16 Mart 2021 Salı

Silah Kaçakçılığı ve Terör

Uğur Mumcu - Silah Kaçakçılığı ve Terör

İbrahim Telemen

Telefondaki ses ısrarla bu iki sözcüğü yineliyordu: Beni öldürecekler

"Ben silah kaçakçısı İbrahim Telemen."

Mektubu okur okumaz Hasan Fehmi Güneş’e telefon ettim, durumu anlattım.

 

Telemen, İzmir'de Alman uyruklu bir kaçakçı ile birlikte yargılanmış ve mahkum olmuş; adı devletin güvenlik birimlerince çok iyi bilinen bir kaçakçıydı.

 

Kaçakçı İbrahim Telemen'in mektubu "ben 7-8 yıldan beri silah kaçakçılığı yapan, daha doğrusu yapmaya itilmiş ve de içinden çıkamayan ve daha fazla yapamayacağı için zorlanan bir yurttaşım" diye başlıyordu. Telemen, daha sonra, silah kaçakçılığını on beş yıldan beri, Abuzer Uğurlu, kardeşleri, Mustafa, Sabri, Ahmet Uğurlu'lar, Nedim Dişkaya, Seyfi Dadaş, Kurt Aziz, Salahattin Güvensoy, San Avni, Hayrettin Yağcı, (Sındırgılı Mustafa) diye bilinen Mustafa Aydemir, Oflu İsmail tarafından yapıldığını belirten, sonra bunların bazılarının sağcı bir siyasal parti ile ilişkileri olduğunu ileri sürmekteydi.

 

Polis istesin, bütün maddi olanaksızlıklara rağmen, Türkiye'nin üzerinden kuş dahi uçurtmaz. Bütün olup bitenlerden polis ve gümrükler haberdardır ve bu işi yapanlarla işbirliği içindedir (s. 9).

 

Telemen, Ankara'nın Kızılcahamam ilçesi, Çeltikçi bucağı Yukarıhöyük nüfusuna kayıtlıydı, 1932 yılında doğmuş. 1954-56 yılları arasında İstanbul'da çeşitli otellerde muhasebe, santral ve resepsiyon gibi yerlerde çalışmış…

 

1972 yılının Aralık ayı, s. 16 vd.

 

Telemen'in ifadesinden şu anlaşılıyor: Silahlar, Türkiye'ye 12 Martın en yoğun olduğu günlerde sokuluyor (s. 19).  

1970 ile 1972 yıllan arasında yalnızca İbrahim Telemen, Türkiye’ye 1557 tane silah sokuyor ve bu silahlar, Kemal Ercan aracılığı ile alıcıların eline ulaşıyor (s. 19-20).

 

Telemen, yurt dışından Türkiye’ye silah getiriyor. Bu belli. Belli olmayan, Telemen'in yurt dışında, bu markları nasıl sağladığıdır.

 

(Kemal Ercan silahları İsmail Yıldıran'a teslim etmiş…)

 

O tarihte, devletin güvenlik birimleri, "Hüseyin oğlu, Ankara Kızılcahamam nüfusuna kayıtlı, Ankara itfaiye meydanında eski elbise ticareti yapan, Etlik Mühendisler Sokak. Çiğdem Apartmanı 25/8 numarada oturan İsmail Yıldıran’ı arayıp bulmuş olsalardı, kaçakçılarla teröristler arasındaki halka gözler önüne serilecekti. Ama Yıldıran bir türlü bulunamadı (s. 21).

 

Telemen'in ölümü 31 Mart 1979 günü İstanbul Sıkıyönetimince haber alınır. Siyasi polis de gereken incelemeleri yapar. Telemen, kalmakta olduğu Opera Oteli'nin 7'inci katından atlayarak intihar etmiştir. Görünüşe göre elde edilen izlenim budur. Ancak, Telemen'in cesedi, otelin hemen duvar dibinde bulunmuştu. 7'inci kattan atlayan bir insanın vücut ağırlığı ile duvardan biraz daha ileride bir yere düşmesi gerekiyordu. Acaba, birileri Telemen'i zorla aşağı mı itmişlerdi. Yoksa Telemen, bu cin gibi kurnaz kaçakçı, birisini öldürüp, intihar süsü vererek izini mi kaybettirmek istemişi?

 

Bu cesedin İbrahim Telemen'in cesedi olduğu nasıl anlaşılmaktadır? Bir "tesbit ve teşhis tutanağı" da yoktur. Otel kayıtlarına göre, intihar eden ya da öldürülen kişi Telemen'dir. Fakat nasıl olur da bir cezaevi kaçağı, otelde kendi adı ile oda ayırtır? Niçin otel kayıtlarında İbrahim Telemen adına rastlanır da örneğin, Telemen'in odasında çanta içinde bulunan ve Kemal Tayyar adına düzenlenmiş pasaporttaki ad ve soyad ile oda ayrılmaz?

Telemen'in cesedi, akrabalarından Osman Telemen ve Kazım Büke tarafından "memleketi Kızılcahamam'da gömeceğiz" diye yetkililerden alınmıştır. Ancak, Telemen, Kızılcahamam mezarlığına gömülmemiştir. Olaydan sonra, şu belirtilen kuşkular nedeniyle yeni bir otopsi yapılmak istendiğinde Telemen'in mezarı bulunamamıştır (s. 32).

 

“ben elektronik aygıt kaçakçısıyım" diye itirafta bulunan Uğurlu salıverilmişin Sanki yasalarımızda elektronik aygıt kaçakçılığını yaptırıma bağlayan maddeler yokmuş gibi! Bu akıl almaz ayrıcalık Abuzer Uğurlu'yu yıllarca korumaya yetmiştir (s. 41).

 

Süleyman Necati Topuz

(Süleyman Necati Topuz) Küçük satıcılar müstesna, Türkiye’de silah kaçakçılığı yapan bir kaçakçı türü yoktur, kaçakçı vardır. Aslında bu da dışa karşı zevahiri kurtarmak, kanundan kaçabilmek için bir görünüştür. Büyük kaçakçı olarak tannanlar, kabadayılar, birtakım politika esnafı, birçok tüccar, armatör, polis ve gümrük şefleri, silah kaçakçılığının ortaklarıdır. Bunlar, sigaradan ağır silahlara, kozmetikten fabrika makinalarına, beyaz kadın ticaretinden beyaz zehir kaçakçılığına kadar her işi yapmaktadırlar. Sermaye finansman ve işin organizasyonu çok kişi tarafından yapılmaktadır. Tabii kâr ise daha fazla kişi arasında taksim edilmektedir. Bu sebeple bu bir MAFİA'dır.

Türk Mafyası Bulgar gizli servisinin mutlak bir yönetimi ve denetimi altındadır. Bulgar gizli servisi, Türk Mafyasını ayrılmayacak şekilde kendisine bağlamıştır (s. 44).

 

Türkiye'nin afyon üreticisi bir ülke olması uluslararası kaçakçılık olaylarındaki önemini artırıyor. Türkiye, hem kendisi afyon üreticisidir, hem de Hindistan, Pakistan, İran gibi öteki afyon üreten ülkeleri Avrupa'ya bağlayan yol üzerindedir.

Marsilya, bir uyuşturucu madde başkentidir. Asya'dan Avrupa'ya ulaşan uyuşturucu madde, buradan Amerika'ya gönderilmekteydi (s. 80-81).

 

1967 yılının 7 Eylül günü Trabzon’un Sürmene ilçesinde bir ihbar üzerine yapılan baskın sonucunda 1070 tane hafif makinalı tüfek, 400 tabanca ve çok sayıda mermi ele geçmişi. Yakalananlar hemen bir ad verdiler

"Biz bunları Şaban Vezir'in emri ile buraya getirdik."

Reşit Şaban Vezir, Suriye ile Türkiye arasında bir sınır köyünde doğmuş…

Vezir, genellikle Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da yaşar, silah trafiğini buradan yönetirdi.

 

Şaban Vezir’in Türkiye'deki adamı Hacı Nahzen Albayrak'tır.

Kilisli Nahzen Albayrak'ın yaptığı iş komisyonculuktur. Albayrak, silahları, Şaban Vezir'den alır. Ali Rıza Apdik, Ali Açmak ve Ali Yenigün'e satar. Ali Yenigün, 1973 yılında Uğurlularla yargılanan Bayram Ali Yenigün’den başkası değildir.

 

Halit Kahraman

Kudret Bayhan’dan Halit Kahraman’a / s. 142 vd.

Federal Alman polis yetkililerinden Erich Strass şu açıklamayı yapar:

“Aşın sağcı Türklerin uyuşturucu madde kaçakçılığına karıştıklarını kanıtlayan belgeler elimizdedir.”

 

Alman polisince, uyuşturucu madde satarken suçüstü yakalanan Halit Kahraman şu ifadeyi vermekteydi:

“10.10.1973 tarihinde Diyarbakır’dan milletvekili seçildim. Ankara’ya yalnız gittim, sonra ailemi de yanıma aldık. MSP’nin kurucusu ve genel başkam Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Partinin Diyarbakır örgütünü kurduğum için Erbakan ile ilişkilerim çok iyiydi. 1977 seçimlerinden sonra MSP hükümete katılmadı, muhalefette kaldık. 1977 seçimlerini kaybettim. Mali güçlükler içine düştüm. Sonunda ne yapacağımı bilmediğim için Erbakan’a başvurdum. Tarih, 1978'in Ağustos ayıydı.

MSP’nin Ankara'daki Çankaya Hoşdere caddesindeki parti genel merkez binasına gittim. Orada Erbakan'ı buldum. Erbakan’la yalnız konuştum, durumu açıkladım. Kendisiyle konuşmamız sürerken bir teklifte bulundu. Teklifini kabul edersem bana eroin temin edeceğini söyledi. Eroini Almanya'da satacaktım. / s. 143

 

Eylül başında Ankara'ya döndüm ve Erbakan'ı bürosunda buldum. Fehim Adak da bürodaydı. Konuşmaya katıldı. Önce önemsiz bir konu üzerinde sohbet ettik. Daha sonra Erbakan’a Almanya’ya bir şeyler götürecek birisini bulduğumu söyledim. Bunun üzerine Erbakan Adak'a benim mali güçlükler içinde bulunduğumu ve bana yardım edilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca, benim Almanya’ya eroin kaçıracak durumda olduğumu, bana eroin temin etmek gerektiğini sözlerine ekledi. Bundan sonra açık şekilde eroin üzerinde konuşuldu. Bu konuşmadan sonra bana gidebileceğimi ve onların telefonunu beklemem söylendi. Bana, eroinin nerede ve ne zaman teslim edileceği ayrıca bildirilecekti. / s. 144

 

Bu olay, Türk basınında ilk kez Cüneyt Arcayürek imzası ile 24 Mart 1979 günü Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanmıştı…

 

27 Ağustos 1980 günlü Hürriyet Gazetesinde Cüneyt Arcayürek imzası ile "Erbakan eroin kaçakçılığı ile suçlanıyor" başlıklı üç gün süren haber-yorum ortalığı iyice karışırdı. Arcayürek, haberde Halit Kahraman olayını resmi belgelere dayanarak bütün ayrıntısı ile açıklıyor; Alman yetkililerinin Türkiye'ye bu konuda nota verdiklerini yazıyor, resmi belgelerin fotokopilerini yayınlıyordu. / s. 147

 

…Kahraman, Almanya'da Schwerte Sulh Mahkemesinde verdiği ifadede, Erbakan ve Adak’a parti içi sorunlarından doğan bir uyuşmazlık nedeniyle iftira ettiğini açıklıyordu. / s. 148

 

Zekeriya Kürşat

Zekeriya Kürşat'ın Olayı / s. 151 vd.

 

Morfin, afyondan elde edilir. Morfinden bazmorfin üretilir. Bazmorfinin kimyasal işleminden eroin çıkar. Afyondan eroin elde etmek için "asetik anhidrit'' adı ile bilinen bir kimyasal madde gereklidir. Ve bu madde ABD, Japonya, Federal Almanya ve Fransa'da üretilmektedir.

Asetik anhidrit, Türkiye'ye nasıl, kimler tarafından ve ne yolla sokulmaktadır? / s. 155

 

The Heroin Trail

"The Heroin Trail'', İngilizce bir kitap… / s. 159 vd.

 

 

Gümrük Yönetmeliğinin 502. maddesi Türkiye'nin katıldığı milletlerarası anlaşmalar gereğince Türkiye'nin transitini yasaklamakla mükellef olduğu eşyadan söz etmiş: 4922 sayılı Kanunun 26. maddesi, bu kanunun bazı maddeleri hükümlerinin Türk karasularında yolculuk eden yabancı gemilere de uygulanacağını belirtmiş: 1948 yılında Londra'da akdolunan denizde can emniyeti uluslararası konferansında kabul edilen nihai kararda, akit devletlerin gemide muteber bir belge olup olmadığını... kontrol edebileceği ve gerekirse geminin hareketine izin verilmeyeceği hükmü yer almıştır. Birçokları arasından rastgele söz edilen milli ve milletlerarası bu metinlerde transit serbestliğinin mutlak olmadığı, gerektiğinde kısıtlamalar yapılabileceğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir.

Konumuzla yakın ilgisi bakımından Montreux Sözleşmesinin 5. maddesi üzerinde de önemle durulması gereklidir.

Bilindiği gibi, TBMM 16.3.1964 gün. 96 sayılı 17.11.1967 gün. 148 sayılı, 20.7.1974 gün ve 303 sayılı kararlarıyla yürürlükteki uluslararası anlamalara istinaden Kıbrıs'a Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesi için hükümete yetki vermiş; bu yetkiye dayanılarak Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tehlikeye düşmüş olan bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini sağlamak. Anayasanın temel maddelerinde öngörülmüş olan düzeni kurmak için Türkiye'nin garanti antlaşmasından doğan vecibelerini yerine getirmek üzere 20.7.1974 günü Barış harekâtına girişmiş; Kıbrıs Rum Silahlı Kuvvetlerinin karşı koyması üzerine çarpışmalar bulamış; Birleşmiş Milletler örgütünün de çabalarıyla ateşkes sağlanıp fiili çatışma sona erdirilmişse de henüz kesin bir antlaşma yapılamadığından hukuken savaş hali bugüne dek süregelmişin O halde Montreux Sözleşmesi'nin 5. maddesinin de uygulanması söz konusudur.

Gerçekten anılan sözleşmenin 5. maddesinde aynen: "Harp zamanında Türkiye muharip olduğu takdirde, Türkiye ile harp eden bir memlekete mensup olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir suretle müzaheret etmemek şartıyla, boğazlarda geçiş ve seyri sefer serbestisinden müstefit olacaklardır. Bu gemiler boğazlara gündüz girecekler ve geçiş her defasında Türk makamları tarafından gösterilecek yoldan vaki olacaktır" hükmü yer almış bulunmaktadır. Bu hüküm uyarınca, Türkiye ile savaş halinde olan ülke veya ülkelerin ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçiş olanağı yoktur. Bu nedenledir ki, Kıbrıs bandıralı silah yüklü bir geminin boğazlardan serbestçe geçişi mümkün olmadığından Türk Hükümeti hükümranlık haklarına ve sözü edilen sözleşmenin 5. maddesine dayanarak kendi güvenliği yönünden bu gemi ile içindeki silahlan kontrol altına alabilir (s. 178-179).

 

Tuncay Mataracı

Mataracı Davası / s. 183 vd.

Adnan Kaşıkçı adlı uluslararası bir kaçakçının zamanın başbakanı Demirel ile görüştüğü gün parlamento koridorunda rastlaşmış ve konuşmuştuk: "sayın Mumcu" diyordu "kaçakçının Allah’ı gelmiş başbakan ile konuşuyor bir de bizlere kaçakçı diyorlar" diye yakınmıştı.

 

Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay Mataracı'nın Harun Gürel'i İpsala gümrük kapısına niçin atadığın Komisyon raporu şöyle açıklamaktadır:

“Emekli jandarma astsubayı Harun Gürel'in İpsala gümrük müdürlüğüne getirilmesi, Abuzer Uğurlu tarafından verilen 10.875.000 TL rüşvete dayanmaktadır (s. 184).

 

Valinin ikinci kez işten el çektirdiği Harun Gürel, Bakan Mataracının yazılı emri ile yeniden ayrı göreve getirilmiştir.

Mataracı'nın kaçakçılık olayına el koyan bakanlık yetkilileri ile ilgili işlemleri de oldukça ilgi çekicidir: Abuzer Uğurlu'nun kaçak TIR’larna el koyan Yeşilköy Havaalanı Müdürü Vefik Özköse, Büyükdere'de ihsan Kalkavan’ın kaçak tolien’lerine el koyan Büyükdere Gümrük Muhafaza Bölge Amiri Niyazi Eren, Demir dışalımcısı Suat Sürmenin kaçak demirlerine el koyan İstanbul gümrükleri başmüdürü Oktay Ergül bu olaylardan hemen sonra görevlerinden alınmışlardır (s. 187).

 

Tuncay Mataracı, yakın arkadaşlar olan Şaban Eyupoğlu, Halil İbrahim Demir ve Salih Rakıcıoğlu adına açılan banka hesaplarını, elde ettiği gayrimeşru menfaatler ve rüşvet için bir nevi (paravan kasa) olarak kullanmakta ve bu hesaplarda toplanan paralar ya kendisine ya da talimatı üzerine kardeşi Köksal Mataracı, yeğeni Hakkı Kalkavan, damadı Salih Aydın ve gayri resmi ortağı Ali Yıldız'ın hesaplarına nakledilmektedir (s. 189).

 

Bakan Tuncay Mataracı, bu savlara, Soruşturma Kurulunda ve Yüce Divan'da "bunların hepsi komplodur" biçiminde yanıt verdi.

 

Türkiye'ye silah nerelerden sokulmaktadır? Önce gümrüklerden sokulmaktadır. TIR kamyonları, gümrüklerden çok rahat biçimde geçip, istedikleri bölgeye silah satmaktadırlar. Kullanılan ikinci yol, deniz kıyılandır. Karadeniz ve Ege'de bu iş için kullanılan özel ve kuytu limanlar bulunmaktadır. Üçüncü yol, güneydoğu bölgesi sınır boylandır. Bu yörelerde özellikle canlı hayvan karşılığında silah kaçakçılığı yapılmaktadır.

Kocaeli ilinin kıyıları da kaçakçılar tarafından kullanılan bir çeşit "serbest” bölgelerdir.

 

Kaçakçılık dünyasında kent adıyla anılan gruplar vardır. "Malatyalılar" Uğurlulardır. Oflular ve Cevahirler, Malatya grubu ile dostturlar. Siirt grubunda "Heybetliler" bulunur. Kalkavanlar ve Kapanoğulları, Karadeniz grubundandır. Samsun-Trabzon grubu, "Kral Sami" ye bağlıydı, şimdi yerine geçeni bilemiyoruz.

Gazianteplilerin en ünlüleri Karagülleler'dir. Karagülleler'den sonra Zelzeleler, Nehirler, Çiller yer alır.

Kaçakçıların dilinde "hamal" diye tanımlananlar, üçüncü, dördüncü sınıf kaçakçılardır. Kabadayılar, bu türdendir (s. 204).

Kaçakçılığın büyük patronları yurt dışı bağlantıları olanlardır. Şaban ve ismet Vezir kardeşler, bunların en ünlüleridir.

Vezir kardeşlerin karargâhı Bulgaristan'ın başkenti Sofya'dır. Abuzer Uğurlu'nun Sofya'daki adresi bellidir. Bulgar Kintex şirketi bu işlerin içindedir.

Çok sayıda politikacı, bu kara para cenneti içinde yaşamayı seçmiştir.

 

1981 yılı sonunda İstanbul'da yapılan "Perşembe Pazarı Operasyonu" yedek parça kaçakçılığının bir ucu Ermeni kökenli bir işadamına dayandığını kanıtlıyor. 1982 Martında ortaya çıkarılan bir başka elektronik aygıt kaçakçılığında Kıbrıs üzerinden kaçakçılık yapan bir çete ortaya çıkıyor. Başlarında yine Ermeni kökenli bir işadamı bulunuyor.

 

Uyuşturucu madde ticaretinin en çok yaygınlık gösterdiği 1975 yıl, Lübnan iç savaşından sonra üçyüz bin dolayındaki Ermeninin ülkelerinden göç ederek bütün dünyaya yayılmalar tarihine denk düşmektedir.

 

Zaharoff

1839 yılında, Türkiye'de Muğla'da doğan Zaharoff, yoksul bir Rum çocuğu olarak büyüdü, yaşamı yoksulluk içinde geçti. 1936 yılında öldüğünde, İngiliz basını ardından yas tutmaktaydı.

Hemen hemen bütün savaşlarda, silahlar, Zaharoff’un şirketinden geçerek çarpışan askerlerin ellerine ulaştı.

İngiltere'de savaş sanayicilerine danışmanlık yapan Muğlalı Rum Zaharoff, bu hizmetlerinden Ötürü, İngiliz kralı tarafından “sir” unvanı ile Ödüllendirildi. Ayrıca, Fransızların "Legion D'honneur” nişanı ile de onurlandırıldı.

 

Zaharoff'un boş bıraktığı tahta oturan bir başka silah tüccarı, Sam Cummings,

Ünlü Amerikan Dergisi Time, 26 Ekim 1981 tarihli sayısında Sam Cummings ile yaptığı röportajda, bu ünlü silah tüccarının üç yıl CIA adına çalılığını yazıyordu.

 

Kaşıkçı

Suudi Arabistanlı bir doktorun oğlu olan Kaşıkçı, Mısır’da Victorya College'de okudu. Bu okuldaki en yakın arkadaşlarından biri, Ürdün Kralı Hüseyin'di.

Babası, Kral Suud'un dostlanndandı.

İngiliz firmalarının Rolls-Royce'un ve Marconi'nin temsilciliklerini aldı.

1964 yılında imzalanan bir antlaşma ile Kaşıkçı Lockheed şirketinin adamı oldu. Aslında Kaşıkçı, doğrudan doğruya Sarayın adamıydı. Ve Lockheed, yalnızca Suudi Arabistan'da değil, temas kurduğu her ülkede rüşveti, Kaşıkçı aracılığı ile ödemekteydi.

Kaşıkçı, Pentagon ile Asya ve Afrika devlet yönetimleri arasında bir köprü görevini yapmaktadır.

1980 yılında Türkiye'ye beklenmedik bir ziyaret yapan bu "çok uluslu komisyoncu”, Başbakan Süleyman Demirel ile Başbakanlık köşkünde gizli bir gör0şme yapmış, ancak, Kaşıkçı ile Demirel'in ne konuştukları öğrenilememiştir.

Zaharoff'tan Cummings'e, Cummins'den Kaşıkçı'ya uzanan çok uluslu silah ticareti, bir kapısı Türkiye'ye de açılan silah pazarının, kapitalist dünya içindeki yerini ve ilişkilerini gösteriyor.

 

"Silah satışı, silah üreten devletlerin ulusal çıkarlarını ilgilendirir!"

Kissinger

24. Basım: Ekim 1996, Ankara

UMAG Vakfı Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder