8 Ekim 2019 Salı

Sözcüklerin Bilinci


Elias Canetti - Sözcüklerin Bilinci
Türkçeleştiren: Ahmet Cemal
2. Baskı, Payel Yayınları, İstanbul, 2001

Hermann Broch
50. Yaşgünü İçin Söylev

Çağımızı çok kısa tanımlamak gerekseydi, birbirine en karşıt şeylere aynı zamanda şaşılabilen çağ denebilirdi (s. 16-17).

…gördüğün ne olursa olsun ve ne denli az olursa olsun, senin görme eylemin onun kendi kendisini geçersiz kılmasına yol açıyor (s. 17).

…gerçek yazar, çağının tiryakisidir…

Bir yazar ya özgün dur, ya da yazar değildir.
O denli özgündür ki, kendinin böyle olduğunun bilincine varmaz bile.

…çağını temsil eden yazarda bulunması gereken ikinci nitelik, çağını özetlemeye yönelik ciddi bir istencin ve tümele erişmeyi amaçlayan, hiçbir görev karşısında ürkmeyen, hiçbir şeyi görmezlikten gelmeyen, unutmayan, kolaya almayan bir çabanın varlığıdır (s. 19).

"Uyurgezerler” (Die Schlafwandler) başlıklı roman üçlüsü, aslında Broch'un tarih felsefesinin yazın düzeyindeki somutlaşmasıdır
"Değerlerin çöküşü", çok belirgin ve olabildiğince yazınsal tiplerde somutlaştırılmıştır (s. 20).

Ölüm var oldukça ne güzel güzeldir, ne de iyi iyidir.

Broch'un kötü alışkanlığı, soluk almaktır.
…ve soluduğu havayı hiçbir zaman yeterli bulmaz (s. 23).

Karşı tarafın düşünme ve konuşma biçimi, Broch açısından çok önemli değildir; onun asıl ilgilendiği nokta, karşısındakinin hangi özgül biçimde havada titreşimler yarattığıdır (s. 26).

Fırtınalar ve kasırgalar en eski kahramanlık destanlarında olay örgüsünün taşıyıcı öğeleridir.

"Dönüş" (Die Heimkehr) adlı (…) öyküde, bir kente henüz gelmiş bir adamın garın önündeki alana çıkışı ve yaşlı bir kadınla kızının yanında oda tutması anlatılır.

Günümüzde bir tek insanı yakılarak ölüm cezasına çarptırmak, bir dünya savaşı çıkartmaktan daha zor olurdu.

Güç ve Hayatta Kalmak
Somut olandan kaçmak, düşünce tarihinin en gizemli olaylarından biridir. Önce en uzakta olana yönelmek, en yakında bulunan ve insanın sürekli karşılaştığı ne varsa, tümünü görmezlikten gelmek…
Yakınımızda olanın tehlikelerini hissedince, bilmediğimiz başka tehlikeleri bunlara yeğleriz (s. 31).

Bir insanın bir ölüyle karşılaşması, kendi ölümüyle karşılaşması anlamına gelir…

…ölen her birey, ölüme tanık olanı ölüme inandırır. Ölen, ölüm karşısında duyulan korkuyu besler

Hayatta kalan, düşmanını öldürerek daha güçlü olmuş, Mana'sındaki artış onu yeni zaferlere hazırlamıştır. Düşmandan zorla çekip aldığı şey, bir tür sihirdir, ama buna ancak düşmanı öldüğü takdirde kavuşabilir (s. 36).

Gücü elinde bulunduran, erkeklik erdemleri adına buyruğu altındakilerden en güç olanı, en olanaksızı isteyecektir. Bu istemi karşılarken ölüp gitmelerinin iktidar sahibi (güçlü kişi) için hiçbir önemi yoktur. Dahası, onları kendisi uğruna ölmelerinin bir onur olduğuna da inandırabilir (s. 41).

(Freud’un Schreber’i)
İnsanlık, tümüyle ortadan kalkmıştır. Geride kalan, hayatta kalabilmiş tek insan, Schreber'in kendisidir (s. 45).

Schreber’in tek insan olarak yalnız bir yaşam sürdürdüğü de sanılmasın. Çünkü Schreber, yıldızlarla ilişki kurmuştu…

Karl Kraus Ya Da Direnişin Okulu
Putlarına karşı keyfinin istediği gibi davranır insanoğlu, onların neler duyduklarını sormaz; bu putların varlık nedeni, yüceltilmek ve yıkılmaktır; birbirini izleyen putların sayısı, insanı şaşkınlığa sürükleyecek kadar kabarıktır.
Tanrılaşmış puta artık insanların kötü niyeti değil, yalnızca zaman zarar verebilir (s. 49).

Acımasız Dostla İkili Söyleşi
Yatışmak isteği, belki de günce tutmamın temel nedeni.
Tümce, her zaman onu yazandan farklıdır (s. 61).

Notlar
Notlar, insanın içinden geldiği gibi kaleme alınan, birbiriyle çelişen yazılardır.
Kendini amacının kölesi gibi hissettiği anlarda, insana yardımcı olabilecek tek çare vardır: Eğilim ve yeteneklerin çok yönlülüğüne boyun eğip, kafasından geçenleri hiçbir ayıklama yapmaksızın kâğıda dökmek.

Takvimli Defterler
Takvimin çekiciliğinin baş nedeni, sürekli ilerlemesidir.
Takvimli defterler, gerçek anlamdaki güncelerin kaynağıdır…

Günceler
Güncede insan kendi kendisiyle konuşur.
İnsan, birbirleriyle gerçek anlamda söyleşi yapan iki ayrı kişiliğe mi bölünür?

…dış dünyada inanç sorununu düzenleyen otoriteleri tanımayan bir insan, iç dünyasında bu eksikliği dolduracak bir şey oluşturmalıdır, yoksa bir kaosa dönüşür.

Kafka da hiçbir şeyi bitirmez, onu başından sonuna değin tedirgin eden, hep aynı konudur. Bu konuyu sürekli evirip çevirir, tanımlar, her defasında o konunun alanında farklı adımlarla dolanır.

Kafka yavaş tiplerdendir. Yaşamlarını mutlu bir yaşam diye duyumsama eğiliminde olanlar hızlı tiplerdir.
1965

Gerçekçilik ve Yeni Gerçeklik
…gerçekçilik, roman için gerçekliği elde etmeye yönelik bir yöntemdi. Tüm gerçeklikti burada söz konusu olan; bu gerçeklikten gerek estetik gelenekler uğruna, gerek burjuva ahlâkından kaynaklanan gelenekler uğruna hiçbir şeyi dışlamamak önemliydi.

Yüzyılımızın ve onun gerçekliğinin alanının, nereye götüreceği kestirilemeyen bir hızla genişlemesi, aynı zamanda içinde yaşadığımız kargaşanın da kaynağını oluşturuyor.

Geçmişten farklı olana gelecek, artık daha hızlı yaklaşmakta ve bilinç yoluyla yönlendirilmektedir.

Gerçekleştirilemeyecek ütopya yoktur.

Sözcük Bunalımları
Bavyera Güzel Sanatlar Akademisi'nde Yapılan Konuşma
Dil, yeni çevrenin sürekli baskısı karşısında nasıl savunur kendini? Daha buyurgan, daha saldırgan bir tutuma mı girer? Yoksa kendi içine kapanır, saklanır mı?
1969

Speer'e Göre Hitler
Büyüklük ve Kalıcılık
Hitler’in Speer tarafından aktarılan yapım planlan, Speer’in kitabının belki de en şaşırtıcı bölümüdür. Bu planlar, resimler aracılığıyla sergilendiğinden ve modem bir mimarlığın gerçekleştirmeye çabaladığı tüm girişimlerle çarpıcı bir karşıtlık oluşturduğundan, büyük heyecan uyandırdı.
1971

Konuşmalarıyla Konfüçyüs
Sözden önceki duraklama, düşünme, süre her şeydir, ama sözden sonraki süre de önemlidir.
Önemli olan, çabuk verilen yanıtın çarpıcılığı değil, sorumluluğunu arayan sözün derinlik kazanmasıdır.

…iktidarla ilgilenmez; onu, yalnızca iktidardan kaynaklanan olanaklar ilgilendirir. İktidarı bağımsız bir amaç değil, topluma yönelik bir görev, bir sorumluluk sayar.

İnsan daha yaşamı bilmedikten sonra, ölümü nasıl bilebilir?
1971

Tolstoy
Tolstoy’un daha gençlik yıllarında başlayan kendini suçlama tutkusu, ona Rousseau'dan bulaşmadır.

Tolstoy, gençliğinin öyküsünü şaşılacak denli erken yıllarda yazar, yazarlık uğraşı böylece başlar.
Ama Tolstoy, erken olgunlaşmış değildir. Direnme gücünü toplaması uzun sürer.

İleri yaşlardaki Tolstoy'un dinsel gelişmesi, kurtulunması olanaksız bir zorlamanın etkisi altındadır.
Tolstoy İsa ile bir tutar kendini.
Efendilerin yaptıklarını düzeltmek için, İncil’den yararlanır. İsa'yı koltuk değneği olarak kullanır. Amacı çok kişiseldir, yeniden bir köylüye dönüşebilmektir.

Tolstoy ağır bir bunalım geçirdiğinde ve sanki birkaç saniye sonra ölecek gibi olduğunda, karısı ansızın: "Anahtarlar nerede?" diye bağırır; söylemek istediği, yazıların durduğu yerin anahtarıdır.

Gerçek ve doğru saymadığı her şeye karşı direnmesi en yakınlarını, karısını ve oğullarını Tolstoy’a düşman yaptı.

Tolstoy'un yaşamının sonu, Körleşme'deki sonu andırır: kâğıtları karıştırılır, vasiyetname uğruna bir çekişmedir başlar.

Kaçışından hemen önce Karamazov Kardeşler'i karıştırır ve Mitya'nın babasına duyduğu nefreti dile getiren bölümü okur; yani nefret konusunu okur.
Yine de kaçarken yanma almak üzere, kızı Maşa'ya Karamazov Kardeşler'in ikinci cildini ısmarlamıştır.
1971

Doktor Haşiya'nın Hiroşima Güncesi
Hiroşima’daki erimiş insan yüzleri, körlerin susuzluğu.
Doktor Mişihiko Haşiya’nın güncesi, atom bombasının atıldığı 6 Ağustos gününden 30 Eylül 1945 tarihine dek, Hiroşima'nın 56 gününü kapsıyor.

Bu denli büyük bir yıkım içerisinde, hayatta kalmak ne anlam taşıyabilir?
1971

Georg Büchner
Georg Büchner Ödülü Nedeniyle Yapılan Konuşma
Bir yazarın gerçek özü, onu başkasıyla karıştırmamızı olanaksız kılacak ölçüde kendisi yapan yanı, kanımca birkaç gecede, yoğunlukları ve ışık getirme güçleriyle öteki bütün gecelerden ayrılan birkaç gecede oluşur. Bu ender gecelerde yazar bir bunalımı yaşar, ama kendisine yönelik bilinci tamdır; öyle ki, kendini bu yetkinlik düzeyinde özümsemeyi başarabilir. Varlığını oluşturan karanlık evren, ne içerdiğini henüz anlamaksızın, bir uzman olarak duyumsadığı evren, ansızın bir başka dünyayla, sese dönüşmüş bir dünyayla karşı karşıya gelir; çarpışma o denli şiddetlidir ki, yazarın dünyasında dağınık ve başıboş dolaşan ne varsa, aynı anda parlamaya başlar. Bu an, yazarın iç dünyasındaki yıldızların aralarındaki korkunç boşlukları aşarak birbirlerini algıladıktan andır. Birbirlerinin bilincine bir kez vardıktan sonra, artık her şey olasıdır. Artık dil, sinyallerini göndermeye başlayabilir (s. 147-148).

Her ölüm gibi, Büchner’inki de saçmaydı; ama onunki, ölümün saçmalığını daha da belirgin kılmaktadır.
1972

İlk Kitap: Körleşme
…romanın ilk metni "Kant Yanıyor” başlığını taşıyordu. Kitap, dört yıl süreyle ve bu başlıkla bende kaldı; yayımlanacağı sırada, 1935'de, kitaba o zamandan beri taşıdığı başlık olan Körleşme adını verdim.
Kien'i bir kitap kurdu, kendini tümüyle kitaplara adamış biri olarak canlandırmıştım gözümde; öyle ki, kitaplarla olan bağıntısı, kişiliğinden çok daha önemliydi.
…baş kişinin karşıtı olan, aklı kıt kâhya kadın Therese…

Hayvanat bahçesinin duvarının çok yakınında bulunan bir odaya ait gazete ilanı gözüme çarptı.
Vadinin öte yanında, sırtın karşısında etrafı duvarlarla çevrili olan Steinhof Akıl Hastanesi vardı. Kararımı ilk bakışta vermiştim; odayı mutlaka tutmalıydım.

Bu odada yaşamasaydım, "Körleşme"yi hiçbir zaman yazmazdım…

Günün birinde dünyanın artık bundan önceki romanlarda olduğu gibi, başka deyişle tek bir yazarın bakış açısından anlatılamayacağını düşündüm; parçalanmış bir dünya vardı artık, ve ancak onu bu parçalanmışlığıyla sergileme yürekliliği gösterildiği takdirde, bu dünyaya ilişkin doğru bir tasarımın verilmesi de söz konusu olabilirdi.

Bunun üzerine bir İnsanlığın Yanılgıları Komedisi planı hazırladım ve sekiz roman tasarısı yaptım; her bir romanın baş kişisi deliliğin sınırlarına varmıştı ve bunlardan her biri, diline ve en gizli düşüncelerine varana değin ötekilerin tümünden ayrıydı.
Dünyayı dışardan aydınlatabileceğim sekiz projektör kurduğumu düşünüyordum.

"Körleşme"nin yöntemi bu taslaklarda gelişti. Sekiz romandan yazılmadan kalanlar, başka deyişle İnsanlığın Yanılgıları Komedisinin gizli özsuları da Körleşme’ye aktı.

Romanı oluşturan üç bölümü ayrı ayrı kara kumaşla ciltletip, üç ağır cildi koskoca bir paket olarak Thomas Mann'a yolladım.
Thomas Mann, bunları okuma gücünü bulamayacağım söyleyerek özür diliyordu. Oysa ben, olağanüstü bir kitap yazmış olduğumdan kesinlikle emindim; bundan nasıl bu denli emin olabildiğim, benim için bugüne dek bir bilmecedir. Bu yüz kızartıcı geri çevriliş karşısındaki tepkim, kitabı bir yana bırakıp bir daha elime almamak oldu.

1935'de, kitabın yayımlanması nihayet kesinleştiğinde, Broch, onda normal olarak hiç rastlanmadık biçimde Kant adını değiştirmem için direndi.
1973

Öteki Dava Kafka'nın Felice’ye Mektupları
Beş yıl sürmüş bir acının mektupları bunlar…

Bu mektuplar yayımlandığında, Kafka'nın ölümünün üstünden 43 yıl geçmişti; ama yine de ilk duygu, bir tedirginlik ve utanma duygusu oldu…

En belirgin niteliği başkalarına saygı duymak olan Kafka, Kleist'ın, Flaubert'in, Hebbel'in mektuplarım tekrar tekrar okumaktan çekinmemiştir.

Kafka, Felice Bauer ile 13 Ağustos 1912 akşamının ilerlemiş saatlerinde Brod ailesinin evinde tanışır.

Kafka, Felice’ye ilk kez 20 Eylül tarihinde yazar…

Karar vermekte hep çok ağır davranan, üstüne gitmek istediği her hedeften yaklaşacak yerde, binlerce kuşku yüzünden uzaklaşan Kafka'ya çabuk davranışlar, doğal olarak çekici gelir.

Felice, sıradan bir şeyden söz edercesine, bir şeye bakarken ya da bir yazı okurken, İbranice öğrenmiş olduğunu söyler.
Felice'nin siyonist olduğu anlaşılmıştır ve Kafka da buna çok memnun olmuştur.

5. mektup, hemen Kafka'nın uykusuzluğuyla başlar ve mektubu yazdığı yer olan bürodaki rahatsızlıklarının anlatılmasıyla son bulur. O andan başlayarak, artık yakınmasız bir mektup yok gibidir.

Kafka, Felice’ye yazdığı ilk mektubu gönderdikten iki gece sonra, bir çırpıda, bir gecede, on saatte Hüküm adlı öyküsünü yazar.
Bunu izleyen haftada Ateşçi, iki ay içerisinde de Amerika'nın öteki beş bölümü, yani toplam altı bölüm kaleme alınır. Romana verilen on dört günlük bir arada da Değişim yazılır.

Kafka için Felice'nin ondan bir şey beklemesi önemlidir.
"Hüküm" adım taşıyan öykü, gerçekte Felice'nindir, Kafka bu öyküyü ona borçludur ve ona sunmuştur.

Kafka'nın başka yazarlar için duyduğu kıskançlık gerçekten büyüktür…

Değişim’in tamamlanmasından dört gün sonra Gözlem yayımlanır. Kafka bu ilk kitabını Felice'ye yollar ve 17 gün süreyle Felice'den kitabı üzerine bir şey yazmasını bekler. Günde birkaç kez mektuplar gelip gider, Kafka sonuçsuz bekleyişini sürdürür, bu arada Değişim'i ve Amerika'nın büyük bir bölümünü tamamlamıştır. Bu verim karşısında bir taşın bile dile gelmesi gerekir. Oysa Kafka öğrenir ki, Felice'nin mektuplarında bulunan ve onsuz yazamayacağı güç, kendisine bilinçsiz olarak verilmektedir. Kime güç kazandırmakta olduğunu bilmez Felice. Kafka'nın gerçekte varlığını hep sürdürmüş olan kuşkulan iyice artar, mutlu zamanlarında Felice'ye yazdırmayı başardığı mektupları istemekte haklı olduğuna ilişkin inancı sarsılır ve gerçek yaşamı demek olan yazma eylemi, gücünden yitirmeye başlar (s. 187).

"Şurası kesin ki, gelişmemin başlıca engeli bedensel konumum. Böyle bir bedenle hiçbir şey yapılamaz...”

Bedeniyle ilgili her konudaki aşın duyarlılığı, Kafka'yı hiçbir zaman bırakmadı.

Odası bir sığınaktır; bir dış-bedene dönüşür…

…insan yakınma nakaratını bir kez her şeyi kurtaran bir tür dil diye benimsemeye razı oldu mu, o zaman hiç susmayan bu iletişim aracından Kafka üzerine en düşünülmedik şeyleri öğrenir, eşine ender rastlanır netlikte ve içtenlikte açıklamalara tanık olur.

Kafka, konuşmanın güçlüklerinden, insanlar arasına karıştığında kapıldığı tutukluktan sürekli yakınır…

8 Kasımda "hiçbir zaman bir çocuğum olmayacak" diye yazar…

"Çocuksuz ölmek korkunç bir şey." Buna şu sözleri ekler: "Ben de buna hazır olmak zorundayım, çünkü... baba olmak gibi bir cüreti asla gösteremem."

…senden sürekli dışlanmış kalmak...

Sen benim gibi değilsin, yaradılışının özü eylemde bulunmak, hep bir şeyler yapıyorsun, çabuk düşünebiliyorsun, her şeyi aklında tutuyorsun (…) oysa benim karşımda gevşiyorsun, bakışlarını kaçırıyor ya da yeşilliklere dikiyorsun, budalaca sözlerime, onlardan çok daha sağlam gerekçelere dayanan suskunluğuma ses çıkarmıyorsun, benden ciddi olarak öğrenmek istediğin hiçbir şey yok, yalnızca acı çekiyorsun…

Kafka 16 Haziran günü, bütün bir hafta boyunca duraklamalarla kaleme almış olduğu ”makale"yi yollar. Bu, Felice'den karısı olmasını istediği mektuptur.

Böylece Kafka'nın nişanlanmaya karşı yürüteceği amansız savaşım başlar, bu savaşım, iki ay boyunca sürer ve Kafka'nın kaçışıyla noktalanır.

Kafka'nın acılarının gerçekliğinden kuşku duyulamaz; burada yalnızca bir paravan olarak gözüken Felice'yi aradan çıkardığında, kendisi hakkında söyledikleri çok sarsıcıdır. Kendi kişiliğine ve yapısına ilişkin saptamaları acımasız ve korkunçtur. Bu çok sayıda tümceden yalnız birini, bana en önemli ve en korkunç gelenini, umursamazlığın yanı sıra korkunun Kafka'nın insanlara beslediği temel duygu olduğu yolundaki tümcesini alıyorum. Bu tümce, Kafka'nın yaratısının biricikliğini —genelde yazın alanına gevezece ve bir kaosa yol açacak biçimde doldurulan coşkuların bulunmamasının sağladığı biricikliği— açıklayabilecek niteliktedir. Biraz cesur düşünüldüğü takdirde, dünyamızın içinde korkunun ve umursamazlığın egemen olduğu bir dünyaya dönüşmüş olduğu ortaya çıkar. Kafka, hiçbir hoşgörüye yer vermeksizin konuşmakla, bu dünyanın görüntüsünü çizen ilk insan olmuştur (s. 210).

2 Eylül günü, iki aylık sürekli yoğunlaşan bir acılar döneminin ardından Kafka, Felice'ye ansızın kaçışını bildirir.

Eylül ortası ile ekim sonu arasındaki altı hafta boyunca Kafka ile Felice arasındaki bağ kopuktur. Kafka, artık ona yazmaz…

Felice ondan hiçbir haber alamayınca, aracılık etmesi ricasıyla arkadaşı Grete Bloch'u Prag'a yollar.

Grete Bloch ortaya çıkar çıkmaz Kafka ikiye bölünür. Bir önceki yıl Felice'ye yazmış olduğu mektupları bu kez Grete Bloch'a yazmaya başlar.

Kendini ufak bir varlığa dönüştürmek, hiç kuşkusuz Kafka'nın en özgün yetisiydi; ama o bu yetisinden aşağılanmaların kapsamını daraltmak için yararlanıyordu; bu kapsam daraltma işini başarmaktan da zevk duyuyordu. Bu bakımdan Kafka ile Dostoyevski arasında çok büyük bir ayrım vardır; Dostoyevski'nin aksine Kafka, rastlanabilecek en gururlu insanlardan biridir. Ama Dostoyevski iliklerine değin işlemiş olduğundan ve Kafka çoğu kez neredeyse onun diliyle konuştuğundan, insan kimi zaman Kafka'yı bu noktada yanlış anlayabilecek konuma gelir. Oysa Kafka, kendini küçük bir kurt gibi gördüğü her an, aynı zamanda kendi kendinden nefret eder.

Kafka, Felice'nin artık gördüğü kusurlarıyla birlikte onunla evlenmek istemektedir…
Grete'nin nişanda giyeceği elbise, sanki nişanlanacak olan Grete imiş gibi mektuplarında tartışma konusu olmuştur.
Grete'nin nişanlı olarak bulunmadığı nişan töreni, Grete için bir şok olmuş olmalıdır.
Bu suçluluk duygusundan kurtulmasının tek yolu ise Felice'nin yanını tutmasıdır. Böylece Grete Bloch, ansızın Kafka'ya düşman kesilir ve onun evlenme kararının ciddiyetine kuşkuyla bakmaya başlar.

…nişan, Kafka'nın da istemiş olduğu gibi, bozulur.

Kim kalkar da kendi iç dünyasını dış dünyadan ayırabilme yetisinin bulunduğunu söylerse, onun herhangi bir şeyden ayrılabilecek bir iç dünyası yok demektir (s. 220).

Bauer Ailesinin evinde 1 Haziran tarihinde yapılan resmi nişan töreni ile, 12 Temmuz 1914 günü "Askanicsher Hof'da gerçekleşen, nişanın bozulmasına yolaçan "mahkeme". Her iki olayın Kafka'nın ağustos ayında yazmaya başladığı Dava'ya, duygu içerikleri açısından, doğrudan girmiş olduğunu tanıtlama olanağı bulunmaktadır. Nişanlanma, kitabın ilk bölümündeki tutuklanmaya dönüşmüştür; "mahkeme” ise son bölümde, cezanın yerine getirilmesi olarak yer alır.

Kafka'nın temel konularından biri, aşağılanmadır:
Yargı’da birbiriyle bağıntılı iki aşağılanma, yani babanın ve oğulun aşağılanışları vardır.
Değişim'de aşağılanma, bu aşağılanmaya uğrayan bedende yoğunlaşmıştır
Amerika romanı, aşağılanmalardan yana zengindir; ama bunlar eşi görülmedik ya da giderilmesi olanaksız türden değildir. Bu aşağılanmalar, adı kitabın adı olan kıtaya ilişkin tasarımın içerisinde vardır: Rossmann'ın dayısı tarafından yükseltilişi ve bu yükseliş kadar ani düşüşü, bu aşağılanmalara bir örnek olarak yeterlidir.
Dava 'da aşağılanma, bir üst makam eliyle gerçekleştirilir; bu makam, birçok bakımlardan Değişim’deki aileden daha karmaşıktır. Mahkeme kendini bir kez gösterdikten sonra, aşağılama eylemini geri çekilerek gerçekleştirir, hiçbir çabanın aralayamayacağı bir giz perdesinin ardına saklanır.
Ceza Sömürgesi’nin ilk paragrafının sonunda, birkaç kez zincire vurulmuş mahkumun görünüşü şu tümceyle özetlenir: "Ayrıca mahkum o denli köpeksi bir boyun eğmiştik içerisinde görünüyordu ki, sanki sırtlarda özgürce koşması için bırakılabilirdi ve infaz başlarken gelmesi için yalnızca ıslık çalmak, yetecekti."
1968

Yazarın Uğraşı
Bence yazarın ilk ve en önemli niteliği, iki anlamda olmak üzere, değişimlerin koruyucusu olmasıdır. Yazar her şeyden önce insanlığın değişimlerden yana zengin olan yazın mirasını benimseyecektir.
Yazarın işi, insanlığı ölümün kucağına bırakmak olamaz.
Hiçlikte kalmaktan hoşlanabilecek kimseyi hiçliğe itmeyeceksin. Hiçliği yalnızca ondan çıkış yolunu bulmak için arayacak, bu yolu da herkes için işaretleyeceksin.
1976




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder