8 Haziran 2026 Pazartesi

Benjamin Noys - George Bataille - Notlar

Benjamin Noys - George Bataille - Notlar

Eleştirel Bir Giriş

Georges Bataille, A Critical Introduction, Pluto Press, Londra, 2000

 


Giriş

Bataille, hayattayken marjinal kalmış; ölümünden sonra ise "günahın peygamberi" veya "modern klasik" olarak Batı kanonuna özümsenmiştir. Ancak bu popülerleşme, onu arkadaşı Michel Leiris’in deyimiyle "İmkansız Olan" kılan özgün niteliğinden uzaklaştırma riski taşır.

 

Bataille, Sade’ın metinleri üzerinden kendi kaderini okur. Sade’ı nefretle reddedenler, onu "sanatsal/edebi bir öncü" yaparak ehlileştiren hayranlarından daha dürüst bir tepki vermiştir. Çünkü hayranları onu bir kütüphane nesnesine çevirerek yarattığı "haz/acı paradoksunu" ve toplumsal skandalı yok eder.

 

Hem Sade hem Bataille, sistemin tamamen yutamadığı veya dışarı atamadığı bir "yabancı cisim"dir. Bataille’ı yüceltmek veya lanetlemek, onu okuyamamanın iki farklı yoludur.

 

Nietzsche’den ilhamla Bataille, hayatı ile eserini ayırmaz. Yaşam ile yapıt arasındaki bu yıkıcı akış "yaşanmış deneyim"dir.

 

İlk yazılarında sürrealist imgeler kullansa da, sürrealizmi hızla piyasalaşan ve ehlileşen bir avangardizm olarak görmüştür. André Breton tarafından "dışkı filozofu" ilan edilmiş, kendisi de bunu radikal bir kopuş imkanı olarak kullanmıştır.

 

Documents dergisinde estetik veya ticari bir sermayeye dönüşmeyen, izleyiciyi sarsan ve altüst eden "şimşek çakması imgeleri" ve yıkıcı görselliği savunmuştur.

 

Alexandre Kojève’in Hegel derslerine katılan Bataille, Hegel’in diyalektiği ve ölümü kapsama gücü karşısında dehşete düşmüş; kendi hayatını ve "açık yarasını" Hegel’in kapalı sisteminin çürütülmesi olarak tanımlamıştır.

Hegel, ölümü felsefi sistemin içine alarak bir "yas çalışmasına" çevirir. Bataille ise bunu reddederek ölümü bir yas yükü olarak değil; "kör, zararlı festival neşesi" ve hezeyan olarak yaşamayı önerir.

 

Parti disiplinini ve parlamenter yolları reddeden, doğrudan kitlelerin eylemini temel alan bir hat izlemiştir (Radikal sol).

1930’larda faşizmin kitleler üzerinde kışkırttığı tutkulu enerjiyi faşizme karşı kullanmayı amaçlayan bir hareket başlatmıştır. Bu "süper-faşist/paradoksal" arayış, onun günümüzde haksız yere faşizmle bağdaştırılmasına sebep olsa da temel amacı faşizme karşı radikal bir direniştir.

 

Bataille, sol siyasi deneyimlerde gördüğü "iktidar ele geçirme arzusunu" ve bu sözde Nietzscheci "güç istencini" özgürleşme girişimlerini tehlikeye atan bir unsur olarak değerlendirir.

 

Güç yerine özgürlüğü arzulayan bir topluluk fikriyle 1936’da Acéphale (Başsız) kurulmuştur. Bataille, siyasetteki liderlik ve iktidar hayranlığına karşı (özellikle Führer figürüne) kontrolden çıkan enerjileri serbest bırakan "büyücü çırağı" modelini benimsemiştir. Topluluk, üyelerinin kurban olmayı kabul edip cellat olmayı reddetmesi nedeniyle insan kurban etme planını gerçekleştirememiştir.

 

II. Dünya Savaşı ve İşgal, Acéphale ve Sosyoloji Koleji gibi yapıları dağıtmış; ancak aynı zamanda Bataille’a şiddetle iç içe geçen ve bir "hafiflik" hissi sunan bir özgürlük deneyimi yaşatmıştır.

 

Şiddet, varlığını veya hakkını beyan etmez; basitçe "mevcuttur". Ortak dil şiddeti tam olarak ifade edemediği için şiddet dilin sınırlarını zorlar.

Şiddetli bir biçimde tabuların (çoğunlukla cinsel) kırılması olan ihlal, yalnızca teorik bir düşünce değil, beden üzerinden yaşanan sarsıcı bir tecrübedir. Bataille'ın savaş sonrası eserleri (Erotizm, Eros'un Gözyaşları) bu deneyimi kişisel biyografisinden biraz uzaklaştırarak genel bir düşünce alanına taşımıştır.

 

Klasik ve Marksist ekonomi politiğin aksine Bataille, Lanetli Paylaşım adlı eserinde ekonomiyi kâr elde etme mantığından çıkarır. Sistemlerin kontrol edemediği, "kâr getirmeden harcanması gereken" zorunlu bir aşırılığı ve kaybetme zorunluluğunu (genel ekonomi) savunur.

 

Labirent, Bataille’ın düşüncesinde çıkışı, girişi veya sabit bir merkezi olmayan; yönelim bozukluğu yaratan bir varoluş alanıdır.

Hiçbir varlık kendine yeterli veya özerk değildir. İnsanlar dil aracılığıyla sürekli "ilişki içinde olma" durumundadır. Tanrı, bilim veya mutlak hiyerarşiler gibi "istikrarlı bütünler", labirentin yarattığı bu yetersizlik korkusunu örtmek için inşa edilen araçlardır.

 

Bataille, sabit bir mevcudiyet merkezini yıkarak yapıyı "sonsuz dalgalardan oluşan bir ağa" dönüştürür. Bu bakımdan Derrida gibi düşünürlerin geliştireceği postyapısalcılık ve "fark" (difference) düşüncesinin erken ve kurumsal disiplinlere sığmayan bir habercisidir.

 

1. Yıkıcı İmaj

Bataille’ın yıkıcı imaj anlayışı, bedensel bitkinlik/tükenmişlik (yorgunluk) ile aşırı cinsel uyarılma arasındaki çelişkiden beslenir.

Yıkıcı imajlar, işlevlerini anda tüketip kendilerini sabitleyen temsil mekanizmalarını altüst eder. Görsel, ölüme ve zevke (ecstasy) teğet geçer; onu gösterse de geleneksel manada "temsil" edemez.

Bataille'ın sanatta, fotoğrafta ve yazıda bu görsellerin peşine düşmesi Documents (1929-31) dergisinde somutlaşır. Documents, sadece görseller üzerine yazılan değil, görsellerle birlikte çalışan bir multimedya üretimidir.

 

Documents çatısı altında hazırlanan "Eleştirel Sözlük" bilerek eksik bırakılmıştır. Klasik sözlükler kelimeleri sabit anlamlara dondururken; Eleştirel Sözlük, kelimelerin anlamlarını değil, yıkıcı görevlerini ve etkilerini öne çıkarır.

Kelimeler alfabetik bir hiyerarşiyle değil, görsellerle girdikleri uyumsuz oyunlarla ("ham fenomen" materyalizmi, Buster Keaton, fabrika bacaları vb.) hiyerarşik olmayan bir ağ içinde sunulur.

Amaç, kurucu sınıflandırmalara müdahale etmek, dünyayı ve dili donduran kategorileri patlama anlarıyla parçalamaktır.

 

Documents’taki en geleneksel imaj, 1905 yılına ait bir taşra düğün fotoğrafıdır. Bataille, son derece normatif ve burjuva olan bu imajın nasıl hem kahkaha hem de derin bir korku/tiksinti yarattığını inceler.

Düğün fotoğrafı nesilden nesile aktarılan aile ve toplum "sürekliliğini" vadeder. Ancak Bataille, bu katı düzenliliğin şiddetli ve bastırılmış bir gücü kontrol etme arzusu olduğunu belirtir. Medeniyet, şiddeti bastırırken aslında kendi içindeki en büyük şiddeti üretir (Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu tezine paralel olarak).

En "normal" ritüel imajı bile, düzeni korumak için kullandığı bastırılmış şiddet açığa çıkarılarak parodileştirilir; gelin ve damat "vahşi ve kıyametvari bir isyanın ebeveynleri" haline gelir.

 

Bataille, zamansız veya sabit bir "insan doğası" fikrini reddeder. Zamansız bir öz arandığında karşılaşılan tek şey fani öğelerin kötü koordine edilmiş oyunudur.

Geçmişin çirkinliğinden arınmak yerine, o çirkinlik ve kirle temas kurmayı, onu kirleterek yadsımayı seçer.

 

Bilim ve felsefe, dünyayı kategorilere ayırıp "matematiksel bir frak" giydirmeye çalışır. Sinek imgesi (görüntüdeki görünmez ancak vızıldayan parazit), ciddiyetle konuşan bir felsefecinin burnuna konan ve tüm metafizik bütünlüğü kahkahayla yerle bir eden yıkıcı artıktır.

 

Günümüz toplumunun mezbahaları göz önünden uzaklaştırıp karantinaya alması, şiddeti yok etmez; onu yalnızca teknik ve duygusuz bir sürece dönüştürür. Bataille, mezbaha fotoğraflarıyla ölümün bu araçsallaştırılmasına ve saklanmasına meydan okur.

 

Çinli İşkence Kurbanı Fotoğrafı (Leng Tch’e)

Bataille’ın zihnini takıntı derecesinde meşgul eden bu vahşet fotoğrafı, hazzın, acının ve vecdin (ecstasy) sınırlarının birbirine karıştığı "karar verilemez" bir andır (kurbanın sırıtışı ile yüz buruşturması arasındaki belirsizlik).

ristiyanlık acıyı sanatla araçsallaştırıp diriliş anlatısıyla ölümü evilleştirirken; Hegel diyalektiği ölümü "anlama" ve "zihinsel dönüşüme" indirger. Çinli kurban imgesi ise ölümü hiçbir telafisi, yararı veya ulvi anlamı olmayan saf bir bozulma ve parçalanma eylemi olarak sunar.

Bu acı imgesi, öznenin kendi benlik sınırlarını parçalayarak Öteki’nin acısıyla nesnesiz bir iletişim kurmasını sağlar.

 

Yıkılan bir fabrika bacası imgesi, hem sanayi üretiminin dünyaya şiddetle empoze edilmesinin çöküşünü hem de fallik bir gücün zayıflığını temsil eder. Bataille’a göre başımız göğe uzansa da "ayaklarımız çamurdadır."

 

André Breton ve sürrealistler rüya ve gerçekliği üst bir manevi boyutta (gerçeküstülük) birleştirmek isterken; Bataille imajı aşağıya, "temel maddeye" (base matter) ve çamura çeker. Bu durum Bataille’ı klasik gerçeküstücülükten radikal bir biçimde ayırır.

Dalí’nin Hüzünlü Oyun tablosuna tepki veren Bataille, sürrealistlerin steril veya "yüksek" estetiğini bozmak için tablo karşısında "bir domuz gibi ciyaklamak" istediğini söyler. Bu jest, sürrealist imajı çamura sürükleyen Dadaist bir provokasyondur.

Breton’un "sürrealizmin papası" rolünü üstlendiği hiyerarşik yapıya karşı Bataille, sanatçıyı kahraman/kehanet konumundan indirerek radikal, eşitlikçi ve yıkıcı güçlere açık yeni bir topluluk modeli önerir.

 

Documents dergisindeki "Göz" maddesinde kullanılan Joan Crawford fotoğrafı, bakışı bir arzu nesnesi olmaktan çıkarıp izleyiciyi şok içinde geri iten şiddetli bir temas nesnesine dönüştürür.

Göz, aşkın ve hakikatin berrak organı gibi görünse de son derece kırılgandır. Aşk dolu bakış ile gözün delinmesi/tahrip edilmesi arasındaki sınır belirsizdir.

Buñuel ve Dalí’nin filminde kadının gözünün usturayla kesildiği sahne, görme organının saflığını yerle bir eder. Göz, bir hakikat organı olmaktan çıkıp yerinden koparılabilen, akışkan veya yenilebilen maddesel bir nesneye dönüşür.

Freud, delinmiş göz korkusunu iğdiş edilme kaygısına (testislere) bağlarken; Roland Barthes’ın Gözün Hikayesi analizinde belirttiği gibi Bataille, gösterenler zincirini (göz, yumurta, güneş, testis) iğdiş edilme merkezine sabitlemez. Bataille’da imgeler nesnelerin birbiriyle çarpıştığı ve aktığı bulanık bir materyalizm içinde dolaşır.

 

Bataille, İç Deneyim eserinde kör noktayı bir felsefi metafor olarak kullanır. Hegel’in eylem, çalışma ve mücadele felsefesi her şeyi bilinen kılmaya çalışırken; arzu, şiir, kahkaha ve "bilgisizlik" (non-savoir) anları bu sistemi parçalar. Kör nokta, felsefi bilginin ve görmenin kendi içinde yutulduğu imkânsızlık momentidir.

Jacques Lacan, Bataille’ın görsel sezgilerini ve "bakış" (gaze) analizlerini (örneğin Holbein’ın Büyükelçiler tablosundaki kurukafa anamorfozunu) alıp psikanalitik bir teoriye dönüştürerek akademide büyük başarı kazanmıştır.

Lacan, bakıştaki imkânsızı "iğdiş edilme" ve "Gerçek" (Le Réel) kavramıyla sınırlandırıp sisteme dâhil eder. Bataille’ın "imkânsızı" ise psikanaliz de dâhil hiçbir felsefi/kurumsal yapı tarafından ehlileştirilemez, bir merkeze veya iğdiş edilmeye indirgenemez.

Bataille, Freud’un bilinçdışını toplumsal ve bilgi yapılarına boyun eğmeyen bir "heterojenlik" alanı olarak okur; psikanalizin bu patlamaları tam olarak kontrol edemediğini savunur.

 

Rosalind Krauss ve Yve-Alain Bois, Bataille’ın "biçimsiz" (l'informe) kavramını kullanarak sanatı anlam, semantik ve tematik kölelikten kurtarmaya çalışırlar.

Beden sıvılarını (kan, idrar, dışkı vb.) kullanan çağdaş sanatın (örn. Damien Hirst) veya Julia Kristeva’nın iğrençlik (abjection) teorisinin aksine, Bataille'ın biçimsizliği yalnızca bedensel atığa indirgenemez. "Biçimsiz", bir örümcek veya tükürük gibidir; hareketlidir, sınıflandırmadan ve sabit anlamlardan kaçar.

Biçimsiz olanı bir teoriye veya sanat kategorisine dönüştürmek, ona paradoxal olarak yeni bir "biçim" (frak) giydirmek demektir. Yıkıcı imaj ise çerçevenin içine sığmayan ve sürekli dışarı taşan bir akıştır.

 

Kafatasının tepesinden patlayan bu körelmiş göz fantezisi, hem güneşe hem anüse bağlı, saf olmayan, kör edici bir bakış anıdır. Bataille daha sonra bu fanteziyi tüm görme eylemlerini ve imgeleri sarsan bir öz-eleştiriye ve yıkım pratiğine dönüştürür.

 

Jean-Paul Sartre, Bataille hakkında "Bize güldüğünü söylüyor, bizi güldürmüyor" demiştir. Oysa Bataille’ın felsefi ciddiyeti sarsan kahkahası, sistemlerin ve teorilerin üzerine basıp düştüğü bir muz kabuğudur.

 

Bataille’ı ciddi bir şekilde okumak, felsefi yapının çöktüğü (fabrika bacası gibi yıkıldığı) yerde başlar. Kahkaha, zihni entelektüel kölelikten kurtaran, evrenin ağırlığını hafifleten ve imgeyi teoriye dönüştürme arzusunu fesh eden egemen bir eylemdir.

 

2. İç Deneyim

Bataille’ın kahkahası, insanın ve varoluşun belirsizliğine, filozofa, politikacıya ve metinleri mülk edinen okura yöneltilmiş şiddetli bir tepkidir.

Bataille kendisini Nietzsche’yle aynı deneyimi yaşayan bir ikiz/aynısı olarak görür.

1930'larda faşizmin yükselişi ve Fransa'nın işgali döneminde Nietzsche'yi okumak bir "umut" değil; kimliğin, sınırların ve benliğin akıp gitmesini sağlayan, sarsıcı bir içsel/dahili deneyimdir (iç deneyim).

 

Nietzsche de Bataille da kurumsal ve akademik felsefenin güvenli sınırlarının dışındadır. Nietzsche felsefeyi bir "savaş makinesine" dönüştürerek putlara ve felsefi dile saldırmıştır.

Nietzsche'nin dili ne tamamen edebiyata ne de felsefeye aittir; her ikisinden de kaçan "heterojen" bir nitelik taşır.

 

Felsefe (özellikle sağduyu ve bilime karşıt olarak) entelektüel sahiplenmenin "atık ürünlerini" (artıkları) toplar. Hegel’de ölümü bile sisteme dâhil etme çabası bu sahiplenmenin zirvesidir; ancak Bataille için bu durum absürt bir komedidir. Bataille ve Nietzsche, bu atıkları ve heterojenliği yeni bir sistem kurmak için değil, felsefi kimlikleri ve sistemleri parçalamak için kullanır.

 

Nietzsche’nin tahrif edilerek antisemitik ve milliyetçi bir filozofa dönüştürülmesi eylemine Bataille sertçe karşı çıkar. Nietzsche'nin kız kardeşini "İhanet eden Yahuda" (Judas) olarak nitelendirir.

 

Siyasi hareketler Nietzsche'nin serbest bıraktığı enerjiyi ve "güç iradesini" kendi hedefleri doğrultusunda araçsallaştırmaya çalışmıştır. Oysa Nietzsche'nin düşüncesi kendisinin "kullanılmasına" asla izin vermeyen, köleleştirilemez bir özgürlük alanıdır.

Nazizmin en sofistike Nietzsche okuması olan Bäumler, Nietzsche'nin çelişkili labirentinden bir "halk doktrini" çıkarmaya çalışmıştır. Faşizm, Nietzsche'deki özgürlükten hem beslenir hem de onun parçalayıcı gücünden korkar.

Faşist okumaların gözden kaçırdığı veya bastırmak zorunda kaldığı şey, Ebedi Tekerrür (Ebedi Dönüş) deneyimidir.

 

Ebedi tekerrür, bir amaca (sona/kullanıma) doğru ilerleyen hareketi yok eder. Varoluşu herhangi bir siyasi/ideolojik araç olmaktan çıkarıp kendi özgürlüğüne geri düşürür.

Pierre Klossowski'nin belirttiği gibi ebedi tekerrür "bir doktrinin parodisidir". Bu parodik döngü, faşizmin ihtiyaç duyduğu yekpare benliği, iradeyi ve "üniter topluluk/lider" fikrini kökten fesh eder.

 

Boris Souvarine'in Bataille’ı "faşist" olmakla suçlaması kişisel husumetlere dayanır ve temelsizdir (Bataille aşırı soldadır ve özgürlükçü komünizmi savunur).

 

Habermas ve Frankfurt Okulu (Jay, Wolin vb.), Bataille'ı faşizmle mücadele ederken onunla felsefi olarak yakınlaşmakla ve "iletişimsel akla" tehdit oluşturan faşizm öncesi bir estetikçilikle suçlar.

 

Caillois ve Mauss gibi isimlerle birlikte Bataille, toplumsal yenilenme için gizli cemiyetlere, inisiyasyon topluluklarına ve erkek kardeşliklerine ilgi duymuştur. Ancak faşizmden farklı olarak bu ilgiyi iktidarı ele geçirmek için değil, siyaseti dini/kutsal bir boyutta dönüştürmek için kullanmıştır.

 

Bataille'ın kurduğu Acephale gizli örgütü ve sembolü olan "başsız adam", iktidarın ve gücün bir merkezde toplanmasını değil, gücün kaybolmasını ve gönüllü kaybı temsil eder.

Tek bir liderin/kafanın yönettiği faşist topluma ve farkları eşitleyip pasifleştiren burjuva demokrasisine karşı Bataille; sürekli patlamalara izin veren, gücün çoğul dağıldığı, akışkan değişimlere açık "iki veya çok kafalı" bir toplum modelini savunur.

 

Bataille’ın İç Deneyim (1943), Suçlu (1944) ve Nietzsche Üzerine (1945) yapıtları, St. Thomas Aquinas’ın Katolik ilahiyatındaki Summa Theologiae’sine bir gönderme olarak "Ateolojik Summa" (Ateolojik Toplam) çatısını oluşturur.

İç deneyim; Tanrı’ya veya dışsal bir bilgiye gönderme yapmaz. Belirli dinlerin sınırları dışında, tamamen kendi içinde kalan, sonlu ve nesnesiz bir meditasyon/deneyimdir.

 

Bataille’a göre iç deneyim, "imkânsızın deneyimidir"; bilgiye veya bir nesneye indirgenemez.

 

İç deneyim; din, felsefe veya dil gibi dış otorite biçimlerinin çözüldüğü sınır durumlara ulaşır.

Dil ile deneyim arasında diyalektik olarak çözülemeyen iç içe bir çatışma vardır.

İç deneyim, izole edilmiş bireysel özneyi parçalar. Bireysel benlik ("ben" ve "sen"), kesintisiz varoluş akışı üzerinde geçici bir barajdan ibarettir.

 

İletişim, bireyi kendi dışına, "olası varoluşların tanımsız kalabalığı" içine fırlatır. Bu fırlatılış, yalıtılmış bireyi topluluk deneyimine taşır.

Bataille’ın Nietzsche okuması; faşist, Nazi veya ideolojik sahiplenmelere karşı bir direniştir. Nietzsche’yi bir araç olarak kullanmak yerine, onun sunduğu özgürlük açılımı üzerinden Nietzsche ile kurulan bir topluluk bağından söz edilir.

Savaşın "iyi-kötü" kesinlikleri yerine iç deneyimin ve şansın istikrarsızlığı konur. Nietzsche sonrası "Büyük Politika", faşizm değil; siyasi düşünce için yeni özgürlük imkânlarıdır.

 

Jean-Luc Nancy (Çalışmayan Topluluk), topluluğun kapalı, homojen, kendi içine kapalı bir birlik (içkinlik) olarak düşünülmesine karşı çıkar. Nazizmin intiharı bu içkin topluluk arayışının sonucudur.

 

Günümüz siyasetindeki "göçmen karşıtı", topluluğu koruma/yeniden canlandırma retorikleri topluluğu kapatma eğilimindedir; Bataille’ın düşüncesi ise dışarıdan geleceklere açık, sarsıcı bir "komünizm/ortak-varoluş" imkânı sunar.

 

Bataille, felsefeyi imkânsızlıkla kirletir. İmkânsızlık felsefe için zayıf bir mazeret değil, felsefeyi başlatan ve sınırlayan gerçek sınırdır.

Felsefe kendisini tamamlanmış, otoriter bir "ev/mimari yapı" olarak görme eğilimindedir. Oysa Bataille’a göre felsefe asla tamamlanmış bir ev değildir; "bir inşaat alanıdır" (şantiye).

Felsefeyi imkânsızlık, heterojenlik ve dışarıda bırakılan atık ürünler üzerinden düşünmek; felsefenin ve politikanın kapalı yapısını bozarak onu yeniden üretime ve topluluğa açar.

 

3. Egemenlik

Bataille, egemenliği arzunun tüm çıkar sınırlamalarından arınmış bir özgürlük deneyimi olarak tanımlar.

Egemenlik, hem toplumsal hiyerarşi ile radikal özgürlük arasında hem de düzensiz/akışkan bir deneyim ile düzenli/sabit bir kavram arasındaki imkânsız bir fay hattında yer alır.

 

Gilles de Rais (Mavi Sakal efsanesine kaynaklık eden, çocuklara yönelik seri cinayetler işleyen ortaçağ feodal lordu), Bataille’ın egemenlik analizinde uç bir örnek oluşturur.

Rais’in suçları cinsel hazdan ziyade "ölümü iş başında izlemek" ve herhangi bir rasyonel hesaba/faydacılığa dayanmayan saf harcamadır.

Sıradan işkenceciler şiddetlerini yerleşik otorite, güvenlik veya demokrasi gibi "yüce gerekçelerle" gizler ve meşrulaştırır. Gilles de Rais ise hiçbir rasyonel gerekçeye sığınmaz; şiddeti dilin sınırlarını parçalayan çığlıklarda ve hıçkırıklarda dolaysızca dışa vurur.

Rais’i insani bütünlüğün dışına atıp "canavar" ilan etmek onun şiddetini gizemlileştirip artırır; onu sahiplenip kutlamak ise şiddeti onaylamak anlamına gelir. Bataille’ın radikal hamlesi, bu sapkınlığı ve suçu dışarıda bırakmadan insanlığın bütünlüğüne entegre etmeye çalışmasıdır.

 

Şiddet, bedenin ve nesnelerin bütünlüğünü bozar; sınırları ve zarları yırtar. Bu nedenle her türlü özgürlük düşüncesinin kaçınılmaz bir parçasıdır.

 

Bataille’ın Gilles de Rais analizi, popüler kültürdeki sığ seri katil güzellemesi veya şiddet pornografisi değil; şiddetin ve suçluluğun kutsanmasına yönelik ilk yapısökümcü (deconstructive) çözülemedir.

Rais, feodal harcama çağından rasyonel-akılcı birikim çağına geçişte tarihsel bir krizin kurbanıdır; askeri düzen şiddeti rasyonelleştirip kontrol altına alırken, Rais'in kontrolsüz şiddeti tarihsel bir sapkınlık/çöküş olarak kalmıştır.

 

Bataille, Nietzsche Üzerine yapıtında "Zirve"yi iyinin ve kötünün ötesinde, tanımı ve ulaşılması imkânsız bir sınır olarak ele alır.

Zirveye bir varlık (ontolojik bir anlam) yüklemek, zirvenin ulaşılamazlık yapısına ihanet etmektir. Zirveye ulaşılamıyorsa, geriye kalan tek şey düşüştür.

Bataille, ilk denemelerindeki (Eski Köstebek) kendi idealist eğilimlerini unutup zirveye tutunmaya çalışsa da, aslında zirve yalnızca bir düşüşün, kontrol kaybının ve yönelim bozukluğunun (disorientation) ürünüdür.

 

Derrida’nın belirttiği gibi, Bataille’da egemenlik kendi kendini yöneten veya bir tebaanın/bireyin mülkiyetinde olan klasik bir felsefi kavram değildir. Bir bireyde veya liderde sabitlendiğinde patolojikleşir ve sınır deneyimi olma vasfını kaybeder.

 

Faşist lider (Führer), egemen özgürlüğü tek bir şahısta toplayıp kontrol etmeye çalışır. Ancak bu yoğunlaşma otoriter bir baskı mekanizmasına dönüştüğü için başkalarının egemen özgürlüğünü yok eder. Egemenlik tek bir kişide veya otoritelerde toplanamaz; yayılır, bölünür ve kendi otoritesini de yıkar.

 

Gilles de Rais ile Nazilerin suçları

Her iki odak da aşırı şiddette, yaşam ve ölüm üzerinde müstehcen bir gücün vücut bulmasında ve bu egemen gücün tek bir odakta/bireyde yoğunlaşma çabasında birleşir.

Gilles de Rais: Gücünü biriktirmek veya rasyonel bir amaç için kullanmak yerine, tamamen harcar (expenditure). Rais'in şiddeti bir hedefe (saflık, korku salma) hizmet etmez; "mutlak efendi" olan ölümle karşılaşma ve erotik/müstehcen bir harcama arzusuna dayanır.

 

Nazizm: Kanlı şiddeti, tebaa ve nüfusları organize eden, disipline eden modern biyo-iktidar ve siyasi hesaplama ile birleştirir. Foucault'nun ifadesiyle Nazizm, Ortaçağ'ın "kan sembolleri" ile modern "disiplinci gücün" kurnazca bir birleşimidir.

Rais'in şiddeti tarihsel olarak verimsiz ve kurumsallaşamamış bir feodal çöküşken; Nazizm bu kan fantezilerini modern devlet aygıtıyla rasyonelleştirip kitlesel imhaya dönüştürmüştür.

 

Zirve, bir güç birikimi ya da belirli bir lidere/kişiye atfedilecek sabit bir kavram değildir. Zirve ancak ulaşılamaz bir "imkânsız sınır" veya bir düşüş/çöküş anı olarak deneyimlenebilir. Zirve ve düşüş eş zamanlıdır; Zirveyi düşüşten ayıramayız. / Place de la Concorde’daki (XVI. Louis'nin giyotinle idam edildiği yer)

Hegel ve Kojève’e göre tarih, çalışan ve dünyayı dönüştüren kölenin eseridir. Efendi ise diyalektik tarafından tarihin kenarına atılır.

 

Bataille, köleye verilen bu mutlak ayrıcalığa karşı çıkar. O, kölenin faydacı ve üretken emeğine değil; efendinin, Gilles de Rais’in ve oyunun "işe yaramaz, verimsiz ve yıkıcı" harcamasına odaklanır.

 

Hegel ve Kojève, ölümü/olumsuzluğu diyalektiği harekete geçiren bir araç (olumsuzun emeği) olarak sisteme dahil eder ve kontrol altında tutar. Bataille ise ölümü ve olumsuzluğu diyalektiğe geri çekilemeyecek radikal bir sınır olarak görür; filozofa karşı "egemen bir kahkaha" ile yanıt verir.

 

Hegel'in "Mutlak Bilgi" ile kapatmaya çalıştığı felsefi sistem, Bataille'a göre kapatılamaz. Mutlak bilgi aslında bir "kesin bilgisizlik" anına ve esriklik/delilik sınırına dayanır.

Egemenlik bir özneye, bir öndere veya ontolojik bir varlığa indirgenemez. Terim özneyle eşleştirildiği an, egemenliğin yıkıcı gücü özne kavramının kendisini parçalar.

Kojève, tarihin sonunda insanın arzularının tamamen doyurulacağını iddia eder.

 

Bataille ise tarihin sonunu (felsefenin kapanışını) bir durgunluk değil, tam aksine nesnesi kalmamış, serbest kalmış bir "işlenmemiş/eylemsiz olumsuzluğun" alevlenmesi olarak görür.

Bu an; erotik müstehcenlik, dehşet, kahkaha, korku ve gözyaşı gibi radikal duygusal yüklerin ve sınırsız ihlallerin açığa çıktığı yeni bir düşünce imkânıdır.

 

Bataille'ın düşüncesi; egemenliği bir liderde, devlette veya rasyonel bir güç birikiminde (Nazizm veya Hegelci Prusya devleti gibi) sabitleyen tüm girişimleri yıkar. Egemenlik, sahip olunabilecek bir güç nesnesi değil; kontrol edilemeyen, zaman ve mekânı yersiz-yurtsuzlaştıran, özneyi dağıtan ve insanı felsefenin ve dilin sınırındaki "imkânsız" ile yüzleştiren yönelim bozucu bir harcama deneyimidir.

 

4. Eros'un Gözyaşları

Bataille için cinsellik hiçbir zaman basit bir mutluluk ya da haz kaynağı olamaz; özünde şiddet, ihlal ve ıstırap taşır. Erotizmin ana formülü "ölüm noktasına kadar yaşamayı kabul etmek"tir.

Temel organizmalardaki eşeysiz çoğalma (bölünme), ilk varlığın ölümünü ve şiddetle açılmasını içerir. İnsanlardaki eşeyli üremede de cinsel eylem, bireysel sınırların geçici olarak çözüldüğü bir "süreklilik anı"dır. Bu durum, beden bütünlüğünün tamamen kaybedileceği nihai sınırın (ölümün) habercisidir.

Erotizm, katılımcıların normal ve düzenli yaşamlarındaki süreksiz sınırları yok ederek onları "kutsal" olanın içkin kaynaşma düzlemine ve kayıp süreklilik arzusuna taşır.

 

İhlal tabuyu bastırmaz; onu yalnızca geçici olarak askıya alır. Ne mutlak bir süreklilik ne de mutlak bir süreksizlik mümkündür (her ikisi de nihai ölümdür). Yaşam, bu iki durum arasındaki istikrarsız çalkantıda ve fark oyununda var olur.

İhlal ve tabu bir Hegelci sentez (aufhebung) ile uzlaştırılamaz veya dengelenemez. Tabu sınırı çizer, ihlal ise onu kırarak sürdürür. İhlal olmadan tabu, tabu olmadan ihlal düşünülemez.

 

Bataille Kurgusunun Özellikleri

Doğrudan, çıplak, kısa ve yoğun bir tarz; benliğin mülksüzleştirilmesi ve kontrolün kaybı.

Otobiyografik Unsurlar: Anlatıcılar sıklıkla Bataille'ın kendi siyasi/cinsel krizlerinin ve travmatik ilişkilerinin (örn. Laure/Colette Peignot, Simone Weil) izlerini taşır.

Yinelenen Karakter Şablonları: Çözülme/çöküş yaşayan ahlaksız çapkın erkek anlatıcı; kendinden geçmiş, erotik açıdan güçlü kadın figürü; hem dehşet hem büyülenme yaratan masumiyet figürü.

 

Rahip C.

Roman, dindar rahip Robert ile çapkın kardeşi Charles ikizliği üzerinden erotizm ile din arasındaki ortak tutkulu bağı keşfeder. Aziz ile şehvet düşkünü aslında aynı tutkunun iki farklı yüzüdür.

 

Bataille kurgularındaki erkek figürler egemen/fallik güçten yoksundur; iktidarsızlık, sarhoşluk ve çözülme halindedirler. Eponine gibi kadın karakterler ise erotik gücü elinde tutar. Roman boyunca karakterlerin rolleri ve kimlikleri tamamen birbirine karışır.

Charles cinsel hazdan ve reddedilmişlikten dini bir çöküşe sürüklenirken, Robert sunak başındaki sara/korku krizinden fahişelerle girdiği bir seks partisine (sarhoş bir mistik gibi) ve Gestapo işkencesine varan bir düşüş yaşar.

 

Sonuç olarak metin, sabit cinsel veya dini kimliklerin tamamen yıkıldığı, zamanın ve benliğin uçsuz bucaksız bir dışsallığa açıldığı radikal bir ihlal deneyimini sahneler.

 

Bataille’ın yazıları kendi kendisiyle çelişen ve kendini silen bir niteliğe sahiptir. Yazma eylemi, bünyesinde yıkımı ve zamansal çöküşü (harabeyi) barındırır.

Bataille’ın yazınında bedensel açıklıklar (göz, ağız vs.) müstehcenlik ve süreklilik deneyiminin kapılarıdır.

Bedendeki "gizli kanallar", insanı cinsel bir dürtü aracılığıyla hem dini olana hem de zamanın sınırsızlığına ve harabelerine açar.

Bataille’ın karakterleri yapacak bir şeyi kalmayan, sadece olumsuzluğu keşfeden "işsiz olumsuzluğun" figürleridir.

 

Kant, aklın sınırını ampirik ile aşkın (fenomen/numen) arasına çeker ve antropolojik "İnsan nedir?" sorusunda bu sınırı kapatır.

Hegel, sınırı sınırlamanın zaten aşıldığını söyleyerek Kant'ı eleştirir ve farkı "çelişki"ye dönüştürüp diyalektik bir sentezle kapatır. Bataille ise Hegel'in aksine farkı diyalektik bir çözülmeye (senteze) oturtmaz; ihlalin yarattığı farkı diyalektiğin ötesine, aklın kaybolduğu yere kadar sürükler.

 

Jacques Derrida'nın différance kavramı, Bataille'ın diyalektiğe indirgenemeyen heterojen fark düşüncesiyle doğrudan ilişkilidir.

 

Foucault, Bataille'ı önce "geleceğin düşünürü" sonra da "geçmişe (kan simgeselliğine) takılı" diyerek tarihselleştirmeye çalışsa da, Bataille doğrusal zamana sığmaz.

Bataille'da zaman; devrimin, patlamanın ve şansın getirdiği bir kesinti/kopuştur. Bu yönüyle Walter Benjamin'in "tarihin homojen zamanını patlatan devrim" fikriyle örtüşür.

 

5. Lanetli Paylaşım

Bataille’ın üç ciltlik Lanetli Paylaşım (La Part Maudite) adlı yapıtı, onun sistemli bir bütünlük kurma çabasının en gelişmiş örneğidir. Ancak eser doğası gereği bölünmüştür: Bir yandan bir güç, ustalık ve akademizm arayışıyken, diğer yandan çöküş, kayıp ve yıkım zorunluluğudur.

 

Sisteme, çerçeveye veya belirli bir örneğe indirgenemeyen bir şeyi (lanetli payı) teorik bir çerçeveye ve örneğe oturtmaya çalışmak, metnin kendi mantığı gereği o kavrama "ihanet" etmesi anlamına gelir.

 

1933 tarihli Harcama Kavramı makalesi, 1929 Wall Street çöküşünün yarattığı kriz havası ve radikal siyasi coşkuyla yazılmıştır.

 

Bataille; üretken tüketim (sistemin kendini yeniden üretmesi için gerekli olan) ile üretken olmayan harcama (mücevher, kumar, sanat, kurban, oyun gibi sonu kayba çıkan eylemler) arasında bir ayrım yapar.

 

Arkaik toplumlardaki potlaç (rekabetçi hediye verme ve nesneleri/zenginliği yok etme ritüeli) geleneğini inceler. Potlaçta zenginlik biriktirilmez, sergilenerek ve imha edilerek harcanır.

 

Bataille, proletaryanın sınıf mücadelesini bir üretim araçlarını ele geçirme sürecinden ziyade, burjuvazinin biriktirdiği zenginliği bir "festival hezeyanı" içinde he anya götürecek devrimci bir potlaç ve yıkım aracı olarak görür.

 

Savaş sonrası dönemde yazılan Lanetli Paylaşım, odağını dar politik/sınıfsal mücadeleden çıkarıp "kozmik bir enerji ekolojisine" (Güneş Ekonomisi) kaydırır.

Kısıtlı ekonomi sınırlı kaynaklar ve birikim üzerine kuruluyken; genel ekonomi, güneşin sınırsızca sunduğu ve karşılık beklemediği devasa enerji fazlası üzerine kuruludur.

Yeryüzü kapalı ve sınırlı bir sistemdir; ancak güneş buraya sürekli fazla enerji pompalar. Sistem bu fazla enerjiyi (zenginliği) büyüme için kullanamadığı noktada, o enerji ya isteyerek ve ihtişamla (sanat, festival, hediye) ya da felaketle (savaş, kriz, yıkım) harcanmak zorundadır.

 

Bataille’ın Marshall Planı’nı "karşılıksız bir harcama/hediye" örneği olarak görmesi onun politik saflığını veya dönemsel konjonktürel sınırlılığını gösterse de, genel ekonomi modeli küresel sistemlerin mantığını kavramak için radikal bir bakış açısı sunar.

 

Bataille’ın sistemi ilk bakışta "Güneşin karşılıksız ve sonsuz enerjisi" (genel ekonomi) ile "Dünyanın sonlu/sınırlı alanı" (kısıtlı ekonomi) arasında ikili bir karşıtlık gibi görünür.

Ancak metin, bu ikiliğin saf bir ayrım olmadığını vurgular: Saf bir genel ekonomi ya da tamamen kısıtlı bir ekonomi yoktur. Biri diğerini sürekli enfekte eder (kirlenme / contamination). Gerçek hayat, ne tamamen üretken ne de tamamen üretken olmayan harcamalardan oluşur; ikisi birbirine karmaşık bir biçimde dolanmıştır.

 

Güneş, insanoğlunun doğrudan bakamadığı ve doğrudan işgal edemeyeceği "saf genel ekonominin" ve "karşılıksız armağanın" imkânsız simgesidir.

Bataille’ın önerdiği "Kopernikçi dönüşüm", kısıtlı ekonomiyi terk edip başka bir yere taşınmak değil; ekonominin kendisine olan bakış açımızı değiştirmektir. Genel ekonomi, kısıtlı ekonominin "dışında" duran bir ütopya değil, o ekonominin sınırlarını sürekli zorlayan, yırtan ve dönüştüren coşkun enerji akışıdır.

 

Bataille, 1933 tarihli Harcama Kavramı metninde proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıfsal/politik ayrımı (devrimci hezeyan ve sınıf mücadelesini) merkeze koyuyordu.

 

Ancak daha sonraki modellerinde bu siyasi ayrımın "mantıksız farklılığı" tek bir politik programa hapsettiğini fark etmiştir. Lanetli Pay ile birlikte odağını sınıfsal karşıtlıktan çıkıp Güneş ile Yeryüzü arasındaki kozmik ve diferansiyel güç oyununa kaydırmıştır.

 

Kapitalizm sadece "birikim ve üretim" odaklı dar bir sistem değildir; kapitalizmde israf, muazzam boyuttadır.

Bataille’ın kapitalizmi eleştirmek için kullandığı "üretken olmayan harcama", bugün postmodern kapitalizmin ana ilkesi haline gelmiştir. Böylece Bataille, kapitalizm dışı bir alan sunmak yerine geç kapitalizmin ideoloğuna veya bir gelecekleme/kehanet figürüne dönüşme riski taşır.

 

Baudrillard Kötülüğün Şeffaflığı metninde lanetli payı, sistemin sterilize etmeye çalıştığı ama başaramadığı absürt, terörist ve viral bir "Kötülük" ilkesine dönüştürür.

 

Genel ekonomi, kısıtlı ekonominin "Öteki'si" değildir; kısıtlı ekonominin kendi sınırlanma biçimidir. Geoffrey Bennington, Bataille’ın bu durumu bir mantık/sınır sorunu olarak ele almak yerine varoluşsal bir pathos ve etiğe dökmesini eleştirir.

 

Sonuç

Geleneksel okuma; metne benzersiz, tek yönlü bir anlam (sens unique) yüklemeyi, onu sahiplenmeyi ve kontrol edilebilir bir "statik dengeye" oturtmayı amaçlar. Bataille ise anlamın tam da bu dayatılmasına direnir.

Bataille, anlamı tamamen yok etmez; anlamın geri çekilerek anlamsızlığa doğru taştığı bir "anlamsız anlam" ekonomisi önerir. Okuyucuyu düz/tek yönlü bir caddeye değil, anlık çıkmaz sokaklardan oluşan bir labirente sokar.

 

Bataille'ı okumamak onun "yaşanmış deneyimine" en sadık kalma yoludur, ancak bunu bilmek için önce onu okumuş olmak gerekir.

Bataille'ı okumak ise kaçınılmaz olarak onu bir kategoriye hapsedip ona ihanet etmektir.

Okuma tam da bu imkânsızlık ve başarısızlık hissiyle başlar.

 

Bataille, kendisini "anladığını" varsayan arkadaşlarının ve tanıdıklarının okumasına direnir. Blanchot'nun belirttiği gibi, Bataille'da dostluk bir aşinalık değil, aksine yabancı olanla karşılaşma ve mesafe deneyimidir.

 

Kant sınırları çizer; Hegel ise bu sınırları diyalektik (Aufhebung) aracılığıyla aşarak homojen bir bütünlük (mutlak bilgi) kurmaya çalışır. Derrida ve Foucault'nun gösterdiği gibi Bataille, Hegel'in diyalektikle özümseyemediği, işlenemeyen, rezervsiz ve karşılıksız bir olumsuzluğu (işsiz olumsuzluk) ortaya çıkarır.

 

Bataille şiddeti veya ihlali (transgression) övmez; aksine ana akım kültürün ve medyanın ihlali ikiyüzlü bir biçimde kınayarak nasıl kendi katı tabularını ve örtük şiddetini ürettiğini teşhir eder.

 

Hayvan, olumsuzluğu (negativiteyi) bilmez; dolayısıyla farkı ve aşkınlığı da olumlamaz. İnsan, araç gereç kullanımı ve nesneleşme ile hayvanlığın bu dolaysız içkinliğinden düşmüştür. Kutsal, insanın kaybettiği bu hayvanımsı içkinliğe (kesintisizliğe) duyduğu arzudur. Ancak bu durum insan için hem büyüleyici hem de kendi bireysel kimliğini yok edeceği için "dehşet vericidir".

 

Şiir, bilincin bilinemez olana kaydığı, insanın o hayvanımsı karanlık ve derinlikle temas ettiği tekinsiz sınır alanıdır.

Bataille’ı bitirmek veya tamamen kavramak imkânsızdır; çünkü onun yazısı arkasında kapatılamaz bir arzu ve heterojen bir artık bırakır.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder