19 Ekim 2019 Cumartesi

Son Yüzyılda Türk Güreşi


Son Yüzyılda Türk Güreşi

M. Murat İğrek - Ata Karataş, Step Ajans, 2000, İstanbul

Kazım Ayvaz
Olimpiyat Şampiyonu (1964)
Dünya Şampiyonu (1958-1962)
Hani insan vardır ya sürekli olarak birinci olmak ister ve hep onun için çalışır. Ne zaman ikinci olsa veya olacağını anlasa bırakır gider iltifat bile etmez. İşte Türk güreşinde bu isimlerden birisi de Kazım Ayvaz'dır.
Kazım Ayvaz 1938 yılında İstanbul Küçükmustafapaşa'da dünyaya geldi. Rizeli bir ailenin çocuğu olması hasebiyle güreşten çok denizi ve denizciliği seven biri isim olarak anılan Ayvaz yaşı küçük olduğu için 1956 Melbourne Olimpiyatları'na götürülmedi. Ancak iki sene sonra yapılan dünya şampiyonasında birincilik kürsüsünde Kazım Ayvaz'ı çıktı. Budapeşte'de yapılan şampiyonada 73 kiloda mücadele eden Ayvaz sırasıyla İsveçli, Bulgar güreşçileri yenerken Finlandiyalı güreşçiye yenildi. Ardından Çek rakibini yenen Ayvaz Rus güreşçiyi de yenerek maçlarını tamamladı ve sıkletinde birinci olarak ilk altın madalyasını kazandı.
1959 yılında İstanbul'da yapılan Balkan Şampiyonası'nda hem greko-romende hem de serbestte mücadele eden Kazım Ayvaz her iki stilde de 73 kiloda altın madalya kazandı. 1960 Roma olimpiyatlarında bir üst sıklette götürülen Kazım Ayvaz burada iyi başladı. Sırasıyla İtalyan, Lüksemburglu, İranlı, Çek rakiplerini yenen Kazım Ayvaz daha sonra Polonyalı güreşçi ile berabere kalınca altın madalya şansını kaybetti. Bu moral bozukluğu ile çıktığı bronz madalya mücadelesinde de başarılı olamayarak Bulgar güreşçiye yenildi ve dereceye giremedi.
Daha sonra 1962 Toledo Dünya Şampiyonası gelip çattığında Kazım Ayvaz çok sevdiği denizden gelerek milli takım kampına katıldı. Bu sefer üst sıklette değil de kendi sıkletinde mücadele eden Kazım Ayvaz yine madalya aldı. ilk olarak Danimarkalı güreşçiyi yenen Ayvaz daha sonra Bulgar, İranlı ve Mısırlı güreşçileri yenerek finale yükseldi. Finalde Rus rakibini sayı ile yenen güreşçimizin madalyasının rengi diğer yarıfınal maçında alınan sonuç tuş olmayınca altın oldu. Bu madalya ile Kazım Ayvaz ikinci dünya şampiyonluğunu kazandı ve sıraya olimpiyatı aldı.
Türk güreşinde greko-romen stilde uzun sürecek olan hasretin başlangıcı 1964 Tokyo Olimpiyatları. Bu olimpiyatlarda ülkemize altın madalya kazandıran isim olan Kazım Ayvaz 28 sene süreyle greko-romende son olimpiyat şampiyonumuz olarak anıldı. Şampiyona öncesi kampta yapılan seçmelerde Adil Güngör ile mücadele etti ama üstünlük sağlayamadı. Zamanın yetkililerinin de baskısı ile iki dünya şampiyonluğu bulunan Kazım Ayvaz 70 kiloda milli takımda yer alma hakkın kazandı.

Tokyo'da ilk olarak Mısırlı, sonra Rus güreşçileri yenen Ayvaz, Romen güreşçi ile berabere kaldı. Hemen sonra Bulgar rakibini yenerek diğer maçları beklemeye başladı. Finalde Japon güreşçiyi de yenme başarısı gösteren Kazım Ayvaz böylece adını tarihe yazdırmayı başardı.
"Hayatımın en büyük gayesi olimpiyat şampiyonluğudur" diyen Ayvaz bunu elde edene kadar bir çok fedakarlıklar yaptığını ve semeresini aldığını anlatırken daha sonra katıldığı şampiyonalarda bir başarı gösteremedi ve 1968 Meksico Olimpiyatları sonrasında faal güreş hayatını noktaladı. Kendisine milli takımda hocalık teklif edilmesine rağmen bunu kabul etmeyen Kazım Ayvaz daha sonra İsveç'e yerleşerek antrenörlük yaptı ve hayatının geri kalan kısmını burada sürdürdü (s. 178-179).

Mehmet Akif Pirim
Olimpiyat Şampiyonu (1992)
Türk milletinin 24 yıllık olimpiyat şampiyonluğu, greko- romenin ise 28 yıllık hasretini dindiren kabına sığmayan bir şampiyon olarak adını tarihe yazdırmasının yanında 1993 yılında doping yüzünden aldığı iki yıllık ceza ile güreşten uzak kalan bir isim Mehmet Akif Pirim.
1968 yılında Rize'nin Pazar ilçesinde dünyaya geldi. Bir yanda okula devam ederken diğer yanda da güreşçi olmanın hayallerini yaşamaya başlayan M. Akif Pirim 17 yaşında güreşe başladı.
M. Akif Pirim, Halk Bankası Güreş Takımı, Çay-Kur Rizespor derken güreşe ısınmasına sebep olan ve bulunduğu dönemde de olimpiyat şampiyonu olduğu TMO kulübünde değişik sıkletlerde güreşti. Özellikle ayakta bele girmesi ve akabinde künde atmasıyla rakiplerinin korkulu rüyası olan Pirim ilk başarısını 1990 sonrasında elde etmeye başladı. 1991 yılında yapılan Türkiye şampiyonasında 57 kilodan 62 kiloya çıkmasının ardından aynı yıl yapılan Akdeniz Oyunlarında mücadele eden Pirim orada şampiyon olurken gelecek için iyi sinyaller vermeye başladı. Hemen akabinde yapılan dünya şampiyonası Pirim için adeta şahlanma olurken bir anlık talihsizlikle madalyayı kaçırdı. Özellikle zamanın milli takım teknik direktörü Genadi Sapunov'un da yakından ilgilendiği bir isim olan Pirim bunun semerelerini toplamasını bildi.
Bulgaristan'ın Varna şehrinde yapılan dünya şampiyonasında mindere çıkan Pirim bütün rakiplerini yenerek finale kadar yükseldi. Finalde güreşçimizin rakibi uzun süre çekişeceği Rus Martinov ile karşı karşıya geldi. Her iki güreşçinin de amacı dünya şampiyonluğu idi ama talih Rus'tan yana güldü ve güreşçimiz minderden 2-1 yenik ayrılarak rövanşı beklemeye başladı.
1992 yılında İspanya'nın Barcelona şehrinde yapılan olimpiyat oyunlarında güreş milli takımımızın hedefi madalya idi. Ancak genelde 24 greko-romende ise 28 senedir altın madalyaya hasret takımda herkes suskundu. Maçlar başladığında 62 kiloda tam bir fırtına yaşandı. Pirim ilk turda Kübalı güreşçiyi 8-0 ikinci turda İsveçli güreşçiyi 5-0 yendikten sonra Bulgar rakibini zorda olsa 2-1 yendi ve grup finalinde Macar güreşçi karşısına çıktı ama zorlanmadan bu maçı 5—1 'le geçerek finale adını yazdırdı.
Herkes susmuş ve maçı beklerken 1991 yılında yenildiği Rus rakibi kendisini küçümsüyordu. Herkes dört sene önce gelen gümüşün aynısı mı? gelecek diye bekliyordu. Ama Pirim Rus ile adeta köşe kapmaca oynamaya başladı. Martinov'u yerden yere vururken, Rus güreşçi adeta minderin altına kaçmak için yer arıyordu ve müsabaka 13-2 bittiği zaman altın hasreti de bitmiş oldu.
1993 yılana girildiğinde dünya artık 62 kiloda Mehmet Akif Pirim adını ezberlemeye hazırlanıyordu. Önce Akdeniz Oyunları'nda gelen madalyanın ardından gelinen Avrupa Şapiyonası'nda Pirim'in dopingli çıktığının açıklanması tüm Türkiye'de büyük bir hayrete yol açtı. Pirim İstanbul'daki şampiyonada Avrupa üçüncülüğünü yakalamasına rağmen doping olayı sebebiyle madalyası elinden alındı.
Pirim bu olay sebebiyle FİLA tarafından büyük bir cezaya çarptırıldı. Yapılan açıklama Türk güreş camiasında bir şoka sebebiyet verdi çünkü verilen ceza dört yıl süreyle güreşten men cezasıydı. M. Akif Pirim için yapılan girişimler sonuç verdi ve zamanın federasyon başkanı İsmail Demirci'nin de bastırmasıyla ceza iki yıla indirildi, ve pirim 1995 yılından itibaren tekrar faal olarak güreşe döndü.
Uzak kaldığı dönemlerde güreşten kopmayan güreşçimiz hocalarının da desteği ile yeniden milli takım kamplarına alınırken 1995 yılında vatani görevini yaptığı esnada yapılan Askeri Olimpiyatlar'da ülkemize bir altın madalya daha kazandırdı. Aynı yıl katıldığı Avrupa ve dünya şampiyonalarında dereceye giremedi.
1996 yılı M. Akif Pirim için tam bir toparlanma senesi oldu. Bu sene yapılan ve olimpiyat barajı olan Macaristan'daki Avrupa şampiyonasında beşinci olarak olimpiyat barajını aşarken olimpiyatlarda hakem oyunlarının kurbanı oldu. Grup finaline kadar bütün rakiplerini yenen Pirim Bulgar ile yaptığı müsabaka 1-1 sona ermesine rağmen hakemlerin taraflı tutumu sebebiyle Bulgar güreşçi galip ilan edildi ve Pirim'in final hakkı yendi. Pirim üçüncülük maçını kazanarak ikinci olimpiyat madalyasının rengini bronz olarak belirledi.

Olimpiyatlar sonrasında sıkletlerin değişmesi ve alt sıkletten gelen Şeref Eroğlu'nun da sıkıştırmasıyla 63 kiloda tam bir kaos yaşandı. Yıllarca Şeref Eroğlu'nu 57 kiloda tutan zihniyet bir anda onu bırakınca 63 kiloda problem yaşanmaya başladı. Her iki güreşçi arasında yaşanan tatsız olaylar medyaya yansıdı ve iki güreşçi birbirine adeta düşman kesildi. Zaman zaman yaptıkları maçlar adeta birer savaşı andırırken hocaların tercihi daha genç olan Şeref Eroğlu'ndan yana oldu. 1997 yılında Akdeniz Oyunları'nda birinci olan Türkiye'nin ilk üniversite mezunu güreşçisi M. Akif Pirim bir türlü milli takıma giremeyince çareyi Azerbaycan adına güreşmekte buldu (s. 188-190).

1964 olimpiyatları ülkemize göre dünyanın bir diğer ucu sayılabilecek olan Japonya'nın Tokyo şehrinde yapılırken; güreşte yine iki madalyamız vardı. Ancak bu sefer hem serbestte hem de greko-romende birer altın alabildik. Serbestte altın madalyamızı bir önceki olimpiyatta ikinci olan 78 kiloda İsmail Oğan kazandırırken; greko-romende yıllar sürecek hasretin başlangıcı olan son altın madalyayı ise 70 kiloda Kazım Ayvaz kazandırdı (s. 51).

1962 dünya şampiyonaları Kanada'nın Toledo şehrinde yapıldı. Bir önceki sene hiç altın madalya kazanamayan güreşçilerimiz, bu sefer serbestte bir, greko-romende ise iki altın madalya kazanma başarısı gösterdiler. Greko-romende; Kazım Ayvaz ve Tevfık Kış, altın madalyayı ülkemize getiren isimler olurken, serbestte ise altın madalyayı Hüseyin Akbaş kazandı. Bu şampiyonalarda Hasan Güngör gümüş madalya, Burhan Bozkurt, Rıza Doğan, Yavuz Selekman, Satılmış Tektaş ve İsmet Atlı da bronz madalyaların sahipleri oldular (s. 56-57).

1992
Bir sene önce dünya şampiyonasında Rus Sergeyi Martinov karşısında minderden yenilgi ile ayrılan ve dünya ikincisi olan Mehmet Akif Pirim, Barcelona'da adeta parladı. Pirim; bütün rakiplerini yenerek finale kadar yükselirken, finalde karşısında bir önceki sene yenildiği Rus güreşçi vardı ve kesin favori olarak gösteriliyordu. Pirim maça başlar başlamaz künde ve çırpmalarla rakibini öyle bir sürklase etti ki; bütün güreş kamuoyu bu maçı günlerce konuştu. Pirim minderden 13-2 galip ayrılırken Türkiye'nin de genelde 24, greko-romende ise 28 yıllık altın hasreti sona erdi.
Pirim'in bu madalyasının yanında serbestte Kenan Şimşek ve greko-romende ise kontenjandan Barcelona Olimpiyatları'na katılma hakkı kazanan Hakkı Başar, finale kadar gelme başarısı gösterdiler. Ancak her iki güreşçide finalde yenilerek gümüşle yetinmek zorunda kaldılar. Olimpiyatlarda ayrıca 100 kiloda Ali Kayalı Türkiye'ye serbestte bir bronz madalya kazandırdı (s. 83-84).

1993
Bu şampiyonada Hakkı Başar ile M. Akif Pirim sıkletlerinde bronz madalya kazanırlarken; daha önce değindiğimiz doping olayı yüzünden M. Akif Pirim'in madalyası elinden alınınca bir bronz ile iktifa ettik. Türkiye bu şampiyonada bir gümüş bir de bronz madalya ile takım sıralamasında ancak altıncı olabildi (s. 85).

1996
Müsabakalar ilk olarak greko-romen stilde yapıldı. Türkiye bul edilen Hamza Yerlikaya ile olimpiyat şampiyonluğunu eline geçirirken bir önceki olimpiyat şampiyonu M. Akif Pirim de ilk maçında hakem oyunları ile Bulgar güreşçiye yendirilmesine rağmen üçüncü oldu. Bu şampiyonada ayrıca Hakkı Başar da güzel maçlar yaparken ancak beşinci olabildi (s. 92).

1997 yılına girildiğinde Türk güreşi için hiçte iyi olmayan bir çatışma yaşandı. İki şampiyon isim olan M. Akif Pirim ile Şeref Eroğlu artık yenilenen sıklet olan 63 kiloda mücadele edeceklerini açıkladılar. Yıllarca Akif Pirim olmadığı dönemde 57 kiloda tutulan Eroğlu artık bu kiloda duramayacağını belirtirken iki güreşçi birbirine düştü. Ancak turnuvalarda Eroğlu, Pirim'e üstünlük sağlayınca artık bu mayonun sahibi oldu (s. 226).

Müessese kulüpleri içerisinde güreşen birçok sporcu ülkemize büyük başarılar kazandırmıştır. Hatta 1992 yılında olimpiyat şampiyonluğunu kazanan M. Akif Pirim de TMO Kulübü'nde çalışırken bu başarısını gösterdi (s. 252).

Mithat Bayrak
1956
1956 Melbourne Olimpiyat Oyunları'nda serbestin geleneği bozulmazken, greko-romende buna iştirak etti ve madalya sayımız üç oldu. 57 kiloda Mustafa Dağıstanlı ve ağırda Hamit Kaplan serbestin altın adamları olurken greko-romende tek altın 73 kiloda Mithat Bayrak'tan geldi. Melbourne'de serbestte İbrahim Zengin gümüş, Hüseyin Akbaş bronz madalya kazandı. Greko-romende ise Rıza Doğan gümüş, D. Ali Eğribaş ise bronz madalya elde ettiler. Türk güreşçileri Melbourne Olimpiyatları'na toplam 15 güreşçi ile iştirak etti (s. 49).

Roma 1960
Serbest: 52 kg: Ahmet Bilek, 62 kg: Mustafa Dağıstanlı, 79 kg: Hasan Güngör, 87 kg: İsmet Atlı,. Greko-Ronıen: 62 kg: Müzahir Sille, 73 kg: Mithat Bayrak ve 87 kg: Tevfık Kış. Bu olimpiyatlarda gümüş madalyalar serbestte İsmail Oğan ile Hamit Kaplan'dan geldi (s. 51).

Mithat Bayrak
Olimpiyat Şampiyonu
(1956-1960)
Bir türlü kilolarından dolayı problemlerini halledemeyen ve kendisine hiç şans tanınmadığı halde herkesi yanıltarak şampiyon olan bir isim Mithat Bayrak.
Türk güreş tarihinde olimpiyatlarda greko-romen stilde iki altın madalyayı kazandıran ilk ve tek isim olarak tarihe geçen Mithat Bayrak 1929 yılında Adapazarı'nda dünyaya geldi. Döneminde güreş yapan Kazım Ayvazla sürekli rekabet halinde olan bu sebeple de kilo yükselterek bir üst sıklette mücadele eden Mithat Bayrak güreş yaptığı yıllarda elde ettiği olimpiyat şampiyonluklarının yanında başka madalyalar kazanamadı. Gittiği şampiyonalardan hep eli boş dönerken buna en büyük etken kuşkusuz yaşanan şanssızlıklar olarak gösterilebilir.
19 yaşında çevresinin de etkisi ile birlikte güreşe merak sarmaya başlayan Mithat Bayrak 1950'lili yıllardan sonra Türkiye şampiyonalarına katılmaya başladı. Ancak şampiyonalarda bir türlü istenen başarıyı gösteremedi. Ancak Kazım Ayvaz'in kilo problemi yaşaması sebebiyle milli takıma çağrılarak 1956 Melbourne Olimpiyatları'na götürüldü. Burada kendisine şans tanınmamasına rağmen Mithat Bayrak beş rakibini de yenerek altın madalyayı boynuna geçirerek greko-romende ülkemize Melbourne'de tek altın madalyayı kazandırdı.
Bu olimpiyatlardan sonra yapılan şampiyonaların hiç birinde yine madalya kazanamayan Mithat Bayrak dünya ve Avrupa şampiyonalarının hiç birinde madalya kazanamadı. Hatta dereceye bile giremedi. 1960 Olimpiyatları öncesinde yine Kazım Ayvazla mücadeleye giren Mithat Bayrak, kimsenin kendisine şans tanımamasına rağmen bu sıklette boş gidilmemesi için milli mayoyu giyerek Türkiye'yi Roma'da temsil etme hakkını kazandı.
Türk güreş tarihinde greko-romende bir şampiyonadan ilk defa üç altın ile dönen Roma kahramanları arasında 73 kiloda yer alan Mithat Bayrak kanında sanki sadece olimpiyat hırsı olan bir sporcu olarak dikkat çekti. Yaptığı yedi karşılaşmayı da kazanarak yine olimpiyat şampiyonluğunu kazandı. Bayrak'in bu başarısı 1900'lü yıllarda tekrarlanamadı.
Koltuk altı girişleri ve kafa kolları ile puan toplayan Bayrak üçüncü olimpiyatı olan 1964 Tokyo Olimpiyatları'nda bir başarı elde edemeyince faal sporculuk hayatına nokta koydu. Mithat Bayrak bir süre İstanbul Güreş İhtisas Kulübü'nde antrenörlük yaptıktan sonra Almanya'ya gitti ve buraya yerleştikten sonra bir süre Alman liglerinde güreş yaptı (s. 193-194).

Yaşar Yılmaz
1955 yılında Almanya'nın Karlsruhe şehrinde greko-romende yapılan dünya şampiyonasında altın madalya kazanamayan güreşçilerimiz; iki gümüş ve iki de bronz madalya aldılar. Gümüş madalyaları, Yaşar Yılmaz ile Müzahir Sille, bronz madalyaları ise Hüseyin Akbaş ve Hamit Kaplan kazandı.

1958 greko-romen dünya şampiyonasında grekocularımız iki altın madalya kazanırken; iki gümüş bir de bronz madalya ile Türkiye'ye döndüler. Macaristan'ın başşehri Budapeşte'de yapılan şampiyonada, 67 kg'de Rıza Doğan ve 73 kg'de Kazım Ayvaz altın madalya, Yaşar Yılmaz ve Müzahir Sille gümüş, Hamit Kaplan ise bronz madalya kazandı (s. 55).

1961 yılında dünya şampiyonaları hem serbestte hem de greko-romende Japonya'nın Yokohama şehrinde yapıldı. Bir önceki sene yapılan olimpiyatlarda serbestte dört altın, iki gümüş, greko-romende de üç altın, bir gümüş madalya kazanan güreşçilerimiz; 1961 şampiyonalarında adeta döküldü. Hem serbestte hem de greko-romende hiç altın madalya kazanamayan güreşçilerimiz; iki branşta da ikişer gümüş; üçer bronz madalya kazandı.
Serbestte Yunus Pehlivan ve Hamit Kaplan gümüş, Cemal Yanılmaz, Hüseyin Akbaş ve Hasan Güngör bronz madalyanın sahibi oldu. Greko-romende ise Yaşar Yılmaz ve Hamit Kaplan gümüş, Burhan Bozkurt, Rıza Doğan ve Yavuz Selekman ise bronz madalyanın sahibi oldular (s. 56).

1966 Avrupa şampiyonası greko-romende Essen, serbestte ise Karlsruhe şehrinde yapıldı. Serbestçilerden Mehmet Esenceli ve Hasan Güngör altın madalya alırken, Hasan Sevinç, A. Seyit Ağralı, Mahmut Atalay ve Ahmet Ayık gümüş madalya kazandılar. Bu şampiyonada Yaşar Yılmaz ve Nihat Kabanlı ise bronz madalya kazandı. Greko-romende ise altın madalyayı Tevfik Kış elde ederken; Ali Kazan da bronz madalya kazandı (s. 60).

Halil Özer Kaya
1948 olimpiyatları Türk Olimpizmi'nin de doruk noktası olmuştur.
Serbest: 57 kg: Nasuh Akar, 62 kg: Gazanfer Bilge, 67 kg: Celal Atik, 73 kg: Yaşar Doğu. Greko-Romen: 62 kg: Mehmet Oktav ve Ağır'da Ahmet Kireççi (Mersinli Ahmet). Bu arada serbestte Halit Balamir ve Adil Candemir ile greko-romende Kenan Olcay ve Muhlis Tayfur ülkemize gümüş madalya kazandırdılar. 1948 olimpiyatlarında tek bronz madalya kazandık o da greko-romende Halil Kaya'dan geldi (s. 48-49).

Dünya şampiyonalarının ilk yapıldığı yıl olan 1950 yılında müsabakalar greko-romende yapıldı. İlk şampiyona İsveç'in Stockholm şehrinde yapıldı. Sekiz sıklette yapılan müsabakalara Türkiye tam takımla katılırken; sadece bir altın madalya kazanabildik. 87 kiloda mücadele eden Muhanem Candaş, ülkemize altın madalya kazandırdı. Ali Yücel, Halil Kaya, Celal Atik ve Ali Özdemir ise ülkemize gümüş madalya kazandırdılar. Bu şampiyonada ayrıca Tevfık Yüce ile Adil Candemir de bronz madalya kazanan isimler oldu (s. 53-54).


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder