5 Ocak 2026 Pazartesi

Jakob von Uexküll - Hayvanların ve İnsanların Dünyalarına Giriş, Bir Anlam Teorisi - Notlar

Jakob von Uexkull - Hayvanların ve İnsanların Dünyalarına Giriş, Bir Anlam Teorisi - Notlar

A Foray into the Worlds of Animals and Humans with A Theory, University of Minnesota Press, Minneapolis, 2010

 


Hayvanların ve İnsanların Dünyalarına Giriş

Giriş

Dorion Sagan

Yaşam sadece madde ve onun kendiyle nasıl doğrudan etkileşime girdiğiyle ilgili değil, aynı zamanda bu maddenin, ayrı ayrı algılayan dünyalarında organizmaları içeren birbirine bağlı sistemlerde nasıl etkileşime girdiğiyle de ilgilidir.

 

Umwelt (Çevre)

Her canlı türünün kendine özgü bir algı dünyası var.

Uexküll, doğal seçilimin yaşamın amaçlılığını açıklamakta yetersiz olduğunu savunur. Ona göre, doğal seçilim bir düzenleyicidir, yaratıcı değil.

Organizmalar, belirli çevre koşullarına (sıcaklık vb.) büyüme veya büyümeme şeklinde tepki vererek küresel bir düzenleme oluşturur.

 

Çevirmenin Girişi

Joseph O’Neil

Uexküll'ün "Umwelt" (çevre) kavramı, özne tarafından inşa edilen özel bir dünyayı tanımlar.

"Merkmal" (algı işareti) ve "Wirkmal" (etki işareti) kavramları, öznenin dünyayı nasıl organize ettiğini açıklar.

Algılama işaretleri, mekânsal olarak sabit algı organının dışında yeni birimler halinde birleşmeleri mümkün olmasaydı, izole kalırdı.

 

Önsöz

Uexküll, biyolojiyi mekanik bir süreçten çıkarıp canlıyı merkeze koyan bir bilime dönüştürmeyi hedefler.

Canlıların sadece birer makine olduğu inancına karşı çıkar. Hayvanları algılama ve etki üretme yeteneği olan özneler olarak tanımlar. Her canlının etrafında, sadece kendi erişebileceği özelliklerden oluşan bir çevre vardır.

 

Giriş

Kene için koca dünyadan sadece üç uyarıcı (bütirik asit kokusu, sıcaklık ve dokunma) mevcuttur.

Kenenin vücudunun hiçbir kısmı makine karakterine sahip değil.

Rostock'taki Zooloji Enstitüsü'nde, on sekiz yıl boyunca aç bırakılmış keneleri canlı tutmayı başardılar.

…kenenin bekleme süresinde zaman sadece saatlerce değil, yıllarca durur ve ancak "bütirik asit" sinyali keneyi yeniden harekete geçirene kadar tekrar başlamaz.

 

Çevre Alanları

Etki Alanı: Hareketin yönünü ve sınırlarını belirleyen alandır. İç kulaktaki yarım daire kanallarının bu "üç boyutlu etki alanı" için temel oluşturur.

Dokunsal Alan: Yer algısına dayalıdır. Weber’in pergel deneyiyle açıklandığı üzere, derimiz üzerindeki "yerel işaretler" sayesinde bir "yer mozaiği" oluşur.

Görsel Alan: Gözün retinasındaki görsel unsurların sayısına göre çevre bir "mozaik" olarak algılanır. Uexküll'e göre, mozaik ne kadar kaba olursa, nesnelerin ayrıntılarının kaybı da o kadar büyük olur.

En Uzak Ufuk: Görsel alanın bittiği sınır düzlemidir.

 

Algılama Süresi

Zamanın en küçük birimi "an"dır. İnsan için bu saniyenin 18'de biri

 

Bazı hayvanlar için hareket etmeyen bir nesne çevrede yoktur. Örneğin karga, hareketsiz bir çekirgeyi göremez.

 

Hayvanların eylemleri insan amaçlarından ziyade doğanın "planlı karakterine" dayanır. Mizaç ve ihtiyaca göre bir nesnenin anlamı değişebilir (örneğin bir deniz anemonu yengeç için bazen koruma, bazen yuva, bazen de yiyecektir).

 

Hayvanların koku veya görsel işaretlerle oluşturdukları yollar ve savundukları bölgeler

 

Sürü hayvanlarında (özellikle kuşlarda) "arkadaş" algısı

 

Bir şeyi ararken zihnimizdeki "arama imgesi" gerçek algıyı silebilir. Arama imgesi, algı imgesini siler.

 

Büyülü Ortamlar

Dış uyaran olmadan öznenin kendi ürettiği algılarla hareket etmesidir.

 

Bir meşe ağacı; ormancı için odun, ormanda kaybolan çocuk için korkutucu bir canavar, tilki için ise güvenli bir korunak olabilir.

 

Astronomun ve Atom Fizikçisinin Ortamı

Astronom: Devasa optik araçlarla (teleskoplar) zamanı ve mekanı "delip geçer". Onun dünyasında her şey ağırbaşlı bir hızla döner. Milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızlar, onun çevresinin bir parçasıdır.

Atom Fizikçisi: Yıldızların yerini elektronlar almıştır. Ancak burada sükunet değil, bir "bombardıman" ve parçacıkların çılgın telaşı vardır. Gökbilimcinin makro-kozmosuna karşılık, fizikçinin mikro-kozmosu yer alır.

 

Fizikçi: Renkleri ve ışığı sadece "eterdeki dalgalar" veya matematiksel titreşimler olarak görür. Onun dünyasında nitelik yok, nicelik vardır.

Fizyolog: Fizikçinin "dalga" dediği şey burada renge dönüşür. Renklerin birleşmesi, zıtlıkları ve yarattığı algı, dalgalar kadar gerçektir.

Müzikolog: Radyo dalgaları araştırmacısı için sadece frekans olan olgu, müzikologun dünyasında ton ve armonidir.

 

Davranışçı (Behaviorist): Bedensel süreçlerin zihni/davranışı yarattığı mekanik bir doğada yaşar.

Psikolog: Zihnin bedeni ve algılanan dünyayı inşa ettiği bir dünyada yaşar.

 

Tüm bu bilim insanları doğanın farklı parçalarını inceler ve ortaya çıkan sonuçlar birbirine zıttır. Eğer tüm bu "ortamları" birleştirmeye çalışsaydık karşımıza sadece bir kaos çıkardı.

Tüm bu çelişkili gerçekliklerin arkasında, bizim asla tam olarak kavrayamayacağımız, kendini gizleyen "Tek Varlık" (Doğa) vardır. Biz sadece kendi kapasitelerimize göre doğanın küçük bir parçasını "çevremiz" haline getiririz.

 

Anlam Taşıyıcıları

Nesneler ancak bir özneyle ilişkiye girdiklerinde anlam kazanır. Bir taş, yolda dururken "yol tonu" taşırken, köpeğe fırlatıldığında "fırlatma tonu" kazanır.

 

Örümcek ağı, sineğin "temel imgesi"ne göre örülmüş bir "sinek benzeri" yapıdır.

 

Doğadaki ilişkiler bir müzik bestesine (kontrpuan) benzer.

Eğer çiçek arıya benzemeseydi ve arı da çiçeğe benzemeseydi, bu uyum asla işe yaramazdı.

 

Özet ve Sonuç

Bizim için renkli ve sesli olan bahçe, bir kene için sadece "memeli kokusu" ve "sıcaklık"tan ibarettir. Kene, devasa evrenin içinde sadece kendisine anlamlı gelen birkaç işarete odaklanmış mikro bir dünyada yaşar.

Canlıların yapısı rastgele değil, etkileşime girdikleri diğer canlıların "melodisine" göre şekillenir.

Fiziksel yapının her zaman "anlam" ve "işlev" tarafından kontrol edilir.

Beynin yarısı çıkarıldığında üzerindeki kafatası kemiği yeniden oluşmaz. Çünkü koruyacak bir beyin yoksa, kafatasının "anlamı" kalmamıştır. Doğa, anlamını yitiren yapıyı inşa etmez.

 

Manfred Schröter / Doğa, zaman ve uzayın ötesinde bir anlam senfonisi çalmaktadır. Bizim görevimiz, bu devasa klavyede kendi çevremizle birlikte uyumlu bir nota oluşturmaktır.

 

Sonsöz

Geoffrey Winthrop-Young’ın Değerlendirmesi

 

(Uexküll’ün 1943 yılında yayınladığı makale)

Uexküll, Darwin’i dünyayı "aptallaştırmakla" (mundum stultitiare) suçlar. Ona göre Darwin, canlıyı dış etkilerin oyuncağı olan mekanik bir yapıya indirgemiştir. Oysa bir yumurta, bir melodinin notaları gibi içsel bir "şekillendirme dürtüsüne" sahiptir.

 

1943 yılında Alman askerleri Stalingrad’da sadece Ruslarla değil, aynı zamanda Darwinist "güçlü olanın hayatta kalması" felsefesiyle (veya bu felsefenin yarattığı yıkımla) savaşıyorlardı.

 

Gottfried Benn, Uexküll’ü "insan düşmanı bir nihilizmle" suçlar.

 

Darwin insanı evrimin zirvesi olarak görmüştür; ancak Uexküll için insan, doğanın çaldığı devasa klavyedeki binlerce tuştan sadece biridir.

 

Uexküll’ün sistemini iki temel imge ayakta tutar:

Kabarcıklar (Bubbles): İzolasyon ve sınır. Her canlı kendi aşılmaz, kapalı dünyasında (Umwelt) yaşar.

Ağlar (Webs): Bağlantı ve iletişim. Bu izole baloncuklar, anlamlı bir "doğa senfonisi" oluşturacak şekilde birbirine örülmüştür.

 

Uexküll’e göre kadınlar, çevrenin öznelliğini erkeklerden daha "doğal" bir şekilde kavrar. Komşularının farklı dünyalarda yaşadığını içgüdüsel olarak bilirler.

 

Almanların çevre yapısı İngilizlerinkinden farklıdır. Napoli halkı ise Uexküll’ün gözünde "en iyi baloncukta" yaşayan, doğuştan sanatçı bir halktır.

 

Bir ayakkabıcının oğlu, babasının mesleki çevresine uyum sağlayarak büyüdüğü için en iyi ayakkabıcı olur. Bu, neredeyse ortaçağ lonca sistemini anımsatan, kaderci ve hiyerarşik bir "Devlet Biyolojisi" yaratır.

 

Uexküll devleti bir organizma olarak görür.

Uexküll, devlete sızan ve onun bütünlüğünü tehdit eden unsurları "parazitler" olarak nitelendirir. Bu bakış açısı, Nazi Almanyası'ndaki "ırksal temizlik" (Auschwitz gibi) dehşetine giden yolu tıbbi ve biyolojik bir terminolojiyle döşemiştir.

 

Uexküll’e göre Yahudiler, toprağa bağlı doğal bir Umwelt'e sahip değildir. Sosyal dışlanma ile var olan, köksüz ve "modern çöküşün öncüsü" bir halk olarak görülürler.

Uexküll Yahudi düşmanlığının (antisemitizm) Yahudileri bir arada tutan bir "çevre" yarattığını savunur.

 

Uexküll'ün en önemli edebi dostluğu şair Rainer Maria Rilke iledir.

Rilke’nin "Panter" şiiri, Uexküll tarafından bozulmuş bir Umweltin en iyi tasviri olarak görülür. Panterin çevresindeki parmaklıklar, onun dış dünya ile bağını koparmış, görüntüler kalbinde son bulmaya başlamıştır.

 

Uexküll, modern fiziğin ve bilimin dünyayı "soyut formüllere" indirgemesine karşı çıkar. Bir şaman gibi, başka bir canlının dünyasına girip o dünyayı deneyimlemenin (Erlebnis) peşindedir. Başka bir canlının (bir kene, bir köpek veya bir Napoli sakini) dünyasını anlamak, kendi dünyamızın sıradanlığından kurtulmamızı sağlar.

 

Patrick Süskind’in Parfüm romanındaki Jean-Baptiste Grenouille, Uexküll’ün kenesinin edebi bir beden bulmuş halidir.

Kene gibi Grenouille de yıllarca "en yalın yaşamına" çekilerek kendisini uyandıracak o tek işareti (insan kokusunu) bekler.

Grenouille, kendi vücut kokusunu yok ederek kendini "işaretsiz" bir varlığa dönüştürür. Antoine Richis'in (dedektif figürü) onu yakalayamamasının sebebi, Grenouille’nin kurbanlarının "anlam dünyasının" (Umwelt) dışında hareket etmesidir. Görünmezdir, çünkü kimsenin anlam haritasında ona ait bir "işaret" yoktur.

 

Peter Høeg'in Sınırda Olanlar romanı

Roman, "doğrusal zamanın" (matematik ve fizik zamanı) insan doğasını zorlayan bir işkence aleti olduğunu anlatır.

Uexküll’ün "mutlak zaman yoktur, sadece öznenin zamanı vardır" fikri, Peter karakteri için hem bir kurtuluş hem de derin bir yalnızlıktır. Eğer herkes kendi zamanını yaratıyorsa, insanlar arasındaki o ortak bağ kopmuş demektir.

 

Uexküll / Darwin’i reddetmiş ama yerine katı bir mekanik koymamıştır. Bu "boşluklar", onun teorisinin bugün posthümanizmden sibernetiğe kadar her alana sızmasını sağlamıştır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder