dişi, dikey matkap = erkek). "Ateşin bir kadının vücudundan, özellikle de genital organından çıktığı düşüncesi," matkabın hareketinin gözlemlenmesiyle ortaya çıkmıştır.

 

Taulipang Kızılderilileri, ateşin başlangıçta bir kadının vücudundan, "vurulduklarında ateş çıkaran" taşlara aktarıldığını söyler.

 

Metallerin keşfinden önceki uzun çağlarda, Paleolitik ve Neolitik çağlarda insanların, dünyanın dört bir yanına dağılmış binlercesi hâlâ mevcut olan o kaba aletleri yapmak amacıyla taşları birbirine vurarak ne kadar sık kullandıklarını düşündüğümüzde, taşların çarpmasıyla ateş yakma yönteminin dünyanın birçok yerinde bağımsız olarak defalarca keşfedilmiş olması gerektiği sonucuna varmaktan kendimizi alamayız.