Jakob von Uexkull - Hayvanların ve İnsanların Dünyalarına Giriş, Bir Anlam
Teorisi -
Notlar
A Foray into the Worlds of Animals and Humans with A Theory,
University of Minnesota Press, Minneapolis, 2010
Hayvanların ve İnsanların Dünyalarına Giriş
Giriş
Dorion Sagan
Yaşam sadece madde ve onun kendiyle nasıl doğrudan
etkileşime girdiğiyle ilgili değil, aynı zamanda bu maddenin, ayrı ayrı
algılayan dünyalarında organizmaları içeren birbirine bağlı sistemlerde nasıl
etkileşime girdiğiyle de ilgilidir.
Umwelt (Çevre)
Her canlı türünün kendine özgü bir algı dünyası var.
Uexküll, doğal seçilimin yaşamın amaçlılığını açıklamakta
yetersiz olduğunu savunur. Ona göre, doğal seçilim bir düzenleyicidir, yaratıcı
değil.
Organizmalar, belirli çevre koşullarına (sıcaklık vb.)
büyüme veya büyümeme şeklinde tepki vererek küresel bir düzenleme oluşturur.
Çevirmenin Girişi
Joseph O’Neil
Uexküll'ün "Umwelt" (çevre) kavramı, özne
tarafından inşa edilen özel bir dünyayı tanımlar.
"Merkmal" (algı işareti) ve "Wirkmal"
(etki işareti) kavramları, öznenin dünyayı nasıl organize ettiğini açıklar.
Algılama işaretleri, mekânsal olarak sabit algı organının
dışında yeni birimler halinde birleşmeleri mümkün olmasaydı, izole kalırdı.
Önsöz
Uexküll, biyolojiyi mekanik bir süreçten çıkarıp canlıyı
merkeze koyan bir bilime dönüştürmeyi hedefler.
Canlıların sadece birer makine olduğu inancına karşı çıkar. Hayvanları
algılama ve etki üretme yeteneği olan özneler olarak tanımlar. Her canlının
etrafında, sadece kendi erişebileceği özelliklerden oluşan bir çevre vardır.
Giriş
Kene için koca dünyadan sadece üç uyarıcı (bütirik asit
kokusu, sıcaklık ve dokunma) mevcuttur.
Kenenin vücudunun hiçbir kısmı makine karakterine sahip
değil.
Rostock'taki Zooloji Enstitüsü'nde, on
sekiz yıl boyunca aç bırakılmış keneleri canlı tutmayı başardılar.
…kenenin bekleme süresinde zaman sadece saatlerce değil,
yıllarca durur ve ancak "bütirik asit" sinyali keneyi yeniden
harekete geçirene kadar tekrar başlamaz.
Çevre Alanları
Etki Alanı: Hareketin yönünü ve sınırlarını belirleyen
alandır. İç kulaktaki yarım daire kanallarının bu "üç boyutlu etki
alanı" için temel oluşturur.
Dokunsal Alan: Yer algısına dayalıdır. Weber’in pergel
deneyiyle açıklandığı üzere, derimiz üzerindeki "yerel işaretler"
sayesinde bir "yer mozaiği" oluşur.
Görsel Alan: Gözün retinasındaki görsel unsurların sayısına
göre çevre bir "mozaik" olarak algılanır. Uexküll'e göre, mozaik ne
kadar kaba olursa, nesnelerin ayrıntılarının kaybı da o kadar büyük olur.
En Uzak Ufuk: Görsel alanın bittiği sınır düzlemidir.
Algılama Süresi
Zamanın en küçük birimi "an"dır. İnsan için bu
saniyenin 18'de biri
Bazı hayvanlar için hareket etmeyen bir nesne çevrede
yoktur. Örneğin karga, hareketsiz bir çekirgeyi göremez.
Hayvanların eylemleri insan amaçlarından ziyade doğanın
"planlı karakterine" dayanır. Mizaç ve ihtiyaca göre bir nesnenin
anlamı değişebilir (örneğin bir deniz anemonu yengeç için bazen koruma, bazen
yuva, bazen de yiyecektir).
Hayvanların koku veya görsel işaretlerle oluşturdukları
yollar ve savundukları bölgeler
Sürü hayvanlarında (özellikle kuşlarda) "arkadaş"
algısı
Bir şeyi ararken zihnimizdeki "arama imgesi"
gerçek algıyı silebilir. Arama imgesi, algı imgesini siler.
Büyülü Ortamlar
Dış uyaran olmadan öznenin kendi ürettiği algılarla hareket
etmesidir.
Bir meşe ağacı; ormancı için odun, ormanda kaybolan çocuk
için korkutucu bir canavar, tilki için ise güvenli bir korunak olabilir.
Astronomun ve Atom Fizikçisinin Ortamı
Astronom: Devasa optik araçlarla (teleskoplar) zamanı ve
mekanı "delip geçer". Onun dünyasında her şey ağırbaşlı bir hızla
döner. Milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızlar, onun çevresinin bir
parçasıdır.
Atom Fizikçisi: Yıldızların yerini elektronlar almıştır.
Ancak burada sükunet değil, bir "bombardıman" ve parçacıkların çılgın
telaşı vardır. Gökbilimcinin makro-kozmosuna karşılık, fizikçinin mikro-kozmosu
yer alır.
Fizikçi: Renkleri ve ışığı sadece "eterdeki
dalgalar" veya matematiksel titreşimler olarak görür. Onun dünyasında
nitelik yok, nicelik vardır.
Fizyolog: Fizikçinin "dalga" dediği şey burada
renge dönüşür. Renklerin birleşmesi, zıtlıkları ve yarattığı algı, dalgalar
kadar gerçektir.
Müzikolog: Radyo dalgaları araştırmacısı için sadece frekans
olan olgu, müzikologun dünyasında ton ve armonidir.
Davranışçı (Behaviorist): Bedensel süreçlerin
zihni/davranışı yarattığı mekanik bir doğada yaşar.
Psikolog: Zihnin bedeni ve algılanan dünyayı inşa ettiği bir
dünyada yaşar.
Tüm bu bilim insanları doğanın farklı parçalarını inceler ve
ortaya çıkan sonuçlar birbirine zıttır. Eğer tüm bu "ortamları"
birleştirmeye çalışsaydık karşımıza sadece bir kaos çıkardı.
Tüm bu çelişkili gerçekliklerin arkasında, bizim asla tam
olarak kavrayamayacağımız, kendini gizleyen "Tek Varlık" (Doğa)
vardır. Biz sadece kendi kapasitelerimize göre doğanın küçük bir parçasını
"çevremiz" haline getiririz.
Anlam Taşıyıcıları
Nesneler ancak bir özneyle ilişkiye girdiklerinde anlam
kazanır. Bir taş, yolda dururken "yol tonu" taşırken, köpeğe
fırlatıldığında "fırlatma tonu" kazanır.
Örümcek ağı, sineğin "temel imgesi"ne göre örülmüş
bir "sinek benzeri" yapıdır.
Doğadaki ilişkiler bir müzik bestesine (kontrpuan) benzer.
Eğer çiçek arıya benzemeseydi ve arı da çiçeğe benzemeseydi,
bu uyum asla işe yaramazdı.
Özet ve Sonuç
Bizim için renkli ve sesli olan bahçe, bir kene için sadece
"memeli kokusu" ve "sıcaklık"tan ibarettir. Kene, devasa
evrenin içinde sadece kendisine anlamlı gelen birkaç işarete odaklanmış mikro
bir dünyada yaşar.
Canlıların yapısı rastgele değil, etkileşime girdikleri
diğer canlıların "melodisine" göre şekillenir.
Fiziksel yapının her zaman "anlam" ve
"işlev" tarafından kontrol edilir.
Beynin yarısı çıkarıldığında üzerindeki kafatası kemiği
yeniden oluşmaz. Çünkü koruyacak bir beyin yoksa, kafatasının
"anlamı" kalmamıştır. Doğa, anlamını yitiren
yapıyı inşa etmez.
Manfred Schröter / Doğa, zaman ve uzayın ötesinde bir anlam
senfonisi çalmaktadır. Bizim görevimiz, bu devasa klavyede kendi çevremizle
birlikte uyumlu bir nota oluşturmaktır.
Sonsöz
Geoffrey Winthrop-Young’ın Değerlendirmesi
(Uexküll’ün 1943 yılında yayınladığı makale)
Uexküll, Darwin’i dünyayı "aptallaştırmakla"
(mundum stultitiare) suçlar. Ona göre Darwin, canlıyı dış etkilerin oyuncağı
olan mekanik bir yapıya indirgemiştir. Oysa bir yumurta, bir melodinin notaları
gibi içsel bir "şekillendirme dürtüsüne" sahiptir.
1943 yılında Alman askerleri Stalingrad’da sadece Ruslarla
değil, aynı zamanda Darwinist "güçlü olanın hayatta kalması"
felsefesiyle (veya bu felsefenin yarattığı yıkımla) savaşıyorlardı.
Gottfried Benn, Uexküll’ü "insan düşmanı bir
nihilizmle" suçlar.
Darwin insanı evrimin zirvesi olarak görmüştür; ancak
Uexküll için insan, doğanın çaldığı devasa klavyedeki binlerce tuştan sadece
biridir.
Uexküll’ün sistemini iki temel imge ayakta tutar:
Kabarcıklar (Bubbles): İzolasyon ve sınır. Her canlı kendi
aşılmaz, kapalı dünyasında (Umwelt) yaşar.
Ağlar (Webs): Bağlantı ve iletişim. Bu izole baloncuklar,
anlamlı bir "doğa senfonisi" oluşturacak şekilde birbirine
örülmüştür.
Uexküll’e göre kadınlar, çevrenin öznelliğini erkeklerden
daha "doğal" bir şekilde kavrar. Komşularının farklı dünyalarda
yaşadığını içgüdüsel olarak bilirler.
Almanların çevre yapısı İngilizlerinkinden farklıdır. Napoli
halkı ise Uexküll’ün gözünde "en iyi baloncukta" yaşayan, doğuştan
sanatçı bir halktır.
Bir ayakkabıcının oğlu, babasının mesleki çevresine uyum
sağlayarak büyüdüğü için en iyi ayakkabıcı olur. Bu, neredeyse ortaçağ lonca
sistemini anımsatan, kaderci ve hiyerarşik bir "Devlet Biyolojisi"
yaratır.
Uexküll devleti bir organizma olarak görür.
Uexküll, devlete sızan ve onun bütünlüğünü tehdit eden
unsurları "parazitler" olarak nitelendirir. Bu bakış açısı, Nazi
Almanyası'ndaki "ırksal temizlik" (Auschwitz gibi) dehşetine giden
yolu tıbbi ve biyolojik bir terminolojiyle döşemiştir.
Uexküll’e göre Yahudiler, toprağa bağlı doğal bir Umwelt'e
sahip değildir. Sosyal dışlanma ile var olan, köksüz ve "modern çöküşün
öncüsü" bir halk olarak görülürler.
Uexküll Yahudi düşmanlığının (antisemitizm) Yahudileri bir
arada tutan bir "çevre" yarattığını savunur.
Uexküll'ün en önemli edebi dostluğu şair Rainer Maria Rilke
iledir.
Rilke’nin "Panter" şiiri, Uexküll tarafından bozulmuş
bir Umweltin en iyi tasviri olarak görülür. Panterin çevresindeki parmaklıklar,
onun dış dünya ile bağını koparmış, görüntüler kalbinde son bulmaya
başlamıştır.
Uexküll, modern fiziğin ve bilimin dünyayı "soyut
formüllere" indirgemesine karşı çıkar. Bir şaman gibi, başka bir canlının
dünyasına girip o dünyayı deneyimlemenin (Erlebnis) peşindedir. Başka bir
canlının (bir kene, bir köpek veya bir Napoli sakini) dünyasını anlamak, kendi
dünyamızın sıradanlığından kurtulmamızı sağlar.
Patrick Süskind’in Parfüm romanındaki Jean-Baptiste
Grenouille, Uexküll’ün kenesinin edebi bir beden bulmuş halidir.
Kene gibi Grenouille de yıllarca "en yalın
yaşamına" çekilerek kendisini uyandıracak o tek işareti (insan kokusunu)
bekler.
Grenouille, kendi vücut kokusunu yok ederek kendini
"işaretsiz" bir varlığa dönüştürür. Antoine Richis'in (dedektif
figürü) onu yakalayamamasının sebebi, Grenouille’nin kurbanlarının "anlam
dünyasının" (Umwelt) dışında hareket etmesidir. Görünmezdir, çünkü
kimsenin anlam haritasında ona ait bir "işaret" yoktur.
Peter Høeg'in Sınırda Olanlar romanı
Roman, "doğrusal zamanın" (matematik ve fizik
zamanı) insan doğasını zorlayan bir işkence aleti olduğunu anlatır.
Uexküll’ün "mutlak zaman yoktur, sadece öznenin zamanı
vardır" fikri, Peter karakteri için hem bir kurtuluş hem de derin bir
yalnızlıktır. Eğer herkes kendi zamanını yaratıyorsa, insanlar arasındaki o
ortak bağ kopmuş demektir.
Uexküll / Darwin’i reddetmiş ama yerine katı bir mekanik
koymamıştır. Bu "boşluklar", onun teorisinin bugün posthümanizmden
sibernetiğe kadar her alana sızmasını sağlamıştır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder