2 Ocak 2026 Cuma

Mircea Eliade - Kutsal ve Dindışı - Notlar

Mircea Eliade - Kutsal ve Dindışı - Notlar

Le sacré et le profane, Mütercim: Mehmet Ali Kılıçbay, Gece Yayınları, Ankara, 1991

 


Giriş

Rudolf Otto’nun Das Heilige (1917) adlı kitabı / Tanrı ve din fikirlerini incelemek yerine, dinsel deneyin özelliklerini çözümlüyor

Otto, dinin irrasyonel olan yanını güçlü bir şekilde aydınlatmaktaydı

Otto, Kutsal’ın üç yönünü keşfetti: mysterium tremendum (ezici bir üstünlük çıkartan güç), majestas (üstünlük) ve mysterium fascinans (dinsel endişe).

 

Kutsal, insani veya kozmik olan hiçbir şeye benzememekte, kökten ve tamamen farklı bir şeymiş gibi özelleşmektedir.

 

Kutsalın ortaya çıkış olayını ifade etmek için hierophanie (kutsalın tezahürü) terimi önerilmiştir. En ilkelinden en gelişkinlerine kadar, tüm dinlerin tarihi, kutsalın tezahürlerinin birikimidir.

 

…tamamen farklı bir şeyin, bizim dünyamıza ait olmayan bir gerçeğin, doğal, dindışı dünyamızın ayrılmaz parçası olan nesneler içinde açığa çıkması. Çağdaş Batılı, kutsalın taşlarda veya ağaçlarda açığa çıktığını kabul etmekte zorlanmaktadır.

Herhangi bir nesne kutsalı açığa çıkartırken, kendi olmaya son vermeksizin başka bir şey haline gelmektedir.

 

Kutsal ve dindışı olmak üzere, dünyada varolmanın iki tarzı

Çağdaş ve dindışı insan için beslenme veya cinsellik gibi eylemler yalnızca organik süreçlerken, "ilkel" açısından böyle bir eylem asla yalnızca fizyolojik değildir; ya kutsaldır, ya da kutsal hale getirilebilir.

 

Birinci Bölüm: Kutsal Mekân ve Dünyanın Kutsallaştırılması

Dindar insan için mekân türdeş değildir; onun için mekân kopuklar, kırıklar sunmaktadır: diğerlerinden niteliksel olarak farklı mekân parçaları bulunmaktadır.

 

Kutsalın tezahürü (hierophanie) mekânın türdeşliğinde bir kopuş meydana getirir ve çevredeki muazzam alanın gerçek-dışılığına zıt olan mutlak bir gerçekliğin inşaı da ortaya çıkmaktadır.

Bu dünyanın inşaına olanak veren, mekânda meydana gelen kopuştur

Kutsalın tezahürü dünyayı ontolojik olarak kurmaktadır.

…kutsal bir mekânın açığa çıkması, "sabit bir nokta"nın elde edilmesine, kaosa bağlı türdeşlik içinde yön bulunmasına, "Dünya’nın kurulmasına ve gerçek olarak yaşamaya olanak vermektedir.

 

Dindar insanın kutsal içinde yaşama arzusu, "objektif gerçeklik içinde yer alma arzusuna" denk düşmektedir.

 

Kutsalın tezahürünün aracılığıyla düzeylerin kopuşunun gerçekleştirildiği yerde, aynı zamanda yukarıya doğru (tanrısal dünya) veya aşağıya doğru (alt bölgeler, ölüler dünyası) bir "açıklık" oluşmuştur. Üç kozmik düzey -Yeryüzü, Gökyüzü, alt bölgeler- birbirleriyle iletişim haline geçmişlerdir.

 

Bu eksen, Axis mundi adını taşır

 

Meru (Hind), Haraberezaiti (İran) ve Golgotha (Hristiyanlık) gibi Kozmik dağlar, Dünya’nın Merkezi’nde yer alır. Tapınaklar, kozmik dağın karşılığıdır ve Yeryüzü ile Gökyüzü arasındaki en mükemmel "bağ"ı meydana getirirler. Babil’de tapınak adları Yeryüzü ile Gökyüzü arasındaki bağın evi gibi ifadelerle bu durumu belirtir.

 

Endüstriyel toplumlarda konutun değeri ve işlevi üzerinde durmak gereksizdir

Le Corbusier’nin formülüne göre, ev bir "ikâmet makinası"dır.

Çağdaş dünyanın ideal evi, herşeyden önce işlevsel olmalı, yani insanlara çalışma, ve çalışabilmek için dinlenme olanakları sunmalıdır.

 

Geleneksel toplumlar için bir konut inşa etmek, "oturmak için seçilen 'dünya'nın yaratılmasını üstlenmek" demektir.

Birçok kültürde, konutun merkezi direği Axis mundi ile özdeşleştirilir.

 

Tapınaklar, göksel bir ilk modelin kopyasıdır. Tapınağın mimari planı tanrıların eseridir

Kutsal mekân deneyimi, ‘Dünya’nın kuruluşu’nu mümkün kılar.

 

İkinci Bölüm: Kutsal Zaman ve Efsaneler

Kutsal Zaman bizzat doğası gereği, tersine dönebilir ve telafi edilebilir niteliktedir. Kutsal zaman bir cins, efsanevi, ebedi şimdiki zamandı. Dindışı insan için zaman, insanın kendi varoluşuna bağlıdır ve içine hiçbir tanrısal varlığın sızamayacağı insani bir deneyin her zaman söz konusu olduğunu bilmektedir.

 

Kuzey Amerika yerli dillerinde Dünya (Evren) terimi aynı zamanda Yıl anlamına da gelir. Evren, yılın sonuyla ölen ve yeni yılla birlikte yeniden doğan canlı bir birim olarak kavranmaktadır. Tapınak (templum) Evren’in imgesi olduğu için zamansal simgeciliği de içerir.

 

Babil’de Yeni Yıl (akita) töreni sırasında, Yaradılış Şiiri Enuma Eliş söylenirdi

 

Bayram, efsanevi bir olayın "kutlanması" değil, onun yeniden güncelleştirilmesidir.

Evrenin yaradılışı efsanesinin ayinsel olarak söylenilmesi, önemsenen bir işi başarmak için / özellikle tedavilerde (hastayı diriltmek için) önemlidir.

 

Bayrama ilişkin zaman ve bayramların yapısı

Bayram, tanrısal eserlerin gerçekleştirildiği ilksel zamanı yeniden güncelleştirir; bu sayede insan "tanrıların çağdaşı" olur.

Dindar insanın ilksel zamana geri dönme çabası, başlangıçların mükemmelliği’ne duyulan özlem olmaktadır. Bu, aynı zamanda bir Cennet özlemi anlamına gelebilir.

 

Efsane kutsal bir tarihtir, yani ab initio, Zaman’ın başlangıcında meydana gelmiş ilksel bir olayı anlatmaktadır.

Myth, ontoloji ile dayanışma halindedir.

Efsane yalnızca gerçekten olan hakikatlerden, tam olarak tezahür edenden söz etmektedir.

Efsanenin ana işlevi, tüm ayinlerin ve tüm anlamlı insan faaliyetlerinin -beslenme, cinsellik, iş, eğitim vb.- örnek alınacak modellerini 'saptamaktır.

 

İnsan tanrıları taklid ettiği ölçüde gerçek insan olur (imitatio dei).

İlkel ve eski dinlerde, tanrısal hareketlerin ebedi tekrarı, imitatio dei olarak meşrulaşmaktadır.

Dindar insan, örnek hareketlerin ebedi tekrarı sayesinde, varoluşunu hiçlikten ve ölümden kurtulmuş olarak görmektedir.

 

Üçüncü Bölüm: Doğanın Kutsallığı ve Kozmik Din

Dindar insana göre doğa hiçbir zaman yalnızca "doğal" olmayıp, "her zaman dinsel bir değer yüklüdür". Evren, tanrısal bir yaratı olduğu için kutsallıkla damgalanmıştır. Dünya, dindar insanın kutsalın ve Varlık'ın çeşitli tarzlarını keşfetmesine olanak sağlayacak biçimde ortaya çıkmaktadır.

 

Göksel yapıdaki yüce varlıklar tapımda yeralmama eğilimindedirler. Bunlar insanlardan "uzaklaşmakta", Gökyüzüne çekilmekte ve dei otiosi olmaktadırlar. Bu tanrılar Kozmos’u, hayatı ve insanı yarattıktan sonra, adeta muazzam Yaratma girişimi kaynaklarını tüketmişçesine, bir cins "yorgunluk" hissetmişlerdir. Yaradılışın tamamlanması veya mükemmelleştirilmesi için Yeryüzünde oğullarını veya yaratıcı bir tanrıyı bırakarak, Gökyüzüne çekilmektedirler.

 

Tanrının uzaklaşması gerçekte, insanın dinsel, kültürel ve ekonomik keşiflerine karşı giderek artan ilgisine tercüman olmaktadır.

 

Göksel kutsal, dinsel hayattan sürülse bile, simgecilik yoluyla (Axis mundi, yükseliş ayinleri) faal kalmaktadır.

 

Sular, gizilgüçlerin evrensel toplamını simgelemektedirler, fons et origo (kaynak ve köken) durlar. Suya batma, biçim-öncesine geri dönüşü (ölüm), sudan çıkma ise biçimsel tezahürü (yeniden doğum) simgeler. Sular biçimleri bozar, ilga eder, saflaştırır ve canlandırır.

 

Hristiyanlık, sıvı simgeciliğini İsa'nın tarihsel varoluşuna atıfta bulunan yeni anlamlarla zenginleştirmiştir. Vaftiz, sembolik olarak ölüm ve yeniden doğumu temsil eder

 

Terra Mater

Kızılderili peygamber Smohalla, Toprak-Ana’yı yaralamanın (tarım yapmanın) günah olduğunu, yoksa öldüğünde Toprak’ın onu koynuna almayacağını söyler. İnsanların topraktan olma inancı evrenseldir. Doğum sırasında toprak üzerine doğurma (humi positio) veya yeni doğanı toprağa koyma (yeni doğumu sağlamak için) ritüelleri bu inançtan kaynaklanır.

 

Hayatın sırrını anlamak için, Kozmos’un çeşitli varlık tarzları aracılığıyla "söylediği"nin şifresini çözmek yeterli olacaktır. Öte yandan birşey aşikâra benzemektedir: Evren devrevi olarak kendini yenileyen canlı bir organizmadır. Hayatın tükenmez bir şekilde belirmesinin sırrı, Evren’in ritmik yenilenmesiyle dayanışma içindedir. Bu nedenden ötürü Evren dev bir ağaç biçiminde hayal edilmiştir. Evrenin varolma tarzı ve öncelikle de, kendini sonsuz olarak yeniden diriltme yeteneği, simgesel olarak hayat ağacıyla ifade edilmiştir.

 

Çin’deki minyatür bahçeler (yapay dağ), kozmolojik bir anlam taşır: Dağ = Evren

Taşların kutsallığı, "insanlara iktidar, dayanıklılık, süreklilik ifşa etmektedirler". Ay simgeciliği (doğum, ölüm, yeniden doğum) sayesinde insanlar kendi varoluş tarzlarının ve yeniden doğum şanslarının bilincine varmışlardır. Güneş ise oluşuma katılmamakta, akıl ve egemenlik gibi dinsel değerleri aktarmaktadır; Güneş kutsallığının laikleşmesi rasyonalist felsefelere yol açmıştır.

 

Dördüncü Bölüm: İnsan Varoluşu ve Kutsallaştırılmış Hayat

Homo religiosus (dindar insan), Evren'i kutsal bir eser olarak görmekte ve kendini bir mikrokozmos olarak kavramaktadır. Dindar insanın varoluşu Dünya’ya doğru 'açık'tır; bu, bilinçsiz bir varoluş değil, kozmik kutsallığa katılma yeteneğidir.

 

Eski toplumlarda hayat bütünüyle kutsallaştırılabilir niteliktedir, çünkü tüm davranışlar in illo tempore tanrılar tarafından ihdas edilmiştir. İnsan-evren özdeşleştirmeleri çok sayıdadır (göz/güneş, omurga/Axis mundi). Hayati deneyler (beslenme, cinsellik) kutsallaştırılmıştır.

 

Beden-ev-evren

Ev-beden-evren özdeşliği, bedenin tıpkı evren gibi bir "konum" olduğunu gösterir.

…insan kendini bir "merkez"e yerleştirmek istemektedir, yani tanrılarla iletişimde bulunma olanağının bulunduğu bir yere. İkâmetgâh bir mikroevrendir; zaten insanın bedeni de öyledir.

 

Eşik ve dar kapı veya tehlikeli köprü imgeleri, zorlu ve tehlikeli geçiş düşüncesini (yetişkinliğe katılma, ölüm, bilgi) uyandırır.

 

Geçiş ayinleri (doğum, evlilik, ölüm, yetişkinliğe katılma) insanın hayatında varoluşsal rejimde kökten bir değişiklik meydana getirir.

 

Sokrates, hiç de haksız olmaksızın, kendini bir ebeye benzetmekteydi: insanın kendi bilincine doğmasına yardım etmekteydi, "yeni insan"ı doğurtmaktaydı. Bu simgeciliğin aynına budist gelenekte de rastlanmaktadır. Manastıra çekilen rahip aile adını terketmekte ve bir "Buda’nın oğlu" (scıkya-putto) olmaktaydı, çünkü azizlerin arasına doğmuştu (ariya).

Dindışı insan aşkınlığı reddetmekte, kendini Tarihin öznesi ve ajanı olarak kabul etmekte ve aşkınlığa her türlü başvuruyu reddetmektedir. O, kutsalın kendi özgürlüğünün karşısındaki asıl engel olduğunu düşünür.

Çağdaş insanın gösterilerde, kitaplarda izlediği sinemadaki gibi eylemler ve hayaller, mitolojik temaları ve yozlaşmış ayinsellikleri (örneğin katılma senaryolarını) sürdürmektedirler.

 

Bu durum, dinsizliğin, "insanın yeni bir 'düşüş'üne tekâbül ettiği" ve dinsel bilinci kaybetmesine rağmen, varlığının derinliklerinde bu anıyı koruduğu anlamına gelir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder