Alan
Stephens, Nicola Baker - Savaşı Anlamak -
Notlar
21. Yüzyıl İçin Strateji
Making Sense of War
Mütercim: Süleyman Yazır, Phoenix Yayınları, Ankara, 2009
Kitap savaşa girme faaliyetinin, kapsamlı ve açık bir
analizini yapmaktadır.
Önsöz
Birden altıya kadar olan bölümler Alan Stephens, yediden ona
kadar olan bölümler Nicola Baker tarafından yazılmıştır. Giriş ve on birinci
bölüme her iki yazar da katkıda bulunmuşlardır.
Giriş
Uluslararası ortamda yaşanan küreselleşme, bilgi devrimi ve
ulus-devlet yapısının aşınması gibi faktörler güvensizliği ve belirsizlikleri
artırmıştır.
Soğuk Savaş sonrası dönemde çatışmalar daha çok iç savaş
niteliğine bürünmüştür. Bu durum insani krizleri ve devletlerin egemenlik
hakları ile müdahale sorumlulukları arasındaki yasal/ahlaki açmazları
beraberinde getirmiştir.
Bir tarafta ABD gibi yüksek teknolojiye ve ezici güce sahip
süper güçler bulunurken, diğer tarafta sınırlı imkânlara sahip veya devletsiz
aktörler yer almaktadır.
Strateji; siyasi amaçlara ulaşmak için askerî gücün
planlanması, yani politika ile uygulama arasındaki köprü olarak tanımlanır.
Başarılı bir stratejinin temeli "sonuçlar" (siyasi
amaçlar/etkiler), "yollar" (yöntemler) ve "araçlar" (mevcut
imkânlar) arasındaki uyuma dayanır. Askerî zaferler, doğrudan siyasi bir amaca
hizmet etmediği sürece anlamsızdır.
Kitabın Bölümleri
1. ve 2. Bölümler (Teori): Stratejinin doğasını,
sonuçlar-yollar-araçlar mantığını ve geleneksel Batı strateji teorilerini ele
alır.
3. ve 4. Bölümler (Teoriden Uygulamaya Geçiş): Savaşı
yürüten geleneksel yaklaşımları, manevra kavramlarını ve gücün eyleme
aktarılışını inceler.
5. ve 6. Bölümler (Uygulamalı Stratejik Kavramlar):
Stratejik felç (rakibi eylemsiz bırakarak kazanma) ve şekillendirme (savaşmadan
nüfuzla kazanma ve etki odaklı sonuçlar) kavramlarına odaklanır.
7, 8 ve 9. Bölümler (Siyaset, Hukuk ve Asker-Sivil
İlişkileri): Savaşın siyasi/sosyal boyutlarını, ABD’nin tek süper güç olarak
etkisini, stratejideki hukuki/ahlaki sınırları ve asker-sivil ilişkilerinin
yarattığı gerilimleri irdeler.
10. ve 11. Bölümler (İnsani Müdahaleler ve Geleceğin
Tehditleri): Silahlı insancıl müdahaleleri, çıkarılacak dersleri ve 21. yüzyıl
tehditleri karşısında stratejide neyin kalıcı olup neyin değişeceğini tartışır.
1. Nasıl Kazanılır? Stratejinin Doğası
Strateji; kullanılan silahtan, rütbeden veya çatışmanın
ölçeğinden bağımsız olarak "nasıl kazanılacağını" gösteren bir
teoridir. Başarılı bir strateji; net biçimde tanımlanmış politik hedefler
(sonuçlar), bu hedeflere ulaştıracak yöntemler (yollar) ve bunları
destekleyecek gerçekçi kaynakların (araçlar) tutarlı bir şekilde bir araya
getirilmesine dayanır.
Büyük Strateji: Devlet veya kurumların en üst kademesi
tarafından belirlenir.
Ulusal çıkarlar doğrultusunda tüm ulusal kaynakların
(beşerî, diplomatik, ekonomik, askerî, bilimsel, sanayi) yönlendirildiği temel
hedeftir.
Stratejik Sonuç: Mevcut durumu, güç dengesini veya kontrolü
köklü ve derin biçimde değiştiren eylemdir.
Çekim Merkezi: Clausewitz'in ifadesiyle "her şeyin
bağlı olduğu güç ve hareket merkezi"dir. Liderlik, ordu, ekonomi veya
halkın morali olabilir.
Bir eylemi stratejik kılan şey kullanılan silah veya aracın
büyüklüğü değil, yarattığı nihai etki ve siyasi amaca katkısıdır.
Strateji sabit bir kalıp değil, şartlar, müttefikler ve
eldeki araçlar değiştikçe sürekli güncellenmesi gereken dinamik bir düşünce
sürecidir.
2. Soba Borusu Stratejisi: Stratejik Düşünce Okulları
Geleneksel olarak strateji; kara, deniz, hava, nükleer,
gerilla ve terör gibi konuları birbirinden ayrılmış özel alanlar ("soba
boruları") halinde ele almıştır.
Anakara (Kara) Stratejisi
Kara harekâtlarının tarihsel olarak hâkim savaş şekli olması
nedeniyle en eski ve dikkat çekici okuldur.
“Ateş gücü ve manevra” / Kara stratejistlerinin temel
özdeyişidir.
Deniz Stratejisi
Alfred Thayer Mahan, 19. yüzyılın sonunda, deniz gücünün
uluslararası hâkimiyet ve ekonomik zenginlikteki anahtar rolünü savunmuştur.
Hava Gücü
Giulio Douhet, hava gücünün en hırslı savunucusudur. Hava
kuvvetlerinin, karadaki orduları pas geçip düşmanın gerçek çekim merkezlerine
(yönetici elit, nüfus, hükümet) doğrudan yıkıcı darbeler (yüksek patlayıcılar,
yangın ve gaz bombaları) indirerek savaşı çabuk ve az kayıpla bitirebileceğini
savunmuştur.
Nükleer Teori
Kitlesel misillemenin esneksizliği nedeniyle kademeli
caydırma, esnek karşılık ve tedrici hızlandırma (risk stratejisi) gibi
kavramlar geliştirilmiştir. Ancak nükleer savaşın kontrol edilebilirliği
şüpheli görülmüştür.
Gerilla Savaşı
Sun Tzu ilkelerine dayanan aldatma, sürpriz, hızlı ve keskin
saldırılar ile hemen ardından geri çekilme taktiğidir. Zaman ve geniş arazi,
zayıf tarafın güçlüye karşı kullandığı en temel silahlardır.
Harekât ilerledikçe örgüt, küçük ve esnek gerilla
birimlerinden zırhlı araçlar ve ağır silahlarla desteklenen
konvansiyonel/kitlesel bir orduya dönüşür.
Gerilla taktiği sadece mevcut yönetici eliti değiştirmeyi
hedefleyebilirken; "Halk Savaşı" devletin politik, ideolojik ve
ekonomik düzeninde devrimci bir değişiklik yapmayı amaçlar
Terörizm
Baskı, bilgi toplama veya cezalandırma amacıyla sistematik
olarak korku yaratılmasıdır.
Stratejik Dâhiler
Sun Tzu
Çatışmanın siyasi ve psikolojik boyutlarına en yüksek
önceliği vermiştir.
Tüm savaşlar aldatmaya dayanır.
Carl von Clausewitz
Savaş, politikanın/siyasetin başka araçlarla devamıdır.
Şiddet sadece bir araçtır; amaç, düşmana irademizi kabul
ettirmektir.
Savaş fiziki yok edişten ziyade düşmanın moral/manevi
cesaretini kırma mücadelesidir.
Niccolò Machiavelli
İnsanların olayları "olmaları gerektiği gibi"
değil, "oldukları gibi" görmelerini savunur.
Korkulmak, sevilmekten çok daha güvenlidir.
Tüm silahlı peygamberler fethetti ve silahsızlar
başarısızlığa uğradı.
Strateji, nasıl kazanılacağı ile ilgilidir.
3. Geleneksel Savaş Kavramları ve Uygulamaları: Strateji Ne Oldu?
Teori sürekli olarak gerçeklik testini geçmelidir.
Savaşta nihai amaç düşmanın savaşma arzusunu kırmak, direniş
maliyetinin teslim olma maliyetinden daha yüksek olduğuna karar vermesini
sağlamaktır.
İdeal olan, tek bir kurşun atmadan psikolojik, ekonomik ve
diplomatik baskı ile zafer kazanmaktır.
Zorlama (Coercion): Açık güç kullanımıdır.
Baskı (Compellence): Fiziki şiddet veya kabul
edilemeyecek bir baskı tehdidi ile yürütülür.
…
Tarih boyunca (özellikle 19. yüzyıla kadar) askeri ve siyasi
zafer iç içeydi; devlet başkanı aynı zamanda ordu komutanı olduğu için ordunun
yenilmesi devletin de çökmesi anlamına geliyordu
Günümüzde bir ülkenin ordusunu yenmek otomatik olarak siyasi
zafer getirmemektedir.
1968 / ABD ve müttefikleri askeri olarak Vietkong'u ezmesine
rağmen, komünistler ABD kamuoyunu sarsarak devasa bir siyasi zafer kazanmıştır.
Yıkıcı darbe: Düşmanın yönetim yapısını, çekim
merkezlerini, ana nüfus veya ekonomik kaynaklarını hızlı bir şekilde tasfiye
etmeyi amaçlar.
Tarihte güçlü donanmalar (Atina, Portekiz, İngiltere vb.)
beklenmedik ve hızlı darbeler vurma kapasitesine sahipti.
Kara ordularında ise coğrafya ve lojistik sınırlamaları
hızlı bir yıkıcı darbeyi zorlaştırır.
Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları "yıkıcı
darbe" kavramını tam olarak gerçekleştiren nadir örneklerdendir.
Tedrici Tırmandırma (Risk Stratejisi): Thomas
Schelling'in teorileştirdiği bu yaklaşımda, düşmana kademeli olarak artan bir
acı/risk düzeyi uygulanır.
Kafa Koparma Operasyonları (Decapitation): Düşmanın
siyasi/askeri liderliğini, komuta-kontrol mekanizmalarını doğrudan hedef alarak
rejimi çökertecek "yıkıcı darbe"yi vurma amacı taşır.
Caydırıcılık (Deterrence): Caydırıcılığın temel
unsuru güvenilirliktir (karşı tarafın, sizin o gücü ve iradeyi kullanacağınıza
inanması gerekir).
Çekim Merkezi (Center of Gravity): her şeyin bağlı
olduğu güç ve hareket merkezi.
Totaliter rejimlerde diktatörün kendisi çekim merkezi gibi
görünse de liderleri ortadan kaldırmak son derece zordur. Ayrıca bir diktatörün
ölümü, sıklıkla yerine başka bir baskıcı yapının geçmesiyle sonuçlanır.
Savaşın son yılında Almanya'nın petrol tedarik ve dağıtım
hatlarının hedef alınması, çekim merkezi analizinin doğru yapıldığında muazzam
sonuçlar verdiğini göstermiştir.
4. Manevra ve Güç Kullanımı: Stratejiyi Uygulama
Manevra; ister tek bir
asker, ister kitle askeri, uçak filosu veya gemi olsun; bir gücü koşulların
elverdiği ölçüde en doğru zamanda en avantajlı konuma getirme planıdır.
Manevra ve ateş gücü ilkeleri; Büyük İskender, Cengiz Han ve
Napolyon döneminden günümüz modern jet savaşlarına kadar değişmeyen, zamansız
stratejik esaslardır.
Granikos Meydan Muharebesi (M.Ö. 334)
Büyük İskender, piyadenin eğik ilerleyişi ile süvarinin
aldatıcı saldırısını birleştirerek Pers hatlarında yapay boşluklar yaratmış ve
bu zayıf noktalardan kesin darbeyi vurmuştur.
Tsushima Deniz Savaşı (1905)
Amiral Togo (Japonya), yüksek hız avantajını kullanarak Rus
filosuna karşı "T Çaprazlaması" (Crossing the T) tekniğini iki kez
uygulamış ve Rus gemilerini çapraz ateşe tutarak yok etmiştir.
Üstün manevra ve hız gösterisi, bazen hiç ateş açmadan veya
tek bir mermi atmadan düşmanın geri adım atmasını (caydırılmasını) sağlayabilir.
Amerikan İç Savaşı'nda Birlik Komutanı General Grant'ın
uyguladığı "ne pahasına olursa olsun" yaklaşımı, niceliğin (kitlenin)
kendi başına bir nitelik olduğunu ve ilham verici manevraları dahi
bastırabileceğini göstermiştir.
Zamanla kitlenin tanımı değişmiş, teknolojik gelişmeler,
kitleye karşı en büyük meydan okumayı oluşturmuştur.
Günümüzde sayıca az ancak teknolojik olarak ileri, hızlı
hareket eden ve bilgi hakimiyetine sahip güçler, büyüklüğe üstün gelmektedir.
Clausewitz, yaşadığı dönemin şartları gereği savunmayı
savaşın daha güçlü şekli olarak görmüştür. Bu anlayış sayısal üstünlük kuralını
ve arazinin sunduğu avantajları ön plana çıkarmıştır.
Barut ve topun icadından önce (Örn: Truva Kuşatması) güçlü
engellerin arkasına çekilmek en iyi seçenekken; 1453'te İstanbul'un Fethi ile
topların surları yıkabileceği kanıtlanmış ve savunma anlayışı kökten
değişmiştir.
Strateji, daima rakibin zayıf noktasına kendi gücümüzü
yönlendirerek uyumsuzluk (süreksizlik) yaratma mücadelesidir.
Önceden Davranma (Preemption)
Pearl Harbor (1941), Almanya'nın SSCB'yi işgali (1941) ve
İsrail'in Altı Gün Savaşı (1967) ile Osirak Nükleer Santralı saldırısı (1981)
tarihsel önleyici müdahale örnekleridir.
11 Eylül Sonrası Değişim (Bush Doktrini): Haziran 2002'de
Başkan George W. Bush, geleneksel "caydırıcılık" yerine "Önceden
Davranarak Önleme" (Preemption) stratejisini ilan etti.
Silahlı Çatışma Hukuku
Savaşta kullanılan gücün miktarını ve türünü sınırlandıran
Uluslararası İnsani Hukuk üç temel kavrama dayanır: Askerî Gereklilik,
İnsaniyet ve Oransallık.
Çin-Vietnam Savaşı (1979): Çin'in sınır geçip 40 km
ilerledikten sonra 3 hafta içinde çekilmesi; hedefin sadece "ders
vermek" olduğu, Oransallık ve sınırlandırılmış amaç içeren bir güç
kullanımı örneğidir.
Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları…
Satyagraha / Şiddetsiz Direniş
Şiddete dayanmayan pasif direniş
Baskıcı güce (İngiliz yönetimi) violent (şiddetli) tepki
vermeyerek, işgalcinin gayrimeşruluğunu ve ahlaksızlığını ortaya çıkarma
stratejisidir. Pasif protestocuya saldıran, öldüren askerin vicdani çöküş
yaşaması, pasifliği güçlü bir psikolojik ve asimetrik silaha dönüştürmüştür.
5. Stratejiyi Şekillendirme: Stratejiyi İşletmek
Silahlı çatışmaya başvurmak genel olarak bir politik
başarısızlıktır.
İdeal büyük strateji, hedeflere güç kullanmadan ulaşmayı
amaçlar.
Bu süreç üçlü bir hiyerarşiyi takip eder:
Şekillendirme (Shaping): Diplomatik, ekonomik,
kültürel, sosyal ve askeri araçlarla (tatbikatlar, ittifaklar, ticaret)
stratejik çevreyi kendi lehinize etkilemek.
Caydırma (Deterrence): Şekillendirmenin yetersiz
kaldığı durumlarda, karşı tarafın sizin çıkarlarınıza aykırı eylemlerde
bulunmasını engellemek/gözünü korkutmak.
Tepki Gösterme (Responding): Caydırıcılık çöktüğünde,
hafif yaptırımlardan TKY (Topyakün Savaş) boyutuna kadar uzanan yelpazede güç
kullanmak.
İttifaklar ve diplomasi "ebedi dostluklara" değil,
zamanın fırsatçı "ebedi çıkarlarına" dayanır.
Güç Dengesi
Rekabet eden devletlerin veya ittifakların stratejik
sonuçlarda üstünlük sağlamak veya dengesizliği önlemek amacıyla askeri,
ekonomik ve siyasi araçlarla kurduğu denge durumudur.
SSCB ile ABD arasındaki rekabet.
SSCB'nin 1991'de çöküşüyle birlikte NATO'nun varlık nedeni
sarsılmış, devasa nükleer ve konvansiyonel gücünün nasıl kullanılacağı
belirsizleşmiştir.
Avustralya
İkinci Dünya Savaşı'ndaki Japon planlamacılar da
Avustralya'yı işgal etmek için gereken gemi ve tümen sayısının hava/deniz
engelini aşmak için çok büyük ve maliyetli olduğunu hesaplamışlardır.
Avustralya bu jeostratejik tespitle gözetleme, keşif, hava
üstünlüğü ve deniz vurucu gücüne öncelik veren bir kuvvet yapısı oluşturmuştur.
Terörizm ülke sınırı
tanımadığı ve görünür/öngörülebilir araçlara bağlı kalmadığı için yeteneklere
dayalı kuvvet planlama metodolojisini bozmaktadır.
Etkili bir stratejik yaklaşım "Şekillendir - Caydır -
Karşılık Ver" zinciri üzerine kurulur.
6. Stratejik Felç: Bir İdeal Olarak Strateji
Düşmanı, onun çekim merkezine (center of gravity) yönelmiş
karar alma, manevra ve ateş gücünün kararlı ve son derece hızlı bir birleşimine
tabi tutarak iradesini kırma ve sistemi çalışmaz hale getirme teorisidir.
Hava kuvvetleri odaklı düşünen John Warden felcin fiziki ve
yapısal boyutuna odaklanır.
Beş Eşmerkezli Daire Modeli (Hedef/Çekim Merkezi Analizi):
1. Daire (En İç / En Yüksek Değer): Liderlik (En kritik
hedef)
2. Daire: Organik Zaruretler (Sistemik tesisler ve süreçler)
3. Daire: Altyapı
4. Daire: Nüfus / Ulusal İrade
5. Daire (En Dış / En Düşük Değer): Sahadaki Askeri Güçler
Düşmanın fiziki çöküşünün otomatik olarak psikolojik
teslimiyeti getireceğini varsayması yönüyle doğrusal/mekanik bulunmuştur.
Eski bir savaş uçağı pilotu olan John Boyd felcin psikolojik
boyutuna ve zihinsel rekabete odaklanır.
OODA Döngüsü
Gözlem (Observe): Hasım ve çevre takip edilir.
Çevreye Uyum (Orient): Sürecin en kritik aşamasıdır.
Kültür, deneyim, coğrafya ve istihbarat ışığında durum değerlendirilir.
Karar (Decide): Hareket tarzı seçilir.
Eylem (Act): Karar uygulamaya konur ve döngü baştan
başlar.
Boyd'a göre amaç, zamanı bir müttefik olarak kullanarak OODA
döngüsünü rakipte daha hızlı işletmek ve düşmanın karar alma döngüsünün içine
girmektir. Düşman ne olduğunu anlayamadan kararlarını geçersiz kılarak onu
zihinsel olarak felç etmektir.
1991 Irak İşgali
Yoğun ve nokta atışı hava harekâtıyla Saddam Hüseyin'in
komuta-kontrol mekanizmaları felç edilmiştir. Düşmanın OODA (Gözlem, Yönelim,
Karar, Eylem) döngüsü kırılarak içten dışa felce uğratılmış ve kara savaşının
sadece 100 saatte bitmesi sağlanmıştır.
2003 Irak İşgali
1991'deki yoğun hava gücü kullanımının aksine, felç edici
tempo esas olarak Basra'dan Bağdat'a hızla ilerleyen ortak hava/kara kuvvetleri
ile sağlanmıştır.
Ağ Merkezli Savaş (NCW)
NCW'nin amacı; denizaltı, kara, hava ve uzaydaki tüm
algılayıcıları (sensörleri) ve silah sistemlerini (atıcıları) birbirine
bağlayarak ISTAR (İstihbarat, Gözetleme, Hedef Tespiti, Keşif) üstünlüğü
sağlamaktır.
Müşterek bir harekât resmini paylaşan farklı kuvvetler,
karmaşık emir-komuta zincirlerine takılmadan ortak amaç doğrultusunda
eylemlerini hızla uyumlaştırabilir.
7. Savaşa Niyetlenmek: Siyasi Zorunluluklar ve Stratejik Düşünceler
Savaş hiçbir zaman yalnızca askeri bir zaferden ibaret
değildir; daima stratejik ve siyasi bir amaca (rejimi devirmek, caydırmak,
güvenlik sağlamak veya nüfuz artırmak) hizmet eder.
Savaşlar tesadüfen değil, kasıtlı kararlarla başlar.
20. yüzyılın ortalarından itibaren devletler arası doğrudan
savaşların sayısı önemli ölçüde azalmıştır.
(Çünkü) Küreselleşme, serbest ticaret ve teknolojik
gelişmeler sayesinde kaynaklara erişim için toprak işgal etme gereksinimi
ortadan kalkmıştır.
Yükselen milliyetçilik, demokrasi bilinci ve hafif
silahların yaygınlaşması nedeniyle işgal edilen halkları kontrol altında tutmak
zorlaşmış ve maliyetli hale gelmiştir.
Savaşlar genellikle bölgede olumlu bir dönüşüm sağlama
beklentisiyle başlatılır. Ancak rejim değişiklikleri çoğu zaman mezhepsel/etnik
dengeleri bozarak (Irak'taki Şii egemenliğinin Sünni komşuları ve Kürt
özerkliğinin Türkiye'yi rahatsız etmesi gibi) öngörülemeyen bölgesel
istikrarsızlıklara yol açar.
Diplomasi, askeri çevreleme, ekonomik yaptırımlar,
ambargolar ve ödünler gibi seçenekler tüketilmeden savaşa başvurulmamalıdır.
Strateji; amaçlar, yollar ve araçlar arasında köprü kurar.
Stratejiden yoksun güç kullanımı yalnızca rastgele bir şiddet eylemidir.
Devletler kendi askerlerinin can kaybını önlemek için yerel
müttefikleri veya silahlı grupları kara gücü olarak kullanır.
Sivil altyapıya (elektrik, ulaşım vb.) verilen zarar hem
rejimin iç desteğini artırır hem de işgal sonrası istikrarı imkansız kılar.
8. Savaş Üzerindeki Kısıtlamalar: Strateji, Meşruiyet ve Sağduyu
Thucydides’in aktardığı Melia Konseyi diyalogundaki
"güçlü yapabileceğini yapar, zayıf kabul eder" anlayışı…
BM Anlaşması (1945) ve Madde 2(4): Devletlerin birbirinin
ülke bütünlüğüne karşı güç kullanımının yasaklanması. Güç kullanımına yalnızca
iki durumda izin verilmesi: Meşru müdafaa ve BM Güvenlik Konseyi
yetkilendirmesi.
BM Güvenlik Konseyi'ni baypas ederek yapılan müdahaleler uluslararası
toplumda "yumuşak dengeleme" (soft balancing) tepkilerini ve ABD
gücüne karşı direnci artırmıştır.
Açık olmayan amaçlar ve orantısız güç kullanımı hem
meşruiyet kaybına hem de ağır yenilgiye yol açmıştır (ABD-Vietnam).
9. Savaşın Kontrolü: Askerler, Siviller ve Optimum Güç Kullanımı
Savaşın siyasi amaçlarla yapılması nihai karar yetkisinin
daima sivil/siyasi liderlikte olmasını gerektirir.
Weinberger Öğretisi (1984)
Lübnan/Beyrut'taki 241 ABD deniz piyadesinin öldüğü intihar
saldırısı fiyaskosunun ardından Savunma Bakanı Caspar Weinberger güç kullanımı
için sıkı şartlar getirdi:
Hayati ulusal çıkar olmalı.
Açık ve ezici bir kazanma niyetiyle yapılmalı.
Siyasi ve askeri amaçlar net tanımlanmalı.
Halkın ve Kongre'nin desteği olmalı.
Güç kullanımı son çare olmalı.
Görev Esnemesi (Mission Creep)
Sınırlı ve net bir askeri görevin, gelişen olayların
etkisiyle askeri olmayan daha zor ve geniş görevlere dönüşmesi.
Donald Rumsfeld, askeri bürokrasi üzerindeki sivil otoriteyi
güçlendirip orduyu daha kıvrak/hızlı bir güç aracına dönüştürmek istedi.
"Görevi belirleyen koalisyon" anlayışının yerini
"Görev koalisyonu belirler" prensibi aldı.
10. Barış Yapma: Korumak ve Onarmak İçin Müdahale
İç savaşlar; siyasi topluluklar içinde gücün, yetkinin,
yönetim biçiminin ve kaynakların paylaşımı konusundaki anlaşmazlıkların
çözümsüz kalması nedeniyle ortaya çıkar.
Bağımsızlık dalgasıyla birlikte toplumsal uyuşmazlıklar ve
ayrılıkçı hareketler artış göstermiştir.
Soğuk Savaş yıllarında dış müdahaleler genellikle insancıl
nedenlerden ziyade ideolojik ve stratejik çıkarlar doğrultusunda
gerçekleşmiştir.
Normal şartlarda BM Anlaşması'nın 2(7). maddesi uyarınca bir
devletin iç işlerine karışmama ilkesi esastır. Ancak Soğuk Savaş sonrası
insancıl felaketler bu kuralı esnetmiştir.
Tarafsız kalmak bazen en büyük insan hakları ihlalini yapan
güçlü tarafa dolaylı destek sağlamak anlamına gelebilir.
Somali örneğinde olduğu gibi barış koruyucuların taraf
tutuyor görünmesi, kendilerini çatışmanın doğrudan hedefi (muharebe tarafı)
haline getirebilir.
İç savaşlar karmaşık dinamiklere sahiptir. Taraflar
maliyetleri karşılayabildikleri ve kazanacaklarına inandıkları sürece
silahsızlanmaya yanaşmazlar.
11. 21. Yüzyılda Savaş: Stratejinin Sonu mu?
11 Eylül saldırıları, geleneksel ve nükleer caydırıcılık
sistemlerinin devlet dışı aktörlere ve intihar eylemcilerine karşı yetersiz
kaldığını göstermiştir.
Irak'ın işgali ve sonrasındaki uygulamalar, uluslararası
toplumda ve İslam dünyasında ABD’nin meşruiyetini zedelemiş, asimetrik direnci
ve terör örgütlerine katılımı artırmıştır.
Küreselleşmenin getirdiği ekonomik ve kültürel kaygılar,
küresel çapta ulusalcılığı tetiklemiştir. Ulusalcılık ise çatışmaların
çözülmesini zorlaştırmakta ve direnme kararlılığını artırmaktadır.
Günümüz çatışmaları artık sadece ordular arasında değil,
halkın içinde ve sivil nüfusun katılımıyla gerçekleşmektedir. Askeri
teknolojiler ne kadar gelişmiş olursa olsun, sivil nüfusun desteğini ve
meşruiyeti kazanamayan stratejiler kalıcı başarı sağlayamamaktadır.
…