10 Ekim 2026 Cumartesi

Laura Jansen - Anne Carson, Antik Çağ - Notlar

Laura Jansen - Anne Carson Antik Çağ - Notlar

Anne Carson, Antiquity, Bloomsbury Publishing, Londra, 2022

 


Eserlerinde Sappho, Stesichorus ve Simonides gibi antik figürleri modern yazarlarla beklenmedik bağlamlarda buluşturan Carson, şiir, çeviri ve deneme türlerinin sınırlarını bilinçli olarak eritmektedir. Geleneksel akademik metodolojileri reddeden bu düzensiz yaklaşım, metinler arasında akışkan ve melez bir okuma deneyimi yaratmaktadır.

Katkıda bulunan yazarlar, Carson'ın yapısal deneylerini, parçalı düşünce biçimlerini ve mitolojik yeniden yazımlarını inceleyerek onun edebi profilini gözler önüne sermektedir.

…

 

Giriş: Anne Carson / Antika Üzerine

Laura Jansen

Carson’ın klasik antik çağı koruma biçimi, ana akım akademik geleneklerin dışında, bilinmeyene sıçrayarak gerçekleşir.

Carson, Klasik Filoloji disiplininin geleneksel metodolojilerine karşı uyumsuz ve tanımlanmaya direnen bir "bilgili disiplinsizlik" sergiler.

Carson’ın akademik ve sanatsal duruşunun temelinde, merkeze yerleşmek yerine kenarda kalmak ve sınırları zorlamak yatar. Will Aitken ile yaptığı söyleşide Gertrude Stein’dan şu ilkeyi aktarır: Merkezde hiçbir işe yaramayacak şekilde hareket edin.' Öğrencilerime öğretmeye çalıştığım şey de bu.

 

İlk kitabı Acı Tatlı Eros (1986) ve ardından gelen Kararname, Nox, Batmadan yüzmek gibi eserleri, türlerin sınırlarını eriterek "göz kamaştırıcı bir melezlik" üretir.

Çalışma yöntemini ise şöyle ifade eder: "Üç farklı masada çalışıyorum ve her birinde farklı bir proje açık; biri akademik, biri yazarlık, biri de sanatla ilgili. Bunlara düzensiz bir şekilde gidiyorum... Birbirlerini besliyorlar."

 

Carson için çeviri, diller arasındaki boşlukta durmak ve rehavete kapılmadan zihni uyanık tutmaktır:

“[Çeviri], başka hiçbir pratik egzersizin sağlayamayacağı şekilde insanı düşünmeye sevk eder; çünkü bir kelimenin kenarında durup aradaki boşluğun ötesindeki diğer kelimeyi... görebildiğiniz ama ona ulaşamadığınız bir noktaya gelirsiniz... Bu boşlukta insan olanakları hakkında bir şeyler öğrenilir...”

 

Carson, antik ve modern metinleri yan yana getirirken katı bir kurgu yerine tesadüflere ve "rastlantısal" eşleşmelere izin verir (Kaybolmayanların Ekonomisi’nde Simonides ve Paul Celan’ı buluşturması gibi).

“Onları tesadüfen bir araya getirdim... Simonides ve Paul Celan'ı masamda yan yana bulduktan sonra, bu bağlantıyla ne yapacağım?... Simonides ve kereviz de olabilir, fark etmez; önemli olan, bundan bir sanat eseri yaratacak olmamdır.”

 

Kitabın içeriği

1–5. Bölümler: Carson'ın okuma ve yazma poetikasına odaklanır.

 

6–9. Bölümler: Carson'ın merkezine aldığı metaforları inceler; artıklar, parçalanma, lakunalar (Bölüm 6), ikilemeler (Bölüm 8), parateks kullanımı (Bölüm 9) ve parçalar vasıtasıyla savaş sonrası estetiği onarma çabası (Bölüm 7).

 

10 ve 11. Bölümler: Carson'ın eserlerindeki iki kilit figüre ayrılmıştır: Sappho ve Stesichoros.

 

12–14. Bölümler: Mit kavramını işler. Carson'ın mite "dalışını" (Bölüm 13), gücü elinden alınmış figürleri özgürleştirme stratejilerini (Bölüm 12) ve cinsiyet/queer beden kurgularını (Bölüm 14) inceler.

 

15 ve 16. Bölümler: Carson'ın düşüncesindeki gerilim noktalarına odaklanır (Odysseia okuması üzerinden ve transfeminine cinsiyet gösterileri üzerinden).

 

17–20. Bölümler: Çeviri pratiğine ve görsel sanatlarla ilişkisine ayrılmıştır.

…

 

1. Şimdinin Başlangıcı (Anna Jackson)

Carson’ın metinleri statik bir noktadan değil, daima kesintisiz bir hareket ve sürüklenme haliyle başlar:

Acı Tatlı Eros, Kafka’nın "Topaç" öyküsüyle ("güzellik döner ve zihin hareket eder"); Kaybolmayanların Ekonomisi ise hareket halindeki bir trenden çevrenin izlenmesiyle açılır.

Carson’ın metinlerindeki temel organizasyon ilkesi, zihnin bir yere çakılıp kalmasını (yerleşmesini) engellemektir. İki farklı tarihi kişiliği (örneğin Paul Celan ile Keoslu Simonides) yan yana getirmek, okurun dikkatini sürekli bir devinim içinde tutma stratejisidir.

 

İki Radikal Başlangıç Anı

Yunan Alfabesinin İcadı: Sözlü kültürden yazılı kültüre geçişle birlikte insan zihni ilk kez içsel benliğini çevreden ayırarak kendi zihinsel süreçlerini denetleyebilen bir varlık haline gelmiştir. Lirik şiir (ve onunla birlikte Eros) bu yazılı eşikte doğmuştur.

Madeni Paranın Dolaşıma Girmesi: Simonides’in şiiri profesyonelleştirdiği bu dönem, kültür tarihinde emeğin ve metanın radikal bir dönüşüm anını temsil eder.

 

Glukopikron (acı tatlı)

Sappho’nun erotik deneyimi tanımlamak için icat ettiği "acı tatlı" (glukopikron) kavramı, Carson poetiğinin merkezinde yer alır:

Lirik şiirde sıkça geçen "kız çocuğu" ve "şimdi/yine" (deute) ifadeleri, hem içinde bulunulan o biricik anı (nu) hem de o anın ebedi bir tekrarını (deute) içeren stereoskopik bir zaman algısı yaratır.

Okuma ve yazma eylemi, aşığa zamandan kopup "şimdi" ile "sonra" ikilemlerine tarafsız bir mesafeden bakma olanağı verir.

Sofokles’in bir oyunundan alınan "elde eriyen buz" imgesi üzerinden Carson, arzunun doğasını ve zamanın devrimsel yapısını açıklar.

Buz kristali ilk başta keyif vericidir; ancak el eridikçe ne tutulabilir ne de bırakılabilir. Arzu da tam olarak bu duruma benzer.

Carson, metin analizinde "eksik bir basamak" bırakarak okuru tıpkı M.C. Escher veya Piranesi tablolarındaki gibi dairesel, baş döndürücü bir merdivende yürütür. Zaman arzunun etrafında bir halka oluşturur.

 

Stereoskopik Görüş/An

Paul Celan'ın Tristan ve Isolde efsanesindeki siyah yelkeni "kanlı yelken" olarak adlandırması ile Simonides'in Theseus efsanesindeki "kırmızı yelken" kullanımı arasında kurulan diyalog, anlatıdaki çok katmanlı "sahte/gerçek" çelişkisini hareketlendirir.

Simonides, hediye ekonomisinden madeni para dolaşımına dayalı yeni ekonomik sisteme geçişte şiiri ücretli bir mesleğe dönüştüren ilk şairdir.

Skopas'ın yıkılan ziyafet salonundan sağ kurtulan Simonides, mekânlar ile anıları ilişkilendiren "hafıza sarayı" tekniğini icat etmiştir.

 

Carson’ın arzu poetiğinde Stereoskopi, iki gözün farklı açılardan bakarak derinlik algısı yaratması gibi, benliğin bölünmesi ve dildeki mesafe üzerinden yürür.

(Sappho’nun 31. Fragmanı) Seven adam tanrı gibi oturur, şair neredeyse ölür. Seven, sevilen ve araya giren üçüncü eleman (Eros) elektriklendirilmiş bir devre oluşturur.

Okuyucu, arzuyla bölünmüş aşığın ruhuna benzeyen çelişkili konumuyla nihai kör noktadır. Antik çağ, yazar ile okuyucu arasında bu stereoskopik üçgenin elektriklendirici üçüncü unsuru haline gelir.

 

Simonides'in şiirlerindeki olumsuzlama yoğunluğu ("hiçbir rüzgar esmedi", "hiçbir acı vermeyen"), Celan'ın Nazizmin dili içinde türettiği yeni sözcüklerle ("kaybolmamış") paraleldir. Olumsuzlama, var olan gerçeklikle rekabet eden alternatif hayali dünyalar yaratır.

 

Sokrates'in aşka direnmeyi "ölümcül bir cimrilik" olarak görmesi gibi; arzunun ve dönüşümün patlak verdiği an, zamansızlığa açılan o dikey kuyu, yani "Şimdi"dir.

 

2. Kimeralar: Boş Alan ve Eriyen Sınırlar (Phoebe Giannisi)

Carson’ın metinleri tek bir saf türe ait değildir. Klasik filoloji, lirik şiir, opera, sinema teorisi, otobiyografi ve deneysel deneme aynı gövdede birleşir (Kimera).

Carson, türlerin ve kimliklerin sınırlarını eriteterek "saflık" mitini yıkar. Eser, tek bir merkezden değil, dışsal birleşmelerden güç alır.

 

Carson, şiiri metinsel olduğu kadar görsel bir nesne olarak tasarlar.

Carson'ın Kitap Mimarisi

Kırmızı'nın Otobiyografisi (1998): Akademik makale, serbest şiir çevirisi, Ek’ler, manzum anlatı destanı ve kurgusal röportajın yan yana yerleştirilmesi (juxtaposition). Antik şair ile modern anlatının iç içe geçer.

Decreation (2006): Şiir, felsefi deneme, senaryo ve operanın bir arada bulunması (simbiyoz).

Nox (2010): Bir kutu içinde akordeon rulo biçiminde nesne-kitap (mezar taşı / mezar yazıtı). Şiir, sözlük ve cenaze anıtı tek bir nesneye dönüşür.

Float (2016): Şeffaf kutuda sayfasız ve sırasız 22 bağımsız kitapçık (ayrışma / serbest düşüş).

 

Homeros destanında kalıplaşmış sıfatlar (formula), nesneleri ve insanları sabit yerlerine bağlayan, dünyayı "kilitleyen" araçlardır. Daktilik heksametre ölçüsü bu sabitlemeyi korur.

Stesichorus, geleneksel sıfat-isim bağlantılarını kopararak "kilitleri açmıştır." Sıfatlar artık nesneleri bir yere hapsetmez; maddeler yukarı doğru süzülmeye başlar.

Homeros benzetmeleri, ölçünün ve zorunluluğun içinde şairin iki farklı varoluş alanını (örneğin deniz dalgası ile savaşçıların cesaretini) özgürce birbirine bağladığı kimerik geçiş alanlarıdır.

 

Yazarın masası statik bir arşiv değil, canlı bir deney alanıdır. Bu masada metinler parçalanır, sökülür ve yeniden birleştirilir.

İki farklı tarihsel figürün aynı tezgahta karşılaşması radikal bir tesadüfe dayanır; ancak bu kaza gerçekleştikten sonra yazarın kurduğu diyalog benzersiz bir düşünsel ve sanatsal eyleme dönüşür.

 

Zamanla yırtılmış bir papirüsteki sessizlik ve boşluklar, okuyucunun kendi hayal gücü ve bedeniyle dâhil olduğu enerjik bir alandır.

Carson poetiğindeki boşluklar (papirüslerdeki silinmiş yerleri, parantezleri, boş sayfaları) bir eksiklik değil, bir imkân ve özgürlük alanıdır.

Kitapçıkların veya bölümlerin arasındaki boş alanlar, metinleri birbirine bağlayan okur için fiziksel ve performatif bir okuma dizisi yaratır.

 

Kategoriler her zaman sızdırır. Saf, otantik ve değişmez bir "Ben" yoktur; katmanlar sonsuz bir süreçte birbirinin yerine geçer.

 

3. Klasik Merakı Olmayanlar İçin Carson (Rebecca Kosick)

Carson, akademik okuma kalıplarını gevşeterek kişisel yaşam tecrübeleri ile okuma deneyimlerini iç içe geçirir. Batmadan yüzmek'teki "Okuma serbest düşüş olabilir" ilkesi uyarınca Ibykos parçalarını mikrodalga fırın kılavuzundan kelimelerle çevirir. Carson’ın metinleri, okuru antik bir şairden (Catullus) yirminci yüzyıl ressamına (Francis Bacon) veya bir ev aletinin kullanım kılavuzuna kadar uzanan serbest düşüşe davet eder.

 

4. Yazma ve Gelişmekte Olan Klasikçi (Anastasia-Erasmia Peponi)

Goethe, Palermo’daki zakkum çitleri ve limonluklar arasında dolaşırken hissettiği coşkuyla (öforik dürtü) hemen bir Odysseia kopyası satın alır ve bu deneyimi Nausicaa üzerine bir trajedi yazma arzusuyla taçlandırır.

 

Anne Carson’ın 1981 yılında Toronto Üniversitesi'nde tamamladığı doktorası (Nefret Ediyorum ve Seviyorum, Öyleyse Varım), 1986'da yayımlanan devrim niteliğindeki Acı Tatlı Eros: Bir Deneme kitabına dönüşürken radikal bir metamorfoz geçirmiştir:

arson, tezini geleneksel, katı bir akademik monografi olarak bırakmamış; çağdaş Fransız teorisinin (özellikle Roland Barthes ve Hélène Cixous’nun écriture / kadınsı yazı kavramları) izinden giderek onu düşüncenin ve benliğin bizzat yazıyla denendiği (essai) kimerik bir denemeye dönüştürmüştür.

Tezdeki uzun ve yorucu akademik akış, yerini kısa, numaralandırılmış, vurucu başlıklar taşıyan ve lirik şiiri aksettiren metinsel birimlere bırakmıştır.

 

5. Hata ve Her Neyse (Gillian Sze)

David Ward, Robert Stanton ve David Solway gibi bazı eleştirmenler bu iki disiplinin birleştirilmesini (hem akademik filolog hem de avangard şair olması) "sahtekarlık" veya "istikrarsız bir girişim" olarak nitelendirir.

 

Geleneksel klasik araştırmaları ve filoloji, eksik/kırık metinleri onarmaya, orijinal ve mükemmel bütünlüğe ulaşmaya çalışır (Page duBois'nın aktarımıyla kırılanı onarmak).

Carson ise tam aksine "deliklik", beyaz boşluklar ve hata ile ilgilenir. Alkman’ın lirik şiirindeki metinsel bir hatayı düzeltmek yerine şairin o hatayı yapma cesaretini öven Carson, tarihin ve aktarımın kazara yarattığı kusurları şiirsel oyunun merkezine yerleştirir.

 

Dildeki kaymalar, hatalı okumalar farklı anlam evrenleri yaratır.

 

Carson’ın "Şimdi Ne Olacak?" adlı şiiri; önce orijinal Yunanca Sappho parçasını, ardından kusurlu/kekemeli bir çeviriyi ve son olarak filolojik şerhleri (notları) aynı metin gövdesinde birleştirir. Bu durum, akademik şerh ile şiirsel yaratımın birbirinden ayrı olmadığını, aksine birbirini besleyen tek bir icat sürecine (hata şiiri) ait olduğunu gösterir.

 

6. Kalıntının Armağanı (Laura Jansen)

Carson, iki dil arasındaki boşlukta "üçüncü bir yer" arar. Hölderlin'e atıfla çeviriyi "zihnin faydalı jimnastiği" olarak tanımlar.

 

(If Not, Winter, 2002) Değilse, Kış'taki parantezli kullanım metinsel boşluğu dramatize eder: "Parantezler, papirüs inceleme olayına yönelik estetik bir jesttir... parantezler, hayal gücü macerası için özgür bir alan ima eder." Benjamin'in "orijinal dilin dile yönelik niyeti" ilkesine başvurulur.

 

Üzerinde bir şiir ve biraz çay lekesi olan bir sayfa daha çekicidir. Çünkü çay lekeleri biraz tarih katıyor.

Leke, geçmişin kusurlu ama canlı varlığının bir armağanıdır.

 

7. Carson Parçası (Sean Gurd)

Yunancadaki küçük kelimeler, önemsiz gibi görünen bu tek heceli bağlar (men, de vb.), aslında düşüncenin akışını ve zihinsel ifadeleri birbirine bağlayan temel yapı taşlarıdır.

Homeros destanları sıkı bir gelenek ve sabit sıfatlarla örülüyken, Himera'daki mülteci ortamında yaşayan Stesichoros bu sabit kilitleri çözmüştür.

Stesichoros'un şiirleri, sanki uzun bir destan yazılıp parçalara ayrılmış ve bir kutuya gömülmüş gibidir.

 

Platon’un Protagoras diyaloğunda Simonides'in kasidesini ele alan Sokrates, metni parçalayarak ve hiperbatonlarla yeniden örerek toplumsal bütünlüğü dağıtır; atomik, iç gözlemci öznelerden oluşan bir dünya başlatır.

 

Arkilokos ve Sappho ile birlikte gelen alfabetik yazı, sözlü kültürün bütünsel evrenini (her şeyin birlikte nefes aldığı alanı) paramparça etmiştir.

Yazı, kelimeleri ve bireyi çevresinden ayırır. Bu ayrılık acı vericidir ama aynı zamanda bireysel bilincin (benliğin) doğuşunu tetikler.

Carson'ın eserlerinde Eros, sınırları erittiği için benliği tehdit eden aşındırıcı bir güç olarak belirir. Yazma eylemi ve harfleri fiziksel olarak üretmek (ellerle yazmak), bu öznel parçalanma ve yeniden birleşme sürecinin merkezindedir.

 

8. Gölgeler (Elizabeth D. Harvey)

Carson’ın bir çocukluk rüyası: rüyadaki oturma odası, gündüz halinin içine katlanmış hayaletimsi bir ikiz gibidir.

Carson bu rüyayı, Alzheimer hastası babasının zihninin çözülmesini izlerken yaşadığı yüzleşmeyle eşleştirir. Babasının yüzü, hem tanıdık hatlarını koruyan hem de beynin yıkımını yansıtan bir erken mezar yazısı gibidir.

 

Carson'ın yazılarındaki "gizli" (the crypt) kavramı, Freudyen bilinçaltı gibi rasyonel uyanık düşünceye boyun eğmeyen, delilik, uyku, yas ve sessizlik gibi durumları kapsayan karanlık bir alandır.

Bilmek ve bilmemek Carson'ın eserlerinde yapışık ikizler gibi bir aradadır.

 

Carson, symbolon kelimesinin antik çağda bir eklem kemiğinin ikiye bölünmesi geleneğinden gelmesini arzu ve kayıp metaforuyla birleştirir. İki yarım ancak birleştiğinde anlam kazanır.

 

9. Paratextual Kozmos (Paschalis Nikolaou)

Carson'da akademisyenlik ile şairlik ayrılmaz: “Akademik projelerimi ve sözde yaratıcı projelerimi çalışma alanımda yan yana koyuyorum... ve ben onların arasında gidip geliyorum...”

 

Yas Dersleri, Antigonick, Norma Jeane eserlerinde dipnot ve önsözlerin edebi metne dönüşmesi…

Euripides'in ağzından yazılan hayali önsöz…

 

10. İroni Üzerine Bir Deneme Üzerine Bir Deneme (Yopie Prins)

Sappho 31 ve 130 parçalarındaki de avte ("şimdi yine") ifadesi erotik ve çevirisel zamanın tekrarlayan ironisini yaratır.

Eros ve ironi, deneyimin her seferinde ilk defa yaşanıyormuş gibi hissettirmesi ile bunun daha önceden defalarca yaşanmış olmasının yarattığı zamansal uçurumda şekillenir.

 

Carson’ın basılmamış, elle boyanmış ve yazılmış mini kitabı Bir Pedofil Olarak Hayatım: İroni Üzerine Bir Deneme

Sokrates felsefi ironiyi (açıklanamayan, örtbas edilen hileli soruları) temsil ederken; Sappho, yaşlanmayı ve zamanın geçişini (Sappho Fr. 58) doğrudan soran şiirsel ironiyi temsil eder. Sokrates "küçük bir şarkı mırıldanırken" (bir geyik yavrusunun silüeti), Sappho papirüsteki boşluklar ve delikler aracılığıyla konuşur.

 

Carson, Oxford Oxyrhynchus Papirüsü’ndeki eksik harfleri ve kelimeleri belirtmek için kullanılan parantezleri filolojik bir zorunluluktan çıkarıp, okurun hayal gücüne alan açan estetik ve dramatik birer "negatif alan" aracına dönüştürür.

 

11. Stesikorean Etik Ahlakı (P. J. Finglass)

Stesichorus, MÖ 6. yüzyılda yaşamış; Homeros destanlarını (İlyada ve Odysseia) sistematik olarak ele alıp dönüştüren ilk şairdir.

En ünlü hamlelerinden biri Palinode (Geri Alma Şiiri) geleneğidir: Truvalı Helen’in aslında Truva’ya hiç gitmediğini, savaşı Mısır’da geçirdiğini ve şehre sadece bir hayaletinin gönderildiğini öne sürerek destansı geleneği kökünden sarsmıştır.

 

Herakles’in onuncu görevi olarak öldürmesi gereken üç başlı ve kanatlı canavar Geryon, Stesichorus’un ellerinde korkunç bir iblis olmaktan çıkar; ailesiyle ilişkileri olan, annesiyle dertleşen ve savaşa girmeden önce derin bir içsel mücadele veren sempatik ve insani bir karaktere dönüşür.

 

Carson, Kırmızı’nın Otobiyografisi adlı "şiirsel romanında" Stesichorus’un Geryon’unu çağdaş bir gence dönüştürmüştür.

Carson'ın yaptığı dönüşüm, aslında Stesichorus’un kendi metninde zaten var olan unsurların (mitolojik yapıyı tersine düzme, kurbanın/canavarın öznel deneyimine odaklanma, içsel psikoloji) modern bir dışavurumudur.

Romanda yer alan anne figürü, donuk ilişkiler, Herakles’in kaba fiziksel varlığı ve Geryon’un başının geriye doğru gittiği gelincik çiçeği benzetmesi, Stesichorus’un orijinal papirüs parçalarındaki estetik ve duygusal dokuyla birebir örtüşür.

Carson'ın Stesichorus ile kurduğu bağ, hem antik metnin içine zaten gömülü olan "postmodern" unsurları ortaya çıkarır hem de onları günümüze taşır.

 

12. Kurnaz Zeka (Ian Rae)

Tanrıça Metis'in temsil ettiği kurnaz zeka (metis), Carson'ın kahramanlarının ataerkil gücün yıkıcı baskısından kaçmak için başvurduğu temel taktiktir.

 

Carson’ın 1981 tarihli doktora tezi (Nefret Ediyorum ve Seviyorum, Öyleyse Varım), Ernest Crawley’nin "insan toplumlarının iletişim yasakları ve bu yasakların etrafından dolaşmak için kullanılan hilelerden oluştuğu" düşüncesini temele alır.

Carson, erotik flörtleri, hediye alışverişlerini ve evlilik ritüellerini birer "iletişim hilesi" olarak inceler.

Mitolojide Zeus tarafından yutulan Metis gibi, Carson’ın erken dönem uzun şiirlerindeki kahramanlar da (terk edilmiş sevgililer veya baskı altındaki karakterler) kurnaz zekâyı kullanarak ataerkil sınırları ihlal eder ve kendilerine çıkış yolları bulurlar.

 

“Eğer olmak istediğiniz özgür kişi değilseniz, bunun hakkında gerçeği söyleyebileceğiniz bir yer bulmalısınız.”

 

13. Mitopoetik Dalmalar (Vanda Zajko)

Truva’lı Norma Jeane Baker, Truvalı Helen ile Hollywood efsanesi Marilyn Monroe’yu (Norma Jeane Baker) aynı zeminde buluşturur: Marilyn Monroe ile Truvalı Helen tek bir sahnede eritilir.

Oyunun açılışı: “Norma Jeane Baker sahneye giriyor... Bu Nil Nehri ve ben bir yalancıyım. İkisi de doğru.”

Oyunda Norma Jeane’in korosu ve dert ortağı olarak Truman Capote’nin (ve Stevie Smith’in şiirlerinin) sahneye dahil edilmesi, trajik ile komik, kamusal şöhret ile özel cehennem arasındaki sınırları bulanıklaştırır.

 

Carson’ın eserlerinin başındaki önsözler, ekler ve sahte akademik bölümler (örneğin Kırmızı’nın Otobiyografisi ve Kırmızı Belge’deki ekler) ana metnin dışsal süsleri değil, onun sınırlarını çizen ve anlamı derinleştiren kurucu unsurlardır.

 

14. Ölümcül Erotik Tangolar ve Hayvan İlişkisi (Hannah Silverblank)

Suyun Antropolojisi'nde sevgilinin kırmızı dahlia çiçeğini koparış anı ("Birdenbire duruyor ve kenara eğiliyor. Tek bir koyu kırmızı yıldız çiçeğini koparıyor, gözlerimden yaşlar fırlıyor") erotik yaralanmanın sembolüdür.

 

Stesichorus'un okla vurulan gelincik benzetmesi ("Çocuğun boynunu, çıplak bir esintinin kırbacıyla kendini utandıran bir gelincik çiçeği gibi... yana doğru eğdi") ile uçaktaki cinsel temas anı örtüştürülür.

…

 

15. Şiir ve Kar (Ella Haselswerdt, Mathura Umachandran)

Carson’ın eserleri (Nox, Antigonick vb.), sabit klasik nesneler üretmek yerine, okuru metinlerin sarsıntılarına, kırılmalarına ve çoklu hermeneutik yollarına davet eder. Klasik metinlerin alımlanması burada bir onarım çabası değil, geçici ve akışkan bir deneyimdir.

 

Jean-Luc Godard’ın Küçümseme (Le Mépris) Filmi

Filmdeki yazar Riccardo koşullarının kurbanı olurken, Brigitte Bardot’nun canlandırdığı karakter, kendisini nesneleştiren kapitalist ve ataerkil sinema ekonomisinin kurallarını bizzat o kurallara katılarak, bedenini abartılı bir şekilde sergileyip göz kamaştırıcı bir içe doğru kaçış (aşırılık) gerçekleştirerek altüst eder.

 

Homeros’un sarayındaki harcanabilir köle kadınlar veya sinema setindeki görünmez temizlikçiler gibi sistemin en altındakiler için bu tür bireysel kaçış yolları mevcut değildir. Carson’ın ekonomisi, devrimci bir kitle hareketinden ziyade hegemonik sistemlerin sınırlarında oynanan taktiksel oyunlara odaklanır.

 

16. Ölen İmparatorluğun Daha Fazla Hayaleti (Kay Gabriel)

Carson, bir yandan Yunan edebiyatının kültürel ve kavramsal mesafesini korumak için Yunanca özel isimleri (örneğin Aiskhylos) Latinsizleştirerek transliterasyonla aktarır; diğer yandan yirminci yüzyıl modernizminin stratejilerini kullanır.

Özellikle trajik çığlıkları (Oimoi, Pheu Pheu, Atatotoi) İngilizceye sıradan bir "Ah!" olarak çevirmeyi reddeder; bunun yerine onları büyük harflerle transliterasyona tabi tutarak metnin geri kalanından yalıtır. Bu, trajik deneyimin tam anlamıyla "çevrilemez" ve dokunulamaz bir kalıntı olduğu fikrini pekiştirir.

 

Yunan edebiyatını tam olarak anlaşılabilir bir nesne olmaktan çıkarıp, Nietzscheci ve Heideggerci yankılar taşıyan yüce bir yorumsuzluk nesnesine dönüştürür. Çevrilemezlik, Carson için yalnızca dilsel bir başarısızlık değil, modern dünyanın onarılamaz düşüşü karşısında korunması gereken saf bir estetik ve felsefi duruştur.

 

17. Çeviri, Yaratım, Aşağılık (Susan Bassnett)

Carson'ın "Kısa Konuşmalar"ından: “Annem geriye doğru yürümemizi yasaklamıştı. Ölüler böyle yürür, derdi. Bu fikri nereden almıştı acaba? Belki de kötü bir çeviriden. Sonuçta ölüler geriye doğru yürütmezler ama arkamızdan yürürler. Akciğerleri yoktur ama arkamızı dönmemizi çok isterler. Birçoğu sevginin kurbanıdır.”

 

18. Kanonun Tercümesini Yapmak, Eksikliği Doldurmak (Eugenia Nicolaci)

Nox, 2005 yılında beklenmedik bir şekilde ölen ve uzun yıllar ailesiyle iletişim kurmamış olan kardeşi Michael Carson’ın hatırasına adanmış bir anıt-kittir.

Kitap; siyah-beyaz aile fotoğrafları, mektup parçaları, pul reprodüksiyonları ve Catullus’un kardeşi için yazdığı 101 numaralı ağıt şiirinin (Catullus 101) kelime kelime çözümlendiği sözlük maddelerinden oluşan melez bir kolajdır.

Carson, Michael’ın 22 yıllık sessizliğini ve ani ölümünü anlamlandırma çabasını, klasik bir philologun kayıp bir antik metni ve kültürü çevirme mücadelesine benzetir.

Nasıl ki Catullus mezarın sessizliği karşısında çaresiz ve dilsiz küllerle baş başa kaldıysa, Carson da Michael’ın bilinmeyen hayatını ve arkasında bıraktığı boşluğu kelimelerle doldurmaya çalışır, ancak "gerçeklerde eksik olan bir şey" (kaçınılmaz / geçmeme) her zaman baki kalır.

 

Kopenhag’da Michael’ın ölüm haberini aldığı anı, Catullus’un deniz aşırı yolculuğuyla birleştiren Carson, çeviri ve yas sürecinin sonunda kelimelerin ve şiirin ölülerle konuşmanın bir yolu değil, "sesin ne olduğu" sorusuyla baş başa bırakan bir yokluk alanı olduğunu keşfeder.

 

19. Çeviri Felaketleri: Pinplay (Grace Zanotti)

Elliott Hundley’nin Euripides’in Bakkhai (Bacchae) trajedisinden esinlenen devasa kolaj sergisi…

Hundley, eserlerinde Semele portreleri üzerine farklı dönemlere ait altı farklı İngilizce/Yunanca çeviriyi harfler halinde kesip iğnelerle tutturmuş, ayrıca bitkiler, nesneler ve buluntu resimlerle katmanlı bir "yorumlama fazlalığı" yaratmıştır.

Pinplay, Euripides’in kayıp elli satırını (Agave’nin Pentheus’un başını taşıdığı ve parçalanma anını anlattığı bölümü) doldurmaya çalışmak yerine, metnin içine somut bir boşluk (lacuna) yerleştirir. Bu boşluk, metnin sonundan başına taşınarak eserin merkezine yerleştirilir.

 

Carson’ın Pinplay versiyonunda Cadmus, Tiresias ve haberci gibi karakterler tamamen dışarıda bırakılır; odak noktası Agave ve koro arasındaki stikomytik (soru-cevap) diyaloglara ve iğne metaforuna çevrilir.

 

Eserin zirvesinde Agave, Pentheus’un başıyla birlikte boşluğu seyircilere fırlatır ve metinden tamamen kaybolur (sürgüne gitmek yerine ortadan yok olur): Kayıp, hesap edilebilirlik mantığıyla ölçülemez. Carson, cezalandırıcı adaletin ekonomik ölçülebilirliğini reddederek, okuru sorularla, tatminsizlikle ve "bundan sonra nasıl yaşayacağız?" sorusunun bıraktığı boşlukla baş başa bırakır.

 

20. Orada Duruyor, Çevrilemez (Elena Theodorakopoulos)

Catullus çevirileri

Bu eser / Carson’ın klasik metinleri birebir aktarmak yerine onları nasıl parçaladığına, yıktığına ve yeniden yapılandırdığına dair erken dönem ipuçları sunar.

Eserin çerçevesi, Virginia Woolf’un yazıları, günlükleri ve ölüm temalı ağıt havasıyla örülmüştür.

 

"Seni seviyorum Johnny ve ben hiçbir şey yapmadım" (Mojave Çölü’ndeki bir kayaya tebeşirle yazılmış Mojave yazıtı), taşın kalıcılığı ile tebeşirin geçiciliği/silinebilirliği…

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder