8 Ekim 2019 Salı

Beyaz Geceler


Dostoyevski - Beyaz Geceler

Birinci Gece
Sevgili okuyucum, o öylesine güzel bir geceydi ki, böylesini ancak gençliğimizde görebiliriz!

Sabahın ilk saatlerinde bunaltıcı, tuhaf bir can sıkıntısı doldurmuştu yüreğimi.

Benim gibi yalnız bir adamı, herkes terk ediyormuş, herkes benden kaçıyormuş gibi bir duygu vardı içimde.

…nerdeyse, sekiz yıldır, yaşadığım şu Petersburg kentinde bir tane bile tanıdık edinemedim.

Petersburg'da herkes ya yazlıklarına gitmişti, ya da yeni gidiyordu.

…o kadar çok gezdim, dolaştım ki, sonunda her zamanki gibi, nerede olduğumu unutarak birdenbire kendimi kentin çıkış kapısında buldum.

Petersburg kırlarında insana dokunan, ama ne olduğu anlaşılmayan bir şey vardır. Bazen yalnızca acıyarak bazen de hiç farkına varmadığımız, cılız, hastalıklı bir genç kızı, ama bir gün, beklemediğimiz bir anda, birdenbire değişerek anlaşılmayan bir güzelliğe bürünen bir kızı anımsatır Petersburg kırları.

…eve yaklaştığım sırada saat 10'u gösteriyordu. Eve giden yol kanalın kıyısından geçer, bu saatte burada in cin top oynar.

Yürürken bir yandan da şarkı söylüyordum, çünkü mutlu olduğum zamanlar kendi kendime bir şeyler mırıldanırım. Hiçbir dostu, arkadaşı olmayan, sevinçli anlarında sevincini kimselerle paylaşamayan herkes aynı şeyi yapmaz mı? Birden beklemediğim bir şey çıktı karşıma. Rıhtımın korkulukları ve korkuluklara yaslanmış duran bir genç kız vardı önümde…

Ayak seslerimi işitmemişti, soluğumu tutup yüreğim küt küt atarak yanından geçtiğim halde dönüp bakmadı bile. "Tuhaf, ne kadar da dalmış" demeye kalmadı, kızın boğuk hıçkırıklarını işiterek yerimde donakaldım.

Hemen ona doğru dönüp tam "Hanımefendi!" diye konuşmaya başlayacaktım ki, bu sözün Rus yüksek sosyetesini anlatan romanlarda binlerce kez kullanıldığını anımsayarak dilimi tuttum.

Karşı kaldırımda, yabancı kadının biraz gerisinde, frak giymiş oturaklı bir adam belirdi,

Adamın bir anda ileri doğru atılmasıyla, burnunun doğrusuna kızın arkasından seğirtmesi bir oldu.

Kendimi bir anda karşı kaldırımda buldum.

- Koluma girin, dedim kıza. Artık sataşmayı göze alamaz. Korkudan, heyecandan titreyen kolunu bana verdi. Ey, belalı adam! O anda sana ne kadar dua etsem azdır.

Hâlâ çekingenliğim geçmedi. Düşte gibiyim, bir kadınla konuşacağımı düşümde bile görsem inanmazdım.
- Nasıl! Siz ne diyorsunuz!

- Peki, peki! Söyleyin bakalım, benim... Nasıl söyleyeyim, dostluğa ve ilgiye değer bir kız olduğumu nerden anladınız?
- Niçin mi? Çünkü yalnızdınız, o adamın gözü dönmüştü, üstelik geceydi. Bunun benim yönümden bir görev olduğunu kabul edin...
- Ama hayır, daha önce, yolun karşı kaldırımında... Daha orada bana yaklaşmak istemiştiniz, öyle değil mi?

- Yarın buraya geleceğim. Beni bağışlayın, bunu sizden istiyorum...
Yarın buraya, hem de tam buraya, tam bu saatte geleceğim…

Ne olur, lütfen şimdi söyleyeceğimi yapın, size bütün içtenliğimle bildiririm: Sakın bana âşık olmayın.

Kızın küçücük elini yakaladım.
- Yemin ederim!

Sözünüzü tutacaksınız, değil mi?

İkinci Gece
Size karşı küçük bir kız çocuğu gibi, toycasına davrandım. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki, bütün bunların nedeni yüreğimin yufka oluşudur.
…bu yanlışımı düzeltmem için sizi inceden inceye öğrenmeye karar verdim. Sizi bir başkasından soramayacağıma göre de, kendinizi bana siz anlatacaksınız…
Yaşamöykünüzü bir an önce dinlemek istiyorum.
- Yaşamöykümü mü? Benim öyle bir şeyim yok...
- Yaşamöykününüz olmadığına göre nasıl yaşadınız öyleyse?
- Yaşamımda anlatılacak ne olabilir ki! Ben kendi kendime, yalnız yaşamış bir adamım. Evet, yalnız, yapayalnız... Siz "yalnız"ın ne demek olduğunu bilir misiniz?

- Dinleyin, benim nasıl bir adam olduğumu öğrenmek ister misiniz?
- İsterim ya...
- Peki öyleyse, ben bir tipim.

Tip, herkesten farklı, gülünç adam demektir.

Hayale dalmak bazen çok iyi şeydir.
Kızın yüzü birden durgunlaştı:
- Ama her zaman değil, dedi. Hele insanın düşünecek şeyi olursa.

Adım Nastenka.

Bir hayalciyi eni konu tanıtmak istersek, ona cinsiyeti olmayan yaratık da diyebiliriz. Çoğunlukla insan ayağı değmeyen kuytulara yerleşir hayalci, gün ışığından kaçıyormuş gibi bir hali vardır.

Yedi mühürlü bir küpün içinde bin yıl hapis kaldıktan sonra mühürleri sökülüp dışarı salınan Hazreti Süleyman'ın ruhunu taşıyormuşum gibi bir duygu içindeyim. Uzun bir ayrılıktan sonra size kavuşunca (çünkü, Nastenka sizi çoktandır tanıyorum, çünkü böyle birini yıllardır arıyordum; aradığım kimse sizsiniz, karşılaşmamız alnımıza yazılmış), ruhumda birdenbire binlerce kapak açıldı ve şimdi konuşma seli halinde boşalıyorum, yoksa boğulurum, sevgili Nastenka.

…beni anlayacak bir kimsenin çıkacağını sanmadığım için, söyleyeceklerimin hepsini kitaptan okur gibi anlatmaya karar vermiştim. Ama şimdi kendimi tutamayarak boşuna içimi dökmüştüm. Ne tuhaftır, Nastenka'dan ses çıkmıyordu. Biraz sonra yavaşça elimi sıktı, ürkek bir ilgiyle sordu:
- Bütün yaşamınızı gerçekten hep böyle mi geçirdiniz?
- Evet, Nastenka, hep böyle... Sonuna kadar da böyle gidecek gibime geliyor.

Hayaller içinde geçirilen gecelerden sonra ayılmanın, gerçek dünyaya dönmenin ne kadar korkunç olduğunu bilemezsiniz.
…karanlığın, düşüncenin tutsağı olan hayal bıktırıcıdır, uçup gitmeye hazır oluşu yanında, aşağılık bir tekdüzeliği vardır.

Hayalci, boşu boşuna külleri karıştırarak köz arar gibi, soğuyan yüreğini ısıtacak ateşi yakmak için eski hayalleri arasında bir kıvılcım arar.

…ruhumu okşadığı için anımsamayı sevdiğim şeylerin eski duygularımın -kısır, saçma hayallerimin- yıldönümlerini kutluyorum artık.

Arada bir kendime "Hayallerin nerede?" diye sorarım. Ama başımı sallayıp, "Yıllar ne çabuk geçiyor!" demekten başka çarem olmaz.

"Peki, yıllarını ne yaptın? Hayatının en iyi yıllarını nereye gömdün?.. Yaşadın mı, yoksa yaşadığını mı sanıyorsun?" İçimden bir ses yükselir: "Bak çevrende her şey nasıl gittikçe soğuyor?

Nastenka'nın Öyküsü
- Öykümün yarısını, yani bir ninemin olduğunu biliyorsunuz...
Bana Fransızca öğretti, öğretmen tutup ders aldırdı.
Bir keresinde ninemi kandırmak istedim. Fiyokla'yı yerime oturttum. Fiyokla hizmetçimizdir, kulakları işitmez. Neyse, kadın iskemleme oturdu. Ninem koltuğunda uyuklarken ben de yakınımızdaki bir kız arkadaşımı görmeye gittim.
O gün işittiğim azarları bir ben bilirim.
…yeni kiracımız genç bir adamdı.

Ninem her şeyi öğrenmek istiyordu.
"Peki, görünüşü nasıl? Yakışıklı bir adam mı?"
Ben gene doğruyu söyledim:
"Evet, nineciğim, yakışıklı.."
"Demek daha çekeceklerim varmış! Bak, kızım, sonra 'ninem söylemedi' deme, sen beni bil, bu adama gönül verme!

Bir gün kiracımız Fiyokla ile haber gönderdi. Fransızca bir sürü kitabı varmış,

"Walter Scott'un romanları hepsi de nineciğim."
"Walter Scott'un romanları mı? Bunda bir dalavere olmasın?

Bugün operaya, Sevil Berberi için loca aldım. Arkadaşlarla gidecektik ama işleri çıkmış, gelemiyorlar. Bilet elimde kaldı."
Ninem sevinçle:
"Sevil Berberi mi?" diye sordu.

"Bu gece gitmek ister misiniz? Biletlerim yanmasın bari."
Ninem kabul etti:
"Hay hay, gidelim.

Kiracımız temsil boyunca, bana öyle okşayıcı gözlerle bakıyor, öyle güzel konuşuyordu ki, gündüz bana operaya gitmeyi yalnızca beni tanımak için önerdiğini hemen anladım.
O geceden sonra bize sık sık geleceğini sanıyordum, oysa hiç de öyle olmadı. Neredeyse gelip gitmeyi iyice kesecekti. Ayda bir, o da bizi operaya götürmek için kapımızı çalıyordu.
Sonunda öyle zayıfladım ki, neredeyse yatağa düşecek duruma geldim.

Tam geçen yılın mayısında kiracımız bize gelerek, nineme buradaki işlerini bitirdiğini, bir yıllığına Moskova'ya gideceğini söyledi.

Peki, şimdi ben ne yapacaktım! Düşündüm, taşındım, en sonunda kararımı verdim.

Bütün giysilerimi birkaç kat çamaşırla birlikte bir bohçaya koydum, bohçayı elime alarak yukarı, kiracının odasına doğru yürüdüm.

İki gözüm iki çeşme ağlamaya başladım. Bir anda her şeyi anlamıştı.

"Bakın, Nastenka", diye başladı konuşmaya, "Ben yoksul bir adamım. Ne param pulum, ne de doğru dürüst bir işim var. Evlenirsek size nasıl bakarım?

…isterse onunla birlikte Moskova'ya gelebileceğimi söyledim. Onsuz yaşayamayacağımı da ekledim.

"Sevgili Nastenka, benim iyi yürekli kızım; dinleyin beni. Size yemin ederim, bir gün evlenecek duruma gelirsem, yaşamımın biricik mutluluğu siz olacaksınız. Şimdi Moskova'ya gidiyorum, orada bir yıl kadar kalacağım. İşlerimi düzene koyacağımı umuyorum. Döndüğüm zaman beni unutmamış olursanız evlenir, mutlu oluruz. Ama şimdi olmaz…”

Bunları söyledikten sonra da ertesi gün çıktı gitti.

Bir yıl doldu, kendisi tam üç gündür burada.

- Hâlâ da ortalarda yok! Hiçbir haber alamıyorum.

Sonunun böyle bitmesini hiç beklemiyordum.
Ürkek, sıkılgan bir sesle:
- Nastenka, Tanrı aşkına ağlamayın, dedim. Nereden biliyorsunuz, belki daha gelmemiştir...

- Hayır, biliyorum, o burada. Gitmeden önceki gece sözleşmiştik. Neler konuştuğumuzu anlattım size. İşte o gün buraya, tam bu rıhtıma gezmeye çıkmıştık. Bu kanepede oturuyorduk, saatin onuydu.

- Ah, benim iyi yürekli Nastenkam! diye sözünü kestim. Doğru düşünmüyorsunuz. Madem size söz vermiş, öyleyse onu aramaya hakkınız var.

Öyleyse sıcak bir mektup yazın.
O anda da elime bir zarf tutuşturduğunu hissettim. Önceden yazılıp hazırlanmış, zarfının ağzı kapatılmış bir mektuptu bu.

Rosina!

Üçüncü Gece
Bugün yağmurlu, iç karartıcı, kederli bir hava var, tıpkı gelecekteki yaşlılığım gibi.

Boşu boşuna bekledikten sonra adam gelmeyince, Nastenka somurttu, ürktü, korkuyla içine kapandı.

Benden tam bir saat önce gelmişti.
İlkin her şeye, her sözüme kahkahalarla gülüyordu. Bir aralık sustuğumu görünce:
- Niçin bu kadar sevinçli olduğumu biliyor musunuz? dedi. Size bakmak neşemi artırıyor. Sizi bugün öyle seviyorum ki!
- Öyle mi? dedim.
Yüreğim hızla çarpmaya başlamıştı.
- Bana âşık olmadığınız için çok seviyorum sizi.

Ben evlendikten sonra gene dost, kardeşten daha yakın iki dost olacağız. Sizi hemen hemen onun kadar seveceğim...
O anda korkunç bir hüzün duydum, gene de, nedense içimden gülmek geldi.

- Size bugün neler olduğunu anlatayım mı? diye başladım.

- Önce, verdiğiniz işi yaptım. Ahbaplarınıza gidip mektubu bıraktım.

- Bakın, size ne söyleyeceğim: Bana âşık olmadığınız için biraz üzülüyorum. İnsanoğlu ne anlaşılmaz yaratık, değil mi?

- Sizi düşünüyorum da, ne kadar iyi bir insan olduğunuzu anlamamak için taş olmak gerek, dedi. Biliyor musunuz, aklıma ne geldi? Aranızda bir karşılaştırma yaptım. Niçin o siz değilsiniz? Niçin o size benzemiyor?.. Onu daha çok sevmekle birlikte, siz daha iyisiniz.
Yanıt vermedim.

(Nastenka) Niçin insanlar birbirlerine karşı açık yürekli davranmıyorlar? Neden en iyi insan bile karşısındakinden bir şeyler gizliyor, bütün düşündüklerini açıklamıyor? Sözlerimizin yabana atılmadığını bildiğimiz zamanlar bile neden içimizden geçenleri olduğu gibi söylemiyoruz? Neden herkes olduğundan sert görünmek istiyor? Duygularını hemen açığa vurursa altta kalacakmış, küçük düşürülecekmiş gibi bir korkuya kapılıyor?

- Söylemek istediğim şu ki, bana karşı beslediğiniz duygulardan dolayı size müteşekkirim... Tanrı sizi mutlu kılsın!
Bir gün severseniz, sevgilinizle mutlu olmanızı dilerim. Seveceğiniz kız için böyle bir dileğim yok, çünkü sizinle nasıl olsa mutlu yaşayacak. Bunu bilerek söylüyorum, ben de bir kadınım, öyleyse sözlerime inanın...

- Evet, anlaşılan bugün gelmeyecek! Vakit oldukça geçti, dedi.
İnandırıcı, kesin bir sesle:
- Yarın gelir, dedim.

Aydınlık gözlerini gözlerime dikerek elini uzattı.
- Artık her zaman birlikte olacağız, değil mi?
Ah, Nastenka şu anda duyduğum yalnızlığı bir bilsen!

Dördüncü Gece
Tanrım, her şey böyle mi bitecek, sonunda bu mu olacaktı?
Yanına iyice sokulduğum halde fark etmedi beni.

- Eh, ne yapalım! Yapılacak bir şey yok, dedi. Demek benden yüz çevirdi.

- Nastenka! Nastenka! diye haykırdım. Bana işkence ediyorsunuz! Yüreğimi parçalıyor, ölüm azabı çektiriyorsunuz! Her şeyi içime atamayacağım artık! İçimde birikenleri konuşmadan edemeyeceğim. Bunları söyledikten sonra yerimden doğruldum. Nastenka elimi eline aldı, yüzüme şaşkın şaşkın bakıyordu.
- Size ne oldu? dedi en sonunda.
- Neymiş o söyleyecekleriniz?
- Olmayacak bir şey, ama sizi seviyorum Nastenka! İşte hepsi bu kadar!

- Ne olmuş ki? Bir şey mi var bunda? Sizin beni sevdiğinizi çoktandır biliyor, ama böyle derinden değil de, biraz sevdiğinizi sanıyordum... Demek durum bambaşka!
- Baştan da öyleydi, Nastenka, fakat şimdi, şimdi... Sizin ona bohçanızla gittiğiniz zamanki gibiyim ben de. Hatta daha da kötü, Nastenka.

- Şimdi ne yapayım, Nastenka? Hadi siz söyleyin! Suçlu olduğumu biliyorum. Güveninizi kötüye kullandım. Ama hayır, Nastenka, suçlu değilim ben.

Belki benim de size söyleyeceklerim var. (Sizi hiç aldatmak istemem), onu hâlâ sevmeme karşın, madem beni bıraktı, unuttu... Evet madem... şey... Bana yanıt verin: Diyelim, ben de sizi sevmiş olsaydım…

Onu seviyorum, ama geçer bu, geçmesi gerek, geçmemesi olanaksız.
Sonra, siz beni onun gibi yüzüstü bırakmadınız. Çünkü beni seviyorsunuz, ama o sevgi nedir bilmedi. Ben de, ben de seviyorum sizi. Hem de sizin beni sevdiğiniz kadar... Size önce de söylemiştim; ondan daha iyi, daha soylu olduğunuz için seviyorum sizi. Çünkü o...
Zavallı kızın heyecanı son derecesini bulmuştu. Sözlerini bitirmeden başını omzuma, sonra göğsüme koydu; acı acı ağlamaya başladı.

- Sakın beni hoppa, gelgeç gönüllü bir kız sanmayın. Bu kadar kolay unutup ihanet edeceklerden değilim.

Beni her zaman şimdiki gibi severseniz, yemin ederim, şükranım... Şey... Aşkım sizin aşkınıza layık olacaktır. Elimi kabul ediyor musunuz?

Yarın siz hemen bize taşınmalısınız.

Göğe bakın, Nastenka. Yarın çok güzel bir hava olacak, gökyüzü masmavi, ay pırıl pırıl.

Ama Nastenka buluta bakmıyordu. Konuşmadan, taş gibi kaskatı, yanımda dikiliyordu. Biraz sonra ürkek, çekingen bir hareketle bana sokuldu. Elimde tuttuğum eli titremeye başladı. Bana daha çok yaslandı.
O sırada önümüzden genç bir adam geçmekteydi. Genç adam hizamıza gelince birden durdu, yüzümüze dikkatle baktı, sonra birkaç adım daha attı.

- Kim bu adam, Nastenka, diye sordum.
Bana iyice sokulmuştu, zangır zangır titriyordu.
- O... diye fısıldadı.

- Nastenka! Sen misin, Nastenka? dediğini işittim.
Aynı anda genç adam bize doğru birkaç adım ilerledi. O ne çığlıktı Tanrım!.. Ya Nastenka'nın ürpermesi, kollarımdan sıyrılarak adama doğru atılması! Olduğum yerde kaskatı kesilmiş, onlara bakıyordum.

Sabah
Gecelerim o sabah bitti.

- Postacı sana bir mektup getirdi, bey.
- Mektup mu? Kimden?

Bir düş, bir hayaldi bu. Bugün sizi düşündükçe içim parçalandı. Beni bağışlayın!

Türkçeleştiren: Mehmet Özgül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder