Wayne
Booth - İroninin Retoriği -
Notlar
Mütercim: Suzan Sarı, Hece Yayınları, 2016
Çevirmenin Önsözü
Wayne C. Booth, anlatıyı yazar, okur ve metin arasındaki
ilişkiler bütünü olarak değerlendiren etik bir edebiyat teorisi savunur. Bu
yaklaşım, yazarın daha geniş kapsamlı Retoroloji (Rhetorology) kavramının bir
parçasıdır.
Edebiyat terminolojisindeki denklik sorunu, çevirmenin
inisiyatif almasını zorunlu kılmıştır. Türkçede tam karşılığı bulunmayan
terimlerde, yazarın amacını ve özel/genel anlamı korumak adına detaylı
açıklamalar yapılmış veya genel terimler tercih edilmiştir.
Önsöz
Kitap, temel olarak ironi yapmanın nasıl başarıldığı ve
neden genelde başarılamadığı sorularıyla ilgilenir; ikincil olarak ise Romantik
dönemden bu yana karmaşanın kaynağı olan ironi konusuna orta düzeyde teorik
açıklık getirmeyi amaçlayan bir eleştirel teori çalışmasıdır.
Northrop Frye’ın ironik kurguyu Sokrates gibi kendini
olumsuzlayarak hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapma, tam nesnellik ve ahlaki
yargıların baskılanması olarak ele alan görüşü Voltaire, Swift, Butler ve
Orwell gibi aklı başında ve şiddetli ahlakçı ironisistleri dışarıda bırakır.
Bulanık bir konuyu olabildiğince berraklaştırmaya çalışmak
zahmete değerdir.
Konuyla ilgili önemli kaynaklar
Søren Kierkegaard (The Concept of Irony / İroni Kavramı)
D. C. Muecke (The Compass of Irony / İroninin Pusulası)
E. D. Hirsch (Validity in Interpretation / Yorumlamada
Geçerlilik)
Norman Knox (The Word "Irony" and Its Contexts:
1500-1755)
BİRİNCİ BÖLÜM - KARARLI İRONİ
Kararlı ironi Yöntemleri
İroniyi anlamak ve yeniden kurgulamak, her iyi okurun sahip
olması gereken hassas bir beceridir. Ancak kelimenin kapsamı zamanla o kadar
genişlemiştir ki; sözel olmayan ironileri, "kozmik ironileri",
"kaderin cilvelerini" ve "durum ironilerini" dışarıda
tutsak bile ortada karmaşık bir sorun kalmaktadır.
Tam olarak anladığımı söyleyemediğim nedenlerle ironi o
kadar çok anlama gelmeye başladı ki artık terimin kullanışlı olmaktan tamamen
çıkma tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Bu bağlamda, okura sınırlı ve belirli bir okuma görevi veren
kararlı ironi (stable irony) kavramı önem kazanır.
Kararlı İroninin Dört İşareti
Kasıtlı Olması: Hepsi bilinçlidir ve yazar tarafından
belli bir kesinlikle duyulmak, okunmak ve anlaşılmak üzere bilerek yapılmıştır.
Kazara kurulmuş cümleler veya "durum ironileri" bu kapsama girmez.
Örtük Olması: Yüzeydekinden farklı anlamlar
oluşturmak üzere tasarlanmıştır; doğrudan iddialarda bulunmazlar.
Kararlı (Önceden Ayarlanmış) Olması: Bir anlamın
yeniden kurgulanması bir kez gerçekleştiğinde, okurun daha sonraki yıkma ve
yeniden kurgulamalarda metni keyfi olarak kurcalamasına izin verilmez.
Uygulamada Sınırlı Olması: Sınırsız ironilerin
aksine, yeniden kurgulanmış anlamlar yerel ve sınırlıdır. Evrenin gizemli
özellikleri veya "hiçbir şey bilmiyoruz" gibi genel iddialarda
bulunmaz; belirli şeylerin söylemin açık kelimeleriyle ihlal edildiği bir
söylem dünyasını sınırlar.
Kararlı ironi parçasını okuma deneyimi sırasındaki anlam
dönüşümleri dört aşamada gerçekleşir:
Okurun, sözcüklerin arasında bazı uyuşmazlıkları fark ederek
yazınsal/görünen anlamı reddetmesi gerekir.
Söylenenin görünürdeki yerine alternatif açıklamalar ve
seçenekler aranır.
Yazarın bilgi, inanç ve niyetleriyle ilgili bir karar
verilir. Yazarın bu ifadeleri ironik bir darbe indirmek amacıyla sıraladığına
dair kararlı olunmalıdır.
Konuşmacının bilgi ve inançları hakkında karara varıldıktan
sonra, yeniden kurgulanan anlamlar yazarın amaçladığı örtük inançlarla uyumlu
olacak şekilde sonlandırılır.
İronik okuma sürecinin sağlaması, bir zihinler topluluğunu
ve ortak bir retorik zemini ifade eder.
Yorumbilim geleneğinden ödünç alınan anlam (meaning) ve
değer (significance) ayrımı, ironik metinlerin çözümünde kritiktir.
Anlam: Yazarın eserde kelimelerle, özellikle
tasarladığı ironik çatışmayla kastettiği nesnel ve metinsel gerçekliktir.
Değer: Eserin zaman ve mekandan uzaklaştıkça üzerine
aldığı toplumsal, tarihi ve kişisel çağrışımlar silsilesidir. Farklı okur veya
çağlar eserin değerini farklı yorumlayabilir; ancak nesnel anlam sabittir ve
kararlı ironi bu anlamın çözülmesine dayanır.
Metafor
Metafor veya benzetme okurken de, tıpkı ironide olduğu gibi,
okurun dış görünüşte kabul edilemeyecek yüzeydeki ifadelerden hareketle
söylenmeyen anlamları yeniden kurgulaması gerekir.
Metaforda süreç bir yadsıma, inkar ya da tersine çevirme
değil; araştırma, toplama veya genişletme sürecidir.
Metaforik ifadelerde şok varsa bile oldukça sessizdir ve
yalnızca ifadenin yanıltıcı biçiminden (özdeşlik iddia edilip benzerlik
kastedilmesinden) kaynaklanır, anlamsızlık veya imkansızlıktan değil.
Yazarın inançlarıyla ilgili verilen bilinçli kararlar okuru
asla bir taraf seçmeye mecbur kılmaz. Metaforik bağlantılar ne kadar çok olursa
olsun, ironideki gibi "biri aptal, diğeri ironist" biçiminde keskin
bir karar noktasına veya çatışmaya zorlanmayız.
Dolambaçsız metaforlar bazen ironik olarak da kullanılabilir
("Polisler domuzdur" örneğinde olduğu gibi). Bu durumda
ironinin dört adımlı yeniden kurgulama süreci devreye girer.
Alegori ve Fabl
Alegori ve fabllarda da söylenenden daha fazlasını görme
gereği fark edildiğinde bir şok anı yaşanabilir; ancak bu durum uyuşmazlıkları
reddedip zıt bir anlam bulmayı değil, anlamlar ekleme gereğini beraberinde
getirir.
Naif bir okur alegoriyi alt katmanını fark etmeden okusa
bile temel duygusal ve entelektüel deneyimi yaşayabilir.
Ancak ironi yanlış okunduğunda okur şok geçirir ve tamamen
yeni bir yolda yürümeye zorlanır.
Sözcük Oyunları
Bazı sözcük oyunları olumsuzlama aşamasından yoksun olduğu
için ironiden çok metafora benzer (Örn: “Göl kıyısındaki sazların arasında bir
saz sesi geliyordu” cümlesi orijinal anlamı koruyarak kelime oyununu ekler).
James Joyce’un Finnegans Wake eserindeki gibi hem işitsel
hem görsel portmanto sözcükler (muddlecrass veya end of muddy crushmess) örtük
anlamlar barındırır; ancak ironideki temel olumsuzlama/çatışma unsuru her zaman
bu tür kelime oyunlarında bulunmaz.
Kararlı İroni ve Satir (Hiciv) İlişkisi
Kararlı ironilerin çoğunda kurbanların varlığı söz konusudur.
İroni, okura gizli gerçekleri paylaşma bilinci ve yakınlık
bağı sunar.
Her ironi dışarıda kalanları ayırarak bir "inananlar
topluluğu" oluşturur.
Yeniden Kurgulamalar ve Değerlendirmeler
İroni okuma sanatını adlandırmak için tarih boyunca çeşitli
metaforlar kullanılmıştır. Bunlar arasında en popüler olanları antik
tiyatrodaki eiron karakterine dayanarak "maskeyi indirmek / persona'nın
ardını görmek," "deşifre etmek," "kod çözmek" veya
"çevirmek"tir.
Klasik retorikteki lokasyonlar (topoi / loci / places)
fikri, konuşmacı ve dinleyicinin üzerinde güvenle durduğu zihinsel platformları
simgeler. İronik okuma da yüzeysel ve çürümeyi hak eden bir platformdan (örneğin:
"Aç olanı yoksay, kaybolacaktır"), daha üst düzey, tutarlı ve
ahlaki bir inanç yapısına (ikametgaha) tırmanma sürecidir.
İronilerin yeniden kurgulanması gramere, anlambilime veya
dilbilime indirgelenemez. Başarılı bir ironi okumasında hayatın kendisi okunur;
başkalarıyla olan ilişkilerimiz, karakterimiz ve en derindeki inançlarımız bu
sürece dâhil olur.
İroni, alternatif hiyerarşiler oluşturmamızı, kendi
doğrularımızla başkalarının günahlarını ve ahmaklıklarını yargılamamızı
gerektiren agresif bir zihinsel çalışmadır. Bu durum, başarısız iletişimlerin
ve tartışmaların neden çoğunlukla ironinin etrafında döndüğünü açıklar.
Hem düz metinleri kaçıran eksik okurlar (naif okurlar) hem
de metinde aslında var olmayan ironileri türeten fazla okurlar (aşırı
yorumcular) genellikle kendilerini kusursuz okurlar olarak görürler.
İronik mi?
Okurun bir metni yeniden kurgulamaya ne zaman başlaması
gerektiğini nasıl fark ettiği sorusu, klasikten bu yana retorikçilerin ilgisini
çekmiştir. Quintilian’ın asırlar boyu tekrarlanan formülü üç temel unsura
dayanır:
Konuşma tarzı
Konuşmacının karakteri
Konunun içeriği
Bu unsurlardan herhangi biri kelimelerle uyumsuz olduğunda,
konuşmacının gerçek niyetinin söylenenden farklı olduğu anlaşılır. Ancak yalnızca
"kelimelerle uyumsuzluk" aramak yeterli değildir; çünkü görünen
ironik tarz bir kabiliyetsizlikten veya dikkatsizlikten de kaynaklanabilir.
Felix Krull, Güvenilir Adam (Thomas Mann) veya Riyakar
Adamlar (T. S. Eliot) gibi başlıklar, anlatıcının kelimelerinin ardındaki
gizli niyetlerden şüphelenmemiz için başından ipucu verir.
Başlık, epigraf veya önsözlerdeki doğrudan ifadeler en iyi
ihtimalle birer "çıtlatmadır"; okurun kendine güveni, sesin ve
içeriğin yazarın kesin tutumuyla çelişmediğini gösteren diğer içsel ipuçlarını
buldukça artar.
Çelişen iki ifade belirdiğinde ilk sesin inkar edilip nihai
sesin zafer kazanacağı anlaşılır.
Bir konuşmacının biçimi veya üslubu, normal akışından veya
konunun gerektirdiği normlardan çarpıcı bir şekilde uzaklaştığında okur
ironiden şüphelenmelidir.
Biçemsel ipuçlarının en bariz ve gelişmiş kullanımı
parodidir. Parodi, okurun orijinal metinlere ve yazarların üslubuna aşina
olmasını zorunlu kılar.
İroniyi yakalamak; okurun metin içi ipuçlarını, biçemsel
sapmaları, inanç çatışmalarını ve yazarla paylaşılan ortak retorik zemini doğru
okumasına bağlıdır.
İroniyi kaçırmak (düz okumak) veya ortada olmayan bir
ironiyi var sanmak (aşırı yorumlamak) okur ve eleştirmenler için sıklıkla
düşülen tuzaklardır.
Yazarın ciddiyetle önerdiği yeniliklerin ironik sanılması
veya tam tersi, ironik bir metnin düz bir rapor olarak algılanması mümkündür.
Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı
Başlangıçtaki Berdyaev alıntısı, ütopyalardan kaçılması
gerektiğini belirterek metnin anti-ütopya niteliğini baştan ele verir.
Londra Merkez Üretim Çiftliği'nin gri, soğuk, ceset renkli
ve insan şekline açlık duyulan bir mekân olarak tasvir edilmesi, üstün bir
dünyadan ziyade düşmanca bir tablo çizer
…
İKİNCİ BÖLÜM - NEREDE DURACAGINI BİLMEK
Makaleler, Satirler, Parodi
Verili bir kelimenin veya eserin ironik olup olmadığı okurun
hünerine değil, yaratıcı eylemi ortaya çıkaran yazarın niyetine ve okurun bu
niyete giden ipuçlarını bağlam içinde yakalamasına bağlıdır.
Aynı kelimeler farklı bağlamlarda ve niyetlerde tamamen
farklı anlamlar kazanabilir. Örneğin, "Selam olsun, Yahudilerin
Kralı!" ifadesi sadık bir kalabalığın coşkulu tezahüratında düz bir anlam
taşıyorken; çarmıha germe işlemini yürüten Roma askerlerinin niyetinde keskin
bir ironiye dönüşür.
Bağlamlar ne kadar genişletilirse genişletilsin, kararlı
ironilerde kelimelerin ve niyetlerin temel çerçevesi sabittir; okur ya niyeti
yakalar ya da yakalayamaz.
Sözlü ironiler, mimik ve tonlama yardımıyla yapılmasına
rağmen, yazılı ironilerin sahip olduğu o sabitleyici, açıklayıcı bağlamdan
yoksun oldukları için sıklıkla yanlış anlaşılmalara ve iletişim kazalarına yol
açarlar.
Yazar ve okur arasındaki bağlamı ve anlamı sabitleyen üç temel uzlaşma
alanı vardır
Kelimelerin sözlük anlamları ve dilbilgisi kuralları.
Toplumsal normlar, tarihsel gerçekler ve kültürel kabul
edilenler (örneğin Hollywood haremlerinin veya absürt yasaların gülünç olduğu
bilgisi).
İroni okumalarımızı kesin bir şekilde sabitleyen en önemli
unsur, ortak edebi tür beklentilerimiz ve tür gelenekleridir.
Lord Bathurst’ün Jonathan Swift’e mektubu
Bathurst mektupta Swift’in eserlerini (şiirlerini, politik
broşürlerini, mizacını) sanki birer kusurmuş gibi eleştirir; onu eserlerini
başkalarından çalmakla, zihni bulandırmakla ve okuru sıkarak sersemletmekle
suçlar.
Yüzeyde bir azarlama gibi görünen bu metin, yazar ile okur
(veya alıcı) arasında paylaşılan ortak kültürel ve edebi zemin sayesinde tam
bir övgüye dönüşür. Swift’in dehası, tarih bilgisi ve politik etkisi bu
tersinlemeyle en yüksek noktada yüceltilir. Bu durum, kararlı ironinin tek bir
cümle veya kelimede değil, taraflar arasındaki karmaşık bilgi ağı ve zihinsel
ortaklıkla nasıl kurulduğunu gösterir.
Mütevazı Bir Öneri
İrlanda’daki aşırı yoksulluğu, açlığı ve artan nüfus yükünü
çözmek (!) için, fakir ailelerin bir yaşındaki bebeklerinin zengin toprak
sahiplerine yemeklik et olarak satılmasını savunan soğukkanlı, ekonomik ve
bürokratik bir plandır.
Hiçbir akıllı okur Swift’in çocukların yenilmesini gerçekten
savunduğuna inanmaz. İroni, okuru önce kısa bir süreliğine "tongaya
bastırıp" şoke eder; ardından okur delice saçmalayan bu sesin arkasındaki
gerçek ahlaki ve insani konumu yeniden kurgulamak zorunda kalır. Bu süreç okuru
pasiflikten çıkarıp en yüksek düzeyde zihinsel ve ahlaki bir etkinliğe davet
eder.
Birinci Ses (Makul ve Haklı Ses): İrlanda’nın herkesçe
bilinen derin sefaletiyle, yoksulluğuyla ve açlığıyla mantıklı bir şekilde baş
etmeye çalışan, ülkenin acıklı durumunu gözler önüne seren sakin ama öfkeli bir
sestir.
İkinci Ses (Deli ve Sadist Ses): Çocukların yamyamlık
yoluyla tüketilmesini, bebeklerin domuz kızartması gibi terbiye edilip ziyafet
sofralarına sunulmasını soğukkanlı, ekonomik bir mantıkla savunan grotesk
sestir.
Eserin ihtişamı, bu iki zıt ses arasındaki kaymaların
yarattığı "tutarsızlık" havasında yatar. Okur, haklı öfke ile deli
saçmalığı arasında sürekli gidip gelerek yoğun bir duygusal ve ahlaki endişeye
sürüklenir.
Normal satir ve mizahta dışsal referans ile alay konusu
genellikle farklı nesneleri işaret ederken, parodide dışsal referans ile alay
konusu aynı şeydir.
Parodiyi anımsamak ve anlamak için okurun geçmişteki edebi
eserlere, tür geleneklerine ve klişelere dair "dışsal bilgilere"
sahip olması gerekir.
Wittgenstein’ın "Ördek-Tavşan" illüzyonu
Bir çizimi hem ördek hem de tavşan olarak görebilirsiniz,
ancak ikisini aynı anda tam olarak göremezsiniz.
Kararlı ironi ise basit bir çift anlamlılık veya sürekli
salınan bir optik illüzyon değildir. İroni çözüldüğünde, yüzeydeki anlamsızlık
(ördek) ile alttaki niyet (tavşan) hiyerarşik bir bütünlük içinde birleşir;
okur her iki katmanı da nihai yorumda birlikte tutar.
Edebi biçimin yarattığı bağlam, okurun nerede gülüp nerede
duracağını belirleyen en temel kılavuzdur.
İronik Portreler
Karakter Olarak İroni: Antik çağdaki eiron (Sokratik
ironist) figüründe olduğu gibi, ironinin sadece bir araç değil, kişinin
karakterinin ve dünyayla kurduğu ilişkinin özü olmasıdır. İronist,
söylediklerinin ötesinde kendi tavrı ve kişiliğiyle de ironi üretir.
Mark Twain’in Huckleberry Finn’i
Huck Finn’in kendi güdülerini, olayları ve karakterini
algılayış biçimi ile okurun yeniden kurguladığı gerçeklik arasında bilinçli bir
mesafe vardır.
Huck’ın köle Jim’i satmamaya karar verdiği meşhur sahnede,
Huck kendi vicdanının sesini dinlemediğini ve "cehenneme gitmeye razı
olduğunu" düşünür. Ancak bu ironik mesafe sayesinde okur, Huck’ın saf
ahlaki dürüstlüğünü ve sıcak mizacını kusursuz bir portre olarak yakalar.
Buradaki asıl amaç okura köleliğin kötü olduğunu öğretmek değil, Huck’ın içsel
dürüstlüğünü dramatikleştirmektir.
Robert Browning’in İspanyol Münzevinin Sayıklaması
Konuşmacı: İspanyol bir manastırda yaşayan, din kardeşi
Lawrence’a karşı içten içe zehir zemberek bir nefret ve kıskançlık besleyen
riyakâr bir münzevidir.
Münzevi, şiir boyunca Lawrence’ı çeşitli günahlarla suçlar
ve onun açıklarını yakalamaya çalışır. Ancak kullandığı dil, bahsettiği
detaylar (örneğin yasak Fransız pornografik romanları okuması, fesatlığı ve
bahçedeki çiçekleri gizlice budaması) din kardeşinin değil, kendi sapkın
ruhunun ve riyakârlığının portresini gözler önüne serer.
Okur, yüzeydeki iddiaları reddederek anlatıcının gerçek
niteliklerini, Browning’in şiire yerleştirdiği ironik ipuçları aracılığıyla
yeniden kurgular.
Flannery O’Connor, Her Yükselişin Bir Sonu Vardır
Öykünün merkezinde, geçmişteki soylu ve varlıklı günlerine
(Godhigh ailesi, köleler, büyük malikaneler) sığınan, ırkçı ve kibirli bir anne
ile annesinin bu köhne düşüncelerinden ve sefaletinden nefret eden, kendisini
aydın ve önyargısız gören kibirli oğlu Julian yer alır.
Julian, annesinin ırkçı ve demode fikirleriyle sürekli alay
eder, kendini çok daha üstün ve modern görür. Ancak öykü ilerledikçe, Julian’ın
bu "aydın" ve "duyarsızlaşmış" duruşunun da en az annesinin
kibiri kadar sığ ve bencil bir maske olduğu ortaya çıkar. Julian, annesini
küçük düşürmek için zencilere yakınlaşmaya çalışır (örneğin otobüste bir
zenciyle sigara ateşi isteme bahanesiyle iletişim kurmaya çalışması), ancak bu
çabası tamamen sahte ve hastalıklı bir gururun ürünüdür.
Okur önce Julian’ın gözünden annesinin gülünçlüğünü (mor
kadife şapkasını, ırkçı hezeyanlarını) görür ve onunla birlikte güler.
Ancak öykünün derinliklerinde Julian’ın da kendi yarattığı
zihinsel balonun içinde sıkışıp kalmış, annesini hırpalamaktan hastalıklı bir
zevk alan zavallı bir evlat olduğu gerçeği ironik bir dille açığa çıkarılır.
Annesinin geçirdiği felç/kriz anında Julian’ın tüm bencil
savunma mekanizmaları yerle bir olur. İlk kez maskesini indirip "Anne,
anne!" diye yalvarması, onun bencil dünyasından çıkıp gerçek suçluluk ve
keder dünyasına girmesini (yani gerçek bir "yükseliş" veya aydınlanma
yaşamasını) işaret eder. Bu son, O'Connor'ın Katolik inanç dünyasındaki ilahi
lütuf ve günah kavramlarıyla derinleşir.
Eleştirmenlerin her metni sınırsız bir belirsizlik ve çift
anlamlılık olarak kutlaması, okurun dikkatini köreltir.
Her şeyin mutlak bir ironi sisinde ve sınırsız bir
özgürlükte eritildiği bir dünyada, ne gündelik hayatın ne de sanatın gerçek bir
nimeti veya neşesi kalır; geriye yalnızca tüketen bir sıkıntı kalır.
İronistin Sesi
İroni, tıpkı metafor gibi, bir zamanlar sınırlı bir belagat
aracı iken modern edebiyatta her şeyi kuşatan bir "hayat tarzına" ve
edebi norma dönüşmüştür.
Ancak metafor "katkı" sağlayan (zenginleştiren)
bir unsurken, ironi doğası gereği "eksiltici"dir (eleştiren, indirim
yapan). Bu yüzden ironi tüm evreni kapladığında, her şeyi tüketen bir
olumsuzlamaya (hiçliğe) dönüşme riski taşır.
Henry Fielding’in Tom Jones’u
Eseri okurken temel ilke şudur: Diğer şeyler eşit kalacak
şekilde, her zaman eserin niteliğine ve bütününe en çok katkıda bulunan yorum
kabul edilmelidir. Becerikli bir okur, Fielding gibi ustaların açtığı
"düz" ve "ironik" patikalar arasında gidip gelerek metnin
gerçek estetik gücünü yakalamalıdır.
Fielding gibi büyük deneme ve roman yazarları, her eserde
tamamen farklı bir karakter yaratmak yerine, kendi gerçek biçimleri olarak
bilinen ve sık tekrarlayan kararlı ironiler içeren kalıcı bir ton geliştirirler.
E. M. Forster’ın "Ben, Onlar ve Sen" Denemesi
Forster’ın resim sergisini ziyaretini anlattığı denemesi (Me,
Them, and You), ironik tonun katmanlarını izlemek için mükemmel bir
örnektir.
Ben" (Anlatıcı / Birey): Kötü kesimli ama
iddialı takım elbisesiyle sergiye giden, pamuk ve yünle kundaklanmış haldeki
sıradan bireydir.
"Onlar" (Yönetici Sınıf / Elitler): Dükler,
düşeşler, generaller, endüstri komutanları ve portreleriyle sergiyi dolduran
üst sınıftır. Anlatıcı, Lord Curzon veya diğer portrelerin önünde gezinirken
üst sınıfların kibiriyle alay eder; ancak bu alay, düz bir öfkeden ziyade ince,
dilbilgisel oyunlar ve mizahi parantezlerle örülmüştür.
"Sen" (Ezilenler / Savaş Mağdurları):
Denemenin yedinci paragrafından itibaren ton değişir ve Sargent’ın gazdan kör
olmuş askerleri resmeden tablosuna ("Gazdan Boğulmak")
geçilir. Burada ton laubalilikten uzaklaşarak daha doğrudan, acı ve sarsıcı bir
toplumsal eleştiriye evrilir.
İroninin Standart Bir Tadı Var mı?
Northrop Frye gibi bazı eleştirmenler edebiyat
çalışmalarının amacının "değer yargılarına varmak değil, bilgi
edinmek" olduğunu savunurken, ironiyi çözümleme çabası bizi tam da değerin
bilgisine dayanan bir yola sokar.
İronik eserler, okurdan kendi retoriksel gösteri
biçimlerinin değerli olduğunu varsaymasını bekler. İronist, düz bir konuşmacıya
kıyasla daha çok risk alır ve kendi hiyerarşisini kurarken okuru da ortaklığa
davet eder. Bu durum, eleştirmenler arasında ironinin değeri konusunda neden
sürekli şiddetli tartışmalar ve farklılıklar yaşandığını açıklar.
Edebi Değerlendirmenin Dört Düzeyi
A) Parçaları İşlevine Göre Yargılama: Parçanın
bütüne, eserin kendi içindeki tasarılarına ne ölçüde uyduğunun
değerlendirilmesidir. (Örneğin, Jane Austen’ın Gurur ve Önyargı
romanında Bay Collins’in evlilik teklifi konuşmasının tam o uzunlukta ve o
biçimde olması mizahi işlevi açısından kusursuzdur).
B) Eleştirel Sabitler Olarak Nitelikler: Belirli
niteliklerin (örneğin "ironik olma" ya da "ironik vizyon")
tüm iyi edebiyat için evrensel birer damga veya standart olarak kabul
edilmesidir.
C) İçkin Standartlara Göre Yargılama: Tamamlanmış
eserlerin kendi içkin tasarılarına ve başarı ölçütlerine göre
değerlendirilmesidir.
D) Türleri Diğer Türlerle Karşılaştırma: Farklı
türlerin birbirine üstünlüğünün tartışılmasıdır.
İroninin Temel Kuralları
İroni ne aşırı anlaşılmaz (fazla zor) olmalı ki okurun
gözünden kaçsın, ne de aşırı belirgin (fazla kolay) olmalı ki yazarı "ucuz
numaralar" yapmakla suçlayalım. Başarılı ironi, okura zekice bir keşif
hazinesi sunar.
İroninin talep ettiği ahlaki veya zihinsel yargı ne aşırı
haşin ne de aşırı cömert olmalıdır. Okurun akıl yürütmesine ve mantığına
dayanmayan, mantığı desteklemeyen ironiler başarısızlığa mahkûmdur.
İroninin özü, okurun çok az sözde çok fazla şey görmesini
sağlayan ekonomik bir birlikteliktir. Yazar, okurun aktif rolünü elinden alacak
şekilde metni sürekli "dürtüklememeli" (aşırı açıklamamalı veya
zorlamamalı)dır. Ancak Finnegans Wake gibi bazı istisnai eserler,
okurdan azami düzeyde şifre çözme enerjisi (savurganlık) talep edebilir.
İronik Eserlerin Taksonomisi
Manasızlığın Trajedisi: Hayatın anlamsızlığının
dehşetini ve pişmanlığını yansıtan (örneğin Malcolm Lowry’nin Yanardağın
Altında romanı).
Cehennemin Keşfi: İnsanın kendi karanlık kalbiyle
yüzleşmesi.
İtaatsizlik: Evrenin absürtlüğüne karşı boyun
eğmeyen, direnişi seçen tavır (örneğin Camus’nün Veba romanı).
Sızlanma ve Kendine Acıma: Kaderin karşısında
çaresizce sızlanan lirik veya romanesk yaklaşımlar.
Mide Bulandıran Debelenme: Hayatın berbatlığını
cüretkâr bir çıplaklıkla gözler önüne seren modern metinler.
Kibirli Yüce: Üstün ironik vizyonla diğer tüm
değerleri alaya alarak bir araya gelen sofistike küçümseme.
Devrim ve Komik Özgürleştirme: Burjuva normlarını
veya eski biçimleri/gelenekleri ironiyle devirme veya neşeyle özgürleştirme
çabası.
Estetik Manifesto ve Gidiş-Şaka Okşayışı: Sanatın
kendi kendini kutlaması veya Samuel Beckett metinlerindeki gibi anlamın ve
dilin bizzat kendisini askıya alan radikal kararsızlıklar.
Her ne kadar insanlar zevklerinde farklılık gösterse de,
insan zihninin doğasında ortak takdir etme ve ayıplama ilkeleri vardır.
Bu standartları yakalamayı ve doğru değerlendirme yapmayı
engelleyen beş temel köstekleyici engel şunlardır:
Cehalet
Eserin üretildiği kültürel, tarihi veya coğrafi
"ev"den ne kadar uzak olursak, metni yanlış anlama olasılığımız o
kadar artar. Uzaklık arttıkça bilgi edinmek için gösterilen çaba da o oranda
artmalıdır.
Dikkat Eksikliği
Metne tam olarak odaklanmadan, zihinsel olarak uyuşuk veya
yorgun bir halde okuma yapmak, ironik tonların ve yazarın gerçek niyetinin
kaçırılmasına yol açar.
Önyargı
Okurun kendi dogmatik inançlarına, kişisel peşin hükümlerine
veya teknik önvarsayımlarına körü körüne bağlanması, metnin sunduğu gerçek
normları ve ironileri görmesini engeller.
Uygulama Eksikliği
Türlerin geleneklerini ve ironik biçimleri tanıma konusunda
yeterli okuma deneyimine (pratiğe) sahip olmamak, okuru karmaşık ironiler
karşısında çaresiz bırakır.
Duygusal Yetersizlik
Okurun ya aşırı hassasiyetle parodileri gerçek sanarak
yanılgıya düşmesi ya da trajik/ciddi sahneler karşısında aşırı soğukkanlılık
(veya alaycılık) göstererek kendini savunmaya alması değerlendirme yetisini
sakatlar.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM - KARARSIZLIKLAR
Yeniden Kurgulanamazı Yeniden Kurgulamak: Yerel Kararsızlıklar
Retoriksel bir soruşturma, yazarlar ile okurların nasıl
bağlantı kurduğuna dayanan üç temel değişken üzerinden bir sınıflandırma
yapmamızı sağlar:
- Açıklık
veya Gizliliğin Düzeyi: İroninin ne kadar gizli (örtük) ya da dümdüz
açık olduğu.
- Yeniden
Kurgulamadaki Kararlılığın Düzeyi: Okurun ironiyi anladığında
görevinin hemen bitip bitmediği (kararlı vs. kararsız).
- "İfa
Edilen Gerçeğin" Kapsamı: Yerel bir tespitten muazzam ama sınırlı
bir alana ve nihayet "mutlak sonsuz olumsuzluğa" kadar uzanan
zemin.
Bu değişkenlerin kesişimiyle şu temel kategoriler ortaya
çıkar:
Kararlı - Örtük - Yerel: Chaucer veya Jane Austen
gibi ustaların eserlerindeki, gizli ama çözüldüğünde kaya gibi sağlam kalan
klasik ironiler.
Kararlı - Açık: Yazarın gizleme gereği duymayıp
doğrudan "İronik değil mi?" dediği türler (örneğin
Shakespeare’in bazı sahneleri, Thomas Hardy’nin kozmik ironi şiirleri,
Vindice’in tiratları). Burada ifade edilen gerçek yerelden evrensele (kader,
insan doğası, evrenin adaletsizliği) uzanabilir ancak yazarın durduğu yer hâlâ
sabittir.
Karmaşık Örtük İroniler (Örn. Saul Bellow): Saul
Bellow’un Bay Sammler’in Gezegeni (Mr. Sammler’s Planet)
romanında olduğu gibi, son derece bilge ve akıllı bir karakterin acımasız ve
net ironileri üzerinden okurun yazarla aynı vizyonu paylaşmaya davet edildiği
ancak yazarın duruşunun son derece hassas dengelere dayandığı modern metinler.
Kararsız İroni
Kararlı ironide belirli bir anlama veya normatif sonuca
ulaşılırken, kararsız ironide durum kökten değişir:
Hiçbir kararlı yeniden kurgulama, ironinin yarattığı
enkazdan sağlam bir anlam çıkaramaz.
Yazar, zekice kurgulanmış ironisinin karşısına herhangi bir
olumlu öneri veya alternatif koymayı kesinlikle reddeder.
Temel varsayım şudur: Evren (veya söylemin evreni)
yaratılıştan absürt olduğu için bütün sözler ironik bir alttan oyulmaya
tabidir; hiçbir ifade gerçekten söylendiği anlama gelmez.
Bu durum, Doğu hikayesindeki fil metaforuna benzer: “İronilerimin
altında sonuna kadar başka ironiler var.” Yazar okura güvenli bir zemin
sunmaz.
Eğer evrenin tabakaları soyulduğunda geriye hiçbir şeyden
başka bir şey kalmıyorsa (hiçlik), bunun mantıksal ucu bütün edebiyat
derslerinin, eleştirilerin ve nihayetinde mutlak bir sessizliğin inşası olurdu.
Ancak romancılar, oyun yazarları ve şairler mutlak sessizlikten kaçınarak
feragatname, ağıt, şikayet, kara mizah ve acıklı eserler üretmeye devam
ederler.
Kararsız-Açık-Yerel İroniler
Robert Musil (Niteliksiz Adam): Para uğruna
yapılmayan her işin bir süre sonra boş görünmesi ya da "ruh"
kavramının gençlerin dilinde gülünçleşmesi gibi yerel ve çarpıcı ironiler
barındırır. Bunların arkasında net bir olumsuzlama vardır ancak daha geniş
kozmik bir sisteme bağlanıp bağlanmayacağı belirsizdir.
Howard Nemerov ("Patlama!" /
"Explosion!" Şiiri): Eisenhower dönemindeki papazın
Amerika'daki "emsalsiz dini eylem" ve maddi refah övgüsünü eleştiren
şiir; kiliselerin, plajların, benzincilerin ve ücretli izinlilerin bolluğunu
yerel ironilerle tiye alır. Şairin Eyüp veya Aziz Francis göndermeleriyle neyi
eleştirdiği açık olsa da okura arkasında durabileceği kesin ve dogmatik bir
dini/teolojik zemin sunmaz; şiir kendi yerelironik sınırları içinde kalır.
Sokratesçi İroni:
Gerçek bir içerik sunmak yerine sorularla görünürdeki içeriği soğurup geriye
bir boşluk bırakma (spekülatif değil, ironik) yöntemidir.
Kierkegaard’a göre ironi, insanı göreceliğin tuzaklarından
kurtardığı sürece sağlıklıdır; ancak hiçbir mutlak inanca ve değere izin
vermeyip her şeyi hiçliğe indirgediği sürece tükenmiş bir hastalıktır.
Sınırsız Karasızlıklar
Kararlı ironilerde belirli bir anlama veya normatif sonuca
ulaşılırken; sınırsız kararsız ironilerde evrenin, insanın ve her türlü çabanın
saçma olduğu fikri hakimdir. Hiçbir hakikat, politik bağlılık veya ahlaki yargı
ironik incelemeden sağ çıkamaz.
Modern edebiyatta açık bir bildirimde bulunmaksızın, metni
tamamen kafa karıştırıcı ve çift anlamlı ipuçlarıyla ören yazarların başında
Samuel Beckett gelir.
The Unnamable (Adlandırılamayan) ve Diğer Eserler:
Beckett’ın metinleri, "anlamın olmadığı bir yerde anlam arama"
çabasını boşa çıkaran radikal aporia'lar ve ephectic durumlarla doludur.
Görünüşte her şeyin boş, hiçlikten ibaret olduğu ve yazı yazmanın bile anlamsız
olduğu savunulur.
Beckett, her şeyin kaosa ve hiçliğe teslim olduğunu söylese
bile, bunu yaparken sergilediği olağanüstü sanatsal enerji, mizah gücü ve
dokunaklılık aslında okura örtük birer erdem ve doğrulama sunar. Beckett,
nihilizmi savunurken bile geleneksel erdemlerin (cesaret, bilgelik, cömertlik)
en üst düzey örneklerini sergilemektedir.
T. S. Eliot’ın belirttiği gibi, metinlerdeki
"anlam" bazen hırsızın köpeği dağıtmak için attığı bir et parçası
gibidir; zihin bu anlamı kemirirken asıl sanat işi başka bir yerde gerçekleşir.
İnsanın bilme gücü sınırlı olsa da arkada işleyen sonsuz bir
hakikat düzeni vardır.
Sokrates, "hiçbir şey bilmediğini" iddia eder;
ancak hiçbir şey bilmediğini bilmeyenlerden bu yönüyle ayrılır ve bir
"parça avantajlı" (bir şey bilen) konumda bulunur.
Platon, diyalogları ve mitleri kullanarak lafzi ifadelerin
ötesine geçen, hata ve doğruların diyalektik bir sohbetle sınandığı kendi
kendini düzelten bir diyalog geleneği kurar.
Bu durum, Beckett’ın iletişimi ve dili kökten reddeden
radikal nihilizminden tamamen farklıdır; Platon’da hakikat arayışı ve diyalog
anlamını korur.
…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder