2 Ocak 2026 Cuma

Sir James G. Frazer - Ateşin Kökenine Dair Mitolojiler - Notlar

Sir James G. Frazer - Ateşin Kökenine Dair Mitler - Notlar

Myths of the Origin of Fire, Routledge, New York, 1996

 


Önsöz

Her yanımız gizemlerle çevriliyken, onları gizliyor gibi görünen perdeyi kaldırmak için yenilmez bir içgüdüyle hareket ederiz.

 

…eksiksiz bir felsefe ve hatta bilim tarihi, mitolojinin bir anlatımıyla başlamalıdır.

8 Aralık 1929

 

Giriş

Tüm insan icatları arasında, ateş yakma yönteminin keşfi muhtemelen en önemli ve en kapsamlı olanı olmuştur.

 

Mitoslar, açıklamaya çalıştıkları gerçekleri açıklamasalar da, onları icat eden veya onlara inanan insanların zihinsel durumuna (psikolojisine) ışık tutarlar.

 

Burada sunduğum şey yalnızca bir ön inceleme veya Bacon'ın ilk hasat olarak adlandırabileceği şey olarak değerlendirilmelidir.

 

Tasmanya'da Yangının Kökeni

Tazmanya'daki Oyster Bay kabilesinin anlattığı bu hikâye, ateşi iki göksel figürle ilişkilendirir ve dört ana aşamadan oluşur:

1. Ateşin Gelişi (İki Siyah Adam)

Kabilenin ataları başlangıçta ateşe sahip değildi.

İki siyah adam (sonradan Castor ve Pollux yıldızlarıyla özdeşleştirilen) bir tepenin eteğinde uyudu ve tepenin zirvesinde görüldü.

Bu adamlar, tepeden kabilenin üzerine bir yıldız gibi ateş attılar.

İnsanlar önce korkup kaçtı, sonra geri dönüp odunla ateş yakmayı öğrendiler. O günden sonra ateş kaybolmadı.

İki siyah adam, berrak gecede bulutların içinde, iki yıldız gibi görülmektedir.

 

2. Lowanna'ların Öldürülmesi (Vatoz Miti)

Kadınlar (Lowanna): İki kadın, sadakatsiz kocaları tarafından terk edildikleri için üzgün ve asık suratlıydı.

Midyelerin bol olduğu kayalık bir kıyıda kerevit ararlarken, büyük, uzun mızraklı bir vatoz (ray-fish) kayanın oyuğundan çıktı ve kadınları mızrağıyla delerek öldürdü ve götürdü.

 

3. Diriltme (Karıncalar ve Ateş)

İki siyah adam vatozla savaşıp onu öldürdü. Kadınlar ölmüş durumdaydı.

Siyah adamlar ateş yaktılar, kadınları ateşin iki yanına koydular. Ardından, mavi karıncaları (puggany eptietta) arayıp kadınların göğüslerinin üzerine koydular.

Karıncalar şiddetle ve yoğun bir şekilde ısırdılar, bunun üzerine kadınlar canlandılar ve yeniden yaşamaya başladılar.

 

4. Geri Dönüş

Canlanmanın ardından yoğun ve karanlık bir sis (Maynentayana) çöktü.

İki siyah adam ve kadınlar, bu sisin içinden geçerek gözden kayboldular.

Onların yeri artık bulutların içindedir; berrak ve soğuk gecede görülen iki yıldız (Castor ve Pollux) onlardır.

 

Mit, ateşi doğrudan gökyüzünden, bir tepeden atılan "yıldız gibi" bir element olarak ilişkilendirir. Bu, ateşin ilahi veya göksel bir hediye olduğu inancını gösterir.

 

Hikâye sadece ateşin kökeniyle ilgili değildir; aynı zamanda ölüm ve yeniden canlanma temasını da içerir. Kadınların diriltilmesi, hayat verici gücün ateşe, belki de şifalı karıncaların acısıyla birleşerek (ritüel acı) geri döndüğünü gösterir.

 

Avustralya'da Ateşin Kökeni

Avustralya Aborjinlerinin ateşin kökenine dair anlatılan çeşitli mitleri anlatılıyor.

Bu mitlerin ana teması, başlangıçta ateşi tekelinde tutan bencil bir karga veya kadın figüründen, kuş şeklindeki bir kahraman aracılığıyla ateşin çalınmasıdır.

 

Küçük bir bandicoot ateşi meşalesinde kıskançlıkla saklardı. Diğer hayvanlar (Şahin ve Güvercin) onu almaya çalıştı. Bandicoot ateşi suya atmaya yeltendi, ancak keskin gözlü Şahin havada yakalayıp kuru otlara fırlattı ve yangın çıkardı.

 

Benzer bir hikâyede, su faresi (Ngwoorangbin) ateşi korur. Küçük bir şahin (Kira), sudan çıkan bir kıvılcımı yakalar ve bir yangın çıkararak ateşi herkese ulaştırır.

 

Mar adında bir adam ateşi tüy tutamının altında saklar. Prite adında bir genç hileyle onu gözetler ve ateşi nasıl çıkardığını öğrenir.

Mar'ın ateşi çalındıktan sonra çıkan kavgada, kahramanlar hayvanlara dönüşür:

Quartang (iri yarı adam) - Gülen Eşek Kuşu (kanadının altında darbe iziyle).

Tatkanna (küçük çocuk) - Kızılgerdan (göğsündeki kırmızı lekeyle).

Mar (ateşin sahibi) - Kakadu (başındaki sorgucun altındaki çıplak nokta ateşi sakladığı yerdir).

Kounterbull (iri ve şişman adam) - Balina (boynundaki mızrak yarasından su fışkırtan).

 

Bir fırtına sırasında şimşek, kuru otları tutuşturdu ve ölü kanguruları kavurdu. İnsanlar pişmiş etin daha lezzetli olduğunu fark etti. Yaşlı bir kadın, sürekli bir ateş çubuğu taşıyarak ateşi muhafaza etmeye atandı.

 

Bir adam, bir mızrağı ipe bağlayıp bulutlara fırlattı, ipe tırmandı ve Güneş'ten yeryüzüne ateş indirdi.

 

Torres Boğazı Adaları ve Yeni Gine'deki Yangının Kökeni

Torres Boğazı Adaları Miti: Bu hikâye, Nagir Adası'nda yaşayan yaşlı, altı parmaklı bir kadın olan Serkar'ın (veya Sarkar) ateşi nasıl sakladığına odaklanır.

Serkar, ateşi sağ elinin başparmağı ile işaret parmağı arasında bulunan altıncı parmağında tutuyordu. Odunu parmağının altına koyarak ateşi yakıyordu.

Moa'daki tüm hayvanlar (yılan, kurbağa, çeşitli kertenkeleler) ateşi çalmak için yüzmeye çalıştı ama başarısız oldu.

Pençe adlı Uzun Boyunlu Kertenkele, boynunun yardımıyla dalgaları aşıp Nagir'e ulaştı.

Kertenkele, Serkar'ın yokluğunda ateşi bulamadı. Ayrılma vakti geldiğinde, Serkar'dan el sıkışmak için sağ elini (ateşin olduğu el) istedi. Serkar'ın uzattığı eli ısırdı/kesti (bambu bıçağıyla) ve ateşi alarak Moa'ya döndü.

Tüm ağaçlar (bambu, ebegümeci vb.) ateşi kertenkeleden aldı ve o zamandan beri sürtünmeyle ateş çıkarma gücünü koruyorlar.

Serkar altıncı parmağını kaybetti; o zamandan beri erkeklerin de sadece beş parmağı var. Başparmak ile işaret parmağı arasındaki geniş boşluk, kayıp parmağın yeridir.

 

Kiwai Adası (Fly Nehri ağzı) ve çevresindeki mitlerde odak, genellikle kuşlar veya köpeklerdir.

 

Timsah ve Reis Miti (Mawatta): Yerliler, ağzında ateşle yemek pişiren bir timsah gördüler. Hasta reisleri iyileşip Yeni Gine kıyısına yüzdü ve ateşi ot yakan bir kadından çalıp Mabuiag ve Tutu adaları üzerinden Mawatta'ya getirdi.

 

Hayvanlar (yılan, bandicoot, kanguru vb.) Taulu'dan ateş getirmede başarısız olur. Köpek başarılı olur, yanan bir meşaleyi kapar ve yüzer. Kıskanan diğer hayvanlar kaçar, bu da köpek ile diğerleri arasındaki düşmanlığı açıklar.

 

Rüya ve Yay/Kiriş (Kiwai): Bir Gururu/Glulu adamı, rüyasında bir ruhtan "Yayının içinde ateş var" talimatını alır. Yayın kirişini bıçak gibi kullanarak tahtaya sürtünür ve sürtünmenin ısısıyla ateşi keşfeder.

 

Purari Deltası Miti (Aua Maku ve Kauu):

Aua Maku ve kardeşi Biai, devasa bir saho ağacına tırmanarak gökyüzüne çıkar ve orada bir ev inşa ederler.

Kaimari halkının ateşi yoktur, yiyeceklerini çiğ veya güneşte kurutarak yerler.

Aua Maku'nun bakire kızı Kauu, yeryüzünden yakışıklı Maiku'yu görür ve onunla evlenmek için gök gürültüsü gibi aşağı iner.

Kauu, çiğ yengeçleri yiyemez ve tiksintiden hastalanır.

Aua Maku, kızının durumunu görünce üzülür ve gökyüzünden "Ay" adlı ağacın için için yanan bir odun parçasını (bazılarına göre Baston adlı ağacı) indirerek ateşi bahşeder.

Kauu, halka ateş yakmayı ve yemek pişirmeyi öğretir.

Efsanede adı geçen "uykucu" (djelwuk veya Baston) ağacının, yerliler tarafından "çubuk ve oluk" (fire-plough) yöntemiyle ateş yakmak için kullanılması, mit ve pratik arasındaki bağı gösterir.

 

Marind-Anim Miti:

Uaba (erkek) ve karısı Ualiuamb (kadın), bir ruh tarafından şiddetle kucaklanıp sallanır. İki bedenin sürtünmesinden duman ve alevler çıkar.

Bu olay, hem ateşin hem de iki tahta parçasının sürtünmesiyle ateş yakılan ateş matkabının (fire-drill)

Kadın (Ualiuamb), duman ve isten dolayı siyah tüylü olan bir devekuşu ve leylek doğurur (Deveykuşunun kursağı ve leyleğin ayakları yanık nedeniyle kırmızıdır). Yangın, insanların saçlarını yakıp kelliğe neden olur; deniz kıyısındaki yengeçler kızarır.

 

Melanezya'da Ateşin Kökeni

Admiralty Adaları Miti: Bu mit, ateşin gökten inen kuşlar tarafından getirildiğini ve kahramanların fiziksel özelliklerinin bu olayla açıklandığını anlatır.

Bir kadın, gökten ateş getirmeleri için Deniz Kartalı ve Sığırcık'ı gönderir.

Balık Kartalı ateşi alır, ancak Sığırcık onu ensesinde taşır.

Rüzgar, ateşi üfleyerek Sığırcık'ı yakar. Bu yüzden Sığırcık küçülmüş (yanan bir şeyin küçülmesini simgelerken), Balık Kartalı ise büyük kalmıştır.

 

Trobriand Adaları Miti: Bu mit, ateşin kaynağını, güneşi ve ayı doğuran mitolojik bir kadın figürüne bağlar ve ateşi vücudunda saklayan kadın motifini yineler.

Bir kadın önce Güneş'i, sonra Ay'ı doğurur. Ardından ateşi de doğurur ve onu saklar.

Abla, ateşi bacaklarının arasından çıkarıp yiyeceğini pişirirken, küçük kız kardeşi yiyeceğini çiğ yer ve öksürür.

Küçük kız kardeş ablasını gizlice izler ve sırrı öğrenir. Ablası sırrı saklamasını istese de (halkın ateşi ücretsiz almamasını sağlamak için), küçük kız kardeş ateşi Damekuia ağacına koyar ve her şeyi alevlendirir, böylece ateşi halka açar.

 

D'Entrecasteaux (Wagifa) Miti: Bu mit, ateşi taşıyan hayvan motifinin bir varyasyonudur ve başarısız denemeler ile ilişkilidir.

Galualua adında bir köpek, Kukuya'dan (boğazın karşısı) dumanı görür.

Ateşi önce kuyruğuna, sonra sırtına bağlarlar, ancak yüzerken su ateşi iki kez söndürür.

Üçüncü denemede köpek ateşi başına bağlar ve başarılı bir şekilde Wagifa'ya getirir.

Ateş daha sonra taşa dönüşür ve köpekler bir mağaraya girer, bazen akşamları havlayarak dışarı çıkarlar.

 

Solomon Adaları Miti: Solomon Adaları, ateşi getiren küçük bir kuş ve yaratıcının doğrudan müdahalesi olmak üzere iki farklı köken sunar. 

Buin halkı, ateşin olduğu Alu'dan ateş istemiştir. Diğerlerinin şüphelerine rağmen, küçük bir kuş (Tegerika'yı örtbas ederdim) ateşi getirebileceğini söyler, Alu'ya uçar ve halkın iki tahta parçasını sürterek ateş yaktığını öğrenir ve bunu Buin'e aktarır.

Yaratıcı Agunua (yılan formunda) bir adama bahçeciliği öğretir. Adam, hasadın çiğ yenmesinin zorluğundan şikayet edince, Yaratıcı ona kendi asasını verir ve sürtmesini söyler. Bu, ateşin ve yemek pişirme sanatının kökenidir.

 

Yeni Hebridler (Malekula) Miti: Bu mit, ateşi bir tesadüf eseri yapılan teknolojik bir keşif olarak sunar.

Bir kadın, küçük oğlunu eğlendirmek için bir çubukla kuru bir odun parçasını sürter.

Sürtünme sonucu duman ve alev çıktığını görünce şaşırır ve yemeği pişirmenin daha iyi olduğunu keşfeder. Bu, ateşin kullanımının başlangıcıdır.

 

Yeni Britanya Miti: Bu hikaye, ateş yakma sırrının, bir Gizli Cemiyet tarafından erkekler arasında kıskançlıkla nasıl saklandığını ve bir köpek tarafından nasıl ifşa edildiğini anlatır.

Ateş yakma yöntemi, inisiye olmuş (erkek) halk tarafından kadınlardan ve ergin olmayanlardan gizlenir.

Aç bir köpek, kadınların yanına gider ve onlara Gizli Cemiyet'in arazisinde gördüğü şeyi yapacağını söyler.

Köpek, tahta parçalarını dişleriyle kırıp kadınlara verir ve tahtayı sürterek ateş yakar.

İnisiye olmuş erkekler sırrın açığa çıkmasına sinirlenirler ve köpeğe bir daha konuşmaması için büyü yaparlar.

 

Ontong Java Miti: Bu Polinezya'ya benzer kültürde, ateş, deniz tanrısının oğlu olarak kişileştirilmiştir ve trajik bir hikaye ile açıklanır.

Ateş, deniz tanrısı Pa’eva'nın oğlu Ke Ahi'dir. Okyanusun dibinde yaşarlar.

Ke Ahi karaya çıkar ve dokunduğu her şeyi yakar. Kapa’ea adlı bir kadın onu bir sopayla öldürür.

Pa’eva intikam almak ister ancak Kapa'ea ile evlenir. Ke Ahi'nin ölümünü öğrendikten sonra, oğlunun ölüm aracı olan sopayı kucaklar ve Ke Ahi yeniden canlanır.

Ke Ahi denize geri dönmek istemez ve her su altına girdiğinde ölür, karaya çıktığında yeniden canlanır. Bu durum, suda ateş yakmanın imkansızlığını açıklar.

 

Polinezya ve Mikronezya'da Ateşin Kökeni

Yeni Zelanda (Maori) Miti:

Ateşin sahibi, Maui'nin atası olan ateş tanrıçası Mahu-ika'dır. Ateşi tırnaklarında saklamaktadır.

Maui, Mahu-ika'ya gidip ateş ister. Kadın, her seferinde bir tırnağını çıkarıp ona ateş olarak verir. Maui, ateşi sürekli söndürür ve yenisini ister.

Mahu-ika, kandırıldığını anlayınca öfkelenir ve kalan tek ayak başparmağı tırnağını çıkarıp yere atar. Tırnak, her şeyi alevlendiren büyük bir yangına neden olur.

Maui, yangından kaçmak için kartala dönüşür, ancak alevler onu takip eder. Boğulmak üzereyken, ataları olan rüzgâr ve fırtına tanrılarına yalvarır. Tawhiri-ma-tea, şiddetli yağmur göndererek yangını söndürür.

Mahu-ika, tüm ateş kaybolmadan önce, birkaç kıvılcımı belirli ağaçların (kaiko-mako, patete, totara, pukatea vb.) içine saklar. Bu ağaçlar, sürtünmeyle ateş çıkarılabilen ağaçlardır. Mit böylece, Maorilerin ateş yakmak için kullandığı odunların özelliklerini açıklar.

 

Tonga Adaları Miti

Ateş, yeraltı dünyası olan Lolofonua'da (Ölüler Diyarı) yaşamaktadır. Ateşin sahibi, Maui Atalonga'nın babası ve Kijikiji'nin büyükbabası olan Mauimotua'dır.

Babası Maui Atalonga (yeraltı tanrısı) Kijikiji'nin yaramazlığından çekindiği için onu yeraltına götürmez. Kijikiji, gizlice babasını takip eder ve Lolofonua'ya iner.

Kijikiji'ye ot temizlerken arkasına bakmaması söylenir, ancak o itaatsizlik eder ve her baktığında otlar yeniden büyür. Bu, yeraltı dünyasının bitki örtüsünün özelliklerini açıklar.

Kijikiji, tıpkı Maori mitinde olduğu gibi, büyükbabası Mauimotua'dan sürekli ateş ister ve ateşi söndürüp geri döner.

Mauimotua öfkelenir ve geriye kalan tek büyük meşaleyi almasını söyler. Kijikiji kolayca alır. Yaşlı adam güreşe davet eder, Kijikiji onu yerle bir eder ve Mauimotua'yı bayıltır/öldürür.

Maui Atalonga, babasını öldürdüğü için oğlunu öldürür, ancak Mauimotua uyanır ve Atalonga'ya, oğlunu "mutlu" ağacının yapraklarıyla örtmesini söyler ve Kijikiji hayata döner.

Yeryüzüne çıkarken Kijikiji, ateşi kuşağında gizlice taşır. Atalonga, duman ve ateş kokusunu alır ve ateşi söndürmek için şiddetli yağmur yağdırır. Kijikiji, ateşe tüm ağaçlara kaçmasını emreder.

Ateş tüm ağaçlara yayılır ve o zamandan beri Tongalılar iki çubuğu birbirine sürterek ateş elde ederler.

 

Niué ve Samoa Miti: ateşin yeraltından (deprem tanrısının ülkesi) çalınması temasını paylaşır ve Maui figürünün yerine Ti˓iti˓i (Samoa) veya bir baba-oğul ikilisi (Niué) geçer.

 

Mangaia/Rarotonga Miti

Maui, annesi Buataranga'nın (Ru'nun karısı) söylediği sihirli sözlerle kayayı açar ve yeraltı dünyasına (Avaiki) iner.

Maui, yeraltına inmek için Kırmızı Güvercin Akaotu'yu ödünç alır ve bazı versiyonlarda bir yusufçuğa dönüşüp kuşun sırtına biner.

Mangaia'da kör ateş tanrısı Mauike'nin evine, Rarotonga'da ise Kör Ina'nın (Büyükanne) evine gider.

Maui, büyükannesinin kör gözlerine $nonu$ (süt ağacı) elmasının parçalarını atarak onun görme yeteneğini geri kazandırır.

Maui, ateş tanrısı Mauike veya Tangaroa'dan aldığı yanan çubukları sürekli dereye atıp söndürür (gizemi öğrenme çabası).

En sonunda Mauike/Tangaroa, ateş yakmak için iki kuru çubuğu birbirine sürterek gizemi ortaya çıkarır.

Maui, Mauike'den ateşi aldıktan sonra, ateşi ebegümeci, gümüş ısırgan otu ve banayan ağacı gibi belirli ağaçlara yerleştirir. Maui, ateş yakmanın etkili olması için ateş tanrısının şarkısının (sihirli sözler) söylenmesi gerektiğini öğretir.

Ateş çıkarma sırrı açığa çıkarken, Maui alttaki çubuğu tutan sumru kuşunun gözlerinin iki yanına yanan çubuğu dayar ve kuşun gözlerinin yanında kalıcı siyah izler oluşur.

 

Rarotonga Efsanesi: Bu varyasyon, Maui'nin sadece ateşi çalmakla kalmayıp, aynı zamanda büyükbabasını öldürme ve diriltme temalarını ekler.

Maui, büyükbabası Tangaroa-tuimata'yı (Ateş Tanrısı) gökkuşağı kuşağını takıp uçmaya ikna eder. Maui, Tangaroa'dan daha alçaktan uçar ve kuşağını çekerek onu yere düşürür, bu da tanrının ölümüne neden olur.

Maui, Tangaroa'nın çürümüş kemiklerini bir hindistan cevizi kabuğuna koyar, sallar ve tanrıyı canlandırır, ancak onu sakat bırakır.

Maui, ailesine (Manuahifare ve Tongoifare) büyükbabasının ölümünü ve dirilişini gizler, ancak sonunda ailesi gerçeği öğrenir ve Maui üst dünyaya kaçar.

Maui, üst dünyaya kaçtıktan sonra kardeşlerine ateş yakma sırrını öğretir.

 

Markiz Adaları Efsanesi: Bu versiyon, Maui'nin kahramanlığını ve zekâsını, ateşin vücuttan çıktığı farklı bölgelerle ilişkilendirerek öne çıkarır

 

Hawaii Efsanesi: Hawaii miti, ateşi yeraltı tanrısından çalmak yerine, ateşin kaynağını farklı bir canlıya, (kanatlar kuşu) olarak adlandırılan bir kuşa bağlar

 

Gilbert Adaları Efsanesi:

Kahraman Te-Ika (Bakoa'nın oğlu, deniz tanrısı), ağzıyla bir güneş ışını yakalayıp koparır. Bu ışın, yakıcı bir sıcaklık yayar.

Işının sıcaklığı nedeniyle Te-Ika babası tarafından kovulur. Karaya çıkar ama yine ağaçları ve evleri yakar.

Karadaki efendi Tabakea, Te-Ika'yı güneş ışınıyla birlikte döverek küçük parçalara ayırır ve bu parçalar ülkeye dağılır.

Tabakea, Te-Ika'yı dövdüğü $ti$ ve $ren$ ağaçlarını birbirine sürterek ateş yakar. Böylece Te-Ika'nın bedeni ve güneş ışını, sonsuza dek ağaçların kalbine yerleşir.

 

Yap/Uap Efsanesi

Yalafath (Büyük Tanrı) gökten kızıl bir yıldırım düşürür ve bir pandanus ağacına çarpar.

Dessra (Gök Gürültüsü Tanrısı), pandanus'un dikenlerine takılır. Guaretin adlı bir kadın onu kurtarır. Tanrı, kadına kilden çömlek yapmayı öğretir ve ateşi sürtünmeyle yakma sırrını verir.

Ateş yakmak için sadece ebegümeci ağacının odununun kullanılması ve bu odunun deniz kabuğu bıçakları/baltalarıyla kesilmesi (demir veya çelikle temas ettirilmemesi) gerektiği tabusu konur.

 

Endonezya'da Ateşin Kökeni

Orta Celebes (Toradyalar) Efsanesi

Toradyalar, Yaratıcı'nın taştan figürlere rüzgâr üfleyerek ilk insanları yarattığını söyler. Ateşin kaybından sonra göğe çıkıp tanrılardan ateş çalmak, merkezi temadır.

tamboya (böcek/at sineği): İnsanlığın elçisi. Tanrılar ona gözlerini kapatmasını emreder. Ancak böceğin koltuk altlarında gizli gözleri vardır.

Böcek, bu gizli gözlerle tanrıların ateşi çakmak taşı (flint) ve doğrama bıçağıyla (çelik/demir) vurarak (veya iki bambuyu birbirine sürterek) nasıl yaktığını görür.

Bu efsane, Toradyaların uyguladığı çakmak taşı ve çelikle ateş yakma yönteminin (veya bambu sürtünme yönteminin) ilahi kökenini açıklar.

Başka bir varyasyonda, küçük pirinç hırsızı kuşu (bir kuş türü) gökten ateşi getirir. Ödül olarak, kuşa her yıl tarlalardaki genç pirinci yeme hakkı verilir.

 

Borneo Efsanesi

Borneo mitleri, büyük selden sonra ateşin yeniden keşfini, genellikle bir hayvanın rehberliğinde yapılan sürtünme veya vurma yöntemine bağlar.

Büyük selden sonra hayatta kalan tek kadın, sıcak kök yayan bir orman sarmaşığı altında köpek bulur. Bu keşif, iki parça odunu birbirine sürterek ateş yakma yöntemine ilham verir.

Büyük selden sağ kurtulan kardeşlerin çocuğu olan bir köpek, kilian kökünün kurutulup ovularak ateş yakılmasını öğretir (ilk yöntem). Daha sonra, polur (pamuk ağacı), bambu ve kaya kullanarak ateş yakma (ikinci, daha modern yöntem) keşfedilir.

Rüzgârda sürtünen iki bambu alev alır. Bir köpek yanan parçayı sahibinin evine getirir. Bu, hem ateş yakmayı hem de yemeği pişirmeyi öğretir.

 

Nias Adası Efsanesi

Nias miti, ateşi insanlardan saklayan ruhani varlıklar olan Bela'ların hile yoluyla alt edilmesini anlatır.

Bela'lar ateşi insanlardan gizlerdi. Bir adam, Bela'nın karısından ateş istediğinde, kadın ateşi nasıl yaktığını görmemesi için onu bir giysiyle örtmeye çalışır.

Adam, sepetin aralıklarından görebileceğini bildiği için sepetle örtülmeyi ister ve böylece kadının ateş yakma yöntemini (muhtemelen sürtünme) gizlice öğrenir.

 

Formosa (Tsuwo) Efsanesi

Tsuwo miti, büyük selden sonra ateşi geri getirme görevini hayvanlara verir.

Selden kurtulanlar, komşu dağın tepesindeki yıldız parıltısına benzeyen ateşi fark eder.

Bir keçi, boynuzlarına bağlı yanan bir iple ateşi getirir, ancak kıyıya yaklaştıkça ateş söner.

Taoron adlı bir hayvan ateşi güvenle karaya çıkarır. Taoron'un derisinin parlak ve bedeninin küçük olmasının nedeni, insanların onu başarı için okşamasıyla açıklanır.

 

Andaman Adaları Efsanesi

Andaman mitleri, büyük selden sonra Yaratıcı'dan (Puluga/Bilik) ateş çalma ve bunu farklı kuş türlerinin fiziksel özelliklerine bağlama temasını içerir.

Balıkçıl Kuşu (tamboya, luratut veya kîl – farklı türler) ya da Bronz Kanatlı Güvercin (akar) Yaratıcı'nın ateşini çalar.

Yaratıcı (Bilik) uyanır ve Balıkçıl kuşuna yanan bir meşale fırlatır. Bu meşale, kuşun boynundaki parlak kırmızı tüyleri (yanmış yer) açıklar.

Bir versiyonda, Yaratıcı'nın fırlattığı inci kabuğu Balıkçıl kuşunun kanatlarını ve kuyruğunu keser.

 

Asya'da Ateşin Kökeni

Malay Yarımadası (Semang Kabilesi) Efsanesi

Semang mitleri, ateşi hayvanlardan çalma/alma ve bu eylemin hayvanların özelliklerini açıklamasını konu alır.

Menri kabilesi (Semanglar), ilk ateşi Malaylardan çalınan bir meşaleyi kulübesinde saklayan geyikten aldığını söyler. Ağaçkakan ateşi çalar ve Menrilere getirir.

Ağaçkakan, Menrilere ateşi geri almaya gelen geyiği mızraklarla (teraslar) kafasından bıçaklamalarını söyler. Geyik, yaralanmış halde kaçar ve bu yaralar boynuza dönüşür. Geyik o zamandan beri boynuzludur ama ateşi yoktur.

Ağaçkakan, ateşi getirdiği için öldürülmeyeceğine yemin ettirilir.

Diğer versiyonlar, ateşi hindistancevizi maymununa ($tuy$ veya $kepul$) atfeder. Maymun, ateşi Karei'den (Yüce Varlık) çalar ve savan otlarını ateşe verir. Bu yangından kaçan Semangların saçları ateşte yanarak kıvırcık kalır.

 

Siam (Thay/Tai) Efsanesi

Siam miti, Orta Celebes mitiyle benzer şekilde, gök tanrısından hileyle ateş yakma sırrını öğrenen bir böceğe odaklanır.

Büyük selden kurtulan yedi kardeş, önce bir insanı, sonra yılanı ve baykuşu ateşi getirmeleri için gönderir, ancak hepsi başarısız olur.

At sineği görevi kabul eder, ancak ödül olarak bufaloların ve insanların bacaklarından kan emme hakkını ister. Gök, sineğin gözlerini kapatmasını ister. Sinek, Nias mitindeki gibi, aralıklı bir sepete konulmayı talep eder ve aralıklardan tanrının ateş yakışını izler.

At sineği, yeryüzüne döndüğünde halatlı ateş matkabı (bir tahta parçasında çentik açıp ipi hızla çekme) yöntemini tarif eder.

Bu, halatlı ateş matkabı yönteminin kökenini ve at sineğinin kan emme alışkanlığını açıklar.

 

Burma (Kaçinler) Efsanesi

Kaçinler, ateşi bir ruhtan almayı başarırlar.

İnsanlar, her şeyi yakan ateşe sahip olan Wun Lawa Makam (Ruh) adlı adamdan ateş isterler. Ruh, ateşin insanlara felaket getireceğini söyleyerek reddeder.

Ruh, ateşi vermez ancak nasıl elde edileceğini söyler: Tu adında bir adam ve Thu adında bir kadın iki bambuyu birbirine sürtmelidir.

Bu, bambu sürtünme yöntemiyle ateş yakmanın ilahi kökenini açıklar.

 

Çin Efsanesi

Çin miti, ateşi keşfetmeyi, bir hayvanın hareketini gözlemleyen bilge bir kişiye atfeder.

Suy-jin adında bir bilge, bir kuşun ağacı gagalayarak ateş çıkardığını görür.

Bilge, kuşun hareketini taklit ederek odunu sürtünmeyle yakar ve ateşi insanlığa sunar.

 

Sibirya ve Kafkasya Efsaneleri

Bu mitler genellikle ateşi gök tanrısından hileyle veya tesadüfi bir keşifle elde etmeyi konu alır.

Tatar (Ulgon'un Kızları): Yaratıcı Kudai, kendisiyle alay eden Ulgon'un kızlarına öfkelenir ve "Taşın keskinliğini ve demirin sertliğini bulamamalarına rağmen..." der. Kızlar, bu sözü sır olarak algılar ve taş ile demir (çelik) kullanarak ateşi keşfederler.

 

Yakutlar: Ateşin keşfi, tesadüfen bir taşı diğerine vurarak kıvılcım çıkaran ve kuru otları tutuşturan yaşlı bir adama atfedilir.

 

Buryatlar (Kırlangıç): Kırlangıç, insanlara acıyarak Gök Tengri'den ateşi çalar. Tengri öfkelenip attığı okla kırlangıcın kuyruğunu ikiye böler (kırlangıcın kuyruğunun çatallı olmasının nedeni).

 

Assam (Naga) Efsanesi

Naga mitleri, hayvanlardan öğrenilen ateş yakma yöntemine ve ateş ile su arasındaki savaşa odaklanır.

Naga kabileleri, ateşi bir kaplanın veya maymunun (Aoslar) esnek bir bambu parçasını çekerek ateş yaktığını izleyen kadınlar sayesinde öğrenmiştir.

Ateş, suyla savaşır ve kaybeder, bu yüzden bambu ve taşların içine saklanır.

Çekirge, büyük gözleriyle ateşin nereye saklandığını görür ve bu sırrı maymuna söyler. İnsan daha sonra ateşi maymundan çalar.

İnsan ateşi aldığı için kürkünü kaybeder, maymun ise kürküyle ısınmak zorundadır. Naga'lar, bambu sürtünme çubuğu (Aos tipi) ve sert taş/demir yöntemlerini kullanır.

 

Seylan (Sinekkapan Kuşu) Efsanesi

Seylan miti, Prometheus temasına benzer.

Mavi-siyah kırlangıç kuyruklu sinekkapan kuşu gökten ateşi indirir.

Karga, kıskançlıktan kanatlarını suya batırıp ateşi söndürür. Bu, kuşlar arasındaki ezeli düşmanlığı açıklar.

 

Ateşin kökeni mitleri, coğrafyaya göre üç ana teknolojiye odaklanmaktadır:

Odun Sürtünmesi/Matkap: (Polinezya, Burma, Çin, Borneo)

Bambu Sürtünmesi/Testeresi: (Celebes, Kaçinler, Aos Naga)

Çakmaktaşı/Taş Vurma: (Toradyalar, Yakutlar, Sibirya Tatarları)

 

Madagaskar'da Ateşin Kökeni

Madagaskar'ın kuzeybatısında yaşayan Sakalava ve Tsimihety kabilelerinin bu efsanesi, daha önce incelediğimiz Endonezya ve Naga mitlerindeki ateş ile su/gök gürültüsü arasındaki savaş temasını işliyor ve hem volkanların hem de ateş yakma yöntemlerinin kökenini açıklıyor.

 

Sakalava ve Tsimihety Efsanesi

Bu hikâye, kozmik bir savaşı anlatır ve iki temel ateş kaynağının (doğal ve insan yapımı) kökenini tek bir olayla birleştirir.

Güneş tarafından dünyayı korumak için gönderilen, her yerde bulunan ve güçleriyle çok gururlu olan varlıklar.

Kendi alanında (gökyüzünde) hüküm süren ve şimşekler çaktıran güçlü bir varlık.

Alevler, Gök Gürültüsü'nün sesinden şaşırır ve ona meydan okumak için elçiler gönderir. Gök Gürültüsü meydan okumayı kabul eder.

Bir dağ platosunda gerçekleşir. Gök Gürültüsü'nün şimşekleri ve gök gürlemesi şiddetlidir, ancak alevler temastan yeni bir güç kazanır ve savaş sonuçsuz kalır.

Gök Gürültüsü, eski dostları bulutları yardıma çağırır ve bulutların arkasına saklanır. Bulutlar, alevlerin üzerine büyük miktarda su boşaltır.

Su saldırısı karşısında alevler yenilir ve kaçmak zorunda kalır.

Krallar / Dağların derinliklerine sığınır ve volkanların kökeni olurlar. Bazen dağların çatlaklarından dışarı çıkarlar.

Sıradan Askerler / Tahta, demir ve sert taşlar gibi birçok şeyin içine saklanırlar.

Kuru bir çubuğu diğerine sürterek ateş elde edilmesi, alevlerin tahtanın içinde saklanmasından kaynaklanır.

Çakmak taşıyla çeliği birbirine vurarak kıvılcım çıkarılması, alevlerin sert taşlar ve demir içinde saklanmasından kaynaklanır.

 

Afrika'da Ateşin Kökeni

Güneybatı Afrika (Bergdama/Bergdamara) Efsanesi: Bu hikâye, Promethean bir hırsızlık motifi içerir ve ateşi yırtıcı hayvanların elinden almayı anlatır.

Bir adam, karısının uyarılarına rağmen nehrin karşısındaki Aslan köyüne gider. Aslan, dişi aslan ve yavruları ateşin etrafında oturmaktadır (yavrular insan kemiği kemirmektedir).

Adam, aslan yavrularını ateşe atar, bir meşaleyi kapar ve nehrin karşısına kaçar. Aslanlar çocuklarını kurtarmakla meşgul oldukları için takip edemezler.

Adam, ateşi yakarken "Ateş bundan böyle her odunda olacak" der. Bergdamalar ateşi hala ateş matkabı (erkek ve dişi çubuklar) kullanarak yakmaktadır.

 

Güneydoğu Afrika (Thonga/Hlengwe) Efsanesi

Hlengweler çiğ yemek yerken, Sonolar yemek pişirmeyi bilmektedir.

Kralın oğlu, Sonolardan parlayan bir közü bir kabuk içinde çalar ($humba$). Pişmiş yemek yiyerek güçlenen Hlengweler, Sonolarla yaptıkları savaşı kazanır.

İlk ataya Lilala-humba ("bir kabuk içinde parlayan köz getiren kişi") adının verilmesi, ateşin bu şekilde elde edildiği geleneğine dayanır.

 

Kuzey Rodezya (Ba-ila) Efsanesi

Kuşlar (Akbaba, Balık Kartalı, Karga) ateşi Tanrı'dan istemeye karar verir. Mason-Eşekarısı (Mason-Wasp) bu görevi üstlenir.

Diğer kuşlar yolda kemikleşip düşerken, Mason-Eşekarısı Tanrı'ya ulaşır. Tanrı onu yeryüzündeki tüm hayvanların şefi yapar ve ona çocuk sahibi olmaması için bir nimet verir.

Tanrı, Mason-Eşekarısı'nın tahıl sapındaki Ngongwa böceğini alıp şöminenin yakınına yuva yapmasını emreder. Mason-Eşekarısı, ateşin bulunduğu yerde (şömine) yuva yapar ve Ngongwa'nın kendisine dönüştüğüne inanılır. Bu, Mason-Eşekarısı'nın çamur yuvalarını ve üreme döngüsünü açıklar.

 

Kongo Havzası (Bakuba/Bushongo) Efsanesi

Kerikeri adlı bir adam, Tanrı Bumba'dan sürtünmeyle ateş yakma sırrını öğrenir ve bu sırrı çok yüksek fiyata satarak tekel oluşturur.

Kralın kızı Katenge, sırrı öğrenmek için Kerikeri'yi baştan çıkarır. Gecenin karanlığında, Kerikeri'nin komşularının ateşini söndürdükten sonra, titrediğini bahane ederek ondan ateş yakmasını ister.

Kerikeri, Katenge'ye olan aşkından sırrını açıklayarak ateşi yakar. Katenge güler, Kerikeri'yi terk eder ve sırrı köye açıklar.

Bu olay, Bakuba arasında yüksek meclis üyesi olan Katenge unvanlı kadının makamının kökenini açıklar.

 

Kongo Havzası (Basongo Meno) Efsanesi

Ateşin, raphia palmiyesi kaburgasına sivri bir çubukla delik açma işlemi sırasında kazara sürtünmeyle keşfedildiği söylenir.

 

Yukarı Kongo (Boloki/Bangala) Efsanesi

Kuşlar, soğuktan titrerken, Köpek ve ardından Tavuk'u (Kümes hayvanları) aşağıya inip ateş getirmeleri için gönderir.

Köpek, yerdeki bol eti; Tavuk ise palmiye fıstığı, mısır ve diğer yiyecekleri görünce ateşi getirmeyi unutur.

Kuşların Köpek ve Tavuk'a karşı kötü hisler beslemesi, onların akşamları çıkardığı seslerle ("Tavuk köle oldu!" ve "Köpek, sen öl!") açıklanır.

 

Doğu Afrika (Kikuyular) Efsanesi

Bir adam, ödünç aldığı mızrağı geri almak için yaralı bir kirpinin inine girer ve kendisini insanların ateş başında yemek pişirdiği bir yeraltı dünyasında bulur.

Adam, mızrağı ve biraz ateşi alarak muthuuthu ağacının köklerinden (yeraltı ve üst dünya arasındaki yol) tırmanarak yukarı çıkar.

Mızrağı getiren adam, bu başarısından dolayı şef olur.

 

Doğu Afrika (Wachagga) Efsanesi

İnekleri otlatan gençler, bir tahta kütüğe dayadıkları oku elleri arasında döndürerek oynarken, oklar ısınır ve altındaki otları tutuşturarak kazara ateşi keşfederler.

Ateşin çıkardığı sesten dolayı ona Wowo (veya nerede-nerede-nerede-nerede) adını verirler. İnsanlar, pişmiş muzların çiğden daha tatlı olduğunu görünce ateşi kullanmaya başlar.

Yumuşak odun parçasına sincap (mbeva) ve döndürülen çubuğa sarılmış (mraka) adını verirler. Bu, ateş matkabı yönteminin kullanımını gösterir.

 

Kuzeydoğu Afrika (Shilluk) Efsanesi

Büyük Ruh'un ülkesinde pişmiş et çalan bir köpek, Shilluklara pişmiş etin tadını öğretir.

Shilluklar, köpeğin kuyruğunu kuru samanla sarar ve onu Büyük Ruh'un ülkesine geri gönderir. Köpek, kül yığınında yuvarlanınca kuyruğu tutuşur ve Shilluk ülkesine geri dönüp yuvarlanarak ateşi yayar.

Shilluklar, o zamandan beri kül yığınlarının üzerinde parlayan ateşi bu şekilde elde ederler.

 

Güney Amerika'da Ateşin Kökeni

Paraguay/Gran Chaco (Lengua, Choroti, Tapiete, Mataco, Toba, Chiriguano): Chaco mitleri genellikle ateşin bir hayvandan çalınması veya doğal bir felaketten sonra yeniden canlandırılması temalarına odaklanır.

Bir Kızılderili, pişmiş salyangoz yiyen bir kuşun (tathlave) ateşini çalar. Kuş, gökyüzüne yükselir ve intikam almak için gök gürültüsü ve şimşek (ateşin cezası) yaratan bir gök gürültüsü kuşuna dönüşür. Bu, yıldırımla çıkan yangın inancını destekler.

Büyük yangından kurtulan iki kişi, kara akbabanın yuvasındaki ağaçta için için yanan ateşi alır.

Kara akbaba, gökten şimşekle ateş elde eder. Kurbağa Tapietelere acır, akbabanın ateşinin yanına oturur, iki kıvılcımı ağzına saklar ve onlara götürür. Kurbağa ateşi çaldığı için akbabanın ateşi söner.

Jaguar ateşi elinde tutar. Kobay (balıkçı) hileyle ateşi çalar, balıkları pişirir ve yaktığı ateş büyük bir yangına neden olur. Jaguarlar bu yangını söndürmek zorunda kalır.

Büyük sel, tüm ateşi söndürür. Akıllı bir büyük kurbağa, ağzına canlı kömür alır ve tufan boyunca nefesiyle üfleyerek yanık tutar. Kurbağa, kurtulan çocuklara ateşi verir.

 

Brezilya (Tupinamba, Apapocuva, Sipaia, Bakairi, Tembes, Arekuna, Taulipang): Brezilya mitleri, hile, hayvan kılığına girme ve ilginç vücut kaynaklarına odaklanır.

Gök Tanrısı Monan'ın neden olduğu büyük yangın veya selden sonra, ateş, büyük ve ağır bir hayvanın (tembel hayvan) omuzlarına yerleştirilerek kurtarılır. Hayvanın omuzlarındaki parlak renkli iz, bugün bile ateşin yanık izi (teyze-yapamazsın) olarak görülür.

Kahraman Nanderyquey, ölü taklidi yapar. Akbabalar (Ateş Efendileri) cesedi pişirmek için ateş yakar. Nanderyquey, ateşi dağıtmak için sıçrar ve kurbağanın yardımıyla yuttuğu közleri kusmasını sağlayarak ateşi yeniden yakar.

Kahraman Kumaphari the Younger, ölümü taklit ederek bir akbabadan ateş çalmaya çalışır. Sonunda, kendini çatallı dalları olan bir çalılığa dönüştürür. Akbaba meşalesini bu dalların üzerine (Kumaphari'nin eline) koyunca, kahraman ateşi ele geçirir. Akbaba, sürtünmeyle ateş yakma sırrını (urukus) açıklar.

İkiz kahramanlar Keri (balık) ve Kami (salyangoz) kılığına girerek Ateşin Efendisi olan Yaşlı Köpeğin tuzağına girer. Köpek onları kızartmaya çalışırken, kardeşler ateşe su dökerek söndürür ve ateşi alıp teyzeleri Ewaki'ye götürür.

İnsanların henüz ateşi yokken, Pelenosamo adında yaşlı bir kadın vücudundan (cinsel bölgeden olduğu ima edilir) ateş çıkarır. Diğer insanlar kadını yakalayıp sıkarak ateşi fışkırtır, ancak ateş taşlara ($auku$) dönüşür ve bu taşlar vurulduğunda ateş çıkarır.

 

Guyana (Warrau, Taruma, Jibaro): Guyana mitleri, hayvan kılığına girme, vücut kaynaklı ateş ve ateşi koruyamayan hayvanların anatomik özelliklerini açıklama temalarını içerir.

İkizler Makunaima ve Pia, kendilerini kertenkeleye dönüştüren bir kardeş sayesinde sütanneleri olan Nanyobo (büyük kurbağa)'nun ağzından ateş kustuğunu öğrenir. İkizler onu yakar ve kadın alevler içinde kül olurken vücudundaki ateş, hima-heru ağacına geçer (sürtünmeyle ateş çıkarılan ağaç).

İlk çiftin (Duid ve kadın) karısı, ateşi genital kanalından yere yuvarlayarak gösterir. Ancak bu ateş yakıcı değildir. Ağabey Ajijeko, acı biberler ve ağaç kabukları ekleyerek onu yakıcı hale getirir.

Ateş, sırasıyla timsah (dili yanar ve dilsiz kalır), maroudi kuşu (boynu kızarır) ve jaguar (parmak uçlarında yürür), tapir (toynakları oluşur) tarafından çalınmaya çalışılır ve bu girişimler hayvanların anatomik özelliklerini açıklar.

Tacquea adında bir Jibaro ateşi saklar ve kuşları öldürerek çalınmasını önler (ilk Jibarolar kuştur). Küçük sinek kuşu ıslak rolü yaparak içeri sızar. Kuyruğunu alevlerin arasından geçirir, ateşi alır ve mucuna ağacına geçer. Sonra ateşi diğer Jibaro'lara götürür.

 

Orta Amerika ve Meksika'da Ateşin Kökeni

Guatemala (Kişler) Efsanesi (Tohil'den Alış): Bu mit, ateşi bir tanrıdan doğrudan alma ve onu doğanın güçlerine karşı koruma temasına odaklanır.

Kişlerin ateşi olmadığı zamanlarda, ateşin yaratıcısı ve sahibi olan tanrı Tohil'den alırlar.

Kısa süre sonra doluyla karışık şiddetli bir yağmur, ülkedeki tüm ateşleri söndürür.

Tohil, sandaletiyle yere vurarak ateşi her seferinde yeniden yaratır. Bu, ateşin ilahi ve yenilenebilir bir kaynağı olduğunu gösterir.

 

Meksika (Cora Kızılderilileri) Efsanesi (Keseli Sıçan Hilesi): Bu mit, hayvanların hırsızlık görevini üstlenmesini, başarısızlıkları ve sonrasında doğaüstü bir ceza almasını anlatır.

Başlangıçta ateş, kavga sonrası karısıyla kayınvalidesiyle birlikte gökyüzüne çekilen iguana'nın elindeydi (daha sonra gökteki yaşlı bir adam ya da yaşlı bir akbaba olur).

Halk, ateşi geri getirmek için kuzgunu (başarısız olur ve yere düşüp parçalanır) ve sinek kuşunu (başarısız olur, göğe çıkış yolunun şelale gibi olduğunu söyler) gönderir, ancak hepsi başarısız olur.

Keseli sıçan (opossum) gönüllü olur ve göğe tırmanır. Ateşin bekçisi olan yaşlı adamı kandırarak ısınmak için izin ister. Adam uyurken keseli sıçan, kuyruğunu bir kor parçasına dolar ve ateşi çalmaya başlar.

Yaşlı adam, keseli sıçanı yakalar ve sopayla döverek morarmış bir halde yere fırlatır. Bu, keseli sıçanın kuyruğunun ve derisinin rengindeki morlukları açıklayabilir.

Keseli sıçan, yere düşmeden önce ateşi aşağı fırlatır, ancak insanlar battaniyeleriyle yakalayamaz ve ateş yere düşüp toprağı yakar. Sonra Anamız Toprak Tanrıçası, ateşi sütüyle söndürür.

 

Kuzey Amerika'da Ateşin Kökeni

Güneybatı ABD (Sia, Navajolar, Jicarilla Apaçileri, Ute'ler): Bu bölgedeki mitler, ateşin tanrı/yaratıcı tarafından korunması ve hayvanların onu göklerden veya yeraltından çalmak için işbirliği yapmasını öne çıkarır.

 

Güneydoğu ABD (Creek, Koasati, Hitit, Alabama, Cheyenne, Siular, Çeroki): Bu bölgedeki mitler, ateşi Büyük Su'nun ötesinden veya adadan çalma, bazen de ayıların elinden alma temalarına sahiptir.

 

Kaliforniya Kabileleri: Kaliforniya mitleri, ateşi genellikle uzak batıdan veya bir yaratıcıdan (Kareya/Thunder) çalınan değerli bir sır olarak sunar.

 

Pasifik Kuzeybatı (Vancouver Adası, Whullemooch, Nootka, Catloltq, Tlatlasikoala): Bu bölgedeki mitler, ateşin genellikle bir kuştan, mürekkep balığından veya Kurtlardan çalınmasına ve Geyik'in merkezi rolüne odaklanır.

 

Bu efsaneler, ateşi çalma ve uzak bir kaynaktan elde etme temalarını, hayvanların hile ve işbirliği becerileriyle birleştirerek açıklamakta, aynı zamanda birçok hayvanın fiziksel özelliklerinin (siyah tüyler, kırmızı çizgiler, leke, kuyruksuzluk) nedenlerini de açıklamaktadır.

 

Pasifik Kuzeybatı Kıyısı (Kwakiutl, Awikenoq, Heiltsuk, Tsimshian): Bu bölgede Geyik, ateşi dans ederek, hile yaparak ve kaçarken arkasında engeller bırakarak çalma konusunda en önemli figürdür.

 

İç Salish Kabileleri (Thompson, Lillooet, Snanaimuq, Okanaken): Bu mitler genellikle Kunduz ve Kartal'ın ekip çalışmasıyla ateşi çalmasını veya Çakal'ın Güney mitlerine benzer şekilde bayrak yarışı yapmasını içerir. Bebek/Kafa Takası motifleri de yaygındır.

 

Kuzey İç Kabileleri (Atabask: Tsilkotin, Kaska, Babine): Bu kabilelerde ateşin çalınması hile veya takas yoluyla gerçekleşir.

 

Kuzey Kıyısı ve Alaska (Haida, Tlingit): Bu bölgede Kuzgun (Raven), ışık ve tatlı su gibi diğer önemli varlıkları da çalan hileci kültürel kahraman olarak baskındır.

 

Bering Boğazı Eskimoları: insanlara kuru bir odun parçası, bir ipten yay matkabı yapmayı ve ateş yakmayı öğretir. Bu, yangın tatbikatının daha gelişmiş bir biçiminin (yay matkabı) kökenini açıklamaktadır.

 

Avrupa'da Ateşin Kökeni

Çalı Kuşunun (Rebette) Efsanesi (Normandiya ve Yukarı Bretonya)

Normandiya'da anlatılan temel hikaye, yeryüzünde ateş kalmadığında, küçük çalı kuşunun (rebette) tehlikeli yolculuğu üstlenerek iyi Tanrı'dan ateşi getirmesi üzerinedir.

Büyük kuşların reddetmesi üzerine, çalı kuşu "Başka kimse gitmeyeceğine göre, ben kendim gideceğim" diyerek yola çıkar. İyi Tanrı ateşi verirken hızlı uçmaması konusunda uyarır: "Çok hızlı uçarsan, tüylerini yakarsın."

Yeryüzüne yaklaştığında acele etmesi sonucu tüyleri yanar, ancak ateşi getirir. Diğer kuşlar ona acıyarak "Her biri, çalıkuşuna hemen bir giysi yapmak için kendi tüylerinden birer tane kopardı. O zamandan beri çalıkuşunun tüyleri beneklendi."

Yardımı reddeden çığlık baykuşu cezalandırılır: "Hiçbir şey vermeyen tek bir haylaz kuş vardı, o da çığlık baykuşuydu... Bu yüzden sadece geceleri dışarı çıkıyor."

Çalıkuşu bu kahramanlığı nedeniyle saygı görür ve ona zarar vermek büyük bir felaket getirir: "Normandiya'da çalıkuşunun... 'Gökyüzünden ateş getirdiği söylendiği için çok saygı duyulur ve kuşu öldüren kişinin başına bir felaket geleceğine inanılır.'" Bretonya'da da yuvayı soyanların sakat kalacağına veya hastalanacağına (Aziz Lawrence ateşi) inanılır.

 

Lorient civarında anlatılan farklı bir hikayede, "çalıkuşu cennete değil cehenneme ateş getirmeye gitmiş ve anahtar deliğinden geçerken tüylerini yakmış."

 

Kızılgerdanlının Efsanesi (Bretonya'nın Bazı Bölgeleri ve Guernsey)

Bretonya'nın bazı bölgelerinde ve Guernsey adasında, ateşi getiren kuşun kızılgerdanlı olduğu anlatılır.

"Kızılgerdanlının ateş getirmeye gittiği ve bunu yaparken tüm tüylerini yaktığı söylenir."

Guernsey'de ise kızılgerdanın "sudan geçerken ateş tüylerini yakmış ve bu yüzden göğsü o zamandan beri kıpkırmızı olmuştur" şeklinde anlatılır.

Bu versiyonda da "gururlu ve katı yürekli bir kuş olan cüce baykuş, tüy vermeyi reddetmiş" ve bu yüzden diğer kuşlarca azarlanır.

 

Antik Yunanistan'da Ateşin Kökeni

Prometheus'un Çelişkili Hikâyeleri

En yaygın anlatıya göre, Titan İapetos'un oğlu kurnaz kahraman Prometheus, gök tanrısı Zeus'un insanlardan gizlediği ateşi çalmıştır.

Prometheus, "ateşi gökteki tanrıdan çalıp yeryüzündeki insanlara bir rezene sapına gizleyerek getirmiştir." Bu rezene sapı (narteks), kuru özü sayesinde ateşi uzun süre muhafaza edebilen, Yunanistan'da yaygın bir bitkidir.

Bu hırsızlık yüzünden Zeus, Prometheus'u "Kafkasya'daki bir tepeye çivileyerek veya zincirleyerek cezalandırmış ve kahramanın karaciğerini veya kalbini gündüzleri sürekli yiyen bir kartal göndermiştir."

 

Platon, Protagoras diyaloğunda Prometheus efsanesine farklı bir bakış açısı getirir. Bu versiyonda Prometheus, ateşi Zeus'tan değil, "ateş tanrısı Hephaistos ve sanat tanrıçası Athena'nın atölyesinden çalmıştır."

Prometheus ve kardeşi Epimetheus, tanrılar tarafından yaratıklara "uygun işlev ve güçler verme" göreviyle görevlendirilir. Ancak "akılsız Epimetheus... hayvanlara en iyi armağanları bahşederken, insanı çıplak ve savunmasız bıraktı."

Prometheus, insanlığın bu kusurunu gidermek için "gizlice Hephaestus ve Athena'nın birlikte çalıştığı atölyeye girdi ve Hephaestus'un ateşini ve Athena'nın mekanik becerisini çalarak, bu iki değerli varlığı insanlığa bağışladı."

 

Cicero'ya göre, Prometheus'un cezalandırılmasına neden olan hırsızlık, "ateşin, Hephaistos'un Zeus tarafından cennetten atıldığında düştüğü Lemnos adasındaki demirci ocağından çalındığı anlamına gelir."

 

Bir rivayet, Prometheus'un "göğe yükselerek güneşin ateşli çarkında bir meşale yakarak göksel ateşi elde ettiğini" söyler.

 

Rasyonalist tarihçi Diodorus Siculus, Prometheus'un ateşi çalmasını, kahramanın ateş çubuklarını icat etmesiyle açıklar: "Prometheus'un ateş çubuklarını icat ettiğini ve bu çubukların birbirine sürtünmesiyle ateş çıktığını varsayarak açıklamıştır." (Ancak Yunan geleneği bu icadı Hermes'e atfeder).

 

Argoslular, ateşi keşfetme onurunu "eski kralları Phoroneus'a atfettiler," ve mezarı başında kurban kesmeye devam ettiler. Phoroneus isminin "ateş getiren" anlamına gelebileceği de yorumlanmıştır.

 

Prometheus'un Anlamı: En yaygın kabul gören anlam, Prometheus'un "Ön Düşünen" anlamına geldiği ve "Sonradan Düşünen" Epimetheus ile zıtlık oluşturduğudur.

Adalbert Kuhn, Prometheus isminin Hintçe ateş matkabının üst kısmı anlamına gelen pramantha'dan geldiğini ileri sürmüştür, ancak "bu ismin türetilmesine karşı önemli itirazlar ortaya atılmıştır."

Salomon Reinach, Prometheus'un "başlangıçta gökten ilk ateşi indiren bir kartal olarak" açıklanabileceğini, ancak bu teorinin yaratıcı olmasına rağmen temellerinin zayıf olduğunu belirtmiştir.

 

Antik Hindistan'da Ateşin Kökeni

Vedik Mitoloji'de Mâtarivan

Vedik mitolojide, ateşin (Agni) gökten getirilmesi görevi Mâtarisvan'a aittir. Mâtarivan'ın ateşi indirmesinin temel amacı dinseldir.

Mâtarivan, "Yunan Prometheus'a benzer."

Mâtarivan, "kurban sunmak amacıyla ateşi getirmiştir; çünkü Vedik şairlerin görüşüne göre ateşin asıl faydası insanı ısıtmak ve yemeğini pişirmek değil, tanrılara sunulan kurbanı tüketmektir."

Mâtarivan, "İlk kurbancı Vivasvant'ın elçisi olan Mâtarivan, kurban sunmak amacıyla ateşi getirmiştir." Farklı bir ilahide de "Vivasvân Mâtarivan'ın elçisi olarak Agni Vaivânara'yı uzaklardan buraya getirdi" denilmektedir.

 

Rigveda'daki ilahiler, Mâtarivan'ın göksel kökenli olduğunu ve ateşi indirmedeki kilit rolünü vurgular.

Bir ilahide Agni ve Soma'ya hitaben, "Sizden biri (yani Agni) Mâtarisvan'ı gökten getirdi, Şahin diğerinizi (yani Soma'yı) dağdan kopardı" denilmektedir. Başka bir ilahide de Agni'nin, "Mâtarisvan'ın uzaklardan bize getirdiği sürtüşme sonucu, Tanrılar tarafından üretilmiş" olduğu belirtilir.

Mâtarivan'ın kişiliği Vedik şairlerin göndermelerinde "iyi tanımlanmamıştır." Ancak "ateşi gökten onlara indiren bir yarı tanrı olarak tasarlanmış gibi görünmektedir."

Yunan mevkidaşı Prometheus'un aksine, Mâtarivan'ın efsanesinde "ateşi tanrılardan çaldığına dair hiçbir ipucu yoktur."

Bazen Rigveda'da "Agni ile, yani başka yerlerde kendisinden ayırt edilen ateşle özdeşleştirildiği anlaşılıyor."

 

Vedik dönemden sonra Mâtarivan isminin anlamı değişmiş ve doğal bir olguyla ilişkilendirilmiştir.

Daha sonraki edebiyatlarda, Mâtarivan ismi "tuhaf bir anlam değişikliğiyle, rüzgarın (Vayu) bir tanımıdır; ancak bu anlamda kelime hiçbir zaman ortaya çıkmamış gibi görünmemektedir Rigveda."

 

En olası açıklama, Mâtarivan'ın "aslında gökten inerek yeryüzünde ateş yakan şimşeğin kişileştirilmiş hali olduğudur."

 

Bu görüş, "Belki de Hephaestus'un gökten düşüşüne dair Yunan efsanesi aynı doğal ve sık sık tekrarlanan olgunun efsanevi bir ifadesi olabilir" yorumuna yol açar.

 

Özet ve Sonuç

İnsanlığın ateşle ilgili evriminde üç aşama:

Ateşsiz Çağ (İlk Aşama): "Ateşin kullanımından, hatta varlığından habersizdiler."

Kullanılan Ateş Çağı (İkinci Aşama): "Ateşle tanışmış ve kendilerini ısıtmak ve yemeklerini pişirmek için kullanmışlar, ancak yine de ateşi yakmanın tüm yollarından habersizlerdi."

Yakılan Ateş Çağı (Üçüncü Aşama): İnsanlar, "ateşi yakmanın yollarını keşfetmiş ve düzenli olarak kullanmışlardı."

 

Ateşsiz Çağ

İnsanlar soğuktan ve çiğ yiyecekler yemekten sıkıntı çekmiştir.

Victoria yerlileri, Kaçinler (Burma) ve Yap yerlileri (Caroline Adaları) gibi halklar, yiyeceklerini "kumda oynayan güneşin sıcaklığıyla pişirdiklerini" veya "güneşte ısıtırlardı" diye anlatır.

Ekvador'daki Jibaroların "etleri koltuk altlarında ısıttıklarını, yenilebilir kökleri ağızlarında ısıttıklarını" söylemeleri, ateşsiz dönemin zorlu yaratıcılığını gösterir.

 

Kullanılan Ateş Çağı

Bu aşamada insanlar ateşi kullanmayı öğrenmiş, ancak onu kendileri yapmayı (yakmayı) bilmemektedirler.

Bu dönemde ateş, genellikle doğal yollarla elde edilen ve son derece değerli olan bir nimettir.

 

Hindistan'daki Oraonlar, "şimşek ateşi" olarak değerlendirdikleri ateşi "Cennet tarafından gönderilmiş" kabul eder ve diğer tüm ateşleri söndürüp bu kutsal ateşi korurlardı.

 

Rüzgârda dalların birbirine sürtünmesiyle çıkan yangınlar da bir keşif kaynağıdır. Nukufetau yerlileri, "insanların rüzgârda birbirine sürtünen iki çapraz dalın sürtünmesinden yükselen dumanı görerek ateşi keşfettiklerini söyler."

 

Bazı efsaneler ateşi doğrudan gök cisimlerinden almayı anlatır.

Victoria yerlileri, bir adamın "ipe tırmanarak güneşten yeryüzüne ateş indirdiğini" söyler.

Gilbert Adalıları, ateşin bir adamın "ağzıyla yakaladığı güneş ışınından elde edildiğini" iddia eder.

 

Birçok efsane, ateşin insanlardan önce hayvanların elinde olduğuna, onların ateşi kıskançlıkla koruduğuna veya insanlığa bir hayvan aracılığıyla geldiğine inanır.

 

Victoria yerlileri, "eski zamanlarda ateşin yalnızca Grampian Dağları'nda yaşayan kargalara ait olduğu" ya da bandicoot'un, su faresinin, morina balığının veya sağır engerek yılanının tek sahip olduğu bir zamanı anlatırlar. Gran Chaco'da ise jaguar ateşi koruyordu.

 

Ateşi gökten/sahibinden çalıp insanlığa getiren hayvanlar da mevcuttur.

Çalıkuşu/Kızılgerdan (Fransa), Kargalar (Avustralya), Kara Kakadu (Kiwai Adası), Balıkçıl veya Bronz Kanatlı Güvercin (Andaman Adaları), Kırlangıç (Sibirya Buryatları). Bu kuşların çoğunda ateşin yaktığına dair kırmızı tüy izleri olduğu söylenir.

Köpek (Britanya Yeni Ginesi), Çakal (Batı Afrika), Kobay (Matacos Kızılderilileri, jaguardan çalar), Vizon (Vancouver Adası).

 

Bazı mitlerde tek bir hayvan yerine, "bir sıra halinde dizilmiş ve yarışta yoruldukça ateşi birinden diğerine geçiren bir dizi hayvanın ortak çabasıyla" getirildiği söylenir (Örn: Atmaca ve güvercin, yılan, kurbağa ve kertenkeleler).

Navahoeler'de "çakal, yarasa ve sincabın... birbirlerine yardım etmeye karar verdiklerini" ve ateşi sırayla taşıdıklarını anlatır. Fransız hikâyesi ise çalıkuşu, kızılgerdan ve tarlakuşunun zincirini hatırlatır.

Çeroki Kızılderilileri'nde kuzgun, çığlık baykuşu ve yılan gibi birçok hayvan ateşi getirmede başarısız olur ve fiziksel özellikleri kalıcı olarak değişir: "sıcaklık tüm tüylerini karartmış," "gözleri kıpkırmızı," "alevler onları kapkara kavurmuş." Başarıyı ise "kendi bedeninden ördüğü bir kase içinde ateşi geri getiren su örümceği" sağlar.

Maidu Kızılderilileri'ne göre geyik, ateşi taşıdığı "bileğinde, bugün bile hâlâ kırmızımsı bir leke vardır.

 

Polinezya mitinde, ilk ateş genellikle kahramanın yeraltı dünyasından getirdiği bir varlık olarak tasvir edilir; bu anlatı, büyük olasılıkla bir volkanik patlamanın mitolojik bir tasviri olabilir.

 

Yakılan Ateş Çağı

Kongo'daki Basongo Meno kabilesi, bir adamın balık tuzağı yaparken "bir kaburganın ucuna bir delik açmak" amacıyla çubuk kullandığını ve bu esnada "ateş ortaya çıkmış" olduğunu anlatır. Bu, ateş yakmanın tek bir kaşife değil, tesadüfi ve bağımsız keşiflere dayandığını düşündürür.

 

Ateş matkabının çalışması, cinsel ilişkiyle ilişkilendirilir (Yatay çubuk = dişi, dikey matkap = erkek). "Ateşin bir kadının vücudundan, özellikle de genital organından çıktığı düşüncesi," matkabın hareketinin gözlemlenmesiyle ortaya çıkmıştır.

 

Taulipang Kızılderilileri, ateşin başlangıçta bir kadının vücudundan, "vurulduklarında ateş çıkaran" taşlara aktarıldığını söyler.

 

Metallerin keşfinden önceki uzun çağlarda, Paleolitik ve Neolitik çağlarda insanların, dünyanın dört bir yanına dağılmış binlercesi hâlâ mevcut olan o kaba aletleri yapmak amacıyla taşları birbirine vurarak ne kadar sık kullandıklarını düşündüğümüzde, taşların çarpmasıyla ateş yakma yönteminin dünyanın birçok yerinde bağımsız olarak defalarca keşfedilmiş olması gerektiği sonucuna varmaktan kendimizi alamayız.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder