1 Şubat 2026 Pazar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 15. Cilt - Notlar

Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 15. Cilt - Notlar

Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2011

 


YİRMİ DOKUZUNCU SİFİR

411

'Kitap (kader) öne geçer ve cehenneme girer' Münazelesinin 'Neredeyse cehenneme girmeyecekti' Mertebesinden Bilinmesi

Kader Allah'ın kulun üzerine dışarıdan dayattığı bir hüküm değil kulun kendi ezeli hakikatinin bir yansımasıdır.

İnsanın kaderi ezeli sabit hakikatinde (ayan-ı sabite) nasıl olmayı tercih ettiyse öyledir.

 

Müftüler fetva verse de kalbine sor

İnsanın zahirde ne yaptığı değil, gönlüne neyin yerleştiği önemlidir. Ameller sonuçlara (son andaki niyet ve hale) göre değerlendirilir.

 

412

'Benim için olan kimse hiçbir zaman zelil ve başarısız olmaz' Münazelesinin Bilinmesi

Allah için çalışan biri asla başarısız (zelil) olmaz çünkü Allah'ın mutlak izzet sahibidir.

Allah karşısında duyulan zillet (muhtaçlık/tevazu), kula başka hiçbir varlığın karşısında eğilmeme izzeti kazandırır.

Başarısızlık, kulun kendi nefsini veya "başkalarını" fail görerek ilahi sınırları aşmasıdır.

 

413

'Benden bir şey isteyen benim kaza ve kaderimin dışına çıkmış olmaz, benden bir şey istemeyen de kazamın dışına çıkmış olmaz' Münazelesinin Bilinmesi

Hüküm veren hakim, aslında hakkında hüküm verilenin (Mümkün/Kul) haline tabidir. Hükmü belirleyen mahkûmdur.

Kul dua ettiğinde Allah'ta bir "icabet" (karşılık) yaratır. Ancak bu etkileşim, zaten Allah'ın ezelde o kulun dua edeceğini bilmesinden kaynaklanır.

 

414

'Ancak perdeyle görülür' Münazelesinin Bilinmesi

Gördüğümüz her şey, arkasında Hakkın gizlendiği bir perdedir.

Allah zatında değişmez ama suretlerde (bizim algımızda) her an başkalaşır. Bu durum, "O her gün bir iştedir" ayetinin tecellisidir.

Hiçbir suret sabit kalmaz; her şey bir akış halindedir.

 

415

'Bana dua eden kimse kulluğunu yerine getirmiş, kendine insaf gösteren, bana insaf göstermiştir Münazelesinin Bilinmesi

Yakınlık olmasaydı uzaklık bilinmezdi

 

Allah’a kul olduğunu (acziyetini) bilip dua eden kişi, kendi doğasının (nefsinin) esiri olmaktan kurtulur.

Hakkı teslim etmek...

 

416

Kalp Gözünün Bilinmesi Münazelesi

Hak her an bir iştedir ve her an farklı bir surette tecelli eder. Kalp de bu tecellilere ayna olduğu için her an değişir.

 

İsimler çoğalsa bile, isimlendirilen tektir.

 

417

'Ücreti Allah'a kalmıştır' Münazelesinin Bilinmesi

Affetmek ve uygun bir şekilde bağışlamak siler Hükmü koyana karşı hakları

Allah şöyle der: ‘Kim bağışlar ve arayı düzeltirse, ecri Allah’a kalmıştır.’

Bu, kulun Hakkın ahlakıyla (Affüv, Gafur) ahlaklanmasıdır.

Farz ibadetlerde Hak kulun kulağı/gözü olur (Hakkın kulağıyla işitmek); nafilelerde ise kul Hakkın kulağı/gözü olur (Kendi kulağıyla Hakkı işitmek).

 

İnsan kendi günahını izhar edince, kendisine ilahi cezalar uygulanır ve kendisini tehlikelere atmış olur.

Yazıcı melekler kulun kötü fiillerinden ancak onun konuştuklarım yazar. Bu durum ‘Telaffuz ettikleri her sözde onları yanında bir gözetmen vardır’ ayetinde belirtilir ki, kastedilen yazıcı meleklerdir. Bununla birlikte melekler yaptıklarımızı bilir. Fakat ayette ‘yaptıklarınızı yazarlar’ denilmemiştir.

 

418

'Anlamayan O'na hiçbir şey ulaştıramaz' Münazelesinin Bilinmesi

Kelâm / sözü madde olan ses ve bir de maddeden münezzeh olan kelâm var. Sözün iki veçhesidir bu.

 

Kelimeyi bilmek, sözcük anlamını bilmek değil, söylendiğinde o kelimeyle ne murad edildiğini bilmektir.

 

Kalpteki "pas" / suretlerdir. Kalpteki pas, anlamaya manidir.

 

419

'Görevlendirmeler -ki ilahi yönlendirmeler ve şevkler demektir- Münazelesinin Bilinmesi

Allah yeryüzünü imar etmek için halifeler belirlemiş, Cebrail'i elçi kılmış ve gökleri/yerleri onlara amade etmiştir.

 

Peygamberlerden sonra gelen veliler, şeriatın vârisleridir.

 

Doğru rüyalar ve ilhamlar, bu yönetim sisteminin iletişim kanallarıdır.

 

420

Makamlarda Kurtulma Münazelesinin Bilinmesi

Arif için belirli bir makam yoktur çünkü Hak her yerdedir. Makam bir "sınırlama"dır; oysa Hak mutlaktır.

Eğer varlıkta sadece O varsa, kim kimden ayrışacak?

Bütün makamları kendinde toplayanın makamı olamaz ki!

 

421

'Delil ve burhan ile bana ulaşmak isteyen kimse hiçbir zaman bana ulaşamayacaktır, çünkü hiçbir şey bana benzemez' Münazelesinin Bilinmesi

Akıl, kıyas yaparak çalışır. Kıyas ise iki şey arasındaki benzerliğe dayanır. Oysa Allah’ın "Leyse kemislihi şey’un" (O’nun benzeri hiçbir şey yoktur) sırrı gereği, akıl O’nu bir şeye benzetemediği için O’na giden bir "delil" de inşa edemez.

"Emsalsiz" bir hakikat karşısında beşerî mantık silsilesi yetersizdir.

 

Melekler

Sadece farzlarla (zorunlu kulluk) meşguldürler, iradeleri (meşiyet) ve nafileleri yoktur. Bu yüzden Hakkı "Hak vasıtasıyla" görme makamına sahip değillerdir.

 

İnsan-ı Kâmil

Farzlara nafileleri ekleyerek "Hakkın onun işitmesi ve görmesi olması" makamına erer. Yani insan, Allah’ı yine Allah ile idrak eder.

 

Nazarî düşünce mana itibarıyla üçlü (kıyasta olduğu üzere), görünüşte dördüdür. Üç tek iken dört çifttir.

Delilin unsurları (öncüller) üçlüdür.

 

Kabe üç rüknü ve üçgen şekli olan bir yerdir ve bu nedenle Hicr’dir. Evden yedi arşın miktarında bir yer kesildiğinde, üzerine taştan ilave yapmışlar ve bu sayede tavaf edilebilmiştir.

Üçgen olması on iki kaideye dayanmasından kaynaklanır. Bu kaidelerden feleğin burçları ortaya çıkar.

 

Delil, "benim varlığımı" ispat eder, "Hakkın hüviyetini" gizler.

 

422

'Fiilimi bana çeviren kişi bana üzerindeki hakkımı vermiş, bana karşı insaflı davranmıştır' Münazelesinin Bilinmesi

"Attığında sen atmadın"

Kul, fiilin ortaya çıktığı yer (mahal) olması bakımından fiili kendine izafe eder. Ancak basiret gözü açılan kişi, o fiili asıl yaratanın Allah olduğunu görür.

 

Kul, fiili kendine ait zannettiğinde Allah onu bu iddiası üzerinden imtihan eder (sorumluluk ve yükümlülük burada başlar).

Amelin kendisinden değil, Allah'tan meydana geldiğini gören kişi "ihsan" (Allah'ı görür gibi ibadet etmek) makamındadır. Bu makamda kul, kötülükleri bile Allah'ın hikmet çerçevesinde yarattığını bilir ve "kötülüklerin iyiliğe çevrilmesi" (hükmün değişmesi) sırrına erer.

 

Allah bir kaderi (kazayı) uygulamak istediğinde, kulun aklını geçici olarak ondan alır. Kul "kör" gibi o fiili işler. İş bittikten sonra Allah ibret alması için aklı geri iade eder; kul o zaman tövbe ve pişmanlığa yönelir.

 

Vecdin hazzını elde etmek isteyen, kendi üzerindeki hakkı hak sahibine vermelidir.

 

423

'Bana karşı kıskanç olan beni zikretmemiştir' Münazelesinin Bilinmesi

Allah şöyle der: ‘Onların çoğunda ahde (vefa) bulamadık, onların çoğunu fasık olarak bulduk.’ Fasık olmak, ahde vefa göstermek yerine (sorumluluğun) dışına çıkmak demektir.

 

Eğer bir kul, "Allah'ı sadece ben temizken zikredeyim" veya "Gafillerin arasında zikredilmesin" diye bir kıskançlığa (gayret) kapılırsa, o kişi aslında Allah'ı değil, kendi zikrini ve iddiasını seviyordur.

Öyleyse Allah’a karşı gayrete gelerek (açık zikri bırakan) insan, O’nu tanımamış demektir. O sadece kendinden dolayı gayrete gelmiştir, yoksa gayreti Allah’a dair değildir.

 

424

'Seni kendimle olman için seviyorum, sen ise ehline dönmek istiyorsun, ben payımı alayım diye bekle, sonra gidersin' Münazelesinin Bilinmesi

Kişi Allah ile baş başayken (halvet), Allah ona "Git, ailene (ehline) dön, onların hakkını ver ama Ben de senden payımı alayım" der. Bu, manevi sarhoşluktan (sekr) ayıklığa (sahv) geçiştir.

 

Bir velinin halkın arasına dönmesi nefsani bir arzu değil, ilahi bir emirdir (Farz).

 

425

'Kim bilgiyi talep ederse gözünü kendimden çevirtirim' Münazelesinin Bilinmesi

Allah, bilgiyi (delili) talep edenin gözünü Kendinden çevirir.

Çünkü delil "ikilik" yaratır. Tefekkür (düşünme) hata payı barındırır

Hakkı görmek için Hakkın gözüyle bakmak gerekir.

 

426

Hz. Peygamber'e 'İsra gecesinde Rabbini gördün mü?' diye sorulduğunda kendisinden dolayı 'Nur idi, nasıl göreyim ki!' dediği Sırrın Münazelesinin Bilinmesi

Nur idi, O’nu nasıl göreyim

 

Nur Perdedir

Işık öyle şiddetlidir ki, kendisi görülmez ama her şeyi görünür kılar. Nur, hem perdedir hem de perdelenen.

Âlem bir gölgedir ve gölge ancak ışık sayesinde var olur.

 

427

'Kab-ı kavseyn (yayın iki ucu)' Münazelesi

Dairenin kendisi Hakkın hüviyetidir. Onu ikiye bölen çap çizgisi ise "vehim"dir. Bu çizgi (insan/âlem), aslında var olmayıp sadece bir sınır tayin eder. Çizgi kalktığında daire (Birlik) kalır.

 

428

'İki varlığın sorulması' Münazelesinin Bilinmesi

Sarf/nahif bilgisindeki varlık ilişkisi anlatılıyor.

"İnne" (Hak) ile "Yâ" (Hakkın zamiri) arasına giren "Nun", kulu (vikaye/koruyuculuk) temsil eder. Eğer bu "Nun" olmasaydı, kul Hakkın tecellisi altında yok olurdu.

 

429

'Benim celalim karşısında küçülene inerim, bana karşı büyüklük taslayana azametimi gösteririm' Münazelesinin Bilinmesi

Allah, Kendisi için küçülene tenezzül eder, büyüklük taslayana ise azametini gösterir.

Allah âlemin aynasıdır. Aynada sadece suretler görünür

 

430

'Seni hayrete düşürürsem, kendime ulaştırırım' Münazelesinin Bilinmesi

En yüksek makam hidayet değil, hayrettir.

İdrake ulaşmaktan acizlik bir idraktir.

 

431

'Kimi perdelersem ben perdelerim' Münazelesinin Bilinmesi

Bir şeyi yüceltmek için onu perdelemek (gizlemek) gerekir.

 

Ev sahibi hükümdarı nereye oturtursa, oraya oturur.

Hak, kulun kabiliyetine (vaktine) göre tecelli eder.

 

432

'Ben sadece seninle perdelendim, değerini bilmelisin, kendini bilmeyenin durumu ne kadar gariptir' Münazelesinin Bilinmesi

Kadir gecesi zamansal bir dilim değil "İnsan-ı Kâmil"dir.

Kadir gecesi bütün işleri toplayandır ve bütün var olanlar içerisinde genel olandır..

Kul bu miinazelede koruyan ve korunandır.

 

"Beni gören Hakkı görmüştür" sözünün sırrı, kulun Hakkın bir "hilatı" (giysisi) olmasında saklıdır.

 

433

(Kendisinde sâlike) 'Hangi tecellinin seni yok edeceği­ne bak, benden onu isteme, yoksa onu sana veririz de onu alacak kimse bulamayız' (Denilen) Münazelenin Bilinmesi

Allah şöyle der: ‘Açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın.’

Kul, ilahi nuru taşıyabilecek bir "beka" (sabitlik) içinde olmalıdır.

Allah her an vericidir; kul ise her an "alıcı" (kabul edici) makamında kalmalıdır.

 

434

''Dilerse' ifadesi seni perdelemesin, çünkü ben henüz dilemedim, sabit ol' Münazelesinin Bilinmesi

Varlıkların kilitleri Adem’dedir. İnsan, "Ol" (Kün) emrinin mahalli olduğu için âlemde tasarruf sahibidir.

"Allah dileseydi..." ifadesindeki şart edatı, aslında kulun istidadına (kabiliyetine) bağlıdır. Bilgi, bilinene (nesneye) tabidir.

 

435

'Bazen söz veririm, bazen kulumun eliyle yerine getiririm, bazen getirmem, yerine getirmediğimde vefasızlık kuluma nispet edilir, itiraz etme çünkü ben oradayım' Münazelesinin Bilinmesi

Allah "iyilik yapanın ecrini zayi etmez"

Kul bir vaatte bulunup da onu yerine getirmediğinde, aslında o an Allah o vaadin yerine getirilmemesini dilemiştir. Kul bu durumda "mecbur" olsa da, şeriat önünde kınanır.

Size kötülük yapan biri, aslında sizin ahirette sabır sevabı almanıza vesile olmuştur.

 

436

'Sen benim yanımda olduğun gibi ben de insanların yanında olsaydım, bana ibadet etmezlerdi' Münazelesinin Bilinmesi

"İnsanlar senin bildiğini bilselerdi ibadet etmezlerdi" sözü, Allah'ın mutlak rahmet ve cemalinin tam idrak edilmesi halinde, insanların "sorumluluk" ve "korku" ile yapılan ibadeti terk edecekleri anlamına gelir.

 

437

'Benim şeriatımdan nasibini bilen kimse benden nasibini bilir, çünkü ben bir mertebede senin yanında olduğum gibi sen de benim yanımdasın' Münazelesinin Bilinmesi

İnsan, dünyevi arzuları için en değerli malını harcarken Allah için en değersizini verir. Ancak Allah, o "küçük" parçayı Uhud Dağı kadar büyütür.

Arif, elindekini kendine izafe etmez. Mülkiyet iddiasından vazgeçmiştir.

 

438

'Benim kelamımı okuyan benim perdemi görür, meleklerim ona iner, sustuğunda yanından ayrılırlar, bu kez ben ona inerim' Münazelesinin Bilinmesi

Önceki ümmetlerin mucizeleri dışsal iken, Muhammedî velilerin kerameti kalplerindeki bilgidir.

 

Kuran okurken hem zahirde (şeriat sınırları) hem batında (mana derinliği) sükûnet bulmayan kişi, gerçek bir vâris değildir.

 

439

'İçimizden seçkinler adına nebevi vârislik yoluyla gerçekleşen ikinci kab-ı kavseyn' Münazelesinin Bilinmesi

Âlimler peygamberlerin vârisleridir

Maddi miras harcandıkça azalır, bilgi mirası artar.

 

Nazarî (teorik) düşünce, eğer Allah hidayet ederse "zorunlu bilgiye" (hafiflemeyen, kuşku duyulmayan kesinlik) dönüşür.

 

440

'Beni görmekle kalbi güçlenenin rüknü güçlenmiştir' Münazelesinin Bilinmesi

Varlık evini dört rüknü: Bilgi, Söz, Meşiyet (İrade) ve Asıl (Kul).

 

Asıl rükün sensin.

Hüküm, hükme konu olanın (mahkumun) kendi istidadına göre verilir.

 

441

'Ariflerin kalp gözleri -bana değil- benim yanımda olana bakarlar' Münazelesinin Bilinmesi

Âlim ilahidir, Arif rabbanidir.

Âlim, Hakkın kendisini gördüğü bir aynadır. Arif ise Hakkın "Rab" ismiyle tecelli ettiği, kendi nefsini bilerek Rabbini bilen kişidir.

Bize göre bilgisinin meyvesinin üzerinde gözükmediği veya bilgisinin kendisine hakim olmadığı biri alim değil, sadece bir aktarıcıdır.

Bilgi iddia edip rahmet göstermeyen kişi gerçek âlim değildir.

 

442

'Beni görüp beni gördüğünü bilen kişi beni görmemiştir' Münazelesinin Bilinmesi

Hz. Musa "Ben bakayım" dediği için "Sen göremezsin" cevabını aldı.

Hak ancak Hak ile görülebilir.

Göz sadece değişeni (suretleri) görür. Hak ise zâtı itibarıyla değişmez. Dolayısıyla gözün gördüğü her şey bir "misal" veya "suret"tir, zâtın kendisi değildir.

 

443

İrfanî Keşiflerin Gereği Münazelesinin Bilinmesi

Alemde tesir eden kimdir?

Arif, Allah’ın isimlerinin sadece sözlük anlamlarıyla ilgilenmez; bu isimlerin varlıklar üzerindeki etkinliğini (tesirini) bizzat müşahede etmek ister.

 

Her biyolojik insan "İnsan-ı Kamil" (halife) değildir. Bazıları sadece "hayvan insan" hükmündedir. Halife olan, ilahi sureti üzerinde taşıyan ve eşyada Hak adına tasarruf edendir.

 

Halife İnsan

İlahi surete göre yaratıldığının bilincinde olan, isimlerin tesirine ayna olabilen ve mülkünde "Kün" (Ol) sırrını taşıyan kâmil insandır.

 

Hayvan İnsan

Sadece biyolojik ve dürtüsel varlığıyla yaşayan, ilahi isimlerin kendisindeki tecellisinden habersiz olan kişidir.

 

Bir ismin Allah’a nispet edilmesi ile yaratılmışa nispet edilmesi arasında büyük bir fark vardır. İsim aynı kalsa da, dayandığı mahalin değişmesiyle anlamın "rengi" değişir.

 

Etkiyi yaratan kimdir?

Hakkın Halktaki tesiri mi? (Tanrı'nın evreni yönetmesi)

Halkın Haktaki tesiri mi? (Duaların veya istidatların tecelliyi davet etmesi)

Hakkın Haktaki tesiri mi? (Zatın sıfatlar aracılığıyla kendine tecellisi)

 

En sonunda, onun hem Hak hem Halk olduğunu anlar ve hayrete düşersin.

 

444

'Halis-ahit kitabının adına yazıldığı kişi bedbaht olmaz' Münazelesinin Bilinmesi

"Elest Bezmi" (Kâlû Belâ) / Halis Din: Korku, cennet arzusu veya cehennem endişesi girmeden, sadece Allah olduğu için O’na yönelmek.

Allah bir iyiliği yazmışsa silmez.

"Cennet ve cehennem olmasaydı Allah'a ibadet edilmez miydi?" sorusu, işte bu "saf din" makamının özetidir. İbadet, sonuç için değil, sadece Allah Allah olduğu için yapılır.

 

445

'Adabımla tedip ettiğim velilerimi tanıdın mı?' Münazelesinin Bilinmesi

Şeriat, Allah’ın kulları için belirlediği bir "protokol" veya "nezaket kuralları" bütünüdür.

 

Veli, Allah'ın isimlerinin (Esma) değil, zamirlerinin (Zâtının) dostudur. Hakkın gazap ettiğine gazap, razı olduğuna rıza gösterir. Müsamahası yoktur çünkü o "Zât" adına hareket eder.

Halife, İsimlerin ve izafetlerin dostudur. Hali değişir; bazen affeder, bazen öfkelenir, bazen beddua eder.

 

446

'Geceyi ibadetle geçirmek hayırları elde etmeyi sağlar' Münazelesinin Bilinmesi

Hz. Muhammed’in ahlakı Kuran’dır. Bu, kelamın (bilginin) bir bedene (mimariye) bürünmüş halidir. Gece ibadeti de suret inşasıdır.

Kul, geceleyin bir amel "inşa eder" (tasarlar).

Yardımı ancak amelde bir çabası olan kimse talep edebilir.

 

447

Temizlik mertebesine giren kişi benden konuşur' Münazelesinin Bilinmesi

Organların Şahitliği

Ruh bedenin yöneticisidir.

Organların şahitliği bir "yabancılaşma" gerektirir. Ruh (yönetici), bedeni (yönetilen) yönetirken; organlar aslında Hakkın o andaki vekilidir.

 

Allah, mümkünleri (bizleri) yokluktaki sabit hakikatlerine göre yönetir.

 

448

Kâfir’in dili tutuldu.

 

Suskunluk (sükût), en kesin delilin ortaya çıktığı andır.

 

Hz. İbrahim’in delilleri karşısında Nemrut’un susması, gerçeği bilmesinden ama hidayete erememesinden kaynaklı bir "donup kalma" halidir.

Hz. İbrahim, "Allah güneşi doğudan getirir, sen batıdan getir" dediğinde Nemrut’un dili tutulmuştur.

 

Hz. Musa’nın Tur Dağı'ndaki tecellide bayılması (saika) en büyük "suskunluk" örneğidir.

 

449

'Bir kuluma ibadet eden benim kulum değildir' Diye Allah'tan Aktaranın Münazelesinin Bilinmesi

İnsanların hizmetçisi onların efendisidir.

"Mülkün mülkü" (kölenin mülkü) köle aslında efendisine sahiptir.

Efendi, kölenin ihtiyaçlarını gidermek, hallerini yönetmek ve ona bakmakla "memur"dur.

Kulun bir hale (açlık, korku, var olma isteği) girmesi, Hakk'ın o hali yaratmasını gerektirir.

 

Bilgisi az ve kalbi perdeli olanlar, Hakk'ın tecellilerini göremedikleri için aracılara veya başka kullara taparlar.

 

450

'Zuhurum için sabit olan benimledir, çünkü Allah onunladır, benimle değil' Münazelesinin Bilinmesi

Nefsiyle Allah’a ait olanlar ve Allah ile Allah’a ait olanlar.

Allah ile Allah'a ait olanlar "menzil sahipleri," onlar meçhuldür, halk onları bilmez. Keramet sahipleri ise "vitrindedir" ve istidraç (tuzak) riski taşırlar.

Madenler olmasaydı altın değerli olmazdı

 

451

"Miraçların bilgisi mahreçlerdedir" Münazelesinin Bilinmesi

Her şey Rahman'ın nefesinden çıkan kelimelerdir.

Kişi önce Allah'ı hiçbir şeye benzetmeyerek yükselir; sonra Allah'ın haber verdiği suretlerde O'nu bularak inişe geçer.

Miraç eden herkes, yolculuğun sonunda ancak kendi nefsinin hakikatini bulur.

 

452

Benim bütün sözlerim kullarıma öğüttür, keşke öğüt alsalardı' Münazelesinin Bilinmesi

Nefsi ihmal ederek sadece Allah'ı düşünmek eksik bir marifettir.

 

Allah bize şah damarından yakındır; ama gözümüz şah damarını görmez.

 

Parçayı (nefsi) tanımadan bütünü (Hakkı) kavramak imkansızdır.

 

453

'Benim keremim, sana ihsan ettiğim mallardır, keremimin keremi ise kendine karşı suç işlemekten seni engellemiş olmamdır' Münazelesinin Bilinmesi

Kerem, Allah'ın kula rızık, mal ve imkan vermesidir. Bu, cömertliğin ilk aşamasıdır.

Keremin Keremi, Allah'ın kulu kendisine karşı suç işlemekten engellemesidir. Bu, en büyük nimettir; çünkü kulun ilahi huzurdaki edebini korumasını sağlar.

 

Eğer birisi size, yapmadığınız bir kötülüğü nispet ediyorsa (iftira), bu aslında Allah'ın bir sınamasıdır.

Arif olan kişi, kendisine atılan iftiraya karşı "bu fiili ben yapmadım" diye nefsiyle savunmaya geçmek yerine, sessiz kalarak ve sabrederek Allah’ın sırrını ifşa etmez.

"Takva" kelimesinin kökeninde (korunmak/sakınmak) var.

 

454

'Bizim mertebemizde garip olan bize karşı koyamaz, maruf (iyilik) yakınlara aittir' Münazelesinin Bilinmesi

Akrabalar hakkında sevgi istiyorum

Takva sahipleri, Allah'ın nesebini (şanını) koruyan siperlerdir.

Kul tam ferdiyet makamına ulaştığında, alemde bilinmez olur.

Allah katında tescilli (maruf), halk katında ise meçhul (garip) kalmak, nesebin en sahih halidir.

 

455

'Zahirimle döndüğüm kişi hiçbir zaman mutlu olamaz, batınımla döndüğüm kişi hiçbir zaman bedbaht olamaz ve bunun tersi' Münazelesinin Bilinmesi

Allah her şeydir. Azap bile, rahmetin bir sonucudur.

Allah gazap eder ki razı olsun

Azap, geçici bir "hal" iken, rahmet varlığın özüdür.

 

Eğer Allah birine zahiriyle (dış dünyadaki kanunlar ve sebeplerle) yönelirse, burada saadet kadar bedbahtlık da bulunabilir.

Allah'ın batınıyla (hakikatiyle) yöneldiği bir kişi asla bedbaht olamaz; çünkü batın, varlığın aslına ve manasına aittir.

 

İntihar eden kişi, aslında Hakk'a kavuşmakta acele etmiş ve "sabır" perdesini yırtmıştır.

 

Mutluluk, bir şeyin mizacına/doğasına uygun (yatkın) olan durumdur. Bedbahtlık ise mizaca aykırı olandır.

 

456

'Sözümü dinleme esnasında hareket eden kişi hiç kuşkusuz sema yapmıştır' Münazelesinin Bilinmesi

Sema (işitme) ve vecd, varlığın kökenindeki "ses" ile ilgilidir.

İlahi söz, varlık üzerinde bir "iz" (eser) bırakır.

"Ol" (Kün) emri duyulduğu an, yokluktan varlığa doğru bir "intikal" (hareket) başlar. İşte asıl "sema" budur.

 

457

'Mutlak Teklif Münazelesinin Bilinmesi

Kul Allah’a dua eder, Allah icabet eder. Allah kula emreder, kul icabet eder. Bu, teklifin çift taraflı doğasıdır.

 

Allah’ın "kesin delili" (hüccetü'l-baliğa), kulun kendi ezelî hakikati üzerinedir.

Kul, kendi mahkumiyet belgesini aslında kendi varlığıyla imzalamıştır.

 

458

'Zat Tecellilerini İdrak' Münazelesinin Bilinmesi

Işığın ışık içinde "yok olması" değil, "isminin değişmesi" durumudur.

Eğer Allah perdeleri kaldırsaydı, zatının nuru her şeyi yakardı. Bu "yanmak", yok olmak değil; odunun köze dönmesi gibi isim ve hal değiştirmektir.

Ehli olmayana hikmet vermek "zulüm", ehlinden saklamak "haksızlık"tır.

 

459

'Onlar bizim nezdimizde seçilmiş-hayırlılardandır' Münazelesinin Bilinmesi

Nefsine zalim olan kişi, Hakkın dışındaki herkese (mahlukata) hakkını verirken, Hakka karşı "zalim" kalır. Yani Hakkın büyüklüğü karşısında ona layık olduğu "mutlak hakkı" veremeyeceğini bilir.

Ölçülü olan, her makamın hakkını ölçülü bir dengeyle verir.

 

460

'İslam, iman, birinci ve ikinci ihsan' Münazelesinin Bilinmesi

İhsan, Hakkı her surette görmektir.

 

"Sırların kabri olan gönüller", her gördüğünü ifşa etmeyen "hür" insanların mekânıdır.

 

İslam binanın temelidir, iman içindeki huzurdur, ihsan ise o binanın içindeki ışığın kaynağını bizzat müşahede etmektir.

 

461

'Üzerine perdemi çektiğim kişi benim sakladıklarımdandır, o bilinmez ve kendisi de bilmez' Münazelesinin Bilinmesi

Menzil sahipleri toplumun içinde "niteliksiz", "sıradan" görünürler. Üzerlerinde onları ele verecek hiçbir dervişlik veya alimlik alameti yoktur.

 

OTUZUNCU SİFİR

462

Muhammedi Kutuplar ve Onların Menzilleri

"Ey Yesrib ehli! Sizin makamınız yoktur"

Bu, bir nevi "saf oluş" halidir.

Eğer bir kutup sadece "zühd" veya "tevekkül" ile bilinirse, o makamın sınırlarına hapsolmuş demektir. Oysa Muhammedi Kutup, her nefeste başka bir iş ve surettedir.

 

Kutuplar âlemin dengesini tutan yapısal unsurlardır.

Evtad-ı Erbaa (Dört Direk) dünyanın dört yönünü (Kuzey, Güney, Doğu, Batı) koruyan dört büyük veli. Bir binanın ana taşıyıcı kolonları gibidirler.

 

463

Kendi Zamanlarında Âlemin Üzerlerinde Döndüğü On İki Kutbun Bilinmesi

Gökyüzündeki 12 burç cismani âlemi yönetir. Manevi âlem de 12 kutup üzerinde döner.

Her kutup bir peygamberin mirası üzerine inşa edilmiştir.

Her kutbun yönetim süresi (33 yıl, 28 yıl) belirlenmiştir.

 

Birinci Kutup

Kutupların en kâmilidir Hz. Nuh’un kademi üzerindedir.

O hem kılıçla (zahirî otorite) hem de himmetle (manevi güç) halifedir.

Bu kutup "mutlak müçtehit" gibidir. Kendi devrindeki mezhep taklitçileri ona karşı çıksa da o, Hakkın o andaki hükmüyle hareket eder.

 

Bu kutbun sahip olduğu 10 nitelik

Hilim (Gücü Yetip Bağışlamak)

Teenni (Yavaşlık ve Hız Dengesi)

İtidal (Denge)

Tedbir (Hikmet)

Tafsil (Detaylandırma) Benzer görünen şeyler arasındaki ince farkları görebilmek.

Adalet, her şeye "yaratılış" (fıtrat) hakkını vermektir.

Edep, hak ile oturup kalkmanın usulünü bilmektir.

Rahmet, en zayıftan en zalime kadar herkese ulaşan şefkattir.

Haya, karşısındakinin yalanını bilse bile onu utandırmamaktır.

Islah (Arayı Düzeltmek), toplumsal dokuyu onarmaktır.

 

İkinci Kutup

Hz. İbrahim’in kademi üzerindedir.

"Bilgi" ile "delil" (kanıt) her zaman beraber gelmez. Bazı insanlara bilgi verilir ama onu nasıl açıklayacağı (delili) verilmez. İbrahimî Kutup ise her ikisine de sahiptir.

 

Üçüncü Kutup

Hz. Musa’nın kademi üzerindedir.

İlahi isimlerin kullara olan ihtiyacı, kulların isimlere olan ihtiyacından fazladır.

Çünkü isimler (Rızık veren, Şifa veren vb.) ancak bir "merzuq" (rızık verilen) veya "marîz" (hasta) olduğunda otorite sahibi olurlar.

 

Sübût, eşyanın henüz var olmadan Allah'ın ilminde "sabit" olduğu haldir.

Vücûd, eşyanın dış dünyada varlık bulmasıdır.

 

Dördüncü Kutup

Hz. İsa’nın kademi üzerindedir.

Bu kutup toplumdan uzak ve gizlidir.

 

Beşinci Kutup

Hz. Davud’un kademi üzerindedir.

Başkalaşan, biten veya değişen duygu sevgi değil iradedir.

Seven kişi gaflet halindeyken bile sevgiliden kopmaz.

 

Altıncı Kutup

Hz. Süleyman’ın kademi üzerindedir.

Bu kutup, Allah'ın her an yeni bir "tecelli" (oluş) içinde olduğunu müşahede eder.

 

Yedinci Kutup

Hz. Eyyûb’ün kademi üzerindedir.

Bu kutup Allah’ı kalbine sığdırır ve bu nedenle fiziksel mekan ona dar gelir.

 

Sekizinci Kutup

Hz. İlyas’ın kademi üzerindedir.

Havva erkekten (Adem) yaratılan dişi.

İsa dişiden (Meryem) yaratılan erkek.

Bu, "infial" (edilgenlik) ve "fiil" (etkenlik) arasındaki dengedir.

 

Dokuzuncu Kutup

Hz. Lut’un kademi üzerindedir.

Allah'ın ipine sarılmak

İp, şeriattır ve kişiyi yükseltir

 

İnsan "insan" olduğu için değil, ilahi sureti "kabul etmeye elverişli" olduğu için değerlidir. Halife, ancak Hakkın o surette davrandığı gibi davranan kişidir.

 

Onuncu Kutup

Hz. Hud’un kademi üzerindedir.

Bu kutbun en temel bilgisi, her yaratılmışın "mertebesini" bilmektir.

İnsan himmetiyle bir şeyi var etmez, ancak o şeyin varlığını "irade" eder. Hakkın "Ol" emri bu iradeye eşlik ederse o şey var olur.

 

On Birinci Kutup

Hz. Salih’in kademi üzerindedir.

Âlem, Allah'ın "ez-Zahir" isminin bir yüzüdür. Görünen her şey O'nun bir veçhesidir. Bu kutba göre varlıkta Hak'tan başkası yoktur; "O, varlığın kendisidir."

 

On İkinci Kutup

Hz. Şuayb’ın kademi üzerindedir.

Bu kutup "Mülk" suresinin sırrına sahiptir. Burhanların (kesin delillerin) ve mantık terazilerinin sahibidir.

 

464

Düsturu 'La ilahe illallah' (Allah'tan başka ilah yoktur)' İfadesi Olan Kutbun Hali

"Üçlü" oluş süreci

1. Zat (Ahad), 2. İrade (Mürid), 3. Söz (Ol/Kün).

 

"Lâ ilâhe" (İlah yoktur) diyerek önce tüm sahte varlıkları ve "yokluğu" süpürür; "İllâllah" (Ancak Allah vardır) diyerek gerçek varlığı inşa eder.

 

465

Menzili Allahu Ekber (Allah en büyüktür) Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Eğer Allah "daha büyük" ise, O'nunla kıyaslanacak bir şey mi vardır?

Allah'ın bir ismi diğerinden (Kebir, Mütekebbir'den) daha büyüktür.

 

466

Düsturu ve Menzili 'Subhanallah' Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

"Subhanallah"

Tenzihten tenzih / Bu, "Allah’ı kendi aklınla değil, O’nun kendi kendini övdüğü (hamd) şekilde tenzih etmektir."

Eğer bir münasebet (bağ) olmasaydı, şirk de ortaya çıkmazdı.

İnsan, Allah ile kendisi arasında bir benzerlik kurduğu için yanılır.

 

467

Menzili 'el-hamdülillah (Allah'a hamd olsun)' Demek Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Hamd, bir işin sonunda (sevinçte veya sıkıntıda) söylenir. Bu yüzden teraziyi doldurur; çünkü o, sürecin meyvesidir.

 

Değersiz görülen şeyleri Allah’a nispet ederek övmek "edep" açısından doğru değil.

 

468

Menzili 'Her Durumda Allah'a Hamd Olsun (el-hamdülillah ala külli hal)' Olan Kutbun Menzilinin Bilinmesi

"Hasta olduğumda O şifa verir" hastalığı kendine, şifayı Allah’a nispet etmek edeptendir.

 

Haktan gelen iş tektir, ancak bizde bölünür ve çoğalır.

Bir olay Zeyd’e zarar verirken Ömer’e haz verebilir.

Bu, Işığın (Hakkın) bir prizmadan (İnsandan) geçerek renklere (Hallere) ayrılması gibidir.

 

469

Menzili 'İşimi Allah'a havale ediyorum' Olan Kutbun Hali

Tefviz / havale etmek

"Tefviz" kavramının kelime kökeninde (taşma/feyz) var.

Bir iş (enerji/sorumluluk) kula iner; kulun kapasitesi (vüsati) yettiği kadarını o taşır, kapasitesini aşan (fazla gelen) kısmı ise Allah’a havale eder.

 

Aklın "imkansız" dediği şeyler berzahta, hayalde, ölümde mümkündür.

Mekan değişince hüküm değişir

 

470

Menzili 'Cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım' Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

İbadet, kelime kökeni itibarıyla "zillet" (alçak gönüllülük/boyun eğme) demektir.

Allah kullarının dua etmesini ister (talep eder), kullar ise karşılık verilmesini ister. Bu durumda hem Hak hem halk, bir yönden "talep eden" (talip), diğer yönden "talep edilen" (matlub) konumundadır.

 

Cin "gizli", insan ise "görünen" demektir.

 

471

Menzili 'De ki Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın, Allah Gafur ve Rahim'dir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnayet, karşılıksız sevgi / Allah'ın kulu en başta sevmesidir.

İkram sevgisi / Kulun nafilelerle yaklaşması sonucu oluşan sevgidir.

 

Farz / Kulun "kendi" olmadığını, bir efendiye bağlı olduğunu hatırlatır.

Nafile / Kulun özgür iradesiyle yaptığı eylemdir.

 

472

Menzili 'Sözü dinleyip en güzeline uyarlar, onlar Allah'ın hidayet ettiği ve akıl sahibi olan kimselerdir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Söylenen, bize ulaşan söz hadis olsa da kaynağı itibariyle kadimdir.

 

"Akıl sahipleri" (ulu’l-elbab) / kabuğun ardındaki özü (lüb) görenlerdir.

 

473

Menzili 'İlahınız tek ilahtır ayeti olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Müşriklerin putlara "Allah'a yaklaştırsınlar diye" tapması

Buradaki can alıcı nokta; yönelinen her şeyin aslında Hakk'ın bir veçhesi (yüzü) olduğudur.

 

Şirk / Olmayan bir ortağı varmış gibi düşünmek, varlıkta bir gedik açmaya çalışmaktır. Ancak varlık bütündür ve gedik kabul etmez.

 

474

Menzili 'Sizin katınızdaki tükenir, O'nun katındaki bakidir' Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Hakk her mertebede (akıl, hayal, duyu) o mertebenin kurallarına göre görünür.

Varlık sizin ona yönelme biçiminize göre kendini açar veya kapatır.

 

475

Menzili 'Allah'ın şiarlarını yücelten kimse… / Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Şiarlar (Alametler)

En güçlü şiar ve en açık delil bizzat kendindir.

Hak, insana henüz "boyanmadığı" (henüz ulaşmadığı bir halin) suretiyle tecelli ettiğinde insan onu önce inkâr eder, sonra o hale girince tanır.

 

476

Menzili 'Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur (La-havle ve la-kuvvete illa billâh)' Zikri Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İktidar Allah’a ait iken kabul bizden ortaya çıkar.

Bir gücün (kudret) tecelli etmesi için, o gücü kabul edecek bir "mümkün" (mekan/vücut) olması gerekir.

İnsan suretindeki taşıyıcı bu zikirle Arş’ı kaldırır.

 

477

Menzili 'Bu konuda yarışanlar yarışsın' ve 'Böyle bir şey için amel sahipleri amel etsin' Ayetleri Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Dünya bir perde değil, Hakka ulaştıran bir "delildir."

Delili kınayan, ulaşılanı (medlul) da kınamış olur.

İnsan bedenindeki her uzvun (göz, kulak, akıl) bir hakkı vardır. Yönetici nefs (mimar/otorite), bu hakları adaletle dağıtmalıdır.

 

478

Menzili 'Miskal miktarı bir tohum bile olsa ve bir kayalıkta veya göklerde veya yerde olsa Allah onu getirir, Allah latif ve habirdir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Katı kalp ve kaya

Kaya (sahra), şefkatten yoksun katı bir kalp

Allah’ın latif (nüfuz eden) ismi, en katı ve kapalı yapılara bile rızkı ulaştırır.

Allah’ın bütün yaratıklara mekan yakınlığı eşitken manevi yakınlığı farklıdır.

 

479

Menzili 'Allah'ın emrini yüceltmek, onun için rabbi katında daha hayırlıdır' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Harem / yasaklı/kutsal alan

Harem sadece cinsel veya mekansal bir sınır değil, ilahi hükümlerin oluşma yeridir.

 

480

Menzili 'Ona henüz çocukken hikmet verdik' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Bilgi tecrübe ve zamanla değil, doğrudan "ilahî bir verilişle" (hikmet) elde edilir.

Sezgi

 

481

Menzili 'Allah iyilik yapanların ücretini zayi etmez' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmek / amele ruh üflemektir.

İş/amel "huzur" (farkındalık) ile inşa edilirse, o şeyin bir "ruhu" olur ve o ruh, sahibi için istiğfar eder.

Bir şeyi "yapmamak" eğer bir niyetle yapılmışsa o da bir amele ve surete dönüşür.

 

482

Menzili 'Kim yüzünü Allah'a döner ve ihsan sahibi olursa, hiç kuşkusuz, sağlam bir ipe tutunmuştur. Bütün işlerin sonu Allah'a döner' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

İnsan, yüzünü mutlak hakikate döndürdüğünde artık "yıkılmaz" (kopmaz) bir sisteme eklemlenmiş olur.

 

483

Menzili 'Onu tezkiye eden kurtuluşa ermiş, kirleten hüsrana uğramıştır' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Zekat (tezkiye) bereketlenmek ve artmaktır.

Bilgi bilgisizlikten perdeler.

 

484

Menzili 'Can boğaza geldiğinde, siz bakar durursunuz, biz ona sizden daha yakınız, fakat göremezsiniz' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Ölüm anı bir perdenin kalkışıdır.

Kişi o an, hayatı boyunca "mekanda" aradığı Hakkın, aslında kendi "ayniyetinde" (gözünde) olduğunu fark eder.

 

485

Menzili 'Dünya hayatını ve onun süsünü isteyene amelleri verilir, onlar haksızlığa uğramaz' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Kulun niyeti amelinden hayırlıdır. Niyet amelin ruhudur.

 

Kişi neyi istediğini ve sonucunun ne olacağını biliyorsa, doğasına uygun olanı talep eder ve gerçek saadete ulaşır.

Neyi istediğini bilmeyen, sonucunda zarar göreceği bir şeyi talep edebilir.

 

Allah, kimsenin muradını (emeğini) boşa çıkarmayacağını taahhüt etmiştir. Kim dünyayı isterse, karşılığını dünyada alır.

 

486

Menzili 'Allah'a ve peygamberine asi olan kişi apaçık bir dalalete düşmüş demektir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiştir

 

487

Menzili 'Salih amel işleyen erkek veya kadın müminlere tertemiz hayat yaşatacağız' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi

Temiz hayat, sadece maddi refah değil, kişinin akıbetinin hayır olduğunu (müjdeyi) dünyada bilmesidir.

Salih kişinin en büyük özelliği, kendisine yönelen kabulü de reddi de ilahi bir ismin tecellisi olarak görmesidir.

 

488

Menzili 'Gözlerini nimet verdiğimiz kimselere çevirme, o dünya hayatının süsüdür, Rabbinin rızkı daha hayırlı ve bakidir' Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Bugün dünün suretindedir.

Geçmiş (dün), bugünün "rahmi" gibidir

Çiçek geçicidir, meyvenin habercisidir ama meyvenin kendisi değildir.

 

489

Menzili 'Sizin mallarınız ve evlatlarınız bir fitnedir' Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Eğer şeriat (etik sınırlar) değil de tabiat (içgüdüler) hâkim olursa, insan malı her türlü amaca ulaşmak için bir "güç aracı" olarak kullanır.

Suçun veya eylemin kime ait olduğu (fail kim?), insanın "iddiasından" kaynaklanan bir hayrettir. Hakikat, fiilin ortaya çıktığı yer (mahal) ile faili (Allah) ayırabilmektedir.

 

490

Menzili 'Allah kafanda yapmadıklarını söylemiş olmaları büyük bir suç oldu/ Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?

Sözün eylemle buluşmaması / cezayı gerektirir.

Sübût mertebesinde (fikirde) hakikati olmayan bir şey, varlıkta gerçekleşemez.

 

491

Menzili 'Sevinme! Allah sevinenleri sevmez' Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Dünya gam ve tasalardan ibarettir.

İnsan dünyada sürekli bir "teklif" (yükümlülük) altındadır.

Bilgiye veya başarıya ulaşmak bir rahatlama (sevinç) değil, o bilginin sorumluluğuyla daha derin bir ciddiyet (hüzün/şükür) getirir.

Akıllı kişi "elden çıkacak olanla (dünya süsü) değil, sabit olanla (hakikat)" sevinir.

 

492

Menzili 'Gaybı bilendir', 'O'nun gaybını kimse bilemez, razı olduğu peygamber hariç… / Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Mutlak gayb (asla bilinmez)

Bir de izafi gayb var (birine gizli, diğerine açık).

Allah hakkındaki bilgi ancak "Muhammedi surette" mümkündür.

 

493

Menzili 'De ki, Hepsi Allah katındandır, bu kavme ne oluyor da sözü neredeyse anlamayacaklar' Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Hakikat ezelidir ama "zaman içinde" tezahür eder.

Buz eridiğinde "su" ortaya çıkar; buzun ismi ve sureti yok olur ama cevher aynı kalır.

 

494

Menzili 'Allah'tan ancak âlim kulları korkar' ve Bu An-lamdaki Başka Ayetler Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

İlahi isimlerin her biri kendi hükmünün (vazifesinin) sona ermesinden ve yerini zıttı olan bir isme bırakmasından korkar.

Hz. Eyyub’un duası "Zarar veren" (ed-Darr) isminin azledilip, "Fayda veren" (en-Nafi) isminin atanması için bir "dilekçe" gibidir.

 

495

Menzili 'Sizden dininden dönüp kâfir olarak ölen kişi… / Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Kişi, yaptığı amellerin kendisine ait olduğunu zannederken, hakikati (keşfi) gördüğünde bu amellerin aslında Allah’a ait olduğunu anlar.

 

496

Menzili Allah'ı hakkıyla takdir edemediler' Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi

Allah’ı takdir etmek, O’nun hem tenzih (akli/soyut) hem de teşbih (şer'i/somut) niteliklerini aynı anda kabul edebilmektir.

Hakkın kadrini ancak "İnsan-ı Kâmil" bilebilir, çünkü o Hakkın suretinde yaratılmıştır.

Sadece akılla Allah’ı anlamaya çalışanlar O’nu "sınırlar" (takdir edemez). Hem aklı hem müşahedeyi birleştirenler ise O’nun "hakkını" teslim eder.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder