2 Aralık 2025 Salı

Cumali Yeşil - Rainer Maria Rilke'nin Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı eserinde ruhbiyografisi - Özet/Notlar

Cumali Yeşil - Rainer Maria Rilke'nin Malte Laurids Brigge'nin Notları adlı eserinde ruhbiyografisi

Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 2010

 

çalışmada Sigmund Freud’ un ortaya koyduğu fikirler ışığında Rainer Maria Rilke’nin “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserin ruhbiyografisi irdelenmiştir.

 

birinci bölümünde eserin oluşum aşamaları ve yazar Rainer Maria Rilke hakkında bilgiler verilmiştir.

İkinci bölümde eserin özeti sunulmuştur. Üçüncü bölüm ise daha önce giriş kısmında kuramsal boyutu verilmiş olan psikanalitik yöntemin “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserdeki kılgısal boyutunu içermektedir.

Rainer Maria Rilke’nin aşkla, ölümle ilgili düşünceleri ile birlikte kökensel fantezileri, nefreti, korku ve kaygılarının izi sürülmüş

 

Önsöz

Lou Andreas Salome ile mektuplaşmaları bize faydalı oldu. Neredeyse tüm biyografik unsurları bu mektuplaşmalardan elde ettik.

Erich Simenauer’in “Legende und Mythos” adlı eseri ile

Peter Priskil’in “Freuds Schlüssel zur Dichtung Drei Beispiele: Rilke, Lovecraft, Bernd” gibi eserleri

 

Giriş

(Freud ve psikanaliz hakkında)

Çalışmamızda Sigmund Freud’un id, ego ve süperego gibi kavramlarının yanı sıra derinlik psikolojisinin düşlem, libido, narsizm, gerileme, Oedipus kompleksi, yüceltme, hadım edilme kompleksi, saplantı nevrozu ve travma gibi temel kavramlarını Rainer Maria Rilke’nin “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı romanında biyografik yöntemi kullanarak yeniden okumaya çalışacağız.

 

Birinci Bölüm

1. Rainer Maria Rilke ve Malte Laurids Brigge

1906 yılında babası Josef Rilke ölür.

…annesi Sophie Rilke kendisinden beş yıl sonra 1931 yılında ölür.

 

Rilke son nefesine kadar çocuk olarak yaşama tutunmaya çalışmış bir insan portresi olarak çıkar karşımıza

 

Eserlerinin genelinde lirik bir ton hakimdir.

…eserlerinin başarısı kendisini devamlı olarak yenileyen yapısına bağlıdır.

 

Nesneleri, hayvanları ve özneleri alışılagelmişin dışında, bildik olanları alaşağı ederek ezberbozan bir üslupla dile getiren Rilke bu haliyle sanki gündelik hayatımızda her gün çiğneyip geçtiğimiz bu şeylerin her birinin kendinde, içkin olan ve bizim bilmediğimiz bir değerlerinin olduğunu anlatmak ister.

 

“Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserini 8 Şubat 1904‘de Roma’da yazmaya başlamıştır. Eser Priskil’e göre Rilke’nin Paris’te geçirdiği günlerin bir özetidir.

kurmacayla gerçek olanı iç içe geçirmiş bir eserdir.

Rilke yetmiş iki nottan oluşan, günce ve fragman özellikleri taşıyan “Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserini 1910 yılında yayımlatır.

Sınırsız çocukluğumun tüm birikimi onda yatıyor.

nesnel dünyada algıladıklarını açıklama yapmadan birbirinden kopuk bir biçimde aktarmakla yetinir. Bunu yaparken de eserde sıklıkla isimleştirilmiş sıfatlara ve fiillere yer verir, bildik sözcükleri alaşağı eder. Anlatıcı bu yönüyle endişeli bir ruh portresi çizer

Şizoid dili, uzun ve çok ayrıntılı anlatım tarzı, anlatımının belli belirsiz olması eseri ilginç hale getirir.

Rilke ne yaparsa yapsın Malte kompleksinden ölümüne kadar kurtulamaz

 

İkinci Bölüm

2. Malte Laurids Brigge’nin Notları

Malte 28 yaşında, Danimarkalı soylu bir aileden gelir.

Paris’e gelir ve buraya yerleşir. Elinde bir planla durmadan sokaklarda dolaşır. Büyük maddi zorluklar çekmektedir. Bir şair olan Malte Paris’i ve sokaklarda, hastanelerde yatan insanları betimler. Yirminci yüzyıl başında büyük kent Paris ve onun büyük problemleri dillendirilir eserde.

Paris’te anıları depreşir. Çocukluk yıllarını anımsar. Ölmüş olan annesini başkalarından dinler. On iki yaşlarına geri dönen Malte başta annesi ve babası olmak üzere dedesi Kont Brahe ve eşini, ailesiyle gezmeye gittikleri Schulinler’i ve kuzeni Erik’i sık sık anar. Uzun betimlemelerde bulunur

Teyzesi Abelone ile aralarında geçen duygusal yoğunluktan bahseder.

Kendisini buruşturulup bir kenara atılmış boş bir kağıt gibi hisseder.

 

Babasının vasiyeti olan ve öldükten sonra ölümden emin olmak için uygulanan kalbin delinmesi sahnesini izlediğini ve bunun nasıl gerçekleştiğini uzunca betimler. Malte Tanrı’dan bahseder. Ermişlerden, azizlerden ve ünlü rahibelerden bahseder. Aşkı anar. Çocukluk yıllarının korkularını ve kaygılarını dillendirir. Ölüm ve ölümden korkma olgusunu sorgular hiç durmadan.

Kokular ve renkler sık sık anılır.

 

İncil’de yer alan “Yitik Oğul Kıssası”sından da bahseden Malte sonu olmayan notlarına nokta koyar ve gözlerden kaybolur.

 

Üçüncü Bölüm

3. Annenin Gölgesindeki Oğul

Çocuğun / ruhsal gelişiminde de anne yadsınamayacak kadar önemli bir rol üstlenmektedir.

 

Anne, aynı zamanda da bir erkeğin doğumuyla beraber hayatında karşılaştığı ilk kadın olgusudur.

Anne, erkeğin kadınlara olan bakış açısını oluşturmakla birlikte erkeğin ilerde kadınlara karşı tutumunda ve cinsel duygularında da önemli bir rol almaktadır.

 

S. Freud birçok erkeğin sevdikleri kadını arzulayamadıkları ya da arzuladıkları kadını sevemediklerini belirtir. Çünkü sevilen ve mahremiyet yaşanan kadın tehlikeli bir biçimde, anneyi hatırlatacaktır.

 

Rilke’nin annesi Sophie ya da kendi deyimiyle Phia Rilke

Hans Egon Holthusen Rilke’nin annesini kısaca “1851 doğumlu anne Sophie ya da Phia Rilke kabiliyetsiz olmayan buna karşın zor ve kibirli olan ve soylu zümreden gelen bir kadındı”            şeklinde betimliyor.

 

Kısa süren bir evlilikten sonra Josef Rilke’den boşanan Sophie evini terk eder ve Viyana‘ya yerleşir. Sophie Rilke’nin Viyana’ya yerleşmesinde en önemli etken onun şaşalı hayata, seçkin çevreye yakın olma arzusudur.

 

Yüksek mevkiden gelen anne Phia, kendisinden on üç yaş büyük olan baba Rilke’yle evlendikten sonra umduğunu bulamamış hatta bu durumun hayal kırıklığını uzunca yaşamıştır

 

Baba otoritesinin silikleştiğini daha da ötesi silik olduğunu özetleyen bu durum yine baba açısından bakıldığında hiç de iç açıcı gözükmemektedir.

 

Hastalığından dolayı ordudan ayrılan Josef Rilke Turnau- Kralup-Prag Demiryolu işletmesinde bir iş bulup çalışmaya başlamış, yaşamının kalan bölümünü istasyon şefliği, değişik kasabalarda depo amirliği ve sonunda Bohemya - Kuzey Demiryolu’nda müfettişlik yaparak geçirmişti. Askeri okullarda büyüyen Josef Rilke için bu büyük bir hayal kırıklığıdır.

 

Rilke’nin annesi ile babasının boşanma tarihleri 1884’dür.

 

Baba sağılığı nedeniyle işinden ayrılmanın acısını yaşarken anne renkli hayatın peşindedir.

 

Baba henüz tatmin olamadan bırakmak zorunda kaldığı asker yaşantısını oğluna layık görme çabası içerisindeyken anne ölen kızının yerine oğlunu koyarak o şaşalı hayata özgü özentisini oğlunun üzerinde uygulamaktadır. Bu açıdan bakıldığında Rainer Maria Rilke anne ve babasının tatmin aracı olmaktan öteye gidememiştir.

 

Rilke aslında annesinin davranışları ve düşüncelerinin oldukça bayağı olduğunun farkındadır ve bunu her fırsatta dolaylı bir biçimde ifade etmektedir: “Çocukluğumun evi Prag’ta küçük kiralık bir evdi... gerçekte dar kafalı olan ailem başkalarının gözlerine hitap etmeyi severdi ve elbiselerimizin insanları etkilemesi gerektiğine inanırdı. Katıksız yalanlarımız doğal görünürdü. / Küçük ve çok güzel elbiseler giymek zorundaydım ve okula başlayana kadar bir kızçocuğu gibi orada burada dolaşırdım.” (Leppmann, s.22)

 

Karen Horney çocuğun ebeveynlere karşı düşmanlığını bastırmasının nedenlerini aşırı sevgi gösterilerinde aramaktadır: “Gerçek sevecenliğin bulunmadığı bir yerde ailelerin çocuğu ne kadar çok sevdikleri ve onun için kanlarının son damlasına kadar nasıl özveride bulunacakları konusu üzerinde çoğu kez büyük bir sözel vurgulama bulunur.”

 

Malte’de bu durum daha da kronikleşmiştir.

 

Yitik Oğul Kıssası

Malte bu kıssas için “Yitik oğul kıssasının, sevilmek istemeyen evlat hikayesinden ayrı bir şey olduğuna beni kolay kolay inandıramazlar.“ diyerek özellikle kendi anne ve babası tarafından sevilmenin ne kadar olumsuz bir şey olduğunu ifade etmeye çalışır.

 

…annenin mektubunda da belirtildiği gibi oğlu kırk yedi yaşında olmasına rağmen ona “der reizende Bubi ” demekten asla çekinmez.

Annenin diğer mektup ve yazılarında oğluna devamlı olarak “küçük ve hassas” (Klein und zart) diye hitap etmesi oğluna narin ve bir o kadar da zayıf bir varlık olduğu imajını verme çabalarının bir ürünüdür.

 

Annesinin yumuşak yetiştirme tarzına karşın babanın da bu hususta boş kalmadığı ortadadır. Asker kökenli olan baba da kendisinin ulaşamadığı şeylere ulaşabilen bir oğul yetiştirme çabalarına girişmiştir. Zayıf olduğu her iki ebeveyince de vurgulanmıştır.

 

Annesi ona ömrü boyunca yalnızca bakar ama oğlunu göremez. Oğul bakmak ile görmek eylemleri arasındaki ince ayrıma da bu yönüyle vurgu yapar.

 

Bu durumda altta yatan duygu - ya da parola diyebileceğimiz şey- şudur: Düşmanlığımı bastırmak zorundayım, çünkü sana ihtiyacım var.

 

Abelone, Malte’nin ölen annesinin kız kardeşidir. Eserde “Stigmaya” değinildiğini görmekteyiz

İki evlatta ebeveynlerinin dinsel rituellerine maruz kalıyorlar. İkisi de neye maruz kaldıklarını dahi anlamaktan yoksundurlar.

Babası kızını, kızı da oğlu Rainer’i bu konuda kurban seçmiştir.

 

Anne saplantılı zorlanımlı rahatsızlık altındadır. Selçuk Budak saplantılı zorlanımlı rahatsızlığı şu biçimde tanımlamaktadır: “Bunaltı yaratacak ve kişinin normal işleyiş yetisini, çalışma düzenini, sosyal etkinliklerini veya ilişkilerini bozacak şiddette tekrarlanan bariz saplantılar veya zorlanımlar ile tanımlanan ve kirlilik, cinsellik, saldırganlık, düzenlilik, din gibi konuların etrafında yoğunlaşan bir kaygı bozukluğu. (Selçuk Budak, Psikoloji Sözlüğü, Bilim Ve Sanat Yayınları, Ankara, 2003, s.651.)

 

Malte’de Seyir Tutkusu

İncil ve Kuran’da Adem ile Hava’nın cennetten kovulması olayında görme eylemi özel bir yer tutar.

…seyir tutkuları nedeniyle cezalarını çekmeliler.

 

Sözel öncesi görsel çağında çocuk suç işleme bilinci olmadan ya da ceza alma korkusunu gütmeksizin kaşif edasıyla çevresini gözlemler. Bu dönemde göz kapağı adeta yokmuşçasına davranır. Her şeyi görür.

 

Cinsel organların farkında olunmasıyla cinselliğe bir gönderme yapılmaktadır. Cinsel organlar görülmüştür. Görülenlerle birlikte utanma duygusu oluşmuş olup cinsel organlar saklanılmaya çalışılmıştır. Burada ön plana çıkan görme olayı ve onu takip eden utanma duygusudur.

 

Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserde iki duyum olan görme ve koklamanın ön plana çıktığı ve bunların eserde önemli bir yer aldıkları görülür. Her ikisi de eserde sıklıkla geçmektedir.

 

Malte Laurids Brigge’nin Notları” adlı eserin ilk satırı bu açıdan değerlendirildiğinde bir bakışla, bakmak eylemiyle başlar ve gözlerden kaybolmayla biter.

 

Malte masanın altında iki farklı öğe ile karşılaşmıştır. Bunlardan birincisi dokunma duyusunun eşlik ettiği hayvan postu ikincisi ise seyir tutkusunu depreştiren ve cinsel fantazmalarına sebep olan insani özelliklerle donatılmış ”uzun tüylü” halıdır.

 

O gördüklerinden sonra erotik bir haza kapılır. Halının yumuşak tüylerini okşayarak haz verici bir duygu yaşar

 

Malte masanın altında halının yumuşak tüylerini okşarken gözleri bir şeyler görmüştür. Sahne bir bütün olarak kuşbakışı değerlendirildiğinde masa, masanın altındaki post, koltuk, resim yapan bir çocuk ile onun yanı başında oturan ve kitabını okuyan matmazel gibi öğelerin ön plana çıktığı görülecektir.

 

Malte gördüklerinden erotik haz almıştır. Yetişkin insanlarda gördükleri onu etkilemiştir.

 

Rilke’nin ”Panter”i pasiftir. İzleyici değil sergileyendir. O teşhir edilendir. Bu nedenle de Malte’nin ya da Rilke’nin Paris sokaklarında dolaştıkları gibi o da dışarıya çıkmak ve göz gezdirmek ister.

 

Malte / seyir olayı sırasında değil seyir olayının ardından mastürbasyon eylemine geçmiştir.

 

Malte’de Mastürbasyon ve Korku

Priskil’e göre Malte’nin yazarının korkularının kökenleri onun çocukluk anılarında saklıdır.

Malte eserde ”Korkuyorum” diyerek insanın bir korkusu varsa buna bir çözüm araması gerektiğini belirtiyor

Rilke de Malte’de olduğu gibi şiirlerinde, düzyazılarında, anı ve mektuplarında sık sık korkularından bahsediyor.

 

Rilke’nin eserlerinde sıklıkla karşılaştığımız bir eylemdir ”Mastürbasyon”.

 

Mastürbasyon eyleminin bitiminde kendini kuşbakışı görür. Sıkılır, utanır, suçluluk hisseder ve korkar.

 

Suçluluk duygusu mastürbasyon sonrası, insanlarda sıklıkla görülen bir duygudur. Bunun nedeni yine insanların bu konuda yanlış bilgilere sahip olmaları, din ve ahlak açısından bunun olumsuz bir şey, bir günah olduğuna inanmalarından kaynaklanmaktadır.

 

Malte’nin suçluluk duyması süperegosunun yaptırım gücünden kaynaklanmaktadır.

 

Almanca’da mastürbasyon sözcüğü ”Masturbation”, ”kendi kendini tatmin etme” anlamına gelen ”Selbstbefriedigung” ve ”Onanie” sözcükleriyle ifade edilir. Eş anlamlı olan bu sözcüklerden ”Onanie” sözcüğünü köken olarak irdelediğimizde, sözcüğün yukarıda vermeye çalıştığımız Yahuda’nın oğlunun adı ”Onan”dan geldiğini görmekteyiz.

 

Mastürbasyon eylemi Rilke’yi fazlaca meşgul etmiştir. O bundan çocukluğundan ölümüne kadar muzdarip olmuş biridir.

 

Anne ve Oğlun Gölgesindeki Baba

Babanın çocuğuna karşı sergilediği ilgisiz tutumlar veya aşırı otoriter davranışlar çocuğun çekingenlik ya da utangaçlık gibi kişilik özelliklerini geliştirebilmelerine sebep olabilmektedir. Sigmund Freud bu konuda şunları belirtir: “Babanın kullandığı otorite, çocuklarda erken bir yaşta eleştiri duygusunu kışkırtır ve beklentilerinin katılığı, babalarının zayıflığına karşı tetikte olmalarına yol açar;“[1] [2] Bunun tersine babanın yine çocuğuna göstereceği ilgi ve sevgi dolu bir tavır ise çocukların sosyal uyum yeteneklerinin artmasına, liderlik özellikleri gibi birçok önemli konuda gelişebilmelerini sağlamaktadır.

 

Malte‘de dominant, güçlü olan anne profili babada yerini sönük, durgun olana bırakır. Malte’de baba, annenin aksine bir nefret objesi değildir. Baba saygı, sevgiyle karşılanandır.

 

Malte’nin korkularının kökeninde babanın da rolünün olduğunu görmekteyiz. …gururlu, az konuşan, kolayca sinirlenebilen, pek gülmeyen, çocuklarla arasında mesafe olan bir insan

 

Josef Rilke, her zaman eşinin ve oğlunun gölgesindeki bir baba olarak kalmıştır.

 

Malte’de Hadım Edilme Kompleksi

“Hadım edilme kompleksi”, çocuk cinsel farklılığın bilincine vardığı dönemden sonra kendini göstermeye başlar.

Malte Laurids Brigge adlı eserde de ”Hadım edilme Kompleksi“ ile ilgili bulgulara sıkça rastlanır.

 

…normal bir uykuya geçiş Malte’de yoktur.

 

Malte’de cinsellik söz konusu olduğunda göze çarpan ilk olgu onda bir çatışmanın yaşanmasıdır.

 

Rilke ve Malte / İki erkek de çocukluk dönemlerinde anneleri tarafından yanlış yetiştirilmişlerdir. Bir erkek çocuk olmalarına rağmen kız gibi yetiştirilmiş ve onların kendilerini bir kız gibi hissetmeleri sağlanmıştır. Rilke’nin askeri okula gönderilmesi bu nedenle tümüyle travmatik izler taşır, çünkü bir kız gibi narin olan erkek birden askerliğin içkin yapısı gereği sertlikle karşılaşmıştır. Bu sebeple de Rilke okuldayken diğer çocuklardan hep uzak durmuştur. Onlar gibi gözükmesine rağmen ruh dünyası tümüyle farklıydı. Aynı bulgular Malte için de geçerlidir. O da askeri okulda yaşadığı olumsuz olaylardan bahseder ve oradaki anılarından oldukça muzdarip olduğunu dile getirir.

 

Rilke Ve Malte’de Oedipus Kompleksi

Laios ve İokaste evlendikten sonra uzun süre çocukları olmadı

Çocukları olması için yalvardılar, yakardılar. Tanrı krala bir erkek çocuk olacağını, fakat çocuğun büyüyünce kendisini öldürerek anası ile evleneceğini ve aileyi mateme sokarak, kana boyayacağını haber verdi.

Kral bu çocuğu, öldürtmek istedi. Annesi çocuğun ıssız bir yere bırakılmasını temin etti.

çocuk öldürülmez ve tek ayağından bir ağaca asılır.

Çocuğu bir çoban bulur ve Korinthos kralına götürürler. Çocuğu olmayan kraliçe onu sahiplenip Oidipus ismini koyar

Tanrı Apollon, ona babasını öldüreceğini ve annesiyle evleneceğini anlattı.

Kendini Kointhos kralının öz evladı sanarak Oidipus, bu felaketten sakınmak için saraydan ayrıldı.

…yanından geçen bir araba ayağını ezdi. Canı yanan Oidipus, arabacıya vurdu. Arabadaki diğer kişiyle de kavga etti ve onu öldürdü. Arabadaki kişi öz babası Kral Laios’tu.

Mitin devamında Oidipus, Thebai şehrinin krallığı ile Kreon’un kız kardeşi olan İokaste’yi eş olarak alır.

Tanrıların çok kızdığı bu evlilik yüzünden krallık felaketlere uğrar.

Apollon Oidipus’a evlendiği kişinin annesi olduğunu söyler.

Olanları anlayan Oidipus dünyanın en bahtsız ve iğrenç adamı olduğuna inanır ve eliyle kendi gözlerini oyarak çıkarır.

 

(Rilke) Mazoşist tavırlar sergilemesinin sonuçlarından birisi de rekabetten kaçmasıdır.

Hem Malte hem de Rilke babalarının cenazelerine bu nedenle geç gelmiştirler.

 

Rilke Ve Malte’de Narsizm

Narsizmin görünümleri: 

Cinsel bir sapma olarak, kişinin cinsel nesne olarak kendi vücudunu seçmesi

Nesnelerle ilişki kurma modu olarak narsizm (Nesne seçiminde kişinin kendine benzerliği referans alması veya nesnelerle açık, gözlenebilir ilişkilerden uzaklaşma hali)

 

Malte’de narsist kişilik özellikleri öncelikle dilde kendini gösterir. Malte’nin eserdeki konuşma biçimi narsist ayrıntılar içerir. O diğerlerinden farklı olduğunu açıkça ortaya koyar.

 

Malte narsist insanlara özgü o tatminsiz ve hiçbir şeyden memnun olamama duygusunu yaşamaktadır. Kendisi olamamanın, tatminsiz olmaktan dolayı da çocukluğuna dönmenin kısırdöngüsü içerisindedir.

 

Malte diğer narsist kişiliklerde olduğu gibi yaşamının merkezinde kronikleşmiş kaygılandırıcı bir boşluk, anlamsızlık ve can sıkıntısı hisseder. Bunlardan ötürü içsel bir boşluk duygusuna kapılır ve bu boşluğu doldurmak için de çeşitli dışavurum davranışlarına yönelir. Malte’nin yöneldiği bu yollardan ilki yoğun bir seyahat tutkusudur.

 

Malte’nin her şeyi düzene koyamamasının, bunları doğru dürüst bilememesinin sebebi narsistik kişiliğinin varoluşsal sorunsalıdır. O henüz olmayan, gerçek yaşamın, sevginin ya da aşkın peşindedir. O, içinde yaşadığı “an”ın eksik ve kusurlu olduğunu düşünür. Bundan sıyrılmak için de gezintilere ya da seyahatlere çıkma arzusundadır.

 

Narsistik tipte, libido ağırlıklı olarak egoya aktarılır.

 

Rilke’nin dans etmekten kaçınması ve hiçbir zaman dans etmemesi onun narsist yapısıyla paralellik gösteren bir tutumdur. O küçük düşmekten korkar.

 

Salome’ye gönderdiği mektuplardan birinde: “Ben Sen olmak istiyorum.” diye yazar (Rilke, Briefwechsel, s.19: “Ich will Du sein.”)

 

Ölüm ve korkuyla fazlaca haşır neşir olan Rilke’nin bu konuya fazlaca eğilmesinin nedenleri arasında onun hipokondrik ruh hali de yatar.

…devamlı olarak eldiven takma zorunluluğunu doğuran mikropfobisi de ona adeta eziyet çektiriyordu.

 

Rilke askeri okuldayken diğer derslerde gösterdiği çok büyük başarıyı bu okula özgü olan ve en önemli dersler arasında yer alan beden eğitimi ve eskrim derslerinde gösteremez: Bu derslerde başarısız olması onun bedensel zayıflığının da göstergesidir. Aynı zamanda bu alanda başarı gösterememiş olması bu okulda neden yalnız kaldığının da belirtisidir. Özellikle erkek çocukların çocukluk dönemindeki oyunlarda kendi arlarında yaptıkları çeşitli güç gösterilerinden oluşan oyunları vardır. Zayıf olanlar, sürekli yenilenler genellikle diğerlerinin hedefi olur ve onlarla dalga geçilir ya da tümüyle dışlanırlar.

 

O kendi arzusu yerine karşısındakini etkilemek için onun arzusunun nesnesi olmayı tercih etmiştir. Rilke’nin bu narsist tutumu Salome ile olan ilişkisinde daha da belirginleşir. Sırf Lou’ nun isteği üzerine dışarıda çıplak ayakla gezerler

Rilke’nin Salome’nin itaatkar bir kulu olduğu açıktır. Gunnar Decker bu konuyla ilgili olarak şu saptamada bulunur: “Sahibesinin emrini yerine getirir” (Decker, s.68).

 

Salome Rilke’nin efendisidir, onun sahibesidir. Dominant yapıda olan bu kadın ile Rilke arasında sadomazoşist bir ilişki yatar. Fakat onların bu sadomazoşist ilişkileri cinsel içerikli olmaktan çok ruhsal içeriklidir. Rilke mazoşist yapısı gereği tümüyle Lou’ya bırakmıştır kendisini. Salome’nin isteği üzerine yazısını değiştir ve ona çeki düzen verir fakat bu düzen Salome’nin kurguladığı düzendir.

 

Rilke hiç kimsenin beklemediği bir anda Clara ile evlenir.

Büyük bir kuşku yaratan bu durum Rilke’nin narsist yapısıyla ilişkilidir. O başta yine başkasının arzu nesnesi olmayı seçmiştir.

Büyük bir kuşku yaratan bu durum Rilke’nin narsist yapısıyla ilişkilidir. O başta yine başkasının arzu nesnesi olmayı seçmiştir.

 

Rilke Ve Malte’de Kadın Olgusu

Abelone Malte’nin teyzesidir

Abelone tam da Malte’nin arzu ettiği özellikleri taşır. Ondan büyük olması bu özelliklerden birisidir.

Abelone ona şefkatle yaklaşır ve annesi gibi davranır.

 

yaklaşık olarak altı binin üzerinde yayınlanmış mektup yazmıştır. Yayınlanmamış mektuplarıyla bu sayının on bine kadar ulaştığını belirtir Stefan Schank (Schank, s.162)

 

…yazarın birçok kez isminden ötürü kadın sanıldığını hatırlatmakta da fayda var

Rilke gibi Malte de isminden memnun değildir. O da isminin alay konusu edilmesinden yakınır.

 

Rilke birçok kadınla platonik ilişkiler yaşamıştır

Ellen Key, Marie von Thurn und Taxis ve yayımcısının eşi Katharina Kippenberg.  Rilke’nin kadınları bunlarla da sınırlı değildir: “Rilke 1902 ile 1926 yılları arasında pianist Magda von Hattinberg (onun tarafından Benvenuta olarak anılıyordu), ressam Loulou Albert- Lazard, yazar ve gazeteci olan Claire Goll, yazar Hertha Koenig, ressam Baladine Klossowska (Merline), Sidonie Nadherny (Karl Kraus’un sözde eşi), sanatçı Mathilde Vollmoeller, lirik şiirler yazan Marina Zwetajewa ve oyuncu Ellen Dep’i tanır.”  Rilke bu kadınların hepsiyle oldukça yakın bir ilişki içindedir.

 

Rilke ilk kız arkadaşı ve sonra da nişanlısı olan Valerie David von Rhonfeld’i de etkilemeyi bilmiştir. Vally’ye arzu ettiği aşkı, sevi sözcüklerini vermiş olan on sekizindeki Rilke bu ilişkiden kendi payına düşeni de almasını bilmiş ve ilk şiir kitaplarını bu kızcağızın maddi desteği ile yayımlatmıştır. Ama narsist tutumu çok geçmeden bu kızdan da ayrılmasını sağlamıştır.

Rilke, Vally’den ayrılır ayrılmaz doktor kızı olan Ella Glaessner ile birlikte olur.

Laksa van Oesteren ile sıkı fıkı olur.

…kadınlarla olan ilişkilerinde dikkatleri en çok çeken nokta birlikte olduğu kadınların kendinden yaşça büyük olmalarıdır.

 

Rilke kadınlarla soluk alır. Onları hep yanıbaşında hisseder. Ama mesafeye sadık kalır.

 

Sonuç

Malte / Rilke’nin / “öteki beni”dir.

 

Her ikisi de siyahlara bürünmüş annelerinin gölgesinde varolmaya çalışmıştır.

Rilke Malte’yi yazmaya başladığında annesi Roma’ya gelir.

Malte de annesinin ölü olmasına rağmen onu an be an yaşamıştır.

 

Her ikisi de / duygularını yazmaya koyulmuşturlar.

 

Malte notlarına başlarken kafası karışmış bir insanın ruh halindedir.

Depresif ruh halleri her ikisinin cümlelerinde kendini gösterir.

 

Rilke “Malte Laurids Brigge’nin Notları”nin notlarını yazarken bir “gerileme” yaşamıştır. O ruhsal gelişim sürecinde epeyce arkasında bıraktığı ve o döneme özgü ilkel ve çocuksal davranışlarına dönmüştür.

 

Kopuk anlatım tarzından ötürü durup dururken, birdenbire çocukluk yıllarına döner.

Bu durumun Rilke’nin o dönemde yaşadıklarının üstesinden gelemediğinin bir göstergesi olduğu sonucuna vardık.

 

Rilke kadınların gözünde bir çocuk olarak kaldı.

 

Gerçekleştirilen seyir eylemi ile mastürbasyon kendi bedenine dönük bir haz eylemi olarak çözüme kavuşmuştur.

 

(Malte ve Rilke ) …her ikisi de beş yaşlarına kadar cinsel kimliklerinin oluşumunda olumsuzluklara neden olan kız elbiseleriyle dolaştırıldı



[1] J.J.Rousseau, Emile ya da Çocuk Eğitimi Üzerine, Çev.Mehmet Baştürk-Yavuz Kızılçim, Babil Yayınları, Erzurum, 2000, s.31.

[2]    Sigmund Freud, Age., s.536. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder