26 Ekim 2019 Cumartesi

Hegel'in Görüngübilim'inde Bireyin Özgürlüğü, Gücü ve Kültürel Yapılanması


Philip J. Kain - Hegel'in Görüngübilim'inde Bireyin Özgürlüğü, Gücü ve Kültürel Yapılanması 

Yabancılaşma ilk kez Mütsüz Bilinç bölümünün sonunda karşımıza çıkar. Burada Tanrı'ya karşı koyan bireysel bilinçle karşılaşırız. Sonraları bir yasal durumda, bir imparatora karşı koyan insanlar söz konusudur. Her iki durumda da Hegel bize der ki, "bireylerin karşı koyduğu gerçeklik aslında kendi yabancılaşmış yapılarıdır."
Bireyler kendi özlerine yabancılaşmış ve kendi güçlerini terk etmişlerdir. Kaybettikleri güç dışarıda -bir devlet veya onun hükümdarı olarak- somutlaşıp, kendilerine karşı kullanılan bir güç haline gelir.
Hegel'e göre yabancılaşma, devletin gelişimi için olduğu kadar bireyin gelişimi için ve aslında Tanrı'nın gelişimi için bile gereklidir.
Kendi kendinin rasyonel egemenliği, rasyonel kendini belirleme, yani özgürlük, sonunda Fransız Devrimi ile birlikte kendini göstermeye başlayacaktır. (s. 148)
Devlete uyarken en derin şekilde kendimize, rasyonel kişiliklerimize uyarız. Devlet bizim yaptığımız bir şeydir ve öyle olması özgür olabilmemizin mutlak koşuludur; ama gerçekten özgürleşebilmemiz için devletin bizim inşaamız olduğunu görmemiz gerekir.
'Yabancılaşma' veya 'dışsallaşma' olarak çevrilen 'entausserung' çoğunlukla bireylere ait öznel bir eylemin adanmanın, vazgeçmenin, kişilerin özsel bir şeylerinden kendilerini mahrum bırakmasının yerini tutmaktadır.
Yabancılaşma, bireylerin kimi özsel gerçekliklerinden vazgeçmesi, özün başka bir şeye teslim edilmesidir. Yine de yabancılaşmanın birçok biçimi de olabilir.
Yabancılaşma bir nesnelleşmedir. Bireyin yabancılaşması kralı, devleti ya da Tanrı'yı inşa eder.
Özneler devlete ne kadar uyar, kendilerine yabancılaşırlar ve bu efendiye ne kadar çok hizmet ederlerse, devlet de o kadar fazla gerçeklik kazanacak, daha evrensel, tanınmış ve kabul edilmiş bir devlet haline gelecektir.
Yabancılaşma bize, devletin bizim inşa ettiğimiz, kendi faaliyetlerimizin ve hizmetlerimizin bir ürünü -kendi yabancılaşmış özümüz- olduğunu gösterir. Ve artık özgürleşmeye başlamamız -artık hükmedilmenin kendini belirlemeye dönüşebilmesi- için bu oldukça önemlidir.
Yabancılaşma ve ayrıklık iki açıdan ele alınmalıdır: (1) bunlar, en sonunda, bizi özgürleştirebilir ve bize kendi yaratımız olan bir dünyada bir yuva verebilir, ancak (2) ayrıklığa yol açan yabancılaşma üstesinden gelinmesi gereken nahoş bir baskı ve hakimiyet eylemidir. Aslında, Hegel'e göre, sonunda ikincinin problemini çözecek olan birinci perspektiftir.
Devlet erki tarafından kazanılması gereken tek şey, kendisine ölümüne hizmet edilmesi değildir. İhtiyaç duyulan çok daha derin ve tam bir kişisel yabancılaşmadır. (s. 150)

Gerçek olan, bilinç tarafından kavranmış olandır. Bireysel kişilikler sadece kültürel bir tanınma eylemi sayesinde gelişir, kavranır ve gerçek kılınır.
Hegel, modern dünyada kazanılmış bireyselliği kaybetmeden, sittlichkeit'e (törellik) geri dönmeyi ister.
Hegel bireylerden, kültürel köklerinden, dünya ile arasındaki karmaşık bağlantılardan, ötekilerle kurulan ilişkilerin dolambaçlı ağlarına gömülmüşlüğünden haberdar olmaları için, bireyselliklerini anlayacak duruma gelmelerini ister. Hegel, bu şekillerin ve formların kaynağı olan, bireyselliğimiz olarak somutlaşan ve bizden çok daha büyük olan bir şeyin gerçekten var olduğunu görmemizi ister. (s. 158)

Çeviren: Ayça Çevik
Monokl
Hegel Özel Sayısı
(S. 148-159)
---

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder