Franco
Rella, Susanna Mati - Georges Bataille,
Filozof -
Notlar
Georges Bataille, Philosophe, Mimesis / Vrin, Paris, 2009
Önsöz
Bataille'ın çalışmalarında felsefenin mutlak merkezi olduğu
algısı, çoğu zaman eleştirilerle gölgelendi, bizi bu hipotezi - ders sırasında
söylenenlere dayanarak - kitabın ilk iki bölümünü oluşturan iki makalemizde
derinleştirmeye itti. Üçüncü bölüm, temelini oluşturan ve bizi elde edilen
sonuçları sorgulamaya yönlendiren diyaloğa tanıklık ediyor, böylece Bataille'ın
düşüncesinin gerçekten de 20. yüzyılın belirleyici bir felsefi eseri olduğuna
dair inancımızı güçlendiriyor.
Metafizik Yara
Franco Rella
Felsefenin Krizi
Günümüz felsefesi, dünyayı karakterize eden parçalanmışlık,
çatışma ve belirsizliklerle yüzleşmekten kaçınarak güvenli bir "sonsuz
yorum" alanına çekilmiştir. Adorno’nun ifadesiyle felsefe, dünyayı
kavradığını sanırken aslında yalnızca kendi kuramsal asimilasyon gücünü
doğrulamaktadır.
Bataille, felsefenin bu pürüzsüz ve edilgen sürüklenişine
karşı durur. O, sistemi kendi sınırlarına, "dışarısına" (kavramsal
sistemin hazmedemediği kahkaha, gözyaşı, suç, erotizm ve deliliğe) açmaya
zorlar.
Hegel’in sistemi her şeyi yutan, olumsuzluğu dahi sistemin
içine katarak nötralize eden muazzam bir yapıdır. Ancak Bataille’a göre Hegel,
bu sistemi kurarken kendisini riskten korumuş, yaşamın sonlarında "ders
tekrarlayıp kart oynayan" bir sistem bürokratına dönüştürerek insanı
yadsıyan bir "hayvanlar alemine" çekilmiştir.
Bataille bir Hegel olamaz; sistemini tamamlayamaz (Ateolojik
Toplam yarım kalır, metinleri parçalıdır). Ancak felsefeyi eski büyüklüğüne ve
hayati trajedisine kavuşturan şey tam da bu başarısızlıktır.
Kurban ritüelleri ve gizli örgütlenmeler üzerinden
fedakarlığa dayalı yeni bir topluluk yaratma girişimi (Acéphale) "korkunç
bir hata" ile sonuçlanır. Gerçek kurbanın insan öldürmek değil, insanın
kendi kusurluluğunu ve tamamlanmamışlığını kabul etmesi ("koçsuz ve
İshaksız çıplak kurban") olduğu anlaşılır.
Nietzsche: Bireysel esrimeyi sağlar ama takip edilemez bir
yalnızlık filozofudur; bir topluluk sunmaz.
Heidegger: Dasein kavramını bir "akademisyenler
topluluğuna" indirgeme riski taşır.
Kafka: İmkânsızı, eksiklik ve iktidarsızlık üzerinden mümkün
kılan figürdür. Bataille’ın egemenlik anlayışı Sade’ın şiddetinden ziyade
Kafka’nın bu "iktidarsızlığının gücüne" yaklaşır.
Kolektif ahlak (Hegelci Sittlichkeit), modern dönemde bir
anakronizme dönüştüğünde sahte bir birlik yaratmak için şiddet uygular.
Bataille’ın aradığı iletişim ise insana sonradan eklenen bir nitelik değil,
insanın varoluşunu (Dasein) bizzat oluşturan, aşıklar arasındaki gibi kırılgan,
kusurlu ve tamamlanmamış bir temas alanıdır.
Metafizik Gereksinim
Mistik deneyimler bir hikaye anlatıp Tanrı’da tatmine
ulaşabilirken; erotik deneyim, Zerdüşt’ün "büyük anı" veya ölümle
yüzleşme gibi "sınır deneyimleri" asla bir sona veya doyuma ulaşmaz.
Sessiz, hikayesiz ve baş döndürücüdür.
Bataille’ın kurduğu yeni metafizik, Platoncu bir "başka
yer" ya da Kantçı "noumenon" aramaz. Aşırılık (excès), varlığın
sınırların ötesine taşmasıdır. Madam Edwarda metnindeki "Var olan her şey,
olduğundan daha fazlasıdır" ilkesi, bilinen tüm geleneksel metafizikleri
sarsan adlandırılamaz bir öze işaret eder.
Hegelci sistemde her olumsuzluk bir işe yarar ve sisteme
dahil edilir. Bataille ise sanatta ve dinde "bir amaca hizmet
etmeyen" olumsuzluğu arar.
Edebiyat ve şiir bir "fedakarlık" (kurban)
eylemidir; yararlı sözün katledilmesidir. Ancak kelimeler dili tamamen yırtıp
atamaz. Rimbaud örneğinde olduğu gibi fedakarlık radikal bir biçimde
gerçekleştiğinde geriye yalnızca afazi (dilsizlik) ve vazgeçiş kalır. Bataille,
edebiyatın bu açmazını bildiği için klasik anlamda bir romancı veya avangard
yazar olmaktan kaçınmış, metinlerini parçalı (önsözler, günlükler, fragmentler)
bir yapıda kurgulamıştır.
Madam Edwarda’da bir fahişenin cinsel organını açarak
"Ben Tanrıyım" demesi pornografik bir eylem değil, erotik ve
metafizik bir sınıra ulaşma çabasıdır. Klasik Tanrı anlayışının yıkıldığı yerde
Tanrı, varlığın ve imkânsızın en kırılgan, en dehşet verici sınırında
(genelevde, delilikte, kutsal ile müstehcenin kesişiminde) belirir.
Bataille, pozitif felsefi bilginin karşısına
"bilgisizliği" (non-savoir) koyar. Bu durum basit bir cehalet değil;
düşüncenin kendi sınırına ulaştığı, parçalandığı ve mutlak bilginin kuramsal
güvencesini kaybettiği riskli bir alandır.
Bataille’ın Kojève’e yazdığı 1961 tarihli mektup, felsefi
projesinin özetidir: Hegelci Sistemin temeline veya sonuna "deliliği"
yerleştirmek. Hegel’in her şeyi açıklayan rasyonel yapısı içinde hazmedilemeyen
o "çürük diş" olmak.
Toplum
Bataille, klasik politik çerçevenin dışında bir
"topluluk" imkânı arar.
Egemenlik, faydacılığın, araçsal aklın ve birikim
ekonomisinin ötesindedir. İlahi, kutsal, gülünç ve erotik olana dokunur.
Bataille’a göre Sade’ın dünyası maksimum hazzı hesaplayan
katı bir mekanik ekonomiye (fayda sistemine) dayanır. Komünizm de üretimi ve
birikimi merkeze aldığı, araçsal akla dayandığı için egemenliği
araçsallaştırır.
Hegelci "Mutlak Bilgi" ve söylem, özne ile
nesnenin birleştiği sınırda kendini "bilgisizliğin Hiçliği"nde çözer.
Bataille’ın düşüncesi, Hegel’in bittiği bu "hiçlik" ve çözülme
noktasında başlar.
İnsan tamamlanmamış bir varlıktır. Tamamlanmaya tekil olarak
ulaşamaz; ancak kendi eksikliğini başka bir eksik varlığa aktararak/ileterek
Madam Edwarda örneğinde olduğu gibi sınır deneyimine ve "ilahi olana"
dokunabilir.
Rahip C. romanında Başrahip'in ayin sırasında bayılması veya
gece birikinti bırakması, kurban eyleminin birer parodisidir. Gerçek fedakarlık
ise Naziler tarafından yakalandığında en sevdiği kişileri (kardeşini ve
Eponine'i) ihbar etmesi ve işkence altında ölmesidir.
Bu trajik ihanet, ne cinsiyetin ne de politikanın kuramadığı
dehşet verici bir "ölüm topluluğu" kurar. Bataille, toplumsallık
sezgilerinden politik bir topluluk çıkarmanın imkânsızlığını veya muazzam
zorluğunu bu roman üzerinden gösterir.
Bataille’da da yüz, var olanın derinliğini açan bir
yırtılmadır (kahkaha, ölüm veya erotizm biçiminde). Ancak Bataille’da dışarıdan
emreden ilahi bir ses yoktur (“Öldürmeyeceksin” gibi); kutsal ses doğrudan o
sınırın içinden konuşur. Madam Edwarda’da fahişenin cinsel organı (vulva),
Levinas’ın "Yüz" kavramının ateolojik karşılığıdır ve anlatıcıyı
"Ben Tanrıyım" demeye sevk eden o baş döndürücü sınırdır.
Kafka’nın öyküsündeki köpek (Bir Köpek Arıyorum), oruç
tutarak ve sorular sorarak "köpekliğin" (kaninit) ve topluluğun
anlamını arar.
Kafka’daki bu hayvansılaşma/insanlık dışına geçiş,
topluluğun dayandığı ön kabulleri ve yasakları sorgulama imkânı verir. Tıpkı
Bataille’ın erotizm ve "Akephalos" (Başsız) deneyiminde denediği
gibi, Kafka da yasanın ve geleneğin topluluk sorununu çözmede yetersiz
kaldığını, topluluğun sonsuz çelişkiler barındırdığını gösterir.
Bataille, hazır bir politika veya etik reçetesi sunmaz; o
apolitik bir düşünürdür. Ancak onun felsefesi, küreselleşmiş dünyanın sahte
politika ve topluluk anlayışlarını yıkan hayalet-kırıcı bir işlev görür.
Gelecek Felsefesi veya Summa Atheoloji
Susanna Mati
Sartre, Bataille’ın felsefi eğitimini ve düşüncesini
"eksik, tuhaf ve tesadüfi" görerek ironik bir mesafeyle yaklaşır.
Sartre "aceleyle çalışır", angajedir ve negatiflik üzerinde tereddüt
etmeye vakti yoktur.
Bataille ise Hegel’in tavsiye ettiği gibi "faydasız
aylaklığa", yani diyalektiğin sentez/uzlaşma aşamasından önce olumsuzluk
üzerinde uzun süre tereddüt etmeye (durmaya) zaman ayırır. Bataille için önemli
olan bir sonuca (senteze) ulaşmak değil, kurban ve acı çekme anında kalmaktır.
Bataille, Ruhun Fenomenolojisi’nin Önsöz’ündeki ünlü cümleye
dayanır (Madam Edwarda’nın girişinde): "Ölüm en korkunç şeydir ve
ölüye tutunmak [ölü olana dik dik bakmak] en büyük gücü gerektirir."
Hegel, olumsuzluğu nihai bir senteze ulaştırmak için bu ölüm
anından geçer. Bataille ise diyalektiğin üçüncü adımı olan
"uzlaşma/kaldırma" aşamasına geçmeyi reddeder; antitezde, yani yıkıcı
ve telafisi imkânsız olan olumsuzluğun sınırında donar ve tereddüt eder.
Kojève’e göre Hakikat ancak Logos (söylem, diyalektik
üçlü/Üç) aracılığıyla ifade edilebilir. Hegel, Tarih’in ve Mutlak Bilgi’nin son
sözünü söylemiştir. Logos'un dışına çıkma çabası "yalnızca mistik bir
sessizlik" veya "hiçlik" üretir.
Kojève, Bataille’ın İç Deneyim’de "anlatılamaz olanı
konuşarak ifade etme" çelişkisine düştüğünü; bu yüzden Bataille’ın
metinlerinin sözcükleri ve felsefi terimleri feda eden bir "küçük
katliam" haline geldiğini savunur.
Sartre da Kojève’in bu analizine katılarak Bataille’ı
"Yeni Bir Mistik" olarak adlandırır.
Bataille kendisine yöneltilen "mistik" suçlamasını
reddeder.
Bataille, Her türlü kurtuluş umudunu ve nihai tatmin
sonucunu dışlar. Çaresizdir, sonuna kadar trajiktir ve başarısızlığa,
imkânsızlığa mahkûmdur. Bu bakımdan o, anti-mistiktir.
Kurtuluş umudunun dışlanması, felsefeyi Platonic Eros’un
asıl kökenine (hiçbir zaman doyurulamayan arzu ve eksiklik haline) geri
döndürür.
Bataille’a göre kahkaha, dogmaları ve inançları çürüten,
onları bir "oyun" haline getiren egemen bir patlamadır. Kahkaha,
dogmayı yok etmez ama onu askıya alarak yüzeyselliğini ifşa eder.
Bataille, kendi deneyimini "ateoloji" olarak
tanımlar. Burada kastedilen: "Tanrı, bilmemenin (non-savoir) bir
sonucudur."
Dogmalar, yaşantılanan ilk deneyimin sonradan dondurulmuş
halidir. Bataille ise her türlü temeli (fondation) reddederek çıplak deneyimin
kendisine yönelir. Ön varsayımsız bir felsefe önerir.
Bataille, Hegel’i varoluşu yalnızca işe, projeye, araçsal
akla ve dünyevi faydaya indirgediği için suçlar. Hegel’in dünyası "kölenin
dünyası"dır.
Bataille, dili (logos) "özneyi sınırlayan bir bataklık
veya anlam kafesi" olarak görür.
Bataille, Hegelci "Mutlak Bilgi" ve
"Sistem" karşısına üç negatif kavram koyar:
A-logi: Logos'un
(söylemin) karşısında kendini dilsiz bulma hali.
A-teoloji: Tanrı'nın Sözü
olmadan ve geleneksel teolojik dilin yardımı olmaksızın temelsiz felsefe yapma.
A-teleoloji: Herhangi bir
nihai amacın (telos) veya nihai anlamın önceden kaybı.
Hegelci diyalektik dünyayı sonsuz bir bağımlılıklar
zincirine dönüştürürken; Bataille dilin, gelişmenin ve söylemin olmadığı saf
"an"ı (vecd/ekstaz) öne çıkarır.
Hegel hakikati sistemin "tamamlanması" (Abschluss)
üzerine kurarken, Bataille insan varoluşunun hiçbir zaman tamamlanamayacak bir
başlangıç olduğunu savunur. Varoluşun açık yarası; tamamlanmamışlık, ölüm ve
doyumsuz arzu ile beslenir.
Sistem, kendisini parçalayacak aşırılıkları dışlar. Aşırılık
kavranamaz ve ifade edilemez; ancak vecd, yüce sevinç ve ölümcül korku
anlarında yaşanır. Bataille'ın düşüncesi tam da bu pathos’a (duygulanıma) ve
"görme/düşünme olasılığını aşan şeyi görmeye/düşünmeye" dayanır.
“Fransızca düşünen en iyi kafa”
Heidegger bu sözü Bataille için söyledi (veya Blanchot ile
karıştırarak).
Her iki yazar da geleneksel ontolojik/metafizik araçları
reddederek "imkansız bir felsefeye" yönelmiştir.
Hem Bataille hem de Heidegger, felsefeyi dini dogmanın ve
ontoteolojinin (ilahiyatın) boyunduruğundan çıkarıp "Dogmanın dışında
Kutsal düşünceye" yöneltmek ister. Felsefe artık araçsal bir işe yaramaz;
temel görevi Temelin Yokluğu (Ab-grund) ile yüzleşmektir.
Geleneksel metafiziğin sona ermesiyle düşünce, zamanın ve
bilincin sınırlarıyla yüzleşme sorumluluğunu üstlenmiştir.
Bataille, Heidegger'in Varlık ve Zaman’ın devamını yazarken
düştüğü açmazı "dilin düşünce karşısındaki iktidarsızlığı" olarak
okur. Her iki düşünür de radikal bir tecrübeyi aktarırken dil tarafından
ihanete uğradıklarını hissederler.
Bataille’in başlangıç noktası kahkaha ve sarhoşluktur.
Kendisini bir "filozof" olarak değil, bir "aziz" ya da
"deli" olarak tanımlar. Amacı Nietzsche'nin labirentine girmektir:
Girişi olan ama çıkışı olmayan bir aloji ve çelişkiler kaosu.
Nietzsche, hem Bataille hem de Heidegger için felsefeyi dini
dogmaların, vahyin ve geleneksel dillerin ötesine taşıyan,
"ateolojik" ve "adogmatik" yeni bir çağın kapısını açan
kilit figürdür.
Nietzsche bir "sistem kurucusu" değil;
yaşantılanan, saf ve esrik tecrübenin (deneyim) kaynağıdır. Bataille,
filozof-Dionysos idealini benimser: Felsefe bir bilgi üretimi değil, hayatın
aşırılıklarıyla doğrudan yüzleşen tecrübenin kendisidir.
Heidegger açısından Nietzsche; Batı metafiziğini "Güç
İradesi" ve nihilizm üzerinden tamamlayan son büyük düşünürdür. Tanrı’nın
ölümünden sonra felsefe, olumsuzlukla ve "bilgisizlikle" yüzleşmek,
"Hiçlik" üzerine düşünmek zorundadır.
Düşünce, kendi çelişkilerinin doruk noktasına ulaştığında
kusursuzca ölemeyeceğini anlar. İnsan gibi kusurlu bir şekilde yok olmayı
başaramadığı için trajik kalır.
Düşünce söndürülmemeli veya gizemli bir varlığa teslim
edilmemelidir; tam aksine başından geçen trajedinin bilincinde olarak
"diri diri gömülmeli" ve kurban edilmelidir.
Bataille’a göre dünyayı eksikliği ve çaresizliği içinde
kavrayabilmek için "Tanrı'yı öldürmek" ve hiçbir umut taşımayan
imkânsızlığa dayanmak gerekir.
Günah, ahlaki bir kusur değil; hedefi sürekli kaçırma,
iktidarsızlık, yapısal bir yara taşıma halidir. İnsan yaralıdır,
tamamlanmamıştır ve savunmasızdır.
Bataille, Bir Diyalog
Franco Rella, Susanna Mati
Franco Rella (FR) ve Sergio Givone / Sergio Moravia (SM)
gibi İtalyan filozoflar arasındaki bu dialogik metin, Georges Bataille düşüncesine
dair bir çözümlemedir.
FR (Franco Rella), Felsefe profesyonelleri nesneyi veya
dünyayı değil, yalnızca "felsefe mesleğinin kendisini" düşünürler.
Bataille’ın felsefi eğitimindeki "eksiklik” eksiklikten
ziyade yeni ve keskin bir düşünme biçiminin doğuşudur.
SM, Bataille’ın "bilgisizlik" (non-savoir) kavramı
Hegelci "Mutlak Bilgi"ye ve Logos’un hegemonyasına karşı bir
başkaldırıdır.
Hristiyanlıktaki "Başlangıçta Logos (Söz) vardı"
ilkesinin aksine Bataille için başlangıçta İmkânsız vardır. Logos, ancak
konuşabildikten sonra gelen ikincil bir araçtır.
Lacan’ın "Dil bizimle konuşur" (postmodern söylem)
tezine karşın Bataille, dili mülksüzleştiren deneyimleri öne çıkarır.
Nietzsche’de trajedi, Dionysosçu sarhoşluk ve Apolloncu
biçim aracılığıyla bir "metafizik teselli" sunar. Ölüm, Sonsuz
Dönüş’ün büyük çemberi içinde olumlanır ve kurtarılır.
Bataille’da hiç bir metafizik teselli yoktur.
Bataille’ın erotizm teorisi, Platoncu soyut mahremiyete ve
varlığın hakikatine ulaşma çabasıdır; ancak bu, başarısızlığa uğramış, yarım
kalmış, "imkânsız veya düşmüş bir Platonculukdur".
A-logi (dilsizlik), a-teoloji (Tanrısız Kutsal) ve
a-teleoloji (amaçsızlık), Hegelci Sistem’in öngörmediği, tarihte yaşanan
gerçekliğin ötesine geçme imkânlarıdır.
Bataille’ın topluluk arzusu ütopik/politik olmaktan ziyade
kaybolmuş kökensel birliğe duyulan efsanevi bir özlemdir.
Bataille’ın felsefesi hiçbir nihai sonuca ulaştırmayan,
"hiçbir şey bulmamayı" göze alan sonsuz bir kriz ve sorgulamadır.
Felsefenin "eğitici" ve "teselli edici" tüm boyutlarını
reddeder.
Günümüzde felsefe kendisini bir terapi, kişisel gelişim,
dinginlik veya teselli aracı olarak pazarlamaya çalışmaktadır. Bataille'ın
trajik, sonuçsuz, imkânsızı arayan anti-sistemik düşüncesi; felsefeyi bu
teselli hastalığından kurtaran panzehirin/ilacın kendisidir.
Kant’ın sınırlarını çizdiği fakat erişimi yasakladığı
"kendinde şey" (noumenon) felsefe tarafından terk edilince dinlerin
ve bâtıl inançların avı haline geldi.
Hegel bu boşluğu/yarayı sistemik bir Mutlak Bilgi ile
dikişlemeye çalışırken; Nietzsche bu boşluğu şiirsel formlar ve parçalarla
doldurmayı dener.
Bataille ise boşluğun dehşetiyle doğrudan yüzleşir.
Hegel'de akıl ile gerçeklik, hakikat ile bilgi
özdeşleştirilerek varlığın akıl almaz yanı, aşırılığı yok edilmiştir. Bu
sistemi kabul etmeyen her gereksinim, Hegelci rasyonellik tarafından delilik
ilan edilir.
Romantikler noumenon’a sezgi (Anschauung) yoluyla
ulaşabileceklerine inanırken, Bataille asla "sezgi"den söz etmez.
Hem Heidegger hem Bataille, varlığın modern düşünce
tarafından araçsallaştırılmasına (nihilizm) karşı çıkar ve "varlığın aşırı
gücünü/çılgınlığını" yeniden tesis etmeye çalışır.
Heidegger’in Dasein’ı cinsiyetsiz ve soyut bir varoluşsal
yapıya sahipken; Bataille’ın varlığı Madame Edwarda’dır. Bataille’ın varlığı
cinsiyetlidir, "olan"ın parçalanmasından acı çeker ve kırılganlığı
kendi etinde taşır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder