8 Haziran 2026 Pazartesi

Franco Rella, Susanna Mati - Georges Bataille, Filozof - Notlar

Franco Rella, Susanna Mati - Georges Bataille, Filozof - Notlar

Georges Bataille, Philosophe, Mimesis / Vrin, Paris, 2009

 


Önsöz

Bataille'ın çalışmalarında felsefenin mutlak merkezi olduğu algısı, çoğu zaman eleştirilerle gölgelendi, bizi bu hipotezi - ders sırasında söylenenlere dayanarak - kitabın ilk iki bölümünü oluşturan iki makalemizde derinleştirmeye itti. Üçüncü bölüm, temelini oluşturan ve bizi elde edilen sonuçları sorgulamaya yönlendiren diyaloğa tanıklık ediyor, böylece Bataille'ın düşüncesinin gerçekten de 20. yüzyılın belirleyici bir felsefi eseri olduğuna dair inancımızı güçlendiriyor.

 

Metafizik Yara

Franco Rella

 

Felsefenin Krizi

Günümüz felsefesi, dünyayı karakterize eden parçalanmışlık, çatışma ve belirsizliklerle yüzleşmekten kaçınarak güvenli bir "sonsuz yorum" alanına çekilmiştir. Adorno’nun ifadesiyle felsefe, dünyayı kavradığını sanırken aslında yalnızca kendi kuramsal asimilasyon gücünü doğrulamaktadır.

Bataille, felsefenin bu pürüzsüz ve edilgen sürüklenişine karşı durur. O, sistemi kendi sınırlarına, "dışarısına" (kavramsal sistemin hazmedemediği kahkaha, gözyaşı, suç, erotizm ve deliliğe) açmaya zorlar.

 

Hegel’in sistemi her şeyi yutan, olumsuzluğu dahi sistemin içine katarak nötralize eden muazzam bir yapıdır. Ancak Bataille’a göre Hegel, bu sistemi kurarken kendisini riskten korumuş, yaşamın sonlarında "ders tekrarlayıp kart oynayan" bir sistem bürokratına dönüştürerek insanı yadsıyan bir "hayvanlar alemine" çekilmiştir.

 

Bataille bir Hegel olamaz; sistemini tamamlayamaz (Ateolojik Toplam yarım kalır, metinleri parçalıdır). Ancak felsefeyi eski büyüklüğüne ve hayati trajedisine kavuşturan şey tam da bu başarısızlıktır.

 

Kurban ritüelleri ve gizli örgütlenmeler üzerinden fedakarlığa dayalı yeni bir topluluk yaratma girişimi (Acéphale) "korkunç bir hata" ile sonuçlanır. Gerçek kurbanın insan öldürmek değil, insanın kendi kusurluluğunu ve tamamlanmamışlığını kabul etmesi ("koçsuz ve İshaksız çıplak kurban") olduğu anlaşılır.

 

Nietzsche: Bireysel esrimeyi sağlar ama takip edilemez bir yalnızlık filozofudur; bir topluluk sunmaz.

 

Heidegger: Dasein kavramını bir "akademisyenler topluluğuna" indirgeme riski taşır.

 

Kafka: İmkânsızı, eksiklik ve iktidarsızlık üzerinden mümkün kılan figürdür. Bataille’ın egemenlik anlayışı Sade’ın şiddetinden ziyade Kafka’nın bu "iktidarsızlığının gücüne" yaklaşır.

 

Kolektif ahlak (Hegelci Sittlichkeit), modern dönemde bir anakronizme dönüştüğünde sahte bir birlik yaratmak için şiddet uygular. Bataille’ın aradığı iletişim ise insana sonradan eklenen bir nitelik değil, insanın varoluşunu (Dasein) bizzat oluşturan, aşıklar arasındaki gibi kırılgan, kusurlu ve tamamlanmamış bir temas alanıdır.

 

Metafizik Gereksinim

Mistik deneyimler bir hikaye anlatıp Tanrı’da tatmine ulaşabilirken; erotik deneyim, Zerdüşt’ün "büyük anı" veya ölümle yüzleşme gibi "sınır deneyimleri" asla bir sona veya doyuma ulaşmaz. Sessiz, hikayesiz ve baş döndürücüdür.

 

Bataille’ın kurduğu yeni metafizik, Platoncu bir "başka yer" ya da Kantçı "noumenon" aramaz. Aşırılık (excès), varlığın sınırların ötesine taşmasıdır. Madam Edwarda metnindeki "Var olan her şey, olduğundan daha fazlasıdır" ilkesi, bilinen tüm geleneksel metafizikleri sarsan adlandırılamaz bir öze işaret eder.

 

Hegelci sistemde her olumsuzluk bir işe yarar ve sisteme dahil edilir. Bataille ise sanatta ve dinde "bir amaca hizmet etmeyen" olumsuzluğu arar.

 

Edebiyat ve şiir bir "fedakarlık" (kurban) eylemidir; yararlı sözün katledilmesidir. Ancak kelimeler dili tamamen yırtıp atamaz. Rimbaud örneğinde olduğu gibi fedakarlık radikal bir biçimde gerçekleştiğinde geriye yalnızca afazi (dilsizlik) ve vazgeçiş kalır. Bataille, edebiyatın bu açmazını bildiği için klasik anlamda bir romancı veya avangard yazar olmaktan kaçınmış, metinlerini parçalı (önsözler, günlükler, fragmentler) bir yapıda kurgulamıştır.

 

Madam Edwarda’da bir fahişenin cinsel organını açarak "Ben Tanrıyım" demesi pornografik bir eylem değil, erotik ve metafizik bir sınıra ulaşma çabasıdır. Klasik Tanrı anlayışının yıkıldığı yerde Tanrı, varlığın ve imkânsızın en kırılgan, en dehşet verici sınırında (genelevde, delilikte, kutsal ile müstehcenin kesişiminde) belirir.

 

Bataille, pozitif felsefi bilginin karşısına "bilgisizliği" (non-savoir) koyar. Bu durum basit bir cehalet değil; düşüncenin kendi sınırına ulaştığı, parçalandığı ve mutlak bilginin kuramsal güvencesini kaybettiği riskli bir alandır.

 

Bataille’ın Kojève’e yazdığı 1961 tarihli mektup, felsefi projesinin özetidir: Hegelci Sistemin temeline veya sonuna "deliliği" yerleştirmek. Hegel’in her şeyi açıklayan rasyonel yapısı içinde hazmedilemeyen o "çürük diş" olmak.

 

Toplum

Bataille, klasik politik çerçevenin dışında bir "topluluk" imkânı arar.

Egemenlik, faydacılığın, araçsal aklın ve birikim ekonomisinin ötesindedir. İlahi, kutsal, gülünç ve erotik olana dokunur.

 

Bataille’a göre Sade’ın dünyası maksimum hazzı hesaplayan katı bir mekanik ekonomiye (fayda sistemine) dayanır. Komünizm de üretimi ve birikimi merkeze aldığı, araçsal akla dayandığı için egemenliği araçsallaştırır.

Hegelci "Mutlak Bilgi" ve söylem, özne ile nesnenin birleştiği sınırda kendini "bilgisizliğin Hiçliği"nde çözer. Bataille’ın düşüncesi, Hegel’in bittiği bu "hiçlik" ve çözülme noktasında başlar.

 

İnsan tamamlanmamış bir varlıktır. Tamamlanmaya tekil olarak ulaşamaz; ancak kendi eksikliğini başka bir eksik varlığa aktararak/ileterek Madam Edwarda örneğinde olduğu gibi sınır deneyimine ve "ilahi olana" dokunabilir.

 

Rahip C. romanında Başrahip'in ayin sırasında bayılması veya gece birikinti bırakması, kurban eyleminin birer parodisidir. Gerçek fedakarlık ise Naziler tarafından yakalandığında en sevdiği kişileri (kardeşini ve Eponine'i) ihbar etmesi ve işkence altında ölmesidir.

Bu trajik ihanet, ne cinsiyetin ne de politikanın kuramadığı dehşet verici bir "ölüm topluluğu" kurar. Bataille, toplumsallık sezgilerinden politik bir topluluk çıkarmanın imkânsızlığını veya muazzam zorluğunu bu roman üzerinden gösterir.

 

Bataille’da da yüz, var olanın derinliğini açan bir yırtılmadır (kahkaha, ölüm veya erotizm biçiminde). Ancak Bataille’da dışarıdan emreden ilahi bir ses yoktur (“Öldürmeyeceksin” gibi); kutsal ses doğrudan o sınırın içinden konuşur. Madam Edwarda’da fahişenin cinsel organı (vulva), Levinas’ın "Yüz" kavramının ateolojik karşılığıdır ve anlatıcıyı "Ben Tanrıyım" demeye sevk eden o baş döndürücü sınırdır.

 

Kafka’nın öyküsündeki köpek (Bir Köpek Arıyorum), oruç tutarak ve sorular sorarak "köpekliğin" (kaninit) ve topluluğun anlamını arar.

Kafka’daki bu hayvansılaşma/insanlık dışına geçiş, topluluğun dayandığı ön kabulleri ve yasakları sorgulama imkânı verir. Tıpkı Bataille’ın erotizm ve "Akephalos" (Başsız) deneyiminde denediği gibi, Kafka da yasanın ve geleneğin topluluk sorununu çözmede yetersiz kaldığını, topluluğun sonsuz çelişkiler barındırdığını gösterir.

 

Bataille, hazır bir politika veya etik reçetesi sunmaz; o apolitik bir düşünürdür. Ancak onun felsefesi, küreselleşmiş dünyanın sahte politika ve topluluk anlayışlarını yıkan hayalet-kırıcı bir işlev görür.

 

Gelecek Felsefesi veya Summa Atheoloji

Susanna Mati

Sartre, Bataille’ın felsefi eğitimini ve düşüncesini "eksik, tuhaf ve tesadüfi" görerek ironik bir mesafeyle yaklaşır. Sartre "aceleyle çalışır", angajedir ve negatiflik üzerinde tereddüt etmeye vakti yoktur.

Bataille ise Hegel’in tavsiye ettiği gibi "faydasız aylaklığa", yani diyalektiğin sentez/uzlaşma aşamasından önce olumsuzluk üzerinde uzun süre tereddüt etmeye (durmaya) zaman ayırır. Bataille için önemli olan bir sonuca (senteze) ulaşmak değil, kurban ve acı çekme anında kalmaktır.

 

Bataille, Ruhun Fenomenolojisi’nin Önsöz’ündeki ünlü cümleye dayanır (Madam Edwarda’nın girişinde): "Ölüm en korkunç şeydir ve ölüye tutunmak [ölü olana dik dik bakmak] en büyük gücü gerektirir."

 

Hegel, olumsuzluğu nihai bir senteze ulaştırmak için bu ölüm anından geçer. Bataille ise diyalektiğin üçüncü adımı olan "uzlaşma/kaldırma" aşamasına geçmeyi reddeder; antitezde, yani yıkıcı ve telafisi imkânsız olan olumsuzluğun sınırında donar ve tereddüt eder.

 

Kojève’e göre Hakikat ancak Logos (söylem, diyalektik üçlü/Üç) aracılığıyla ifade edilebilir. Hegel, Tarih’in ve Mutlak Bilgi’nin son sözünü söylemiştir. Logos'un dışına çıkma çabası "yalnızca mistik bir sessizlik" veya "hiçlik" üretir.

 

Kojève, Bataille’ın İç Deneyim’de "anlatılamaz olanı konuşarak ifade etme" çelişkisine düştüğünü; bu yüzden Bataille’ın metinlerinin sözcükleri ve felsefi terimleri feda eden bir "küçük katliam" haline geldiğini savunur.

Sartre da Kojève’in bu analizine katılarak Bataille’ı "Yeni Bir Mistik" olarak adlandırır.

Bataille kendisine yöneltilen "mistik" suçlamasını reddeder.

Bataille, Her türlü kurtuluş umudunu ve nihai tatmin sonucunu dışlar. Çaresizdir, sonuna kadar trajiktir ve başarısızlığa, imkânsızlığa mahkûmdur. Bu bakımdan o, anti-mistiktir.

Kurtuluş umudunun dışlanması, felsefeyi Platonic Eros’un asıl kökenine (hiçbir zaman doyurulamayan arzu ve eksiklik haline) geri döndürür.

 

Bataille’a göre kahkaha, dogmaları ve inançları çürüten, onları bir "oyun" haline getiren egemen bir patlamadır. Kahkaha, dogmayı yok etmez ama onu askıya alarak yüzeyselliğini ifşa eder.

 

Bataille, kendi deneyimini "ateoloji" olarak tanımlar. Burada kastedilen: "Tanrı, bilmemenin (non-savoir) bir sonucudur."

 

Dogmalar, yaşantılanan ilk deneyimin sonradan dondurulmuş halidir. Bataille ise her türlü temeli (fondation) reddederek çıplak deneyimin kendisine yönelir. Ön varsayımsız bir felsefe önerir.

 

Bataille, Hegel’i varoluşu yalnızca işe, projeye, araçsal akla ve dünyevi faydaya indirgediği için suçlar. Hegel’in dünyası "kölenin dünyası"dır.

 

Bataille, dili (logos) "özneyi sınırlayan bir bataklık veya anlam kafesi" olarak görür.

Bataille, Hegelci "Mutlak Bilgi" ve "Sistem" karşısına üç negatif kavram koyar:

A-logi: Logos'un (söylemin) karşısında kendini dilsiz bulma hali.

A-teoloji: Tanrı'nın Sözü olmadan ve geleneksel teolojik dilin yardımı olmaksızın temelsiz felsefe yapma.

A-teleoloji: Herhangi bir nihai amacın (telos) veya nihai anlamın önceden kaybı.

 

Hegelci diyalektik dünyayı sonsuz bir bağımlılıklar zincirine dönüştürürken; Bataille dilin, gelişmenin ve söylemin olmadığı saf "an"ı (vecd/ekstaz) öne çıkarır.

 

Hegel hakikati sistemin "tamamlanması" (Abschluss) üzerine kurarken, Bataille insan varoluşunun hiçbir zaman tamamlanamayacak bir başlangıç olduğunu savunur. Varoluşun açık yarası; tamamlanmamışlık, ölüm ve doyumsuz arzu ile beslenir.

 

Sistem, kendisini parçalayacak aşırılıkları dışlar. Aşırılık kavranamaz ve ifade edilemez; ancak vecd, yüce sevinç ve ölümcül korku anlarında yaşanır. Bataille'ın düşüncesi tam da bu pathos’a (duygulanıma) ve "görme/düşünme olasılığını aşan şeyi görmeye/düşünmeye" dayanır.

 

“Fransızca düşünen en iyi kafa”

Heidegger bu sözü Bataille için söyledi (veya Blanchot ile karıştırarak).

Her iki yazar da geleneksel ontolojik/metafizik araçları reddederek "imkansız bir felsefeye" yönelmiştir.

 

Hem Bataille hem de Heidegger, felsefeyi dini dogmanın ve ontoteolojinin (ilahiyatın) boyunduruğundan çıkarıp "Dogmanın dışında Kutsal düşünceye" yöneltmek ister. Felsefe artık araçsal bir işe yaramaz; temel görevi Temelin Yokluğu (Ab-grund) ile yüzleşmektir.

Geleneksel metafiziğin sona ermesiyle düşünce, zamanın ve bilincin sınırlarıyla yüzleşme sorumluluğunu üstlenmiştir.

 

Bataille, Heidegger'in Varlık ve Zaman’ın devamını yazarken düştüğü açmazı "dilin düşünce karşısındaki iktidarsızlığı" olarak okur. Her iki düşünür de radikal bir tecrübeyi aktarırken dil tarafından ihanete uğradıklarını hissederler.

 

Bataille’in başlangıç noktası kahkaha ve sarhoşluktur. Kendisini bir "filozof" olarak değil, bir "aziz" ya da "deli" olarak tanımlar. Amacı Nietzsche'nin labirentine girmektir: Girişi olan ama çıkışı olmayan bir aloji ve çelişkiler kaosu.

 

Nietzsche, hem Bataille hem de Heidegger için felsefeyi dini dogmaların, vahyin ve geleneksel dillerin ötesine taşıyan, "ateolojik" ve "adogmatik" yeni bir çağın kapısını açan kilit figürdür.

Nietzsche bir "sistem kurucusu" değil; yaşantılanan, saf ve esrik tecrübenin (deneyim) kaynağıdır. Bataille, filozof-Dionysos idealini benimser: Felsefe bir bilgi üretimi değil, hayatın aşırılıklarıyla doğrudan yüzleşen tecrübenin kendisidir.

 

Heidegger açısından Nietzsche; Batı metafiziğini "Güç İradesi" ve nihilizm üzerinden tamamlayan son büyük düşünürdür. Tanrı’nın ölümünden sonra felsefe, olumsuzlukla ve "bilgisizlikle" yüzleşmek, "Hiçlik" üzerine düşünmek zorundadır.

 

Düşünce, kendi çelişkilerinin doruk noktasına ulaştığında kusursuzca ölemeyeceğini anlar. İnsan gibi kusurlu bir şekilde yok olmayı başaramadığı için trajik kalır.

Düşünce söndürülmemeli veya gizemli bir varlığa teslim edilmemelidir; tam aksine başından geçen trajedinin bilincinde olarak "diri diri gömülmeli" ve kurban edilmelidir.

Bataille’a göre dünyayı eksikliği ve çaresizliği içinde kavrayabilmek için "Tanrı'yı öldürmek" ve hiçbir umut taşımayan imkânsızlığa dayanmak gerekir.

 

Günah, ahlaki bir kusur değil; hedefi sürekli kaçırma, iktidarsızlık, yapısal bir yara taşıma halidir. İnsan yaralıdır, tamamlanmamıştır ve savunmasızdır.

 

Bataille, Bir Diyalog

Franco Rella, Susanna Mati

Franco Rella (FR) ve Sergio Givone / Sergio Moravia (SM) gibi İtalyan filozoflar arasındaki bu dialogik metin, Georges Bataille düşüncesine dair bir çözümlemedir.

 

FR (Franco Rella), Felsefe profesyonelleri nesneyi veya dünyayı değil, yalnızca "felsefe mesleğinin kendisini" düşünürler.

Bataille’ın felsefi eğitimindeki "eksiklik” eksiklikten ziyade yeni ve keskin bir düşünme biçiminin doğuşudur.

 

SM, Bataille’ın "bilgisizlik" (non-savoir) kavramı Hegelci "Mutlak Bilgi"ye ve Logos’un hegemonyasına karşı bir başkaldırıdır.

Hristiyanlıktaki "Başlangıçta Logos (Söz) vardı" ilkesinin aksine Bataille için başlangıçta İmkânsız vardır. Logos, ancak konuşabildikten sonra gelen ikincil bir araçtır.

 

Lacan’ın "Dil bizimle konuşur" (postmodern söylem) tezine karşın Bataille, dili mülksüzleştiren deneyimleri öne çıkarır.

 

Nietzsche’de trajedi, Dionysosçu sarhoşluk ve Apolloncu biçim aracılığıyla bir "metafizik teselli" sunar. Ölüm, Sonsuz Dönüş’ün büyük çemberi içinde olumlanır ve kurtarılır.

 

Bataille’da hiç bir metafizik teselli yoktur.

 

Bataille’ın erotizm teorisi, Platoncu soyut mahremiyete ve varlığın hakikatine ulaşma çabasıdır; ancak bu, başarısızlığa uğramış, yarım kalmış, "imkânsız veya düşmüş bir Platonculukdur".

 

A-logi (dilsizlik), a-teoloji (Tanrısız Kutsal) ve a-teleoloji (amaçsızlık), Hegelci Sistem’in öngörmediği, tarihte yaşanan gerçekliğin ötesine geçme imkânlarıdır.

 

Bataille’ın topluluk arzusu ütopik/politik olmaktan ziyade kaybolmuş kökensel birliğe duyulan efsanevi bir özlemdir.

 

Bataille’ın felsefesi hiçbir nihai sonuca ulaştırmayan, "hiçbir şey bulmamayı" göze alan sonsuz bir kriz ve sorgulamadır. Felsefenin "eğitici" ve "teselli edici" tüm boyutlarını reddeder.

 

Günümüzde felsefe kendisini bir terapi, kişisel gelişim, dinginlik veya teselli aracı olarak pazarlamaya çalışmaktadır. Bataille'ın trajik, sonuçsuz, imkânsızı arayan anti-sistemik düşüncesi; felsefeyi bu teselli hastalığından kurtaran panzehirin/ilacın kendisidir.

 

Kant’ın sınırlarını çizdiği fakat erişimi yasakladığı "kendinde şey" (noumenon) felsefe tarafından terk edilince dinlerin ve bâtıl inançların avı haline geldi.

Hegel bu boşluğu/yarayı sistemik bir Mutlak Bilgi ile dikişlemeye çalışırken; Nietzsche bu boşluğu şiirsel formlar ve parçalarla doldurmayı dener.

Bataille ise boşluğun dehşetiyle doğrudan yüzleşir.

 

Hegel'de akıl ile gerçeklik, hakikat ile bilgi özdeşleştirilerek varlığın akıl almaz yanı, aşırılığı yok edilmiştir. Bu sistemi kabul etmeyen her gereksinim, Hegelci rasyonellik tarafından delilik ilan edilir.

 

Romantikler noumenon’a sezgi (Anschauung) yoluyla ulaşabileceklerine inanırken, Bataille asla "sezgi"den söz etmez.

 

Hem Heidegger hem Bataille, varlığın modern düşünce tarafından araçsallaştırılmasına (nihilizm) karşı çıkar ve "varlığın aşırı gücünü/çılgınlığını" yeniden tesis etmeye çalışır.

 

Heidegger’in Dasein’ı cinsiyetsiz ve soyut bir varoluşsal yapıya sahipken; Bataille’ın varlığı Madame Edwarda’dır. Bataille’ın varlığı cinsiyetlidir, "olan"ın parçalanmasından acı çeker ve kırılganlığı kendi etinde taşır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder