4 Haziran 2026 Perşembe

Alan Stephens, Nicola Baker - Savaşı Anlamak - Notlar

Alan Stephens, Nicola Baker - Savaşı Anlamak - Notlar

21. Yüzyıl İçin Strateji

Making Sense of War

Mütercim: Süleyman Yazır, Phoenix Yayınları, Ankara, 2009

 


Kitap savaşa girme faaliyetinin, kapsamlı ve açık bir analizini yapmaktadır.

 

Önsöz

Birden altıya kadar olan bölümler Alan Stephens, yediden ona kadar olan bölümler Nicola Baker tarafından yazılmıştır. Giriş ve on birinci bölüme her iki yazar da katkıda bulunmuşlardır.

 

Giriş

Uluslararası ortamda yaşanan küreselleşme, bilgi devrimi ve ulus-devlet yapısının aşınması gibi faktörler güvensizliği ve belirsizlikleri artırmıştır.

 

Soğuk Savaş sonrası dönemde çatışmalar daha çok iç savaş niteliğine bürünmüştür. Bu durum insani krizleri ve devletlerin egemenlik hakları ile müdahale sorumlulukları arasındaki yasal/ahlaki açmazları beraberinde getirmiştir.

Bir tarafta ABD gibi yüksek teknolojiye ve ezici güce sahip süper güçler bulunurken, diğer tarafta sınırlı imkânlara sahip veya devletsiz aktörler yer almaktadır.

 

Strateji; siyasi amaçlara ulaşmak için askerî gücün planlanması, yani politika ile uygulama arasındaki köprü olarak tanımlanır.

 

Başarılı bir stratejinin temeli "sonuçlar" (siyasi amaçlar/etkiler), "yollar" (yöntemler) ve "araçlar" (mevcut imkânlar) arasındaki uyuma dayanır. Askerî zaferler, doğrudan siyasi bir amaca hizmet etmediği sürece anlamsızdır.

 

Kitabın Bölümleri

1. ve 2. Bölümler (Teori): Stratejinin doğasını, sonuçlar-yollar-araçlar mantığını ve geleneksel Batı strateji teorilerini ele alır.

3. ve 4. Bölümler (Teoriden Uygulamaya Geçiş): Savaşı yürüten geleneksel yaklaşımları, manevra kavramlarını ve gücün eyleme aktarılışını inceler.

5. ve 6. Bölümler (Uygulamalı Stratejik Kavramlar): Stratejik felç (rakibi eylemsiz bırakarak kazanma) ve şekillendirme (savaşmadan nüfuzla kazanma ve etki odaklı sonuçlar) kavramlarına odaklanır.

7, 8 ve 9. Bölümler (Siyaset, Hukuk ve Asker-Sivil İlişkileri): Savaşın siyasi/sosyal boyutlarını, ABD’nin tek süper güç olarak etkisini, stratejideki hukuki/ahlaki sınırları ve asker-sivil ilişkilerinin yarattığı gerilimleri irdeler.

10. ve 11. Bölümler (İnsani Müdahaleler ve Geleceğin Tehditleri): Silahlı insancıl müdahaleleri, çıkarılacak dersleri ve 21. yüzyıl tehditleri karşısında stratejide neyin kalıcı olup neyin değişeceğini tartışır.

 

1. Nasıl Kazanılır? Stratejinin Doğası

Strateji; kullanılan silahtan, rütbeden veya çatışmanın ölçeğinden bağımsız olarak "nasıl kazanılacağını" gösteren bir teoridir. Başarılı bir strateji; net biçimde tanımlanmış politik hedefler (sonuçlar), bu hedeflere ulaştıracak yöntemler (yollar) ve bunları destekleyecek gerçekçi kaynakların (araçlar) tutarlı bir şekilde bir araya getirilmesine dayanır.

 

Büyük Strateji: Devlet veya kurumların en üst kademesi tarafından belirlenir.

Ulusal çıkarlar doğrultusunda tüm ulusal kaynakların (beşerî, diplomatik, ekonomik, askerî, bilimsel, sanayi) yönlendirildiği temel hedeftir.

 

Stratejik Sonuç: Mevcut durumu, güç dengesini veya kontrolü köklü ve derin biçimde değiştiren eylemdir.

 

Çekim Merkezi: Clausewitz'in ifadesiyle "her şeyin bağlı olduğu güç ve hareket merkezi"dir. Liderlik, ordu, ekonomi veya halkın morali olabilir.

 

Bir eylemi stratejik kılan şey kullanılan silah veya aracın büyüklüğü değil, yarattığı nihai etki ve siyasi amaca katkısıdır.

 

Strateji sabit bir kalıp değil, şartlar, müttefikler ve eldeki araçlar değiştikçe sürekli güncellenmesi gereken dinamik bir düşünce sürecidir.

 

2. Soba Borusu Stratejisi: Stratejik Düşünce Okulları

Geleneksel olarak strateji; kara, deniz, hava, nükleer, gerilla ve terör gibi konuları birbirinden ayrılmış özel alanlar ("soba boruları") halinde ele almıştır.

 

Anakara (Kara) Stratejisi

Kara harekâtlarının tarihsel olarak hâkim savaş şekli olması nedeniyle en eski ve dikkat çekici okuldur.

“Ateş gücü ve manevra” / Kara stratejistlerinin temel özdeyişidir.

 

Deniz Stratejisi

Alfred Thayer Mahan, 19. yüzyılın sonunda, deniz gücünün uluslararası hâkimiyet ve ekonomik zenginlikteki anahtar rolünü savunmuştur.

 

Hava Gücü

Giulio Douhet, hava gücünün en hırslı savunucusudur. Hava kuvvetlerinin, karadaki orduları pas geçip düşmanın gerçek çekim merkezlerine (yönetici elit, nüfus, hükümet) doğrudan yıkıcı darbeler (yüksek patlayıcılar, yangın ve gaz bombaları) indirerek savaşı çabuk ve az kayıpla bitirebileceğini savunmuştur.

 

Nükleer Teori

Kitlesel misillemenin esneksizliği nedeniyle kademeli caydırma, esnek karşılık ve tedrici hızlandırma (risk stratejisi) gibi kavramlar geliştirilmiştir. Ancak nükleer savaşın kontrol edilebilirliği şüpheli görülmüştür.

 

Gerilla Savaşı

Sun Tzu ilkelerine dayanan aldatma, sürpriz, hızlı ve keskin saldırılar ile hemen ardından geri çekilme taktiğidir. Zaman ve geniş arazi, zayıf tarafın güçlüye karşı kullandığı en temel silahlardır.

 

Harekât ilerledikçe örgüt, küçük ve esnek gerilla birimlerinden zırhlı araçlar ve ağır silahlarla desteklenen konvansiyonel/kitlesel bir orduya dönüşür.

 

Gerilla taktiği sadece mevcut yönetici eliti değiştirmeyi hedefleyebilirken; "Halk Savaşı" devletin politik, ideolojik ve ekonomik düzeninde devrimci bir değişiklik yapmayı amaçlar

 

Terörizm

Baskı, bilgi toplama veya cezalandırma amacıyla sistematik olarak korku yaratılmasıdır.

 

Stratejik Dâhiler

Sun Tzu

Çatışmanın siyasi ve psikolojik boyutlarına en yüksek önceliği vermiştir.

Tüm savaşlar aldatmaya dayanır.

 

Carl von Clausewitz

Savaş, politikanın/siyasetin başka araçlarla devamıdır.

Şiddet sadece bir araçtır; amaç, düşmana irademizi kabul ettirmektir.

 

Savaş fiziki yok edişten ziyade düşmanın moral/manevi cesaretini kırma mücadelesidir.

 

Niccolò Machiavelli

İnsanların olayları "olmaları gerektiği gibi" değil, "oldukları gibi" görmelerini savunur.

Korkulmak, sevilmekten çok daha güvenlidir.

Tüm silahlı peygamberler fethetti ve silahsızlar başarısızlığa uğradı.

 

Strateji, nasıl kazanılacağı ile ilgilidir.

 

3. Geleneksel Savaş Kavramları ve Uygulamaları: Strateji Ne Oldu?

Teori sürekli olarak gerçeklik testini geçmelidir.

Savaşta nihai amaç düşmanın savaşma arzusunu kırmak, direniş maliyetinin teslim olma maliyetinden daha yüksek olduğuna karar vermesini sağlamaktır.

İdeal olan, tek bir kurşun atmadan psikolojik, ekonomik ve diplomatik baskı ile zafer kazanmaktır.

 

Zorlama (Coercion): Açık güç kullanımıdır.

 

Baskı (Compellence): Fiziki şiddet veya kabul edilemeyecek bir baskı tehdidi ile yürütülür.

 

Tarih boyunca (özellikle 19. yüzyıla kadar) askeri ve siyasi zafer iç içeydi; devlet başkanı aynı zamanda ordu komutanı olduğu için ordunun yenilmesi devletin de çökmesi anlamına geliyordu

 

Günümüzde bir ülkenin ordusunu yenmek otomatik olarak siyasi zafer getirmemektedir.

1968 / ABD ve müttefikleri askeri olarak Vietkong'u ezmesine rağmen, komünistler ABD kamuoyunu sarsarak devasa bir siyasi zafer kazanmıştır.

 

Yıkıcı darbe: Düşmanın yönetim yapısını, çekim merkezlerini, ana nüfus veya ekonomik kaynaklarını hızlı bir şekilde tasfiye etmeyi amaçlar.

Tarihte güçlü donanmalar (Atina, Portekiz, İngiltere vb.) beklenmedik ve hızlı darbeler vurma kapasitesine sahipti.

Kara ordularında ise coğrafya ve lojistik sınırlamaları hızlı bir yıkıcı darbeyi zorlaştırır.

 

Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları "yıkıcı darbe" kavramını tam olarak gerçekleştiren nadir örneklerdendir.

 

Tedrici Tırmandırma (Risk Stratejisi): Thomas Schelling'in teorileştirdiği bu yaklaşımda, düşmana kademeli olarak artan bir acı/risk düzeyi uygulanır.

 

Kafa Koparma Operasyonları (Decapitation): Düşmanın siyasi/askeri liderliğini, komuta-kontrol mekanizmalarını doğrudan hedef alarak rejimi çökertecek "yıkıcı darbe"yi vurma amacı taşır.

 

Caydırıcılık (Deterrence): Caydırıcılığın temel unsuru güvenilirliktir (karşı tarafın, sizin o gücü ve iradeyi kullanacağınıza inanması gerekir).

 

Çekim Merkezi (Center of Gravity): her şeyin bağlı olduğu güç ve hareket merkezi.

Totaliter rejimlerde diktatörün kendisi çekim merkezi gibi görünse de liderleri ortadan kaldırmak son derece zordur. Ayrıca bir diktatörün ölümü, sıklıkla yerine başka bir baskıcı yapının geçmesiyle sonuçlanır.

 

Savaşın son yılında Almanya'nın petrol tedarik ve dağıtım hatlarının hedef alınması, çekim merkezi analizinin doğru yapıldığında muazzam sonuçlar verdiğini göstermiştir.

 

4. Manevra ve Güç Kullanımı: Stratejiyi Uygulama

Manevra; ister tek bir asker, ister kitle askeri, uçak filosu veya gemi olsun; bir gücü koşulların elverdiği ölçüde en doğru zamanda en avantajlı konuma getirme planıdır.

 

Manevra ve ateş gücü ilkeleri; Büyük İskender, Cengiz Han ve Napolyon döneminden günümüz modern jet savaşlarına kadar değişmeyen, zamansız stratejik esaslardır.

 

Granikos Meydan Muharebesi (M.Ö. 334)

Büyük İskender, piyadenin eğik ilerleyişi ile süvarinin aldatıcı saldırısını birleştirerek Pers hatlarında yapay boşluklar yaratmış ve bu zayıf noktalardan kesin darbeyi vurmuştur.

 

Tsushima Deniz Savaşı (1905)

Amiral Togo (Japonya), yüksek hız avantajını kullanarak Rus filosuna karşı "T Çaprazlaması" (Crossing the T) tekniğini iki kez uygulamış ve Rus gemilerini çapraz ateşe tutarak yok etmiştir.

 

Üstün manevra ve hız gösterisi, bazen hiç ateş açmadan veya tek bir mermi atmadan düşmanın geri adım atmasını (caydırılmasını) sağlayabilir.

 

Amerikan İç Savaşı'nda Birlik Komutanı General Grant'ın uyguladığı "ne pahasına olursa olsun" yaklaşımı, niceliğin (kitlenin) kendi başına bir nitelik olduğunu ve ilham verici manevraları dahi bastırabileceğini göstermiştir.

Zamanla kitlenin tanımı değişmiş, teknolojik gelişmeler, kitleye karşı en büyük meydan okumayı oluşturmuştur.

Günümüzde sayıca az ancak teknolojik olarak ileri, hızlı hareket eden ve bilgi hakimiyetine sahip güçler, büyüklüğe üstün gelmektedir.

 

Clausewitz, yaşadığı dönemin şartları gereği savunmayı savaşın daha güçlü şekli olarak görmüştür. Bu anlayış sayısal üstünlük kuralını ve arazinin sunduğu avantajları ön plana çıkarmıştır.

 

Barut ve topun icadından önce (Örn: Truva Kuşatması) güçlü engellerin arkasına çekilmek en iyi seçenekken; 1453'te İstanbul'un Fethi ile topların surları yıkabileceği kanıtlanmış ve savunma anlayışı kökten değişmiştir.

 

Strateji, daima rakibin zayıf noktasına kendi gücümüzü yönlendirerek uyumsuzluk (süreksizlik) yaratma mücadelesidir.

 

Önceden Davranma (Preemption)

Pearl Harbor (1941), Almanya'nın SSCB'yi işgali (1941) ve İsrail'in Altı Gün Savaşı (1967) ile Osirak Nükleer Santralı saldırısı (1981) tarihsel önleyici müdahale örnekleridir.

11 Eylül Sonrası Değişim (Bush Doktrini): Haziran 2002'de Başkan George W. Bush, geleneksel "caydırıcılık" yerine "Önceden Davranarak Önleme" (Preemption) stratejisini ilan etti.

 

Silahlı Çatışma Hukuku

Savaşta kullanılan gücün miktarını ve türünü sınırlandıran Uluslararası İnsani Hukuk üç temel kavrama dayanır: Askerî Gereklilik, İnsaniyet ve Oransallık.

 

Çin-Vietnam Savaşı (1979): Çin'in sınır geçip 40 km ilerledikten sonra 3 hafta içinde çekilmesi; hedefin sadece "ders vermek" olduğu, Oransallık ve sınırlandırılmış amaç içeren bir güç kullanımı örneğidir.

 

Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları…

 

Satyagraha / Şiddetsiz Direniş

Şiddete dayanmayan pasif direniş

Baskıcı güce (İngiliz yönetimi) violent (şiddetli) tepki vermeyerek, işgalcinin gayrimeşruluğunu ve ahlaksızlığını ortaya çıkarma stratejisidir. Pasif protestocuya saldıran, öldüren askerin vicdani çöküş yaşaması, pasifliği güçlü bir psikolojik ve asimetrik silaha dönüştürmüştür.

 

5. Stratejiyi Şekillendirme: Stratejiyi İşletmek

Silahlı çatışmaya başvurmak genel olarak bir politik başarısızlıktır.

İdeal büyük strateji, hedeflere güç kullanmadan ulaşmayı amaçlar.

Bu süreç üçlü bir hiyerarşiyi takip eder:

 

Şekillendirme (Shaping): Diplomatik, ekonomik, kültürel, sosyal ve askeri araçlarla (tatbikatlar, ittifaklar, ticaret) stratejik çevreyi kendi lehinize etkilemek.

 

Caydırma (Deterrence): Şekillendirmenin yetersiz kaldığı durumlarda, karşı tarafın sizin çıkarlarınıza aykırı eylemlerde bulunmasını engellemek/gözünü korkutmak.

 

Tepki Gösterme (Responding): Caydırıcılık çöktüğünde, hafif yaptırımlardan TKY (Topyakün Savaş) boyutuna kadar uzanan yelpazede güç kullanmak.

 

İttifaklar ve diplomasi "ebedi dostluklara" değil, zamanın fırsatçı "ebedi çıkarlarına" dayanır.

 

Güç Dengesi

Rekabet eden devletlerin veya ittifakların stratejik sonuçlarda üstünlük sağlamak veya dengesizliği önlemek amacıyla askeri, ekonomik ve siyasi araçlarla kurduğu denge durumudur.

SSCB ile ABD arasındaki rekabet.

 

SSCB'nin 1991'de çöküşüyle birlikte NATO'nun varlık nedeni sarsılmış, devasa nükleer ve konvansiyonel gücünün nasıl kullanılacağı belirsizleşmiştir.

 

Avustralya

İkinci Dünya Savaşı'ndaki Japon planlamacılar da Avustralya'yı işgal etmek için gereken gemi ve tümen sayısının hava/deniz engelini aşmak için çok büyük ve maliyetli olduğunu hesaplamışlardır.

 

Avustralya bu jeostratejik tespitle gözetleme, keşif, hava üstünlüğü ve deniz vurucu gücüne öncelik veren bir kuvvet yapısı oluşturmuştur.

 

Terörizm ülke sınırı tanımadığı ve görünür/öngörülebilir araçlara bağlı kalmadığı için yeteneklere dayalı kuvvet planlama metodolojisini bozmaktadır.

 

Etkili bir stratejik yaklaşım "Şekillendir - Caydır - Karşılık Ver" zinciri üzerine kurulur.

 

6. Stratejik Felç: Bir İdeal Olarak Strateji

Düşmanı, onun çekim merkezine (center of gravity) yönelmiş karar alma, manevra ve ateş gücünün kararlı ve son derece hızlı bir birleşimine tabi tutarak iradesini kırma ve sistemi çalışmaz hale getirme teorisidir.

 

Hava kuvvetleri odaklı düşünen John Warden felcin fiziki ve yapısal boyutuna odaklanır.

Beş Eşmerkezli Daire Modeli (Hedef/Çekim Merkezi Analizi):

1. Daire (En İç / En Yüksek Değer): Liderlik (En kritik hedef)

2. Daire: Organik Zaruretler (Sistemik tesisler ve süreçler)

3. Daire: Altyapı

4. Daire: Nüfus / Ulusal İrade

5. Daire (En Dış / En Düşük Değer): Sahadaki Askeri Güçler

 

Düşmanın fiziki çöküşünün otomatik olarak psikolojik teslimiyeti getireceğini varsayması yönüyle doğrusal/mekanik bulunmuştur.

 

Eski bir savaş uçağı pilotu olan John Boyd felcin psikolojik boyutuna ve zihinsel rekabete odaklanır.

 

OODA Döngüsü

Gözlem (Observe): Hasım ve çevre takip edilir.

Çevreye Uyum (Orient): Sürecin en kritik aşamasıdır. Kültür, deneyim, coğrafya ve istihbarat ışığında durum değerlendirilir.

Karar (Decide): Hareket tarzı seçilir.

Eylem (Act): Karar uygulamaya konur ve döngü baştan başlar.

 

Boyd'a göre amaç, zamanı bir müttefik olarak kullanarak OODA döngüsünü rakipte daha hızlı işletmek ve düşmanın karar alma döngüsünün içine girmektir. Düşman ne olduğunu anlayamadan kararlarını geçersiz kılarak onu zihinsel olarak felç etmektir.

 

1991 Irak İşgali

Yoğun ve nokta atışı hava harekâtıyla Saddam Hüseyin'in komuta-kontrol mekanizmaları felç edilmiştir. Düşmanın OODA (Gözlem, Yönelim, Karar, Eylem) döngüsü kırılarak içten dışa felce uğratılmış ve kara savaşının sadece 100 saatte bitmesi sağlanmıştır.

 

2003 Irak İşgali

1991'deki yoğun hava gücü kullanımının aksine, felç edici tempo esas olarak Basra'dan Bağdat'a hızla ilerleyen ortak hava/kara kuvvetleri ile sağlanmıştır.

 

Ağ Merkezli Savaş (NCW)

NCW'nin amacı; denizaltı, kara, hava ve uzaydaki tüm algılayıcıları (sensörleri) ve silah sistemlerini (atıcıları) birbirine bağlayarak ISTAR (İstihbarat, Gözetleme, Hedef Tespiti, Keşif) üstünlüğü sağlamaktır.

Müşterek bir harekât resmini paylaşan farklı kuvvetler, karmaşık emir-komuta zincirlerine takılmadan ortak amaç doğrultusunda eylemlerini hızla uyumlaştırabilir.

 

7. Savaşa Niyetlenmek: Siyasi Zorunluluklar ve Stratejik Düşünceler

Savaş hiçbir zaman yalnızca askeri bir zaferden ibaret değildir; daima stratejik ve siyasi bir amaca (rejimi devirmek, caydırmak, güvenlik sağlamak veya nüfuz artırmak) hizmet eder.

Savaşlar tesadüfen değil, kasıtlı kararlarla başlar.

 

20. yüzyılın ortalarından itibaren devletler arası doğrudan savaşların sayısı önemli ölçüde azalmıştır.

(Çünkü) Küreselleşme, serbest ticaret ve teknolojik gelişmeler sayesinde kaynaklara erişim için toprak işgal etme gereksinimi ortadan kalkmıştır.

 

Yükselen milliyetçilik, demokrasi bilinci ve hafif silahların yaygınlaşması nedeniyle işgal edilen halkları kontrol altında tutmak zorlaşmış ve maliyetli hale gelmiştir.

 

Savaşlar genellikle bölgede olumlu bir dönüşüm sağlama beklentisiyle başlatılır. Ancak rejim değişiklikleri çoğu zaman mezhepsel/etnik dengeleri bozarak (Irak'taki Şii egemenliğinin Sünni komşuları ve Kürt özerkliğinin Türkiye'yi rahatsız etmesi gibi) öngörülemeyen bölgesel istikrarsızlıklara yol açar.

 

Diplomasi, askeri çevreleme, ekonomik yaptırımlar, ambargolar ve ödünler gibi seçenekler tüketilmeden savaşa başvurulmamalıdır.

 

Strateji; amaçlar, yollar ve araçlar arasında köprü kurar. Stratejiden yoksun güç kullanımı yalnızca rastgele bir şiddet eylemidir.

 

Devletler kendi askerlerinin can kaybını önlemek için yerel müttefikleri veya silahlı grupları kara gücü olarak kullanır.

 

Sivil altyapıya (elektrik, ulaşım vb.) verilen zarar hem rejimin iç desteğini artırır hem de işgal sonrası istikrarı imkansız kılar.

 

8. Savaş Üzerindeki Kısıtlamalar: Strateji, Meşruiyet ve Sağduyu

Thucydides’in aktardığı Melia Konseyi diyalogundaki "güçlü yapabileceğini yapar, zayıf kabul eder" anlayışı…

 

BM Anlaşması (1945) ve Madde 2(4): Devletlerin birbirinin ülke bütünlüğüne karşı güç kullanımının yasaklanması. Güç kullanımına yalnızca iki durumda izin verilmesi: Meşru müdafaa ve BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi.

 

BM Güvenlik Konseyi'ni baypas ederek yapılan müdahaleler uluslararası toplumda "yumuşak dengeleme" (soft balancing) tepkilerini ve ABD gücüne karşı direnci artırmıştır.

 

Açık olmayan amaçlar ve orantısız güç kullanımı hem meşruiyet kaybına hem de ağır yenilgiye yol açmıştır (ABD-Vietnam).

 

9. Savaşın Kontrolü: Askerler, Siviller ve Optimum Güç Kullanımı

Savaşın siyasi amaçlarla yapılması nihai karar yetkisinin daima sivil/siyasi liderlikte olmasını gerektirir.

 

Weinberger Öğretisi (1984)

Lübnan/Beyrut'taki 241 ABD deniz piyadesinin öldüğü intihar saldırısı fiyaskosunun ardından Savunma Bakanı Caspar Weinberger güç kullanımı için sıkı şartlar getirdi:

Hayati ulusal çıkar olmalı.

Açık ve ezici bir kazanma niyetiyle yapılmalı.

Siyasi ve askeri amaçlar net tanımlanmalı.

Halkın ve Kongre'nin desteği olmalı.

Güç kullanımı son çare olmalı.

 

Görev Esnemesi (Mission Creep)

Sınırlı ve net bir askeri görevin, gelişen olayların etkisiyle askeri olmayan daha zor ve geniş görevlere dönüşmesi.

 

Donald Rumsfeld, askeri bürokrasi üzerindeki sivil otoriteyi güçlendirip orduyu daha kıvrak/hızlı bir güç aracına dönüştürmek istedi.

"Görevi belirleyen koalisyon" anlayışının yerini "Görev koalisyonu belirler" prensibi aldı.

 

10. Barış Yapma: Korumak ve Onarmak İçin Müdahale

İç savaşlar; siyasi topluluklar içinde gücün, yetkinin, yönetim biçiminin ve kaynakların paylaşımı konusundaki anlaşmazlıkların çözümsüz kalması nedeniyle ortaya çıkar.

 

Bağımsızlık dalgasıyla birlikte toplumsal uyuşmazlıklar ve ayrılıkçı hareketler artış göstermiştir.

 

Soğuk Savaş yıllarında dış müdahaleler genellikle insancıl nedenlerden ziyade ideolojik ve stratejik çıkarlar doğrultusunda gerçekleşmiştir.

 

Normal şartlarda BM Anlaşması'nın 2(7). maddesi uyarınca bir devletin iç işlerine karışmama ilkesi esastır. Ancak Soğuk Savaş sonrası insancıl felaketler bu kuralı esnetmiştir.

 

Tarafsız kalmak bazen en büyük insan hakları ihlalini yapan güçlü tarafa dolaylı destek sağlamak anlamına gelebilir.

Somali örneğinde olduğu gibi barış koruyucuların taraf tutuyor görünmesi, kendilerini çatışmanın doğrudan hedefi (muharebe tarafı) haline getirebilir.

 

İç savaşlar karmaşık dinamiklere sahiptir. Taraflar maliyetleri karşılayabildikleri ve kazanacaklarına inandıkları sürece silahsızlanmaya yanaşmazlar.

 

11. 21. Yüzyılda Savaş: Stratejinin Sonu mu?

11 Eylül saldırıları, geleneksel ve nükleer caydırıcılık sistemlerinin devlet dışı aktörlere ve intihar eylemcilerine karşı yetersiz kaldığını göstermiştir.

 

Irak'ın işgali ve sonrasındaki uygulamalar, uluslararası toplumda ve İslam dünyasında ABD’nin meşruiyetini zedelemiş, asimetrik direnci ve terör örgütlerine katılımı artırmıştır.

 

Küreselleşmenin getirdiği ekonomik ve kültürel kaygılar, küresel çapta ulusalcılığı tetiklemiştir. Ulusalcılık ise çatışmaların çözülmesini zorlaştırmakta ve direnme kararlılığını artırmaktadır.

 

Günümüz çatışmaları artık sadece ordular arasında değil, halkın içinde ve sivil nüfusun katılımıyla gerçekleşmektedir. Askeri teknolojiler ne kadar gelişmiş olursa olsun, sivil nüfusun desteğini ve meşruiyeti kazanamayan stratejiler kalıcı başarı sağlayamamaktadır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder