Benjamin
Noys - George Bataille -
Notlar
Eleştirel Bir Giriş
Georges Bataille, A Critical Introduction, Pluto Press,
Londra, 2000
Giriş
Bataille, hayattayken marjinal kalmış; ölümünden sonra ise
"günahın peygamberi" veya "modern klasik" olarak Batı
kanonuna özümsenmiştir. Ancak bu popülerleşme, onu arkadaşı Michel Leiris’in
deyimiyle "İmkansız Olan" kılan özgün niteliğinden uzaklaştırma riski
taşır.
Bataille, Sade’ın metinleri üzerinden kendi kaderini okur.
Sade’ı nefretle reddedenler, onu "sanatsal/edebi bir öncü" yaparak
ehlileştiren hayranlarından daha dürüst bir tepki vermiştir. Çünkü hayranları
onu bir kütüphane nesnesine çevirerek yarattığı "haz/acı paradoksunu"
ve toplumsal skandalı yok eder.
Hem Sade hem Bataille, sistemin tamamen yutamadığı veya
dışarı atamadığı bir "yabancı cisim"dir. Bataille’ı
yüceltmek veya lanetlemek, onu okuyamamanın iki farklı yoludur.
Nietzsche’den ilhamla Bataille, hayatı ile eserini ayırmaz.
Yaşam ile yapıt arasındaki bu yıkıcı akış "yaşanmış deneyim"dir.
İlk yazılarında sürrealist imgeler kullansa da, sürrealizmi
hızla piyasalaşan ve ehlileşen bir avangardizm olarak görmüştür. André Breton
tarafından "dışkı filozofu" ilan edilmiş, kendisi de bunu radikal bir
kopuş imkanı olarak kullanmıştır.
Documents dergisinde estetik veya ticari bir sermayeye
dönüşmeyen, izleyiciyi sarsan ve altüst eden "şimşek çakması
imgeleri" ve yıkıcı görselliği savunmuştur.
Alexandre Kojève’in Hegel derslerine katılan Bataille,
Hegel’in diyalektiği ve ölümü kapsama gücü karşısında dehşete düşmüş; kendi
hayatını ve "açık yarasını" Hegel’in kapalı sisteminin çürütülmesi
olarak tanımlamıştır.
Hegel, ölümü felsefi sistemin içine alarak bir "yas
çalışmasına" çevirir. Bataille ise bunu reddederek ölümü bir yas yükü
olarak değil; "kör, zararlı festival neşesi" ve hezeyan olarak
yaşamayı önerir.
Parti disiplinini ve parlamenter yolları reddeden, doğrudan
kitlelerin eylemini temel alan bir hat izlemiştir (Radikal sol).
1930’larda faşizmin kitleler üzerinde kışkırttığı tutkulu
enerjiyi faşizme karşı kullanmayı amaçlayan bir hareket başlatmıştır. Bu
"süper-faşist/paradoksal" arayış, onun günümüzde haksız yere faşizmle
bağdaştırılmasına sebep olsa da temel amacı faşizme karşı radikal bir
direniştir.
Bataille, sol siyasi deneyimlerde gördüğü "iktidar ele
geçirme arzusunu" ve bu sözde Nietzscheci "güç istencini"
özgürleşme girişimlerini tehlikeye atan bir unsur olarak değerlendirir.
Güç yerine özgürlüğü arzulayan bir topluluk fikriyle 1936’da
Acéphale (Başsız)
kurulmuştur. Bataille, siyasetteki liderlik ve iktidar hayranlığına karşı
(özellikle Führer figürüne) kontrolden çıkan enerjileri serbest bırakan
"büyücü çırağı" modelini benimsemiştir. Topluluk, üyelerinin kurban
olmayı kabul edip cellat olmayı reddetmesi nedeniyle insan kurban etme planını
gerçekleştirememiştir.
II. Dünya Savaşı ve İşgal, Acéphale ve Sosyoloji Koleji gibi
yapıları dağıtmış; ancak aynı zamanda Bataille’a şiddetle iç içe geçen ve bir
"hafiflik" hissi sunan bir özgürlük deneyimi yaşatmıştır.
Şiddet, varlığını veya
hakkını beyan etmez; basitçe "mevcuttur". Ortak dil şiddeti tam
olarak ifade edemediği için şiddet dilin sınırlarını zorlar.
Şiddetli bir biçimde tabuların (çoğunlukla cinsel) kırılması
olan ihlal, yalnızca teorik bir düşünce değil, beden üzerinden yaşanan sarsıcı
bir tecrübedir. Bataille'ın savaş sonrası eserleri (Erotizm, Eros'un
Gözyaşları) bu deneyimi kişisel biyografisinden biraz uzaklaştırarak genel bir
düşünce alanına taşımıştır.
Klasik ve Marksist ekonomi politiğin aksine Bataille,
Lanetli Paylaşım adlı eserinde ekonomiyi kâr elde etme mantığından çıkarır.
Sistemlerin kontrol edemediği, "kâr getirmeden harcanması gereken"
zorunlu bir aşırılığı ve kaybetme zorunluluğunu (genel ekonomi) savunur.
Labirent, Bataille’ın
düşüncesinde çıkışı, girişi veya sabit bir merkezi olmayan; yönelim bozukluğu
yaratan bir varoluş alanıdır.
Hiçbir varlık kendine yeterli veya özerk değildir. İnsanlar
dil aracılığıyla sürekli "ilişki içinde olma" durumundadır. Tanrı,
bilim veya mutlak hiyerarşiler gibi "istikrarlı bütünler", labirentin
yarattığı bu yetersizlik korkusunu örtmek için inşa edilen araçlardır.
Bataille, sabit bir mevcudiyet merkezini yıkarak yapıyı
"sonsuz dalgalardan oluşan bir ağa" dönüştürür. Bu bakımdan Derrida
gibi düşünürlerin geliştireceği postyapısalcılık ve "fark"
(difference) düşüncesinin erken ve kurumsal disiplinlere sığmayan bir
habercisidir.
1. Yıkıcı İmaj
Bataille’ın yıkıcı imaj anlayışı, bedensel
bitkinlik/tükenmişlik (yorgunluk) ile aşırı cinsel uyarılma arasındaki
çelişkiden beslenir.
Yıkıcı imajlar, işlevlerini anda tüketip kendilerini
sabitleyen temsil mekanizmalarını altüst eder. Görsel, ölüme ve zevke (ecstasy)
teğet geçer; onu gösterse de geleneksel manada "temsil" edemez.
Bataille'ın sanatta, fotoğrafta ve yazıda bu görsellerin
peşine düşmesi Documents (1929-31) dergisinde somutlaşır. Documents, sadece
görseller üzerine yazılan değil, görsellerle birlikte çalışan bir multimedya
üretimidir.
Documents çatısı altında hazırlanan "Eleştirel
Sözlük" bilerek eksik bırakılmıştır. Klasik sözlükler kelimeleri sabit
anlamlara dondururken; Eleştirel Sözlük, kelimelerin anlamlarını değil, yıkıcı
görevlerini ve etkilerini öne çıkarır.
Kelimeler alfabetik bir hiyerarşiyle değil, görsellerle
girdikleri uyumsuz oyunlarla ("ham fenomen" materyalizmi, Buster
Keaton, fabrika bacaları vb.) hiyerarşik olmayan bir ağ içinde sunulur.
Amaç, kurucu sınıflandırmalara müdahale etmek, dünyayı ve
dili donduran kategorileri patlama anlarıyla parçalamaktır.
Documents’taki en geleneksel imaj, 1905 yılına ait bir taşra
düğün fotoğrafıdır. Bataille, son derece normatif ve burjuva olan bu imajın
nasıl hem kahkaha hem de derin bir korku/tiksinti yarattığını inceler.
Düğün fotoğrafı nesilden nesile aktarılan aile ve toplum
"sürekliliğini" vadeder. Ancak Bataille, bu katı düzenliliğin
şiddetli ve bastırılmış bir gücü kontrol etme arzusu olduğunu belirtir.
Medeniyet, şiddeti bastırırken aslında kendi içindeki en büyük şiddeti üretir
(Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu tezine paralel olarak).
En "normal" ritüel imajı bile, düzeni korumak için
kullandığı bastırılmış şiddet açığa çıkarılarak parodileştirilir; gelin ve
damat "vahşi ve kıyametvari bir isyanın ebeveynleri" haline gelir.
Bataille, zamansız veya sabit bir "insan doğası"
fikrini reddeder. Zamansız bir öz arandığında karşılaşılan tek şey fani
öğelerin kötü koordine edilmiş oyunudur.
Geçmişin çirkinliğinden arınmak yerine, o çirkinlik ve kirle
temas kurmayı, onu kirleterek yadsımayı seçer.
Bilim ve felsefe, dünyayı kategorilere ayırıp
"matematiksel bir frak" giydirmeye çalışır. Sinek imgesi (görüntüdeki
görünmez ancak vızıldayan parazit), ciddiyetle konuşan bir felsefecinin burnuna
konan ve tüm metafizik bütünlüğü kahkahayla yerle bir eden yıkıcı artıktır.
Günümüz toplumunun mezbahaları göz önünden uzaklaştırıp
karantinaya alması, şiddeti yok etmez; onu yalnızca teknik ve duygusuz bir
sürece dönüştürür. Bataille, mezbaha fotoğraflarıyla ölümün bu
araçsallaştırılmasına ve saklanmasına meydan okur.
Çinli İşkence Kurbanı Fotoğrafı (Leng Tch’e)
Bataille’ın zihnini takıntı derecesinde meşgul eden bu
vahşet fotoğrafı, hazzın, acının ve vecdin (ecstasy) sınırlarının birbirine
karıştığı "karar verilemez" bir andır (kurbanın sırıtışı ile yüz
buruşturması arasındaki belirsizlik).
ristiyanlık acıyı sanatla araçsallaştırıp diriliş
anlatısıyla ölümü evilleştirirken; Hegel diyalektiği ölümü "anlama"
ve "zihinsel dönüşüme" indirger. Çinli kurban imgesi ise ölümü hiçbir
telafisi, yararı veya ulvi anlamı olmayan saf bir bozulma ve parçalanma eylemi
olarak sunar.
Bu acı imgesi, öznenin kendi benlik sınırlarını parçalayarak
Öteki’nin acısıyla nesnesiz bir iletişim kurmasını sağlar.
Yıkılan bir fabrika bacası imgesi, hem sanayi üretiminin
dünyaya şiddetle empoze edilmesinin çöküşünü hem de fallik bir gücün
zayıflığını temsil eder. Bataille’a göre başımız göğe uzansa da
"ayaklarımız çamurdadır."
André Breton ve sürrealistler rüya ve gerçekliği üst bir
manevi boyutta (gerçeküstülük) birleştirmek isterken; Bataille imajı aşağıya,
"temel maddeye" (base matter) ve çamura çeker. Bu durum Bataille’ı
klasik gerçeküstücülükten radikal bir biçimde ayırır.
Dalí’nin Hüzünlü Oyun tablosuna tepki veren Bataille,
sürrealistlerin steril veya "yüksek" estetiğini bozmak için tablo
karşısında "bir domuz gibi ciyaklamak" istediğini söyler. Bu jest,
sürrealist imajı çamura sürükleyen Dadaist bir provokasyondur.
Breton’un "sürrealizmin papası" rolünü üstlendiği
hiyerarşik yapıya karşı Bataille, sanatçıyı kahraman/kehanet konumundan
indirerek radikal, eşitlikçi ve yıkıcı güçlere açık yeni bir topluluk modeli
önerir.
Documents dergisindeki "Göz" maddesinde kullanılan
Joan Crawford fotoğrafı, bakışı bir arzu nesnesi olmaktan çıkarıp izleyiciyi
şok içinde geri iten şiddetli bir temas nesnesine dönüştürür.
Göz, aşkın ve hakikatin berrak organı gibi görünse de son
derece kırılgandır. Aşk dolu bakış ile gözün delinmesi/tahrip edilmesi
arasındaki sınır belirsizdir.
Buñuel ve Dalí’nin filminde kadının gözünün usturayla
kesildiği sahne, görme organının saflığını yerle bir eder. Göz, bir hakikat
organı olmaktan çıkıp yerinden koparılabilen, akışkan veya yenilebilen maddesel
bir nesneye dönüşür.
Freud, delinmiş göz korkusunu iğdiş edilme kaygısına
(testislere) bağlarken; Roland Barthes’ın Gözün Hikayesi analizinde belirttiği
gibi Bataille, gösterenler zincirini (göz, yumurta, güneş, testis) iğdiş edilme
merkezine sabitlemez. Bataille’da imgeler nesnelerin birbiriyle çarpıştığı ve
aktığı bulanık bir materyalizm içinde dolaşır.
Bataille, İç Deneyim eserinde kör noktayı bir felsefi
metafor olarak kullanır. Hegel’in eylem, çalışma ve mücadele felsefesi her şeyi
bilinen kılmaya çalışırken; arzu, şiir, kahkaha ve "bilgisizlik"
(non-savoir) anları bu sistemi parçalar. Kör nokta, felsefi bilginin ve
görmenin kendi içinde yutulduğu imkânsızlık momentidir.
Jacques Lacan, Bataille’ın görsel sezgilerini ve
"bakış" (gaze) analizlerini (örneğin Holbein’ın Büyükelçiler
tablosundaki kurukafa anamorfozunu) alıp psikanalitik bir teoriye dönüştürerek
akademide büyük başarı kazanmıştır.
Lacan, bakıştaki imkânsızı "iğdiş edilme" ve
"Gerçek" (Le Réel) kavramıyla sınırlandırıp sisteme dâhil eder.
Bataille’ın "imkânsızı" ise psikanaliz de dâhil hiçbir
felsefi/kurumsal yapı tarafından ehlileştirilemez, bir merkeze veya iğdiş
edilmeye indirgenemez.
Bataille, Freud’un bilinçdışını toplumsal ve bilgi
yapılarına boyun eğmeyen bir "heterojenlik" alanı olarak okur;
psikanalizin bu patlamaları tam olarak kontrol edemediğini savunur.
Rosalind Krauss ve Yve-Alain Bois, Bataille’ın
"biçimsiz" (l'informe) kavramını kullanarak sanatı anlam, semantik ve
tematik kölelikten kurtarmaya çalışırlar.
Beden sıvılarını (kan, idrar, dışkı vb.) kullanan çağdaş
sanatın (örn. Damien Hirst) veya Julia Kristeva’nın iğrençlik (abjection)
teorisinin aksine, Bataille'ın biçimsizliği yalnızca bedensel atığa
indirgenemez. "Biçimsiz", bir örümcek veya tükürük gibidir;
hareketlidir, sınıflandırmadan ve sabit anlamlardan kaçar.
Biçimsiz olanı bir teoriye veya sanat kategorisine
dönüştürmek, ona paradoxal olarak yeni bir "biçim" (frak) giydirmek
demektir. Yıkıcı imaj ise çerçevenin içine sığmayan ve sürekli dışarı taşan bir
akıştır.
Kafatasının tepesinden patlayan bu körelmiş göz fantezisi,
hem güneşe hem anüse bağlı, saf olmayan, kör edici bir bakış anıdır. Bataille
daha sonra bu fanteziyi tüm görme eylemlerini ve imgeleri sarsan bir
öz-eleştiriye ve yıkım pratiğine dönüştürür.
Jean-Paul Sartre, Bataille hakkında "Bize güldüğünü
söylüyor, bizi güldürmüyor" demiştir. Oysa Bataille’ın felsefi ciddiyeti
sarsan kahkahası, sistemlerin ve teorilerin üzerine basıp düştüğü bir muz
kabuğudur.
Bataille’ı ciddi bir şekilde okumak, felsefi yapının çöktüğü
(fabrika bacası gibi yıkıldığı) yerde başlar. Kahkaha, zihni entelektüel
kölelikten kurtaran, evrenin ağırlığını hafifleten ve imgeyi teoriye dönüştürme
arzusunu fesh eden egemen bir eylemdir.
2. İç Deneyim
Bataille’ın kahkahası, insanın ve varoluşun belirsizliğine,
filozofa, politikacıya ve metinleri mülk edinen okura yöneltilmiş şiddetli bir
tepkidir.
Bataille kendisini Nietzsche’yle aynı deneyimi yaşayan bir
ikiz/aynısı olarak görür.
1930'larda faşizmin yükselişi ve Fransa'nın işgali döneminde
Nietzsche'yi okumak bir "umut" değil; kimliğin, sınırların ve
benliğin akıp gitmesini sağlayan, sarsıcı bir içsel/dahili deneyimdir (iç
deneyim).
Nietzsche de Bataille da kurumsal ve akademik felsefenin
güvenli sınırlarının dışındadır. Nietzsche felsefeyi bir "savaş
makinesine" dönüştürerek putlara ve felsefi dile saldırmıştır.
Nietzsche'nin dili ne tamamen edebiyata ne de felsefeye
aittir; her ikisinden de kaçan "heterojen" bir nitelik taşır.
Felsefe (özellikle sağduyu ve bilime karşıt olarak)
entelektüel sahiplenmenin "atık ürünlerini" (artıkları) toplar.
Hegel’de ölümü bile sisteme dâhil etme çabası bu sahiplenmenin zirvesidir;
ancak Bataille için bu durum absürt bir komedidir. Bataille ve Nietzsche, bu
atıkları ve heterojenliği yeni bir sistem kurmak için değil, felsefi kimlikleri
ve sistemleri parçalamak için kullanır.
Nietzsche’nin tahrif edilerek antisemitik ve milliyetçi bir
filozofa dönüştürülmesi eylemine Bataille sertçe karşı çıkar. Nietzsche'nin kız
kardeşini "İhanet eden Yahuda" (Judas) olarak nitelendirir.
Siyasi hareketler Nietzsche'nin serbest bıraktığı enerjiyi
ve "güç iradesini" kendi hedefleri doğrultusunda araçsallaştırmaya
çalışmıştır. Oysa Nietzsche'nin düşüncesi kendisinin "kullanılmasına"
asla izin vermeyen, köleleştirilemez bir özgürlük alanıdır.
Nazizmin en sofistike Nietzsche okuması olan Bäumler,
Nietzsche'nin çelişkili labirentinden bir "halk doktrini" çıkarmaya
çalışmıştır. Faşizm, Nietzsche'deki özgürlükten hem beslenir hem de onun
parçalayıcı gücünden korkar.
Faşist okumaların gözden kaçırdığı veya bastırmak zorunda
kaldığı şey, Ebedi Tekerrür (Ebedi Dönüş) deneyimidir.
Ebedi tekerrür, bir amaca (sona/kullanıma) doğru ilerleyen
hareketi yok eder. Varoluşu herhangi bir siyasi/ideolojik araç olmaktan çıkarıp
kendi özgürlüğüne geri düşürür.
Pierre Klossowski'nin belirttiği gibi ebedi tekerrür
"bir doktrinin parodisidir". Bu parodik döngü, faşizmin ihtiyaç
duyduğu yekpare benliği, iradeyi ve "üniter topluluk/lider" fikrini
kökten fesh eder.
Boris Souvarine'in Bataille’ı "faşist" olmakla
suçlaması kişisel husumetlere dayanır ve temelsizdir (Bataille aşırı soldadır
ve özgürlükçü komünizmi savunur).
Habermas ve Frankfurt Okulu (Jay, Wolin vb.), Bataille'ı
faşizmle mücadele ederken onunla felsefi olarak yakınlaşmakla ve
"iletişimsel akla" tehdit oluşturan faşizm öncesi bir estetikçilikle
suçlar.
Caillois ve Mauss gibi isimlerle birlikte Bataille,
toplumsal yenilenme için gizli cemiyetlere, inisiyasyon topluluklarına ve erkek
kardeşliklerine ilgi duymuştur. Ancak faşizmden farklı olarak bu ilgiyi
iktidarı ele geçirmek için değil, siyaseti dini/kutsal bir boyutta dönüştürmek
için kullanmıştır.
Bataille'ın kurduğu Acephale gizli örgütü ve sembolü olan
"başsız adam", iktidarın ve gücün bir merkezde toplanmasını değil,
gücün kaybolmasını ve gönüllü kaybı temsil eder.
Tek bir liderin/kafanın yönettiği faşist topluma ve farkları
eşitleyip pasifleştiren burjuva demokrasisine karşı Bataille; sürekli
patlamalara izin veren, gücün çoğul dağıldığı, akışkan değişimlere açık
"iki veya çok kafalı" bir toplum modelini savunur.
Bataille’ın İç Deneyim (1943), Suçlu (1944) ve Nietzsche
Üzerine (1945) yapıtları, St. Thomas Aquinas’ın Katolik ilahiyatındaki Summa
Theologiae’sine bir gönderme olarak "Ateolojik Summa" (Ateolojik
Toplam) çatısını oluşturur.
İç deneyim; Tanrı’ya veya dışsal bir bilgiye gönderme
yapmaz. Belirli dinlerin sınırları dışında, tamamen kendi içinde kalan, sonlu
ve nesnesiz bir meditasyon/deneyimdir.
Bataille’a göre iç deneyim, "imkânsızın
deneyimidir"; bilgiye veya bir nesneye indirgenemez.
İç deneyim; din, felsefe veya dil gibi dış otorite
biçimlerinin çözüldüğü sınır durumlara ulaşır.
Dil ile deneyim arasında diyalektik olarak çözülemeyen iç
içe bir çatışma vardır.
İç deneyim, izole edilmiş bireysel özneyi parçalar. Bireysel
benlik ("ben" ve "sen"), kesintisiz varoluş
akışı üzerinde geçici bir barajdan ibarettir.
İletişim, bireyi kendi dışına, "olası varoluşların
tanımsız kalabalığı" içine fırlatır. Bu fırlatılış, yalıtılmış bireyi
topluluk deneyimine taşır.
Bataille’ın Nietzsche okuması; faşist, Nazi veya ideolojik
sahiplenmelere karşı bir direniştir. Nietzsche’yi bir araç olarak kullanmak
yerine, onun sunduğu özgürlük açılımı üzerinden Nietzsche ile kurulan bir
topluluk bağından söz edilir.
Savaşın "iyi-kötü" kesinlikleri yerine iç
deneyimin ve şansın istikrarsızlığı konur. Nietzsche sonrası "Büyük
Politika", faşizm değil; siyasi düşünce için yeni özgürlük imkânlarıdır.
Jean-Luc Nancy (Çalışmayan Topluluk), topluluğun kapalı,
homojen, kendi içine kapalı bir birlik (içkinlik) olarak düşünülmesine karşı
çıkar. Nazizmin intiharı bu içkin topluluk arayışının sonucudur.
Günümüz siyasetindeki "göçmen karşıtı", topluluğu
koruma/yeniden canlandırma retorikleri topluluğu kapatma eğilimindedir;
Bataille’ın düşüncesi ise dışarıdan geleceklere açık, sarsıcı bir
"komünizm/ortak-varoluş" imkânı sunar.
Bataille, felsefeyi imkânsızlıkla kirletir. İmkânsızlık
felsefe için zayıf bir mazeret değil, felsefeyi başlatan ve sınırlayan gerçek
sınırdır.
Felsefe kendisini tamamlanmış, otoriter bir "ev/mimari
yapı" olarak görme eğilimindedir. Oysa Bataille’a göre felsefe asla
tamamlanmış bir ev değildir; "bir inşaat alanıdır" (şantiye).
Felsefeyi imkânsızlık, heterojenlik ve dışarıda bırakılan
atık ürünler üzerinden düşünmek; felsefenin ve politikanın kapalı yapısını
bozarak onu yeniden üretime ve topluluğa açar.
3. Egemenlik
Bataille, egemenliği arzunun tüm çıkar sınırlamalarından
arınmış bir özgürlük deneyimi olarak tanımlar.
Egemenlik, hem toplumsal hiyerarşi ile radikal özgürlük
arasında hem de düzensiz/akışkan bir deneyim ile düzenli/sabit bir kavram
arasındaki imkânsız bir fay hattında yer alır.
Gilles de Rais (Mavi Sakal efsanesine kaynaklık eden,
çocuklara yönelik seri cinayetler işleyen ortaçağ feodal lordu), Bataille’ın
egemenlik analizinde uç bir örnek oluşturur.
Rais’in suçları cinsel hazdan ziyade "ölümü iş başında
izlemek" ve herhangi bir rasyonel hesaba/faydacılığa dayanmayan saf
harcamadır.
Sıradan işkenceciler şiddetlerini yerleşik otorite, güvenlik
veya demokrasi gibi "yüce gerekçelerle" gizler ve meşrulaştırır.
Gilles de Rais ise hiçbir rasyonel gerekçeye sığınmaz; şiddeti dilin
sınırlarını parçalayan çığlıklarda ve hıçkırıklarda dolaysızca dışa vurur.
Rais’i insani bütünlüğün dışına atıp "canavar"
ilan etmek onun şiddetini gizemlileştirip artırır; onu sahiplenip kutlamak ise
şiddeti onaylamak anlamına gelir. Bataille’ın radikal hamlesi, bu sapkınlığı ve
suçu dışarıda bırakmadan insanlığın bütünlüğüne entegre etmeye çalışmasıdır.
Şiddet, bedenin ve nesnelerin bütünlüğünü bozar; sınırları
ve zarları yırtar. Bu nedenle her türlü özgürlük düşüncesinin kaçınılmaz bir
parçasıdır.
Bataille’ın Gilles de Rais analizi, popüler kültürdeki sığ
seri katil güzellemesi veya şiddet pornografisi değil; şiddetin ve suçluluğun
kutsanmasına yönelik ilk yapısökümcü (deconstructive) çözülemedir.
Rais, feodal harcama çağından rasyonel-akılcı birikim çağına
geçişte tarihsel bir krizin kurbanıdır; askeri düzen şiddeti rasyonelleştirip
kontrol altına alırken, Rais'in kontrolsüz şiddeti tarihsel bir sapkınlık/çöküş
olarak kalmıştır.
Bataille, Nietzsche Üzerine yapıtında "Zirve"yi
iyinin ve kötünün ötesinde, tanımı ve ulaşılması imkânsız bir sınır olarak ele
alır.
Zirveye bir varlık (ontolojik bir anlam) yüklemek, zirvenin
ulaşılamazlık yapısına ihanet etmektir. Zirveye ulaşılamıyorsa, geriye kalan
tek şey düşüştür.
Bataille, ilk denemelerindeki (Eski Köstebek) kendi idealist
eğilimlerini unutup zirveye tutunmaya çalışsa da, aslında zirve yalnızca bir
düşüşün, kontrol kaybının ve yönelim bozukluğunun (disorientation) ürünüdür.
Derrida’nın belirttiği gibi, Bataille’da egemenlik kendi
kendini yöneten veya bir tebaanın/bireyin mülkiyetinde olan klasik bir felsefi
kavram değildir. Bir bireyde veya liderde sabitlendiğinde patolojikleşir ve
sınır deneyimi olma vasfını kaybeder.
Faşist lider (Führer), egemen özgürlüğü tek bir şahısta
toplayıp kontrol etmeye çalışır. Ancak bu yoğunlaşma otoriter bir baskı
mekanizmasına dönüştüğü için başkalarının egemen özgürlüğünü yok eder.
Egemenlik tek bir kişide veya otoritelerde toplanamaz; yayılır, bölünür ve
kendi otoritesini de yıkar.
Gilles de Rais ile Nazilerin suçları
Her iki odak da aşırı şiddette, yaşam ve ölüm üzerinde
müstehcen bir gücün vücut bulmasında ve bu egemen gücün tek bir odakta/bireyde
yoğunlaşma çabasında birleşir.
Gilles de Rais: Gücünü biriktirmek veya rasyonel bir amaç
için kullanmak yerine, tamamen harcar (expenditure). Rais'in şiddeti bir hedefe
(saflık, korku salma) hizmet etmez; "mutlak efendi" olan ölümle
karşılaşma ve erotik/müstehcen bir harcama arzusuna dayanır.
Nazizm: Kanlı şiddeti, tebaa ve nüfusları organize eden,
disipline eden modern biyo-iktidar ve siyasi hesaplama ile birleştirir.
Foucault'nun ifadesiyle Nazizm, Ortaçağ'ın "kan sembolleri" ile
modern "disiplinci gücün" kurnazca bir birleşimidir.
Rais'in şiddeti tarihsel olarak verimsiz ve
kurumsallaşamamış bir feodal çöküşken; Nazizm bu kan fantezilerini modern
devlet aygıtıyla rasyonelleştirip kitlesel imhaya dönüştürmüştür.
Zirve, bir güç birikimi ya da belirli bir lidere/kişiye
atfedilecek sabit bir kavram değildir. Zirve ancak ulaşılamaz bir
"imkânsız sınır" veya bir düşüş/çöküş anı olarak deneyimlenebilir.
Zirve ve düşüş eş zamanlıdır; Zirveyi düşüşten ayıramayız. / Place de la
Concorde’daki (XVI. Louis'nin giyotinle idam edildiği yer)
Hegel ve Kojève’e göre tarih, çalışan ve dünyayı dönüştüren
kölenin eseridir. Efendi ise diyalektik tarafından tarihin kenarına atılır.
Bataille, köleye verilen bu mutlak ayrıcalığa karşı çıkar.
O, kölenin faydacı ve üretken emeğine değil; efendinin, Gilles de Rais’in ve
oyunun "işe yaramaz, verimsiz ve yıkıcı" harcamasına odaklanır.
Hegel ve Kojève, ölümü/olumsuzluğu diyalektiği harekete
geçiren bir araç (olumsuzun emeği) olarak sisteme dahil eder ve kontrol altında
tutar. Bataille ise ölümü ve olumsuzluğu diyalektiğe geri çekilemeyecek radikal
bir sınır olarak görür; filozofa karşı "egemen bir kahkaha" ile yanıt
verir.
Hegel'in "Mutlak Bilgi" ile kapatmaya çalıştığı
felsefi sistem, Bataille'a göre kapatılamaz. Mutlak bilgi aslında bir
"kesin bilgisizlik" anına ve esriklik/delilik sınırına dayanır.
Egemenlik bir özneye, bir öndere veya ontolojik bir varlığa
indirgenemez. Terim özneyle eşleştirildiği an, egemenliğin yıkıcı gücü özne
kavramının kendisini parçalar.
Kojève, tarihin sonunda insanın arzularının tamamen
doyurulacağını iddia eder.
Bataille ise tarihin sonunu (felsefenin kapanışını) bir
durgunluk değil, tam aksine nesnesi kalmamış, serbest kalmış bir
"işlenmemiş/eylemsiz olumsuzluğun" alevlenmesi olarak görür.
Bu an; erotik müstehcenlik, dehşet, kahkaha, korku ve
gözyaşı gibi radikal duygusal yüklerin ve sınırsız ihlallerin açığa çıktığı
yeni bir düşünce imkânıdır.
Bataille'ın düşüncesi; egemenliği bir liderde, devlette veya
rasyonel bir güç birikiminde (Nazizm veya Hegelci Prusya devleti gibi)
sabitleyen tüm girişimleri yıkar. Egemenlik, sahip olunabilecek bir güç nesnesi
değil; kontrol edilemeyen, zaman ve mekânı yersiz-yurtsuzlaştıran, özneyi
dağıtan ve insanı felsefenin ve dilin sınırındaki "imkânsız" ile
yüzleştiren yönelim bozucu bir harcama deneyimidir.
4. Eros'un Gözyaşları
Bataille için cinsellik hiçbir zaman basit bir mutluluk ya
da haz kaynağı olamaz; özünde şiddet, ihlal ve ıstırap taşır. Erotizmin ana
formülü "ölüm noktasına kadar yaşamayı kabul etmek"tir.
Temel organizmalardaki eşeysiz çoğalma (bölünme), ilk
varlığın ölümünü ve şiddetle açılmasını içerir. İnsanlardaki eşeyli üremede de
cinsel eylem, bireysel sınırların geçici olarak çözüldüğü bir "süreklilik
anı"dır. Bu durum, beden bütünlüğünün tamamen kaybedileceği nihai sınırın
(ölümün) habercisidir.
Erotizm, katılımcıların normal ve düzenli yaşamlarındaki
süreksiz sınırları yok ederek onları "kutsal" olanın içkin kaynaşma
düzlemine ve kayıp süreklilik arzusuna taşır.
İhlal tabuyu bastırmaz; onu yalnızca geçici olarak askıya
alır. Ne mutlak bir süreklilik ne de mutlak bir süreksizlik mümkündür (her
ikisi de nihai ölümdür). Yaşam, bu iki durum arasındaki istikrarsız çalkantıda
ve fark oyununda var olur.
İhlal ve tabu bir Hegelci sentez (aufhebung) ile
uzlaştırılamaz veya dengelenemez. Tabu sınırı çizer, ihlal ise onu kırarak
sürdürür. İhlal olmadan tabu, tabu olmadan ihlal düşünülemez.
Bataille Kurgusunun Özellikleri
Doğrudan, çıplak, kısa ve yoğun bir tarz; benliğin
mülksüzleştirilmesi ve kontrolün kaybı.
Otobiyografik Unsurlar: Anlatıcılar sıklıkla Bataille'ın
kendi siyasi/cinsel krizlerinin ve travmatik ilişkilerinin (örn. Laure/Colette
Peignot, Simone Weil) izlerini taşır.
Yinelenen Karakter Şablonları: Çözülme/çöküş yaşayan
ahlaksız çapkın erkek anlatıcı; kendinden geçmiş, erotik açıdan güçlü kadın
figürü; hem dehşet hem büyülenme yaratan masumiyet figürü.
Rahip C.
Roman, dindar rahip Robert ile çapkın kardeşi Charles
ikizliği üzerinden erotizm ile din arasındaki ortak tutkulu bağı keşfeder. Aziz
ile şehvet düşkünü aslında aynı tutkunun iki farklı yüzüdür.
Bataille kurgularındaki erkek figürler egemen/fallik güçten
yoksundur; iktidarsızlık, sarhoşluk ve çözülme halindedirler. Eponine gibi
kadın karakterler ise erotik gücü elinde tutar. Roman boyunca karakterlerin
rolleri ve kimlikleri tamamen birbirine karışır.
Charles cinsel hazdan ve reddedilmişlikten dini bir çöküşe
sürüklenirken, Robert sunak başındaki sara/korku krizinden fahişelerle girdiği
bir seks partisine (sarhoş bir mistik gibi) ve Gestapo işkencesine varan bir
düşüş yaşar.
Sonuç olarak metin, sabit cinsel veya dini kimliklerin
tamamen yıkıldığı, zamanın ve benliğin uçsuz bucaksız bir dışsallığa açıldığı
radikal bir ihlal deneyimini sahneler.
Bataille’ın yazıları kendi kendisiyle çelişen ve kendini
silen bir niteliğe sahiptir. Yazma eylemi, bünyesinde yıkımı ve zamansal çöküşü
(harabeyi) barındırır.
Bataille’ın yazınında bedensel açıklıklar (göz, ağız vs.)
müstehcenlik ve süreklilik deneyiminin kapılarıdır.
Bedendeki "gizli kanallar", insanı cinsel bir
dürtü aracılığıyla hem dini olana hem de zamanın sınırsızlığına ve harabelerine
açar.
Bataille’ın karakterleri yapacak bir şeyi kalmayan, sadece
olumsuzluğu keşfeden "işsiz olumsuzluğun" figürleridir.
Kant, aklın sınırını ampirik ile aşkın (fenomen/numen)
arasına çeker ve antropolojik "İnsan nedir?" sorusunda bu sınırı
kapatır.
Hegel, sınırı sınırlamanın zaten aşıldığını söyleyerek
Kant'ı eleştirir ve farkı "çelişki"ye dönüştürüp diyalektik bir
sentezle kapatır. Bataille ise Hegel'in aksine farkı diyalektik bir çözülmeye
(senteze) oturtmaz; ihlalin yarattığı farkı diyalektiğin ötesine, aklın
kaybolduğu yere kadar sürükler.
Jacques Derrida'nın différance kavramı, Bataille'ın
diyalektiğe indirgenemeyen heterojen fark düşüncesiyle doğrudan ilişkilidir.
Foucault, Bataille'ı önce "geleceğin düşünürü"
sonra da "geçmişe (kan simgeselliğine) takılı" diyerek
tarihselleştirmeye çalışsa da, Bataille doğrusal zamana sığmaz.
Bataille'da zaman; devrimin, patlamanın ve şansın getirdiği
bir kesinti/kopuştur. Bu yönüyle Walter Benjamin'in "tarihin homojen
zamanını patlatan devrim" fikriyle örtüşür.
5. Lanetli Paylaşım
Bataille’ın üç ciltlik Lanetli Paylaşım (La Part
Maudite) adlı yapıtı, onun sistemli bir bütünlük kurma çabasının en
gelişmiş örneğidir. Ancak eser doğası gereği bölünmüştür: Bir yandan bir güç,
ustalık ve akademizm arayışıyken, diğer yandan çöküş, kayıp ve yıkım
zorunluluğudur.
Sisteme, çerçeveye veya belirli bir örneğe indirgenemeyen
bir şeyi (lanetli payı) teorik bir çerçeveye ve örneğe oturtmaya çalışmak,
metnin kendi mantığı gereği o kavrama "ihanet" etmesi anlamına gelir.
1933 tarihli Harcama Kavramı makalesi, 1929 Wall Street
çöküşünün yarattığı kriz havası ve radikal siyasi coşkuyla yazılmıştır.
Bataille; üretken tüketim (sistemin kendini yeniden üretmesi
için gerekli olan) ile üretken olmayan harcama (mücevher, kumar, sanat, kurban,
oyun gibi sonu kayba çıkan eylemler) arasında bir ayrım yapar.
Arkaik toplumlardaki potlaç (rekabetçi hediye verme ve
nesneleri/zenginliği yok etme ritüeli) geleneğini inceler. Potlaçta zenginlik
biriktirilmez, sergilenerek ve imha edilerek harcanır.
Bataille, proletaryanın sınıf mücadelesini bir üretim
araçlarını ele geçirme sürecinden ziyade, burjuvazinin biriktirdiği zenginliği
bir "festival hezeyanı" içinde he anya götürecek devrimci bir potlaç
ve yıkım aracı olarak görür.
Savaş sonrası dönemde yazılan Lanetli Paylaşım, odağını dar
politik/sınıfsal mücadeleden çıkarıp "kozmik bir enerji ekolojisine"
(Güneş Ekonomisi) kaydırır.
Kısıtlı ekonomi sınırlı kaynaklar ve birikim üzerine
kuruluyken; genel ekonomi, güneşin sınırsızca sunduğu ve karşılık beklemediği
devasa enerji fazlası üzerine kuruludur.
Yeryüzü kapalı ve sınırlı bir sistemdir; ancak güneş buraya
sürekli fazla enerji pompalar. Sistem bu fazla enerjiyi (zenginliği) büyüme
için kullanamadığı noktada, o enerji ya isteyerek ve ihtişamla (sanat,
festival, hediye) ya da felaketle (savaş, kriz, yıkım) harcanmak zorundadır.
Bataille’ın Marshall Planı’nı "karşılıksız bir
harcama/hediye" örneği olarak görmesi onun politik saflığını veya dönemsel
konjonktürel sınırlılığını gösterse de, genel ekonomi modeli küresel
sistemlerin mantığını kavramak için radikal bir bakış açısı sunar.
Bataille’ın sistemi ilk bakışta "Güneşin karşılıksız ve
sonsuz enerjisi" (genel ekonomi) ile "Dünyanın sonlu/sınırlı
alanı" (kısıtlı ekonomi) arasında ikili bir karşıtlık gibi görünür.
Ancak metin, bu ikiliğin saf bir ayrım olmadığını vurgular:
Saf bir genel ekonomi ya da tamamen kısıtlı bir ekonomi yoktur. Biri diğerini
sürekli enfekte eder (kirlenme / contamination). Gerçek hayat, ne tamamen
üretken ne de tamamen üretken olmayan harcamalardan oluşur; ikisi birbirine
karmaşık bir biçimde dolanmıştır.
Güneş, insanoğlunun doğrudan bakamadığı ve doğrudan işgal
edemeyeceği "saf genel ekonominin" ve "karşılıksız
armağanın" imkânsız simgesidir.
Bataille’ın önerdiği "Kopernikçi dönüşüm", kısıtlı
ekonomiyi terk edip başka bir yere taşınmak değil; ekonominin kendisine olan
bakış açımızı değiştirmektir. Genel ekonomi, kısıtlı ekonominin
"dışında" duran bir ütopya değil, o ekonominin sınırlarını sürekli
zorlayan, yırtan ve dönüştüren coşkun enerji akışıdır.
Bataille, 1933 tarihli Harcama Kavramı metninde proletarya
ile burjuvazi arasındaki sınıfsal/politik ayrımı (devrimci hezeyan ve sınıf
mücadelesini) merkeze koyuyordu.
Ancak daha sonraki modellerinde bu siyasi ayrımın
"mantıksız farklılığı" tek bir politik programa hapsettiğini fark
etmiştir. Lanetli Pay ile birlikte odağını sınıfsal karşıtlıktan çıkıp Güneş
ile Yeryüzü arasındaki kozmik ve diferansiyel güç oyununa kaydırmıştır.
Kapitalizm sadece "birikim ve üretim" odaklı
dar bir sistem değildir; kapitalizmde israf, muazzam boyuttadır.
Bataille’ın kapitalizmi eleştirmek için kullandığı
"üretken olmayan harcama", bugün postmodern kapitalizmin ana ilkesi
haline gelmiştir. Böylece Bataille, kapitalizm dışı bir alan sunmak yerine geç
kapitalizmin ideoloğuna veya bir gelecekleme/kehanet figürüne dönüşme riski
taşır.
Baudrillard Kötülüğün Şeffaflığı metninde lanetli payı,
sistemin sterilize etmeye çalıştığı ama başaramadığı absürt, terörist ve viral
bir "Kötülük" ilkesine dönüştürür.
Genel ekonomi, kısıtlı ekonominin "Öteki'si"
değildir; kısıtlı ekonominin kendi sınırlanma biçimidir. Geoffrey Bennington,
Bataille’ın bu durumu bir mantık/sınır sorunu olarak ele almak yerine
varoluşsal bir pathos ve etiğe dökmesini eleştirir.
Sonuç
Geleneksel okuma; metne benzersiz, tek yönlü bir anlam (sens
unique) yüklemeyi, onu sahiplenmeyi ve kontrol edilebilir bir "statik
dengeye" oturtmayı amaçlar. Bataille ise anlamın tam da bu dayatılmasına
direnir.
Bataille, anlamı tamamen yok etmez; anlamın geri çekilerek
anlamsızlığa doğru taştığı bir "anlamsız anlam" ekonomisi önerir.
Okuyucuyu düz/tek yönlü bir caddeye değil, anlık çıkmaz sokaklardan oluşan bir
labirente sokar.
Bataille'ı okumamak onun "yaşanmış deneyimine" en
sadık kalma yoludur, ancak bunu bilmek için önce onu okumuş olmak gerekir.
Bataille'ı okumak ise kaçınılmaz olarak onu bir kategoriye
hapsedip ona ihanet etmektir.
Okuma tam da bu imkânsızlık ve başarısızlık hissiyle başlar.
Bataille, kendisini "anladığını" varsayan
arkadaşlarının ve tanıdıklarının okumasına direnir. Blanchot'nun belirttiği
gibi, Bataille'da dostluk bir aşinalık değil, aksine yabancı olanla karşılaşma
ve mesafe deneyimidir.
Kant sınırları çizer; Hegel ise bu sınırları diyalektik
(Aufhebung) aracılığıyla aşarak homojen bir bütünlük (mutlak bilgi) kurmaya
çalışır. Derrida ve Foucault'nun gösterdiği gibi Bataille, Hegel'in
diyalektikle özümseyemediği, işlenemeyen, rezervsiz ve karşılıksız bir
olumsuzluğu (işsiz olumsuzluk) ortaya çıkarır.
Bataille şiddeti veya ihlali (transgression) övmez; aksine
ana akım kültürün ve medyanın ihlali ikiyüzlü bir biçimde kınayarak nasıl kendi
katı tabularını ve örtük şiddetini ürettiğini teşhir eder.
Hayvan, olumsuzluğu (negativiteyi) bilmez; dolayısıyla farkı
ve aşkınlığı da olumlamaz. İnsan, araç gereç kullanımı ve nesneleşme ile
hayvanlığın bu dolaysız içkinliğinden düşmüştür. Kutsal, insanın kaybettiği bu
hayvanımsı içkinliğe (kesintisizliğe) duyduğu arzudur. Ancak bu durum insan
için hem büyüleyici hem de kendi bireysel kimliğini yok edeceği için
"dehşet vericidir".
Şiir, bilincin bilinemez olana kaydığı, insanın o hayvanımsı
karanlık ve derinlikle temas ettiği tekinsiz sınır alanıdır.
Bataille’ı bitirmek veya tamamen kavramak imkânsızdır; çünkü
onun yazısı arkasında kapatılamaz bir arzu ve heterojen bir artık bırakır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder