4 Haziran 2026 Perşembe

Mary Kaldor - Yeni ve Eski Savaşlar - Notlar

Mary Kaldor - Yeni ve Eski Savaşlar - Notlar

Küresel Çağda Örgütlü Şiddet

New And Old Wars: Organised Violence In A Global Era

Mütercim: S. Erdem Türközü, Fol Yayınları, 2023

 


Önsöz

Yeni savaşlar devlet ağlarını ve devletdışı aktörleri içeriyor ve bu çatışmalarda şiddetin büyük bir kısmı sivillere yönelik oluyor.

Savaşı 'eski savaş' olarak tanımlama eğilimi, yeni savaşların gerçekliğini bulanıklaştırıyor.

 

Giriş

1992 Dağlık Karabağ

Küreselleşen çağımızın bir veçhesi olarak ortaya çıkan bu yeni örgütlü şiddet türü yeni savaştır.

Yeni savaşlar, savaş (genellikle devletler ya da siyası güdüler için örgütlenmiş siyası gruplar arasındaki şiddet olarak tanımlanır), örgütlü suç (özellikle özel amaçlar, genellikle mali kazanç için özel olarak örgütlenmiş gruplarca işlenen şiddet) ve geniş çaplı insan hakları ihlalleri (devlet ve siyaseten örgütlü grupların bireylere karşı işlediği şiddet) arasındaki ayrımı bulanıklaştırıyor.

 

Bu savaşlar, literatürde "düşük yoğunluklu çatışmalar", "postmodern savaşlar" veya "melez savaşlar" olarak da adlandırılıyor.

 

Yeni savaşlar, küreselleşme süreci bağlamında anlaşılmalıdır.

Devletin meşru örgütlü şiddet tekelinin hem yukarıdan (askeri güçlerin ulusaşırılaşmasıyla) hem de aşağıdan (özelleştirmeler, paramiliter grupların ve mafyanın ortaya çıkışıyla) zayıflamasıyla yeni savaşlar ortaya çıkmaktadır.

 

Eski Savaşlar

Bugün bizim anladığımız "klasik" savaş, 15. ve 18. yüzyıllar arasında Avrupa'da şekillenmiş özgül bir olgudur ve modern devletin evrimiyle yakından bağlantılıdır.

 

Savaş ve Modern Devletin Ortaya Çıkışı

Daimi orduların ve askeri bürokrasinin kurulması modern devletin yükselişiyle paralel ilerlemiştir.

 

Devletin denetiminde daimi orduların kurumlaşması, modern devlete içkin meşru şiddetin tekelleşmesinin ayrılmaz bir parçasıydı.

Devlet çıkarları, teolojik adalet kavramlarının yerini alarak savaşın meşru gerekçesi haline gelmiştir.

Clausewitz'in "savaş siyasetin başka yollarla sürdürülmesidir" yollu meşhur tespiti bu sekülerleşmenin ifadesidir.

 

Devletin içeride asayişi sağlamasıyla, ordu (dış güvenlik) ile sivil polis (iç güvenlik) ayrımı doğmuş; sivil ve askeri, kamusal ve özel, meşru muharip ile suçlu arasındaki ayrımlar belirginleşmiştir.

 

Clausewitz ve 19. Yüzyılın Savaşları

Clausewitz, savaşı "düşmanımızı irademize boyun eğmeye zorlamayı amaçlayan bir şiddet eylemi" olarak tanımlar. Savaş; akıl (devlet), şans (ordu/generaller) ve tutku (halk) unsurlarını bir araya getiren üç ayaklı bir toplumsal etkinliktir.

 

Napolyon dönemindeki zorunlu askerlik ve 19. yüzyıldaki sanayileşmiş üretim (demiryolları, telgraf, makineli tüfekler) savaşı Clausewitzçi "mutlak savaş" soyutlamasına yaklaştırmıştır. Savaşta ezici gücün ve muharebenin belirleyici an olduğu fikri bu dönemin ürünüdür.

 

20. Yüzyılın Topyekun Savaşları

20. yüzyılın ilk yarısındaki savaşlar, tüm toplumsal enerjinin kitlesel seferberliğini içeren topyekun savaşlardı. Bu dönemde sivil ile muharip arasındaki ayrımlar bozulmuş, soykırım ve sivillerin ayrım gözetmeksizin bombalanması askeri zorunlulukla savunulmuştur.

 

"Sürtünme" olmaksızın topyekun yıkıma yol açabilecek nükleer silahların keşfi, Clausewitz'in "devlet çıkarı" öncülünü geçersiz kılmıştır; çünkü hiçbir akılcı amaç nükleer bir savaşta devletin kendi kendini yok etmesini haklı çıkaramaz.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında askeri güçlerin ulusaşırı ittifaklarda (NATO ve Varşova Paktı) bütünleşmesi, tek taraflı savaş açma kabiliyetini kısıtlayan bir denetim ağı kurmuştur.

 

Bosna-Hersek: Yeni Savaşın Örnek Olayı

Bosna-Hersek'teki savaş (1992-1995), Soğuk Savaş sonrası "yeni savaş" kavramsal çerçevesinin ilk ve en belirgin örneği haline gelmiştir.

 

Savaşların Yapılma Gerekçesi: Siyasi Hedefler

Bosnalı Sırp ve Hırvat milliyetçilerin siyasi hedefi, kendi kaderini tayin etme hakkı söylemiyle gerekçelendirilmiş "etnik temizlik" yapmaktı.

Bu savaş kadim kabile nefretlerinden ("Balkanlaştırma" tezi) ziyade, iktidarı kaybetmekte olan yozlaşmış seçkinlerin (nomenklatura-mafya ittifakı) kışkırttığı ve elektronik medya aracılığıyla inşa ettiği yeni bir milliyetçilik biçimidir.

Bosna toplumu aslında güçlü bir "komsiluk" (iyi komşuluk) ve çokkültürlülük geleneğine sahipti.

 

Savaşların Yapılma Şekli: Askeri ve İktisadi Araçlar

Bosna'da düzenli ordular (BSO, HSK, BHO) ile çok sayıda paramiliter grup (Arkan'ın Kaplanları, Seselj'in Çetnikleri, HOS, Juka'nın Kurtları), yabancı paralı askerler (Mücahitler vb.) ve suç çeteleri faaliyet göstermiştir.

 

Klasik muharebelerden kaçınılmış, şiddet doğrudan sivil nüfusu korkutmaya, yerinden etmeye ve "seçkinkırım" (elitocide) yoluyla ılımlı kanaat önderlerini yok etmeye odaklanmıştır.

Resmi ekonomi çökmüş, onun yerini dış sponsor yardımları, insani yardımların gasp edilmesi ("vergilendirilmesi"), karaborsa ve yağmaya dayalı bir savaş ekonomisi almıştır.

 

Uluslararası Müdahalenin Doğası

Uluslararası toplum (BM, AB vb.) savaşı yanlış kavramlaştırmış, onu tarafları eşit derecede suçlu olan klasik bir iç savaş gibi görmüştür.

Müzakereciler, savaş suçlusu milliyetçi liderleri muhatap alarak ve ülkeyi etnik temelde bölmeye (Vance-Owen, Carrington-Cutileiro planları vb.) çalışarak milliyetçi hedeflere fiilen katkıda bulunmuşlardır.

 

BM'nin UNPROFOR barış gücü, rıza ve yansızlık ilkelerine aşırı bağlı kalarak katliamları izlemiştir. Srebrenica'da güvenli bölgenin istila edilmesi ve 8.000 erkeğin katledilmesi bu acziyetin zirvesidir.

 

Dayton'dan Sonra

Dayton Antlaşması Bosna'yı etnik olarak bölerek milliyetçileri ödüllendirmiştir. Ancak sivil taraf ve yüksek temsilciler (Paddy Ashdown vb.) kademeli olarak güçlenmiş, orduların bütünleştirilmesi, seyahat özgürlüğü ve mülkiyet yasalarıyla sivil bir kozmopolit kolluk gücü felsefesi uygulamaya çalışmışlardır.

 

Yeni Savaşların Siyaseti

Yeni savaşların siyasi hedefleri etnik, ırksal ya da dini kimlik etrafında devlet iktidarı talep eden kimlik siyasetidir.

 

Küreselleşmenin Karakteristikleri

Küreselleşme, ulus devletlerin dikey ulusal kültürlerini parçalamaktadır. Finansın, teknolojinin ve iletişimin ulusaşırılaşması, yeni yatay kültürlerin doğmasına yol açmıştır.

 

Küreselleşmeden yararlanan ve ulusaşırı ağlara katılan küresel sınıflar (simge analistleri) ile bu süreçlerden dışlanan, yerelliğe bağlı ve güvensizlikle baş başa kalan büyük kitleler arasında yeni bir toplumsal-kültürel ayrışma doğmuştur.

 

Kimlik Siyaseti

Fikir siyasetinin (sosyalizm, demokrasi gibi ileriye dönük tasarılar) aksine, kimlik siyaseti parçalayıcı, geriye dönük ve dışlayıcıdır; destansı bir geçmişin ve hayali adaletsizliklerin nostaljisine dayanır.

 

Siyasi meşruluğu çöken devletlerin seçkinleri hayatta kalmak için popülist kimlik siyasetine başvururken; alttan gelen suç ağları ve paralel ekonomi de bu söylemle kendilerini meşrulaştırır.

 

Seyahatin ve iletişimin kolaylaşmasıyla, anavatandan uzakta yaşayan "romantik sürgünler" (diaspora), sahaya orantısız miktarda para, silah ve radikal fikir pompalar.

Uydu televizyonları, internet ve sosyal medya bu nefret söylemlerini hızla yaygınlaştırır.

 

Tikelciliğe Karşı Kozmopolitlik

Kozmopolitlikle kimlik inkarını kast etmiyorum. Aksine, küresel kimliklerin çeşitliliğini ve kabulünü, hatta birden çok üst üste binen kimliklere karşı coşkuyu, aynı zamanda tüm insanların eşitliğine ve insan onuruna saygı gösterme taahhüdünü yüceltmeyi kastediyorum.

 

Kozmopolitlik, yeni savaşların dışlayıcı "tikelcilik" siyasetine karşı tek alternatiftir.

Bu siyaset, yukarıdan (uluslararası kuruluşlar) ve aşağıdan (NGO'lar, küresel sivil toplum) gelen kozmopolit aktörlerin, yerel düzeyde şiddete ve etnik bölünmeye direnen sivil "uygarlık adalarıyla" ittifak kurmasını gerektirir.

 

Küreselleşmiş Savaş Ekonomisi

Yeni savaş ekonomisi, 20. yüzyılın devlet güdümlü, merkezileşmiş, kitle üretimine ve kendine yeterliliğe dayalı savaş ekonomisinin neredeyse tam karşıtıdır; merkezsizleşmiştir, kayıt dışıdır ve yoğun biçimde dış kaynaklara bağımlıdır.

 

Askeri Güçlerin Özelleştirilmesi

"Başarısız" ya da "çöken" devletlerde meşru şiddet araçları üzerindeki devlet denetimi kaybolur.

Savaşan birimler melez bir "örümcek ağı" koalisyonuna dönüşür.

Düzenli orduların kalıntıları (disiplinsiz, maaşsız ve yağmaya açık)…

Suçlulardan ve işsiz gençlerden oluşan özel paramiliter gruplar…

Çocuk askerler (bazı isyancı grupların %30'unu oluşturur)…

Özel askeri/güvenlik şirketleri (Executive Outcomes, Blackwater/Xe, MPRI)…

Uluslararası barış koruma birlikleri ve yabancı güçler…

 

Ağır silahların kullanımı (maliyet ve altyapı yetersizliğinden dolayı) sınırlıdır; bunun yerine kullanımı kolay, ucuz ve çocuklar tarafından bile kullanılabilen hafif silahlar (AK-47 vb.) ve modern iletişim araçları (cep telefonları) hakimdir.

 

Şiddet Örüntüleri

Yeni savaşçıların stratejisi, devrimci savaşın "toprak kazanma yerine nüfusu siyasi olarak denetleme" ilkesi ile kontrgerillanın "denizi zehirleme" taktiklerinin bir birleşimidir.

 

Siyasi denetim, halkın desteğini kazanarak değil, "öteki" olan herkesi katlederek, tecavüz ederek ya da bölgeyi mayınlar ve bombardımanla yaşanamaz kılarak zorla göç ettirmek suretiyle kurulur.

 

Muharebe ölümleri azalırken, sivil kayıplar ve mülteci/ülke içi yerinden edilmiş kişi (IDP) sayıları katlanarak artmıştır.

 

Savaş Çabasını Finanse Etmek

Üretimin çökmesiyle savaşan hizipler finansman için şu yollara başvurur:

Varlık Aktarımı: Ganimet, gasp, soygun, rehin alma ve ablukalar yoluyla temel maddelerin fiyatlarını yapay olarak şişirip karaborsadan kazanç sağlama.

Kaçakçılık: Uyuşturucu (Afganistan, Kolombiya), değerli madenler (elmas, zümrüt) ve petrol kaçakçılığı.

Dış Yardımlar: Diaspora işçi dövizleri, yabancı devletlerin hami destekleri ve insani yardımların saptırılması ("gümrük vergisi" adı altında gasp edilmesi).

Savaşın devam etmesi bu yasadışı gelirlerin tek kaynağı olduğundan, savaş kendi kendini idame ettiren bir mantık kazanır.

 

Şiddetin Yayılması

Savaş ekonomileri sınırları aşarak komşu ülkelerin ekonomilerini çökerterek, yasadışı uyuşturucu/silah rotaları ve devasa mülteci kampları yaratarak bölgesel "kötü mahalleler" (bad neighbourhoods) oluşturur (Balkanlar, Kafkaslar, Afrika Boynuzu vb.).

 

Sonuç

Siyasi, iktisadi, askeri ve sivil alanlar arasındaki modern ayrımlar çöktüğü için, savaş ile barış arasındaki farkı ayırt etmek de gitgide zorlaşmaktadır.

 

Kozmopolit Bir Yaklaşıma Doğru

Soğuk Savaş sonrasındaki insani müdahale deneyimleri (Somali, Ruanda, Bosna vb.) büyük hayal kırıklıkları ve itibar kayıplarıyla sonuçlanmıştır.

Bunun temel nedeni, yeni savaşa geleneksel Clausewitzçi (devletlerarası savaş) terimlerle yaklaşılması ya da onu kaderci bir anarşi olarak görerek sadece semptomları (insani yardım) tedavi etmeye çalışmaktır.

 

Yukarıdan Aşağı Diplomasiden Kozmopolit Siyasete

Savaş beyleriyle tepeden yapılan barış müzakereleri (etnik bölünme veya iktidar paylaşımı antlaşmaları), suçluları meşrulaştırır ve istikrarsız apartheid yapıları üretir.

 

Alternatif, şiddete teslim olmayı reddeden sivil toplum gruplarını, kadın hareketlerini ve yerel "uygarlık adalarını" (Soweto, Filipinler'deki barış bölgeleri, Somali'deki aşiret yaşlıları) arabulucu ve siyasi ortak olarak kabul edip desteklemektir.

 

Barışın Korunmasından ya da Zorlanmasından Kozmopolit Hukukun Uygulanmasına Giden Yol

Yeni savaşlar sivillere yöneldiği için geleneksel barışı koruma (rıza ve yansızlığa dayalı) veya barışın zorlanması (taraf tutarak savaşma) işlevsizdir.

İhtiyaç duyulan, sivilleri korumayı ve suçluları yakalamayı amaçlayan kozmopolit hukukun (insan hakları ve insani hukuk) zorlanmasıdır.

Bu, askerlik ile polislik görevlerini birleştiren yeni bir uluslararası sivil-askeri güç türü gerektirir.

 

Rıza

Savaş beylerinin resmi onayı yerine, asıl hedef kurbanların ve yerel sivil nüfusun meşru rızasını ve güvenini kazanmaktır.

 

Tarafsızlık

Yansızlık (suç işleyen taraflara eşit mesafede kalıp sessiz olmak) yerine, yasanın kimin çiğnediğine bakılmaksızın herkese eşit ve adil şekilde uygulanması olarak tanımlanan "tarafsızlık" ilkesi benimsenmelidir.

 

Güç Kullanımı

Kozmopolit güç kullanımında amaç bir düşmanı yenmek değil, tüm taraflardaki (siviller dahil) can kayıplarını en aza indirmek, bireysel suçluları yakalamak ve kurbanları korumaktır.

Batılı güçlerin kendi askerlerinin yaşamını riske atmamak adına sivil kayıplara ("tali hasar") yol açan hava bombardımanlarına bel bağlama alışkanlığı bu ilkeyle çelişir.

 

Kosova ve Libya Örnekleri

İnsani amaçlar ilan edilmesine rağmen, NATO'nun sadece yüksek irtifa hava saldırılarına bel bağlaması Sırp güçlerinin sahadaki etnik temizliğini durduramamış, aksine süreci hızlandırmış ve sivil kayıplara yol açmıştır.

 

Libya'da da müdahale sivilleri korumaktan isyancılara destek vererek diktatörü devirmeye kaymış ve milislerin güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Bu müdahaleler sivil korumadan ziyade geleneksel savaşa yakın sonuçlar doğurmuştur.

 

İnsani Yardımdan Yeniden İnşaya

İnsani yardımlar yerel pazarları ve uzmanları felç etmemek adına dikkatli hedeflenmeli; yeniden inşa (kanun ve düzenin, yargının, özgür medyanın, eğitimin ve yerel üretimin tesisi) sivil toplumu güçlendirecek şekilde yerelleştirilmeli ve bütünleştirilmelidir.

 

Irak ve Afganistan'daki Yeni Savaşlar

11 Eylül sonrasındaki "Teröre Karşı Savaş" (Afganistan ve Irak müdahaleleri) yüksek teknoloji kullanan ama özünde güncellenmiş bir "eski savaş" zihniyeti taşıyan yaklaşımlar yeni savaş koşullarını körüklemiştir.

 

Teknoloji Ağırlıklı Eski Savaş

ABD askeri planlamacıları (Askeri İşlerde Devrim, Savunmanın Dönüşümü), hassas mühimmat, uydular ve dronlar kullanarak sıfır kayıpla ve uzaktan kesin zaferler kazanma fantezisine sahiptiler. Ancak ordu sivil barışı kuracak sivil kapasiteden yoksundu.

 

Başarısız Olma Sürecindeki Devletler

Her iki ülkede de işgaller, zaten zayıflamış olan devlet yapılarını tamamen yok ederek (Irak'ta ordunun dağıtılması ve Baasçıların tasfiyesiyle) devasa bir güvenlik boşluğu ve yağma ortamı doğurmuştur.

 

Yeni Savaşlar & 4. Savaşan Taraflar

Şiddet kısa sürede isyancıların (Selefi milliyetçiler, Neotaliban, Hakkani ağı), mezhepçi milislerin (Mehdi Ordusu, Bedir Tugayları), özel güvenlik yüklenicilerinin (Blackwater) ve uyuşturucu/petrol kaçakçılığı yapan mafya ağlarının bir araya geldiği melez bir yeni savaşa evrilmiştir.

 

 Siyasi Hedefler & 6. Taktikler ve Yöntemler

Şiddet, etnik ve mezhepçi kimliklerin inşasında rol oynamıştır (2006 Samarra Altın Kubbe Camisi'nin bombalanması Şii-Sünni iç savaşını tetiklemiştir).

 

ABD'nin ağır topçu, hava saldırıları, gece baskınları ve keyfi gözaltıları (Felluce kuşatması vb.) sivil halkı aşağılayarak isyana itmiştir. İsyancılar ise intihar bombacıları, EYP'ler (el yapımı patlayıcılar), kaçırma ve mahalleleri mezhepsel olarak temizleme taktiklerini benimsemiştir. Sivil ölümler ve yerinden edilme oranları dramatik şekilde artmıştır.

 

Finans Kaynakları

Irak'ta yasadışı petrol kaçakçılığı ve petrol rantının gaspı, Afganistan'da ise dünya üretiminin %90'ını oluşturan haşhaş/uyuşturucu kaçakçılığı, haraç ve koalisyonun dış yardımları tüm hizipleri besleyen yağmacı bir siyasal iktisat yaratmıştır.

 

Eski Savaşa Uyum Sağlamak mı?

2007'de General Petraeus komutasında "dalgalanma" (surge) ve "halk odaklı kontrgerilla" yaklaşımıyla askerlerin halkla yaşaması ve Sünni aşiretlerin (Irak'ın Oğulları) El Kaide'ye karşı örgütlenmesi şiddeti geçici olarak azaltmıştır. Ancak ABD daha sonra insansız hava araçlarıyla (Predator vb.) uzaktan "nokta suikastları"na ve terörle mücadele yöntemlerine geri dönmüştür; bu da halkın gözünde "uzaktan saldıran korkaklar" olarak görülmelerine yol açmıştır.

 

Alternatif Var mıydı ya da Var mı?

Alternatif; savaşbeylerine ve yolsuzluğa bulaşmış sürgünlere dayanmak yerine, sivil topluma, kadın ve aşiret yaşlılarına danışmak, uyuşturucuyu yasallaştırarak ekonomiyi kayıt altına almak ve güvenlik güçlerini "kozmopolit hukukun zorlayıcıları" olarak sivil koruma amaçlı kullanmaktı.

 

Yönetişim, Meşruluk ve Güvenlik

Yeni savaşlar coğrafi olarak sınırlandırılamaz; barış bölgeleri ile savaş bölgeleri aynı coğrafyada yan yana var olmaktadır.

 

Uygarlıklar Çatışması

Samuel Huntington'ın tezi, ideoloji yerine dinsel-kültürel blokların çatışmasını ve "küresel bir apartheid"ı öngörür. Bu jeopolitik model, devlet egemenliğinin çözüldüğü, şiddetin özelleştiği başarısız devletler gerçekliğini anlayamaz.

 

Yaklaşan Anarşi

Robert D. Kaplan'ın tezi, devletlerin çöktüğü ve Hobbesçu bir kargaşanın dünyaya hakim olacağı kaderci bir umutsuzluk görüşüdür.

Ancak Kaplan, bu kargaşanın içinde sivil özyönetim kuran "uygarlık adalarını" açıklayamaz.

 

Kozmopolit Yönetişim

Kaldor, toprak temelli olmayan, küresel sivil toplum (NGO'lar, insan hakları izleyicileri) ile ulusaşırı kurumlar (UCM vb.) ve yerel uygarlık adaları arasında kurulacak bir ittifakı savunur.

Avrupa Birliği bir "barış projesi" olarak sınırlarını dışarıya kapatmak yerine, küresel düzeyde kozmopolit hukuku zorlama kabiliyetlerini (insan güvenliği doktrini) geliştirmelidir.

 

Sonuç

Geleceğimiz sivil toplumun taleplerine ve kozmopolit yaklaşımlara bağlıdır [301]. Ya ebedi barış ve kozmopolit yönetişim kurulacak ya da sonu gelmeyen gayriresmi şiddet döngüleriyle karakterize postmodern savaşlar dönemine girilecektir.

 

Sonsöz

Eleştirmenler yeni savaşların erken modern dönemdeki savaşlara (eşkıyalık, yağma) benzediğini savunur. "Yeni" sıfatı siyasa yapıcıların zihniyetini değiştirmek için elzemdir. Küreselleşme ile enformasyon teknolojisinin getirdiği ulusaşırı ağlar tamamen yeni bir küresel derinlik sunmaktadır.

 

Yeni Savaşlar "Savaş" mı?

Şiddetin suç ve insan hakları ihlalleriyle karışması nedeniyle "savaş" denemeyeceği iddia edilse de faillerin şiddeti meşrulaştırmak için etnik ya da dini siyasi anlatılara sığınması ve bu çerçevede siyasi seferberlik yaratması nedeniyle bu şiddet türü siyasidir ve savaştır.

 

Veri Tartışması & 4. Savaşun Sayıları ve Süresi

Geleneksel veritabanları (COW, UCDP) muharebe ölümlerine odaklandığı için sivil katliamları dışarıda bırakır. Ancak devletlerarası savaşların ve yüksek yoğunluklu muharebelerin azaldığı, buna karşın tek taraflı şiddet, devletdışı çatışmalar ve savaşların süresinin uzadığı verilerle doğrulanmaktadır.

 

Kayıplar

Muharebe ölümleri dramatik şekilde azalırken, kurbanların büyük çoğunluğunu siviller oluşturur. Zorla yerinden edilme (2010'da 43,7 milyon kişi yerinden edilmiştir) yeni savaşların merkezi bir yöntemi haline gelmiştir.

 

Clausewitz Hakkında Tartışma

Clausewitz'in üçlemesi (akıl, şans, tutku) yeni savaşların gevşek ağlarında da işler.

Ancak Clausewitzçi savaş "iradelerin mücadelesi" olarak aşırılıklara (mutlak savaşa) yönelirken, yeni savaşlar bir "karşılıklı girişimdir" (mutual enterprise).

Savaşan taraflar kazanıp kaybetmekten ziyade, siyasi kimliklerini üretmek ve yağmacı çıkarlarını sürdürmek için savaşın kendisini sürdürmek isterler.

Bu yüzden yeni savaşların içkin eğilimi sonu olmayan savaştır.

 

Sonuç

Dünya Kalkınma Raporu'nun da (2011) doğruladığı üzere, 21. yüzyılın yinelenen şiddet döngüleri, siyasi çatışmaları ve örgütlü suçu birbirine bağlamaktadır. Bu kısırdöngüyü kırmanın yolu sivil toplumun taleplerine dayalı kozmopolit bir siyasi tepkidir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder