Guy Davenport - 7 Yunan - Notlar
Archilochos, Sappho, Alkman, Anakreon, Herakleitos, Diogenes,
Herondas
7 Greeks, New Directions, New York, 1995
Giriş
MÖ 7. yüzyıl şairlerinden bize ulaşan eserler tam metinler
değil; yalnızca mumya sargılarında, hurda papirüslerde veya antik gramercilerin
dilek kiplerini açıklamak için alıntılama yaptığı parçalarda (fragment) yaşar.
Eserlerinin büyük kısmı kaybolmuş olsa da Archilochos ve
Sappho'nun bıraktığı iz silinememiştir.
Archilochos hem savaşçı bir paralı asker hem de Batı
edebiyatının ilk büyük hicivcisi ve iambik şiirin mucididir. Hem kışla diliyle
konuşan sert bir asker hem de narin aşk şarkıları yazan bir lirikçidir.
Sözleşmesini bozan Lykambes’e yazdığı acımasız şiirlerle
tanınır. Antik dünya için o, eşek arılarının mezarının etrafında dolandığı,
dokunanı yakan "zarif yapraklı bir devedikeni" veya "ısırgan
dilli" bir şairdir.
1974'te bir mumya sargısında bulunan yeni parçası
("Paros'ta Son Tango" olarak da anılan 18. Parça), erotizm, komedi ve
hicvin iç içe geçtiği yepyeni bir üslup boyutunu ortaya koymuştur.
Midilli adasından olan Sappho, Miken-Girit mirası ile
Zengin Lidya kültürünün kucaklaştığı bir dünyada yazdı.
Sappho’da ruh maddeden, güzellik zekadan ayrılamaz. Onun
odağında gençlik, ergenlik güzelliği, çiçekler, ay ışığı, kızların kahkahaları
ve sarmalayıcı tutku (Imeros) vardır.
Alkman, şiiri ve yaşamı açısından Sappho ile
Archilochos’un bir birleşimidir. Sparta'da yaşamış, hem kız koro ilahileri
(Partheneion) yazmış hem de dünyayı soğukkanlı, iştahlı, gündelik ocağı ve
yaşlılığın getirdiği romatizmalı mizahı kutlayan bir gözle gözlemlemiştir.
16. yüzyıldan itibaren Batı şiirini (Ronsard, Herrick,
Goethe) derinden etkileyen ve "Anakreon Şiirleri" olarak bilinen
derleme, gerçekte 6. yüzyıl Teoslu Anakreon'a değil, İskenderiye ve Orta Çağ
taklitçilerine (Anacreontea) aittir. Gerçek Anakreon’dan geriye ise
yalnızca çok az ve belirsiz parça kalmıştır.
Herakleitos / Doğa filozofunun ethos anthropoi
daimon (Karakter insanın kaderidir/koruyucu meleğidir) sözü üzerinden,
insanın kendi psikolojik ikliminin ve ahlaki yapısının kendi geleceğini nasıl
biçimlendirdiği vurgulanır.
Diogenes toplumsal normların, kalıpların ve paranın
değerini düşürmeyi ilke edinen; fıçıda yaşayan Atinalı bir Thoreau/derviş
figürüdür. Keskin söylem tarzı, daha sonra Tarsuslu Pavlus (Shaul Paulus)
vasıtasıyla Hıristiyan retoriğini de etkilemiştir.
1890'da Mısır'daki papirüs çöplüklerinde (Budge ve Kenyon
sayesinde) bulunan Didymus'a ait hesap defterinin arkasından Herondas'ın
13 pandomimi (mimiamboi) çıkmıştır.
Aristofanes’in aksine Herondas siyaset yapmaz; tıpkı
Menander, Theophrastos veya modern dönemde Fellini, Beckett ve Commedia
dell'Arte gibi gündelik hayatın küçük, komik, açgözlü, kıskanç ve saf tiplerini
(pezevenk, çapkın kadın, sinirli anne, ayakkabıcı) pandomimik bir taklit sanatı
üzerinden sahneler.
…
Arkhilokhos (Archilochus)
Paros adasında doğan ve Taşoz (Thasos) adasında
savaşçı/paralı asker olarak yaşayan şair; Homeros çağının idealize edilmiş
kahramanlık anlayışına karşı alaycı, gerçekçi, tutkulu ve zaman zaman oldukça
keskin bir dille kaleme aldığı şiirleriyle tanınır.
Arkhilokhos, kendisini "hem Savaş Tanrısı
Ares'in/Enyalios'un hizmetkarı hem de Müzlerin (İlham Perilerinin) şairi"
olarak tanımlar.
79. fragmanda, savaştan kaçarken kalkanını bir çalılığın
altına bıraktığını açıkça söyleyerek Antik Çağ'da büyük yankı uyandıran ve
kahramanlık mitini yıkan dürüst bir tutum sergiler.
79. fragman:
…
Saianlılardan biri şimdi gururlanıyordur kalkanımla;
Bir çalılığın dibinde bırakmak zorunda kaldım o kusursuz
silahı.
Ama canımı kurtardım ya! Canım sağ olsun,
Kalkan gitsin; yenisini alırım, daha kötüsü olmaz ya.…
Şairin hayatındaki en ünlü olay, Lykambes adındaki soylunun
kızı Neobule'yi önce Arkhilokhos ile nişanlayıp ardından sözünden dönmesidir.
Şair, bu olayın üzerine Lykambes ve kızlarına karşı son derece ağır, hiciv dolu
ve sarsıcı şiirler (iambik dizeler) yazmıştır. 18. fragman (Köln Papirüsü
olarak bilinen ünlü metin), Neobule ve kız kardeşi hakkındaki sert ve tutkulu
ifadeleri içerir.
Tilki ile kartalın hikayesi veya ünlü "Tilki pek çok
şey bilir, ama kirpi tek bir büyük şey bilir" gibi atasözüne dönüşmüş fabl
ögelerini ilk kullanan şairlerdendir.
72. fragman
Ruhum, ruhum, çaresiz dertlerle çalkalanan ruhum!
Kaldır başını, göğsünü düşmana karşı koy,
Tuzaklarına karşı dur yakın dövüşte.
Yenersen açıktan övünme,
Yenilirsen evine kapanıp ağlama.
Sevinçte de kederde de ölçülü ol,
Anla ki insan hayatını ritimler yönetir.
262. fragman Antik Yunan edebiyatının en meşhur beddua/lanet
metinlerinden biridir. Düşmanının Salmydessos kıyılarında karaya vurmasını,
yalnız kalmasını, soğuktan ve açlıktan titreyerek bir köpek gibi sürünmesini
dile getirir. Dostluk sofrasındaki tuzu ve verilen sözü çiğnemenin cezasını
intikam arzusuyla tasvir eder.
262. fragman
Soğuk denizde yolunu kaybetsin ve kafir Salmydessos'a doğru
yüzsün...
Dostça bir yemekte tuz ve sofranın başında verdiğin sözü
geri aldın.
Dişleri birbirine vursun yüzüstü yatıp tuzlu su tükürürken;
Ve tüm bunları izlemek bana büyük bir tatmin yaşatırdı...
Homeros’un süslü ve şatfatlı kahraman tipolojisini reddeder.
282. fragmanda süslü, bukleli sakallı, gösterişli generallerden nefret
ettiğini; bunun yerine yere sağlam basan, kısa ve çarpık bacaklı ama işini
yapan gerçek askerleri tercih ettiğini söyler.
282. fragman
Uzun boylu, bukleli sakallı, havalı bir general görmekten
nefret ederim.
Bana kısa, bacakları çarpık ama yere sağlam basan ve yürekli
bir asker verin.
Sappho
Sappho, Antik Çağ'da Homeros "Şair" olarak
anılırken kendisi "Şaire" veya "Onuncu Müz (İlham Perisi)"
olarak adlandırılmış; iambik ve heksametrik kalıpların ötesinde kendi adıyla
anılan Sappho kıtası ölçüsünü yetkinlikle kullanmıştır.
Sappho, aşkı sadece bir duygu olarak değil, bedensel ve
ruhsal bir sarsıntı olarak ele alır.
20. Fragman ("Bir Bakışın Şoku"), edebiyat
tarihinin en ünlü aşk tasvirlerinden biridir; sevilen kişinin yanındaki duruşun
yarattığı heyecan, dilde tutukluk, derinin altında yanan ateş, kulak çınlaması
ve çimenden daha yeşil/solgun bir renge bürünme gibi fiziksel tepkiler dürüstçe
işlenir.
Eros'u hem tatlı hem acı (glykypikron), dizlerin bağını
çözen ve sarsan bir güç olarak tanımlar.
Atthis, Gongyla, Anaktoria ve Andromeda gibi kız
arkadaşlarına veya öğrencilerine duyduğu derin sevgi, onların gidişiyle yaşanan
ayrılık acısı ve özlem sıkça işlenir. 25. Fragman ("En Güzel Şey"),
askeri birliklerin veya gemilerin değil, insanın sevdiği şeyin dünyadaki en
güzel manzara olduğunu savunarak dönemin eril savaş değerlerine bir alternatif
sunar.
25. fragman (En Güzel Şey)
Atlılardan veya piyadelerden oluşan bir bölük,
Ya da bir gemi filosu diyor bazıları,
Kara dünyanın en güzel manzarasıdır;
Ama bana göre en güzel şey, sevdiğin şeydir.
Sappho, fiziksel varlığının yok olacağını bilse de şiirleri
sayesinde hatırlanacağının bilincindedir. 90. Fragmanda belirttiği "Bizi
hatırlayacak biri çıkacak bundan sonraki zamanda" sözü, yüzyıllar ötesine
ulaşan kehaneti niteliğindedir.
Sappho, antik dönemde düğün törenlerinde söylenmek üzere pek
çok neşeli ve coşkulu ilahi (Epithalamia) yazmıştır.
213. fragman dünya edebiyatının belki de en tanınmış gece ve
yalnızlık tasvirlerinden biridir. Ayın ve Pleiades (Ülker) yıldız takımının
batışıyla zamanın akışını aktarır ve insanın kendi yalnızlığıyla baş başa
kalışını net bir sade dille özetler:
Ay battı ve Ülker.
Gece yarısıdır,
Zaman geçip gidiyor...
Yalnız yatıyorum.
…
Alkman
Alkman, Antik Yunan lirik şiirinde kız koroları için yazılan
şarkı türünün (Partheneion) edebiyattaki temsilcisidir.
1. Partheneion / Kız Korosu İlahisi
Herakles’in Hippokoön ve oğullarına karşı kazandığı zafer
işlenir. İnsan kibirine (hybris) ve tanrılara karşı gelmenin felaket
getireceğine dikkat çekilerek Kader (Aisa) ve Fırsat/Gelişim (Poros)
tanrılarının her şeyden üstün olduğu vurgulanır.
Mithraic/Orthia ritüellerinde tanrıçaya kutsal saban (veya
elbise) sunan genç kızların zarafeti övülür. Koro önderleri Hagesikhora ve
Agido; soylu yarış atlarına, Lidyalı altın süslere, yıldız takımı Ülker'e
(Pleiades) ve Sirius'a benzetilir.
Korodaki bir diğer odak noktası Astymeloisa adındaki kızın
büyüleyici güzelliğidir. Onun yürüyüşü "gökyüzünden kayan parlak bir
yıldıza" ve rüzgârda savrulan saçları zarafete benzetilir.
…
Anakreon
MÖ 6. yüzyılda Teos (Sığacık/İzmir) doğumlu antik lirik şair
Anakreōn yaşam sevinci, aşk, şarap, ziyafetler (symposion), yaşlılık hüzünleri
ve nükte üzerine yazdığı şiirlerle edebiyat tarihine adını kazımış ve sonraki
çağlarda onun üslubunu taklit eden "Anakreonteia" akımına öncülük
etmiştir.
Anakreōn şarabın ve dostça sohbetin şairidir; ancak içkide
barbarca sarhoşluğu (İskit usulünü) değil, adaba uygun ılımlılığı savunur.
Ziyafet masasında kavga ve savaştan bahsedenleri kınar;
şarabın Afrodit (aşk) ve lir (müzik) eşliğinde içilmesi gerektiğini vurgular.
53. fragman (Yaşlılık ve Zamanın Akışı)
Artık saçlarım ince ve beyaz...
Gençlik gitti ve onunla birlikte tüm mutluluklar da.
Geriye kalan zaman kısa ve tatlı.
Çünkü Hades'in evi karanlıktır,
Aşağıya giden yol nefret doludur ve geri dönüşü yoktur.
Herakleitos
Mitoslardan bağımsız, evrenin arkasındaki mantığı (Logos)
arayan Herakleitos; felsefe tarihine "Karanlık" lakabıyla geçmiş,
özlü ve bilmeceyi andıran ifadeleriyle akış, zıtlık, ateş ve insan bilinci
üzerine odaklanmıştır.
Herakleitos’a göre evren rastgele bir kaos değil, evrensel
bir ilke ve düzen olan Logos tarafından yönetilir. İnsanların çoğu uykudaymış
gibi kendi özel dünyalarında yaşarken, akıl sahibi insan ortak evrensel ilkeyi
(Logos) kavramaya çalışır. "Ben değil dünya diyor bunu: Her şey
birdir" diyerek bireysel algının ötesindeki evrensel birliğe işaret eder.
Herakleitos denince ilk akla gelen kavram oluş sürecidir.
Varlık varolanda sabit kalmaz; her şey durmaksızın akar ve değişir.
Varoluş, zıt güçlerin gerilimi ve çatışması sayesinde
dengede durur.
"Savaş hepimizin babası ve kralımızdır" ifadesinde
kastedilen, askeri yıkım değil; evrendeki karşıt ilkelerin (gece-gündüz,
sıcak-soğuk, yaşam-ölüm) geriliminden doğan yaratıcı enerjidir.
Evrenin temel maddesi (arkhe) ve değişim simgesi Ateş'tir.
Ateş; sürekli yanan, sönen, dönüşen ve tükenirken yeniden doğan dinamik
ilkedir. Evren, ölçüyle alevlenen ve ölçüyle sönen ölümsüz bir ateştir.
"Karakter kaderdir" (Ethos anthropoi daimon)
sözü, insanın yaşam çizgisini dış güçlerin değil, kendi ahlakı ve içsel
yapısının belirlediğini vurgular.
Aristokratik bir zihniyete sahip olan Herakleitos,
çoğunluğun sığır gibi yaşadığını söyler ve halkın ezbere dayalı anlayışını
eleştirir. Şair Homeros ve Hesiodos'u hakikati tam kavrayamadıkları için
eleştirir.
…
Diogenes
Antik çağın en aykırı, radikal ve hazımsız mizacına sahip Sinoplu
düşünür Diogenes, Platon veya Aristoteles gibi elit, teorik ve akademiye dayalı
felsefe yapmak yerine; felsefeyi sokakta, eylemle, toplumsal kuralları ve
ikiyüzlülükleri yıkarak yaşamıştır. Yunanca kökeni "Kynikos"
(köpeksi) anlamına gelen Kinizm; uygarlık normlarını, lüksü, mülkiyeti, yapay
toplumsal sözleşmeleri reddedip doğaya uygun, sade, bağımsız ve korkusuz bir
yaşamı savunur.
Gençliğinde babasıyla birlikte sahte para basmak veya
paranın tahrif edilmesi suçuyla Sinop’tan sürülen Diogenes, bunu felsefi bir
ilkeye dönüştürmüştür: Toplumun "değerli" saydığı parayı, makamı,
unvanı ve yapay kuralları (nomos) geçersiz kılmak.
Paranın değerini düşürmeye geldim" sözü, sadece
finansal değil, toplumsal değerlerin de değersizleştirilmesini simgeler.
Antik Yunan’da bireyin kimliği ait olduğu polis (şehir
devleti) ile tanımlanırken "Ben bir dünya vatandaşıyım
(Kosmopolitês)" diyen Diogenes şehir sınırlarını ve soy-sop kibrini
anlamsız bulur.
Diogenes’e göre insanlar doğadan uzaklaştıkça mutsuzlaşmış
ve karmaşık arzuların kölesi olmuştur.
Gündüz vakti elinde lambayla Atina sokaklarında dolaşıp
"Dürüst / Hakiki bir adam arıyorum" demesi, toplumun sahteliğine ve
ahlaki çöküşe yapılmış en sert sokak tiyatrosudur.
Saraya kapılanıp krala yaranan Platon ve Aristoteles gibi
filozofların aksine, kendi marulunu yıkayan hür bir sefaleti saray köleliğine
tercih eder.
"Kimsenin duygularını incitmeyen bir filozofun ne
faydası var?" diyerek felsefenin konfor bozucu bir işlev taşıması
gerektiğini savunur.
27. fragman
Platon, "Eğer Sicilya sarayına gitseydin marul yıkamak
zorunda kalmazdın" dediğinde, ona "Eğer sen marul yıkasaydın saraya
gitmek zorunda kalmazdın" dedim.
…
Herondas
Antik Yunan edebiyatında "Mimiambos" (Mim-iambos) gündelik
hayat sahnelerini, tiyatral biçimde anlatır. M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Herondas,
bu türün temsilcisidir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder