2 Ağustos 2026 Pazar

Guy Davenport - 7 Yunan - Notlar

Guy Davenport - 7 Yunan - Notlar

Archilochos, Sappho, Alkman, Anakreon, Herakleitos, Diogenes, Herondas

7 Greeks, New Directions, New York, 1995

 


Giriş

MÖ 7. yüzyıl şairlerinden bize ulaşan eserler tam metinler değil; yalnızca mumya sargılarında, hurda papirüslerde veya antik gramercilerin dilek kiplerini açıklamak için alıntılama yaptığı parçalarda (fragment) yaşar.

 

Eserlerinin büyük kısmı kaybolmuş olsa da Archilochos ve Sappho'nun bıraktığı iz silinememiştir.

 

Archilochos hem savaşçı bir paralı asker hem de Batı edebiyatının ilk büyük hicivcisi ve iambik şiirin mucididir. Hem kışla diliyle konuşan sert bir asker hem de narin aşk şarkıları yazan bir lirikçidir.

Sözleşmesini bozan Lykambes’e yazdığı acımasız şiirlerle tanınır. Antik dünya için o, eşek arılarının mezarının etrafında dolandığı, dokunanı yakan "zarif yapraklı bir devedikeni" veya "ısırgan dilli" bir şairdir.

1974'te bir mumya sargısında bulunan yeni parçası ("Paros'ta Son Tango" olarak da anılan 18. Parça), erotizm, komedi ve hicvin iç içe geçtiği yepyeni bir üslup boyutunu ortaya koymuştur.

 

Midilli adasından olan Sappho, Miken-Girit mirası ile Zengin Lidya kültürünün kucaklaştığı bir dünyada yazdı.

Sappho’da ruh maddeden, güzellik zekadan ayrılamaz. Onun odağında gençlik, ergenlik güzelliği, çiçekler, ay ışığı, kızların kahkahaları ve sarmalayıcı tutku (Imeros) vardır.

 

Alkman, şiiri ve yaşamı açısından Sappho ile Archilochos’un bir birleşimidir. Sparta'da yaşamış, hem kız koro ilahileri (Partheneion) yazmış hem de dünyayı soğukkanlı, iştahlı, gündelik ocağı ve yaşlılığın getirdiği romatizmalı mizahı kutlayan bir gözle gözlemlemiştir.

 

16. yüzyıldan itibaren Batı şiirini (Ronsard, Herrick, Goethe) derinden etkileyen ve "Anakreon Şiirleri" olarak bilinen derleme, gerçekte 6. yüzyıl Teoslu Anakreon'a değil, İskenderiye ve Orta Çağ taklitçilerine (Anacreontea) aittir. Gerçek Anakreon’dan geriye ise yalnızca çok az ve belirsiz parça kalmıştır.

 

Herakleitos / Doğa filozofunun ethos anthropoi daimon (Karakter insanın kaderidir/koruyucu meleğidir) sözü üzerinden, insanın kendi psikolojik ikliminin ve ahlaki yapısının kendi geleceğini nasıl biçimlendirdiği vurgulanır.

 

Diogenes toplumsal normların, kalıpların ve paranın değerini düşürmeyi ilke edinen; fıçıda yaşayan Atinalı bir Thoreau/derviş figürüdür. Keskin söylem tarzı, daha sonra Tarsuslu Pavlus (Shaul Paulus) vasıtasıyla Hıristiyan retoriğini de etkilemiştir.

 

1890'da Mısır'daki papirüs çöplüklerinde (Budge ve Kenyon sayesinde) bulunan Didymus'a ait hesap defterinin arkasından Herondas'ın 13 pandomimi (mimiamboi) çıkmıştır.

 

Aristofanes’in aksine Herondas siyaset yapmaz; tıpkı Menander, Theophrastos veya modern dönemde Fellini, Beckett ve Commedia dell'Arte gibi gündelik hayatın küçük, komik, açgözlü, kıskanç ve saf tiplerini (pezevenk, çapkın kadın, sinirli anne, ayakkabıcı) pandomimik bir taklit sanatı üzerinden sahneler.

…

 

Arkhilokhos (Archilochus)

Paros adasında doğan ve Taşoz (Thasos) adasında savaşçı/paralı asker olarak yaşayan şair; Homeros çağının idealize edilmiş kahramanlık anlayışına karşı alaycı, gerçekçi, tutkulu ve zaman zaman oldukça keskin bir dille kaleme aldığı şiirleriyle tanınır.

 

Arkhilokhos, kendisini "hem Savaş Tanrısı Ares'in/Enyalios'un hizmetkarı hem de Müzlerin (İlham Perilerinin) şairi" olarak tanımlar.

79. fragmanda, savaştan kaçarken kalkanını bir çalılığın altına bıraktığını açıkça söyleyerek Antik Çağ'da büyük yankı uyandıran ve kahramanlık mitini yıkan dürüst bir tutum sergiler.

 

79. fragman:

…

Saianlılardan biri şimdi gururlanıyordur kalkanımla;

Bir çalılığın dibinde bırakmak zorunda kaldım o kusursuz silahı.

Ama canımı kurtardım ya! Canım sağ olsun,

Kalkan gitsin; yenisini alırım, daha kötüsü olmaz ya.…

 

Şairin hayatındaki en ünlü olay, Lykambes adındaki soylunun kızı Neobule'yi önce Arkhilokhos ile nişanlayıp ardından sözünden dönmesidir. Şair, bu olayın üzerine Lykambes ve kızlarına karşı son derece ağır, hiciv dolu ve sarsıcı şiirler (iambik dizeler) yazmıştır. 18. fragman (Köln Papirüsü olarak bilinen ünlü metin), Neobule ve kız kardeşi hakkındaki sert ve tutkulu ifadeleri içerir.

 

Tilki ile kartalın hikayesi veya ünlü "Tilki pek çok şey bilir, ama kirpi tek bir büyük şey bilir" gibi atasözüne dönüşmüş fabl ögelerini ilk kullanan şairlerdendir.

 

72. fragman

Ruhum, ruhum, çaresiz dertlerle çalkalanan ruhum!

Kaldır başını, göğsünü düşmana karşı koy,

Tuzaklarına karşı dur yakın dövüşte.

Yenersen açıktan övünme,

Yenilirsen evine kapanıp ağlama.

Sevinçte de kederde de ölçülü ol,

Anla ki insan hayatını ritimler yönetir.

 

262. fragman Antik Yunan edebiyatının en meşhur beddua/lanet metinlerinden biridir. Düşmanının Salmydessos kıyılarında karaya vurmasını, yalnız kalmasını, soğuktan ve açlıktan titreyerek bir köpek gibi sürünmesini dile getirir. Dostluk sofrasındaki tuzu ve verilen sözü çiğnemenin cezasını intikam arzusuyla tasvir eder.

 

262. fragman

Soğuk denizde yolunu kaybetsin ve kafir Salmydessos'a doğru yüzsün...

Dostça bir yemekte tuz ve sofranın başında verdiğin sözü geri aldın.

Dişleri birbirine vursun yüzüstü yatıp tuzlu su tükürürken;

Ve tüm bunları izlemek bana büyük bir tatmin yaşatırdı...

 

Homeros’un süslü ve şatfatlı kahraman tipolojisini reddeder. 282. fragmanda süslü, bukleli sakallı, gösterişli generallerden nefret ettiğini; bunun yerine yere sağlam basan, kısa ve çarpık bacaklı ama işini yapan gerçek askerleri tercih ettiğini söyler.

 

282. fragman

Uzun boylu, bukleli sakallı, havalı bir general görmekten nefret ederim.

Bana kısa, bacakları çarpık ama yere sağlam basan ve yürekli bir asker verin.

 

Sappho

Sappho, Antik Çağ'da Homeros "Şair" olarak anılırken kendisi "Şaire" veya "Onuncu Müz (İlham Perisi)" olarak adlandırılmış; iambik ve heksametrik kalıpların ötesinde kendi adıyla anılan Sappho kıtası ölçüsünü yetkinlikle kullanmıştır.

 

Sappho, aşkı sadece bir duygu olarak değil, bedensel ve ruhsal bir sarsıntı olarak ele alır.

 

20. Fragman ("Bir Bakışın Şoku"), edebiyat tarihinin en ünlü aşk tasvirlerinden biridir; sevilen kişinin yanındaki duruşun yarattığı heyecan, dilde tutukluk, derinin altında yanan ateş, kulak çınlaması ve çimenden daha yeşil/solgun bir renge bürünme gibi fiziksel tepkiler dürüstçe işlenir.

 

Eros'u hem tatlı hem acı (glykypikron), dizlerin bağını çözen ve sarsan bir güç olarak tanımlar.

 

Atthis, Gongyla, Anaktoria ve Andromeda gibi kız arkadaşlarına veya öğrencilerine duyduğu derin sevgi, onların gidişiyle yaşanan ayrılık acısı ve özlem sıkça işlenir. 25. Fragman ("En Güzel Şey"), askeri birliklerin veya gemilerin değil, insanın sevdiği şeyin dünyadaki en güzel manzara olduğunu savunarak dönemin eril savaş değerlerine bir alternatif sunar.

 

25. fragman (En Güzel Şey)

Atlılardan veya piyadelerden oluşan bir bölük,

Ya da bir gemi filosu diyor bazıları,

Kara dünyanın en güzel manzarasıdır;

Ama bana göre en güzel şey, sevdiğin şeydir.

 

Sappho, fiziksel varlığının yok olacağını bilse de şiirleri sayesinde hatırlanacağının bilincindedir. 90. Fragmanda belirttiği "Bizi hatırlayacak biri çıkacak bundan sonraki zamanda" sözü, yüzyıllar ötesine ulaşan kehaneti niteliğindedir.

 

Sappho, antik dönemde düğün törenlerinde söylenmek üzere pek çok neşeli ve coşkulu ilahi (Epithalamia) yazmıştır.

 

213. fragman dünya edebiyatının belki de en tanınmış gece ve yalnızlık tasvirlerinden biridir. Ayın ve Pleiades (Ülker) yıldız takımının batışıyla zamanın akışını aktarır ve insanın kendi yalnızlığıyla baş başa kalışını net bir sade dille özetler:

Ay battı ve Ülker.

Gece yarısıdır,

Zaman geçip gidiyor...

Yalnız yatıyorum.

…

 

Alkman

Alkman, Antik Yunan lirik şiirinde kız koroları için yazılan şarkı türünün (Partheneion) edebiyattaki temsilcisidir.

 

1. Partheneion / Kız Korosu İlahisi

Herakles’in Hippokoön ve oğullarına karşı kazandığı zafer işlenir. İnsan kibirine (hybris) ve tanrılara karşı gelmenin felaket getireceğine dikkat çekilerek Kader (Aisa) ve Fırsat/Gelişim (Poros) tanrılarının her şeyden üstün olduğu vurgulanır.

Mithraic/Orthia ritüellerinde tanrıçaya kutsal saban (veya elbise) sunan genç kızların zarafeti övülür. Koro önderleri Hagesikhora ve Agido; soylu yarış atlarına, Lidyalı altın süslere, yıldız takımı Ülker'e (Pleiades) ve Sirius'a benzetilir.

Korodaki bir diğer odak noktası Astymeloisa adındaki kızın büyüleyici güzelliğidir. Onun yürüyüşü "gökyüzünden kayan parlak bir yıldıza" ve rüzgârda savrulan saçları zarafete benzetilir.

…

 

Anakreon

MÖ 6. yüzyılda Teos (Sığacık/İzmir) doğumlu antik lirik şair Anakreōn yaşam sevinci, aşk, şarap, ziyafetler (symposion), yaşlılık hüzünleri ve nükte üzerine yazdığı şiirlerle edebiyat tarihine adını kazımış ve sonraki çağlarda onun üslubunu taklit eden "Anakreonteia" akımına öncülük etmiştir.

 

Anakreōn şarabın ve dostça sohbetin şairidir; ancak içkide barbarca sarhoşluğu (İskit usulünü) değil, adaba uygun ılımlılığı savunur.

 

Ziyafet masasında kavga ve savaştan bahsedenleri kınar; şarabın Afrodit (aşk) ve lir (müzik) eşliğinde içilmesi gerektiğini vurgular.

 

53. fragman (Yaşlılık ve Zamanın Akışı)

Artık saçlarım ince ve beyaz...

Gençlik gitti ve onunla birlikte tüm mutluluklar da.

Geriye kalan zaman kısa ve tatlı.

Çünkü Hades'in evi karanlıktır,

Aşağıya giden yol nefret doludur ve geri dönüşü yoktur.

 

Herakleitos

Mitoslardan bağımsız, evrenin arkasındaki mantığı (Logos) arayan Herakleitos; felsefe tarihine "Karanlık" lakabıyla geçmiş, özlü ve bilmeceyi andıran ifadeleriyle akış, zıtlık, ateş ve insan bilinci üzerine odaklanmıştır.

 

Herakleitos’a göre evren rastgele bir kaos değil, evrensel bir ilke ve düzen olan Logos tarafından yönetilir. İnsanların çoğu uykudaymış gibi kendi özel dünyalarında yaşarken, akıl sahibi insan ortak evrensel ilkeyi (Logos) kavramaya çalışır. "Ben değil dünya diyor bunu: Her şey birdir" diyerek bireysel algının ötesindeki evrensel birliğe işaret eder.

 

Herakleitos denince ilk akla gelen kavram oluş sürecidir. Varlık varolanda sabit kalmaz; her şey durmaksızın akar ve değişir.

 

Varoluş, zıt güçlerin gerilimi ve çatışması sayesinde dengede durur.

"Savaş hepimizin babası ve kralımızdır" ifadesinde kastedilen, askeri yıkım değil; evrendeki karşıt ilkelerin (gece-gündüz, sıcak-soğuk, yaşam-ölüm) geriliminden doğan yaratıcı enerjidir.

 

Evrenin temel maddesi (arkhe) ve değişim simgesi Ateş'tir. Ateş; sürekli yanan, sönen, dönüşen ve tükenirken yeniden doğan dinamik ilkedir. Evren, ölçüyle alevlenen ve ölçüyle sönen ölümsüz bir ateştir.

 

"Karakter kaderdir" (Ethos anthropoi daimon) sözü, insanın yaşam çizgisini dış güçlerin değil, kendi ahlakı ve içsel yapısının belirlediğini vurgular.

 

Aristokratik bir zihniyete sahip olan Herakleitos, çoğunluğun sığır gibi yaşadığını söyler ve halkın ezbere dayalı anlayışını eleştirir. Şair Homeros ve Hesiodos'u hakikati tam kavrayamadıkları için eleştirir.

…

 

Diogenes

Antik çağın en aykırı, radikal ve hazımsız mizacına sahip Sinoplu düşünür Diogenes, Platon veya Aristoteles gibi elit, teorik ve akademiye dayalı felsefe yapmak yerine; felsefeyi sokakta, eylemle, toplumsal kuralları ve ikiyüzlülükleri yıkarak yaşamıştır. Yunanca kökeni "Kynikos" (köpeksi) anlamına gelen Kinizm; uygarlık normlarını, lüksü, mülkiyeti, yapay toplumsal sözleşmeleri reddedip doğaya uygun, sade, bağımsız ve korkusuz bir yaşamı savunur.

 

Gençliğinde babasıyla birlikte sahte para basmak veya paranın tahrif edilmesi suçuyla Sinop’tan sürülen Diogenes, bunu felsefi bir ilkeye dönüştürmüştür: Toplumun "değerli" saydığı parayı, makamı, unvanı ve yapay kuralları (nomos) geçersiz kılmak.

 

Paranın değerini düşürmeye geldim" sözü, sadece finansal değil, toplumsal değerlerin de değersizleştirilmesini simgeler.

 

Antik Yunan’da bireyin kimliği ait olduğu polis (şehir devleti) ile tanımlanırken "Ben bir dünya vatandaşıyım (Kosmopolitês)" diyen Diogenes şehir sınırlarını ve soy-sop kibrini anlamsız bulur.

 

Diogenes’e göre insanlar doğadan uzaklaştıkça mutsuzlaşmış ve karmaşık arzuların kölesi olmuştur.

 

Gündüz vakti elinde lambayla Atina sokaklarında dolaşıp "Dürüst / Hakiki bir adam arıyorum" demesi, toplumun sahteliğine ve ahlaki çöküşe yapılmış en sert sokak tiyatrosudur.

 

Saraya kapılanıp krala yaranan Platon ve Aristoteles gibi filozofların aksine, kendi marulunu yıkayan hür bir sefaleti saray köleliğine tercih eder.

 

"Kimsenin duygularını incitmeyen bir filozofun ne faydası var?" diyerek felsefenin konfor bozucu bir işlev taşıması gerektiğini savunur.

 

27. fragman

Platon, "Eğer Sicilya sarayına gitseydin marul yıkamak zorunda kalmazdın" dediğinde, ona "Eğer sen marul yıkasaydın saraya gitmek zorunda kalmazdın" dedim.

…

 

Herondas

Antik Yunan edebiyatında "Mimiambos" (Mim-iambos) gündelik hayat sahnelerini, tiyatral biçimde anlatır. M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Herondas, bu türün temsilcisidir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder