8 Ekim 2019 Salı

İğrenç bir Olay


Dostoyevski - İğrenç bir Olay

Bu iğrenç olay, sevgili anayurdumuzun öylesine güçlü, öylesine içten duygulu bir coşkunlukla yeniden dogmaya başladığı; gözüpek evlatlarının hep birden yeni ufuklara, yeni umutlara doğru koştuğu günlere rastlar.

…saygıdeğer üç bay oturmuş (…) konuşuyorlardı.

Altmış beş yaşlarında, bekar bir ihtiyardı Stepan Nikiforoviç. Bu nasıl bir kutlamaydı, orasını Tanrı bilirdi.

Ev sahibi düzenli yaşamaya pek düşkün bir insandı.

Evlenmemişti, çünkü bencildi. Oldukça zekiydi…

Yalnızca bir tutkusu, daha doğrusu, güçlü bir arzusu vardı: Bir evi, her yerde görülen çeşidinden değil de, şöyle köşkü andıran bir evi olsun isterdi.

Stepan Nikiforoviç'i, yeni evine taşındığında, o güne dek en yakınlarından bile sakladığı doğum gününü kutlamak için konuk çağıracak kadar mutlu eden buydu işte.

Danışman İvan İlyiç Pralinski ekselans olalı, yani generalliğe yükseleli topu topu dört ay olmuştu.

Konuşurken parlamenterler gibi birtakım pozlar bile takınırdı.

…general oluncaya kadar da emrinde çalıştığı Stepan Nikiforoviç hiç de işten anlar bir insan olarak görmezdi onu.

İvan İlyiç: Bana sorarsanız, en önemlisi insanlıktır. Büyükler astlarına insanca davranmalı, astlar da insan olduklarını unutmamalıdırlar...

Arabasını kapının önünde göremeyen İvan İlyiç yüksek sesle:
- Hay kör şeytan! dedi. Trifon hangi cehennemin dibine götürdü arabamı?

“Göstereceğim sana, namussuz! İnadıma yayan gideceğim. Göresin de korkasın diye! Döndüğünde efendisinin yayan gittiğini öğrenince... ah rezil!”

…bulvara birkaç adım kala, bir çalgı sesi geldi kulağına. Sesin geldiği yana baktı. Tek katlı, ama uzun, çok eski, ahşap bir evde şölen vardı.

- Kimindir bu ev, dostum? diye sordu.
Nişanı gören polis memuru birden toparlandı.
- Katip Pseldonimov'un, efendim.

- Hım. Bunu sana sormamın nedeni var canım. Onun amiriyim ben. Pseldonimov'un çalıştığı dairede generalim.

Birçok düşüncenin insan aklından bazen bir çırpıda, sözcüklerle, hele hele edebiyat diliyle anlatılamayacak biçimde çabucak geçtiği bilinir. Ama biz burada kahramanımızın bütün bu duygularını, kısa ve öz olarak da olsa, yani en gerekli, gerçek bölümlerini okuyucunun gözleri önüne sermeye çalışacağız. Çünkü duygularımızın çoğu, onları günlük dilimize aktardığımızda gerçeğe pek benzemezler. İşte bu yüzden, herkeste bulunmalarına karşın, sözü edilmez bu duyguların... (s. 21-22)

…soylu, yüce bir davranış yapacağım...
Şöyle... tutalım ki girdim içeri…
Adım böyle beş on olaya karışsa, herkes tanır beni! Herkesin kalbinde bir yerim olur. Bu ünün sonu neye varır, orasını Tanrı bilir artık!

Heyecanlıydı. Açık bahçe kapısından hiç duraksamadan girdi.
…avlu köpeğine bir tekme salladı.
…köşede muma benzer bir şey yanıyordu ama bu, (…) çizmesiyle, soğuması için tabakla dışarı konmuş dolmanın üzerine basmasına engel olamamıştı.

Salonun açık kapısından toz bulutu, sigara dumanı içinde dans edenler görünüyordu.
İvan İlyiç durmuş, şaşkın şaşkın bakınıyordu.

Bütün gözler içeri giren konuğa dönmüştü.

Pseldonimov:
- Ek-ekselans! diye kekeledi.
- Evet. Bir rastlantı oldu, Pseldonimov. Yoksa buraya gelmeye hiç niyetim yoktu. Sanırım sen de tahmin edersin.

Pseldonimov'un yanı başında birisi daha türedi. İvan İlyiç, masa şefi Akim Petroviç Zubikov'u tanıyınca çok sevindi.

Akim Petroviç gene öne eğildi. Saygılı bir eğilişti bu! İvan İlyiç biraz sakinleşmişti. Masa şefinin, o anda amiri için tek dayanak noktasının kendisi olduğunu düşündüğünü yavaş yavaş anlıyordu. Bu hepsinden de iğrençti.

Konuklar kıpırdanıp duruyorlardı.
Neşelerini bozmak için durup dururken ortaya çıkan bu adama sanki nefretle bakıyorlardı.

İvan İlyiç sonra, kanepeye, yanına oturan geline döndü.

Birden herkes geri çekildi, kısa boylu, şişman, orta yaşlı bir kadın çıktı ortaya.
- Buyurmaz mısınız ekselans, dedi, oğlumun düğününe onur vermekle bizleri mutlu ettiniz.

- Evet! Söyler misin Porfiri, diye başladı, hep sormak isterdim sana, niçin Psevdonimov değil de Pseldonimov diyorlar sana?

…mizah dergisi Goloveşha'nın yazarı / Yakın arkadaştı Pseldonimov'la -senli benliydiler.

…bir numaralı dansçı, kankancı olan, dağınık saçlı, tıp fakültesi öğrencisi koşarak girdi içeri.

Odadaki çekimser hava kaybolmuştu. Herkes istediği gibi hareket ediyordu.

- Buraya... diye ekledi, nasıl söylemeli, iyilik etmek... insanca bir şeyi kanıtlamak için geldim...

Gerçekten de, durumu giderek kritikleşiyordu. İşin kötüsü, kader alay ediyordu onunla sanki.

Masaya oturduktan tam iki dakika sonra korkunç bir düşünce sardı bütün benliğini.
(Alkolün etkisiyle) Gücünü büsbütün yitirdiğini hissediyordu.

Tersine, kadehinden bir yudum daha aldı, birden herkesin duyacağı bir sesle:
- Bayanlar baylar, diye başladı.
Rusya'nın geleceği... insanlık...

…siz beni sevmiyorsunuz... Oysa ben hepinizi seviyorum...

Goloveşka'nın artık iyice sarhoş olmuş yazarı birden generale döndü, -o zamana kadar öfkeli bir sessizlik içinde oturuyordu- gözleri parlayarak, topluluk adına yanıt verdi:
- Evet dendim! Evet, küçük düşürdünüz kendinizi, evet, bir gericisiniz siz... ge-ri-ci…

- Hayır, hayır! Hakarete uğradım... buraya... sizlerin iyiliğiniz için gelmiştim. Böyleyken, böyleyken!..
Sayılmış gibi birden sandalyesine yığıldı. Kollarını çapraz yapıp masaya koydu. Başını önüne eğdi. Yüzü tatlı tabağının içine girmişti.

Pseldonimov
Aslında düğünden bir ay kadar önce mahvolmuş sayılırdı.
Çok az bir öğrenim görmüştü. Hemen hiç konuşmazdı.

Mlekopitayev
Pseldonimov'u tanıyordu. Babasına da bir minnet borcu vardı.
…kızlarından birini Pseldonimov'a vermek esmişti aklına…

Pseldonimov, durumu perişan olmasına karşın, gene de düşünmek için biraz süre istedi. Annesiyle uzun uzun konuştu. Ama kızla birlikte bir ev veriyorlardı ona. Ahşap, tek katlı, pis de olsa, bir ev. Üstelik dört yüz ruble vardı işin içinde.

Düğüne çok para harcadı. Akrabalarının, tanıdıklarının hepsini çağırmıştı. Pseldonimov tarafından önemli konuk olarak yalnızca Goloveşha'nın yazarı ile Akim Petroviç vardı. Pseldonimov, gelinin ondan iğrendiğini, aslında subayla evlenmek istediğini çok iyi biliyordu. Ama her şeye katlanıyordu.
İvan İlyiç'in gelişi her şeyi altüst etti.

Nereye yatıracaklardı hastayı?

Bir tek yol kalıyordu: Hastayı yeni evliler için hazırlanmış odaya götürmek.

Yeni evlilere salonda sandalyelerin üzerine yatak serdiler. Gelin hüngür hüngür ağlıyordu.

Yeni evlileri salonda yalnız bırakmalarının üzerinden on dakika geçmemişti ki, kulakları sağır eden bir çığlık duyuldu.
...ah-vah eden bir sürü kadın…

Geniş yatağı ancak kenarlarından tutan sandalyeler iki kişinin ağırlığına dayanamayıp dağılmış, yatak ortalarına, yere düşmüştü. Gelin öfkesinden ağlıyordu. Bu kez gururu çok incinmişti.

…gelinin annesiydi bu kez üstün gelen. Önce azarladı Pseldonimov'u. Tuhaf, ama çoğu haksız bir sürü şey söyledi: "Bu durumdan sonra koca olabilir misin sen? Böyle bir yüz karasından sonra neye yararsın?"

Kara kara düşünüyordu Pseldonimov.

Sabahın yedisiydi. İvan İlyiç gece olanları, kurduğu hayalleri, masa başındaki söylevini anımsadı.

Avluya, oradan sokağa çıktı.
Sekiz gün evinden çıkmadı, göreve de gitmedi.
Manastıra kapatmayı düşündüğü anlar bile oldu.

Kuşkular, acılar içinde geçen sekiz günün sonunda, bilinmezliklere artık dayanamayacağını anladı, daireye gitmeye karar verdi.

Büyük bir ciddiyetle hemen işe koyuldu.

Sonunda, elinde birtakım kağıtlarla Akim Petroviç geldi. Onu görünce İvan İlyiç'in yüreğine bir şey hattı sanki.

- Bir de dilekçe var efendim, dedi, memur Pseldonimov başka bir yere atanmasını istiyor...
Kendi kendine "Kazanamadım!" dedi. Bitkin, koltuğuna yığıldı.
1862

Dostoyevski, Öyküler (çev: Ergin Altay), İletişim Yayınları (3. Baskı 2011), s. 11-66


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder