2 Ocak 2026 Cuma

Marie Delcourt - Hefaistos veya Büyücünün Efsanesi - Notlar

Marie Delcourt - Hefaistos veya Büyücünün Efsanesi - Notlar

Hefaistos ou la legende du magicien, Les Belles Lettres, Paris, 1982

 


Kitap Marie Delcourt’un Hefaistos miti üzerine yaptığı araştırma ve André Green’in bu mite yönelik psikanalitik perspektifini içerir.

 

André Green - Hefaistos'un Büyüsü İçin

Psikanalist için mit, bir rüya gibi yoğunlaşma ve yer değiştirme mekanizmalarıyla dolu bir malzemedir.

Tutarlı mitler rüya çalışmasındaki "ikincil işleme" (mantıklı bir hikâyeye büründürme) gibi görünürler.

Parçalı mitler bilinçdışının mantıksal bağlardan kopuk, saf arzusunu daha iyi ele verirler. Hefaistos miti bu yönüyle zengin bir parçalar bütünüdür.

 

Yunan mitolojisi, dürtülerin en iyi görüldüğü yerdir.

 

Hefaistos’un topallığı veya kıvrık ayakları, psikanalitik anlamda hadım edilme (kastrasyon) sembolüdür.

Sakatlığın kökeni "bakmak" ve "görmek" ile ilgili olabilir: Anne ve babanın birleşmesini izleyen çocuğun yaşadığı şok.

Hefaistos, Athena’nın doğumunda (Zeus’un kafasından çıkışı) hem tanık hem de ebedir. Doğum anında "yüzünü çevirirken arkasına bakmaya devam etmesi", yasak olanı (kadın kastrasyonu veya ebeveyn birleşmesi) görme arzusu ile ondan kaçma korkusu arasındaki felç edici gerilimi simgeler.

 

Hefaistos’un annesi Hera’yı sihirli bir tahta hapsetmesi veya karısı Afrodit’i Ares ile yataktayken görünmez ağlarla bağlaması…

İlksel sahneye tanık olan çocuk, dehşetle donup kalır. Hefaistos bu pasif hareketsizliği, annesini veya sadakatsiz karısını "bağlayarak" aktif bir güce dönüştürür.

Taht, hem birleşmiş iki bedeni simgeler hem de anneyi hareketsiz kılarak onu babadan (veya diğer aşıklarından) ayırma arzusunu ifade eder.

 

Hefaistos, fiziksel olarak zayıf ve sakat olmasına rağmen, tanrıların en büyük "yaratıcısıdır."

Hefaistos’un sahip olduğu bilgi / teknik (techne), cinsel güç eksikliğinin yerini alan bir yüceltmedir (sublimation).

 

Hefaistos babanın doğrudan fallik gücüne sahip olmayan, ancak "biçim verme" ve "doğurma" yeteneğini zanaat yoluyla kazanan bir konumdadır.

Hefaistos, kadın olmadan (veya kadını bir nesne olarak inşa ederek) yaratır.

 

Yaratıcı (büyücü/sanatçı), rüyasında bir adam yaratır ama sonunda kendisinin de başkasının rüyasındaki bir görüntü olduğunu anlar (Borges).

 

Hefaistos acı çeken, reddedilen ama bu acıyı mücevhere, silaha ve otomata dönüştüren öznedir. Onun büyüsü, "bakılamayanın" yerine "yapılanı" koymaktır.

Giriş

Hefaistos, Hera'yı tahtına zincirleyen "bağlayıcı" güce sahip olduğu gibi, Athena'nın doğumunda Zeus'un kafasını açarak (çözerek) hayat veren bir "ebe" rolündedir.

 

İndra veya Thor gibi kaba kuvvetle savaşan tanrıların aksine, Hefaistos illüzyon, görünmez ağlar ve aşılmaz kilitler aracılığıyla hükmeder. Onun silahları sessizdir, öldürmez ama felç eder.

 

Mitolojide büyücü figürleri genellikle bedensel bir eksiklikle (tek gözlülük, topallık, cücelik) tanımlanır. Hefaistos’un topallığı, onun "öteki dünyaya" (denizin dibindeki dokuz yıl veya yanardağların altı) yaptığı yolculuğun ve yasak olan teknik bilgiyi elde etmesinin fiziksel mührüdür.

 

Topallığına rağmen Hefaistos, bereket ve dölleme sembolleriyle (Erichthonius’un doğumu) iç içedir. Bu durum, fiziksel güçsüzlüğün yerini alan yaratıcı enerjinin bir dışavurumudur.

 

Ateş, sadece yakıcı bir güç değildir; balçığı (Erichthonius/Pandora) canlandıran veya metali dönüştüren yaşamsal bir enerjidir.

Hefaistos'un Olimpos'tan uzak, Lemnos veya Lipari gibi adalardaki kültü, onun toplumun kıyısında yaşayan ama toplumu inşa eden (saraylar, mücevherler, zırhlar yapan) zanaatkâr sınıfının psikolojisini yansıtır.

 

Hefaistos, arkaik dönemde korkulan ve saygı duyulan bir büyücü-demirciyken, Klasik Atina’da daha "çalışkan ve uygar" bir figüre dönüşmüştür.

 

Prometheus ateşi çalarak insana verir; Hefaistos ise o ateşle ne yapılacağını (tekniği) kurumsallaştırır. Atina’da bu iki tanrı, şehrin zenginliğini sağlayan endüstriyel üretimin koruyucuları olarak yan yana gelirler.

 

Bağlantıların Gücü

Hefaistos’un en belirgin özelliği, tanrıları ve nesneleri görünmez bağlarla birbirine bağlama yeteneğidir.

Hikâyesinin en çarpıcı bölümlerinde, Hefaistos araya girerek onları bağlar. Hera ve Afrodit'i birbirine bağladığı bağlar gizemli ve görünmezdir.

Antik çağda bağların (düğümlerin) cinsel yaşam ve büyüyle doğrudan ilişkisi vardır.

Büyü uygulamalarında (ligature) en çok cinsel organların "bağlanması" (iktidarsızlık büyüsü) görülür. Hefaistos, cinsel bir hayal kırıklığının (sakatlık ve aldatılma) ardından bu gücü en yüksek seviyede kullanır.

Hamile kadınların düşük yapmamak için taktığı kemerler gibi "faydalı düğümler" de vardır. Hefaistos, hem felç eden (Hera) hem de hayat veren (Athena'nın doğumu) bir döngünün merkezindedir.

 

Uranüs’e bazı kaynaklarda "Akmon" (Örs) denir. Gökyüzü, antik dönemde "metalik bir kubbe" (bronz veya demir) olarak hayal edilmiştir.

Yıldızların gökyüzüne "çivilenmiş" olması, evrenin bir demirci atölyesi gibi inşa edildiği fikrini doğurur. Hefaistos, bu metalik gökyüzünü işleyen ilahi güçtür.

 

Kronos (Zaman) bağlayıcıdır çünkü her şeyi yaşlılıkla kısıtlar. Uyku da "tunç prangalara ihtiyaç duymadan" bedeni zincirleyen bir bağlayıcıdır.

 

Hefaistos'un Çocukluğu

Hesiodos geleneği, Hefaistos’u yalnızca Hera’nın oğlu olarak kabul eder.

Hera, Zeus'un Athena'yı tek başına (başından) doğurmasına misilleme olarak Hefaistos'u doğurur. Ancak bu doğum "kusurlu" (sakat) bir doğumdur.

Sakat doğan Hefaistos ile dev yılan Typhon arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Her ikisi de Toprak Ana (Gaia) veya topraklaşmış bir Hera figürünün "kontrolsüz" yaratımlarıdır.

Hera, sakat oğlundan utandığı için onu gökyüzünden atar. Hefaistos, Thetis ve Eurynome tarafından kurtarılır. Dokuz yıl boyunca su altındaki bir mağarada "daidala" (büyülü/sanatlı nesneler) yapmayı öğrenir.

Annesini savunduğu için Zeus tarafından atılır. Bütün gün düşer ve gün batımında Lemnos adasına ulaşır. Burada "vahşi dilli" Sintiler tarafından kabul edilir.

Deniz tanrıçaları Thetis (dönüşüm ustası) ve Eurynome (bağlı balık tanrıça) yanında kalması, Hefaistos’un sanatının akışkan ve büyüsel yanını vurgular.

Bazı versiyonlarda Hefaistos, metal sanatını dev Cedalion'dan öğrenir. Bu, usta-çırak ilişkisinin mitolojik bir yansımasıdır.

Kendisini atan annesi Hera'ya gönderdiği "görünmez bağları olan altın taht", onun uğradığı haksızlığı teknik bir dehayla nasıl bir iktidar aracına dönüştürdüğünü gösterir.

Sakatlık, bir eksiklik değil; tanrılar dünyasında kimsenin sahip olmadığı "yaratma ve bağlama" gücünün fiziksel bedelidir.

 

Hefaistos'un Eserleri

Hefaistos, gökyüzünden atıldıktan sonra dokuz yıl boyunca Thetis ve Eurynome’nin yanında, Okyanus’un derinliklerinde kalmıştır. Burada yaptığı nesneler (tokalar, spiral bilezikler, kolyeler) sadece süs eşyası değil, takan kişiyi koruyan veya bağlayan apotropaic (kötülük kovucu) tılsımlardır.

Hefaistos'un asla saldırı silahları yapmadığı da bir gerçektir. Sadece koruyucu silahlar yapıyor.

Akhilleus’un Kozmik Kalkanı: Bu kalkan, sadece bir savunma aracı değil, üzerinde dünyayı, denizi, güneşi ve yıldızları barındıran minyatür bir evrendir.

Aegis (Zırh): Zeus için yaptığı bu korkunç kalkan, sarsıldığında düşmana dehşet salar; bu bir metal işinden çok, büyüsel bir prestij nesnesidir.

Kralların otoritesini simgeleyen asalar veya tanrıların ziyafetlerini süsleyen, asla tükenmeyen kraterler onun barışçıl ama görkemli dehasının ürünleridir.

 

Hefaistos, antik dünyanın "robotik" mühendisidir. Akıllı, konuşabilen ve efendilerine yardım eden mekanik genç kızlar, kendi başlarına tanrılar meclisine gidip dönebilen tekerlekli sehpalar yapar.

Pandora / Kilden yoğurduğu ve hayata döndürdüğü ilk kadın; güzelliği ve kurnazlığıyla bir "büyü" eseridir.

Afrodit ve Ares'i suçüstü yakaladığı ağ, örümcek ağından ince ama bir tanrının bile koparamayacağı kadar güçlüdür.

Annesinden intikam almak için gönderdiği altın taht, oturanı görünmez bağlarla hapseden bir tuzaktır.

 

Orfik gelenek onu ve Athena'yı Kiklopların (yıldırımı döven devler) öğrencisi olarak görür.

 

Zincirlenmiş ve Özgürleştirilmiş Tanrılar

Hefaistos, antik dönemde metallerin hiyerarşisine göre uzmanlaşmıştır.

Homeros şiirlerinde altın, gümüş ve bronz işleyen tanrı, ancak Aiskhylos ile birlikte "çelik" (demir) işçisi kimliği kazanmaya başlar. Ancak bu geçişte bile, zincirleri ifade etmek için kullanılan "adamant" (yenilmez/çelik) terimi, maddesel bir tanımdan ziyade büyülü bir gücü temsil eder.

 

Devlerin kaba kuvvetine karşılık Hefaistos, kurnazlık ve zanaatla (metis) üretilmiş tılsımlı nesneleri kullanır.

 

Hefaistos’un en karakteristik gücü, düşmanlarını veya intikam almak istediği kişileri çözülemez bağlarla sabitlemesidir.

Sparta'daki kültlerde Ares ve Afrodit heykellerinin ayaklarında prangalar bulunması, bu mitin sadece edebi bir kurgu değil, derin bir ritüelistik kökeni olduğunu gösterir. En yavaş tanrı (topal Hefaistos), en hızlı tanrıyı (Ares) zanaatının gücüyle yakalar.

 

Zincire Vurulmuş Prometheus oyununda Hefaistos, bir cellat rolüne zorlanır.

Tanrı, "akrabalık" duyduğu Prometheus'u kayaya sabitlemek için perçinler ve halkalar kullanır. Bu sahne, Hefaistos’un büyücü kimliğinden zanaatkâr (demirci) kimliğine geçişinin en somutlaştığı andır.

 

Hefaistos’un annesi Hera’ya hediye ettiği "Altın Taht"

Doğar doğmaz kendisini sakat olduğu için Olimpos’tan atan annesine duyduğu öfkeyle, Hefaistos ona muazzam güzellikte ancak büyülü bir taht yapar.

Hera tahta oturduğu anda görünmez bağlarla (mıknatıslı veya mekanik olduğu rivayet edilir) sabitlenir. Hiçbir tanrı, hatta Ares bile, Hefaistos’u bu bağları çözmeye ikna edemez.

Hefaistos’un güvendiği tek tanrı olan Dionysos, onu şarapla sarhoş ederek bir katırın üzerinde Olimpos’a geri getirir ve annesini serbest bırakmasını sağlar.

 

Arkaik dönem (6. yüzyıl) vazolarında Hefaistos’un tasviri ayakları tamamen ters dönmüş, cüceleşmiş veya sakat bir figür olarak betimlenir.

Başlangıçta büyücü kimliğine uygun olarak asalar veya iplerle betimlenirken, 5. yüzyıldan itibaren Atina’nın koruyucu zanaatkârı olarak çift başlı balta veya çekiç gibi demircilik aletleriyle görülmeye başlar.

 

Samos’taki Hera kültünde, tanrıçanın heykeli her yıl deniz kıyısına götürülür, temizlenir ve Lygos (hayat ağacı veya iffet ağacı) dallarıyla sıkıca bağlanırdı.

Argosluların heykeli çalma girişimi başarısız olunca, korsanlar korkuyla heykeli sahile bırakmış; Samoslular ise heykelin kaçmasını engellemek için onu dallarla bağlamışlardır.

Bu bağlar, tanrıçanın adada kalmasını sağladığı gibi, aynı zamanda onun bekaretini ve sadakatini temsil eden bir "düğün bağı" işlevi görür.

 

Hasta Büyücü

Hefaistos sadece "topal" değildir; o Kyllo-podion'dur (bükülmüş/çarpık ayaklı).

Arkaik vazo resimlerinde ayakları, sanki tendonları kopmuş gibi geriye dönük veya içe bükülmüş tasvir edilir.

 

Denize atılması ve dokuz yıl saklı kalması, ölüm ve yeniden doğuş ritüelleriyle (şamanizm) ilişkilidir.

 

Cermen ve Kelt mitolojisindeki Volund veya Odin örneklerinde olduğu gibi, üstün bir zanaat veya gizli bir bilgiye (büyüye) sahip olmak için fiziksel bir parçadan feragat etmek zorunludur.

Hefaistos sadece bir demirci değil, bir büyücüdür. Gücü, fiziksel zayıflığının bir telafisidir.

Demirci atölyelerinin kapısına asılan grotesk Hefaistos muskaları, "nazarı" ve kötü ruhları gülünçlükle (kahkaha ile) kovma gücüne sahiptir.

Kendine yardım etmesi için yaptığı altın hizmetçiler, onun cansız maddeye hayat verme yeteneğini gösterir.

 

Hefaistos, sanatta genellikle pilos adı verilen yarım küre şeklinde bir keçe başlıkla tasvir edilir. Bu başlık sadece zanaatkârların kullandığı bir aksesuar değil, Cermen mitolojisindeki Odin'in şapkası veya Hades'in görünmezlik miğferi gibi büyülü bir nesnedir. Geç dönem antik yazarlara göre pilos, gökyüzünün dönüşünü ve evrensel bütünlüğü simgeler.

 

Hefaistos’un ayaklarının geriye dönük tasvir edilmesi (özellikle arkaik dönemde), büyü dünyasındaki "tersine çevirme" (inversion) kuralıyla doğrudan ilişkilidir.

Büyüde isimler tersten okunur, danslar ters yönde yapılır. Ters ayaklı bir tanrı, doğa kanunlarını ihlal edebilen ve normların ötesine geçen "ters insan"ın zirvesidir.

 

Mucize Doğumlar

Athena'nın doğumu, erkek egemen bir inisiyasyonun ve "erkeksi anneliğin" zirvesidir.

Hefaistos, Zeus’un kafasını bir balta veya çekiç darbesiyle yararak Athena’nın zırhlı ve yetişkin bir halde çıkmasını sağlar. Burada balta, sadece bir alet değil, "varlığı dönüştüren" ve "bilgiyi serbest bırakan" kutsal bir nesnedir.

 

Hefaistos, balçık ve suyu yoğurarak Pandora’yı (ilk kadını) yaratır. Bu, sanatın cansız maddeye can verme (animasyon) yeteneğini simgeler.

Vazo resimlerinde Pandora, topraktan çıkan bir gelin (Kore) gibi tasvir edilir. Hefaistos (veya Epimetheus), ellerindeki tokmaklarla toprağa vurarak onu yüzeye davet eder. Bu, kıştan sonra baharın uyandırılması ritüelidir.

 

Hefaistos'un Athena'ya duyduğu arzu sonucu toprağa dökülen tohumundan yarı insan yarı yılan bir varlık doğar. Erichthonius'un yılan formu, toprağın gizemli ve koruyucu güçlerini temsil eder. Hefaistos burada, doğanın üretken gücünü (Gaia) harekete geçiren fallik bir deha rolündedir.

 

Hefaistos, sadece eşyalar yapan bir demirci değildir; o "bağları çözen" (Lysios) bir güçtür. Zeus’un kafasını yararak zihni, Gaia’ya vurarak toprağı, Hera’yı tahtına bağlayarak (ve sonra çözerek) kaderi kontrol eder. Onun sanatı, yaşamın gizli olduğu yerlerde çıkış kapılarını açmaktır.

 

Hefaistos İle İlgili Figürler

Hefaistos ve Prometheus

Homeros'ta canlı metal heykeller yapan tek kişi Hefaistos iken, Hesiodos ve sonrası dönemde "çömlekçi yaratıcı" rolü Prometheus’a geçer.

Aiskhylos, Prometheus’un çaldığı ateşi doğrudan Hefaistos’un "ateş çiçeği" (sanatların efendisi) olarak tanımlar.

 

Daidalos

Daidalos heykellerin "ayaklarını serbest bırakır, gözlerini açar." Ancak onun eserleri, Hefaistos’un altın hizmetkarları gibi biyolojik bir hayata değil, tanrısal varlığı temsil eden mistik bir hayata sahiptir.

Daidalos efsanesindeki uçuş (kanatlar) ve dalış (denize düşüş/intihar) temaları, büyücünün doğa yasalarını zorlamasını simgeler.

 

Daktiller

"Sağ parmaklar" metalurjiyi (demir/çelik işleme), "sol parmaklar" ise büyücülüğü (bağlama/çözme) temsil eder. Hefaistos gibi onlar da demiri "evcilleştiren" ilk ustalardır.

 

Telkhinler

Rodoslu bu varlıklar hem kuyumcu hem de tehlikeli büyücülerdir. Havayı kontrol edebilir, bitkileri zehirleyebilirler. Onların "sırlarını kıskanma" özelliği, sanatın ve tekniğin karanlık/tehlikeli yönünü yansıtır.

 

Pygmalion

"Fallik cüce" (Pygmy) kökünden gelen bu isim, Hefaistos’un "sanatın sevgi/arzusuyla maddeyi canlandırma" gücünün romantik bir varyasyonudur.

 

Hefaistos, Palaimonios ve Periphetes gibi figürlerin ortak özelliği topallık veya bacak zayıflığıdır. Bu, büyücünün ruhsal dünyadaki gücü için bedensel bir bedel ödediği inancına dayanır.

 

Testere (Talos), Labirent (Daidalos), Sopalar (Periphetes) ve Çift Balta; sadece araç değil, doğayı dönüştürme iradesinin sembolleridir.

 

 

Lemnos ve Adalarda Hefaistos

Hefaistos’un adı Yunanca değildir ve kökeni doğrudan Lemnos adasına ve oradaki Mosychlos Dağı'na bağlıdır.

Mosychlos Dağında yer altından kendiliğinden çıkan ve "Hefaistos alevi" olarak adlandırılan kutsal bir ateşe sahipti. Prometheus’un ateşi buradan çaldığına inanılırdı.

Adanın "kırmızı toprağı", Hefaistos'un gökten düştüğü yer olması hasebiyle kutsal sayılmış; zehirlenmelere ve hastalıklara karşı panzehir olarak kullanılmıştır.

 

Lemnoslu Kadınlar: Afrodit tarafından cezalandırılan (kötü kokutulan - dysosmia) kadınlar, kendilerini ihmal eden kocalarını öldürmüşlerdir.

Pelasg Katliamı: Atinalı kadınları kaçıran Pelasgların, daha sonra bu kadınları ve çocuklarını öldürmesi "Lemnos cinayetleri" tabirini doğurmuştur.

 

Ateşin Yenilenmesi Ritüeli

Adadaki tüm ateşler dokuz gün boyunca söndürülürdü. Bu süreçte ada "kirlenmiş" sayılır, hayat dururdu.

Saf ateş, bir gemiyle kutsal Delos adasından getirilirdi. Ateşin adaya varmasıyla "yeni bir yaşamın" başladığı ilan edilir, ateş zanaatkarların demirhanelerine ve evlere dağıtılırdı.

Bu ritüel, büyücülükle eşdeğer görülen metal işçiliğinin yarattığı manevi kirliliği temizlemek için yapılırdı.

 

Kabiriler, Lemnos'ta Hefaistos'un etkisiyle metalurji uzmanı ve büyücü kimliği kazanmışlardır.

Aiskhylos'un kayıp Kabiriler oyununda, bu varlıkların Argonautlar ile içki içip eğlendikleri tasvir edilir. Onlar hem toprağın bereketini hem de metalin gizemli gücünü temsil ederler.

 

Bazı ezoterik kaynaklara göre Lemnos, "Cabire"yi (güzel çocuk) doğurmuştur. Hefaistos, bu yerel mitolojide hem bu çocukların babası hem de kadim bir "Anne" (Büyük Tanrıça) figürünün eşi/yerine geçen kişi konumundadır.

Hesychius, bu tanrıların "yengeç" olarak anıldığını belirtir. Bu hem demirci kerpetenlerini hem de büyücü-iblislerin kıskaç benzeri bağlayıcı gücünü simgeler (Karkinoi / Yengeç).

 

Philoktetes: Dokuz yıl boyunca ıssız Lemnos’ta acı çeken, topal ve Herakles'in yayına (yenilmez tılsım) sahip olan bu kahraman, Hefaistos'un efsanevi bir uzantısı gibidir.

 

Antik Çağ'ın sonunda Hefaistos, artık sadece bir demirci değil, bir Kobold veya yeraltı iblisidir. Lipari Adaları'nda (Sicilya) bir parça ham demiri bırakıp sabahına bitmiş bir balta bulma efsanesi, tanrının teknolojik üretimden ziyade sihirli bir dönüşümün (transmütasyon) efendisi haline geldiğini gösterir.

 

Atina’da Hefaistos

Atina'da Hefaistos, Lemnos'taki karanlık ve izole kimliğinden sıyrılıp şehrin koruyucusu Athena ile yan yana gelir.

Athena ile ortak çocukları sayılan yılan-kahraman Erichthonius aracılığıyla şehrin köken efsanesine (autochthony) dahil olur.

Platon, her iki tanrıyı da "bilim ve sanata duydukları benzer sevgi" nedeniyle Atina'nın ruhani kurucuları olarak nitelendirir.

 

Chalkeia

Başlangıçta tüm halkın kutladığı, zamanla metal işçilerinin (bronzcuların) festivaline dönüşen bu bayramda Athena Ergane (İşçi Athena) ile Hefaistos birlikte onurlandırılır.

 

Hefaistos kültünün en belirgin ritüeli, ateşin kutsal bir kaynaktan (genellikle Akademi'deki Prometheus sunağından) şehre taşındığı yarışlardır.

Bu sadece bir spor müsabakası değil, "saf ateşin" bir sunaktan diğerine hızla ve söndürülmeden ulaştırılmasıdır.

 

Atina'da Hefaistos ve Prometheus arasındaki sınırlar zaman zaman bulanıklaşır. Prometheus, "ateşi ilk getiren" ve daha kıdemli olan figürken; Hefaistos, o ateşi "medeniyete dönüştüren" zanaatkârdır.

 

Vulcan

Roma'da Vulcanus, sadece bir demirci tanrısı değil, çok daha ilkel ve korkutucu bir güçtür.

Etrüsk aynalarında görülen Sethlans, Hefaistos'un özelliklerini taşırken (balta tutması, Athena'nın doğumuna yardım etmesi gibi), Velchans ismi dilsel olarak Vulcanus'a daha yakındır ve şimşekle ilişkilidir.

Hefaistos'un aksine Vulcanus, göksel ateşle (yıldırımla) doğrudan bağa sahiptir. Etrüsk disiplinine göre Jüpiter ve Minerva ile birlikte yıldırım atma yetkisine sahip tanrılardan biridir.

 

Roma askeri geleneklerinde mağlup edilen düşmanın silahları bir yığın haline getirilip Vulcanus onuruna yakılırdı.

 

Vulcanus'un oğlu Cacus, Herkül'ün öküzlerini kuyruklarından çekerek geriye doğru mağarasına kaçırır. Bu "tersine işlem", büyücülük ve kurnazlık içeren bir Hefaistos/Hermes özelliğidir.

 

Olimposlu

Hefaistos’un yaptığı nesneler (zincirler, hareketli heykeller) büyüyle donatılmıştır. O, maddeleri birbirine bağlayan veya sihirli bir şekilde çözen bir "magos" (büyücü) gibidir.

 

Bazı geç dönem efsanelerinde Vulcanus/Hefaistos'un yaşlıları "yeniden şekillendirerek" gençleştirdiği anlatılır. Bu, metalin eritilip yeniden form verilmesi işleminin insan bedeni üzerindeki mistik bir izdüşümüdür.

 

Yunan panteonunda ateş iki ana figür arasında paylaşılır:

Hestia (Evcil Ateş): Ocağın merkezindeki, sabit ve kutsal ateş.

Hefaistos (Uygarlık Kuran Ateş): Mağaralardan çıkan insanı uygarlaştıran, zanaat ve teknik ateş.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder