Muhyiddin İbn Arabi - Fütuhat-ı Mekkiyye 15. Cilt - Notlar
Mütercim: Ekrem Demirli, Litera Yayınları, 2011
YİRMİ DOKUZUNCU SİFİR
411
'Kitap (kader) öne geçer ve cehenneme girer' Münazelesinin 'Neredeyse
cehenneme girmeyecekti' Mertebesinden Bilinmesi
Kader Allah'ın kulun üzerine dışarıdan dayattığı bir hüküm
değil kulun kendi ezeli hakikatinin bir yansımasıdır.
İnsanın kaderi ezeli sabit hakikatinde (ayan-ı sabite) nasıl
olmayı tercih ettiyse öyledir.
Müftüler fetva verse de kalbine sor
İnsanın zahirde ne yaptığı değil, gönlüne neyin yerleştiği
önemlidir. Ameller sonuçlara (son andaki niyet ve hale) göre değerlendirilir.
412
'Benim için olan kimse hiçbir zaman zelil ve başarısız olmaz' Münazelesinin
Bilinmesi
Allah için çalışan biri asla başarısız (zelil) olmaz çünkü
Allah'ın mutlak izzet sahibidir.
Allah karşısında duyulan zillet (muhtaçlık/tevazu), kula
başka hiçbir varlığın karşısında eğilmeme izzeti kazandırır.
Başarısızlık, kulun kendi nefsini veya
"başkalarını" fail görerek ilahi sınırları aşmasıdır.
413
'Benden bir şey isteyen benim kaza ve kaderimin dışına çıkmış olmaz, benden
bir şey istemeyen de kazamın dışına çıkmış olmaz' Münazelesinin Bilinmesi
Hüküm veren hakim, aslında hakkında hüküm verilenin
(Mümkün/Kul) haline tabidir. Hükmü belirleyen mahkûmdur.
Kul dua ettiğinde Allah'ta bir "icabet" (karşılık)
yaratır. Ancak bu etkileşim, zaten Allah'ın ezelde o kulun dua edeceğini
bilmesinden kaynaklanır.
414
'Ancak perdeyle görülür' Münazelesinin Bilinmesi
Gördüğümüz her şey, arkasında Hakkın gizlendiği bir
perdedir.
Allah zatında değişmez ama suretlerde (bizim algımızda) her
an başkalaşır. Bu durum, "O her gün bir iştedir" ayetinin
tecellisidir.
Hiçbir suret sabit kalmaz; her şey bir akış halindedir.
415
'Bana dua eden kimse kulluğunu yerine getirmiş, kendine insaf gösteren,
bana insaf göstermiştir Münazelesinin Bilinmesi
Yakınlık olmasaydı uzaklık bilinmezdi
Allah’a kul olduğunu (acziyetini) bilip dua eden kişi, kendi
doğasının (nefsinin) esiri olmaktan kurtulur.
Hakkı teslim etmek...
416
Kalp Gözünün Bilinmesi Münazelesi
Hak her an bir iştedir ve her an farklı bir surette tecelli
eder. Kalp de bu tecellilere ayna olduğu için her an değişir.
İsimler çoğalsa bile, isimlendirilen tektir.
417
'Ücreti Allah'a kalmıştır' Münazelesinin Bilinmesi
Affetmek ve uygun bir şekilde bağışlamak siler Hükmü koyana
karşı hakları
Allah şöyle der: ‘Kim bağışlar ve arayı düzeltirse, ecri
Allah’a kalmıştır.’
Bu, kulun Hakkın ahlakıyla (Affüv, Gafur) ahlaklanmasıdır.
Farz ibadetlerde Hak kulun kulağı/gözü olur (Hakkın
kulağıyla işitmek); nafilelerde ise kul Hakkın kulağı/gözü olur (Kendi
kulağıyla Hakkı işitmek).
İnsan kendi günahını izhar edince, kendisine ilahi cezalar
uygulanır ve kendisini tehlikelere atmış olur.
Yazıcı melekler kulun kötü fiillerinden ancak onun
konuştuklarım yazar. Bu durum ‘Telaffuz ettikleri her sözde onları yanında bir
gözetmen vardır’ ayetinde belirtilir ki, kastedilen yazıcı meleklerdir. Bununla
birlikte melekler yaptıklarımızı bilir. Fakat ayette ‘yaptıklarınızı yazarlar’
denilmemiştir.
418
'Anlamayan O'na hiçbir şey ulaştıramaz' Münazelesinin Bilinmesi
Kelâm / sözü madde olan ses ve bir de maddeden münezzeh olan
kelâm var. Sözün iki veçhesidir bu.
Kelimeyi bilmek, sözcük anlamını bilmek değil, söylendiğinde
o kelimeyle ne murad edildiğini bilmektir.
Kalpteki "pas" / suretlerdir. Kalpteki pas,
anlamaya manidir.
419
'Görevlendirmeler -ki ilahi yönlendirmeler ve şevkler demektir-
Münazelesinin Bilinmesi
Allah yeryüzünü imar etmek için halifeler belirlemiş,
Cebrail'i elçi kılmış ve gökleri/yerleri onlara amade etmiştir.
Peygamberlerden sonra gelen veliler, şeriatın vârisleridir.
Doğru rüyalar ve ilhamlar, bu yönetim sisteminin iletişim
kanallarıdır.
420
Makamlarda Kurtulma Münazelesinin Bilinmesi
Arif için belirli bir makam yoktur çünkü Hak her yerdedir.
Makam bir "sınırlama"dır; oysa Hak mutlaktır.
Eğer varlıkta sadece O varsa, kim kimden ayrışacak?
Bütün makamları kendinde toplayanın makamı olamaz ki!
421
'Delil ve burhan ile bana ulaşmak isteyen kimse hiçbir zaman bana ulaşamayacaktır,
çünkü hiçbir şey bana benzemez' Münazelesinin Bilinmesi
Akıl, kıyas yaparak çalışır. Kıyas ise iki şey arasındaki
benzerliğe dayanır. Oysa Allah’ın "Leyse kemislihi şey’un" (O’nun
benzeri hiçbir şey yoktur) sırrı gereği, akıl O’nu bir şeye benzetemediği için
O’na giden bir "delil" de inşa edemez.
"Emsalsiz" bir hakikat karşısında beşerî mantık
silsilesi yetersizdir.
Melekler
Sadece farzlarla (zorunlu kulluk) meşguldürler, iradeleri
(meşiyet) ve nafileleri yoktur. Bu yüzden Hakkı "Hak vasıtasıyla"
görme makamına sahip değillerdir.
İnsan-ı Kâmil
Farzlara nafileleri ekleyerek "Hakkın onun işitmesi ve
görmesi olması" makamına erer. Yani insan, Allah’ı yine Allah ile idrak
eder.
Nazarî düşünce mana itibarıyla üçlü (kıyasta olduğu üzere),
görünüşte dördüdür. Üç tek iken dört çifttir.
Delilin unsurları (öncüller) üçlüdür.
Kabe üç rüknü ve üçgen şekli olan bir yerdir ve bu nedenle
Hicr’dir. Evden yedi arşın miktarında bir yer kesildiğinde, üzerine taştan
ilave yapmışlar ve bu sayede tavaf edilebilmiştir.
Üçgen olması on iki kaideye dayanmasından kaynaklanır. Bu kaidelerden
feleğin burçları ortaya çıkar.
Delil, "benim varlığımı" ispat eder, "Hakkın
hüviyetini" gizler.
422
'Fiilimi bana çeviren kişi bana üzerindeki hakkımı vermiş, bana karşı
insaflı davranmıştır' Münazelesinin Bilinmesi
"Attığında sen atmadın"
Kul, fiilin ortaya çıktığı yer (mahal) olması bakımından
fiili kendine izafe eder. Ancak basiret gözü açılan kişi, o fiili asıl
yaratanın Allah olduğunu görür.
Kul, fiili kendine ait zannettiğinde Allah onu bu iddiası
üzerinden imtihan eder (sorumluluk ve yükümlülük burada başlar).
Amelin kendisinden değil, Allah'tan meydana geldiğini gören
kişi "ihsan" (Allah'ı görür gibi ibadet etmek) makamındadır. Bu
makamda kul, kötülükleri bile Allah'ın hikmet çerçevesinde yarattığını bilir ve
"kötülüklerin iyiliğe çevrilmesi" (hükmün değişmesi) sırrına erer.
Allah bir kaderi (kazayı) uygulamak istediğinde, kulun
aklını geçici olarak ondan alır. Kul "kör" gibi o fiili işler. İş
bittikten sonra Allah ibret alması için aklı geri iade eder; kul o zaman tövbe
ve pişmanlığa yönelir.
Vecdin hazzını elde etmek isteyen, kendi üzerindeki hakkı
hak sahibine vermelidir.
423
'Bana karşı kıskanç olan beni zikretmemiştir' Münazelesinin Bilinmesi
Allah şöyle der: ‘Onların çoğunda ahde (vefa) bulamadık,
onların çoğunu fasık olarak bulduk.’ Fasık olmak, ahde vefa göstermek yerine
(sorumluluğun) dışına çıkmak demektir.
Eğer bir kul, "Allah'ı sadece ben temizken
zikredeyim" veya "Gafillerin arasında zikredilmesin" diye bir
kıskançlığa (gayret) kapılırsa, o kişi aslında Allah'ı değil, kendi zikrini ve
iddiasını seviyordur.
Öyleyse Allah’a karşı gayrete gelerek (açık zikri bırakan)
insan, O’nu tanımamış demektir. O sadece kendinden dolayı gayrete gelmiştir,
yoksa gayreti Allah’a dair değildir.
424
'Seni kendimle olman için seviyorum, sen ise ehline dönmek istiyorsun, ben
payımı alayım diye bekle, sonra gidersin' Münazelesinin Bilinmesi
Kişi Allah ile baş başayken (halvet), Allah ona "Git,
ailene (ehline) dön, onların hakkını ver ama Ben de senden payımı alayım"
der. Bu, manevi sarhoşluktan (sekr) ayıklığa (sahv) geçiştir.
Bir velinin halkın arasına dönmesi nefsani bir arzu değil,
ilahi bir emirdir (Farz).
425
'Kim bilgiyi talep ederse gözünü kendimden çevirtirim' Münazelesinin
Bilinmesi
Allah, bilgiyi (delili) talep edenin gözünü Kendinden
çevirir.
Çünkü delil "ikilik" yaratır. Tefekkür (düşünme)
hata payı barındırır
Hakkı görmek için Hakkın gözüyle bakmak gerekir.
426
Hz. Peygamber'e 'İsra gecesinde Rabbini gördün mü?' diye sorulduğunda
kendisinden dolayı 'Nur idi, nasıl göreyim ki!' dediği Sırrın Münazelesinin
Bilinmesi
Nur idi, O’nu nasıl göreyim
Nur Perdedir
Işık öyle şiddetlidir ki, kendisi görülmez ama her şeyi
görünür kılar. Nur, hem perdedir hem de perdelenen.
Âlem bir gölgedir ve gölge ancak ışık sayesinde var olur.
427
'Kab-ı kavseyn (yayın
iki ucu)' Münazelesi
Dairenin kendisi Hakkın hüviyetidir. Onu ikiye bölen çap
çizgisi ise "vehim"dir. Bu çizgi (insan/âlem), aslında var olmayıp
sadece bir sınır tayin eder. Çizgi kalktığında daire (Birlik) kalır.
428
'İki varlığın sorulması' Münazelesinin Bilinmesi
Sarf/nahif
bilgisindeki varlık ilişkisi anlatılıyor.
"İnne" (Hak) ile "Yâ" (Hakkın zamiri)
arasına giren "Nun", kulu (vikaye/koruyuculuk) temsil eder. Eğer bu
"Nun" olmasaydı, kul Hakkın tecellisi altında yok olurdu.
429
'Benim celalim karşısında küçülene inerim, bana karşı büyüklük taslayana
azametimi gösteririm' Münazelesinin Bilinmesi
Allah, Kendisi için küçülene tenezzül eder, büyüklük taslayana
ise azametini gösterir.
Allah âlemin aynasıdır. Aynada sadece suretler görünür
430
'Seni hayrete düşürürsem, kendime ulaştırırım' Münazelesinin Bilinmesi
En yüksek makam hidayet değil, hayrettir.
İdrake ulaşmaktan acizlik bir idraktir.
431
'Kimi perdelersem ben perdelerim' Münazelesinin Bilinmesi
Bir şeyi yüceltmek için onu perdelemek (gizlemek) gerekir.
Ev sahibi hükümdarı nereye oturtursa, oraya oturur.
Hak, kulun kabiliyetine (vaktine) göre tecelli eder.
432
'Ben sadece seninle perdelendim, değerini bilmelisin, kendini bilmeyenin
durumu ne kadar gariptir' Münazelesinin Bilinmesi
Kadir gecesi zamansal bir dilim değil "İnsan-ı
Kâmil"dir.
Kadir gecesi bütün işleri toplayandır ve bütün var olanlar
içerisinde genel olandır..
Kul bu miinazelede koruyan ve korunandır.
"Beni gören Hakkı görmüştür" sözünün sırrı, kulun
Hakkın bir "hilatı" (giysisi) olmasında saklıdır.
433
(Kendisinde sâlike) 'Hangi tecellinin seni yok edeceğine bak,
benden onu isteme, yoksa onu sana veririz de onu alacak kimse bulamayız'
(Denilen) Münazelenin Bilinmesi
Allah şöyle der: ‘Açıklandığında sizi üzecek şeyleri
sormayın.’
Kul, ilahi nuru taşıyabilecek bir "beka"
(sabitlik) içinde olmalıdır.
Allah her an vericidir; kul ise her an "alıcı"
(kabul edici) makamında kalmalıdır.
434
''Dilerse' ifadesi seni perdelemesin, çünkü ben henüz dilemedim, sabit ol'
Münazelesinin Bilinmesi
Varlıkların kilitleri Adem’dedir. İnsan, "Ol"
(Kün) emrinin mahalli olduğu için âlemde tasarruf sahibidir.
"Allah dileseydi..." ifadesindeki şart edatı, aslında
kulun istidadına (kabiliyetine) bağlıdır. Bilgi, bilinene (nesneye) tabidir.
435
'Bazen söz veririm, bazen kulumun eliyle yerine getiririm, bazen getirmem,
yerine getirmediğimde vefasızlık kuluma nispet edilir, itiraz etme çünkü ben
oradayım' Münazelesinin Bilinmesi
Allah "iyilik yapanın ecrini zayi etmez"
Kul bir vaatte bulunup da onu yerine getirmediğinde, aslında
o an Allah o vaadin yerine getirilmemesini dilemiştir. Kul bu durumda
"mecbur" olsa da, şeriat önünde kınanır.
Size kötülük yapan biri, aslında sizin ahirette sabır sevabı
almanıza vesile olmuştur.
436
'Sen benim yanımda olduğun gibi ben de insanların yanında olsaydım, bana
ibadet etmezlerdi' Münazelesinin Bilinmesi
"İnsanlar senin bildiğini bilselerdi ibadet
etmezlerdi" sözü, Allah'ın mutlak rahmet ve cemalinin tam idrak edilmesi
halinde, insanların "sorumluluk" ve "korku" ile yapılan
ibadeti terk edecekleri anlamına gelir.
437
'Benim şeriatımdan nasibini bilen kimse benden nasibini bilir, çünkü ben
bir mertebede senin yanında olduğum gibi sen de benim yanımdasın' Münazelesinin
Bilinmesi
İnsan, dünyevi arzuları için en değerli malını harcarken
Allah için en değersizini verir. Ancak Allah, o "küçük" parçayı Uhud
Dağı kadar büyütür.
Arif, elindekini kendine izafe etmez. Mülkiyet iddiasından
vazgeçmiştir.
438
'Benim kelamımı okuyan benim perdemi görür, meleklerim ona iner, sustuğunda
yanından ayrılırlar, bu kez ben ona inerim' Münazelesinin Bilinmesi
Önceki ümmetlerin mucizeleri dışsal iken, Muhammedî
velilerin kerameti kalplerindeki bilgidir.
Kuran okurken hem zahirde (şeriat sınırları) hem batında
(mana derinliği) sükûnet bulmayan kişi, gerçek bir vâris değildir.
439
'İçimizden seçkinler adına nebevi vârislik yoluyla gerçekleşen ikinci kab-ı
kavseyn' Münazelesinin Bilinmesi
Âlimler peygamberlerin vârisleridir
Maddi miras harcandıkça azalır, bilgi mirası artar.
Nazarî (teorik) düşünce, eğer Allah hidayet ederse
"zorunlu bilgiye" (hafiflemeyen, kuşku duyulmayan kesinlik) dönüşür.
440
'Beni görmekle kalbi güçlenenin rüknü güçlenmiştir' Münazelesinin Bilinmesi
Varlık evini dört rüknü: Bilgi, Söz, Meşiyet (İrade) ve Asıl
(Kul).
Asıl rükün sensin.
Hüküm, hükme konu olanın (mahkumun) kendi istidadına göre
verilir.
441
'Ariflerin kalp gözleri -bana değil- benim yanımda olana bakarlar'
Münazelesinin Bilinmesi
Âlim ilahidir, Arif rabbanidir.
Âlim, Hakkın kendisini gördüğü bir aynadır. Arif ise Hakkın
"Rab" ismiyle tecelli ettiği, kendi nefsini bilerek Rabbini bilen
kişidir.
Bize göre bilgisinin meyvesinin üzerinde gözükmediği veya
bilgisinin kendisine hakim olmadığı biri alim değil, sadece bir aktarıcıdır.
Bilgi iddia edip rahmet göstermeyen kişi gerçek âlim
değildir.
442
'Beni görüp beni gördüğünü bilen kişi beni görmemiştir' Münazelesinin
Bilinmesi
Hz. Musa "Ben bakayım" dediği için "Sen
göremezsin" cevabını aldı.
Hak ancak Hak ile görülebilir.
Göz sadece değişeni (suretleri) görür. Hak ise zâtı
itibarıyla değişmez. Dolayısıyla gözün gördüğü her şey bir "misal"
veya "suret"tir, zâtın kendisi değildir.
443
İrfanî Keşiflerin Gereği Münazelesinin Bilinmesi
Alemde tesir eden kimdir?
Arif, Allah’ın isimlerinin sadece sözlük anlamlarıyla
ilgilenmez; bu isimlerin varlıklar üzerindeki etkinliğini (tesirini) bizzat
müşahede etmek ister.
Her biyolojik insan "İnsan-ı Kamil" (halife) değildir.
Bazıları sadece "hayvan insan" hükmündedir. Halife olan, ilahi sureti
üzerinde taşıyan ve eşyada Hak adına tasarruf edendir.
Halife İnsan
İlahi surete göre yaratıldığının bilincinde olan, isimlerin
tesirine ayna olabilen ve mülkünde "Kün" (Ol) sırrını taşıyan kâmil
insandır.
Hayvan İnsan
Sadece biyolojik ve dürtüsel varlığıyla yaşayan, ilahi
isimlerin kendisindeki tecellisinden habersiz olan kişidir.
Bir ismin Allah’a nispet edilmesi ile yaratılmışa nispet
edilmesi arasında büyük bir fark vardır. İsim aynı kalsa da, dayandığı mahalin
değişmesiyle anlamın "rengi" değişir.
Etkiyi yaratan kimdir?
Hakkın Halktaki tesiri mi? (Tanrı'nın evreni yönetmesi)
Halkın Haktaki tesiri mi? (Duaların veya istidatların
tecelliyi davet etmesi)
Hakkın Haktaki tesiri mi? (Zatın sıfatlar aracılığıyla
kendine tecellisi)
En sonunda, onun hem Hak hem Halk olduğunu anlar ve hayrete
düşersin.
444
'Halis-ahit kitabının adına yazıldığı kişi bedbaht olmaz' Münazelesinin
Bilinmesi
"Elest Bezmi" (Kâlû Belâ) / Halis Din: Korku,
cennet arzusu veya cehennem endişesi girmeden, sadece Allah olduğu için O’na
yönelmek.
Allah bir iyiliği yazmışsa silmez.
"Cennet ve cehennem olmasaydı Allah'a ibadet edilmez
miydi?" sorusu, işte bu "saf din" makamının özetidir. İbadet,
sonuç için değil, sadece Allah Allah olduğu için yapılır.
445
'Adabımla tedip ettiğim velilerimi tanıdın mı?' Münazelesinin Bilinmesi
Şeriat, Allah’ın kulları için belirlediği bir
"protokol" veya "nezaket kuralları" bütünüdür.
Veli, Allah'ın isimlerinin (Esma) değil, zamirlerinin
(Zâtının) dostudur. Hakkın gazap ettiğine gazap, razı olduğuna rıza gösterir.
Müsamahası yoktur çünkü o "Zât" adına hareket eder.
Halife, İsimlerin ve izafetlerin dostudur. Hali değişir;
bazen affeder, bazen öfkelenir, bazen beddua eder.
446
'Geceyi ibadetle geçirmek hayırları elde etmeyi sağlar' Münazelesinin
Bilinmesi
Hz. Muhammed’in ahlakı Kuran’dır. Bu, kelamın (bilginin) bir
bedene (mimariye) bürünmüş halidir. Gece ibadeti de suret inşasıdır.
Kul, geceleyin bir amel "inşa eder" (tasarlar).
Yardımı ancak amelde bir çabası olan kimse talep edebilir.
447
Temizlik mertebesine giren kişi benden konuşur' Münazelesinin Bilinmesi
Organların Şahitliği
Ruh bedenin yöneticisidir.
Organların şahitliği bir "yabancılaşma"
gerektirir. Ruh (yönetici), bedeni (yönetilen) yönetirken; organlar aslında
Hakkın o andaki vekilidir.
Allah, mümkünleri (bizleri) yokluktaki sabit hakikatlerine
göre yönetir.
448
Kâfir’in dili tutuldu.
Suskunluk (sükût), en kesin delilin
ortaya çıktığı andır.
Hz. İbrahim’in delilleri karşısında Nemrut’un susması,
gerçeği bilmesinden ama hidayete erememesinden kaynaklı bir "donup
kalma" halidir.
Hz. İbrahim, "Allah güneşi doğudan getirir, sen batıdan
getir" dediğinde Nemrut’un dili tutulmuştur.
Hz. Musa’nın Tur Dağı'ndaki tecellide bayılması (saika) en
büyük "suskunluk" örneğidir.
449
'Bir kuluma ibadet eden benim kulum değildir' Diye Allah'tan Aktaranın
Münazelesinin Bilinmesi
İnsanların hizmetçisi onların efendisidir.
"Mülkün mülkü" (kölenin mülkü) köle aslında
efendisine sahiptir.
Efendi, kölenin ihtiyaçlarını gidermek, hallerini yönetmek
ve ona bakmakla "memur"dur.
Kulun bir hale (açlık, korku, var olma isteği) girmesi,
Hakk'ın o hali yaratmasını gerektirir.
Bilgisi az ve kalbi perdeli olanlar, Hakk'ın tecellilerini
göremedikleri için aracılara veya başka kullara taparlar.
450
'Zuhurum için sabit olan benimledir, çünkü Allah onunladır, benimle değil'
Münazelesinin Bilinmesi
Nefsiyle Allah’a ait olanlar ve Allah ile Allah’a ait
olanlar.
Allah ile Allah'a ait olanlar "menzil sahipleri,"
onlar meçhuldür, halk onları bilmez. Keramet sahipleri ise
"vitrindedir" ve istidraç (tuzak) riski taşırlar.
Madenler olmasaydı altın değerli olmazdı
451
"Miraçların bilgisi mahreçlerdedir" Münazelesinin Bilinmesi
Her şey Rahman'ın nefesinden çıkan kelimelerdir.
Kişi önce Allah'ı hiçbir şeye benzetmeyerek yükselir; sonra
Allah'ın haber verdiği suretlerde O'nu bularak inişe geçer.
Miraç eden herkes, yolculuğun sonunda ancak kendi nefsinin
hakikatini bulur.
452
Benim bütün sözlerim kullarıma öğüttür, keşke öğüt alsalardı' Münazelesinin
Bilinmesi
Nefsi ihmal ederek sadece Allah'ı düşünmek eksik bir marifettir.
Allah bize şah damarından yakındır; ama gözümüz şah damarını
görmez.
Parçayı (nefsi) tanımadan bütünü (Hakkı) kavramak
imkansızdır.
453
'Benim keremim, sana ihsan ettiğim mallardır, keremimin keremi ise kendine
karşı suç işlemekten seni engellemiş olmamdır' Münazelesinin Bilinmesi
Kerem, Allah'ın kula rızık, mal ve imkan vermesidir. Bu,
cömertliğin ilk aşamasıdır.
Keremin Keremi, Allah'ın kulu kendisine karşı suç işlemekten
engellemesidir. Bu, en büyük nimettir; çünkü kulun ilahi huzurdaki edebini
korumasını sağlar.
Eğer birisi size, yapmadığınız bir kötülüğü nispet ediyorsa
(iftira), bu aslında Allah'ın bir sınamasıdır.
Arif olan kişi, kendisine atılan iftiraya karşı "bu
fiili ben yapmadım" diye nefsiyle savunmaya geçmek yerine, sessiz kalarak
ve sabrederek Allah’ın sırrını ifşa etmez.
"Takva" kelimesinin kökeninde (korunmak/sakınmak)
var.
454
'Bizim mertebemizde garip olan bize karşı koyamaz, maruf (iyilik) yakınlara
aittir' Münazelesinin Bilinmesi
Akrabalar hakkında sevgi istiyorum
Takva sahipleri, Allah'ın nesebini (şanını) koruyan
siperlerdir.
Kul tam ferdiyet makamına ulaştığında, alemde bilinmez olur.
Allah katında tescilli (maruf), halk katında ise meçhul
(garip) kalmak, nesebin en sahih halidir.
455
'Zahirimle döndüğüm kişi hiçbir zaman mutlu olamaz, batınımla döndüğüm kişi
hiçbir zaman bedbaht olamaz ve bunun tersi' Münazelesinin Bilinmesi
Allah her şeydir. Azap bile, rahmetin bir sonucudur.
Allah gazap eder ki razı olsun
Azap, geçici bir "hal" iken, rahmet varlığın
özüdür.
Eğer Allah birine zahiriyle (dış dünyadaki kanunlar ve
sebeplerle) yönelirse, burada saadet kadar bedbahtlık da bulunabilir.
Allah'ın batınıyla (hakikatiyle) yöneldiği bir kişi asla
bedbaht olamaz; çünkü batın, varlığın aslına ve manasına aittir.
İntihar eden kişi, aslında Hakk'a kavuşmakta acele etmiş ve
"sabır" perdesini yırtmıştır.
Mutluluk, bir şeyin mizacına/doğasına uygun (yatkın) olan
durumdur. Bedbahtlık ise mizaca aykırı olandır.
456
'Sözümü dinleme esnasında hareket eden kişi hiç kuşkusuz sema yapmıştır'
Münazelesinin Bilinmesi
Sema (işitme) ve vecd, varlığın kökenindeki "ses"
ile ilgilidir.
İlahi söz, varlık üzerinde bir "iz" (eser)
bırakır.
"Ol" (Kün) emri duyulduğu an, yokluktan varlığa
doğru bir "intikal" (hareket) başlar. İşte asıl "sema"
budur.
457
'Mutlak Teklif Münazelesinin Bilinmesi
Kul Allah’a dua eder, Allah icabet eder. Allah kula emreder,
kul icabet eder. Bu, teklifin çift taraflı doğasıdır.
Allah’ın "kesin delili" (hüccetü'l-baliğa), kulun
kendi ezelî hakikati üzerinedir.
Kul, kendi mahkumiyet belgesini aslında kendi varlığıyla
imzalamıştır.
458
'Zat Tecellilerini İdrak' Münazelesinin Bilinmesi
Işığın ışık içinde "yok olması" değil,
"isminin değişmesi" durumudur.
Eğer Allah perdeleri kaldırsaydı, zatının nuru her şeyi
yakardı. Bu "yanmak", yok olmak değil; odunun köze dönmesi gibi isim
ve hal değiştirmektir.
Ehli olmayana hikmet vermek "zulüm", ehlinden
saklamak "haksızlık"tır.
459
'Onlar bizim nezdimizde seçilmiş-hayırlılardandır' Münazelesinin Bilinmesi
Nefsine zalim olan kişi, Hakkın dışındaki herkese
(mahlukata) hakkını verirken, Hakka karşı "zalim" kalır. Yani Hakkın büyüklüğü
karşısında ona layık olduğu "mutlak hakkı" veremeyeceğini bilir.
Ölçülü olan, her makamın hakkını ölçülü bir dengeyle verir.
460
'İslam, iman, birinci ve ikinci ihsan' Münazelesinin Bilinmesi
İhsan, Hakkı her surette görmektir.
"Sırların kabri olan gönüller", her gördüğünü ifşa
etmeyen "hür" insanların mekânıdır.
İslam binanın temelidir, iman içindeki huzurdur, ihsan ise o
binanın içindeki ışığın kaynağını bizzat müşahede etmektir.
461
'Üzerine perdemi çektiğim kişi benim sakladıklarımdandır, o bilinmez ve
kendisi de bilmez' Münazelesinin Bilinmesi
Menzil sahipleri toplumun içinde "niteliksiz",
"sıradan" görünürler. Üzerlerinde onları ele verecek hiçbir dervişlik
veya alimlik alameti yoktur.
OTUZUNCU SİFİR
462
Muhammedi Kutuplar ve Onların Menzilleri
"Ey Yesrib ehli! Sizin makamınız yoktur"
Bu, bir nevi "saf oluş" halidir.
Eğer bir kutup sadece "zühd" veya
"tevekkül" ile bilinirse, o makamın sınırlarına hapsolmuş demektir.
Oysa Muhammedi Kutup, her nefeste başka bir iş ve surettedir.
Kutuplar âlemin dengesini tutan yapısal unsurlardır.
Evtad-ı Erbaa (Dört Direk) dünyanın dört yönünü (Kuzey,
Güney, Doğu, Batı) koruyan dört büyük veli. Bir binanın ana taşıyıcı kolonları
gibidirler.
463
Kendi Zamanlarında Âlemin Üzerlerinde Döndüğü On İki Kutbun Bilinmesi
Gökyüzündeki 12 burç cismani âlemi yönetir. Manevi âlem de
12 kutup üzerinde döner.
Her kutup bir peygamberin mirası üzerine inşa edilmiştir.
Her kutbun yönetim süresi (33 yıl, 28 yıl) belirlenmiştir.
Birinci Kutup
Kutupların en kâmilidir Hz. Nuh’un kademi üzerindedir.
O hem kılıçla (zahirî otorite) hem de himmetle (manevi güç)
halifedir.
Bu kutup "mutlak müçtehit" gibidir. Kendi
devrindeki mezhep taklitçileri ona karşı çıksa da o, Hakkın o andaki hükmüyle
hareket eder.
Bu kutbun sahip
olduğu 10 nitelik
Hilim (Gücü Yetip Bağışlamak)
Teenni (Yavaşlık ve Hız Dengesi)
İtidal (Denge)
Tedbir (Hikmet)
Tafsil (Detaylandırma) Benzer görünen şeyler arasındaki ince
farkları görebilmek.
Adalet, her şeye "yaratılış" (fıtrat) hakkını
vermektir.
Edep, hak ile oturup kalkmanın usulünü bilmektir.
Rahmet, en zayıftan en zalime kadar herkese ulaşan
şefkattir.
Haya, karşısındakinin yalanını bilse bile onu
utandırmamaktır.
Islah (Arayı Düzeltmek), toplumsal dokuyu onarmaktır.
İkinci Kutup
Hz. İbrahim’in kademi üzerindedir.
"Bilgi" ile "delil" (kanıt) her zaman
beraber gelmez. Bazı insanlara bilgi verilir ama onu nasıl açıklayacağı
(delili) verilmez. İbrahimî Kutup ise her ikisine de sahiptir.
Üçüncü Kutup
Hz. Musa’nın kademi üzerindedir.
İlahi isimlerin kullara olan ihtiyacı, kulların isimlere
olan ihtiyacından fazladır.
Çünkü isimler (Rızık veren, Şifa veren vb.) ancak bir
"merzuq" (rızık verilen) veya "marîz" (hasta) olduğunda
otorite sahibi olurlar.
Sübût, eşyanın henüz var olmadan Allah'ın ilminde
"sabit" olduğu haldir.
Vücûd, eşyanın dış dünyada varlık bulmasıdır.
Dördüncü Kutup
Hz. İsa’nın kademi üzerindedir.
Bu kutup toplumdan uzak ve gizlidir.
Beşinci Kutup
Hz. Davud’un kademi üzerindedir.
Başkalaşan, biten veya değişen duygu sevgi değil iradedir.
Seven kişi gaflet halindeyken bile sevgiliden kopmaz.
Altıncı Kutup
Hz. Süleyman’ın kademi üzerindedir.
Bu kutup, Allah'ın her an yeni bir "tecelli"
(oluş) içinde olduğunu müşahede eder.
Yedinci Kutup
Hz. Eyyûb’ün kademi üzerindedir.
Bu kutup Allah’ı kalbine sığdırır ve bu nedenle fiziksel mekan
ona dar gelir.
Sekizinci Kutup
Hz. İlyas’ın kademi üzerindedir.
Havva erkekten (Adem) yaratılan dişi.
İsa dişiden (Meryem) yaratılan erkek.
Bu, "infial" (edilgenlik) ve "fiil" (etkenlik)
arasındaki dengedir.
Dokuzuncu Kutup
Hz. Lut’un kademi üzerindedir.
Allah'ın ipine sarılmak
İp, şeriattır ve kişiyi yükseltir
İnsan "insan" olduğu için değil, ilahi sureti
"kabul etmeye elverişli" olduğu için değerlidir. Halife, ancak Hakkın
o surette davrandığı gibi davranan kişidir.
Onuncu Kutup
Hz. Hud’un kademi üzerindedir.
Bu kutbun en temel bilgisi, her yaratılmışın
"mertebesini" bilmektir.
İnsan himmetiyle bir şeyi var etmez, ancak o şeyin varlığını
"irade" eder. Hakkın "Ol" emri bu iradeye eşlik ederse o
şey var olur.
On Birinci Kutup
Hz. Salih’in kademi üzerindedir.
Âlem, Allah'ın "ez-Zahir" isminin bir yüzüdür.
Görünen her şey O'nun bir veçhesidir. Bu kutba göre varlıkta Hak'tan başkası
yoktur; "O, varlığın kendisidir."
On İkinci Kutup
Hz. Şuayb’ın kademi üzerindedir.
Bu kutup "Mülk" suresinin sırrına sahiptir.
Burhanların (kesin delillerin) ve mantık terazilerinin sahibidir.
464
Düsturu 'La ilahe illallah' (Allah'tan başka ilah yoktur)' İfadesi Olan
Kutbun Hali
"Üçlü" oluş süreci
1. Zat (Ahad), 2. İrade (Mürid), 3. Söz (Ol/Kün).
"Lâ ilâhe" (İlah yoktur) diyerek önce tüm sahte
varlıkları ve "yokluğu" süpürür; "İllâllah" (Ancak Allah
vardır) diyerek gerçek varlığı inşa eder.
465
Menzili Allahu Ekber (Allah en büyüktür) Olan Kutbun Halinin Bilinmesi
Eğer Allah "daha büyük" ise, O'nunla kıyaslanacak
bir şey mi vardır?
Allah'ın bir ismi diğerinden (Kebir, Mütekebbir'den) daha
büyüktür.
466
Düsturu ve Menzili 'Subhanallah' Olan Kutbun Halinin Bilinmesi
"Subhanallah"
Tenzihten tenzih / Bu, "Allah’ı kendi aklınla değil,
O’nun kendi kendini övdüğü (hamd) şekilde tenzih etmektir."
Eğer bir münasebet (bağ) olmasaydı, şirk de ortaya çıkmazdı.
İnsan, Allah ile kendisi arasında bir benzerlik kurduğu için
yanılır.
467
Menzili 'el-hamdülillah (Allah'a hamd olsun)' Demek Olan Kutbun Halinin
Bilinmesi
Hamd, bir işin sonunda (sevinçte veya sıkıntıda) söylenir.
Bu yüzden teraziyi doldurur; çünkü o, sürecin meyvesidir.
Değersiz görülen şeyleri Allah’a nispet ederek övmek
"edep" açısından doğru değil.
468
Menzili 'Her Durumda Allah'a Hamd Olsun (el-hamdülillah ala külli hal)'
Olan Kutbun Menzilinin Bilinmesi
"Hasta olduğumda O şifa verir" hastalığı kendine,
şifayı Allah’a nispet etmek edeptendir.
Haktan gelen iş tektir, ancak bizde bölünür ve çoğalır.
Bir olay Zeyd’e zarar verirken Ömer’e haz verebilir.
Bu, Işığın (Hakkın) bir prizmadan (İnsandan) geçerek
renklere (Hallere) ayrılması gibidir.
469
Menzili 'İşimi Allah'a havale ediyorum' Olan Kutbun Hali
Tefviz / havale etmek
"Tefviz" kavramının kelime kökeninde (taşma/feyz) var.
Bir iş (enerji/sorumluluk) kula iner; kulun kapasitesi
(vüsati) yettiği kadarını o taşır, kapasitesini aşan (fazla gelen) kısmı ise
Allah’a havale eder.
Aklın "imkansız" dediği şeyler berzahta, hayalde,
ölümde mümkündür.
Mekan değişince hüküm değişir
470
Menzili 'Cinleri ve insanları bana ibadet etsinler diye yarattım' Ayeti
Olan Kutbun Halinin Bilinmesi
İbadet, kelime kökeni itibarıyla "zillet" (alçak
gönüllülük/boyun eğme) demektir.
Allah kullarının dua etmesini ister (talep eder), kullar ise
karşılık verilmesini ister. Bu durumda hem Hak hem halk, bir yönden "talep
eden" (talip), diğer yönden "talep edilen" (matlub)
konumundadır.
Cin "gizli", insan ise "görünen"
demektir.
471
Menzili 'De ki Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın, Allah Gafur ve Rahim'dir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin
Bilinmesi
İnayet, karşılıksız sevgi / Allah'ın kulu en başta
sevmesidir.
İkram sevgisi / Kulun nafilelerle yaklaşması sonucu oluşan
sevgidir.
Farz / Kulun "kendi" olmadığını, bir efendiye
bağlı olduğunu hatırlatır.
Nafile / Kulun özgür iradesiyle yaptığı eylemdir.
472
Menzili 'Sözü dinleyip en güzeline uyarlar, onlar Allah'ın hidayet ettiği
ve akıl sahibi olan kimselerdir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Söylenen, bize ulaşan söz hadis olsa da kaynağı itibariyle
kadimdir.
"Akıl sahipleri" (ulu’l-elbab) / kabuğun ardındaki
özü (lüb) görenlerdir.
473
Menzili 'İlahınız tek ilahtır ayeti olan Kutbun Halinin Bilinmesi
Müşriklerin putlara "Allah'a yaklaştırsınlar diye"
tapması
Buradaki can alıcı nokta; yönelinen her şeyin aslında
Hakk'ın bir veçhesi (yüzü) olduğudur.
Şirk / Olmayan bir ortağı varmış gibi düşünmek, varlıkta bir
gedik açmaya çalışmaktır. Ancak varlık bütündür ve gedik kabul etmez.
474
Menzili 'Sizin katınızdaki tükenir, O'nun katındaki bakidir' Ayeti Olan
Kutbun Halinin Bilinmesi
Hakk her mertebede (akıl, hayal, duyu) o mertebenin
kurallarına göre görünür.
Varlık sizin ona yönelme biçiminize göre kendini açar veya
kapatır.
475
Menzili 'Allah'ın şiarlarını yücelten kimse… / Ayeti Olan Kutub'un Halinin
Bilinmesi
Şiarlar (Alametler)
En güçlü şiar ve en açık delil bizzat kendindir.
Hak, insana henüz "boyanmadığı" (henüz ulaşmadığı
bir halin) suretiyle tecelli ettiğinde insan onu önce inkâr eder, sonra o hale
girince tanır.
476
Menzili 'Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur (La-havle ve
la-kuvvete illa billâh)' Zikri Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
İktidar Allah’a ait iken kabul bizden ortaya çıkar.
Bir gücün (kudret) tecelli etmesi
için, o gücü kabul edecek bir "mümkün" (mekan/vücut) olması gerekir.
İnsan suretindeki taşıyıcı bu zikirle Arş’ı kaldırır.
477
Menzili 'Bu konuda yarışanlar yarışsın' ve 'Böyle bir şey için amel
sahipleri amel etsin' Ayetleri Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Dünya bir perde değil, Hakka ulaştıran bir
"delildir."
Delili kınayan, ulaşılanı (medlul) da kınamış olur.
İnsan bedenindeki her uzvun (göz, kulak, akıl) bir hakkı
vardır. Yönetici nefs (mimar/otorite), bu hakları adaletle dağıtmalıdır.
478
Menzili 'Miskal miktarı bir tohum bile olsa ve bir kayalıkta veya göklerde
veya yerde olsa Allah onu getirir, Allah latif ve habirdir' Ayeti Olan Kutub'un
Halinin Bilinmesi
Katı kalp ve kaya
Kaya (sahra), şefkatten yoksun katı bir kalp
Allah’ın latif (nüfuz eden) ismi, en katı ve kapalı yapılara
bile rızkı ulaştırır.
Allah’ın bütün yaratıklara mekan yakınlığı eşitken manevi
yakınlığı farklıdır.
479
Menzili 'Allah'ın emrini yüceltmek, onun için rabbi katında daha
hayırlıdır' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Harem / yasaklı/kutsal alan
Harem sadece cinsel veya mekansal bir sınır değil, ilahi
hükümlerin oluşma yeridir.
480
Menzili 'Ona henüz çocukken hikmet verdik' Ayeti Olan Kutub'un Halinin
Bilinmesi
Bilgi tecrübe ve zamanla değil, doğrudan "ilahî bir
verilişle" (hikmet) elde edilir.
Sezgi
481
Menzili 'Allah iyilik yapanların ücretini zayi etmez' Ayeti Olan Kutub'un
Halinin Bilinmesi
Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmek / amele ruh
üflemektir.
İş/amel "huzur" (farkındalık) ile inşa edilirse, o
şeyin bir "ruhu" olur ve o ruh, sahibi için istiğfar eder.
Bir şeyi "yapmamak" eğer bir niyetle yapılmışsa o
da bir amele ve surete dönüşür.
482
Menzili 'Kim yüzünü Allah'a döner ve ihsan sahibi olursa, hiç kuşkusuz,
sağlam bir ipe tutunmuştur. Bütün işlerin sonu Allah'a döner' Ayeti Olan Kutub'un
Halinin Bilinmesi
İnsan, yüzünü mutlak hakikate döndürdüğünde artık
"yıkılmaz" (kopmaz) bir sisteme eklemlenmiş olur.
483
Menzili 'Onu tezkiye eden kurtuluşa ermiş, kirleten hüsrana uğramıştır'
Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Zekat (tezkiye) bereketlenmek ve artmaktır.
Bilgi bilgisizlikten perdeler.
484
Menzili 'Can boğaza geldiğinde, siz bakar durursunuz, biz ona sizden daha
yakınız, fakat göremezsiniz' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Ölüm anı bir perdenin kalkışıdır.
Kişi o an, hayatı boyunca "mekanda" aradığı
Hakkın, aslında kendi "ayniyetinde" (gözünde) olduğunu fark eder.
485
Menzili 'Dünya hayatını ve onun süsünü isteyene amelleri verilir, onlar
haksızlığa uğramaz' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Kulun niyeti amelinden hayırlıdır. Niyet amelin ruhudur.
Kişi neyi istediğini ve sonucunun ne olacağını biliyorsa,
doğasına uygun olanı talep eder ve gerçek saadete ulaşır.
Neyi istediğini bilmeyen, sonucunda zarar göreceği bir şeyi
talep edebilir.
Allah, kimsenin muradını (emeğini) boşa çıkarmayacağını
taahhüt etmiştir. Kim dünyayı isterse, karşılığını dünyada alır.
486
Menzili 'Allah'a ve peygamberine asi olan kişi apaçık bir dalalete düşmüş
demektir' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiştir
487
Menzili 'Salih amel işleyen erkek veya kadın müminlere tertemiz hayat
yaşatacağız' Ayeti Olan Kutub'un Halinin Bilinmesi
Temiz hayat, sadece maddi refah değil, kişinin akıbetinin
hayır olduğunu (müjdeyi) dünyada bilmesidir.
Salih kişinin en büyük özelliği, kendisine yönelen kabulü de
reddi de ilahi bir ismin tecellisi olarak görmesidir.
488
Menzili 'Gözlerini nimet verdiğimiz kimselere çevirme, o dünya hayatının
süsüdür, Rabbinin rızkı daha hayırlı ve bakidir' Ayeti Olan Kutbun Halinin
Bilinmesi
Bugün dünün suretindedir.
Geçmiş (dün), bugünün "rahmi" gibidir
Çiçek geçicidir, meyvenin habercisidir ama meyvenin kendisi
değildir.
489
Menzili 'Sizin mallarınız ve evlatlarınız bir fitnedir' Ayeti Olan Kutbun
Halinin Bilinmesi
Eğer şeriat (etik sınırlar) değil de tabiat (içgüdüler)
hâkim olursa, insan malı her türlü amaca ulaşmak için bir "güç aracı"
olarak kullanır.
Suçun veya eylemin kime ait olduğu (fail kim?), insanın
"iddiasından" kaynaklanan bir hayrettir. Hakikat, fiilin ortaya
çıktığı yer (mahal) ile faili (Allah) ayırabilmektedir.
490
Menzili 'Allah kafanda yapmadıklarını söylemiş olmaları büyük bir suç oldu/
Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi
Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?
Sözün eylemle buluşmaması / cezayı gerektirir.
Sübût mertebesinde (fikirde) hakikati olmayan bir şey,
varlıkta gerçekleşemez.
491
Menzili 'Sevinme! Allah sevinenleri sevmez' Ayeti Olan Kutbun Halinin
Bilinmesi
Dünya gam ve tasalardan ibarettir.
İnsan dünyada sürekli bir "teklif" (yükümlülük)
altındadır.
Bilgiye veya başarıya ulaşmak bir rahatlama (sevinç) değil,
o bilginin sorumluluğuyla daha derin bir ciddiyet (hüzün/şükür) getirir.
Akıllı kişi "elden çıkacak olanla (dünya süsü) değil,
sabit olanla (hakikat)" sevinir.
492
Menzili 'Gaybı bilendir', 'O'nun gaybını kimse bilemez, razı olduğu
peygamber hariç… / Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi
Mutlak gayb (asla bilinmez)
Bir de izafi gayb var (birine gizli, diğerine açık).
Allah hakkındaki bilgi ancak "Muhammedi surette"
mümkündür.
493
Menzili 'De ki, Hepsi Allah katındandır, bu kavme ne oluyor da sözü
neredeyse anlamayacaklar' Ayeti Olan Kutbun Halinin Bilinmesi
Hakikat ezelidir ama "zaman içinde" tezahür eder.
Buz eridiğinde "su" ortaya çıkar; buzun ismi ve
sureti yok olur ama cevher aynı kalır.
494
Menzili 'Allah'tan ancak âlim kulları korkar' ve Bu An-lamdaki Başka
Ayetler Olan Kutbun Halinin Bilinmesi
İlahi isimlerin her biri kendi hükmünün (vazifesinin) sona
ermesinden ve yerini zıttı olan bir isme bırakmasından korkar.
Hz. Eyyub’un duası "Zarar veren" (ed-Darr) isminin
azledilip, "Fayda veren" (en-Nafi) isminin atanması için bir
"dilekçe" gibidir.
495
Menzili 'Sizden dininden dönüp kâfir olarak ölen kişi… / Ayeti Olan Kutbun
Halinin Bilinmesi
Kişi, yaptığı amellerin kendisine ait olduğunu zannederken,
hakikati (keşfi) gördüğünde bu amellerin aslında Allah’a ait olduğunu anlar.
496
Menzili Allah'ı hakkıyla takdir edemediler' Ayeti Olan Kutbun Halinin
Bilinmesi
Allah’ı takdir etmek, O’nun hem tenzih (akli/soyut) hem de
teşbih (şer'i/somut) niteliklerini aynı anda kabul edebilmektir.
Hakkın kadrini ancak "İnsan-ı Kâmil" bilebilir,
çünkü o Hakkın suretinde yaratılmıştır.
Sadece akılla Allah’ı anlamaya çalışanlar O’nu
"sınırlar" (takdir edemez). Hem aklı hem müşahedeyi birleştirenler
ise O’nun "hakkını" teslim eder.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder