14 Ekim 2019 Pazartesi

Aldous Huxley - Cesur Yeni Dünya


Aldous Huxley - Cesur Yeni Dünya
 
Birinci Bölüm
Sadece otuzdört katlı yerden bitme gri bir bina. Ana girişin üzerinde şu sözcükler, LONDRA MERKEZ KULUÇKA VE ŞARTLANDIRMA MERKEZİ ve üzeri kaplanmış olan Dünya Devleti'nin sloganı, CEMAAT, ÖZDEŞLİK, İSTİKRAR.

Toplumun omurgasını düşünürler değil, oymacılar ve pul koleksiyoncuları oluştururlar.

"Bokanovski İşlemi, toplumsal istikrarın en önemli araçlarından biridir!"

Bay Foster hakkıyla anlattı.
Onlara karınzarı döşeğinde büyüyen embriyoyu anlattı ve embriyonun beslendiği yapay kanı tattırdı.

"Aynı zamanda yazgılarını belirleyip şartlandırıyoruz. Bebeklerimizi şişeden sosyalleşmiş insanlar olarak çıkarıyoruz, Alfalar ya da Epsilonlar olarak, geleceğin kanalizasyon işçileri ya da geleceğin..." Geleceğin Dünya Denetçileri diyecekti ama kendini düzeltip, "geleceğin Kuluçka Merkezi Müdürleri olarak," dedi.

İkinci Bölüm
Kitaplar ve şiddetli gürültüler, çiçekler ve elektrik şokları -az da olsa bu kavramlar bebeklerin zihinlerinde birbiriyle ilişkilendirilmişti; aynı ya da benzeri dersler iki yüz kere tekrarlandığında ayrılmaz bir biçimde birleştirilecekti. İnsanın birleştirdiğini ayırmaya doğanın gücü yetmezdi.
"Kitaplara ve çiçeklere, eskiden psikologların 'içgüdüsel' dediği bir nefret besleyerek büyüyecekler. Refleksleri değişmez bir biçimde şartlandırılır. Hayatları boyunca kitaplardan ve botanikten uzakta, güvende olacaklar." Müdür hemşirelere dönüp, "Götürün onları," dedi.

Kır çiçekleri ve manzara seyretmenin önemli bir kusuru var, bedavalar, diye açıkladı. Doğa sevgisiyle fabrikalar çalışmaz.

Üçüncü Bölüm
…yedi yaşlarında bir erkek çocuğuyla bir yaş büyük görünen bir kız çocuğu, keşif çalışması yapan bilim adamları misali' bir ciddiyet ve yoğunlaşma içinde, çocuklara has bir seks oyunu oynuyordu.
Müdür duygulu bir şekilde, "Çok hoş, çok hoş," diye tekrarladı.

…orta boylu, siyah saçlı, karga burunluydu ve delici, karanlık bakışları vardı.

"Denetçi! Ne kadar beklenmedik bir zevk! Çocuklar, ne düşünüyorsunuz? Denetçimiz, Mustafa Mond, Ford hazretleri. "

Mustafa Mond! Batı Avrupa Bölge Denetçisi! On Dünya Denetçisi'nden biri. Onundan Biri...

"Sanırım hepiniz Fordumuzun o güzel, vahiy edilmiş deyişini hatırlarsınız: Tarih saçmalıktır. Tarih," yavaşça tekrarladı, "saçmalıktır."

"Kendi yaşamlarınızı düşünün," dedi Mustafa Mond. "Herhangi biriniz aşılmaz bir engelle karşılaştınız mı?"

Hipnopedya konusunda uzman olan Bernard Marx, Dört yıl boyunca haftada üç gece yüz tekrar, diye düşündü. Altmışikibindörtyüz tekrar, bir tek gerçek yaratıyor. Gerizekâlılar!

Dördüncü Bölüm
Lenina popüler bir kızdı ve öyle ya da böyle asansördeki erkeklerin çoğuyla bir gece geçirmişti.
Selamlarına karşılık verirken, Tatlı çocuklardı, diye düşündü. Sevimli çocuklar!

Beşinci Bölüm
Lenina ve Henry makinelerine atlayıp havalandılar.

Big Henry onbiri yeni vurmuştu. Gece sakin ve ılıktı.

Altıncı Bölüm
Lenina'nın Bernard Marx hakkındaki yargısı, onun tuhaf, gerçekten tuhaf olduğu yolundaydı.

Özgür olmak istemez miydin, Lenina?"
"Ne demek istediğini anlamıyorum…”

Bugün alabileceğin keyfi asla yarına erteleme…

On dakika sonra uygarlığı vahşi yaşamdan ayıran sınırı geçiyorlardı.

Yedinci Bölüm
Neredeyse çırılçıplak bir Kızılderili, bitişik bir evin ilk kat terasında duvara dayalı bir merdivenden çok ağır adımlarla iniyordu…

Yeraltında çalınan flüt sesleri duyuldu ve neredeyse aynı anda, davulların amansız ve durmak bilmez gümbürtüsünde kayboldu. Lenina davulları sevmişti.

Yabancı, hatasız ama tuhaf bir İngilizce'yle, "Selam, iyi günler," dedi. "Siz uygarsınız, değil mi? Diğer Taraftan, Ayrıbölge'nin dışından geliyorsunuz?"
Bernard şaşkınlık içinde, "Sen de kim...?" diye başlayacak oldu.
Genç adam iç geçirerek başını salladı. "Son derece mutsuz bir kişiyim."

Lenina delikanlıya gülümsedi; son derece hoş bir çocuk, diye düşündü…

Sekizinci Bölüm
John yapayalnızdı.
…aşağıya, platonun siyah gölgesine baktı, ölümün siyah gölgesine. Bir adım atması, kendini bırakması yeterli olurdu...

Dokuzuncu Bölüm
(Bernard) Ford hazretlerinin dört numaralı özel sekreteriyle konuşuyordu.
"O iki kişiyi de alıp Londra'ya dönün."

Onuncu Bölüm
“Bay Foster, hiçbir suç, davranış bozukluğu kadar bağışlanmaz değildir. Cinayet sadece bireyi öldürür - sonuçta, birey nedir ki?" Elinin tersiyle, sıra sıra mikroskobu, deney tüpünü ve kuluçka makinesini işaret etti. "Kolayca yeni bir birey üretebiliriz -hem de istediğimiz kadar. Uyumsuzluk, bir tek bireyin hayatından çok daha fazlasını tehdit etmektedir; doğrudan, Toplumun kendisi için bir tehlike oluşturur. Evet Toplumun kendisi için,”

Onbirinci Bölüm
Londra'nın bütün üst sınıf insanları, (…) o muhteşem yaratığı görmek için deli oluyordu.

Mustafa Mond'a yazdığı raporda Bernard şöyle diyordu: "Vahşi, uygar buluşlar konusunda şaşılacak kadar az bir hayret ve hayranlık sergilemektedir. Şüphesiz bunun bir nedeni, asi olan kadından, Linda'dan, daha önce bunları duymuş olmasıdır."

Lenina şanslıydı. Vahşi'nin müthiş şöhretinin büyük bir bölümünü Bernard'la paylaşmış olduğu için, önemsiz kişiliğinden ânın son derece popüler ihtişamını yansıtma fırsatı bulduğu için şanslıydı. Genç Kadınlar Ford Birliği, kendisinden deneyimleriyle ilgili bir konferans vermesini istemişti.

Onikinci Bölüm
Bir dostun temel işlevlerinden biri, vermek istediğimiz, ama düşmanlarımıza uygulayamadığımız cezaları (daha yumuşak ve sembolik bir biçimde) çekmektir.

Vahşi yüksek sesle Romeo ve Juliet'i okuyordu - (sürekli olarak kendini Romeo, Lenina'yı da Juliet yerine koyduğu için) canlı ve yoğun bir coşkuyla okuyordu.

Onüçüncü Bölüm
Vahşi çok alçak bir sesle, "Seni dünyadaki her şeyden çok seviyorum," dedi.

Kandaki ateşe düşen yeminler, saman gibi yanarlar. Nefsine hakim ol, aksi takdirde...

Vahşi dehşet içinde geri çekildi…

Lenina'yı omuzlarından yakaladı ve sarstı. "Orospu!" diye bağırdı. "Orospu! Arsız kaltak!"

Üst tarafı kadın olsa da, belden aşağısı Kentauros'tur. Tanrı mirasıdır belden yukarısı. Altıysa zebaniler mekânı.

Ondördüncü Bölüm
"Umut var mı?" diye sordu.
"Yani, ölmeme umudu mu?" (Vahşi, başıyla doğruladı.) "Hayır, tabii ki yok. Eğer biri buraya gönderilirse, hiç..."

Linda izliyor ve belli belirsiz, anlamaz bir ifadeyle gülümsüyordu.

Koğuşun ucuna ulaştıklarında Linda ölmüştü.

Onbeşinci Bölüm
Ezgili sözcükler, Vahşi'yi alaylı biçimde taklit ediyordu. "Ne muhteşem bu insanoğlu! Hey cesur yeni dünya..."

Linda tüm yaşamını köle olarak geçirmiş ve ölmüştü. Diğerleri özgür yaşamalı, dünya güzelleştirilmeliydi. Bir tür diyet, bir görevdi. Vahşi birden ne yapması gerektiğini anladı.

"O korkunç zehrin hepsini çöpe atın."
"Hepsini çöpe atın" sözcükleri, Deltaların idrak katmanlarını delerek geçip bilinçlerinin özüne ulaştı.
Kalabalıktan öfkeli bir homurtu yükseldi.
Tekrar ikizlere dönen Vahşi, "Sizi özgürlüğünüze kavuşturmaya geldim," dedi. "Sizi..."

"Özgürsünüz, özgürsünüz!" diye haykıran Vahşi, bir eliyle avluya soma fırlatmaya devam ediyor, diğer eliyle de kendine saldıranların tıpatıp suratlarına yumruk atıyordu.

…gaz maskesi takmış, patlak gözlü ve domuz burunlu polisler içeri girdiler.

Polis komiseri, "Sessiz bir şekilde gelecek misiniz, yoksa sizi bayıltmamız mı gerekecek?" diye sordu.
Tehditkâr bir şekilde su tabancasını doğrulttu.
"Ah, sessizce geliyoruz," dedi Vahşi.

Onaltıncı Bölüm
Kitabı eline alıp açtı. HAYATIM VE ESERLERİM, YAZAN FORDUMUZ. Kitap, Detroit'ta Fordgil İlim Yayma Derneği tarafından yayınlanmıştı.

Mustafa Mond üçüyle de el sıkıştı; fakat konuşmasına Vahşi'ye hitap ederek başladı. "Demek uygarlıktan pek hoşlanmadınız, Bay Vahşi," dedi.

“Çelik olmadan araba yaratamazsınız - aynı şekilde, sosyal çalkantı olmadan da trajedi yaratamazsınız. Dünya şu anda istikrara kavuşmuş durumda. İnsanlar mutlu; istediklerini alıyorlar ve ulaşamayacakları şeyleri de asla istemiyorlar. Refahları yerinde; emniyetteler; hiç hastalanmıyorlar; ölümden korkmuyorlar; ihtiras ve ihtiyarlıktan habersiz ve bundan da çok memnunlar; veba gibi bir illet olan anne ve babaları yok; güçlü duygular hissedecekleri eşleri, çocukları ve sevgilileri yok; şartlandırmaları uyarınca davranmaları gerektiği gibi davranmak zorundalar…”

Mutluluk ile eskiden insanların güzel sanatlar dediği şey arasında seçim yapmak gerekiyor…

Onyedinci Bölüm
"Fakat Tanrı, yüce, güzel ve kahramanca olan her şeyin gerekçesidir. Eğer Tanrı'nız olsaydı..."
"Sevgili genç dostum," dedi Mustafa Mond, "uygarlığın kahramanlık ya da yüceliğe hiç ihtiyacı yoktur…”

Onsekizinci Bölüm
Vahşi kaşlarım çattı ve "Ne istiyorsunuz?" diye sordu. Muhabir son derece yılışık bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Evet, şüphesiz okurlarımız son derece ilginç bula..." Kafasını bir tarafa yatırdı, gülümseyişi neredeyse cilveli bir hal almıştı. "Lütfen birkaç şey söyleyin, Bay Vahşi," dedi…

Deha Günlüğü gazetelerinden dört muhabir daha o öğleden sonra feneri ziyaret ettiler ve dozu giderek artan bir şiddetle karşılaştılar.

Surrey Vahşisi gösterime girmişti.

"Gidin buradan!" diye haykırdı.
Maymun-insan konuşmuştu; bir kahkaha ve alkış tufanı koptu. "Aferin Vahşi! Yaşasın, yaşasın!"
Yaygaranın arasında, "Kırbaç, kırbaç, kırbaç!" haykırışlarını duydu.

Ek
Cesur Yeni Dünya Üzerine
İlk olarak 1932'de yayınlanan Cesur Yeni Dünya "F.S. 632'de, bu istikrar yılında" geçmektedir –yani Amerikan araba kodamanı Henry Ford (1863-1947)'un gelişinden 632 yıl sonra…

Dünya Devleti'nin istikrarı, biyolojik mühendislik ve insanı her yönden koşullandırmanın terkibiyle sağlanır.

Çocuklukta edilgen itaatin, maddi tüketimin ve önüne gelenle düşünmeden yatıp kalkmanın erdemleri hipnopedya (uykuda öğretim) yoluyla telkin edilir. İleriki yaşamlarında Dünya Devleti'nin yurttaşlarına ücretsiz somalar, hükümetçe onaylanmış haplar verilir ve sürü halinde Cemaat Terennümleri ve Dayanışma Ayinleri için (ki rutin olarak bir sefahat alemiyle sona ererler) toplanırlar…

Dünya Devleti'nin on bölgesinden her biri Yerel Dünya Denetçisi tarafından yönetilir. 'Ford-hazretleri' Mustafa Mond, Londra merkezli Batı Avrupa bölgesinin Denetçisidir…

Mond'un hemen altında bir Alfa-Artı entelektüeller kastı vardır. Bernard Marx ve Helmholtz Watson bu elitin üyeleridir…

Dünya Devleti'nin sınırlan dışında yaşamasına izin verilen diğer tek insanlar da çeşitli Vahşi Ayrıbölgeleri'nde yaşayanlardır. Kendilerini çevreleyen Fordgil cehennemden elektrikli tellerle ayrıldıkları için vahşiler hâlâ evlenmekteler, sevişip çocuk doğurmakta ve eskisi gibi ölmektedirler. İşte New Mexico'daki Ayrıbölge'yi ziyaret ederken Bernard Marx, John adlı vahşiye rastlar ve onu Londra'ya getirir.

Jonh'ın perspektifinden F.S. 632'nin eksiksiz, totaliter dehşeti teyit edilir.

Türkçeleştiren: Ümit Tosun
İthaki Yayınları (3. Baskı), 2002

1 yorum:

  1. Özet: Yıl Ford’dan sonra 632…
    Londra’daki bilim merkezinin müdürü bir gurup öğrenciye merkezi gezdirir. Müdürün rehberlik ettiği öğrencilere anlattıklarından romanda anlatılan dünyayı öğreniyoruz: İnsanlar burada laboratuvar ortamında, toplumun ihtiyaçlarına göre üretilmektedir. Zekâ gerektiren işler için zeki insanlar, ayak işlerini yaptırmak için ise aptal insanlar üretilir. Üretilen bu insanlar soma adlı bir ilacı düzenli olarak kullanırlar ve bu sayede kendilerini her zaman mutlu hissederler.
    Çocuklara rehberlik görevini bir süre sonra merkezdeki kıdemli görevli Mustafa Mond alır. Söylediğine göre bu dünyadaki en kötü sözcükler anne ve babadır. Şu an sahip oldukları planlı hayattan önce insanlar aşk dedikleri bir duygunun tesiriyle rastgele bir araya gelip, kontrol edilemez bir kaosa neden oluyorlardı. Yeni Dünya’da herkes mutludur. Bunun belki de tek istisnası merkezdeki görevli bilim adamlarından Bernard’dır. Üretim aşamasındayken ona kan sağlayacak olan üniteye çok fazla alkol karıştırıldığı için içe dönük biridir Bernard.
    Bernard, Lenina adlı bir kadına âşıktır. Kadına bir hafta sonu New Meksiko’ya gitmeyi teklif eder, kadın kabul eder ve birlikte yola çıkarlar. Gittikleri yerde bir Kızılderili kabilesi yaşamaktadır. Onların ilkel hayatı Lenina’yı hayretler içinde bırakır.
    Kızılderililerin yağmur dansını seyrederlerken John adlı bir gençle tanışırlar. Genç adam bozuk lisanıyla Shakespeare’e atıflar yaparak konuşur. John, doğum kontrol metodunu ihmal eden Linda’nın normal yolla doğurduğu biridir. John’un babası ise Londra’daki bilim merkezinin müdürüdür. Linda bu ihmali nedeniyle merkezden uzaklaştırılmış ve Kızılderililere katılmak zorunda kalmıştır.
    John da Lenina’ya âşık olur. Bernard bir entrika planı yaparak Mustafa Mond’dan John ve Linda ile birlikte merkeze dönmek için izin ister. Merkeze döndüklerinde müdür, kural dışı ilişkisi ve de oğlu ortaya çıktığı için Merkezden uzaklaştırılır. John, Londra’da insanların ilgisini bir anda üzerine çeker. Linda buradaki insanlara çok yabancı kaldığı için sürekli soma ile uyuşturulur.
    John bu Yeni Dünyanın hedonizminden tiksinir. Annesi, hastaneye kaldırılır (aşırı dozdan dolayı). John hastanede olay çıkarınca tutuklanır. Mustafa Mond, Bernard’ı Falkland adalarına sürgünle cezalandırır. Ardından John’la sohbet eder. John’a Yeni Dünya’yı anlatır. John, dinlediklerinden etkilenmez ve kalabalıktan uzakta, bir deniz fenerinde yaşamaya karar verir. John bu uzak kasabada kendine yeterli bir hayat kurar (ok ve yay yapar, bahçede sebze yetiştirir). Onun bu davranışları insanların ilgisini çeker. İnsanlar onu görmeye giderler. Kalabalık ziyaretçiler John’u bunaltır. Lenina’yı da bu kalabalığın arasında görünce iyice zıvanadan çıkar; eline geçirdiği kırbaçla Lenina’ya vurup kadını öldürür. Sonra da hissettiği vicdan azabına dayanamayarak kendini asar.

    YanıtlaSil