Mircea Eliade - Kutsal ve Dindışı - Notlar
Le sacré et le profane,
Mütercim: Mehmet Ali Kılıçbay, Gece Yayınları, Ankara, 1991
Giriş
Rudolf Otto’nun Das Heilige (1917) adlı kitabı / Tanrı ve
din fikirlerini incelemek yerine, dinsel deneyin özelliklerini çözümlüyor
Otto, dinin irrasyonel olan yanını güçlü bir şekilde
aydınlatmaktaydı
Otto, Kutsal’ın üç yönünü keşfetti: mysterium tremendum
(ezici bir üstünlük çıkartan güç), majestas (üstünlük) ve mysterium fascinans
(dinsel endişe).
Kutsal, insani veya kozmik olan hiçbir şeye benzememekte,
kökten ve tamamen farklı bir şeymiş gibi özelleşmektedir.
Kutsalın ortaya çıkış olayını ifade etmek için hierophanie (kutsalın tezahürü) terimi önerilmiştir.
En ilkelinden en gelişkinlerine kadar, tüm dinlerin tarihi, kutsalın
tezahürlerinin birikimidir.
…tamamen farklı bir şeyin, bizim dünyamıza ait olmayan bir
gerçeğin, doğal, dindışı dünyamızın ayrılmaz parçası olan nesneler içinde açığa
çıkması. Çağdaş Batılı, kutsalın taşlarda veya ağaçlarda açığa çıktığını kabul
etmekte zorlanmaktadır.
Herhangi bir nesne kutsalı açığa çıkartırken, kendi olmaya
son vermeksizin başka bir şey haline gelmektedir.
Kutsal ve dindışı olmak üzere, dünyada varolmanın iki tarzı
Çağdaş ve dindışı insan için beslenme veya cinsellik gibi
eylemler yalnızca organik süreçlerken, "ilkel" açısından böyle bir
eylem asla yalnızca fizyolojik değildir; ya kutsaldır, ya da kutsal hale
getirilebilir.
Birinci Bölüm: Kutsal Mekân ve Dünyanın Kutsallaştırılması
Dindar insan için mekân türdeş değildir; onun için mekân
kopuklar, kırıklar sunmaktadır: diğerlerinden niteliksel olarak farklı mekân
parçaları bulunmaktadır.
Kutsalın tezahürü (hierophanie) mekânın türdeşliğinde bir
kopuş meydana getirir ve çevredeki muazzam alanın gerçek-dışılığına zıt olan
mutlak bir gerçekliğin inşaı da ortaya çıkmaktadır.
Bu dünyanın inşaına olanak veren, mekânda meydana gelen
kopuştur
Kutsalın tezahürü dünyayı ontolojik olarak kurmaktadır.
…kutsal bir mekânın açığa çıkması, "sabit bir
nokta"nın elde edilmesine, kaosa bağlı türdeşlik içinde yön bulunmasına,
"Dünya’nın kurulmasına ve gerçek olarak yaşamaya olanak vermektedir.
Dindar insanın kutsal içinde yaşama arzusu, "objektif
gerçeklik içinde yer alma arzusuna" denk düşmektedir.
Kutsalın tezahürünün aracılığıyla düzeylerin kopuşunun
gerçekleştirildiği yerde, aynı zamanda yukarıya doğru (tanrısal dünya) veya
aşağıya doğru (alt bölgeler, ölüler dünyası) bir "açıklık"
oluşmuştur. Üç kozmik düzey -Yeryüzü, Gökyüzü, alt bölgeler- birbirleriyle
iletişim haline geçmişlerdir.
Bu eksen, Axis mundi adını
taşır
Meru (Hind), Haraberezaiti (İran) ve Golgotha (Hristiyanlık)
gibi Kozmik dağlar, Dünya’nın Merkezi’nde yer alır. Tapınaklar, kozmik dağın
karşılığıdır ve Yeryüzü ile Gökyüzü arasındaki en mükemmel "bağ"ı
meydana getirirler. Babil’de tapınak adları Yeryüzü ile Gökyüzü arasındaki
bağın evi gibi ifadelerle bu durumu belirtir.
Endüstriyel toplumlarda konutun değeri ve işlevi üzerinde
durmak gereksizdir
Le Corbusier’nin formülüne göre, ev bir "ikâmet
makinası"dır.
Çağdaş dünyanın ideal evi, herşeyden önce işlevsel olmalı,
yani insanlara çalışma, ve çalışabilmek için dinlenme olanakları sunmalıdır.
Geleneksel toplumlar için bir konut inşa etmek,
"oturmak için seçilen 'dünya'nın yaratılmasını üstlenmek" demektir.
Birçok kültürde, konutun merkezi direği Axis mundi ile
özdeşleştirilir.
Tapınaklar, göksel bir ilk modelin kopyasıdır. Tapınağın
mimari planı tanrıların eseridir
Kutsal mekân deneyimi, ‘Dünya’nın kuruluşu’nu mümkün kılar.
İkinci Bölüm: Kutsal Zaman ve Efsaneler
Kutsal Zaman bizzat doğası gereği, tersine dönebilir ve
telafi edilebilir niteliktedir. Kutsal zaman bir cins, efsanevi, ebedi şimdiki
zamandı. Dindışı insan için zaman, insanın kendi varoluşuna bağlıdır ve içine
hiçbir tanrısal varlığın sızamayacağı insani bir deneyin her zaman söz konusu
olduğunu bilmektedir.
Kuzey Amerika yerli dillerinde Dünya (Evren) terimi aynı
zamanda Yıl anlamına da gelir. Evren, yılın sonuyla ölen ve yeni yılla birlikte
yeniden doğan canlı bir birim olarak kavranmaktadır. Tapınak (templum) Evren’in
imgesi olduğu için zamansal simgeciliği de içerir.
Babil’de Yeni Yıl (akita) töreni sırasında, Yaradılış Şiiri
Enuma Eliş söylenirdi
Bayram, efsanevi bir olayın "kutlanması" değil,
onun yeniden güncelleştirilmesidir.
Evrenin yaradılışı efsanesinin ayinsel olarak söylenilmesi, önemsenen
bir işi başarmak için / özellikle tedavilerde (hastayı diriltmek için)
önemlidir.
Bayrama ilişkin zaman ve bayramların yapısı
Bayram, tanrısal eserlerin gerçekleştirildiği ilksel zamanı
yeniden güncelleştirir; bu sayede insan "tanrıların çağdaşı" olur.
Dindar insanın ilksel zamana geri dönme çabası,
başlangıçların mükemmelliği’ne duyulan özlem olmaktadır. Bu, aynı zamanda bir
Cennet özlemi anlamına gelebilir.
Efsane kutsal bir tarihtir, yani ab initio, Zaman’ın
başlangıcında meydana gelmiş ilksel bir olayı anlatmaktadır.
Myth, ontoloji ile dayanışma halindedir.
Efsane yalnızca gerçekten olan hakikatlerden, tam olarak
tezahür edenden söz etmektedir.
Efsanenin ana işlevi, tüm ayinlerin ve tüm anlamlı insan
faaliyetlerinin -beslenme, cinsellik, iş, eğitim vb.- örnek alınacak
modellerini 'saptamaktır.
İnsan tanrıları taklid ettiği ölçüde gerçek insan olur
(imitatio dei).
İlkel ve eski dinlerde, tanrısal hareketlerin ebedi tekrarı,
imitatio dei olarak meşrulaşmaktadır.
Dindar insan, örnek hareketlerin ebedi tekrarı sayesinde,
varoluşunu hiçlikten ve ölümden kurtulmuş olarak görmektedir.
Üçüncü Bölüm: Doğanın Kutsallığı ve Kozmik Din
Dindar insana göre doğa hiçbir zaman yalnızca
"doğal" olmayıp, "her zaman dinsel bir değer yüklüdür".
Evren, tanrısal bir yaratı olduğu için kutsallıkla damgalanmıştır. Dünya,
dindar insanın kutsalın ve Varlık'ın çeşitli tarzlarını keşfetmesine olanak
sağlayacak biçimde ortaya çıkmaktadır.
Göksel yapıdaki yüce varlıklar tapımda yeralmama
eğilimindedirler. Bunlar insanlardan "uzaklaşmakta", Gökyüzüne
çekilmekte ve dei otiosi olmaktadırlar. Bu tanrılar Kozmos’u, hayatı ve insanı
yarattıktan sonra, adeta muazzam Yaratma girişimi kaynaklarını tüketmişçesine,
bir cins "yorgunluk" hissetmişlerdir. Yaradılışın tamamlanması veya
mükemmelleştirilmesi için Yeryüzünde oğullarını veya yaratıcı bir tanrıyı
bırakarak, Gökyüzüne çekilmektedirler.
Tanrının uzaklaşması gerçekte, insanın dinsel, kültürel ve
ekonomik keşiflerine karşı giderek artan ilgisine tercüman olmaktadır.
Göksel kutsal, dinsel hayattan sürülse bile, simgecilik
yoluyla (Axis mundi, yükseliş ayinleri) faal kalmaktadır.
Sular, gizilgüçlerin evrensel toplamını simgelemektedirler,
fons et origo (kaynak ve köken) durlar. Suya batma, biçim-öncesine geri dönüşü
(ölüm), sudan çıkma ise biçimsel tezahürü (yeniden doğum) simgeler. Sular
biçimleri bozar, ilga eder, saflaştırır ve canlandırır.
Hristiyanlık, sıvı simgeciliğini İsa'nın tarihsel varoluşuna
atıfta bulunan yeni anlamlarla zenginleştirmiştir. Vaftiz, sembolik olarak ölüm
ve yeniden doğumu temsil eder
Terra Mater
Kızılderili peygamber Smohalla, Toprak-Ana’yı yaralamanın
(tarım yapmanın) günah olduğunu, yoksa öldüğünde Toprak’ın onu koynuna
almayacağını söyler. İnsanların topraktan olma inancı evrenseldir. Doğum
sırasında toprak üzerine doğurma (humi positio) veya yeni doğanı toprağa koyma
(yeni doğumu sağlamak için) ritüelleri bu inançtan kaynaklanır.
Hayatın sırrını anlamak için, Kozmos’un çeşitli varlık
tarzları aracılığıyla "söylediği"nin şifresini çözmek yeterli
olacaktır. Öte yandan birşey aşikâra benzemektedir: Evren devrevi olarak
kendini yenileyen canlı bir organizmadır. Hayatın tükenmez bir şekilde
belirmesinin sırrı, Evren’in ritmik yenilenmesiyle dayanışma içindedir. Bu
nedenden ötürü Evren dev bir ağaç biçiminde hayal edilmiştir. Evrenin varolma
tarzı ve öncelikle de, kendini sonsuz olarak yeniden diriltme yeteneği,
simgesel olarak hayat ağacıyla ifade edilmiştir.
Çin’deki minyatür bahçeler (yapay dağ), kozmolojik bir anlam
taşır: Dağ = Evren
Taşların kutsallığı, "insanlara iktidar, dayanıklılık,
süreklilik ifşa etmektedirler". Ay simgeciliği (doğum, ölüm, yeniden
doğum) sayesinde insanlar kendi varoluş tarzlarının ve yeniden doğum
şanslarının bilincine varmışlardır. Güneş ise oluşuma katılmamakta, akıl ve
egemenlik gibi dinsel değerleri aktarmaktadır; Güneş kutsallığının laikleşmesi
rasyonalist felsefelere yol açmıştır.
Dördüncü Bölüm: İnsan Varoluşu ve Kutsallaştırılmış Hayat
Homo religiosus (dindar insan), Evren'i kutsal bir eser
olarak görmekte ve kendini bir mikrokozmos olarak kavramaktadır. Dindar insanın
varoluşu Dünya’ya doğru 'açık'tır; bu, bilinçsiz bir varoluş değil, kozmik
kutsallığa katılma yeteneğidir.
Eski toplumlarda hayat bütünüyle kutsallaştırılabilir
niteliktedir, çünkü tüm davranışlar in illo tempore tanrılar tarafından ihdas
edilmiştir. İnsan-evren özdeşleştirmeleri çok sayıdadır (göz/güneş, omurga/Axis
mundi). Hayati deneyler (beslenme, cinsellik) kutsallaştırılmıştır.
Beden-ev-evren
Ev-beden-evren özdeşliği, bedenin tıpkı evren gibi bir
"konum" olduğunu gösterir.
…insan kendini bir "merkez"e yerleştirmek
istemektedir, yani tanrılarla iletişimde bulunma olanağının bulunduğu bir yere.
İkâmetgâh bir mikroevrendir; zaten insanın bedeni de öyledir.
Eşik ve dar kapı veya tehlikeli köprü imgeleri, zorlu ve
tehlikeli geçiş düşüncesini (yetişkinliğe katılma, ölüm, bilgi) uyandırır.
Geçiş ayinleri (doğum, evlilik, ölüm, yetişkinliğe katılma)
insanın hayatında varoluşsal rejimde kökten bir değişiklik meydana getirir.
Sokrates, hiç de haksız olmaksızın, kendini bir ebeye
benzetmekteydi: insanın kendi bilincine doğmasına yardım etmekteydi, "yeni
insan"ı doğurtmaktaydı. Bu simgeciliğin aynına budist gelenekte de
rastlanmaktadır. Manastıra çekilen rahip aile adını terketmekte ve bir
"Buda’nın oğlu" (scıkya-putto) olmaktaydı, çünkü azizlerin arasına
doğmuştu (ariya).
Dindışı insan aşkınlığı reddetmekte, kendini Tarihin öznesi
ve ajanı olarak kabul etmekte ve aşkınlığa her türlü başvuruyu reddetmektedir.
O, kutsalın kendi özgürlüğünün karşısındaki asıl engel olduğunu düşünür.
Çağdaş insanın gösterilerde, kitaplarda izlediği sinemadaki
gibi eylemler ve hayaller, mitolojik temaları ve yozlaşmış ayinsellikleri
(örneğin katılma senaryolarını) sürdürmektedirler.
Bu durum, dinsizliğin, "insanın yeni bir 'düşüş'üne
tekâbül ettiği" ve dinsel bilinci kaybetmesine rağmen, varlığının
derinliklerinde bu anıyı koruduğu anlamına gelir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder