3 Haziran 2026 Çarşamba

Tobias Hauffe - Eylemin Merkezindeki Boşluk - Notlar

Tobias Hauffe - Eylemin Merkezindeki Boşluk - Notlar

Dolaysız Şiddetin Sosyolojisi

Die Leere im Zentrum der Tat, Eine Soziologie unvermittelter Gewalt, Hamburger Edition, Hamburg, 2024

 


Konu Nedir?

Kitabın ana sorusu: daha önce hiç şiddet suçu işlememiş ya da çok az işlemiş "önceden sabıkası olmayan/sıradan" kişilerin, gündelik ve basit kamusal kavgalarda (taksi sırası, sarhoş arkadaşı yatıştırma, anlık hakaret vb.) neden ve nasıl aniden yerde yatan birinin kafasına/vücuduna tekme atacak kadar ağır, aşırı ve tırmanmayan ama aniden patlayan bir şiddete (vahşete) başvurabildiğidir.

 

Bu çalışma şiddetin gerçekleştiği o anın kendisine", durumsal bağlamına, bedenleşmiş haline (fiziksel/duyusal boyut) ve eylem biçimine odaklanmaktadır.

 

Şiddet anında mağdur durumsal olarak gölgede kalır. Failin, karşısındaki nesne/insan ile bağının tamamen kopar.

Şiddet eylemi burada bir çatışmadan çok bir tür "vandalizme / yıkıcılığa" dönüşmektedir.

 

 

Yaklaşımlar: Şiddet Anını Kavramak

Temellendirilmiş Teori Yöntemi (Grounded Theory)

Araştırma, ampirik verilerden yola çıkarak teori üretmeyi amaçlayan "Grounded Theory" (Temellendirilmiş Teori) yöntemine dayanmaktadır.

Bu yöntem, katı tarifler yerine "sosyal gerçeklik hakkında düşünmenin ve keşfetmenin belirli bir yolu veya tarzı" olarak tanımlanır.

 

Anı koruma çabası: Andrew Abbott’un "Lirik Sosyoloji"si

Lirik sosyoloji, "sosyal anları duygusal olarak yakalamayı" hedefler.

 

Lirik tutum, "duruma yukarıdan bakmak yerine kendini onun içine kaptırmak" demektir.

Bu yaklaşım sayesinde şiddet anına "farklı merceklerden" bakmak mümkün olmaktadır.

 

Çalışmayı somut olarak yapın: Dava nedir ve dava nasıl bu hale geldi?

Şiddet içeren durumlar karmaşıktır: her şiddet durumunun kendine has bir durumu vardır.

 

Şiddet insanların duyusal algısını ve kendini ifade etme yeteneğini yok eden trajik bir eylemdir.

 

Berlin Metrosu Tekmeleme Olayı

Kamusal alanda bir adam merdivenlerden inen bir kadının sırtına hiçbir görünür neden (tartışma, ırkçılık, soygun vb.) olmaksızın, son derece sakin ve kayıtsız bir biçimde tekme atar ve sigarasını içerek uzaklaşır.

Eylemin vahşetinden ziyade, failin gösterdiği aşırı umursamazlık, kayıtsızlık ve anlamsızlık analizi çıkmaza sürükler.

Medyada faile karşı linç ve şiddet içeren ("taşakları kesilmeli", "halkın önüne çıkarılmalı") tepkiler doğar.

 

Berlin olayına benzeyen (aniden beliren, sebepsiz) olayların medyanın yarattığı algının aksine istatistiksel olarak yeni bir "salgın" veya yaygın bir trend olmadığı, ancak polisin elinde benzer özellikler taşıyan somut ağır cinayete teşebbüs dosyalarının bulunduğu anlaşılır.

 

Mesele failin psikolojisi veya "Neden" yaptığı değil, şiddete geçiş anının durumsal olarak "Nasıl" gerçekleştiği olmalıdır.

 

…bir feneri söndürür gibi bir insanı merdivenden aşağı tekmelemek

 

Veri Materyali Üzerine: Olasılıklar, Sorunlar ve Yeni Yollar

Polis ve savcılık belgeleri…

 

Sosyal bilimler araştırmalarında suç, şiddet içeren bir durumdan farklıdır.

Soruşturmalar bireysel faile odaklanırken, sosyolojik analiz durumsal dinamikleri yakalamaya çalışır.

 

Hafıza ve Algı Sorunları

Şiddet eylemi sırasında kişilerin "mikroskobik ayrıntıları hatırlayıp bunların nereye ait olduğunu hatırlayamadıkları" durumlar gözlemlenmiştir.

Şiddetten etkilenenler mikroskobik bir ayrıntıyı hatırlar ama bunun nereye ait olduğunu hatırlayamaz.

 

Edebiyat ve Sosyoloji

Sosyoloji dili, şiddeti anlatmakta yetersiz kaldığında edebiyattan (özellikle Albert Camus’nün Yabancı romanından) yardım alır.

Bu sayede duyguların, tutkuların ve bedenin pratik zekasının sosyolojik dile nasıl taşınabileceği tespit edilebilir.

 

Dört Ani Şiddet Vakası

Bu vakaların ortak özelliği, faillerin daha önce ciddi şiddet suçuna karışmamış olmaları ve şiddetin "aniden" patlak vermesidir.

 

Vaka 1: İki arkadaşın eğlenceli geçen bir gecesinin ardından, birinin aniden diğerine sokak ortasında vahşice saldırması.

Soruşturma raporuna göre sanığın, mağdurun zararına saldırıyı açıklayabilecek bir saik tespit edilememiştir.

 

Vaka 2: Tren istasyonunda evsiz ve sarhoş bir grubun içinde çıkan tartışmada, failin mağdurun kafasına "futbol topuna vurur gibi" tekmeler atması.

 

Vaka 3: Bir taksi durağında çıkan sıra tartışmasının, bir kişinin araçtan zorla indirilip yerde sürüklenmesi ve tekmelenmesiyle sonuçlanması.

 

Vaka 4: İki grup arasındaki sözlü atışmanın, failin aniden tişörtünü çıkarıp mağdura hücum etmesi ve onu "asfaltın üzerine bir çuval gibi" düşürene kadar dövmesiyle sona ermesi.

 

Şiddet İçeren Anti-sosyal Davranış Biçiminin Yönleri

Yön 1

Şiddet anında failin dış dünya ile bağı kopar ve şiddetli bir öfke durumu içine hapsolur.

Mağdurun yere düştüğü an kritik bir dönüm noktasıdır; bu an şiddeti durdurmak yerine şiddetin patlak vermesini hızlandırır.

 

Yön 2

Failler, eylemden kısa süre sonra "sanki hiçbir şey olmamış gibi" mesafeli ve kayıtsız davranabilirler.

 

Şiddet uygulayanların şiddetli öfke durumunu terk ettiği görülüyor. Dahası, sanki bunların hiçbiri gerçekten onu ilgilendirmiyormuş gibi görünüyor.

Bu noktada şiddet uygulayanların da sözde bilinç kaybı yaşadıklarını da eklemek gerekiyor.

 

Yön 3

Faillerin şiddet uygulama konusundaki deneyimsizliğine rağmen, eylemleri popüler kültürdeki (filmler, videolar) kalıplara benzemektedir.

 

Ek ders: Albert Camus'nün Yabancı'sı

Camus’nün Yabancı’da kullandığı dil, anlatı teknikleri ve duyusal yoğunluk; şiddet eyleminin failin gündelik hayatı, alışkanlıkları ve anlık duyusal algılarıyla (güneş, sıcaklık, ter, bıçağın parıltısı) nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir.

 

Bu edebi-sosyolojik okuma, şiddetin sosyolojik analizinde eksik kalan öznel gerçeklik anını, durumun ne kadar hızlı yorumlandığını ve spontane eylem dürtülerinin bedensel/duyusal algılar tarafından nasıl tetiklendiğini anlamaya yardımcı olur.

 

"Annem bugün öldü. Belki dün de olabilir. Bilmiyorum." cümlesiyle başlayan olaylar silsilesinde Meursault, toplumsal beklentilerin (yas tutma, ağlama, üzüntü gösterme) aksine tamamen mesafeli ve kayıtsızdır.

 

Marie’nin kendisini sevip sevmediği sorusuna "bunun bir anlamı olmadığını" söyler.

Cenazenin ertesi günü "aslında hiçbir şeyin değişmediğini" düşünür. Yaşamındaki hiçbir şey onun için bir "anlam" veya "gerekçe" kaynağı değildir.

 

Meursault’nun dünyasında ahlaki, psikolojik veya sosyolojik güdülerden ziyade doğal ve bedensel faktörler (özellikle güneş, ısı, ter, gözlerin körleşmesi, baş ağrısı) eylemleri yönlendirir.

 

Cinayet anı, kriminolojik bir nedensellik veya kişisel bir husumet üzerinden değil, durumsal ve bedensel bir refleks olarak gerçekleşir.

 

Meursault'nun şiddet eyleminde psikolojik veya sosyal motifler rol oynamaz.

Bir olay diğerini nedensizce tetikler; tüm sürece şans, tesadüf ve fiziki ortam şartları hakimdir.

 

Tıpkı Berlin metrosundaki adamın kadını merdivenlerden aşağıya tepelemesinde olduğu gibi, Meursault'nun cinayeti de bir gerekçeye/nedene dayanmayan, durumsal ve anlamsız bir refleks eylemidir.

 

Meursault, cinayeti ahlaki bir motifle işlemediği için mahkemenin aradığı "faile" dönüşemez.

Kahve içmek, denize girmek, mektup yazmak veya bir insanı vurmak Meursault için eşit derecede anlamsızdır.

 

Şiddet eyleminin kurbanı olan "Arap" isimsizdir (sömürgeci güç ilişkilerinin yansıması…)

 

Sonuç: Oyunun Ortasındaki Boşluk

Şiddet içeren a-sosyal eylem tarzı üç temel boyutta ele alınır:

1.     Kapsüllenmiş Öfke Durumu (Durumsal Anlık)

Fail, şiddet anında dış dünyaya kapalı, aşırı bir öfke durumuna hapsolur. Eylem radikal biçimde anlıktır.

2.     Vandalistik Boyut (Yıkım ve Şeyleştirme)

Şiddet bir insana değil, nesneleşmiş/şeyleşmiş bir "cesede" veya "boşluğa" yöneliktir. Eylem insanlık dışı bir vandalizme (maddi hasara) benzer.

3.     Resimsel/Performans Yönü (Gerçeklik Sıçraması)

Şiddet durumsal bir tırmanıştan ziyade bir "sıçrama"dır. Popüler kültür ve medyadaki soyut eylem kalıpları (film sahneleri) taklit edilir.

 

Kurbanın yere düşmesi çatışmayı bitirmez; aksine şiddeti körükler. Fail kurbanı özne olarak değil, bir nesne/parça gibi görür. Bu asimetri, failin karşıdakinin insanlığını ve paniğini tanımasını engeller.

 

Failler eylem anını ve biyografilerini anlatırken "Sonra durdu, şokunu yaşadı" veya "Bu kadar yaralandığını fark etmedim" gibi edilgen ifadeler kullanır. Failler kendilerini aktif bir aktörden ziyade, olayların sürüklediği pasif bir "bilardo topu" gibi konumlandırırlar.

 

Camus'nün Yabancı romanındaki Meursault karakteri gibi, şiddet eylemi hayatın diğer gündelik rutinleri (yemek pişirmek, yürümek) kadar sıradan, nedensiz ve "hiyerarşiden arındırılmış" bir eylem grameriyle gerçekleştirilir.

 

Şiddet her zaman "haz/coşku" arayışıyla (Reemtsma'nın ototelik şiddet kavrayışı) gerçekleşmez; aksine soğuk, kayıtsız ve failin kendi eylemine yabancılaştığı biçimlerde de ortaya çıkar.

 

Bu eylemler faillerin olağan "eylem repertuarında" veya geçmiş şiddet kariyerlerinde yer almamasına rağmen, anlık bir sıçrama (jump into action) şeklinde ortaya çıkmaktadır.

 

Günther Anders'in teknoloji ve medya felsefesi

Şiddet faili, eylemin gerçekleştiği fiziksel ortam ile dijital/medyatik kurgu arasındaki farkı tam olarak kavrayamaz (orada/burada, gerçek/görünüş çelişkisi).

Bireyler televizyon, internet ve sosyal medya aracılığıyla şiddete, acıya ve ölüme dair muazzam miktarda bilgi biriktirir. Ancak bu bilgi "cansızdır"; insanın incitme gücü ve başkasının incinmeye açıklığıyla gerçek bir empati bağı kuramaz.

Ekranda izlenen ölümcül bir kazanın yarattığı sarsıntı nasıl "küçük ve hayali" kalıyorsa, gerçek hayattaki şiddet anında da failin eyleminin sonuçlarına dair sarsıntısı "küçük ve hayali" kalmaktadır.

 

Lee Ann Fujii kitlesel veya kamusal şiddet gösterilerinde izleyicilerin dahi pasif kalmadığını, "aktif katılım" gösterdiğini savunur. Şiddet performansı; fiziksel mekânda kimin gruba ait olduğunu, kimin "öteki" olduğunu belirleyen ve toplumsal düzen üreten bir süreçtir.

 

Sosyal medyada gerçek şiddet videolarını çeken, editleyen, sohbet gruplarında paylaşan, altına emojiler/yorumlar ekleyen veya onlardan caps/meme üreten kişilerin de şiddet gösterisine dahil olur.

 

Ani şiddet sıçramalarında (örneğin Kongre Binası baskını, yasadışı araba yarışları, canlı yayınlanan vahşi suçlar); failin kendi incitme/zarar verme gücünün farkında olmaması ile kurbanın fiziksel olarak incinmeye açıklığı/kırılganlığı arasındaki gerçeklik bağı kopmaktadır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder