Marcel Detienne Jean-Pierre Vernant - Zekanın Hileleri - Notlar
Antik Yunan’da Metis
Les ruses de l’intelligence, Flammarion, Paris, 1974
Kitap Yunan mucizesini sadece "saf akıl" (Logos)
üzerinden okuyan geleneksel Helenizm anlayışına karşı bir başkaldırıdır.
Giriş
Yunan medeniyeti sadece Aristoteles’in mantığı veya
Platon’un idealleri değildir; o aynı zamanda kurnaz bir balıkçının, hileli bir
generalin ve çok yönlü bir zanaatkârın zekâsı üzerine kurulmuştur.
Zihinsel bir kategori olarak tanımlanan Metis, felsefi bir
sistem değil, pratik ve operasyonel bir zekâ biçimidir.
Fiziğin veya matematiğin kesinliğinin olmadığı, "anlık
kararların" ve "hileli hamlelerin" gerektiği her yer (avcılık,
denizcilik, siyaset, savaş) metisin alanıdır.
Filozoflar dünyayı "Varlık/Değişmez" ve
"Oluş/Değişken" olarak ikiye ayırdılar. Gerçek bilgiyi (episteme)
sadece değişmez olana atfettiler.
Métis, doğası gereği "Oluş"un, yani değişken ve
kaygan olanın dünyasına aittir. Bu yüzden filozoflar onu "şarlatanlık",
"rutin" veya "tehlikeli bir görüş" olarak nitelendirip
gölgeye itmişlerdir.
Metis’in Sembolleri
Odysseus kurnazlığıyla, Athena ustalığıyla, Hermes
hırsızlığı ve hilesiyle bu zekânın temsilcileridir.
Tilki (ters yüz etme yeteneği) ve Ahtapot (çok biçimlilik,
renkten renge girme ve yakalanamazlık) Métis'in doğadaki karşılıklarıdır.
Balık ağı, av tuzağı, sepet örgüsü. Bunların hepsi karmaşık,
dolambaçlı ve "bağlayıcı" yapılardır.
Kitabın amacı Yunanlıların eylem anında "nasıl
düşündüğünü" anlamak
Açıkça formüle edilmemiş, ancak pratiklerde (dokumacılıktan
tıp sanatına kadar) gizli kalmış bir "mantıksal kurallar dizisini"
deşifre etmek.
Kurnazlık Oyunları
Antilouchus'un Yarışı
Metis güç dengelerini altüst eden, sınav sonuçlarını
çarpıtan mutlak silah. Zeus’un evrenin hakimi olmasının sebebi, rakiplerinden
daha güçlü olması değil, Metis'i yutarak onu kendi içine hapsetmesi ve
kurnazlığı kendi doğası haline getirmesidir. Bu sayede Zeus,
"sürpriz" kavramını ortadan kaldırır; çünkü artık her hile önce onun
aklından geçer.
Metis’in eylem alanı "istikrarsız zaman"dır.
Metisli insan (Antilokhos veya Odysseus), zamanı bir dümenci gibi yönetir.
Dokeúein (Pusuda Bekleme): Bir avcı veya balıkçı gibi en
doğru anı (Kairos) beklemek.
Deneyimi (geçmiş) kullanarak, henüz gerçekleşmemiş olanı
(gelecek) öngörmek.
Deniz tanrıları (Proteus, Thetis, Nereus) gibi Metis de her
kılığa girebilir. Bu, "kaygan ve yakalanamaz" gerçekliğe hükmetmenin
tek yoludur.
Métis daima bir "maske" ile hareket eder. Gerçek
niyetini gizleyerek rakibini şaşırtır. Antilokhos bilinçli bir manevra
yaparken, sanki atların kontrolünü kaybetmiş bir "deli" gibi
davranır.
Odysseus muazzam bir hatip olmasına rağmen, konuşmaya
başlamadan önce asasını tutmayı bilmeyen bir "aptal" taklidi yapar.
Bu durum, görünüş ile gerçeklik arasındaki boşluğu kullanarak rakibi felç eden
bir yanılsama (Apathē) yaratır.
Tilki ve Ahtopot
Oppian’a göre doğada kural "büyük balığın küçük balığı
yemesi" değildir. Aksine, doğa Tanrı tarafından fiziksel güçten mahrum
bırakılmış varlıklara "acı verici bir zekâ" (Metis) bahşetmiştir.
Küçük bir kerevitin, kendisinden çok daha güçlü bir levreği
sadece kurnazlığıyla öldürebilmesi, Metis'in fiziksel kanunları nasıl askıya
aldığını gösterir.
Elektrikli balık (Torpidon, gevşek ve zayıf gövdesiyle
"silahsız" görünür, ancak bu görünüm ölümcül bir elektrik şokunu (bir
dolos yani hile) gizleyen bir maskedir.
Ahtapot (Polupaípalos), bir kayaya yapıştığında o kayanın
rengini ve şeklini alarak "görünmez" olur. Bu, Metis'in çok
biçimlilik (polutropos) ve uyum yeteneğinin örneğidir.
Görülmeden görmek, Metis'in temel kuralıdır.
Tilki, Métis’in "stratejik tersyüz etme" gücünü
temsil eder.
Mürekkep balığının salgıladığı o "kara bulut",
rakipleri için bir çıkmaz sokak (aporia) iken, kendisi için güvenli bir
sığınaktır. Bu, zekânın düşmanı kör ederken kendisine yol açma (poros)
yeteneğidir.
Sofist / Konuşmalarını bir yılanın kıvrımları veya ahtapotun
kolları gibi örer (sumplékein). Rakibini mantıksal düğümlerle felç eder.
Politikacı / Değişen koşullara ve insan türlerine göre
"renk değiştiren" kişidir. Pindar’ın dediği gibi: "Her
arkadaşına ahtapot gibi farklı bir yönünü dön." Bu bir tutarsızlık değil,
hayatta kalma ve egemenlik kurma sanatıdır.
Tilki ve ahtapotun en büyük gücü, rakibin gücünü ona karşı
çevirmektir. Bu, zayıfın güçlüye hükmetmesini sağlayan "makine"dir
(mēchanḗ).
Métis’in tüm dünyası "dokuma" ve
"bağlama" fiilleri üzerine kuruludur.
Batı düşüncesi "Değişmez Varlık"ın peşinden
giderken, bu "Değişken Oluş"un zekâsını (Métis) ihmal etmiştir. Oysa
Zeus, Métis olmadan tahtını koruyamazdı. Métis; bankacıdan büyücüye, dümenciden
sofiste kadar hayatın tüm "kaygan" alanlarının gizli hükümdarıdır.
Gücün Fethi
Zeus Savaşı
Zeus, Titanları yendiğinde ve kral ilan edildiğinde ilk iş
olarak Métis ile evlenir. Bu, siyasi bir gerekliliktir.
Aiskhylos’un Zincire Vurulmuş Prometheus’unda belirtildiği
gibi, zafer "zor ve şiddetle değil, kurnazlıkla (dolos) kazananın"
olacaktır. Uranüs ve Kronos, kaba kuvvete güvendikleri için yıkıldılar.
Tanrıların kuşaklar arası çatışması / Uranüs, Kronos ve Zeus
Uranüs (Gök): Cinsel bir
taşkınlıkla çocuklarını Gaia'nın (Yer) derinliklerinde saklar. Stratejisi gizlemektir.
Ancak Kronos’un pususu (dolos) ve melez zekâsı (agkulomḗtēs) karşısında
yenilir. Uranüs'ün sakatlanması, evrende gece ile gündüzü, yer ile göğü
ayırarak Métis’in işleyebileceği bir alan yaratır.
Kronos: Çocuklarını yutar. O,
Uranüs'ten daha uyanıktır (polyphron). Ancak Rhea ve Gaia'nın kurduğu "taş
tuzağı" (bebek yerine taş yutması) ile aldatılır. Kronos'un hatası,
Métis'in kendi dışındaki bir güç tarafından kendisine karşı kullanılmasına izin
vermesidir.
Zeus: Babalarından ders
çıkarır. Tehlikeli evladı doğuracak olan Métis'i dışarıdan yutmak yerine, onu kendi
içine hapseder.
Zeus, Métis'i yuttuktan sonra bir tehdit olmaktan çıkar. Métis
artık Zeus’a neyin "mutluluk" neyin "felaket" getireceğini
içeriden fısıldar.
Aiskhylos versiyonunda Métis'in rolünü Prometheus (Öngörülü)
üstlenir. Zeus, Kronos’u devirmek için Prometheus’un hilelerine muhtaç
kalmıştır.
Zeus’un egemenliğinin tek zayıf noktası, kendisinden daha
güçlü bir oğul doğuracak olan Thetis ile evlenme arzusudur. Zeus, bu sırrı
Prometheus'tan öğrenerek kaderini değiştirir.
Uranüs'ün kesilen organlarından doğan Afrodit, Métis'in
"yumuşak" ama tehlikeli silahlarını temsil eder: Gülümseme, kandırma
(exapátas), tatlı sözler. Zeus da Métis'i yutmadan önce tam olarak bu
"Afroditvari" silahları kullanır: Onu okşayıcı sözlerle kandırıp
gafil avlar.
Titanlar
Hepsi Uranüs’ün (Gök) oğullarıdır. Ancak Titanlar (Kronos ve
müttefikleri) iktidarın sahibi olarak "bağlayan" taraftayken,
Kikloplar ve Yüz Kollular "bağlanan" taraftadır.
Zeus, statükonun (Titanların) dışladığı ve zincirlediği bu
kadim güçleri serbest bırakarak kendisine borçlu kılar. Bu, politik bir
ittifakın mitolojik temelidir.
Typhon’a karşı verilen mücadele, Zeus mutlak uyanıklık
(ágrupos), stratejik zekâ (métis) ve bağlama teknolojisi (desmos) ile
donatılmış tam teşekküllü bir hükümdardır.
Typhon, Zeus’un uykusundan faydalanmaya çalışsa da Zeus
aniden karşı saldırıya geçer. Hesiodos’ta Zeus, düşmanını "aniden
gören" (oksu noēsas) bakışıyla karakterize edilir. Bu, egemenliğin
birincil şartıdır: Görmek ve uyumamak.
Typhon’u bağlayan şey bazen bir zincir, bazen de Sicilya
adası veya Etna Yanardağı’nın kökleridir. Burada doğa (dağ), egemenin emrindeki
bir "prangaya" dönüşür.
Métis’le Birlik ve Göklerin Krallığı
Zeus'un başarısı, kurnazlığı (Metis) yutup içselleştirirken,
evrensel yasayı (Themis) dışsallaştırıp kurumlaştırmasından gelir.
Metis / Hareket halindeki, belirsiz ve tehlikeli zamanın
(kairos) bilgisidir.
Themis (İlahi Düzen) /
Statik, önceden belirlenmiş ve döngüsel zamanın bilgisidir. Mevsimlerin (Horai)
ve Kaderlerin (Moirai) annesi olarak Themis, Zeus'un kurduğu yeni düzene
meşruiyet ve süreklilik kazandırır.
Typhoeus (Typhon), düzenlenmiş evrende Kaos'un geri dönüşünü
temsil eder. Yüzlerce yılan başı, her dilde çıkan sesler ve her yöne dönen
gözler; Typhon, uzaysal ve işitsel bir düzensizliktir.
Typhon, Zeus'un ellerindeki ve ayaklarındaki sinirleri
(neura) keserek onu bir mağaraya hapseder. Sinirleri kesilmiş bir Zeus,
"felçli bir egemenlik" demektir. Bu durum, Zeus'un babası Kronos'u
mahkûm ettiği hareketsizlik durumunun (uyku ve zincir) kendisine yansımasıdır.
Hermes ve Aegipan, Zeus'un kaba gücünün tükendiği yerde
devreye giren "metis" figürleridir. Onlar, sinirleri gizlice geri
çalarak Zeus'un "kendi gücünü" (idía ischús) yeniden tesis ederler.
Kader Tanrıçaları (Moirai), Typhon'a "yenilmezlik
ilacı" (pharmakon) diyerek "geçici bir meyve" yedirirler. Bu,
ölümsüzlük vaadiyle gelen bir ölümlülük tuzağıdır.
Typhon’un oburluğu onun sonu olur. Hermes'in icat ettiği
balıkçılık hileleri, kozmik düzeyde Typhon’un mağarasından çıkarılması için
kullanılır. Egemenlik, burada bir stratejik avcılık sanatı haline gelir.
Dünyanın Kökenlerinde
Orfik Metis ve
Thetis'in Mürekkep Balığı
Orfik teogonilerde Metis, Hesiodos'taki gibi sadece
"dişi bir eş" değildir. O, Phanes (Göz Kamaştırıcı) ve Protogonos
(İlk Doğan) ile özdeşleşir.
(Androjenlik) Metis artık hem erkek hem dişidir (diphuēs).
Bu biseksüel yapı, yaratılışın henüz cinsiyetlere bölünmediği, her şeyin
"bir" olduğu ilkel bütünlüğü temsil eder.
Metis-Phanes, kozmik yumurtadan çıkarak tüm tanrıların ve
varlıkların tohumunu gün ışığına çıkarır.
Zeus'un Metis-Phanes'i yutması, evrenin gidişatını doğrusal
bir hattan çıkarıp döngüsel hale getirir.
MÖ 7. yüzyıl Spartalı Alcman'ın kozmogonisi
Alcman'da Thetis, şekilsiz
karanlığın içinde metal işleyen bir usta gibi çalışır. Biçimsiz boşlukta,
Thetis'in müdahalesiyle "Yol" (bir çıkış/imkân) ve "Sınır"
(yol gösteren işaret) belirir. Bu, karanlıktan ışığa, belirsizlikten düzene
geçişin teknik adıdır.
Derveni Papirüsü'nde Zeus'un Okyanus'u yaratması
"düşünerek/tasarlayarak" (mesato) ifade edilir. Yaratım, zihindeki
bir modelin dışsallaşmasıdır.
Evrenin düzeni, bir balık ağı veya kumaş gibi örülür. Moira
(Kader), aslında Zeus'un her şeyi önceden görmesini sağlayan Pronoia
(Öngörü/Zekâ) ile aynı şeydir.
Metis figürü, "kurnazlık" katmanından sıyrılıp
"evrensel zekâ ve tasarım" katmanına yükselir.
Proteus'un "her türlü formun kutsal maddesini"
(hulen) içinde barındırması, onu yaratılışın canlı kütüphanesi yapar.
Thetis'in ismiyle yapılan kelime oyunu, onun sadece bir
deniz perisi değil, evrenin "kuruluşu" (thesis) ve "doğası"
(phusis) ile özdeşleştirildiğini gösterir.
Alcman'ın kozmogonisi, başlangıçtaki "yolsuz ve
işaretsiz" (aporon kai atekmaron) karanlıktan çıkışı iki temel ilkeyle
açıklar:
Poros (Geçit/Çare):
Karanlığın içinden açılan bir yol, bir çıkış imkânıdır.
Tekmor (Sınır/Referans):
Yolun nereye gittiğini belirleyen, yıldızlar gibi sabit işaretlerdir.
Denizcilik Metaforu: Bu iki kavram, denizcinin uçsuz
bucaksız ve referanssız bir denizde yıldızlara bakarak (tekmairesthai) rotasını
belirlemesiyle örtüşür. Tanrıça Thetis, bu "yolları ve sınırları"
kuran zanaatkâr bir güç olarak belirir.
Pleiades yıldız kümesi, mitolojide Zeus'a ölümsüzlük iksiri
(Ambrosia) taşıyan güvercinler olarak tasvir edilir. Bu yıldızlar, gökyüzü ile
denizin birleştiği o uç noktada, Atlas'ın sütunları arasında uçarlar.
Parmenides ve Platon'da karşımıza çıkan Metis-Poros-Eros
üçlemesi, yaratılışın bir "doğum"dan ziyade zihinsel bir
"planlama" (metiomai) olduğunu gösterir.
Kader (Moira), aslında Zeus'un her şeyi önceden sabitlediği
zekâsıdır (Pronoia).
Typhon’un cesedinden doğan fırtına rüzgarları (thuellai),
düzenli rüzgarların aksine her yönden aynı anda eserek uzayın yönlerini
karıştırır ve denizi bir "kara delik" (Chasma) haline getirir.
Düzenli esen rüzgarlar (Boreas, Zephyr vb.), denizin içinde
görünmez "nehirler" veya "yollar" açar. Bu rüzgarlar Şafak
(Eos) ve Yıldızların (Astraios) kardeşleridir; yani ışıkla ve düzenle
akrabadır.
Proteus ve Nereus gibi varlıklar, denizin uçurumlarının ve
yollarının anahtarlarına sahiptir. Onların bilgisi, biçimsiz denizi geçilebilir
bir yola dönüştüren metis'tir.
Thetis, Homeros’ta hem "kara bir peçe" (kalluma
kuanion) giyen yaslı bir anne hem de denizden bir "sis" (homichle)
gibi yükselen beyaz bir tanrıçadır.
Thetis ve kız kardeşleri (Nereidler), gemileri karanlık
boğazlardan geçiren beyaz hanımlardır.
Mürekkep balığı, dokunaçları ve esnek vücuduyla bir
"canlı düğüm" gibidir. Tıpkı metis (zekâ) gibi, kıvrımlı, dolaylı ve
her şekle girebilen bir doğası vardır.
Ayakların başta, ağzın ortada olması; ileri giderken geri
çekilmesi, onun "belirsizlik" ve "karmaşa" dünyasına (Kaos)
olan yakınlığını gösterir.
Mürekkep balığının en belirgin yeteneği, tehlike anında
salgıladığı siyah mürekkeptir (tholos).
Ancak bu karanlık, mürekkep balığının kendisi için bir kaçış
yoludur (dia tholoentos poroto). Kendi yarattığı gecenin içinde, sadece
kendisinin bildiği bir yoldan (poros) kaçar.
Thetis / hem beyazı hem siyahı bilen tek varlıktır.
Karanlığın (Skatos) içinden ışıklı işaretleri (Tekmor) ve geçitleri (Poros)
çıkarabilen yegâne güçtür.
Bilginin İlahi Biçimleri: Athena, Hefaistos
Bronz Kılıç
Geleneksel görüşlerin aksine Athena bir "Ana
Tanrıça" değildir. O, doğanın ham gücüne technē (zanaat) ve sollertia (el
becerisi) ile müdahale eder.
Demeter tahılı verir, ancak Athena o tahılı en verimli
şekilde almayı sağlayan "teknik nesneyi" yani sabanı icat eder.
Athena'nın savaşçı kimliği, kaba kuvvetten (Ares) ziyade,
düşmanı felç eden bir hipnotik etki üzerine kuruludur.
Kalkanındaki Gorgon başı, düşmanı "taşlaştıran"
(felç eden) bir bakışı temsil eder. Bu, askeri bir stratejiden çok, düşmanı
iradesiz bırakan bir savaş büyüsüdür.
Athena, Zeus'un yuttuğu Metis'in rahminden, tam teçhizatlı
ve bronz zırhlar içinde doğmuştur. Zırhı, annesi Metis tarafından bizzat
dövülmüştür. Bu durum, zırhın sadece bir koruma değil, içine "zekâ"
zerk edilmiş canlı bir madde olduğunu gösterir.
Athena, kaosun karşısında düzeni sağlayan "akıllı
müdahale"dir. Bronzun parıltısı, onun zihnindeki keskin düşüncenin
maddesel dışavurumudur. O, savaş alanında da tarlada da aynı yöntemle çalışır:
Düşmanı veya maddeyi, zekânın üstünlüğüyle dize getirir.
Canlı Yayın
Poseidon, atın yaratıcısı ve kaynağıdır. At, Poseidon’un
elinde bir "alet" değil, tanrının kendi doğasının bir yansımasıdır.
Pegasus’un Gorgon’un kanından doğması, atın içindeki o
"dehşet verici" (taraxippos) ve kontrol edilemez gücü simgeler.
At; deprem, fırtına ve fışkıran kaynak suları gibi ani,
yıkıcı ve öngörülemeyen bir güçtür.
Athena, atın doğasına dışarıdan müdahale eden teknik
zekadır. O, atı yaratmaz; atı dizginler.
Athena, Bellerophon’a Pegasus’u değil, altın bir gem
(chalinos) verir. Bu gem, vahşi gücü sivil bir amaca hizmet ettiren sihirli bir
bağdır. Gem sadece bir metal parçası değildir; o bir philtron (aşk iksiri) veya
pharmakon'dur (ilaç). Atın ağzına yerleştirilen bu nesne, hayvanın
"cinnetini" dindirir.
Athena'nın zanaatının (Hefaistos’tan farklı olarak) her
zaman bir sihir barındırır. Gem, Hefaistos’un ateşinden çıkar ama Athena’nın
eliyle bir "bağlama büyüsüne" dönüşür.
Savaş arabası yarışlarında Poseidon "güç"
sağlarken, Athena "zafer" sağlar. Güç, fırsatla birleşmedikçe yarış
kazanılamaz.
Deniz Kargası
Deniz kargası hem kara hem su hem de hava kuşudur. Athena
gibi "sınırları aşan" bir yapıdadır.
Deniz kargası karanlık suların üzerinde ışığın sesini duyar.
Tıpkı fırtınada yolunu kaybeden Odysseus’a Ino Leucothea’nın (deniz kargası
formunda) yardım etmesi gibi, Athena da denizciye görünmez bir rota çizer.
Denizde başarı, sadece rüzgara (Zeus Ourios) değil, o
rüzgarın sunduğu fırsatı (Kairos) yakalayan dümenciye bağlıdır. Athena, pilotun
zihnindeki uyanıklık ve uykusuzluktur.
Sparta'daki Athena Keleuthea (Yolcu Athena) tapınakları
Odysseus'un neden üç tapınak kurduğunun cevabı, her yarışın
üç dönüşüm noktasında saklıdır.
Aphesis (Başlangıç): İlk fırlayış, avantajı kapma anı.
Kamptron (Dönüş): En tehlikeli nokta; manevra kabiliyetinin
sınandığı viraj.
Terma (Bitiş): Her şeyin altüst olabileceği, son saniyelik
fırsat.
Gemi İnşası ve Marangozluk
Athena, marangozlara "çizgi" (kanon) kullanmayı
öğretir. Bu çizgi, bir ağaç gövdesini kusursuz bir omurgaya dönüştürür.
Marangozun tahtayı düz kesmesi ile pilotun gemiyi denizde
düz tutması Yunancada aynı kelimeyle (ithunein) ifade edilir. Bu, teknik
zekânın (Metis) bir nesneye veya sürece "doğrultu" verme becerisidir.
Phaeacia gemileri dümen veya pilot gerektirmez; düşünce hızıyla
hareket ederler ve asla batmazlar. Eğer bir gemi pilot gerektirmiyorsa, orada
Metis’e (zekâya) ve dolayısıyla Athena’ya ihtiyaç yoktur. Athena
"mücadele" ve "çözüm" tanrıçasıdır. Yolun zaten açık ve
mucizevi olduğu bir yerde onun teknik ihtiyatına yer kalmaz.
Hefaistos'un Ayakları
Navigasyondan metalürjiye
Rodos'un kadim metal işçileri olan Telchinler, deniz ile
ateşin kesiştiği noktada dururlar.
Kolsuz, bacaksız, perdeli ayaklı Telchin figürü, antik
dünyada fok balığı ile özdeşleşir.
Fok, hem karaya (düzen/biçim) hem denize (kaos/akışkanlık)
aittir.
Telchinlerin ve fokların "anormal" ayak yapısı, Hefaistos’un
topallığıyla paralellik gösterir. Bu morfolojik anomali, sıradan insanların
sahip olmadığı, maddeyi dönüştürme yeteneğine (sihir/zanaat) sahip olmanın
bedelidir.
Antik Yunan'da doğayı fethetmek, onun akışkanlığını (deniz
veya erimiş metal) zihinsel bir çizgiyle (kanon) disipline etmekten geçer.
Karkinos kelimesi hem yengeç hem de demircinin maşası
anlamına gelir. Bu, zanaatkârın elinin bir uzantısıdır.
Yengecin çapraz ve eğik yürüyüşü, Hefaistos'un amphigueeis
(iki yöne birden dönük) sıfatıyla eşleşir.
Hefaistos'un ayaklarının içe dönük veya kavisli olması,
tıpkı yengeç kıskaçları gibi "kavrama" ve "şekil verme"
gücünü simgeler.
Su ve erimiş metal sürekli form değiştirir.
Hefaistos'un topallığı veya Telchinlerin perdeli elleri,
onların "doğa dışı" işler yapabilme yeteneklerinin fiziksel
damgasıdır.
Sonuç
Çember ve Bağ
Ateş, Yunan düşüncesinde canlı bir varlık gibi hareketli ve
çok biçimlidir (pantoios).
Hefaistos’un teknik ateşi sabit, yoğun ve körüklerle
denetlenen bir ateştir. Madeni eritip "kaynaklayan", nesneleri
birbirine çözülemez bağlarla bağlayan zanaatın ateşidir.
Hermes’in hızlı ateşi (Purpalames) bir kıvılcım gibi aniden
çakan, çalınan sığırları pişirip hemen izini yok eden "el çabukluğu"
ateşidir. Bu ateş, kurnazlık ve hileyle (dolos) özdeşleşir.
Hefaistos'un Ares ve Afrodit'i yakalamak için kurduğu ağ, teknik
zekanın (Techne) kaba gücü (Ares) ve erotik cazibeyi (Afrodit) nasıl alt
ettiğinin mükemmel bir örneğidir.
Homeros’un bu bağlar için kullandığı apeiron sıfatı, sadece
"sayısız" değil, aynı zamanda "başlangıcı ve sonu olmayan,
dairesel" anlamına gelir.
Hefaistos bağlarını dairesel bir biçimde (kukloi) yatağın
etrafına ve tavana yerleştirir. Bu dairesel yapı, kurbanı her yönden kuşatır ve
kaçışı imkansız kılar. Tıpkı dairesel bir labirent veya bir ağ gibi, başladığı
yere dönen bir sınır çizer.
Hefaistos topal ve yavaş olmasına rağmen,
"dairesel" ve "sınırsız" (apeiron) bağlar tasarlayarak
Olimpos'un en hızlı tanrısını (Ares) felç eder. Bu, antik dünyada aklın
(planın/tuzağın), fiziksel hızdan her zaman daha üstün olduğu inancını temsil
eder.
Metis, sadece zihinsel bir çeviklik değil, mekânı ve zamanı
kontrol eden geometrik ve teknik bir güçtür. Bu güç, bir yandan açık denizin
veya Tartarus'un "geçit vermez" karanlığında yollar açarken
(Poros/Tekmor), diğer yandan kaçışı imkansız kılan "dairesel bağlar"
(Apeiron/Desmos) kurar.
Metis sahibi varlıklar (tilki, ahtapot, kurnaz komutan),
rakiplerini doğrudan güçle değil, onları bir çemberin içine hapsederek
yenerler.
Hefaistos’un bükülmüş uzuvları ve çarpık yürüyüşü, aslında
bu dairesel ve karmaşık zekânın fiziksel bir mühürüdür. O, düz gitmez; çünkü
evrenin en güçlü bağları düz değil, daireseldir.
Hastalığın veya siyasi krizin "tersine döndüğü" o
kritik anı yakalamak, Metis'in en yüksek formudur. Themistokles, Salamis'te bu
"anlık fırsatı" yakalayarak Pers filosunu bir ağın içine çekmiştir.
Antik Yunan düşüncesinde pratik zeka (Metis), filozofların
idealize ettiği "saf akıl" (Logos) ve "kesin bilgi"
(Episteme) karşısında her zaman bir "gölge krallık" olarak kalmıştır.
Antik dünyada zeka, bir okçunun hedefi vurması gibi
"isabet ettirme" (Stochazesthai) üzerine kuruludur.
Platon, Gorgias ve Philebus gibi eserlerinde pratik zekaya
dayalı tüm sanatları (techne) kesinlikten uzak oldukları gerekçesiyle alt
sıralara iter.
Platon için sadece cetvel, pusula ve terazi ile yapılan
işler "sanat" sayılabilir.
Aristoteles, Platon'un aksine, değişken dünyada (oluş
alanında) geçerli olan bir zeka türünü (Phronesis) yeniden tanımlayarak ona
meşruiyet kazandırmaya çalışır.
Phronimos: Siyasetçinin zekasıdır. Değişmeyen ilkelerle
değil, "fırsat" (Kairos) ve "durumun gerekliliği" ile
ilgilenir.
Panourgos (Kurnaz): Aristoteles, pratik zekanın
"kurnazlık" ve "düzenbazlık" ile olan tehlikeli
yakınlığının farkındadır. İhtiyatı (Phronesis), bu karanlık kurnazlıktan
ayırarak "iyi bir sonuca yönelik düşünme" (Euboulia) olarak tanımlar.
(Antropomorfizm) Hristiyan düşüncesiyle birlikte insan ve
hayvan arasındaki uçurum derinleşmiş; hayvanların (tilki, ahtapot) sahip olduğu
"kurnazlık" insani aklın dışına itilmiştir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder