2 Ocak 2026 Cuma

Marcel Detienne Jean-Pierre Vernant - Zekanın Hileleri - Notlar

Marcel Detienne  Jean-Pierre Vernant - Zekanın Hileleri - Notlar

Antik Yunan’da Metis

Les ruses de l’intelligence, Flammarion, Paris, 1974

 


Kitap Yunan mucizesini sadece "saf akıl" (Logos) üzerinden okuyan geleneksel Helenizm anlayışına karşı bir başkaldırıdır.

 

Giriş

Yunan medeniyeti sadece Aristoteles’in mantığı veya Platon’un idealleri değildir; o aynı zamanda kurnaz bir balıkçının, hileli bir generalin ve çok yönlü bir zanaatkârın zekâsı üzerine kurulmuştur.

 

Zihinsel bir kategori olarak tanımlanan Metis, felsefi bir sistem değil, pratik ve operasyonel bir zekâ biçimidir.

Fiziğin veya matematiğin kesinliğinin olmadığı, "anlık kararların" ve "hileli hamlelerin" gerektiği her yer (avcılık, denizcilik, siyaset, savaş) metisin alanıdır.

 

Filozoflar dünyayı "Varlık/Değişmez" ve "Oluş/Değişken" olarak ikiye ayırdılar. Gerçek bilgiyi (episteme) sadece değişmez olana atfettiler.

Métis, doğası gereği "Oluş"un, yani değişken ve kaygan olanın dünyasına aittir. Bu yüzden filozoflar onu "şarlatanlık", "rutin" veya "tehlikeli bir görüş" olarak nitelendirip gölgeye itmişlerdir.

 

Metis’in Sembolleri

Odysseus kurnazlığıyla, Athena ustalığıyla, Hermes hırsızlığı ve hilesiyle bu zekânın temsilcileridir.

Tilki (ters yüz etme yeteneği) ve Ahtapot (çok biçimlilik, renkten renge girme ve yakalanamazlık) Métis'in doğadaki karşılıklarıdır.

Balık ağı, av tuzağı, sepet örgüsü. Bunların hepsi karmaşık, dolambaçlı ve "bağlayıcı" yapılardır.

 

Kitabın amacı Yunanlıların eylem anında "nasıl düşündüğünü" anlamak

Açıkça formüle edilmemiş, ancak pratiklerde (dokumacılıktan tıp sanatına kadar) gizli kalmış bir "mantıksal kurallar dizisini" deşifre etmek.

 

Kurnazlık Oyunları

Antilouchus'un Yarışı

Metis güç dengelerini altüst eden, sınav sonuçlarını çarpıtan mutlak silah. Zeus’un evrenin hakimi olmasının sebebi, rakiplerinden daha güçlü olması değil, Metis'i yutarak onu kendi içine hapsetmesi ve kurnazlığı kendi doğası haline getirmesidir. Bu sayede Zeus, "sürpriz" kavramını ortadan kaldırır; çünkü artık her hile önce onun aklından geçer.

 

Metis’in eylem alanı "istikrarsız zaman"dır. Metisli insan (Antilokhos veya Odysseus), zamanı bir dümenci gibi yönetir.

Dokeúein (Pusuda Bekleme): Bir avcı veya balıkçı gibi en doğru anı (Kairos) beklemek.

Deneyimi (geçmiş) kullanarak, henüz gerçekleşmemiş olanı (gelecek) öngörmek.

Deniz tanrıları (Proteus, Thetis, Nereus) gibi Metis de her kılığa girebilir. Bu, "kaygan ve yakalanamaz" gerçekliğe hükmetmenin tek yoludur.

 

Métis daima bir "maske" ile hareket eder. Gerçek niyetini gizleyerek rakibini şaşırtır. Antilokhos bilinçli bir manevra yaparken, sanki atların kontrolünü kaybetmiş bir "deli" gibi davranır.

Odysseus muazzam bir hatip olmasına rağmen, konuşmaya başlamadan önce asasını tutmayı bilmeyen bir "aptal" taklidi yapar. Bu durum, görünüş ile gerçeklik arasındaki boşluğu kullanarak rakibi felç eden bir yanılsama (Apathē) yaratır.

 

Tilki ve Ahtopot

Oppian’a göre doğada kural "büyük balığın küçük balığı yemesi" değildir. Aksine, doğa Tanrı tarafından fiziksel güçten mahrum bırakılmış varlıklara "acı verici bir zekâ" (Metis) bahşetmiştir.

Küçük bir kerevitin, kendisinden çok daha güçlü bir levreği sadece kurnazlığıyla öldürebilmesi, Metis'in fiziksel kanunları nasıl askıya aldığını gösterir.

Elektrikli balık (Torpidon, gevşek ve zayıf gövdesiyle "silahsız" görünür, ancak bu görünüm ölümcül bir elektrik şokunu (bir dolos yani hile) gizleyen bir maskedir.

Ahtapot (Polupaípalos), bir kayaya yapıştığında o kayanın rengini ve şeklini alarak "görünmez" olur. Bu, Metis'in çok biçimlilik (polutropos) ve uyum yeteneğinin örneğidir.

 

Görülmeden görmek, Metis'in temel kuralıdır.

 

Tilki, Métis’in "stratejik tersyüz etme" gücünü temsil eder.

 

Mürekkep balığının salgıladığı o "kara bulut", rakipleri için bir çıkmaz sokak (aporia) iken, kendisi için güvenli bir sığınaktır. Bu, zekânın düşmanı kör ederken kendisine yol açma (poros) yeteneğidir.

 

Sofist / Konuşmalarını bir yılanın kıvrımları veya ahtapotun kolları gibi örer (sumplékein). Rakibini mantıksal düğümlerle felç eder.

 

Politikacı / Değişen koşullara ve insan türlerine göre "renk değiştiren" kişidir. Pindar’ın dediği gibi: "Her arkadaşına ahtapot gibi farklı bir yönünü dön." Bu bir tutarsızlık değil, hayatta kalma ve egemenlik kurma sanatıdır.

 

Tilki ve ahtapotun en büyük gücü, rakibin gücünü ona karşı çevirmektir. Bu, zayıfın güçlüye hükmetmesini sağlayan "makine"dir (mēchan).

 

Métis’in tüm dünyası "dokuma" ve "bağlama" fiilleri üzerine kuruludur.

 

Batı düşüncesi "Değişmez Varlık"ın peşinden giderken, bu "Değişken Oluş"un zekâsını (Métis) ihmal etmiştir. Oysa Zeus, Métis olmadan tahtını koruyamazdı. Métis; bankacıdan büyücüye, dümenciden sofiste kadar hayatın tüm "kaygan" alanlarının gizli hükümdarıdır.

 

Gücün Fethi

Zeus Savaşı

Zeus, Titanları yendiğinde ve kral ilan edildiğinde ilk iş olarak Métis ile evlenir. Bu, siyasi bir gerekliliktir.

Aiskhylos’un Zincire Vurulmuş Prometheus’unda belirtildiği gibi, zafer "zor ve şiddetle değil, kurnazlıkla (dolos) kazananın" olacaktır. Uranüs ve Kronos, kaba kuvvete güvendikleri için yıkıldılar.

 

Tanrıların kuşaklar arası çatışması / Uranüs, Kronos ve Zeus

Uranüs (Gök): Cinsel bir taşkınlıkla çocuklarını Gaia'nın (Yer) derinliklerinde saklar. Stratejisi gizlemektir. Ancak Kronos’un pususu (dolos) ve melez zekâsı (agkulomtēs) karşısında yenilir. Uranüs'ün sakatlanması, evrende gece ile gündüzü, yer ile göğü ayırarak Métis’in işleyebileceği bir alan yaratır.

Kronos: Çocuklarını yutar. O, Uranüs'ten daha uyanıktır (polyphron). Ancak Rhea ve Gaia'nın kurduğu "taş tuzağı" (bebek yerine taş yutması) ile aldatılır. Kronos'un hatası, Métis'in kendi dışındaki bir güç tarafından kendisine karşı kullanılmasına izin vermesidir.

Zeus: Babalarından ders çıkarır. Tehlikeli evladı doğuracak olan Métis'i dışarıdan yutmak yerine, onu kendi içine hapseder.

Zeus, Métis'i yuttuktan sonra bir tehdit olmaktan çıkar. Métis artık Zeus’a neyin "mutluluk" neyin "felaket" getireceğini içeriden fısıldar.

 

Aiskhylos versiyonunda Métis'in rolünü Prometheus (Öngörülü) üstlenir. Zeus, Kronos’u devirmek için Prometheus’un hilelerine muhtaç kalmıştır.

Zeus’un egemenliğinin tek zayıf noktası, kendisinden daha güçlü bir oğul doğuracak olan Thetis ile evlenme arzusudur. Zeus, bu sırrı Prometheus'tan öğrenerek kaderini değiştirir.

 

Uranüs'ün kesilen organlarından doğan Afrodit, Métis'in "yumuşak" ama tehlikeli silahlarını temsil eder: Gülümseme, kandırma (exapátas), tatlı sözler. Zeus da Métis'i yutmadan önce tam olarak bu "Afroditvari" silahları kullanır: Onu okşayıcı sözlerle kandırıp gafil avlar.

 

Titanlar

Hepsi Uranüs’ün (Gök) oğullarıdır. Ancak Titanlar (Kronos ve müttefikleri) iktidarın sahibi olarak "bağlayan" taraftayken, Kikloplar ve Yüz Kollular "bağlanan" taraftadır.

Zeus, statükonun (Titanların) dışladığı ve zincirlediği bu kadim güçleri serbest bırakarak kendisine borçlu kılar. Bu, politik bir ittifakın mitolojik temelidir.

 

Typhon’a karşı verilen mücadele, Zeus mutlak uyanıklık (ágrupos), stratejik zekâ (métis) ve bağlama teknolojisi (desmos) ile donatılmış tam teşekküllü bir hükümdardır.

Typhon, Zeus’un uykusundan faydalanmaya çalışsa da Zeus aniden karşı saldırıya geçer. Hesiodos’ta Zeus, düşmanını "aniden gören" (oksu noēsas) bakışıyla karakterize edilir. Bu, egemenliğin birincil şartıdır: Görmek ve uyumamak.

Typhon’u bağlayan şey bazen bir zincir, bazen de Sicilya adası veya Etna Yanardağı’nın kökleridir. Burada doğa (dağ), egemenin emrindeki bir "prangaya" dönüşür.

 

Métis’le Birlik ve Göklerin Krallığı

Zeus'un başarısı, kurnazlığı (Metis) yutup içselleştirirken, evrensel yasayı (Themis) dışsallaştırıp kurumlaştırmasından gelir.

 

Metis / Hareket halindeki, belirsiz ve tehlikeli zamanın (kairos) bilgisidir.

Themis (İlahi Düzen) / Statik, önceden belirlenmiş ve döngüsel zamanın bilgisidir. Mevsimlerin (Horai) ve Kaderlerin (Moirai) annesi olarak Themis, Zeus'un kurduğu yeni düzene meşruiyet ve süreklilik kazandırır.

 

Typhoeus (Typhon), düzenlenmiş evrende Kaos'un geri dönüşünü temsil eder. Yüzlerce yılan başı, her dilde çıkan sesler ve her yöne dönen gözler; Typhon, uzaysal ve işitsel bir düzensizliktir.

 

Typhon, Zeus'un ellerindeki ve ayaklarındaki sinirleri (neura) keserek onu bir mağaraya hapseder. Sinirleri kesilmiş bir Zeus, "felçli bir egemenlik" demektir. Bu durum, Zeus'un babası Kronos'u mahkûm ettiği hareketsizlik durumunun (uyku ve zincir) kendisine yansımasıdır.

Hermes ve Aegipan, Zeus'un kaba gücünün tükendiği yerde devreye giren "metis" figürleridir. Onlar, sinirleri gizlice geri çalarak Zeus'un "kendi gücünü" (idía ischús) yeniden tesis ederler.

 

Kader Tanrıçaları (Moirai), Typhon'a "yenilmezlik ilacı" (pharmakon) diyerek "geçici bir meyve" yedirirler. Bu, ölümsüzlük vaadiyle gelen bir ölümlülük tuzağıdır.

 

Typhon’un oburluğu onun sonu olur. Hermes'in icat ettiği balıkçılık hileleri, kozmik düzeyde Typhon’un mağarasından çıkarılması için kullanılır. Egemenlik, burada bir stratejik avcılık sanatı haline gelir.

 

Dünyanın Kökenlerinde

Orfik Metis ve Thetis'in Mürekkep Balığı

Orfik teogonilerde Metis, Hesiodos'taki gibi sadece "dişi bir eş" değildir. O, Phanes (Göz Kamaştırıcı) ve Protogonos (İlk Doğan) ile özdeşleşir.

(Androjenlik) Metis artık hem erkek hem dişidir (diphuēs). Bu biseksüel yapı, yaratılışın henüz cinsiyetlere bölünmediği, her şeyin "bir" olduğu ilkel bütünlüğü temsil eder.

Metis-Phanes, kozmik yumurtadan çıkarak tüm tanrıların ve varlıkların tohumunu gün ışığına çıkarır.

 

Zeus'un Metis-Phanes'i yutması, evrenin gidişatını doğrusal bir hattan çıkarıp döngüsel hale getirir.

 

MÖ 7. yüzyıl Spartalı Alcman'ın kozmogonisi

Alcman'da Thetis, şekilsiz karanlığın içinde metal işleyen bir usta gibi çalışır. Biçimsiz boşlukta, Thetis'in müdahalesiyle "Yol" (bir çıkış/imkân) ve "Sınır" (yol gösteren işaret) belirir. Bu, karanlıktan ışığa, belirsizlikten düzene geçişin teknik adıdır.

Derveni Papirüsü'nde Zeus'un Okyanus'u yaratması "düşünerek/tasarlayarak" (mesato) ifade edilir. Yaratım, zihindeki bir modelin dışsallaşmasıdır.

Evrenin düzeni, bir balık ağı veya kumaş gibi örülür. Moira (Kader), aslında Zeus'un her şeyi önceden görmesini sağlayan Pronoia (Öngörü/Zekâ) ile aynı şeydir.

 

Metis figürü, "kurnazlık" katmanından sıyrılıp "evrensel zekâ ve tasarım" katmanına yükselir.

 

Proteus'un "her türlü formun kutsal maddesini" (hulen) içinde barındırması, onu yaratılışın canlı kütüphanesi yapar.

Thetis'in ismiyle yapılan kelime oyunu, onun sadece bir deniz perisi değil, evrenin "kuruluşu" (thesis) ve "doğası" (phusis) ile özdeşleştirildiğini gösterir.

 

Alcman'ın kozmogonisi, başlangıçtaki "yolsuz ve işaretsiz" (aporon kai atekmaron) karanlıktan çıkışı iki temel ilkeyle açıklar:

Poros (Geçit/Çare): Karanlığın içinden açılan bir yol, bir çıkış imkânıdır.

Tekmor (Sınır/Referans): Yolun nereye gittiğini belirleyen, yıldızlar gibi sabit işaretlerdir.

Denizcilik Metaforu: Bu iki kavram, denizcinin uçsuz bucaksız ve referanssız bir denizde yıldızlara bakarak (tekmairesthai) rotasını belirlemesiyle örtüşür. Tanrıça Thetis, bu "yolları ve sınırları" kuran zanaatkâr bir güç olarak belirir.

 

Pleiades yıldız kümesi, mitolojide Zeus'a ölümsüzlük iksiri (Ambrosia) taşıyan güvercinler olarak tasvir edilir. Bu yıldızlar, gökyüzü ile denizin birleştiği o uç noktada, Atlas'ın sütunları arasında uçarlar.

 

Parmenides ve Platon'da karşımıza çıkan Metis-Poros-Eros üçlemesi, yaratılışın bir "doğum"dan ziyade zihinsel bir "planlama" (metiomai) olduğunu gösterir.

 

Kader (Moira), aslında Zeus'un her şeyi önceden sabitlediği zekâsıdır (Pronoia).

 

Typhon’un cesedinden doğan fırtına rüzgarları (thuellai), düzenli rüzgarların aksine her yönden aynı anda eserek uzayın yönlerini karıştırır ve denizi bir "kara delik" (Chasma) haline getirir.

Düzenli esen rüzgarlar (Boreas, Zephyr vb.), denizin içinde görünmez "nehirler" veya "yollar" açar. Bu rüzgarlar Şafak (Eos) ve Yıldızların (Astraios) kardeşleridir; yani ışıkla ve düzenle akrabadır.

 

Proteus ve Nereus gibi varlıklar, denizin uçurumlarının ve yollarının anahtarlarına sahiptir. Onların bilgisi, biçimsiz denizi geçilebilir bir yola dönüştüren metis'tir.

 

Thetis, Homeros’ta hem "kara bir peçe" (kalluma kuanion) giyen yaslı bir anne hem de denizden bir "sis" (homichle) gibi yükselen beyaz bir tanrıçadır.

Thetis ve kız kardeşleri (Nereidler), gemileri karanlık boğazlardan geçiren beyaz hanımlardır.

 

Mürekkep balığı, dokunaçları ve esnek vücuduyla bir "canlı düğüm" gibidir. Tıpkı metis (zekâ) gibi, kıvrımlı, dolaylı ve her şekle girebilen bir doğası vardır.

Ayakların başta, ağzın ortada olması; ileri giderken geri çekilmesi, onun "belirsizlik" ve "karmaşa" dünyasına (Kaos) olan yakınlığını gösterir.

Mürekkep balığının en belirgin yeteneği, tehlike anında salgıladığı siyah mürekkeptir (tholos).

Ancak bu karanlık, mürekkep balığının kendisi için bir kaçış yoludur (dia tholoentos poroto). Kendi yarattığı gecenin içinde, sadece kendisinin bildiği bir yoldan (poros) kaçar.

 

Thetis / hem beyazı hem siyahı bilen tek varlıktır. Karanlığın (Skatos) içinden ışıklı işaretleri (Tekmor) ve geçitleri (Poros) çıkarabilen yegâne güçtür.

 

Bilginin İlahi Biçimleri: Athena, Hefaistos

Bronz Kılıç

Geleneksel görüşlerin aksine Athena bir "Ana Tanrıça" değildir. O, doğanın ham gücüne technē (zanaat) ve sollertia (el becerisi) ile müdahale eder.

Demeter tahılı verir, ancak Athena o tahılı en verimli şekilde almayı sağlayan "teknik nesneyi" yani sabanı icat eder.

 

Athena'nın savaşçı kimliği, kaba kuvvetten (Ares) ziyade, düşmanı felç eden bir hipnotik etki üzerine kuruludur.

Kalkanındaki Gorgon başı, düşmanı "taşlaştıran" (felç eden) bir bakışı temsil eder. Bu, askeri bir stratejiden çok, düşmanı iradesiz bırakan bir savaş büyüsüdür.

 

Athena, Zeus'un yuttuğu Metis'in rahminden, tam teçhizatlı ve bronz zırhlar içinde doğmuştur. Zırhı, annesi Metis tarafından bizzat dövülmüştür. Bu durum, zırhın sadece bir koruma değil, içine "zekâ" zerk edilmiş canlı bir madde olduğunu gösterir.

 

Athena, kaosun karşısında düzeni sağlayan "akıllı müdahale"dir. Bronzun parıltısı, onun zihnindeki keskin düşüncenin maddesel dışavurumudur. O, savaş alanında da tarlada da aynı yöntemle çalışır: Düşmanı veya maddeyi, zekânın üstünlüğüyle dize getirir.

 

Canlı Yayın

Poseidon, atın yaratıcısı ve kaynağıdır. At, Poseidon’un elinde bir "alet" değil, tanrının kendi doğasının bir yansımasıdır.

Pegasus’un Gorgon’un kanından doğması, atın içindeki o "dehşet verici" (taraxippos) ve kontrol edilemez gücü simgeler.

At; deprem, fırtına ve fışkıran kaynak suları gibi ani, yıkıcı ve öngörülemeyen bir güçtür.

 

Athena, atın doğasına dışarıdan müdahale eden teknik zekadır. O, atı yaratmaz; atı dizginler.

Athena, Bellerophon’a Pegasus’u değil, altın bir gem (chalinos) verir. Bu gem, vahşi gücü sivil bir amaca hizmet ettiren sihirli bir bağdır. Gem sadece bir metal parçası değildir; o bir philtron (aşk iksiri) veya pharmakon'dur (ilaç). Atın ağzına yerleştirilen bu nesne, hayvanın "cinnetini" dindirir.

 

Athena'nın zanaatının (Hefaistos’tan farklı olarak) her zaman bir sihir barındırır. Gem, Hefaistos’un ateşinden çıkar ama Athena’nın eliyle bir "bağlama büyüsüne" dönüşür.

 

Savaş arabası yarışlarında Poseidon "güç" sağlarken, Athena "zafer" sağlar. Güç, fırsatla birleşmedikçe yarış kazanılamaz.

 

Deniz Kargası

Deniz kargası hem kara hem su hem de hava kuşudur. Athena gibi "sınırları aşan" bir yapıdadır.

Deniz kargası karanlık suların üzerinde ışığın sesini duyar. Tıpkı fırtınada yolunu kaybeden Odysseus’a Ino Leucothea’nın (deniz kargası formunda) yardım etmesi gibi, Athena da denizciye görünmez bir rota çizer.

 

Denizde başarı, sadece rüzgara (Zeus Ourios) değil, o rüzgarın sunduğu fırsatı (Kairos) yakalayan dümenciye bağlıdır. Athena, pilotun zihnindeki uyanıklık ve uykusuzluktur.

 

Sparta'daki Athena Keleuthea (Yolcu Athena) tapınakları

Odysseus'un neden üç tapınak kurduğunun cevabı, her yarışın üç dönüşüm noktasında saklıdır.

Aphesis (Başlangıç): İlk fırlayış, avantajı kapma anı.

Kamptron (Dönüş): En tehlikeli nokta; manevra kabiliyetinin sınandığı viraj.

Terma (Bitiş): Her şeyin altüst olabileceği, son saniyelik fırsat.

 

Gemi İnşası ve Marangozluk

Athena, marangozlara "çizgi" (kanon) kullanmayı öğretir. Bu çizgi, bir ağaç gövdesini kusursuz bir omurgaya dönüştürür.

Marangozun tahtayı düz kesmesi ile pilotun gemiyi denizde düz tutması Yunancada aynı kelimeyle (ithunein) ifade edilir. Bu, teknik zekânın (Metis) bir nesneye veya sürece "doğrultu" verme becerisidir.

 

Phaeacia gemileri dümen veya pilot gerektirmez; düşünce hızıyla hareket ederler ve asla batmazlar. Eğer bir gemi pilot gerektirmiyorsa, orada Metis’e (zekâya) ve dolayısıyla Athena’ya ihtiyaç yoktur. Athena "mücadele" ve "çözüm" tanrıçasıdır. Yolun zaten açık ve mucizevi olduğu bir yerde onun teknik ihtiyatına yer kalmaz.

 

Hefaistos'un Ayakları

Navigasyondan metalürjiye

Rodos'un kadim metal işçileri olan Telchinler, deniz ile ateşin kesiştiği noktada dururlar.

Kolsuz, bacaksız, perdeli ayaklı Telchin figürü, antik dünyada fok balığı ile özdeşleşir.

Fok, hem karaya (düzen/biçim) hem denize (kaos/akışkanlık) aittir.

 

Telchinlerin ve fokların "anormal" ayak yapısı, Hefaistos’un topallığıyla paralellik gösterir. Bu morfolojik anomali, sıradan insanların sahip olmadığı, maddeyi dönüştürme yeteneğine (sihir/zanaat) sahip olmanın bedelidir.

 

Antik Yunan'da doğayı fethetmek, onun akışkanlığını (deniz veya erimiş metal) zihinsel bir çizgiyle (kanon) disipline etmekten geçer.

 

Karkinos kelimesi hem yengeç hem de demircinin maşası anlamına gelir. Bu, zanaatkârın elinin bir uzantısıdır.

Yengecin çapraz ve eğik yürüyüşü, Hefaistos'un amphigueeis (iki yöne birden dönük) sıfatıyla eşleşir.

Hefaistos'un ayaklarının içe dönük veya kavisli olması, tıpkı yengeç kıskaçları gibi "kavrama" ve "şekil verme" gücünü simgeler.

 

Su ve erimiş metal sürekli form değiştirir.

Hefaistos'un topallığı veya Telchinlerin perdeli elleri, onların "doğa dışı" işler yapabilme yeteneklerinin fiziksel damgasıdır.

 

Sonuç

Çember ve Bağ

Ateş, Yunan düşüncesinde canlı bir varlık gibi hareketli ve çok biçimlidir (pantoios).

Hefaistos’un teknik ateşi sabit, yoğun ve körüklerle denetlenen bir ateştir. Madeni eritip "kaynaklayan", nesneleri birbirine çözülemez bağlarla bağlayan zanaatın ateşidir.

Hermes’in hızlı ateşi (Purpalames) bir kıvılcım gibi aniden çakan, çalınan sığırları pişirip hemen izini yok eden "el çabukluğu" ateşidir. Bu ateş, kurnazlık ve hileyle (dolos) özdeşleşir.

 

Hefaistos'un Ares ve Afrodit'i yakalamak için kurduğu ağ, teknik zekanın (Techne) kaba gücü (Ares) ve erotik cazibeyi (Afrodit) nasıl alt ettiğinin mükemmel bir örneğidir.

Homeros’un bu bağlar için kullandığı apeiron sıfatı, sadece "sayısız" değil, aynı zamanda "başlangıcı ve sonu olmayan, dairesel" anlamına gelir.

Hefaistos bağlarını dairesel bir biçimde (kukloi) yatağın etrafına ve tavana yerleştirir. Bu dairesel yapı, kurbanı her yönden kuşatır ve kaçışı imkansız kılar. Tıpkı dairesel bir labirent veya bir ağ gibi, başladığı yere dönen bir sınır çizer.

 

Hefaistos topal ve yavaş olmasına rağmen, "dairesel" ve "sınırsız" (apeiron) bağlar tasarlayarak Olimpos'un en hızlı tanrısını (Ares) felç eder. Bu, antik dünyada aklın (planın/tuzağın), fiziksel hızdan her zaman daha üstün olduğu inancını temsil eder.

 

Metis, sadece zihinsel bir çeviklik değil, mekânı ve zamanı kontrol eden geometrik ve teknik bir güçtür. Bu güç, bir yandan açık denizin veya Tartarus'un "geçit vermez" karanlığında yollar açarken (Poros/Tekmor), diğer yandan kaçışı imkansız kılan "dairesel bağlar" (Apeiron/Desmos) kurar.

 

Metis sahibi varlıklar (tilki, ahtapot, kurnaz komutan), rakiplerini doğrudan güçle değil, onları bir çemberin içine hapsederek yenerler.

 

Hefaistos’un bükülmüş uzuvları ve çarpık yürüyüşü, aslında bu dairesel ve karmaşık zekânın fiziksel bir mühürüdür. O, düz gitmez; çünkü evrenin en güçlü bağları düz değil, daireseldir.

 

Hastalığın veya siyasi krizin "tersine döndüğü" o kritik anı yakalamak, Metis'in en yüksek formudur. Themistokles, Salamis'te bu "anlık fırsatı" yakalayarak Pers filosunu bir ağın içine çekmiştir.

 

Antik Yunan düşüncesinde pratik zeka (Metis), filozofların idealize ettiği "saf akıl" (Logos) ve "kesin bilgi" (Episteme) karşısında her zaman bir "gölge krallık" olarak kalmıştır.

Antik dünyada zeka, bir okçunun hedefi vurması gibi "isabet ettirme" (Stochazesthai) üzerine kuruludur.

 

Platon, Gorgias ve Philebus gibi eserlerinde pratik zekaya dayalı tüm sanatları (techne) kesinlikten uzak oldukları gerekçesiyle alt sıralara iter.

Platon için sadece cetvel, pusula ve terazi ile yapılan işler "sanat" sayılabilir.

 

Aristoteles, Platon'un aksine, değişken dünyada (oluş alanında) geçerli olan bir zeka türünü (Phronesis) yeniden tanımlayarak ona meşruiyet kazandırmaya çalışır.

Phronimos: Siyasetçinin zekasıdır. Değişmeyen ilkelerle değil, "fırsat" (Kairos) ve "durumun gerekliliği" ile ilgilenir.

Panourgos (Kurnaz): Aristoteles, pratik zekanın "kurnazlık" ve "düzenbazlık" ile olan tehlikeli yakınlığının farkındadır. İhtiyatı (Phronesis), bu karanlık kurnazlıktan ayırarak "iyi bir sonuca yönelik düşünme" (Euboulia) olarak tanımlar.

 

(Antropomorfizm) Hristiyan düşüncesiyle birlikte insan ve hayvan arasındaki uçurum derinleşmiş; hayvanların (tilki, ahtapot) sahip olduğu "kurnazlık" insani aklın dışına itilmiştir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder