17 Ekim 2019 Perşembe

Dostoyevski - Ecinniler


Dostoyevski - Ecinniler
 
Birinci Cilt
Birinci Bölüm
Orada, dağda büyük bir domuz sürüsü otluyordu, onların içine girmelerine izin vermesini İsa’dan dilemeleri üzerine izin verdi ve cinler ol kişiden çıkıp domuzlara girmekle sürü uçurumdan aşağı göle atlayıp boğuldu…

…bir zat hakkında bilgi vermeyi gerekli buluyorum. Pek sayın zat dediğim, Stepan Trofimoviç Verhovenski…

“Polisin takibine uğramış, sürgün edilmiş” olmanın zevkine doyamazdı.

Stepan Trofimoviç‘in öyle herkesin sandığı gibi şehrimize “Sürgün” olarak gelmek şöyle dursun, ömründe “Polisin takibine” bile uğramamış olduğunu hayretler içinde — ama doğruluğuna inanmak zorunda da kalarak — öğrendim.

1840 yılının sonuna doğru Avrupa’dan döndüğü zaman, kendisine üniversitede bir kürsü verdiler, o da doçent olarak parladı. Parladı ama ya iki ders okutabildi…

…kürsüsü elinden alındıktan sonra, üniversitenin nasıl bir adam kaybetmiş olduğunu herkese göstermek amacıyla (…) “âlimane” bir tetkik yazısı yayınlamaya başladı.

…memlekette yayımlamak istemediği şiirini, bir müddet sonra Avrupa’da basılmış ihtilâlci bir dergide, hem de kendisine haber verilmeden yayımlanmış olduğunu gördü.

…tümgeneral Stavrogin’in zevcesi Varvara Petrovna oldu: pek varlıklı olan bir kadın, bir dost, değerli bir terbiyeci sıfatıyla Stepan Trofimoviç‘ten biricik oğlunun tahsil ve terbiyesini üzerine almasını rica etmişti.

Stepan Trofimoviç‘in bu teklifi kabul edişine başka düşünceler de amil oldu. Bir defa, ilk karısından küçük bir çiftlik kalmıştı.

Aslında kumara bayılıyordu.

Bazı tuhaf dostluklar vardır. İki dost, ellerinden gelse birbirini yiyecektir, ama yine de ömürleri boyunca içtikleri su ayrı gitmez.

Stepan Trofimoviç‘te kâğıt karalamak illeti vardı.

Varvara Petrovna ona kendi çocuğu, hatta kendi icadıymış gibi bakıyordu; o artık etinden kemiğinden bir parça gibiydi.

Tam yirmi iki yıl, onu her tozdan korumuş, dadılığını yapmıştı.
Çünkü onu kendisi icat etmişti, kendi icadı olan bu şeye en başta gene kendisi inanıyordu.

Bu yaptığınızı asla unutmayacağım!
Hayatında yalnız iki defa ona: “bu yaptığınızı asla unutmayacağım” demişti. Baronla geçen olay ikinciydi, ama birinci olay da daha az karakteristik değildi…

1855 Mayısında, Dul kalan Varvara Petrovna matem elbisesi içindeydi.

Ansızın Stepan Trofimoviç‘in aklına garip bir düşünce geldi: “Sakın bu teselli arayan kadının bende gözü olmasın?”

Bu yaptığınızı asla affetmeyeceğim.
…önceleri yabancı ülkelerdeki yayımlarda adı geçti, kendisi için sürgün bir çilekeş deniyordu, hemen bunun arkasından Petersburg’ta anılmaya başladı…

Varvara Petrovna kendisini “yeni fikirlere” kaptırdı, kabul günleri tertipledi. Edebiyatçıları çağırdı.
Birbirlerine sövüp saymayı ise bir şeref biliyorlardı. Yazdıklarının manasını anlamak pek güçtü; ama gelenlerin arasında tenkitçiler, roman, piyes, hiciv yazan, şunun bunun foyasını açığa vuran yazarlar vardı.

Stepan Trofimoviç, Varvara Petrovna’nın o günden beri kendisini kıskandığını söylüyordu.

Petersburg’tan döner dönmez, Varvara Petrovna. Stepan Trofimoviç‘i “dinlesin” diye Avrupa’ya gönderdi.

Ama daha ilk mektuplarından gene yeise kapılmış olduğu anlaşıyordu.

Adi bir beslemeyim ben, başka hiçbir şey değil!
Ondan sonra dokuz yıl kadar süren bir dinlenme devresi başladı.

Petersburg’ta aldığı dersten sonra, artık temelli buraya yerleşmişti. Kışın şehirdeki evinde oturuyor, yazın sayfiyeye çıkıyordu.

Haftada iki defa evinde toplanıyorduk…
Liputin adında yerli bir memur
Varvara Petrovna ondan hiç hoşlanmazdı.
Varvara Petrovna, son yıl aramıza katılan Şatov’u da sevmezdi. Şatov, bir nümayiş yüzünden üniversiteden kovulmuş eski bir talebeydi.

Bu toplantılara gelenler arasında bir de, Virginski adında otuz yaşlarında kadar, “aile babası” genç bir adam vardı…

Bir zamanlar şehirde, topluluğumuzun serbest fikirler, sefahat, dinsizlik ocağı olduğu söylentileri dolaştı…

İkinci Bölüm
Varvara Petrovna’nın / bir tane oğlu Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin

Çocuk, annesinin kendisine düşkün olduğunu biliyordu. O da annesini o kadar sever miydi? Belli değil.

Tahsilini tamamladıktan sonra, annesinin isteği üzerine orduya girdi.

Yirmi beş yaşlarında, pek yakışıklı bir gençti.
Konuşkan değildi, özentisiz bir zarifliği vardı, şaşılacak kadar alçakgönüllüydü.

Şehrimizin şık gençleri, moda düşkünleri haset ettiler, çünkü yanında sönük kalıyorlardı.

Baba tarafından vali ile akrabalığı vardı
…sevimli, uysal tabiatlı eski valimiz İvan Osipoviç, biraz kadına benziyordu, ama iyi bir ailedendi, sosyete ile bağları vardı, hiçbir iş yapmadan bunca yıl bizde valilik etmesindeki hikmeti de bunda aramak gerekir.

Kulübümüzün hatırı sayılır gediklilerinden ve yaşlı başlı bir zat olan eski memurlardan Pyotr Pavloviç Gaganov, ikide bir her sözün başı öfkeli öfkeli “Hayır, ben burnumdan yakalatıp kendimi sürükletemem,” demeyi âdet edinmişti.
Nikolay Stavrogin ihtiyara yaklaşıp onu burnundan yakaladı ve kuvvetle çekerek, peşi sıra dört beş adım yürümek zorunda bıraktı.

“Bunu yapmak nereden aklıma esti, gerçekten bilmiyorum…”

Herkes  / Stavrogin’i kulüpten içeri sokmamaya arkasından bütün kulüp üyeleri adına valiye şikâyete oybirliğiyle karar verildi.

Liputin, karısının doğum yıldönümü münasebetiyle verdiği akşam toplantısına Stavrogin’in de şeref vermesini rica etmek için evlerine gelmişti.

Gençler yemek vakti gelinceye kadar piyano çalıp dans ediyorlardı. Nikolay Vsevolodoviç, ufak tefek güzel bir kadın olan ev sahibesini dansa kaldırdı. Kadıncağız onun önünde dehşetli ürkeklik duyuyordu.
Stavrogin, birdenbire genç kadını belinden kavradı, herkesin gözü önünde üst üste üç defa dudaklarından uzun uzun öptü. Neye uğradığını şaşıran kadıncağız düştü bayıldı.

İvan Osipoviç, şehre adım atar atmaz, kulüp tarafından edilen şikâyeti öğrendi. Şüphesiz bir şeyler yapmak lazımdı,

İhtiyarcık, Nikolay’ın kendisine pek meraklı bir şey söyleyeceğini sanırken birdenbire kulağının üst kısmını dişleriyle yakaladığını ve kuvvetlice ısırdığını hissetti.

Aleksey’le albay henüz olan bitenin farkına varmamışlardı.
Yarım saat sonra Nikolay’ı tevkif edip karakola götürdüler

Şehrimizin üç doktoru, hastanın aşağı yukarı üç günden beri şiddetli bir sayıklama içinde bulunduğuna ve bu zaman zarfında yaptığı hareketlerin bir kasıtla, hatta kurnazlıkla yapılıyormuş gibi görünmesine rağmen irade ve muhakemenin tamamen dışında olduğuna karar verdiler.

Nikolay, iki aydan fazla yatakta kaldı.

İlkbaharda tamamen iyileştikten sonra oğluna İtalya’ya bir seyahat yapmasını teklif etti. Nikolay bunu bir şey söylemeden kabul etti.

Nikolay, Liputin’lere de uğradı.
…masanın üstünde meydanda Fourier’nin “Considerant”ına ait bir cilt gözüne ilişen Nikolay seslendi:
…Fransızcadan çevrilme değil mi?
Liputin:
— Hayır, Fransızcadan çevrilme değil, diye sinirli bir sesle cevap verdi. İnsanlığın müşterek dilinden çevrilme olacak, yalnız Fransızcadan değil, sosyal insanlık cumhuriyetinin, kardeş milletler ahenginin dilinden! Sadece Fransızcadan değil!

Prensimiz üç yıldan fazla bir zaman seyahatte kaldı.

Bilirsiniz bizde… Bir kelimeyle, küçük, değersiz bir adamı alın. Onu rastgele bir şimendifer istasyonuna bilet memuru yapın, efendim? Sonra ondan bilet almaya gidin. Bu değersiz adam, size ne kudrette bir adam olduğunu göstermek için Jüpiter kendisini koruyormuş gibi bir tavır takınır. Biletinizi keserken her haliyle: “Görüyorsun ya, bıçağımın altındasın!” der. İşte amirlik sarhoşluğu dediğim bu…

Karmazimov
Adam, bir ay kadar kalıp dönecek.

Stepan Trofimoviç / birçok kötü huylar edinmişti. Pek çabuk kendini koyuverdiği görülüyordu. Pasaklılaştığı da bir gerçekti. Çok içiyor, olur olmaz şeyden gözleri yaşarıyordu. Sinirleri gevşemişti, zarif şeylere karşı da pek düşkün olmaya başlamıştı.

Rusya’da dâhi ve terakkici geçinenlerin hepsi, dün de, bugün de, yarın da… …kumarcılar, bilmem ayyaşlar,
Bense henüz ne öyle bir kumarcıyım, ne de öyle bir ayyaş…

(Varvara Petrovna Daşa’ya Stepan Trofimoviç’i önerdi uzun uzun…)

— Siz nasıl isterseniz öyle olsun, Varvara Petrovna!
— Demek, razı oluyorsun, öyle mi?

Stepan Trofimoviç / kendisi istese de istemese de, konuşsa da konuşmasa da Varvara Petrovna’nın bütün dediklerinin olacağı ve kendisinin bu andan itibaren kesin olarak evli bir adam bulunduğuydu.
Nihayet mırıldandı:
— Ama azız dostum… Üçüncü defa, bu yaşta. Hem de böyle bir çocukla… Bir çocuk, ya! dedi.
— Yirmi yaşına basmış bir çocuk, Allaha şükür!

Ben aklıma getirmezdim, beni… Bir başka… Kadına vereceğinizi…

Petruşa hakkında kulaktan kulağa garip söylentiler yayılmıştı. Yüksek tahsilini altı ay önce bitirmiş, üniversiteden çıktıktan sonra da Petersburg’ta işsiz güçsüz dolaşmıştı. Günün birinde, halkı fitneye veren gizli bir beyannamenin yazılış ve hazırlanışında elbirliği ettiği haberi geldi. Onun arkasından birdenbire Rusya’dan çıkıp İsviçre’ye, Cenevre’ye gittiği duyuldu: anlaşılan kaçmıştı.

Dikkat ettim, bütün bu koyu sosyalistler, bütün bu komünistler, aynı zamanda çok cimri kimseler, son derece merhametsiz, son derece bencil mal sahipleri. Öyle ki, bir adam ne derece ileri fikirli bir sosyalistse o kadar da malına düşkün oluyor. Bu neden böyle, evet neden böyle? Yoksa bu da mı fazla duygululuktan ileri geliyor?

Stepan Trofimoviç şaşırdı kaldı. Bunun pek doğru olmayacağı; nişanlısıyla önceden konuşup anlaşmalarının daha iyi olacağı hakkında ağzında bir şeyler gevelemek istediyse de Varvara Petrovna hışımla onun lâfını ağzına tıkadı:
— Buna ne lüzum var? dedi.

Üçüncü Bölüm
Bir hafta geçtiği halde hâlâ nişanlı olup olmadığını bilmiyordu…

Liputin’in dediğine göre “ünlü yazar” Karmazinov’a rast geldim.
Satırların arasında şunları okumak mümkündü: “Benimle ilgileniniz, bakınız o dakikalarda ben nasıldım. Denizden, fırtınadan, kayalardan parça parça olan gemiden size ne? Kudretli kalemimle onları yetecek kadar size anlattım ya!”

Ufak tefek, yaşı elli beşten yukarı olmamakla beraber ihtiyar görünen, yapmacıklı bir adamdı…

Karmazinov’un kendisini ziyarete gelmeyeceğinden korkan Varvara Petrovna…

…bay Kiriliov, yüksek mühendis ve mimar. En önemlisi, oğlunuzu tanıyor; pek sayın Pyotr Stepanoviç‘i.

— Ben… Petruşa’yı görmeyeli o kadar çok zaman oldu ki, şimdi… Babasıyım demeye çekiniyorum…
…insanlar niçin kendilerini öldürmeye cesaret edemiyorlar?
— İnsanları intihardan alıkoyan sebep nedir, size göre?
— Can acısı.
…iki çeşidi vardır: bir kısım, büyük keder yahut ümitsizlik yüzünden yahut deli olur yahut yok yere… İntihar eder. Bunlar hemen bu işi yaparlar. O anda duyacakları acıyı düşünmez, birdenbire kendilerini öldürürler. Bir de, aklı başında olarak, intihar edenler vardır. Bunlar, pek çok düşünürler bunu.
— Nasıl aklı başında, bile bile intihar eden de mi var?
— Çok. Hele boş inançlar olmasa, daha da artardı, büyük bir çoğunluk, herkes.

Taşta can acısı yok, taştan gelen korkuda acı var. Tanrı, ölüm korkusunun verdiği acıdır.

Üstün bağımsızlığı isteyen her kişi kendini öldürebilir. Kendini öldürmeye gücü yeten, aldanışın, hatanın sırrını öğrenir.

Dördüncü Bölüm
Şatov aksilik çıkarmadı, kendisine yazdığım gibi hareket ederek öğleyin Lizaveta Nikolayevna’yı ziyarete gitti. Hemen hemen aynı anda evden içeri girdik.

Lizaveta Nikolayevna’nın Şatov’la konuştuklarının yalnız edebiyatla ilgili olduğunu… görünce şaşakaldım. Bense bilmem neden onun Şatov’u büsbütün başka bir şey için çağırdığını sanmıştım.

Liza’nın edebî tasavvuru (gazeteleri bir kitap halinde tasnif edip ciltlemek…)

— Hemen onu görmek isterim, dedi.
— Kimi görmek istiyorsunuz Yelizaveta Nikoloyevna? diye sordum.
— Lebyadkin’in kız kardeşini, topal kızı…

Bir gün, yolculuk esnasında, bir adam elini cebime sokup saç fırçamı aldı, başladı saçını fırçalamaya, Kirillov’la ben birbirimize bakakaldık, kendi kendimize doğru bir şey yaptı dedik, üstelik bu hareketten pek de hoşlanır göründük…

…dünyada çektiğimiz her acı, döktüğümüz her gözyaşı, bizim için bir sevinçtir. Bastığın toprağı yarım arşın derinliğine gözyaşlarınla ıslattığın gün her şeyden neşe duyarsın, acın kalmaz, dünya ahret ferahlarsın. Bu vahiydir…

Bu (ertesi günü) yani Stepan Trofimoviç‘in alın yazısının ister istemez belli olacağı pazar günü hikâyemin en unutulmaz günlerinden biriydi.

Beşinci Bölüm
Bence, Rusya bir tabiat garibesinden başka bir şey değildir!

— Hanımefendi, henüz deli değilim. Olacağım şüphesiz, ama henüz değilim hanımefendi…

Stepan Trofimoviç:
— Petruşa! Diye bağırdı, ellerini sallayarak ona doğru koştu: Piyer, Evlâdım. Seni tanıyamadım! Boynuna atıldı; gözlerinden iplik gibi yaş iniyordu.

Pyotr Stepanoviç (Stepan Trofimoviç’i işaret ederek): sahiden evleniyor mu, Varvara Petrovna?

Varvara Petrovna birdenbire Stepan Trofimoviç‘e döndü: — Şaşırdınız, kelime bulmaya uğraşıyorsunuz, yeter! Stepan Trofimoviç sizden büyük hizmet bekliyorum, dedi, gözlerinden ateş püskürüyordu: Lütfen bizi yalnız bırakın, bir daha da evimden içeri adım atmayın.

Gerçek, şüphe götürmeyen bir zaman için de olsa inanılmayacak kadar hoppa bir adamı bile bazen ağırbaşlı, sabırlı eder. Dahası var: İçten bir acıyla vurulduğu zaman, en kusursuz budalalar bazen akıllı oluverirler…

Birdenbire Şatov uzun, ağır kolunu kaldırdı, bütün gücüyle onun suratının ortasına indirdi. Nikolay Vsevolodoviç, vuruşun şiddetinden sendeledi, düşecek gibi oldu.

Hiçbir şey söylemedi, gözlerini Şatov’a dikti, yüzü kireç gibi beyazlaştı, ama şaşılacak şey, bakışlar söndü.
Gözlerini ilk indiren Şatov oldu; şüphesiz, daha fazla bakmaya gücü yetmediği için indirdi. Sonra ağır ağır yüz geri döndü, salondan çıktı.

İkinci Cilt
Birinci Bölüm
Düşmana karşı duyulan korku öfkeyi de yok eden bir duygudur

Umumiyetle Stavrogin’e karşı bütün şiddetiyle o eski kin uyanmıştı.

Büyük yazar bu ihtilâlci gençliğin önünde, hastalığa tutulmuş gibi, tir tir titriyordu; cahil kafası, Rusya’nın geleceğini bu gençliğin ellerinde görmekteydi, Bu gençlere yerlekçe dalkavukluk ediyordu; bunu da sırf onların kendisine aldırış bile etmedikleri için yapıyordu.

Turgenyev’i anlamıyorum. Onun Bazarov’u pek hayali bir tip. Gerçekle hiç ilgisi yok. Bir şeye benzemediği için ona, ilkin kendileri boş verdiler. Bu Bazarov, Nozdrev [Gogol’ün “Ölü Canlar”ındaki şahıs.] ile Byron’un rastgele bir karması. Evet, c’est le mot [Elifi elifine] Nozdrev ve Byron. Dikkat edin bakın güneş altında enikler gibi keyiflerinden bağırıp takla atarlar… Onlar mesut, onlar muzaffer! Byron’un ne işi var burada!… Sonra o ne yayvanlık! Ne öfkeli onur, ne kendini beğenmişlik!...

…çıplak gerçekte daima gerçeğe benzemeyen bir taraf vardır, biliyor musunuz? Onu gerçeğe benzer bir hale sokmak için ille biraz yalan katmak gerekir. İnsanların her zaman yaptığı da budur.

Ah! İnsanoğullarının iyiliği için Rusları, zararlı mikroplar gibi, yok etmek lâzımdı.

Pyotr Stepanoviç:
Ben önce bir budala kılığına girmek istemiştim, düşündüm ki budala görünmek, olduğun gibi görünmekten daha kolaydır. Ama sonra baktım, bu kılıkta herkesin merakını çeken bir büyülü taraf, bir fevkalâdelik var, yine olduğum gibi kalmaya karar verdim.

Şatov, Rusya’da bir devrim yapılmak isteniyorsa işe zındıklıkla başlamalı, diyordu.

(Düello hazırlıkları)

Halk Tanrının gövdesidir. Bir millet, kendisine özgü bir Tanrısı olduğu ve öteki Tanrılarla uzlaşmaya yanaşmadan, reddettiği nispette, kendi Tanrısı ile dünyanın bütün öteki Tanrılarını yeneceğine, onları dünyadan kovacağına, onlara baş eğdireceğine inandığı nispette millet olmaya lâyıktır.
Yunanlılar, tabiatı tanrılaştırdılar ve dinlerini dünyaya miras bıraktılar; dinlerini, yani felsefelerini ve sanatlarını. Roma, devlet şekli altında halkı tanrılaştırdı, dünyaya miras bıraktığı da işte bu devlettir. Fransa’nın uzun tarihi, Roma Katolikliğinin ihyasından ve gelişmesinden başka bir şey değildir.
Gerçekten büyük olan bir millet, insanoğulları arasında ikinci derece bir rol oynamaya razı olamaz; hatta önemli bir rol oynamaya razı olmaz, onun başrolü oynaması gerektir. Bu inancı kaybeden, artık millet değildir.
Tek halk “Tanrıyı kendinde taşıyan, tek halk Rus halkıdır…

İkinci Bölüm
…sen kürek mahkûmu Fedka mısın?
— Vaftiz adım Feodor Feodoroviç’tir

Aklıselimin karşısında bile karşı durabilmek için insanın büyük bir adam olması gerekir

…bir Amerikalının hayatını okumuştum. O, muazzam servetini, fabrikalarla müspet bilimlere, iskeletini talebelere ve oradaki akademiye, derisini de, gece gündüz Amerikan milli marşını çalsınlar diye trampet yapmak üzere bırakmış. Ne yazık ki Birleşik Amerika’daki fikir seyrine kıyasla biz birer cüceyiz. Rusya, aklın değil, tabiatın bir cilvesidir.

Nikolay Vsevolodoviç‘in aklı başına gelir gibi oldu:
— Bana niçin prens diyorsunuz ve… beni kim sanıyorsunuz? diye çabuk çabuk sordu.
(Marya Timofeyevna ) — Ne? Siz prens değil misiniz?
— Hiçbir zaman prens olmadım.

Üçüncü Bölüm
Ertesi günü öğleyin saat ikide, kararlaştırılan, düello yapıldı.
Artemiy Pavloviç Gaganov: Nikolay Vsevolodoviç‘in onu düelloya çağırması gerekiyordu.

…ilk atışta bir sonuç elde edilemezse ikinci defa karşılaşılacak, bu defa bir netice alınamazsa üçüncü defa karşılaşılacaktı.

Nikolay Vsevolodoviç, büyük bir acelecilikle:
— Ben yine de istendiği şekilde özür dilemeye hazırım, dedi.
Gaganov, Mavrikiy Nikolayeviç‘e:
— Böyle bir şeye imkân var mı? diye öfke ile bağırarak ayağını yere vurdu…

Gaganov hemen tabancasını kaldırdı ve beşinci veya altıncı adımda ateş etti. Bir saniye kadar duraladı ve ıska geçti…

Gaganov, onu dinlemeyerek:
— Niçin benim hayatımı bağışlıyor, diye ter ter tepişiyordu. Ben onun bağışlamasına tiksinti ile bakanın… Ben tükürürüm… Ben…

Gene karşılaştılar, gene Gaganov ıska geçti, Stavrogin havaya ateş etti.

Tabanca gümledi ve bu defa Nikolay Vsevolodoviç’in beyaz beresi başından uçtu. Atış oldukça isabetliydi, berenin üst kısmı çok aşağıdan delinmişti, bir parmak aşağı isabet etseydi, her şey bitmiş olacaktı.

Stavrogin titredi, Gaganov’a baktı, başını çevirdi ve artık nezaket göstermeye dahi lüzum görmeden, yana, fundalığa ateş etti. Düello sona ermişti.

— Delileri mahvetmem, ne onu, ne de başkasını, ama akıllı olanını galiba mahvederim; öyle alçağım ki!

Dördüncü Bölüm
Talebe tarafından, yani okumuş ve artık köle sayılmayan birisi tarafından en ağır bir şekilde hakarete uğruyor da bu hakareti küçümsüyor, çünkü tahkir eden adam onun eski kölesi sayılıyor. Toplum gürültü ediyor, dedikodu yapıyor; basit düşünceli toplum, suratına tokat yiyen adama tiksinti ile bakıyor; o ise, gerçeği anlamaktan uzak olan, fakat böyle şeyler üzerinde fikir yürüten toplumun düşüncelerini hiçe sayıyor.

Pyotr Stepanoviç, Stepan Trofimoviç’e söylüyor) …siz, ahlâkça öyle düşkünsünüz ki! Sadakada daima bir ahlâk düşkünlüğü vardır işte sen açık bir örneksin!

Pyotr Stepanoviç, babasına karşı gerçekten de bazı kasıtlar besliyordu. Fikrimce, ihtiyarı ümitsiz bir hale getirip bilinen cinsten bir rezalet çıkarmak zorunda bırakmaya gayret ediyordu.

Beşinci Bölüm
O sırada bu şehirde kafaların durumu tuhaftı. Ayrıca kadınlar toplumunda bir çeşit havailik göze çarpıyordu, hem bu da yavaş yavaş olmamıştı. Sanki bir rüzgâr türlü türlü anlayışları alıp getirmişti. Zekâların biraz intizamsız olması moda idi.

Meryem Ana kilisesi…

Varvara Petrovna kaşlarını çattı. Öyle ise başka bir diyeceğim yok. Durumu anlattım: bundan böyle ayrılıyoruz. Siz kendi âleminize, ben kendi âlemime…
— Hepsi bu kadar mı? Yirmi yıllık dostluktan kala kala bu mu kaldı? Bu son vedanız mı?

Peki, meselâ sadaka vermek hususunda bana neler söylemiştiniz? Sadaka vermek zevki, ahlâk dışı bir zevktir, zenginliğinden, kudretinden, dilenci ile kendisi arasında yaptığı mukayeseden memnun olan zengin kişinin zevki. Sadaka, hem vereni, hem alanı bozan bir şeydir; üstelikte maksadına ermez, çünkü sefaleti artırmaktan başka bir şeye yaramaz, çalışmak istemeyen bir takım tembeller, tıpkı kazanmak ümidiyle kumar masasına oturan kumarbazlar gibi, sadaka verenlerin etrafında sıralanırlar. Bununla beraber, kendilerine fırlatılan metelikler, dertlerinin yüzde birini bile iyi etmez.

Altıncı Bölüm
(Karmazinov)
…bizim Rusya’da yıkılacak bir şeyimiz yok, bunları söz gelişi söylüyorum; burada taşlar devrilmez, aksine her şey çamurlaşır gider. Kutsal Rusya, dünyanın bütün öteki ülkelerinden daha zayıftır.
Rusya’nın bu haliyle, artık geleceği yoktur. Ben, Alman oldum, bundan da şeref duyuyorum.
Bir Rus için şeref, lüzumsuz bir yükten başka bir şey değildir, şeref onun için her zaman, bütün tarih boyunca bir yük olmuştur.

Üçüncü Cilt
Yedinci Bölüm
Evlilik hayatlarının daha başlangıcında Virginski’ler, doğum günü münasebetiyle misafir çağırmanın manasız bir şey olduğunda karı koca kesin olarak anlaşmışlardı, çünkü “ortada sevinecek bir şey yoktu.”

(Kadın sorunu üzerine) Onların bütün o kadın davasını onlar için erkekler icat etmiştir, yani kendi başlarına ceza olsun diye, çok şükür ki ben evli değilim! Hiçbir değişiklik bilmezler, en basit bir örnek çizmesini beceremezler!

(Verhovenski) — İçinizden birisi, siyasî bir cinayet tasarlandığını bilmiş olsaydı bütün sunucu bildiği halde bunu ihbar eder miydi, yoksa olayların gelişmesini bekleyerek evinde mi otururdu?
— Affedersiniz, ama böyle bir soruya cevap vermek insanın gücüne gider.

Sekizinci Bölüm
— Ah, siz de biraz aptal olun Stavrogin, kendiniz de biraz aptal olun! Biliyor musunuz, bunu istemek için siz de pek öyle akıllı değilsiniz ki. Hem neden onlar aptal oluyorlar? Onlar pek öyle aptal değiller; bu zamanda herkesin aklı kendi aklı değil. Bugün öyle özel zekâlar yok.

…toplumun her üyesi birbirini gözetliyor ve ihbar etmek zorundadır. Hepsi birisine, birisi de hepsine ait. Hepsi köle ve kölelikte eşit oluyorlar. Daha da olmazsa iftira ve ölüm, ama esas mesele eşitlik. İlk iş olarak tahsilin, bilimin, istidatların seviyesi düşürülecek. Bilimlerle istidatlar, yüksek kabiliyetlere vergidir, öyleyse yüksek kabiliyetler daima hâkimiyeti ellerine almışlar ve zalim olmuşlardır. Yüksek kabiliyetlerin zalim olmamasına imkân yoktur ve daima getirdikleri faydadan ziyade halkı ahlâksızlığa sürüklemişlerdir; onları kovuyor yahut idam ediyorlar.

Dokuzuncu Bölüm
Stepan Trofimoviç’i haczettiler

Onuncu Bölüm
Şehirde isyan var.
Flibustiyerler mi?

— Sopa getirin! diye bağırdı.
Ortalığı ölü bir sessizlik kapladı.

Stepan Trofimoviç:
— Bugün evimde, ekselansınızın adına hareket eden bir memur tarafından aramaya tabi tutuldum…

Üçüncü Kısım
Birinci Bölüm
O sırada şehrimizde bir takım ahlâksız, şüpheli insanların türediğini daha önce de söylemiştim.
…fazladan bir ruble kazanmak hırsı ile hemen kılıçlarını atıp demiryollarında bir kâtipliğe geçmeye hazır binbaşılar, albaylar, avukatlığa geçen generaller, medeni komisyoncular, medeni olmaya çalışan tüccarlar, sayısız papaz okulu talebeleri, kadın davasını temsil eden kadınlar, bütün bunlar birdenbire üste çıktı, hem de kimlerin üstüne?

En temkinli ailelerde, tıpkı ötekiler gibi, dans etmek isteyen kızlar yetişir.

Müsamere
Karmazinov’un okuyacağı “Merci” adlı esere büyük bir önem veriliyordu.

Eserini okurken büfenin kapalı bulundurulmasını isteyenin Karmazinov olduğunu kesin olarak biliyorum. Komite üyelerinin, bunun adetlerimize hiç de uygun düşmediğini söylemelerine rağmen Karmazinov, Nuh demiş peygamber dememişti.
Şehirdekiler daha henüz komite tarafından verilecek hayali ziyafete son saate kadar inandıkları bir sırada durum anlattığım gibiydi. Hatta hanım kızlar bile karamel, reçel bilmem daha neler hayal ediyorlardı.

En değersiz bir kâtip, karısı hariç, yedi kızının hepsini, üstelik yeğenini de getirmişti, her birinin elinde de üçer rublelik giriş bileti vardı. Şehrin nasıl altının üstüne geldiğini artık siz gözünüzün önüne getirin!

Tam öğleyin orkestra gürledi.
Olay giriş kapısında meydana gelen yığılışma ile başladı. Polislerden başlayarak herkesin daha ilk adımda bunu gözden kaçırması neden olmuştu?

…benim gibi teşrifatçı olan Lyamşin ile Liputin ve belki de daha başkaları tarafından, ayak takımından en aşağılık birçok kimseleri biletsiz olarak alındıklarına şahit oldum.

…yüksek yakalı, ağaçtan oyulmuş bir kuklayı hatırlatan prensçik kendini gösterdi.

Nihayet yerleştiler; mızıka da sustu. Sümkürüyor, etraflarına bakınıyorlardı.

…sahnede birdenbire yüzbaşı Lebyadkin’in beyaz fraklı, beyaz kravatlı kocaman vücudu peyda oldu.

Ne olursa olsun okumaya cesaret edemiyor gibiydi, hatta heyecanlandığını bile sandım. Bütün saygısızlıklarına rağmen bu adamlar bazen yine de sürçerler. Ama papaz okulu talebesi olsaydı sürçmezdi, Liputin ise ne de olsa eski toplumdandı.

Karmazinov’u dinlemeye koştum.
Bir vaaz başladı!
En cilveli, faydasız boşboğazlıkla dolu hemen hemen iki forma yazıyı gözünüzün önüne getirin; bu yetmiyormuş gibi üstelik bu bay eğilerek sanki bunu lütfen yapıyormuş gibi yüksekten okuyordu,
— Yarabbi, ne saçma şey!

— Size, baylar, galiba oldukça bıkkınlık verdim? dedi.
Yüzünde şu ifade vardı: “Ama ben öyle düşündüğünüz gibi değilim, ben sizden yanayım, yeter ki beni övün elden geldiği kadar övün, ben bunu çok severim…”

Stepan Trofimoviç:
…İngiliz olmazsa insanlık yine de yaşayabilir. Almansız da yaşayabilir, Rusya olmazsa pek âlâ yaşayabilir, bilimsiz, ekmeksiz yaşayabilir, ama güzellik olmazsa yaşayamaz, çünkü dünyada yapacak bir şey kalmaz! Bütün sır, bütün tarih burada! Güzellik olmazsa bilim bile bir dakika ayakta duramaz, gülenler, siz bunu biliyor musunuz? Kabalaşır gider, bir çivi bile icat edemezsiniz.

Rusya, hayatının manasız bin yılı içinde, hiçbir zaman böyle bir rezalete erişmemişti…

İkinci Bölüm
Müsamerenin Sonu
Stepan Trofimoviç:
Size, her şey için, tekrar merci ve Karmazinov’un halkla vedalaştığı gibi vedalaşalım, yani birbirimizi elden geldiği kadar âlicenapça unutalım.

(Balo)
— Yangın var! Bütün karşı yaka yanıyor!

Yüzbaşının eski yeşil cüzdanı boş olarak yerde bulunmuş; ama Marya Timofeyevna’nın sandığına dokunulmamış…

Üçüncü Bölüm
Bitirilmiş roman
(Mavrikiy Nikolayeviç ile Liza cinayetlerin işlendiği yanmış eve gidiyorlar, yolda Stepan Trofimoviç’e rastladılar)

Onların uğursuz evin önüne gelişleri tam kalabalığın Stavrogin’e, onun karısını öldürmekle ne kadar kazançlı olduğuna dair haberleri duyup dinledikleri sıraya rastlamıştı.
Bu arada birisi: “Bu, Stavrogin’inki!” diye bağırdı. Başka taraftan: “Öldürdükleri yetmiyormuş gibi, bir de bakmaya gelirler!” Birdenbire onun arkasında, başının üstünde bir elin kalkıp indiğini gördüm; Liza, yere yuvarlandı.


(MEB basımında roman burada bitti fakat devamı var. İş Bankası Kültür Yayınlarının basımından devam ediyoruz)
Dördüncü Bölüm
Son karar
Akşam saat sekiz gibi, ortalık artık iyice karardığında, bizim beşli hücre asteğmen Erkel’in kentin öbür ucundaki derme çatma evinde tam kadro toplandı. Pyotr Stepanoviç’in kendisi istemişti toplantıyı, ama yine bağışlanamayacak biçimde geç kalmıştı…

Geceki yangın, Lebyadkinler’in öldürülmesi, gözü dönmüş kalabalığın Liza’yı linç etmesi onların programlarında yer almayan, beklenmedik olaylardı.

Yarın hepimiz yangın kundakçıları ve siyasal suçlular olarak tutuklanacağız.

Fedka, mutfağın aşçı kadının yatması için ayrılmış bölümünde, köşede, tasvirlerin altında, bir masada oturuyordu…

— Sen var ya Pyotr Stepanoviç, ta başından beri beni aldatıyorsun.

Fedka öldürüldü…

Beşinci Bölüm
Yolcu
Marya & Şatov
Karısının soğuktan yakınması üzerine odun getirip sobayı yakma sözü verdiğini hatırladı.
Sonunda Şatov’un içi geçti, köşesinde uyuklamaya başladı.
İnleyerek uyanan Marie’nin sesi duyuldu, onu çağırıyordu; Şatov suçlu gibi panik içinde fırladı.
— Marie! Uyumuşum... Ne kadar alçağım, Marie!

— Gerçekten de doğum sancıları çektiğimin farkında değil misiniz? –Yüzü hastalıklı bir şekilde çarpılmış, dehşetli bir kin ve öfkeyle kocasına bakarak yattığı yerde doğruldu.

Altıncı Bölüm
Hareketli Bir Gece
Kısa, umutsuz bir çığlık koptu Şatov’un bağrından
Pyotr Stepanoviç namluyu sıkıca alnına dayayıp tetiği çekti.

Tanrı gerekli, o yüzden de var olmak zorunda.
— Çok güzel.
— Ama ben var olmadığını biliyorum; var olamayacağını da.
— Bu daha akla yakın.
— Böylesi iki düşünceyle insanın yaşamını sürdürebilmesinin olanaksız olduğunu nasıl anlamazsın?
— O zaman kafaya bir kurşun sıkmak gerekiyor?

— İnançsızlığımı açıklamak zorundayım, –dedi Kirillov
“Yok, intihar etmeyecek bu,” diye düşündü Pyotr Stepanoviç kaygılanarak.

Ben Aleksey Kirillov, açıklıyorum…

Kirillov, vasistası açık pencerenin orada, yerde yatıyordu.

Yedinci Bölüm
Stepan Trofimoviç’in Son Yolculuğu
— Bir bölüm daha okusanıza bana... domuzlara ilişkin bölümü, –dedi.
— Domuzlara ilişkin bölümü, diyorum... kitabınızda... Cinler domuzların içine giriyor ve hepsi suda boğuluyor ya hani? Burayı okumanızı istiyorum; neden istediğimi daha sonra açıklayacağım. Hatırlamak istiyorum bu bölümü, olduğu gibi hatırlamak.
“Orada, dağın yamacında büyük bir domuz sürüsü yayılıyordu ve cinler domuzların içine girmelerine izin vermesi için ona yalvardılar. O da onlara izin verdi. Adamdan çıkan cinler domuzların içine girdiler ve cinler sürüyü sarp göl kıyısına sürüp götürdü, göle atlayan sürü burada boğuldu. Bütün bunları gören çobanlar gördüklerini köyde, kentte anlattılar. Ne olup bittiğini kendi gözüyle görmek isteyen halk İsa’nın yanına varıp da, içinden cinlerin çıktığı adamı onun dizi dibinde giyinik ve aklı başında oturur görünce dehşete kapıldı. Olaya tanık olanlar, onlara cin tutmuş adamın nasıl iyileştiğini anlattılar.”

Doktor Zaltsfisch’i ancak gece yarısından sonra getirebildiler.
Varvara Petrovna sarsıldı, hatta yüzü kireç gibi oldu.
— Gerçekten hiç umut yok mu?
Stepan Trofimoviç gülmemek için kendini tutarak:
— Dostlarım, bilir misiniz Tanrı neden gereklidir bana? –diye mırıldandı.– Çünkü sonsuza dek sevilebilecek tek varlık odur.

…İnsanın, kendi mutluluğundan çok, bir yerlerde herkes için, her şey için eksiksiz, sakin bir mutluluğun var olduğunu bilmesi gerekli... İnsanoğlunun varoluşunun temel yasası, onun, mutlak yücelik önünde eğilmeyi bilmesinden başka bir şey değildir. İnsanları bu mutlak yücelikten yoksun bırakın, yaşamak istemeyecek, umutsuzluk içinde öleceklerdir.

Stepan Trofimoviç üç gün sonra öldü…

Sekizinci Bölüm
Son
Tüm bu rezalet ve işlenen cinayetler Pyotr Stepanoviç’in öngördüğünden çok daha çabuk, çok daha hızlı bir şekilde aydınlatıldı.

Polis, o sırada hâlâ bilinci yerinde olan loğusa kadını sorguya çekti…
“O öldürüldüyse kocam da öldürülmüştür, çünkü onların ikisi birlikti!” diye bağırıyordu. Öğleye doğru tamamen kendini kaybetti, üç gün sonra da öldü.

Kundakçılardan, isyancılardan, devrimcilerden oluşan bir cinayet örgütünün gerçekten var olduğu ortaya çıkarıldı. Liza’nın korkunç ölümü, Stavrogin’in karısının katledilmesi, Stavrogin’in kendisi, kundakçılık, mürebbiyeler yararına düzenlenen balo, Yuliya Mihaylovna’nın çevresinde toplananların ahlaksızlıkları... Stepan Trofimoviç’in ortalıktan kaybolmasında bile gizemli bir şeyler arayanlar vardı.

Ertesi gün Lyamşin ortaya çıkıp da her şeyi tek tek açıklamasaydı, paniğe varan bir korkuyla çalkalanan kentimizde daha hangi karmaşık varsayımlar üretilirdi kim bilir?

Ortaya yeni, özgün fikirler bile atılmaya başlandı; örneğin Pyotr Stepanoviç’i dâhi yerine koyanlar ya da en azından “dehaya benzer yetenekleri olan biri” diye niteleyenler bile var.

(Nikolay Vsevolodoviç) “Kimsenin suçu yok, kendim yaptım”

Ek
Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin’in Piskopos Tihon’a yaptığı itirafları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder