René
Girard - Şiddet ve Kutsal -
Özet, Notlar
La Violence et le Sacre
Mütercim: Necmiye Alpay, Kanat Yayınları, 2003
1. Kurban
Hubert ve Mauss'un belirttiği gibi; kurban adayı kutsal
olduğu için öldürülmesi suçtur, ancak öldürülmezse kutsallık kazanamaz.
Kurban ile cinayet/şiddet arasında doğrudan reel bir ilişki
vardır.
Şiddet arzusu uyandığında yatıştırılması zordur. Şiddet
"akıldışı" bir nesne seçimi yapar; asıl hedefine ulaşamadığında,
öfkesini yöneltebileceği zayıf ve el altındaki bir yedek kurban bulur.
Kurban ayini, toplum içindeki şiddetin feda edilebilir bir
nesneye (hayvana) yönlendirilmesidir.
Yukarı Nil havzasındaki Nuerler ve Dinkalar gibi
topluluklarda, insan toplumunun âdeta bir ikizi olan büyükbaş hayvan toplumu
kurulmuştur (Joseph de Maistre’nin saha çalışmaları).
Mitoloji ve Kutsal Metinlerde Kurban
Kabil'in kardeşini öldürmesi
Yakup'un babası İshak'ı kandırması / Hayvan, babanın
şiddeti/laneti ile oğul arasına girerek felaketi önler.
Odysseus'un dev Kyklop'tan kaçmak için koyunun altına
saklanması ile İshak'ın oğlak postuna dokunması aynı kurbansal mantığa dayanır.
Kurbanın temel işlevi teolojik değil, toplumsal iç şiddeti
yatıştırmaktır.
Kurban, toplumdaki kıskançlık, rekabet, gerilim ve kin
duygularını tek bir nesneye aktararak topluluğun kendi öz şiddeti yüzünden
parçalanmasını önler.
İlkel toplumlarda şiddetin en büyük tehlikesi,
misillemelerle sonsuz bir zincire dönüşen kan davası ve intikamdır.
Kurban seçilecek varlığın (köleler, savaş tutsakları,
çocuklar, pharmakos veya toplumsal hiyerarşinin en üstündeki kral) topluluğa
tam ait olmaması ya da topluluğun kıyısında/dışında yer alması gerekir.
Modern toplumlar kurban ayinlerine ihtiyaç duymazlar çünkü
şiddeti denetleyen ve intikamı kendi tekelinde bitiren bağımsız bir yargı
sistemine sahiptirler.
Her iki sistem de etkili olabilmek için "aşkın"
bir niteliğe (dinsel kutsallık veya devletin meşru yetkesi) ihtiyaç duyar.
Şiddeti dizginleyen dinsel veya hukuksal mekanizmaların
meşruiyeti sorgulanmaya başlandığında ("kutsal" veya
"meşru" şiddet ile "yasadışı" şiddet arasındaki fark
silindiğinde), sistem krizine girilir. Maskesi düşen meşru şiddet, yerini
yeniden dizginlenemez ve sınır tanımayan bir karşılıklı misilleme ortamına
bırakır.
Kadınlardaki aylık kanama ve cinsellik tabuları, sanıldığı
gibi sırf cinselliğin kendisinden değil; cinselliğin kavgaya, kıskançlığa,
kanlı doğumlara ve çatışmalara yol açan "şiddetle olan yakın bağı"
nedeniyle kirli sayılır.
Kan hem kirliliğin, hastalığın ve intikamın (kötü şiddet)
simgesidir hem de ayinde kurban kesilerek döküldüğünde topluluğu arındıran,
barışı getiren (iyi şiddet) bir ilaç/panzehirdir. Şiddetin ilacı yine
şiddettir.
2. Kurban Bunalımı
Kurban ediminde kurban ile topluluk arasındaki farkın aşırı
silinmesi ya da tamamen kopması durumunda ayin işlevsizleşir.
Toplumu koruyan dinsel ikame düzeni çöker; buna Kurban
Bunalımı denir.
Dinsel düzende şiddetin "arıtıcı/iyicil" biçimi
(kurban) ile "kirli/yıkıcı" biçimi (cinayet, intikam, iç savaş)
arasında net bir sınır vardır.
Kurban, şiddeti kendi üzerine çekemez hale geldiğinde,
kurban sunumu arındırıcı bir şiddet olmaktan çıkıp kirli şiddetin bir parçası,
hatta tetikleyicisi durumuna gelir.
Şiddet tırmandıkça taraflar arasındaki tüm insani,
hiyerarşik ve ahlaki farklılıklar silinir. Karşıtlar birbirinin tam ayna
görüntüsü (simetriği) haline gelir.
Çatışmayı doğuran şey
farklılıklar değil, farklılıkların yitirilmesi ve herkesin aynılaşmasıdır.
Tragedyada Kurban
Euripides, Herakles'in Deliliği
Herakles, kenti zorba Lykos'tan temizledikten sonra arınmak
amacıyla kurban kesmeye hazırlanırken deliliğe kapılır, kirli şiddet kurban
ateşini sarar: düşman sanarak kendi eşini ve çocuklarını kurban eder.
Sophokles, Trakhis Kadınları
Herakles, arındırıcı bir kurban ayini için yaktığı ateşle
zehirli Nessos gömleğini etkinleştirerek acılar içinde can verir.
Sophokles, Kral Oidipus
Oidipus, Kreon ve Teiresias arasındaki çatışmada herkes
tarafsız hakem olduğunu sanırken şiddetin içine çekilir. Baba (Laios) ve oğul
(Oidipus) birbirinin simetrik kopyası olarak aynı şiddet hamlelerini yaparlar.
Euripides, Fenikeli Kadınlar
Eteokles ile Polyneikes kardeşlerin iktidar kavgası ve
sözel/fiziksel atışmaları (stikomiti) kusursuz bir simetri sergiler. İkisi de
aynı hareketleri yapar, aynı hakaretleri eder ve aynı anda ölür. Şiddet bir
denge yaratır ancak bu adalet değil, çözümsüzlük dengesidir.
Empedokles'in belirttiği gibi, arınma kanı ile cinayet kanı
birbirine karıştığında babalar oğullarını, çocuklar ebeveynlerini
"boğazlayıp yemekte", karşılıklı kitlesel bir kıyım doğmaktadır.
(Shakespeare'in Troilos ile Kressida oyunundaki Odysseus'un
ünlü söylevi) Derece; hiyerarşiyi, konumu, yaşı, unvanı, kurumları ve kuralları
ayakta tutan farklılaşma sistemidir.
Bunalım veya kargaşa, farklılaşmanın aşırılaşmasından değil,
tam tersine farklılıkların silinmesinden (farksızlaşmadan) kaynaklanır.
İkizler
İkizler, aynı anda iki benzer bireyin ortaya çıkmasıyla
"farklılığın yok oluşunu" simgeler.
Birçok ilkel toplumda ikizler doğrudan öldürülmez;
"teşhir edilerek" doğaya terk edilir. Amaç, kan dökerek şiddet
döngüsüne ve kirliliğin topluluğa bulaşmasına yol açmamaktır.
Nyakyusalar gibi toplumlarda ikiz anne-babaları da bu
"kötücül şiddet/kirlilik" hastalığına yakalanmış sayılır ve arındırma
ritüellerinden geçirilir (Monica Wilson, 1957).
Habil-Kabil, Yakup-Esav, Eteokles-Polyneikes, Romus-Romulus
gibi örneklerde görüldüğü üzere kardeşlik ilişkisi sanıldığı gibi bir sevgi
bağı değil, mitolojik ve edebi metinlerde bir çatışma alanıdır.
3. Oidipus ve İkame Kurban
Sophokles'in Kral Oidipus tragedyasında Oidipus, Kreon ve
Teiresias, başlangıçta kendilerini çatışmanın üstünde birer tarafsız hakem
saysalar da mimetik şiddet hepsini aynı öfkeye ve karşılıklı konumlanma oyununa
sıkıştırır.
Baba katli aile düzeni için ne anlama geliyorsa, kralın
öldürülmesi de kent düzeni için aynı anlama gelir.
Oidipus, en temel hiyerarşik farkları (baba-oğul, anne-eş
ilişkisini) çiğneyerek "düpedüz farklılık katili" olmuştur. Ensest ve
baba katli, farklılıkların yitirilmesini ve kurban bunalımının yarattığı
canavarlığı simgeler.
Günah Keçisi (İkame Kurban)
Kentin üstüne çöken veba salgını, kurban bunalımının ve her
yere yayılmış kolektif şiddetin simgesidir.
Mitos, her yere yayılmış olan bu şiddetin sorumluluğunu tek
bir bireye (Oidipus'a) yükleyerek kenti temize çıkarır: Oidipus, modern anlamda
suçlu değildir ama, kentin başına gelen her şeyden o sorumludur. Oynadığı rol
tam anlamıyla bir günah keçisi rolüdür.
Kaos ve iç çatışma doruk noktasına ulaştığında topluluk yok
olma tehlikesiyle karşılaşır. Şiddetin kendi kendini yok eden kısır döngüsünden
çıkışın tek yolu, tüm suçu tek bir bireye yükleyip onu dışlamaktır (ya da
öldürmektir).
Oidipus’un oyun sonunda "Benim belalarım banadır, başka
hiçbir ölümlü taşıyamaz onları" diyerek sürgüne gitmesi, Thebai
topluluğuna arzuladığı barışı ve düzeni geri getirir.
Kral Oidipus’ta kentin tüm kirini taşıyan, felaketin tek
sorumlusu olan iğrenç bir kurban vardır.
Oidipus Kolonos'ta tragedyasında ise aynı Oidipus, öldüğünde
kente bereket ve barış getirecek kutsal bir yatıra/kurtarıcıya dönüşür.
Böylece kurban aynı anda hem en kötücül (günahkâr/kirli) hem
de en iyicil (kurtarıcı/kutsal) niteliği şahsında toplar.
4. Mitosların ve Ayinlerin Doğuşu
Hubert ve Mauss / tanrısallık kurban ayinlerinin
yinelenmesinden doğmuştur.
Hubert ve Mauss, kurbanı toplumsal işlevi olmayan hayali bir
"teknik" gibi görerek yanılmışlardır. Kurbanın kökeninde "kurucu
bir kolektif öldürme" (linç) yatmaktadır.
Ayinlerdeki öldürme eylemlerinin yüksek sayısı ve dünyadaki
kurban geleneklerinin şaşırtıcı benzerliği, tüm kültürlerin temelinde gerçek ve
kolektif bir öldürme olayının yattığını gösterir.
Pharmakos (günah keçisi)
Antik Atina'da felaket, salgın veya iç huzursuzluk anlarında
kentin tüm kirliliğini üstüne alıp topluluktan kovulan ya da öldürülen
pharmakos (günah keçisi) kişileri belirlenirdi.
Yunancada pharmakon hem "zehir" hem
"panzehir" (ilaç) anlamına gelir.
Godfrey Lienhardt’ın Dinka kabilesi üzerindeki gözlemlerine
atıfla; hayvan kurban etme törenlerinde katılımcıların önce birbirleriyle
savaşıyor gibi yapması, ardından hayvana küfür edip saldırması, ilksel kurban
bunalımındaki karşılıklı şiddetin oybirliğine dayalı tek yönlü şiddete
dönüşmesini simgesel olarak yeniden yaşatmaktır.
Sophokles'in Kral Oidipus eserinde kral (tyrannos) ile günah
keçisi (pharmakos) aynı kişide birleşir. Kral lekesiz kaldığında ülke gelişir;
kriz/veba (loimos) geldiğinde ise krizin tek sorumlusu ve suçlusu ilan edilerek
kurban edilir/sürülür.
Mitosların ve ayinlerin temelinde yatan baskılanmış duygu
cinsel arzu değil, kolektif yok oluşa yol açabilecek mutlak şiddet korkusudur.
5. Dionysos
Festivaller
Festivaller, ailevi, toplumsal ve hiyerarşik farklılıkların
askıya alındığı kurban bunalımını anma törenleridir.
Festivaller, geçmişte toplumu yok etme noktasına getiren o
ilk "kurtarıcı/kutsal şiddeti" ve kurban bunalımını temsil eder.
Festival ve "Karşı-Festival"
Festival bunalımı ve kurucu şiddeti bir bütün olarak görür;
kaosu taklit ederek kurbana ve çözüme ulaşır.
Karşı-Festival şiddet döngüsüne ve kirlenmeye yeniden düşme
korkusuyla, festival öncesinde aşırı bir çilecilik, perhiz, sessizlik ve
yasaklar rejimi uygular.
Şeytan Çıkarma
Şeytan çıkarma ayinleri de topluluğun kötü ruhlara karşı
birleşmesini sağlayarak karşılıklı şiddetin yerine oybirliğine dayalı şiddeti
koyma amacı güder.
Ayin öncesindeki tartışmalar veya ayinsel kavgalar kurban
bunalımını (herkesin birbirine saldırmasını) temsil eder, topluluk, birbirini
kırmamak için darbeleri ortak ve hayali bir hedefe indirir.
Euripides, Bakkhalar
Tragedya boyunca Tanrı ile insan (Dionysos ile Kral
Pentheus), kadın ile erkek, insan ile hayvan arasındaki tüm sınırlar ve
farklılıklar silinir. Pentheus düzeni korumak isterken kural ihlal eden bir
Dionysos takipçisine dönüşür; Dionysos ise hem düzenin koruyucusu hem de yıkıcı
bir kışkırtıcıdır.
Dionysos coşkusu bir arınmadan ziyade, kontrol edilemeyen ve
herkesi içine çeken bir kurban bunalımı salgınıdır. Oyunun başında ve içinde
tanrı ile insan arasındaki simetri (eşitlenme) ortaya çıksa da oyunun sonunda
tanrısal güç trajik bir biçimde yeniden doğrulanır.
Pentheus'un silahsız, oybirliğiyle ve çıplak ellerle
parçalanması (sparagmos), ayinsel bir kurbandan ziyade, kontrolsüz bir
kalabalığın histeri sonucunda gerçekleştirdiği ilk kolektif linç sahnesinin
ayinleşmiş bir taklididir.
Tragedya, ayin geleneği ile onun temelindeki kendiliğinden,
kanlı linç olayı arasında durur. Ayinin "maskesini indirerek"
toplumsal şiddetin kökenini açığa çıkarır.
Dinsel inanç, insanı kendi yıkıcı şiddetinden korumak için o
şiddeti insandan alıp tanrısallaştırır (aşkınlaştırır).
6. Taklit Arzudan Canavar Kopyaya
Mimetik (Taklitçi) Arzu
İnsan neyi arzulayacağını kendiliğinden bilmez. Arzunun
temel hedefi nesnenin kendisi değil, nesneye sahip olduğuna inanılan
modelin/rakibin "varlığına" (olmaya) ulaşmaktır.
Özne, modeli taklit ederek onun arzuladığı nesneye yönelir.
Ancak aynı nesneye yönelen iki arzu zorunlu olarak çatışır.
Özne, arzusal arayışında başarısızlığa uğradıkça,
modelin/rakibin elinde tuttuğu şiddeti "en hakiki varlık göstergesi"
olarak algılamaya başlar. Böylece arzu ile şiddet birbirine mühürlenir.
Kral Oidipus’ta kavga hâlâ taht veya anne/eş gibi somut
nesneler üzerinden dönüyor görünse de şiddetin kökeninde Laios ile Oidipus’un
kavşaktaki çatışması yatar. Bakkhalar’da ise Pentheus ile Dionysos arasında
somut hiçbir nesne yoktur; rekabet doğrudan şiddetin ve tanrılığın kendisine
dönüşmüştür.
Tragedyada ezen/ezilen, zalim/mağdur rolleri sabit birer
karakter özelliği değil, sürekli yer değiştiren birer uğraktır. Bir taraf
öfkeliyken diğeri sakindir, ardından roller değişir. Karakterlerin bunu
"Baht" (Tykhe) veya "Yazgı" ile açıklaması mitik bir
kendini kandırmadır.
İnsanı şiddete iten şey Freud’un önerdiği gibi
biyolojik/mitik bir "ölüm içgüdüsü" değil, mimetik arzudur. Şiddeti
kendi dışındaki bir içgüdüye veya tanrıya bağlamak, insanın kendi
sorumluluğundan kaçma mekanizmasıdır.
Karşılıklı şiddet (herkesin herkesle çatışması)
durdurulmazsa topluluk yok olur. Çatışmayı sonlandıran şey, şiddetin tüm
insanlardan uzaklaştırılarak oybirliğine dayalı bir ikame kurbana ve ardından
ayinsel/kurucu bir şiddete dönüştürülmesidir.
Canavar Kopya
Çatışmanın tarafı olanlar sadece "farklılıkları"
görür. Zamansal uğraklar o kadar hızlı değişir ki, taraflar aynılıklarını fark
edemez. Kendilerini haklı, karşı tarafı tamamen suçlu zannederler.
Topluluğun tüm üyeleri mimetik şiddet yüzünden birbirinin
ikizine ve canavarına dönüştüğünde kriz doruğa ulaşır.
Mimetik rekabet derinleştikçe ve tüm farklılıklar
silindikçe, hasımlar birbirinin simetrik birer kopyasına (ikizine) dönüşürler.
Bu kriz anında ortaya çıkan tektipleşmiş, korkunç farksızlık durumuna
"canavar kopya" denir.
Euripides’in Bakkhalar oyununda Pentheus’un katledilmeden
hemen önce Dionysos’u iki güneş, iki şehir ve iki boynuzlu bir boğa olarak
görmesi basit bir sanrı değildir.
Empedokles’in "Nefret" evresinde organların tek
tek dolaşması ve "öküzbaşlı insanlar", "insan yüzlü
öküzler" gibi canavarların doğması, kozmik/doğal bir olaydan ziyade, insan
topluluğunun kurban bunalımına girdiğinde farklılıkların silinip her şeyin
canavarımsı bir karmaşaya dönüşmesini simgeler.
7. Freud ve Oidipus Karmaşası
Oidipus Kompleksi
Freud'un "babayla özdeşleşme" kavramı mimetik
arzuya yaklaşsa da Freud bunu "annenin libidinal seçimi"nden ayırarak
bağımsız birer yapı gibi ele almıştır.
Baba katli ve ensest arzusu çocukta önceden var olan
bağımsız eğilimler değil, babayı (modeli) arzu düzeyinde taklit etmesinden
doğan çifte açmazın ve mimetik rekabetin kaçınılmaz birer sonucudur.
8. 'Totem ve Tabu" ve Ensest Yasakları
Totem ve Tabu
Freud, Totem ve Tabu adlı eserinde tüm dinsel kurumların ve
tabuların kökeninde "kolektif bir öldürme" (babanın öldürülmesi)
olduğunu görerek kurucu şiddet gerçeğine yaklaşmıştır.
Ancak, bu edimi "tekil ve tarihöncesi bir olay"
olarak sınırlandırması ve her şeyin arkasında "baba katli"
suçluluğunu araması, onun evrensel ikame kurban mekanizmasını ve bu şiddetin
günah keçisi işleviyle nasıl arındırıcı bir güce dönüştüğünü kavramasını
engellemiştir.
9. Levi-Strauss, Yapısalcılık ve Evlilik Kuralları
Radcliffe-Brown akrabalık sistemini "ilksel aile"
(anne-baba ve çocuklar) hücresinden başlatır.
Lévi-Strauss ilksel aileyi bir başlangıç noktası değil, iki
ayrı grup arasındaki evlilik/değiş tokuş sürecinin bir sonucu (varış noktası)
olarak görür.
İnsanın kültür aracılığı olmadan doğayı dolaysız okuması bir
mitik yanılsamadır. Doğa durumundaki gelişigüzel cinsellik biyolojik yasaların
bilgisini vermez.
İlkel toplumlar belirli evlilik kuralları/döngüleri
üzerinden sınırlı ve sabit bir "akrabalık dili" konuşurlar. Modern
toplum ise bu yasakları asgari düzeye (ilksel aile düzeyine) indirgeyerek
pozitif evlilik kurallarını ve dolayısıyla "evlilik dilini" yok
etmiştir.
Bütün kültürel kurumların, dinsel ayinlerin, mitlerin ve
akrabalık/evlilik kurallarının temelinde topluluğu yok olmaktan kurtaran
kökensel şiddet ve ikame kurban mekanizması (oybirliğiyle gerçekleştirilen
linç/dışlama) yatar.
10. Tanrılar, Ölüler, Kutsallık ve Kurban ikamesi
Kutsallık (sacer, mana, wakan), insan biçimli tanrılardan
bağımsız, kişi-dışı bir "akışkan" ve kontrol edilemeyen bir şiddet
potansiyelidir.
Kutsalın hem yıkıcı (korkunç) hem de yapıcı (tatlı,
düzenleyici) olması, şiddetin doğasından kaynaklanır. Şiddet, topluluğu
felakete sürüklediğinde "kötü/lanetli"; ikame kurban üzerinde
odaklanıp toplulukta oybirliği ve barışı sağladığında ise "iyi/kutsal"
olarak algılanır.
Dionysos hem kurban sunan hem de parçalanan (diasparagmos)
kurbandır.
Mitik varlıkların, tanrıların ve kralın
"canavarsı" özellikleri, kurban bunalımı sırasında silinen ve
karmaşıklaşan farklılıkların (kaosun) tek bir bünyede toplanmasından ileri
gelir.
Ölen her birey, topluluk karşısında ikame kurbana benzer bir
konum kazanır. Tek bir kişinin ölümüyle hayatta kalanlar arasındaki dayanışma
güçlenir; ölüm, yaşamın ve düzenin kaynağı gibi algılanmaya başlar.
Demirci, metallere ve silahlara hükmettiği için "üstün
bir şiddetin efendisi" sayılır. Metal hem düzeni ve üretimi kolaylaştırır
hem de topluluk içi yıkımı ve şiddeti tırmandırma riski taşır.
Topluluğun başına felaket geldiğinde metalle ilgisi olmasa
bile demirci hedef gösterilir; zira demirci hem yapıcı/düzenleyici hem de
yıkıcı olan "kutsal şiddeti" şahsında barındırır.
Topluluk ile kutsal arasındaki ilişki ateşe benzer. Çok
yakınlaşırsanız: Kutsalın şiddeti topluluğu yutar, düzen bozulur.
Çok uzaklaşırsanız: Kutsalın düzenleyici ve koruyucu
gücünden yoksun kalırsınız.
Kurban ayinleri savsaklandığında toplumsal şiddet içkinleşir
ve topluluk birbirini kırmaya başlar.
11. Tüm Ayinlerin Birliği
Brezilya'nın doğu kıyılarında yaşayan Tupinamba yerlileri savaş
sırasında öldürdükleri düşmanı törensiz bir şekilde yerken, köye canlı
getirilen düşman tutsaklara tam anlamıyla ayinsel bir yamyamlık uygularlar.
Kurban edilecek tutsak hemen öldürülmez; aylar ya da yıllar
boyunca toplulukla yaşar, aşamalı olarak "içeriden biri" haline
getirilir.
Kurban edilmeden hemen önce yasaları ihlal etmeye ve
hırsızlık yapmaya teşvik edilerek "günah keçisi" rolüne sokulur.
Geçiş Törenleri
Statü değişimi sırasında birey mevcut yerini kaybettiği için
topluluk dinsel bir korku (kurban bunalımı) yaşar. Farklılıkların silinmesi
şiddeti ve bulaşıcılığı tetikler.
Toplumsal statüsünü yitiren birey (örneğin ergenlikten
yetişkinliğe geçen aday), geçici olarak düzensizliğe, yani "kurban
bunalımına" sürüklenir.
Tıp tarihi (lavmanlar, kan almalar) ve modern aşı mantığı
ile ayin mantığı tamamen aynı kökenden gelir. Beden veya toplum, düşmanı
(şiddeti/hastalığı) dışarı atmak için bünyesine "bir miktar hastalık / bir
miktar şiddet" zerk eder.
Aşının veya pharmakon’un (hem zehir hem ilaç) dozunun fazla
kaçması salgına yol açabilirse; kontrolden çıkmış bir ayin veya kurban sunumu
da toplumsal bulaşıcı şiddeti tetikleyebilir.
Toplumsal bunalım dönemlerinde bireyler arasındaki farklar
silinir (farksızlaşma) ve herkes birbiriyle çatışan "düşman ikizlere"
dönüşür. Şiddet kentin/topluluğun merkezine yerleşir. Bunu dindirmenin tek yolu
kurban mekanizmasının devreye girmesidir.
Şiddet iki taraflıdır. Platon, şairi kentten dışarı
atarak (pharmakos gibi bertaraf ederek) aslında kendisi şiddete dayalı
kurbansal bir edim gerçekleştirmektedir.
Kral ile kurban arasındaki ilişki yapısaldır. Kurban edilen
kişi geçici bir saygınlık/krallık kazanırken, kral da özünde gelecekteki
potansiyel kurbandır. Zamanla şiddetin izleri silindikçe bu dinsel ikileşme
yerini görünüşte salt siyasal iktidara bırakır.
Kurumlar ayinsel kökenlerinden koptukça (kurban sunumu ve
cin çıkarma gibi ögeler yok oldukça) modern, seküler biçimlerine bürünür.
Şiddet kurumsal araçlarla bastırılsa da, kökeniyle bağı
tümüyle kesilmediği için her an yıkıcı bir dönüşle topluma geri gelebilir.
12.Sonuç
Dinsel ayinlerin ve mitlerin temelinde soyut bir simge veya
dil oyunu değil; gerçek ve somut bir şiddet olayı (kurucu linç) yatar.
Kurucu şiddet, toplumda düzen kurucu rolünü oynayabilmek
için görünmez kalmak ve yanlış anlaşılmak zorundadır.
Kurucu şiddetin en duyarlı ve gizlenmeye muhtaç yönü,
kurbanın aslında "keyfi" olarak seçilmiş olmasıdır. Rastlantı öğesi,
kurbanın seçilmesindeki dinsel meşruiyeti sağlar.
Huizinga, kutsalı oyunun çevresine yerleştirir. Bu hatadır; oyun
kutsalın çevresindedir, onu kuşatır. Oyunlar, ölümün getirdiği yıkıcı şiddeti
ve kavgaları önlemek için "rastlantıyı" (kutsallığın kararını) hızla
devreye sokma araçlarıdır.
Yunus Peygamber’in Hikayesi
Fırtına, topluluğun sürüklendiği toplumsal ve dinsel
bunalımı (kurban bunalımını) simgeler.
Çatışmalı ortamda krizin sorumlusunu (günah keçisini) bulmak
için tanrısal bir güç sayılan rastlantıya (kuraya) başvurulur: yükler denize
atılır, kura çekilir.
Yunus Peygamber (günah keçisi) denize atıldıktan sonra fırtına
diner, topluluk kurtulur.
Kökleri bir ikame kurbanın öldürülmesine ve o oybirliğinin
anımsanmasına/süreğen kılınmasına dayanan tüm fenomenler "dinsel"dir.
Frazer, günah keçisi uygulamasını ilkel insanların
"zihinsel bir yanılgısı", "maddi olmayan acıyı somut nesneye
aktarma fantezisi" sayarak alaya alır.
Modern akılcı düşünce, insan topluluklarındaki kendi yıkıcı
şiddetinin sorumluluğunu üstlenmek yerine, bunu ilkel toplumlara ve
"din" olgusuna yükleyerek dinin kendisini bir günah keçisine
bütünüyle dönüştürmüştür.
Hiçbir toplum "kutsalın" (yani saf şiddetin)
içinde sürekli yaşayamaz; kurumlar şiddetten uzaklaşarak kurulur.
Uzaklaşmak, unutmak olmamalıdır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder