1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 2. cilt - Notlar

Muhyiddin ibn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 2. cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2007

 

ÜÇÜNCÜ SİFR

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON BEŞİNCİ KISMI

On Yedinci Bölüm

Kevnî İlimler

O, her gün bir iştedir" (Rahman, 29) ayeti gereği, Allah her an yeni bir tecelli ile varlığı var etmektedir.

 

Bilginin Tasnifi

Varlıktan varlığa: Mevcut olan bir şeyi delil yaparak başka bir mevcudu bilmek.

Varlıktan nispete: Varlıktan hareketle var olmayan ama ilişki bildiren "nispetleri" bilmek.

Varlıktan Hakk'ın Zatına: Yaratılanı görerek Yaratıcıyı tanımak.

Hakk'tan varlıklara: Allah'tan alınan ilimle yaratılmışları bilmek.

Nispetlerden varlıklara: İlişkilerden yola çıkarak var olanı bulmak.

 

On Sekizinci Bölüm

Teheccüd, kesintisiz bir gece ibadeti değildir. Uyku ile uyanıklık arasında geceyi bölmektir.

Teheccüd kılan kişi, ilahi isimler arasında doğrudan "Hak" ismine sığınır.

 

On Dokuzuncu Bölüm

Her canlı, her an yeni bir bilgiye ulaşır ancak çoğu bunun farkında değildir.

 

Her insanın Allah'a yükselen kendine has bir merdiveni vardır. Kimse başkasının merdiveninden yükselemez.

İsimlerin ve sıfatların sadece "nispetler" (ilişkiler) olduğunu anlamak teheccüd ehlinin bir keşfidir.

 

Yirminci Bölüm

İsevî İlim

Hz. İsa'ya verilen ilim, "harfler ilmi"dir. Bu ilmin kaynağı, Allah'ın Rahman'ın Nefesi sıfatıyla âlemi var etmesidir.

 

Yirmi Birinci Bölüm

İster duyusal dünyada (anne-baba-çocuk), ister mantık dünyasında (iki öncül ve bir sonuç) olsun, üçüncünün ortaya çıkması için iki şeyin özel bir tarzda birleşmesi gerekir.

 

Yirmi İkinci Bölüm

Menziller

İnsanoğlu için ilim süreci üç aşamalı bir zorunluluğa dayanır:

Tekilin Bilinmesi: Parçaların ayrı ayrı kavranması.

Bileşimin Bilinmesi: Bu parçaların bir araya geliş mantığı.

Bileşiğin Bilinmesi: Bir araya gelmiş bütünün hakikati.

 

İlim yolunda 19 menzil…

Övgü / Büyüklük ve ihtişam; kulun acziyetini bilmesi.

Remiz / İtirazdan kurtulmak; varlığın Allah'ın bir "şifresi" olduğunu anlamak.

Fiiller / Fiillerin gerçekte kime ait olduğunu idrak etmek.

Umut / Korku ile ümit arasında dengede durmak (İtidal).

Zât / İlahi hakikatin tecelli ederek diğer her şeyi silmesi.

 

Remiz Menzili / Alem, kendi başına bir amaç değil, Allah’ın bir remzidir (simgesidir).

Allah bizi bize bir ihtiyaç duymadan kendisi için yarattı. Dolayısıyla ben, Rabbimin simgesi ve remziyim!

 

Dua Menzili / Benzerle ünsiyet ve beslenme gibi menzilleri kapsar.

 

Övgü Menzili / kulluk ile rablik arasındaki keskin sınırı çizer

 

Başlangıç Menzili / Var olanların kendi başlarına var olmadıklarını, "el-Evvel" isminden yardım istediklerini anlatır.

 

Tenzih Menzili / Şükür ve kutsiyet ile ilgilidir.

 

Yakınlık Menzili / Yakınlaşma amellerle gerçekleşir

 

Bereketler Menzili / Bereket artmadır ve şükrün sonucudur.

 

Yeminler Menzili / Allah Kur'an'da aslında Kendi üzerine yemin eder, ancak yaratılan varlıkları zikrederek onların manevi değerini yükseltir.

 

Zaman ve Dehr (Mutlak Zaman) Menzili / zaman, nesnel bir gerçeklikten ziyade "mevhum" (zihni bir kurgu) bir durumdur.

Zamanın hakikatini (Dehr) bilen kişi, mekana ve ana hükmetme (tasarruf) gücü kazanır.

 

Lam-Elif Menzili / ikilik içinde birlik

Bir eyleme "Allah'ın fiilidir" derseniz doğrudur, "Kulun fiilidir" derseniz o da doğrudur. Tıpkı Lam-Elif harfinin hangi ayağının Lam, hangisinin Elif olduğunun seçilememesi gibi.

 

Takrir Menzili / Sabitliğin ilahi ilimleri ortaya çıkarmasıdır.

 

Ülfet Menzili / Kalplerin Allah tarafından sevgide birleştirilmesidir.

 

Haber Öğrenme Menzili / Sevgilinin kalpte ve dilde olması, kişinin onlarla beraber olmasıdır.

 

Tehdit Menzili / Meşru yoldan sapanların çektiği azap menzilidir.

 

Emir Menzili / İlahi emrin kelam sıfatından gelişi ve velilerin bu emre dair keşifleri ele alınır.

 

Müşahede Menzili / olmayanın (yaratılmışın) fani olup, "ezeli olanın" (Allah'ın) baki kalmasıdır.

 

Menzillerin Menzili apaçık imam / bu menzil, evrenin başından sonuna kadar tüm bilgileri içeren Levh-i Mahfuz veya İnsan-ı Kamil'dir.

 

Yirmi Üçüncü Bölüm

(Melâmîleri yüceltiyor)

Arif, dünya ve ahirette yüzü kara kimsedir

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON YEDİNCİ KISMI

Yirmi Dördüncü Bölüm

Kevni İlimler

Allah, "Bana dua edin, kabul edeyim" diyerek, kulun duasına icabet etmeyi Kendi üzerine bir hak/zorunluluk kılmıştır. Bu, kulun adak adamasına benzer; kul bir şeyi adadığında o artık ona farz olur.

 

Babalık isminin ancak bir evlatla, sahiplik isminin ancak bir köleyle doğması gibi; Allah'ın "Rab" ve "Halık" isimleri de âlemin varlığıyla (zihinsel veya harici) anlam kazanır.

 

Yirmi Beşinci Bölüm

Özel Bir Direğin Bilinmesi / Hızır

 

Zahir Adamları / Dünya işlerinde tasarruf sahibi olanlar.

 

Bâtın Adamları / Yıldızların ruhlarını ve yüce manaları indirebilenler.

 

Had (Sınır) Adamları / Cennet-cehennem, zıtlıklar arasındaki çizgiyi (Araf) bilenler.

 

Matla' (Doğuş) Adamları / İsimlerde tasarruf sahibi olan en büyük sınıf (Melâmîler).

 

Hatmü’l-Evliya (velilerin mührü)

Hz. İsa: Genel velayetin sonuncusudur. Kıyamete yakın indiğinde Hz. Muhammed'in şeriatıyla hükmedecektir. Hem nebi hem veli vasfıyla iki kez haşredilecektir.

Muhammedi Hatem: Muhammedi velayetin özel bir sonuncusu vardır.

 

Menzillerin sırrı Hakkın her şeyin suretinde tecelli etmesidir.

 

Yirmi Altıncı Bolum

Remiz Kutupları

Hakikat, çıplak gözle veya doğrudan sözle her zaman taşınamaz. Bu yüzden Allah, Kur'an'da ve kâinatta remizleri (sembolleri) kullanmıştır.

 

Harfler sadece kağıt üzerindeki şekiller değildir; onların üç varlık alanı vardır:

Rakamsal Harfler: Gözle görülen, yazılan şekiller.

Lafzî (Sözlü) Harfler: Havada şekillenen ve bir daha yok olmayan sesler.

Zihnî (Hayalî) Harfler: İnsanın zihninde canlandırdığı harfler. Bunlar, "himmet" ile birleştiğinde en güçlü etkiye sahip olanlardır.

 

Yirmi Yedinci Bölüm

Musa Peygamber menzile, yani doğrudan kelam makamına ulaştığı için ayakkabılarını (beşerî ve hayvani özellikleri temsil eden deri) çıkarmıştır.

 

Nur

Kandilin ışığı (irfan bilgisi), yağın (takva) desteği olmadan yanmaya devam edemez.

 

Yirmi Sekizinci Bölüm

Allah Hakkında Soru Sormak

Dört ana soru edatı (Hel, Ma, Keyfe, Lime)

 

Allah, Ahzab Suresi 33. ayette Ehl-i Beyt'ten her türlü kirin (rics) giderildiğini ve onların tertemiz kılındığını beyan etmiştir.

Onların temizliği kendi amellerinden değil, Allah'ın ezelî seçimi ve Hz. Peygamber'e olan bağışıdır.

 

İman Süreyya yıldızında olsa Selman'ın soydaşlarının ona ulaşacağı haberi, Tanrı'nın yedi temel sıfatına (Hayat, İlim, İrade, Kudret, Sem', Basar, Kelam) bir işarettir.

 

Fıkıhçılar bilgiyi "ölüden ölüye" (rivayetle) alır

Allah ehli (kutuplar) bilgiyi doğrudan Hz. Peygamber'den veya keşif yoluyla Allah'tan alırlar.

 

"Akrabaya sevgi" (Meveddet) ayeti, Ehl-i Beyt'e karşı sarsılmaz bir bağlılık gerektirir. Gerçek bir aşık, sevgilisinin (veya onun ailesinin) kendisine yaptığı haksızlığı bile bir "nimet" ve "kaderin cilvesi" olarak görür.

 

Yirmi Dokuzuncu Bölüm

Selman'ı Ehl-i Beyt'e Katan Sırrın Bilinmesi

Köle (Abd) Efendisine tam bağımlıdır. Bu, "mutlak kulluk" makamıdır.

Oğul (Veled) babasından dolayı azizdir, ancak babasının malına ve makamına göz diker

Şeriatta "oğul" derece olarak kuldan düşük tutulur; çünkü oğulda bir "hak iddiâsı" varken, kulda sadece "teslimiyet" vardır.

 

Hz. Peygamber'in "Selman bizdendir, Ehl-i Beyt'tendir" hadisi

Selman kan bağıyla değil, Hz. Peygamber'e olan mutlak bağlılığı ve kölelik sözleşmesi (mükatebe) yoluyla bu manevi aileye dahil olmuştur.

 

Gerçek hürriyet, üzerinde hiçbir yaratılmışın (ve hatta kendi nefsinin) hakkı kalmamasıdır. Üzerinde başkasının hakkı olan kişi, Allah'a tam manasıyla kul olamaz.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ONSEKİZİNCİ KISMI

Otuzuncu Bölüm

Efrad (Tekler) Makamı

Efrad, vaktin Kutbu'nun (Kutbu'l-İrşad) tasarrufu altında olmayan yegâne gruptur. Onlar doğrudan Allah'tan (özel bir yönden) feyz alırlar.

 

Hızır

Kıssada Musa Peygamberin Hızır'a itiraz etmesi, peygamberlik makamının gereği olan "şeriatı koruma" ve "zahire göre hükmetme" vasfındandır. Hızır ise Efrad makamının bir kutbu olarak, Allah'ın kendisine öğrettiği ledünnî bilgiyle hareket eder.

 

Süvari kutuplar / Birinci Tabaka

Allah kendilerine tasarruf (varlık üzerinde etkide bulunma) yetkisi vermiştir ancak onlar kulluk makamını tercih ederek gizlenmişler, bu yetkiyi kullanmayı Allah'a bırakmışlardır. Bunlar "Melâmî" meşrebindedirler.

 

Süvari kutuplar / İkinci Tabaka

Onlar bu gücü kullanmakla memur edilmişlerdir, dolayısıyla tasarrufları halk arasında zahir olmuştur.

 

Otuz Birinci Bölüm

Eğer bir salik yolu kendi ayaklarıyla yürüdüğünü düşünürse, nefsinde bir gurur ve "ben yaptım" iddiası doğar.

 

La havle vela kuvvete illa billah

 

Farzlar asıldır (kök), nafileler ise bu kökten çıkan dallardır.

 

Hastalandığımda O şifa verir.

 

Hızır'ın Üç Tavrı

Gemiyi delerken "İstedim ki..." (Kusuru kendine nispet etti).

Çocuğu öldürürken "İstedik ki..." (Hem kendine hem Allah'ın iradesine işaret eden çoğul zamir).

Duvarı onarırken "Rabbin istedi ki..." (Sırf hayır olanı doğrudan Allah'a nispet etti).

 

Otuz İkinci Bölüm

Yönetici Süvariler

Bu tabakanın velileri, Allah'ın el-Müdebbir (İşi yöneten) ve el-Mufassıl (Ayetleri ayrıntılayan) isimlerinin yeryüzündeki mazharlarıdır.

 

"İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar" hadisi

İnsan rüyasındayken gördüğü şeylerin hakikat olduğunu sanır, ancak uyanınca onların birer simge olduğunu anlar. Dünya hayatı da böyledir; buradaki ev, aile, mal-mülk aslında ahirette karşılığı çıkacak olan "tabir edilmesi gereken" rüya imgeleridir.

 

FUTUHAT-I MEKKİYYE'NİN ON DOKUZUNCU KISMI

Otuz Üçüncü Bölüm

Niyet Kutupları

Niyet yağmur gibidir; toprak (amel) ise onunla canlanır. Yağmur tektir, ancak düştüğü toprağın mizacına göre kimi yerde gül, kimi yerde diken bitirir. Aynı şekilde, niyetin yöneldiği "konu" amelin sonucunu (mutluluk veya bedbahtlık) belirler.

 

Niyet sahipleri, Yunus Peygamberin meşrebi üzerindedirler.

 

Dünya bir köprüdür.

 

Lâ ilahe illallah

 

Otuz Dördüncü Bölüm

Nefesler Menzili

Duyu Yanılmaz, Akıl Yanılır.

Bir veli, sadece bakarak (nazar) veya koklayarak (nefes) tüm gayb bilgilerine ulaşabilir.

 

Amâ, Arş ve İstivâ

Amâ: Allah'ın âlemi yaratmadan önce bulunduğu, "altında ve üstünde hava olmayan" mutlak gizlilik mertebesidir.

Arş: Rahman isminin tecelli ettiği (istivâ) tahttır.

İniş (Nüzul): Allah’ın gecenin son üçte birinde dünya semasına inmesi, O’nun kullarına olan yakınlığını ve "mümin kulumun kalbine sığdım" hadisindeki genişliği ifade eder. Mümin kalbi, ilahi isimlerin tamamını yansıtabilen tek aynadır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİNCİ KISMI

Otuz Beşinci Bölüm

Nefesler Menzili

Akılcılar, şeriatın getirdiği ve akla imkansız gelen haberleri (Allah’ın eli, yüzü, nüzulü gibi) kabul etmek için "tevil" (yorumlama) yaparlar.

Doğru bilgi, Allah'ın kulun kalbine attığı bir nurdur. Keşif ehli, peygamberlerin haber verdiği hakikatleri akıl yürüterek değil, bizzat müşahede ederek (görerek) onaylar.

 

Otuz Altıncı Bolum

İsevîlerin Bilinmesi

Bugün bir mümin Musevî, İsevî veya İbrahimî bir bilgiye ulaşıyorsa, bu o peygamberin şeriatı hala yürürlükte olduğu için değil, Hz. Muhammed o hükümleri onayladığı içindir.

 

İsa Peygamberin yaratılışı, bir babadan değil, Cebrail’in bir "insan suretinde" Meryem’e görünmesiyle (nefes) gerçekleşmiştir.

"Allah’ı görürcesine ibadet et" emri İsevî bir hakikattir.

 

Merhamet

 

Otuz Yedinci Bölüm

İsevî Kutuplar

İsevî meşrepteki kutuplar, sahip oldukları manevi bir hali veya makamı bir başkasına aktarmak istediklerinde fiziksel bir temas yolunu seçerler.

 

İnsanlar genellikle sebeplere takılıp kalır (şirk) veya sebepleri tamamen yok sayar.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ BİRİNCİ KISMI

Otuz Sekizinci Bölüm

"Benden sonra nebi ve resul yoktur" hadisi

 

Allah’ın isimlerinden biri olan el-Velî, peygamberlik ve elçilik kesilse de baki kalmıştır.

 

Manayı nakleden kişi kendi anlayışını (kendi elçiliğini) devreye sokar. Oysa lafzen nakleden kişi, doğrudan "Allah’ın Elçisi"nin sözünü taşımaktadır. Bu, kulluğun en saf halidir; kul kendi anlayışını aradan çıkarıp sadece emaneti iletir.

 

Tasavvufta "salih", kulluğun yetkinliğine ulaşmış, kendinde hiçbir varlık iddiası görmeyen kişidir.

İnsan, ibadet ederken veya bir makama ulaştığında "ben yaptım" diyerek tuzağa düşebilir. Gerçek kul, kendisindeki tüm hareketin, sözün ve hamdin yaratıcısının Allah olduğunu bilir.

Kul, kendisine bir isim (örneğin ilim veya güç) verildiğinde, bu ismin gerçek sahibinin Allah olduğunu unutmamalıdır.

Kul, o isimlerin karşısında bir "sahip" gibi değil, bir "vekil" gibi durmalıdır. Sahiplik iddiasında bulunmak gizli bir tuzaktır.

 

Otuz Dokuzuncu Bölüm

Allah İblis’e "Secde et" demiştir. Bu bir emir olduğu için "yapmayı" gerektirir. İblis bu emre karşı gelerek "aslından çıkmış" ve kibre düşmüştür.

 

Adem’e ise "Ağaca yaklaşma" denmiştir. Yasak, "yapmamayı" (terki) gerektirir.

Adem’in yasağı çiğnemesi, İblis’in isyanından farklıdır; çünkü Adem nihayetinde yeryüzünde halife olması için yaratılmıştır ve bu "hata", o halifelik vaadinin gerçekleşmesi için bir basamaktır.

 

Bir veli hata işlediğinde veya makamından uzaklaştırıldığında, kalbinde oluşan horluk (zillet), pişmanlık ve kırıklık, onu eski halinden daha yüksek bir makama taşır.

 

Günah veya hata sonrası yaşanan utanç, veliyi "kendi varlığından" soyutlar. Bu kırıklık hali, Allah’a olan muhtaçlığını (fakr) en saf haliyle hissettirir.

Kul, pişmanlık miracında yükselerek önceki halinden daha üstün bir marifete ulaşır.

 

Arif, işlediği günahın bir "yasak çiğneme" arzusundan değil, ilahi kaderin bir tecellisi olduğunun bilincindedir.

 

Dünya "kendini bırakma" (laubalilik) yeri değildir. Her nefes bir yükümlülüktür.

 

Kırkıncı Bölüm

Mucize, Keramet, Sihir

Sihirbaz, eşyanın hakikatini değiştirmez; sadece bakanın hayal gücü ve duyuları üzerinde otorite kurar.

Sihir, "ışık ve karanlığın karışımı" (seher vakti gibi) bir durumdur; yani ne tam gerçektir ne de tam yokluktur.

 

Mucize, peygamberlerin ellerinde, onların iradesi ve "himmeti" dışında, doğrudan Allah'ın takdiriyle gerçekleşen hallerdir.

 

Keramet, velilerin ellerinde, genellikle peygambere uymanın bir sonucu olarak ortaya çıkan harikuladelerdir. Keramet, genellikle velinin himmet gücü veya duasıyla gerçekleşir.

 

Bir şeyin "cevheri" (özü) aynı kalır, ancak Allah ona "taş" sureti yerine "altın" sureti giydirebilir. Bu, suyun buharlaşması veya soğuyup buz olması gibidir.

Cevherin farklı suretler giymesi gibi, insan da "Mutlak Kul" (saf cevher) olarak Allah'ın isimlerini (Hayy, Alim, Kadir vb.) üzerine giyer ve bu isimlerin tecellisiyle kerametler gösterir.

 

Sâmiri’nin, Cebrail’in (ruhun) bastığı yerden toprak alıp cansız bir buzağıya hayat vermesi, "ruh" olanın temas ettiği her şeye hayat verme özelliğinden kaynaklanır.

 

Kulluğun ne kadar sağlamsa, hallerin peygamberlerin hallerine o kadar yaklaşır.

 

DÖRDÜNCÜ SİFR

FUTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ İKİNCİ KISMI

Kırk Birinci Bölüm

Allah, insanların üzerine uykuyu bir perde olarak çeker ki, gece ehli Maşukları (Allah) ile rahatça baş başa kalabilsin.

Allah'ın gece dünya semasına inmesi

 

En üst düzey arifle Kur'an okurken sadece cenneti veya cehennemi düşünmezler. Çünkü cenneti düşünmek cennetle, cehennemi düşünmek cehennemle meşgul olmaktır.

Allah, her kulu kendi himmetinin (manevi azminin) ulaştığı yerde karşılar.

Bazı himmetler yakın göğe, bazıları yedinci göğe, bazıları ise Arş-ı Alâ'ya kadar yükselir.

 

Görme olayının gerçekleşmesi için hem gözde bir ışık (nur) olmalı hem de dışarıda aydınlatıcı bir cisim (güneş/lamba) bulunmalıdır.

Karanlık bir odada herkes eşittir. Ancak keşif sahibine ilahî bir nur tecelli ettiğinde, bu nur onun gözünün nuruyla birleşir ve karanlık perdeyi yırtar.

 

Beni sevdiğini iddia edip gece olduğunda uyuyan kimse yalancıdır!

 

Mümkün varlıklar (yokluk/karanlık), Allah'ın "Varlık Nuru" ile birleştiğinde görünür hale gelirler.

 

Kırk İkinci Bölüm

Fütüvvet / Gençlik

Genç (fetâ), sadece bedeni güçlü olan değil, eşyanın ve ilahî mertebelerin değerini bilen kişidir.

 

Fütüvvet, incitmemek, incinmemek, her varlığa hakkını vermek ve her durumda Allah'ın rızasını insanların beğenisine tercih etmektir.

 

Kırk Üçüncü Bölüm

Vera, Kuşkulu Şeylerden Sakınmak

Vera, sadece açık haramdan değil, haram olma ihtimali olan "şüpheli" (müştebih) şeylerden de uzak durmaktır.

Haramlık "haller" ile sınırlıdır

 

"Müftüler fetva verse de kalbine danış" hadisi

Onlar, dindarlıklarının insanlar tarafından bilinip övülmesini (şöhret) bir tür "ortaklık" ve ihlası bozan bir durum olarak görürler.

 

Arifler sıradan insan (avam) maskesi altında gizlenirler. Üzerlerinde özel bir kıyafet, isim veya unvan taşımazlar. Böylece sadece Allah’a ait olan "Halis Din"i korumuş olurlar.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ ÜÇÜNCÜ KISMI

Kırk Dördüncü Bölüm

Behlüller (Deliler)

Bu kişiler, kalplerine gelen ani ve güçlü bir ilahî tecelli (varid) neticesinde akıllarını yitirmişlerdir.

Onların akılları aslında yok olmamıştır; Allah’ın güzelliğini ve azametini müşahede etmekle meşgul oldukları için Allah katında "hapsedilmiş" ve dünya tasarrufundan çekilmiştir.

 

Halin Hükmettiği Deliler: Tecelli kişinin kapasitesinden büyüktür. Akıl tamamen gider.

Akıllı Deliler (Ukala-yı Mecânîn): Akıl gitmiştir ama "hayvani ruh" (bedensel sistem) yaşamı devam ettirir; yerler, içerler ama dünyevi bir tedbirleri yoktur.

Kuvvetli Arifler ve Peygamberler: Tecelli çok güçlüdür ama Allah onlara bir "güç ve metanet" verir. Hem en yüce müşahedeyi yaşarlar hem de dönüp insanları irşad ederler. Akılları tecelli anında bile korunur.

Varidden Daha Güçlü Olanlar: Tecelli geldiğinde hiç sarsılmazlar; hem Allah’tan geleni alırlar hem de aynı anda yanlarındaki kişiyle sohbeti sürdürürler. Bu, en kâmil mertebedir.

 

Akılları perdelendiği için bu kişilerden dini sorumluluk (yükümlülük) kalkmıştır.

 

İlk tecelli lütuf ile gelmişse deli "mutlu ve neşeli" (Behlül gibi) olur.

İlk tecelli kahır ile gelmişse deli "üzüntülü ve sessiz" olur.

 

Kırk Beşinci Bölüm

Vâris veli, Hz. Muhammed’in şeriatına tam uyan ve bu bağlılık sonucunda kalbi ilahî sırlar ile Hz. Peygamber’e indirilenlerin hakikatine açılan kimsedir.

 

Yaratıklardan kaçış (Halvet) doğru müridin ilk işidir.

Hakk’ı buluş (Vuslat) kaçıştaki dürüstlüğün mükafatıdır.

Yaratıklara dönüş (İrşad) Hakk’ı bulmanın gerçek kanıtıdır. Bu dönüş ilahî bir görevdir.

 

Erenlerin (Vasılların) Mertebeleri

Zati İsimlere Erenler: Sadece Allah'ın zatına delalet eden isimlerle ulaşırlar. Bunlar melekler gibi hayret içindedir, dünyaya dönmezler.

Fiil ve Sıfat İsimlerine Erenler: El-Halık, eş-Şekur veya el-Gani gibi isimler üzerinden Hakka ulaşırlar. Onların karakteri ve kerameti, ulaştıkları bu ismin rengine bürünür.

 

Şimşek nuru, zati müşahedeyi temsil eder ve anidir; bazıları "yağmur" (kalıcı meyve/bilgi) getirir, bazıları sadece parlar geçer.

 

Kırk Altıncı Bölüm

İlim, bilen ile bilinen arasındaki bir "nispet" (ilişki)dir.

 

Size ilimden pek azı verilmiştir

İnsana verilen ilim, insanın kendi başına taşıyabileceği, güç yetirebileceği kadardır.

 

Kesbî (Kazanılmış) İlim: Duyular ve akıl yürütme (fikir) yoluyla, sebep-sonuç ilişkisi içinde elde edilen bilgidir. Takva ve doğru düşünce bu bilginin "sebepleri"dir.

Vehbî (Verili) İlim: Herhangi bir görünür sebep, çalışma veya öncül olmaksızın, Allah’ın doğrudan kalbe ve sırra indirdiği bilgidir. Bu ilim "el-Vehhâb" isminin bir tecellisidir.

Hızır’a verilen ilim (Ledünni ilim), tamamen vehbîdir.

Peygamberlik bilgisi de kazanılmış değildir, tamamen vehbîdir.

 

Peygamber’in kıyamet günü Allah’a "o an kendisine bildirilecek olan" hamdlerle yöneleceğini söylemesi, peygamberlerin bilgisinin bile sürekli genişlediğini ancak mutlak sonu (sonsuzu) kuşatmadığını gösterir.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ DÖRDÜNCÜ KISMI

Kırk Yedinci Bölüm

Varlığın Dairesel Yapısı

Bir daire çizdiğinizde kalem başladığı noktaya ulaşınca daire tamamlanır. Eğer varlık düz bir çizgi olsaydı, ayette geçen "Her iş O'na döner" hakikati gerçekleşemezdi.

 

Namaz, kulun Allah ile doğrudan münacatıdır (yakarış).

Kul namazda, Allah'ın en-Nur isminden pay alır.

 

Oruçlunun iftar sevinci hayvani ruhuna, Rabbine kavuşma sevinci ise "düşünen nefsine" aittir. Oruç müşahedeyi (görmeyi), namaz ise münacatı (konuşmayı) temsil eder.

 

Namazda "Semiallahu limen hamideh" (Allah hamd edeni işitti) derken, aslında kul Allah'ın vekili olarak konuşur. Bu, namazın en yüce halidir.

 

Kader Sırrı

Evrendeki her varlığın (melekler, bitkiler, madenler) yaratıldığı andan itibaren "bilinen bir makamı" var.

Ancak insan ve cinler bu makama ömür boyu süren bir yolculukla (süluk) ulaşır. İnsan ve cin için makam, ancak son nefeste netleşir.

Mümkün varlık (yaratılmış olan), özü gereği bir makama sahip değildir. Ona makam veren, Allah’ın kadim bilgisindeki tercihtir. Bu tercih, "Kader Sırrı"nın ta kendisidir.

 

Kırk Sekizinci Bölüm

Neden (İllet) ve Şart (Şartlılık) Arasındaki Fark

Neden özü gereği sonuç doğuran şeydir. Neden varsa, sonuç (nedenli/malul) zorunlu olarak vardır.

Şart bir şeyin varlığı ona bağlıdır ama o şey varken sonucun çıkması zorunlu değildir.

 

Eş’arî Kelamcılar Âlemin varlığını Allah'ın ezeli bilgisine (ilm) bağlar. Bilgi, bilinenin (âlemin) varlığını takdir etmiştir. Bu bilgi "neden" gibidir; bilinenin aksinin olması imkansızdır.

Filozoflar Âlemin varlığını Allah'ın zatına (vacibu'l-vücud) bağlar. Allah zatıyla vardır, âlem ise O'nun zorunlu bir sonucudur.

Her iki grup da aslında âlemin varlığının "başka bir şey nedeniyle" (Allah) zorunlu olduğunu kabul eder. Aralarındaki fark sadece isimlendirmedir. Âlem ile Allah arasında zamansal bir uzaklık değil, sadece mertebe farkı vardır.

Eğer bir sonuç iki nedenden gelirse, nedenlerden her biri tek başına yeterli değil demektir.

Eğer her iki neden de tam etkili olsaydı, birinin etkisiyle var olan şey üzerinde diğerinin hiçbir fonksiyonu kalmazdı.

 

Bütün İsimlerin Bilgisi

Nedenselliğin insandaki karşılığı, Hz. Âdem’e öğretilen isimlerdir.

İnsan, âleme yönelen tüm ilahi isimlerin hakikatini kendinde topladığı için "ilahi suret" üzeredir. Melekler ise sadece kendi makamlarına ait isimleri bilirler. Bu, insanın âlemdeki var oluş sebebidir; insan Allah'ın isimlerinin tam bir aynası olsun diye yaratılmıştır.

 

Halifenin, onu halife tayin edenin (Allah) özelliklerini yansıtması gerekir.

Âdem'in "Allah’ın sureti üzerine" yaratılması, ona eşya üzerinde tasarruf etme, emretme ve yasaklama yetkisi verir.

 

"Beni yerim ve göğüm sığdıramadı, mümin kulumun kalbi sığdırdı" hadisi

Allah’ın mekana muhtaç olmadığını, ancak insana her yerde (ölüye şah damarından daha yakın olması gibi) yakın olduğunu vurgular.

 

Adalet âlemin nizamıdır.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ BEŞİNCİ KISMI

Kırk Dokuzuncu Bölüm

"Ben Rahman’ın nefesini Yemen yönünden alıyorum" hadisi

 

Melekler, dağlar ve taşlar; Allah’ın Celal, Kahır ve Azamet isimleriyle yaratılmışlardır. Bu yüzden ilahi irade karşısında boyunları büküktür, isyan etme mecalleri yoktur.

 

Mümin her nefesinde bir darlık (kabz) ve genişleme (bast) yaşar. Kul ne zaman sıkışsa, Allah'ın Rahman ismi ona "nefes" olur.

 

Ellinci Bölüm

Akılcılar Allah’ı kanıtlar yoluyla anlamaya çalışırlar. Akıl, Tanrı hakkında ancak "ne olmadığını" (tenzih) söyleyebilir.

Keşif ehli kalplerini düşünce kirlerinden arındırarak Allah’ın tecellilerine açarlar.

 

Allah'ı bilmenin delili, O'nun bilinemeyeceğini kavramaktır.

Allah hakkında düşünmek (zatı üzerine kafa yormak) yasaklanmıştır çünkü bu yolun sonu karanlıktır. Ancak Allah’ın isimleri ve birliği üzerinde tefekkür etmek emredilmiştir.

 

Elli Birinci Bölüm

Kuşku veren şeyi bırak, vermeyene bak

 

Vera ehli, sadece midesini değil, dilini ve kulaklarını da korumak ister. İnsanlar arasındaki dedikodu ve boş sözlerden kaçmak için uzlete (yalnızlığa) çekilirler.

İnsanlardan uzaklaşan zahid; taşların zikrini, suların şırıltısını, kuşların dilini ve rüzgârın tesbihini duymaya başlar.

 

Melekler saf nurdur.

 

İnsan ya sahip olduğu dünya malını ya da sahip olmadığı şeyi düşünür. Her ikisi de ibadetteki ihlası bozar.

 

Elli İkinci Bölüm

İnsan, doğası gereği korkak bir varlıktır; cesaret ise ona sonradan eklenen geçici bir haldir.

İnsan "bir zayıflıktan" yaratılmıştır. Bu zayıflık kulun ayrılmaz bir özelliğidir.

İnsan nefsi aslında "yokluk" (adem) üzerine kuruludur. Bu yüzden kendisine "yokluğun" dokunacağını hissettiği her an büyük bir korkuya kapılır. Varlık bir lezzet, yokluk ise nefis için en büyük acıdır.

 

Ruh, beden doğasının karnında yetişir ve onun kanıyla (mizacıyla) beslenir. Bu yüzden ruhun hükmü, bedenin hükmüdür.

 

Eğer bir kişi manevi mertebeye kendisinde bir güç veya "rablik" (benlik) görerek (yanan bir kandil gibi) girerse, ilahi esinti (Nefes-i Rahmânî) o kandili söndürür ve o kişi karanlıkta kalır.

Manevi yolculukta başarılı olmanın tek yolu, her an "kulluk" (ubudiyet) bilincinde kalmaktır.

 

Elli Üçüncü Bölüm

Şeyh Bulmadan Yola Çıkanın 9 Ameli

Açlık (Kıllet-i Taam) manevi uyanıklığın anahtarıdır.      

Uykusuzluk (Kıllet-i Menam)

Susmak (Kıllet-i Kelam) hem dille hem de iç sesle susmaktır.

Uzlet (Kıllet-i İnam) kalbi; aile, mal ve dünya düşüncelerinden temizlemektir.

Doğruluk (Sıdk)

Tevekkül

Sabır

Kararlılık ve İnanç (Yakin)

 

Bu amelleri yerine getiren mürid, şu dört şeyi hakkıyla tanımaya başlar:

Allah’ı bilmek (Marifetullah)

Nefsi bilmek (Nefis terbiyesi)

Dünyayı bilmek (Dünyanın fani yüzünü görmek)

Şeytanı bilmek (Onun hilelerini fark etmek)

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ ALTINCI KISMI

Elli Dördüncü Bölüm

İşaretler

Tasavvuf terminolojisinde "İşaret", bir hakikati dolaylı yoldan anlatmak demektir.

 

Eğer bir kişi her şeyde Hakk'ın yüzünü (vechullah) göremiyorsa, eşya ile Allah arasında bir mesafe (uzaklık) algılıyor demektir. İşaret, bu mesafeyi aşmak için kullanılan bir araçtır.

 

"Onlara ayetlerimizi hem ufuklarda hem de kendi nefislerinde göstereceğiz" (Fussilet, 53) ayeti gereği, her ayetin iki yüzü vardır.

 

Elli Beşinci Bölüm

Şeytani Düşünceler

Kalbe gelen düşüncelerin kaynakları:

Rabbani Düşünce: Doğrudan Allah'tan gelen, asla şüphe barındırmayan kesin bilgi.

Melekî Düşünce: İlham yoluyla hayra ve ibadete yönelten düşünce.

Nefsi Düşünce: Şahsi arzular, mubah istekler ve bencillikle ilgili düşünce.

Şeytani Düşünce: Vesvese, kuşku ve saptırma amaçlı düşünce.

 

İnsan kendi zihninde "manevi şeytanlar" üretebilir.

Şeytan bazen insana "doğru bir ilke" verir. Bu ilke üzerinde araştırmada o kişiyi serbest bırakır; kişi kendi zekasıyla o asıldan sapkın sonuçlara kadar gider (hadis uydurmak, sahabeye sövmek gibi).

 

Şeytan bir arife gelir ve onu önemli bir ibadete niyetlendirir. Arif tam başlayacakken, şeytan ona "daha üstün ve daha faziletli" başka bir ibadeti hatırlatır. Amaç, arifin Allah'a verdiği ilk sözü (niyeti) bozdurmaktır.

 

Şeytan ateştendir ve ateş kararsızdır. Bu yüzden şeytani düşünce tek bir noktada sabit kalmaz, sürekli değişir ve kişiyi şüpheye düşürür.

 

Melekî düşünce farzlara ve kesin hayırlara yöneltir, süreklidir.

Nefsi düşünce toprak gibi sabittir; kişi mubah bir şeyi (yemek, içmek gibi) istemeye devam eder.

 

Haram/Mekruh düşüncesi gelirse kesinlikle şeytandandır.

Farz düşüncesi gelirse melektendir, hemen yerine getir.

 

Elli Altıncı Bölüm

Doğru ve Yanlış

Tümevarım / İstikra dünyevi işlerde ve ahlakta geçerli olsa da Allah'ı tanımada yanıltıcı olabilir.

Tümevarım, bir şeyin sürekli tekrar etmesine dayanır. Oysa Allah, tek bir surette iki kez tecelli etmez.

 

Elli Yedinci Bölüm

"Nefse günahını ve takvasını ilham edene yemin olsun" ayeti

 

Nefis, ilhamı kabul eden bir mekandır.

Nefis yaratılışı gereği itidali ve kendisine faydalı olanı (mubahı) ister.

Nefis ancak şeytanın ilhamını kabul ederse kötüye yönelir.

Allah sürekli verir, ancak biz "istidadımız" (kapasitemiz) kadarını alabiliriz. Mahrumiyet, aslında Allah'ın vermemesi değil, mahalin o şeyi kabul edememesidir.

 

Elli Sekizinci Bölüm

Akıl, kendi hizmetçisinin (fikir) esiridir

Akıl, gözün verdiği rengi, kulağın verdiği sesi kabul ederken; kendisini yaratan Allah'ın (Kitap ve Sünnet yoluyla) bildirdiği ve kendi mantığına sığmayan gerçekleri "imkansız" diyerek reddedebilir.

 

Aklın tıkandığı yerde "kalp" (kalb) devreye girer.

Allah'ın tecellileri her an değişir (her an bir şe’ndedir). Akıl, sınırlayıcı ve dondurucu olduğu için bu akışkan tecelliyi kavrayamaz.

 

Rabbini tanımak istiyorsan, aklını kalbin emrine ver.

 

Elli Dokuzuncu Bölüm

Zamanın mahiyeti

Allah "Bir"dir ve O'nunla birlikte hiçbir şey kadim (ezeli) değildir.

 

Zaman, tıpkı "boşluk" (mekan olmayan uzam) gibidir

Zaman, dış dünyada bir cevher veya araz olarak mevcut değildir. O, sadece olayların birbirine göre önceliğini ve sonralığını anlamamızı sağlayan zihinsel bir nispettir.

 

Hareket dış dünyada vardır, ancak hareketin "süresi" dediğimiz şey akıldadır.

Zaman, bizlerin varlıklar arasındaki değişimleri algılama biçimimizdir. Eğer hiçbir değişim olmasaydı, zaman kavramı da olmazdı.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ YEDİNCİ KISMI

Altmışıncı Bölüm

Varlığın hiyerarşisi

Varlık, dört temel ilahi isme/sıfata dayanır: Hayat, İlim, İrade ve Kudret.

Hayat en üsttedir (ilmin şartıdır), İlim her şeyi kuşatır, İrade mümkün olanı seçer, Kudret ise var eder.

Bu dörtlü yapı, insan zihninde Mantık, Matematik, Doğa ve Metafizik (İlahi İlim) olarak karşılık bulur.

Allah, Hayat sıfatından İlk Akıl'ı, İlim sıfatından ise Nefs'i var etmiştir.

 

Doğa, Akıl ile Nefs arasındadır ve dört temel nitelik üzerine kuruludur.

Ateş: Sıcaklık + Kuruluk (Arş'taki mekanı: Koç, Aslan, Yay)

Toprak: Soğukluk + Kuruluk (Arş'taki mekanı: Boğa, Başak, Oğlak)

Hava: Sıcaklık + Yaşlık (Arş'taki mekanı: İkizler, Terazi, Kova)

Su: Soğukluk + Yaşlık (Arş'taki mekanı: Yengeç, Akrep, Balık)

 

Göksel Yönetim

Nun (İlahi Divan Başkanı): İlk kalemden önceki mufassal bilginin tecelligâhıdır.

Kalem ve Levha: Kalem kâtiptir, Levha ise üzerine kaderin yazıldığı sayfadır.

 

12 Valiler (Burçlar): En uzak felekte (Atlas feleği) yerleşmiş, Levha'daki emirleri okuyan 12 büyük melek/ruhaniyet.

28 Teşrifatçılar (Menziller): Ay'ın menzillerinde bulunan ve valilerin emirlerini nakleden melekler.

7 Nakibler (Gezegenler): Yedi gökte bulunan ve yeryüzündeki olayları bizzat idare eden vekiller (Zühal, Müşteri, Merih, Şems, Zühre, Utarit, Kamer).

 

Feleklerin dönüşü belli bir noktaya (Başak burcu hükmüne) ulaştığında insan yaratılmıştır.

 

En küçük yağmur tanesinden en büyük devlet başkanına kadar her şey, Levha'dan başlayan ve melekler ordusu kanalıyla yeryüzüne inen bir "tedbir" (yönetim) altındadır. İnsan ise bu devasa mekanizmanın sebebi ve meyvesidir.

 

Altmış Birinci Bölüm

Cehennem

Kuşkusuz gök tekrar dürülür, tıpkı

Daha önce olduğu gibi. Yıldızlarının ışıkları söner

 

Cehennem ilahi gazabın tecelli ettiği, ancak kendi içinde ilahi bir düzen ve rahmet barındıran muazzam bir varlık mertebesidir.

 

Cehennemin ana yapısı (duvarları) yaratılmıştır. Ancak içindeki azap araçları, oraya giren insanların ve cinlerin kendi amelleriyle o anda yaratılır.

Cehennemin yakıtı sadece "insanlar ve taşlar"dır. Buradaki taşlar, dünyada ilah edinilen putlardır. Cinler ise ateşin alevini oluşturur.

 

Zebaniler için cehennem azap değil, ilahi bir rahmet ve görev mahallidir.

 

Ahirette güneş, ay ve yıldızlar cehenneme atılacaktır.

Yıldızlar cehennemde kararmış cisimler olarak bulunur. Cehennemin güneşi doğar ve batar, ancak aydınlatmaz.

 

Varlık, kendi zıddıyla acı çeker.

 

Altmış İkinci Bölüm

Cehennem Ehli Olan Dört Temel Grup

Kibirliler (Müstekbirûn): Firavun ve Nemrut gibi rablik iddia edenler. İblis onlara "sağdan" (güç yönünden) gelir.

Müşrikler (Ortak Koşanlar): Allah'ı kabul edip başka varlıkları O'na yaklaştırıcı kılanlar. İblis onlara "önlerinden" (görüş yönünden) gelir.

Muattıla (Ateistler): Bir yaratıcıyı tamamen reddedenler. İblis onlara "arkalarından" (bakmadıkları yönden) gelir.

Münafıklar: İkiyüzlüler. İblis onlara "soldan" (en zayıf yönden) gelir. Münafıklar cehennemin en derin (en zayıf) yerindedirler.

 

Cehennemin yapısı

7 Kapı x 4 Yön = 28 Menzil. Bu, ayın 28 menzili ve alfabedeki 28 harfle uyumludur. Varlık bu harflerle (kelimelerle) ortaya çıktığı gibi, inanç ve inançsızlık da bu 28 menzil üzerinden şekillenir.

 

Cehennem toplam 100 basamaktır (Cennet dereceleri gibi). Her basamakta 28 farklı azap türü bulunur (2.800 tür azap).

 

Altmış Üçüncü Bölüm

Berzah

Kıyamet ile dünya arasında Berzah mertebeleri vardır

 

Berzah, kelime anlamıyla iki şey arasındaki engeldir.

Hayal, yaratılmış her şeyden daha geniştir.

Hayal, yokluğu varlık olarak gösterebilir. Rüyada ölmüş birini canlı görmek veya arazları (duyguları, amelleri) somut cisimler olarak görmek hayalin gücüdür.

 

İsrafil’in üfleyeceği "Sur" (Boynuz)

Boynuzun ağzı (alt tarafı) çok geniştir; çünkü içine tüm varlık ve yokluk tasavvurları sığar.

 

İnsanlar kıyamete kadar amellerinin suretlerinde (berzahta) rehin kalırlar.

 

FÜTUHAT-I MEKKİYYE'NİN YİRMİ SEKİZİNCİ KISMI

Altmış Dördüncü Bölüm

Kıyametin Ontolojisi

"Kıyamet" (ayağa kalkış)

İnsanların kabirlerinden kalkıp Allah’ın huzurunda saf tutar.

Burada "er-Rahman" değil "er-Rab" (sahip, terbiye eden) ismi öne çıkar.

Rab ismi hem azameti hem de ıslah edici merhameti içerir.

Allah yeryüzünü değiştirir ve onu bir deri gibi uzatır. Bu yeni toprakta "uyku" yoktur; her şey ve herkes mutlak bir bilinç ve uyanıklık halindedir.

 

Kıyamet başladığında Yedi kat gök, içindeki yıldızlarla birlikte dürülür ve yeryüzüne atılır.

 

Her bir gök katının melekleri sırayla iner ve mahşer halkının etrafında yedi daire oluştururlar.

 

Kabirden Kalkış / 1.000 Yıl / İman ve şüphe testi.

Mahşer / Güneş / 1.000 Yıl / Arşın gölgesi dışındaki sıcaklık ve susuzluk.

Karanlık ve Nur / 1.000 Yıl / Kalpteki ihlasa göre yüzlerin aydınlanması veya kararması.

Hesap Merdivenleri / 10.000 Yıl / Haramlar, ana-baba hakkı, kul hakları, haset ve hile sorgusu.

Defterlerin Alınması / 15.000 Yıl / 15 durakta ahlaki ve dini sorumlulukların hesabı.

Terazi (Mizan) / 1.000 Yıl / Amellerin tartılması ve hapis süreci.

Allah'ın Huzuru / 12.000 Yıl / 12 durakta gıybetten cîhada, kibirden komşu hakkına doğrudan sorgu.

 

Sırat köprüsü

3.000 yıllık bir yol; bin yılı yokuş, bin yılı düz, bin yılı iniştir.

Her köprüde temel bir ibadet veya sorumluluk sorgulanır: İman, 2. Namaz, 3. Zekat, 4. Oruç, 5. Hac, 6. Temizlik, 7. Mezalim (Haksızlıklar).

 

Kıyamet ve ahiret duyusal (cismani) bir yaratılıştır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder