26 Temmuz 2026 Pazar

Miguel Real e Filomena Oliveira - José Saramago'nun 7 Hayatı - Notlar

Miguel Real e Filomena Oliveira - José Saramago'nun 7 Hayatı - Notlar

As 7 vidas de Jos Saramago, Companhia Das Letras, 2022

 


Önsöz

"Josephville" Saramago'nun çocukluğundan itibaren hissettiği dışlanmışlığa ve yoksulluğa karşı zihninde yarattığı ideal, adil ve özgür şehirdir.

Hayatı boyunca aşmak zorunda kaldığı 7 aşama ("7 Duvar"), onun marjinalize edilmiş bir işçiden dünya çapında bir Nobel ödüllü yazara dönüşümünü temsil eder.

 

7 Duvar

Birinci Duvar (İşçilikten Küçük Burjuvaziye): Yoksulluk yüzünden eğitimini yarıda kesip çilingirlik yaparken kendi kendini yetiştirmesi, geceleri kütüphanelerde okuması ve memuriyete geçişi.

İkinci Duvar (Başarısız Yazardan Editörlüğe): İlk romanlarının başarısız olmasından sonra entelektüel ve yayıncılık çevresine girerek büyük Portekizli yazarların yanında editörlük/çevirmenlik yapması.

Üçüncü Duvar (Aydınlar Arasında Yer Edinme): Gazetelerde kronikler ve siyasi eleştiriler yazarak elit edebiyat çevresinde kendine bir yer edinmesi.

Dördüncü Duvar (Siyasi Mücadele): Baskıcı rejime karşı Portekiz Komünist Partisi'ne katılması, devrim sürecinde gazete yöneticiliği yapması (ancak devrim çökünce işsiz ve yalnız kalması).

Beşinci Duvar (Gerçek Bir Yazar Olmak - 58-60 Yaş): Devrim sonrası Alentejo köylülerinin arasında yaşayıp onların konuşma dilini, masallarını ve bastırılmış seslerini geleneksel gramer kurallarını yıkarak yazması; Manastır Anıtı (Baltasar ile Blimunda) gibi eserlerle kitlesel başarıyı yakalaması.

Altıncı Duvar (Uluslararası Tanınırlık): İsa’ya Göre İncil (O Evangelho Segundo Jesus Cristo) eseriyle devlet sansürüne uğramasına rağmen uluslararası alanda büyük bir yazar haline gelmesi ve Lanzarote adasına yerleşmesi.

Yedinci Duvar (Evrensel Başarı - Nobel Ödülü): Körlük (Ensaio sobre a Cego) romanının da etkisiyle 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması. Josephville artık sadece kişisel bir sığınak değil, tüm dünyaya yayılan edebi bir miras haline gelmiştir.

 

Saramago ilk dönem romanlarında kötülüğün kaynağı olarak Tarihi ve toplumsal düzeni görürken (Manastır Anıtı gibi), 90'lı yıllardan itibaren kötülüğün doğrudan İnsanın kalbinde ve doğasında kök saldığını savunur (Körlük, Kopyalanmış Adam, Kabil).

 

Geleneksel noktalama işaretlerini ve gramer yapılarını reddederek halkın ve köylülerin doğal konuşma ritmini yazılı edebiyata taşımıştır.

 

Saramago, 58 yaşına kadar edebi ve sosyal açıdan bir "kaybeden" olarak görülmüş, ancak 60 yaşından sonra dünya edebiyat tarihine geçen en önemli figürlerden biri olmayı başarmıştır.

 

Birçok yazarın aksine Saramago, hayatı ile eserlerini birbirinden ayırmaz. Yoksulluk, adaletsizlik, devlet bürokrasisi ve din gibi kişisel/toplumsal deneyimleri romanlarının ana malzemesini oluşturur.

 

Gerçekçiliğin sadece somut olanla sınırlı olmadığını, fantastik, masalsı, trajik ve komik unsurlarla da genişleyebileceğini göstermiştir.

 

1969’da katıldığı Portekiz Komünist Partisi'ne (PCP) ve eşitlik idealine ömrünün sonuna kadar sadık kalmıştır.

 

1992 yılında İsa’ya Göre İncil (O Evangelho Segundo Jesus Cristo) eseri, Hükümetin Kültür Müsteşarı Sousa Lara tarafından "Portekiz'in dini geleneğine ve değerlerine saldırdığı" gerekçesiyle Avrupa Edebiyat Ödülü adaylığından veto edilmiştir.

Bu sansür olayı Saramago’nun ülkeyi terk edip Lanzarote adasına yerleşmesine (bir nevi "sürgüne") yol açmıştır.

 

8 Ekim 1998'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması, Portekiz kültür tarihi açısından bir milattır.

 

Saramago, Nobel’i aldığını öğrendiğinde bunu kişisel bir zafer olarak değil; Portekiz diline, kültürüne ve geçmişten günümüze tüm Portekizli yazarlara ait bir ortak kazanım olarak görmüştür.

 

1975'teki "Sıcak Yaz" döneminde Diário de Notícias gazetesindeki mücadelesi yerel/ulusal adaletsizliklere karşıyken; 1998 Nobel sonrasında dünyadaki küresel eşitsizliklere, teknolojik şizofreniye ve kapitalist dünyada unutulan insani değerlere karşı evrensel bir sese dönüşmüştür.

 

Romanlarını Batı uygarlığının, dinin, bürokrasinin veya insan aklının ("körlüğün") köklerine inen birer kazı çalışması olarak nitelendirir.

 

Güce ve iktidara boyun eğmeyen, toplumsal sapkınlıkları eleştiren, dili ihlal ederek özgün bir üslup (idiolect) oluşturan ve taklit edilemez bir estetik kuran bir yazar modeli haline gelmiştir.

 

1: YARIM BİR HAYATTA ÜÇ HAYAT

Azinhaga'dan Josephville'in Arzusuna (1922-1938)

José Saramago, 16 Kasım 1922’de Ribatejo bölgesinin Azinhaga köyünde yoksul bir köylü ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Nüfus memurunun sarhoşluğu nedeniyle resmi kayıtlara babasının adı olan "José de Sousa" yerine aileye verilen takma ad eklenmiş ve "Saramago" olmuştur.

"Saramago", yoksul köylülerin kıtlık zamanlarında çorbasını yaptığı yaban turpudur.

Saramago bunu "Sanırım insanlık tarihinde oğlunun babasına adını verdiği tek olay bu olsa gerek" sözleriyle anlatmıştır.

 

Babası Azinhaga’da bir çiftlik kalfası/gazete çalışanıdır. Ribatejo aristokrasisinin sembolü olan atlara sahip olmayan, toplumsal hiyerarşinin en alt basamağındaki "ayakta duran insanlar" sınıfındandır.

Saramago, Azinhaga'da babasının emek gücünü satması ile Lizbon'daki Largo de Camões meydanında toplanan azat edilmiş siyah kölelerin iş arayışını bir tutar. Her iki grubun da insan dışı sömürüye ve sosyal dışlanmaya maruz kaldığını belirterek evrensel bir işçi/insan dayanışmasına vurgu yapar.

 

Çocukluğunu geçirdiği Azinhaga yazar için özgür bir kır evreniyken, 1924'te taşındıkları Lizbon yabancılaştırıcı, dışlayıcı bir kenttir.

Saramago'nun babası José de Sousa, Portekiz Birinci Cumhuriyeti'nin siyasi çalkantılarla, suikastlarla ("Kanlı Gece") ve sürekli hükümet değişiklikleriyle sarsıldığı bir dönemde Lizbon’a gelerek Kamu Güvenliği Polisi’ne katılmıştır.

 

Çocukluğunda Mafra’ya yapılan bir aile gezisi, ileride Manastır Anıtı romanının mekânsal arka planını oluşturmuştur. Yazar gençliğinde Bosch’un tablosundan mülhem "O Livro das Tentações" (Ayartılmalar Kitabı) adlı bir roman tasarlamış ancak daha sonra bu projeyi Küçük Anılar (As Pequenas Memórias) adıyla otobiyografik anılara dönüştürmüştür.

 

1926 Askeri Darbesi ve ardından Salazar rejimi ile Portekiz; muhafazakar, Katolik, baskıcı ve otoriter bir diktatörlüğe evrilmiştir. Saramago ergenliğini ve gençliğini siyasi sansürün ve otoriter yapının gölgesinde geçirmiştir.

 

Annesi Maria da Piedade, yaşadığı evlat acısı (kardeşinin ölümü) ve hayatın zorlukları nedeniyle sevgisini gösteremeyen, soğuk bir kadındır. Evde ocağa attığı meyveler ve okuduğu dualarla/tütsülerle pagan bir atmosfer yaratmıştır.

 

Saramago, Kuzey Afrika kökenli Mağribi büyük dedesi Jerônimo’nun sert ve gizemli figürüyle gurur duyar. Lizbon’daki yoksulluk yıllarında evlerini Baratas (Hamamböcekleri) ailesiyle paylaşmak zorunda kalmışlar, zor koşullarda yaşamışlardır. Su borusunu iğneyle delerek su sayacını çalıştırmadan damla damla su biriktirmek gibi çaresizce yöntemlere başvurmuşlardır.

 

Genç yaşta ressam Amadeo de Souza-Cardoso’nun eserleriyle karşılaşması hayal gücünü sarsmıştır. Okuduğu ilk eserler Fransızca sözlükler ve Émile Richebourg’un popüler romanlarıdır.

 

Saramago kendisini "mutlu" değil, doğuştan "melankolik" olarak tanımlar. Çocukluğunda en eğlenceli kalabalıkların ve partilerin ortasında bile sebepsiz bir hüzne kapılıp kendi kabuğuna çekilme huyu vardır.

Çocukken yaşadığı konuşma zorluğu (hafif kekemelik), onu dilden ve seslerden kaçınmaya, dolayısıyla daha da yalnızlaşmaya yöneltmiştir.

 

Saramago’nun ağabeyi Francisco, henüz dört yaşındayken difteri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu trajik kayıp, ailenin hafızasında derin bir iz bırakmış ve ilerleyen yıllarda yazarın Bütün İsimler romanındaki edebi kurguya zemin hazırlamıştır.

 

Sokakta balonunun sönüp sürüklenmesiyle yetişkinler tarafından alay konusu olması ve babasından komşu önünde yediği tokat gibi olaylar, çocuk zihninde derin hayal kırıklıkları ve incinmeler bırakmıştır.

İki-üç yaşlarındayken sokaktaki büyük çocukların fiziksel eziyetine maruz kalması, hayatının en erken ve acı hatıralarından biri olarak anılarında yer etmiştir.

 

İlkokulda üstün başarısıyla öğretmeninin takdirini kazanan ve iki sınıfı birden geçen Saramago, lise yıllarında (Liceu Gil Vicente) derslerde bocalayarak maddi imkansızlıklar ve akademik düşüş nedeniyle teknik eğitime (çilingirlik/mekanik kursu) yönlendirilmiştir.

 

Afonso Domingues Endüstri Okulu'nda çilingirlik okurken yaşadığı küçük kazalar ve araba atölyesinde silindir kapağı contasını takamaması nedeniyle yaşadığı travma, motorlu taşıtlarla ilişkisini ömür boyu olumsuz etkilemiştir.

 

Sırtüstü çimlere uzandığında gökyüzünün içine düşeceği hissine kapılmış (yerçekiminden çok iradesiyle yere tutunduğunu düşünmüş), varoluşsal bir baş dönmesi yaşamıştır.

 

Gece komşu köyden dönerken karanlıkta bir ağacın yapraklarına rüzgar vurmasıyla ay ışığında oluşan görüntüyü bir "hayalet/mucize" olarak deneyimlemiştir.

 

Amcası Francisco Dinis at sırtında bir aristokrat gibi görünürken, Saramago’yu hiç ata bindirmemiş; fakat şehirden gelen küçük bir kızı ata bindirip gezdirmiştir. Bu durum Saramago’da derin bir aşağılanma hissi bırakmıştır.

 

Sanayi okulunda öğrenciyken Athena dergisinde Fernando Pessoa'nın heteronimi olan Ricardo Reis'in şiirleriyle karşılaşmış ve "saf güzelliği" keşfetmiştir.

 

Saramago ile Brezilyalı yazar Machado de Assis arasında belirgin biyografik benzerlikler mevcuttur: Her iki yazar da işçi sınıfından ve yoksul bir çevreden geliyordu; kendi kendilerini yetiştirmişlerdi (otodidakt), eğitimleri için halk kütüphanelerinden yararlanmışlardı, matbaa veya büro işlerinde çalışmışlardı, ilk kitaplarını 25 yaşında yayımlamışlardı ve 50'li-60'lı yaşlarında büyük bir edebi başarıya ulaşmışlardı.

 

2: İKİNCİ HAYAT

Başarısız yazar ve Josephville'in ilk duvarının fethi: sosyal güvenilirlik (1939-1953)

1940'ta São José Hastanesi’nde çilingir olarak işe başlayan Saramago, geceleri Palácio Galveias Kütüphanesi’nde hevesle kitap okuyarak kendisini yetiştirmiştir.

 

Teatro Nacional de São Carlos'a ücretsiz girip en üstteki ucuz bölümde ("tavuk kümesi") operaları izlemiş, buradan hareketle toplumsal bakış açısını şekillendirmiştir.

17-18 yaşlarındayken Coimbra merkezli Síntese adlı kültür dergisinin yöneticiliğini üstlendi.

 

1943’te kamu memurluğuna (Seramik Sektörü Aile Yardımı Fonu) geçmiş, 1944’te Ilda Reis ile evlenmiş ve tulum giyen bir işçi olmaktan çıkıp küçük burjuva statüsüne adım atmıştır.

 

1944-1946 yılları arasında 44 basılmamış şiir yazmış; melankoli, şüphecilik ve karamsarlığı temel bir tutum olarak benimsemiştir.

 

1945’te antifaşist muhalefet hareketi MUD’un bildiri listesini imzalayarak ilk açık siyasi eylemini

 

1947 yılında kızı Violante doğmuş ve ilk romanı yayımlanmıştır. Yazarın adını Ve Viúva (Dul Kadın) koyduğu roman, yayıncının ticari kaygılarıyla Terra do Pecado (Günah Ülkesi) adıyla basılmıştır (Saramago bu isimden her zaman nefret etmiştir).

 

İlk romanda Herbert Spencer’ın evrimsel natüralizmi göze çarpar; insana dair radikal bir şüphecilik hakimdir.

 

1948’de "A Morte de Julião" öyküsünü yayımlamış ve kendisine ilham veren büyükbabası Jerônimo’yu kaybetmiştir.

 

Edebi arayış döneminde "Honorato" takma adını kullanmış; 1953’te tamamladığı Claraboia (Tavan Penceresi) romanı yayıncılar tarafından reddedilmiş, başvurularına cevap bile verilmemiştir.

 

İlk roman kırsal evreni işlerken, Claraboia Lizbon’daki yoksul bir apartmanın kiracılarının klostrofobik yaşamını anlatır.

 

Sosyal açıdan memurluğa yükselmesine rağmen edebi anlamda başarısızlık ve sessizlik dönemine girmiştir.

 

3: ÜÇÜNCÜ HAYAT

Editör olarak cehennemden Araf'a Saramago ve olgun yazarlığın uzak kökenleri (1954-1971)

1955’te Humberto d’Ávila aracılığıyla Café Chiado’da aydınlar grubuyla tanışmış ve Nataniel Costa’nın davetiyle Editorial Estúdios Cor yayınevinde üretim/edebiyat direktörlüğü yapmaya başlamıştır. Bu, Josephville’in edebiyat duvarına girmesini sağlamıştır.

 

Fransızcadan yaklaşık 7000 sayfa çeviri yapmış (Anna Karenina, Tolstoy vb.), bu sayede Portekizce sözdizimi ve kelime dağarcığında derin ustalık kazanmıştır. Yayınevinde dönemin seçkin yazarlarıyla çalışmıştır.

 

Sürgündeki yazar Rodrigues Miguéis ve Jorge de Sena ile mektuplaşmış, edebi çevrelerin ikiyüzlülüğünü "edebiyat şirketi" olarak eleştirmiştir. Eleştirisini Fransızca bir özdeyişle pekiştirmiştir: "Hors l'église (notre église) pas de salut" (Kilisemizin dışındakilere kurtuluş yoktur).

 

Mide-bağırsak rahatsızlıkları, hipokondri ve Ilda Reis ile olan evliliğinin duygusal olarak sona ermesi…

 

Babasının vefatının ardından 1966’da 19 yıllık edebi sessizliğini bozarak Olası Şiirler kitabını yayımlamıştır. Dörtgenlerin yalnızlığını anlatır: "On beş bin kurak gün geçti / On beş bin olay kaybedildi..."

 

1967’de Paris’e ilk seyahatini yapmış; Augusto da Costa Dias’ın davetiyle Seara Nova dergisinde bağımsız ve eleştirel incelemeler yazmıştır.

 

Yazar Isabel da Nóbrega ile tanışıp tutkulu bir ilişkiye başlamış; 1969’da Portekiz Komünist Partisi’ne (PCP) üye olmuştur.

 

1970’te ikinci şiir kitabını çıkarmış; 1971’de yayınevinin yönetimiyle yaşadığı anlaşmazlık sonucu Estúdios Cor'daki görevinden ayrılmıştır.

 

1967’de kaleme aldığı otobiyografik özette kendisini "vasat bir romancı" ve editör olarak tanımlamış, edebiyat duvarının içine girdiğini belirtmiştir.

 

4: DÖRDÜNCÜ HAYAT

Saramago Muhabiri ve Köşe Yazarı (1968-1976)

Gazetecilik, köşe yazarlığı ve devrimci atmosfer yazarın dördüncü hayatını biçimlendirmiştir.

 

Saramago ile Isabel da Nóbrega, 1970'ten itibaren hem hayatı hem de siyasi/edebi mücadeleyi paylaşırlar.

 

A Capital ve Jornal do Fundão gazetelerinde yazdığı köşe yazıları büyük ilgi görmüş; bunları Deste Mundo e do Outro (1971) ve A Bagagem do Viajante (1973) kitaplarında toplamıştır.

 

Kronikler, Saramago’nun gelecekteki romanlarının fikir ve tema kovanıdır. Siyasi sansüre karşı mizah ve ironiyi etkili bir şekilde kullanmıştır.

 

Diário de Lisboa gazetesinde kurum adına imzasız başyazılar yazmış, bunları As Opinões que o DL Teve (1974) kitabında toplamıştır.

 

Mart 1974’teki başarısız Caldas da Rainha darbesi sırasında tutuklanma korkusu ve çaresizlikle O Ano de 1993 (1993 Yılı) adlı lirik-distopik sembolik metni yazmaya başlamıştır. Elektronik ve mekanik protezli hayvanlar üzerinden cyborg kavramını erken dönemde hissettirir. İnsan etinden ve nöronlarından beslenen bilgisayarlar kurgusuyla 1999 yapımı Matrix filmini andıran bir distopya sunar.

 

25 Nisan 1974 Karanfil Devrimi'nin ardından İletişim Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığı bünyesinde danışmanlık/koordinatörlük yapar.

Luís de Barros ile birlikte gazete yönetimine getirilir. Gazeteyi işçi sınıfının, sanayi/tarım proletaryasının ve sosyalizmin hizmetine sunacağını açıkça ilan eder.

 

25 Kasım 1975 askeri müdahalesiyle sol devrim süreci sona ermiş, Saramago gazeteden kovulmuş, işsiz ve gelirsiz kalmıştır. Siyasi Josephville rüyası çökmüştür: "Sosyalizm başarısız olmuştu, Josephville başarısız olmuştu..."

 

Dördüncü Hayatın Sonu: Askıya Alınan Zaman

Gazetecilik dönemi kapanmış, Saramago hayatını yalnızca yazarak kazanacağı radikal bir karar almıştır.

 

5: BEŞİNCİ HAYAT

Nihayet, Yazar Saramago (1976-1980/1980'ler ve İlerisi)

1976-1980 arasında kendini evine kapatıp yoğun şekilde Fransızcadan çeviriler yapmış, oyunlar ve romanlar yazmıştır.

Saramago her zaman, temel varoluşsal soruları sorunsallaştıran makaleler yazmaktan aciz olduğu için roman yazdığını söylerdi: “Muhtemelen bir romancı değilim; Ben makale yazmayı bilmediği için roman yazmaya ihtiyaç duyan bir denemeciyim.”

 

Resim ve Kaligrafi Kılavuzu (Manual de Pintura e Caligrafia, 1977)

Bir ressamın kendi bilincini ve sanatın temsil sınırlarını sorguladığı otobiyografik deneme-romandır. Romanın özü "...tüm gerçeğin kurgu olduğunu onaylama eğilimindeyim..." cümlesinde ifadesini bulur.

 

Masalların Benzersizliği: Neredeyse Nesne (Quasi Objecto, 1978)

Diktatör Salazar’ın sandalyeden düşüşünü anlatan "Cadeira" (Sandalye), "O Embargo" ve "Centauro" gibi alegorik öykülerden oluşan kitabıdır. Kitabın epigrafi Marx ve Engels’ten seçilmiştir: "Eğer insan koşullar tarafından biçimlendirilmişse, koşulları insanca biçimlendirmek gerekir." Derlemesinde toplanan "Ambargo", "Reflux" (Reflü) ve "Coisas" (Şeyler) gibi absürt öykülerinde rejimin ve devrim sonrası restorasyonun yarattığı toplumsal hapsedilme duygusunu nesnelerin isyanı ve mantıksız durumlar üzerinden işlemiştir.

 

Reflux (Reflü)

Ülkenin tam ortasına tek ve zorunlu bir mezarlık yaptıran Kral figürü üzerinden, dönemin hükümetinin (örn. Tarım Reformu'nun iptali, özelleştirmeler) halkın iradesini hiçe sayan "mutlak idare" anlayışı ve ülkenin içine düştüğü gerçek saçmalık hicvedilir.

 

Coisas (Şeyler)

Vatandaşların bürokratik sınıflara (A'dan Z'ye) bölündüğü nesneleşmiş bir toplumda, nesnelerin isyanı üzerinden insanın meta haline getirilmesine karşı toplumsal başkaldırı vaaz edilir.

 

Geceleyin (A Noite, 1979) Oyunu ve Alentejo Deneyimleri

25 Nisan gecesi bir gazete mutfağını anlatan tiyatro oyununu yazmış; Alentejo/Lavre bölgesinde tarım işçileriyle birlikte yaşayarak onların sözlü hafızasını toplamıştır.

 

Yerden Kaldırılmış (Levantado do Chão, 1980)

Alentejo köylülerinin sömürüye karşı nesiller boyu süren mücadelesini anlatan bu roman, Saramago’nun özgün üslubunun (noktalama işaretlerini virgül ve noktaya indirgeyen, sözlü gelenek ritmindeki akıcı dilin) doğuşunu simgeler. Yazar 58 yaşında nihayet gerçek edebi kimliğini kazanmıştır.

Bir kitap, bir buğday başağı veya kır çiçeği gibi yerden de kaldırılabilir. Veya bir kuş. Veya bir bayrak.

 

Roman iki yılda üç baskı yapar, 1980 Lizbon Şehri Ödülü'nü kazanır ve Luiz Pacheco, Maria Lúcia Lepecki, Óscar Lopes gibi dev dönemin önemli eleştirmenlerinin takdirini toplar.

 

Portekiz Gezisi (1981)

Círculo de Leitores yayınevinin klasik/turistik bir rehber hazırlama teklifini reddeden Saramago, kendi öznelliğini, düşüncelerini ve halkla diyaloglarını içeren özgün bir seyahat anlatısı kaleme alır.

Dönemin hükümetinin önerdiği "ulusal kültürel uzlaşma" fikrini sertçe eleştirir. Kültürün halka yukarıdan aşağıya (hayırseverlik gibi) sunulmasına karşı çıkar.

Resmi yetkililerle değil; çobanlarla, balıkçılarla ve köylülerle vakit geçirir. Gerçek kültürün, halkın günlük yaşamında, üretim süreçlerinde ve hafızasında yaşayan kültür olduğunu; bunun yukarıdaki yapılara taşınması gerektiğini savunur.

Yolculuk asla bitmez. Sadece gezginler sona erer...

 

Manastır Anıtı (Memorial do Convento, 1982) ve Uluslararası Çıkış

Baltasar, Blimunda ve uçan makineyi yapan Padre Bartolomeu de Gusmão üzerinden Mafra Manastırı’nı inşa eden isimsiz halk kitlelerini öven bu şaheser, Saramago’ya uluslararası ün kazandırmış ve Josephville’in beşinci duvarını (yazar olma duvarını) fethetmesini sağlamıştır.

 

Doğuş Hikâyesi: Mafra Manastırı'na yaptığı sürpriz bir ziyaret sırasında deha düzeyindeki inşaat fikrinden etkilenerek projeyi kurgular ve iki yıl süren yoğun bir tarihsel/kültürel araştırma yürütür.

Kralların (D. João V) ve elitlerin şatafatlı, megaloman dünyasını hicvederken; destansı kahramanlığı manastırın yapımında ezilen, ölen, devasa taşları taşıyan yoksul halka (Baltasar, Blimunda, işçiler) verir.

Noktalama kurallarını ve geleneksel diyalog kalıplarını yıkan, geçmiş-şimdi-gelecek arasında serbestçe hareket eden, hem bireysel hem kolektif (halkın) sesi olan bir anlatıcı kurgular.

Latin Amerika "büyülü gerçekçiliği"nden farklı olarak Saramago, tarihsel gerçekliğe sadık kalır; ancak bunu fantastik, mitolojik ve alegorik ögelerle (Passarola/uçan makine, yedi sayısı, Güneş/Ay ikiliği) genişletir. Kendi ifadesiyle bu, "kapıları açık bir gerçekçiliktir."

 

Ana Paula Arnaut’un belirttiği üzere Saramago, geleneksel roman kategorilerini aynı metin içinde hem kullanıp hem altüst ederek Post-Modernizmin pekişmesine büyük katkı sağlamıştır. Parçalı bölümler, parodik müdahaleler ve anlatıcının kurguyu manipüle ettiğini açıkça hissettiren üstkurmaca (metafiction) teknikleri öne çıkar.

 

Chronos (kronolojik zaman) yıkılmıştır. Saramago’ya göre zaman; geçmişin, şimdinin ve geleceğin aynı yüzeyde yan yana durduğu uçsuz bucaksız bir tuval gibidir.

 

Manastır Anıtı bittiğinde okuma yazma bilmeyen ama oğlunun başarısıyla gurur duyan annesi vefat eder. Bu olay, Saramago’nun geçmişiyle bağlarını tamamen koparıp tam zamanlı, bağımsız bir profesyonel yazar aşamasına geçtiğini simgeler.

 

"A Tabuleta das Letras" yazılarında Saramago, edebiyatı aristokratik/burjuva bir hobi olarak gören anlayışa karşı çıkar.

Kültürün halka yukarıdan lütfedilmesini reddeder. Gabriel García Márquez’in Nobel törenine yerel Kolombiya kıyafetleriyle katılması gibi, kültürün özünün halkın gündelik üretiminde ve hafızasında (Alentejo veya Minho ruhunda) olduğunu savunur.

 

1983'ten itibaren Küba, Brezilya, İspanya ve ABD seyahatleri başlar. Saramago, eserlerini ve siyasi/felsefi düşüncelerini dünya genelinde bizzat sunan bitimsiz bir gezgine dönüşür.

 

1983'teki ekonomik ve toplumsal kriz ortamında kaleme aldığı "İrade Dersi" (Lição de Vontade) yazısında, devrimin yarattığı kolektif ruhun ve iradenin kaybolmaması gerektiğini vurgular. Ona göre insanları kurtaracak ve zorlukları aşılabilir kılacak tek güç bu iradedir.

Eşitlikçi ve adil bir toplum idealine giden yol, iradenin kararlılıkla sürdürülmesinden geçer.

 

Ricardo Reis'in Ölüm Yılı (1984)

Pessoa’nın heteronimi olan Ricardo Reis, 1935'te Pessoa öldükten sonra Brezilya’dan Lizbon’a "döner". Saramago, Reis’in dünyadan kopuk, stoacı pasifliğini eleştirmek için onunla edebi bir hesaplaşmaya girer.

Hiç var olmamış hayali bir karakter (Reis), ölmüş ama ruhu 9 ay daha dünyada dolaşan bir şair (Pessoa) ile buluşur. Kurgu üstüne kurgu bindirilerek gerçekçilik kalıpları yıkılır.

O Século gazetesinden titizlikle derlenen 1936 yılı haberleri; Salazar faşizminin güçlendiği, İspanya İç Savaşı’nın başladığı, "Tanrı, Ülke, Aile" baskısının ve yoksulluğun Lizbon’unu tarihsel bir arka plan olarak sunar.

 

Saramago, üslubundaki en büyük ilham kaynağının 17. yüzyıl Cizvit vaizi Padre António Vieira olduğunu belirtir. Vieira’nın ritim, lezzet ve kavramsal derinlik dolu barok dilini kendi anlatısına entegre etmiştir.

 

Dili sürekli kesilen bir iplik yerine kesintisiz akan bir nehir gibi görür. Noktalama işaretlerini bu akışa konulan engeller olarak değerlendirir; doğrudan ve dolaylı konuşmayı birleştirerek metni yazılı bir ifadeden çok "konuşan/okunan" bir sesli anlatıya dönüştürür.

 

Anlatım tekniğinin temel kuralı, yazılanların "duyulması" için tasarlanmış olmasıdır. Metin, geleneksel dilbilgisi kurallarından sıyrılarak sözlü masal anlatıcılığı geleneğiyle buluşur.

 

Saramago’nun Hayatındaki Kadınlar

Ilda Reis: 1944 - 1970 (Evlilik)

Gençlik aşkı ve kurumsal evlilik dönemi. Tek kızı Violante'nin annesi.

 

Isabel da Nóbrega: 1966 - 1986 (Birliktelik)

Çalkantılı, entelektüel ve sosyal rehberlik içeren ilişki. Saramago'nun tanınmayan bir yazardan uluslararası bir isim haline geliş sürecindeki arkadaşı (Manastır Anıtı ziyaretine teşvik eden isim).

 

Pilar del Río : 1986 - 2010 (Evlilik)

Yetişkin, berrak, tutkulu ve politik/felsefi olarak tam uyumlu aşk. Saramago'nun uluslararası başarısında, Lanzarote'ye yerleşme kararında ve hayatının son dönemindeki "ontolojik dönüşümünde" en belirleyici figür.

…

 

Manastır Anıtı ve Ricardo Reis'in Ölüm Yılı romanlarının ardından dünya basınında geniş yer bulur.

Romanlarının Hollywood ve televizyon uyarlamaları için önerilen milyonlarca dolarlık teklifleri edebi niteliği korumak adına reddeder.

 

Uluslararası devasa başarısına rağmen edebiyata mesihçi bir rol biçmez: "Edebiyat hiçbir şey yapamaz; dünyayı dönüştüren roman değil, romanı dönüştüren dünyadır."

 

Taş Sal (A Jangada de Pedra)

Taş Sal (1986), İber Yarımadası'nın (Portekiz ve İspanya) fiziksel/jeolojik olarak Avrupa kıtasından kopup Atlantik Okyanusu'nda sürüklenmesini konu alır. Fikir ilk kez 1982'de gazeteci Cremilde Medina ile yapılan bir sohbet sırasında ortaya çıkmıştır.

1986 yılı, Portekiz ve İspanya'nın Avrupa Topluluğu'na (AB) resmen girdiği yıldır. Metin, İberya’nın tarihsel olarak Kuzey/Orta Avrupa'dan (Aydınlanma, bilimsel devrimler, Protestanlık) farklı bir yol izlediğini (Karşı-Reformasyon, Engizisyon, Skolastik eğitim) vurgular.

Saramago, Avrupa'nın teknokratik, kapitalist ve piyasa odaklı yapısına karşı; dayanışma, eşitlik ve Latin Amerika ile Afrika'yla tarihsel/bağlamsal bağlar kuran "sıcak" bir İberik kimlik önerir.

Saramago, klasik anlamda İspanya ve Portekiz'in devletsel birleşmesini (klasik İberizm) değil; Portekiz ve İspanya'nın yanı sıra Latin Amerika ve Batı Afrika'yı da kapsayan uluslararası bir kültür havzası ve federasyon fikrini kapsayan "Transiberizm" kavramını savunur.

 

Taş Sal’daki karakterlerin eylemleri (Joana Carda'nın yeri değnekle çizerek koparması, denize atılan taşın fizikle çelişen büyük sonuçları, Pedro Orce'nin bastığı yeri sarsması) Avrupa'nın katı rasyonalizmine ve teknolojik mantığına bir başkaldırıdır.

 

Assisili Francis'in İkinci Hayatı

1987 yapımı oyunda Saramago, Assisili Aziz Francis'i 20. yüzyıl kapitalizminin ortasına geri getirir. Kurduğu tarikatın (Franciskenler) zamanla dev bir modern "şirkete" dönüştüğünü gören Francis, hayal kırıklığına uğrar.

Yoksulluk dini bir erdem gibi övülemez veya kutsanamaz; yapılması gereken şey yoksulluğu ortadan kaldırmaktır (kutsamak değil, "öldürmek"). Kilise ve kapitalist düzen ise yoksulluğu kendi varlıkları için bir sömürü aracı olarak sürdürür.

 

"Mahrem ve Gerçek"

Saramago’nun 1986'da daktiloya çektiği altı maddelik felsefi metin, onun gerçeklik, bilinç ve anlatıcı (narrator) hakkındaki görüşlerini özetler:

Gerçeklik ve Mahremiyet (Bilinç): Gerçeklik ile bireysel iç dünya/bilinç ("mahremiyet") çelişmez; bilinç zaten maddi gerçekliğin bir ürünüdür.

Yorumlanan Gerçeklik: Bilinç, içinde şekillendiği kültürel ve sosyal gerçekliğe göre dünyayı yorumlar.

Anlatıcının Rolü: Anlatıcı, dış gerçeklik ile yazarın iç dünyası (bilinci) arasında verileri işleyen, süzüp değiştiren bir aracıdır (merkezi istasyon).

Anlatıcı Bir Simülatördür: Yazarken yazar kendisini kişiliksizleştirerek "başkası" (öteki ego) haline gelir; anlatıcı bu simülasyonun aracıdır.

Görünmez Aydınlatıcı: Anlatıcı metni aydınlatır ancak kendi varlığını arka planda tutar; tekil gibi görünse de çoğuldur.

İronik Bakış: Romanın gücü, yazarın narrative/anlatıcı üzerinden dünyaya yönelttiği ironik bakışta ve sırrı çözerken bile koruma yeteneğinde yatar.

 

1986’da eşi ve çevirmeni Pilar del Río ile tanışmıştır.

 

Lizbon Kuşatmasının Tarihi

História do Cerco de Lisboa (1989) romanında düzeltmen Raimundo Silva, tarih kitabına tek bir "Hayır" edatı ekleyerek (Haçlıların Portekizlilere yardım etmediğini yazarak) resmi tarihi reddetmiştir.

 

Portekiz’de Tarihi Romanın Dönüşümü

Salazar'ın otoriter rejimi süresince tarihi roman, milliyetçi ideolojinin, imparatorluk övgüsünün ve vatanseverlik propagandasının bir aracı (hizmetçisi) olarak kullanılmıştır.

1975'te sömürge imparatorluğunun kaybı (sömürgesizleşme yası) ve 1986'da Portekiz'in Avrupa Topluluğu'na (AB) katılımı sonrasında tarihi roman büyük bir güçle geri dönmüştür. Bu dönüş; ülkenin tarihsel kimliğini yeniden sorgulama, geçmişle barışma ve ulusal imgeyi (Eduardo Lourenço'nun ifadesiyle "imajını") rehabilitasyon ihtiyacından doğmuştur.

José Saramago ve António Lobo Antunes gibi isimler resmi tarihi ve zafer mitlerini yapıbozuma uğratmıştır.

 

Saramago kendisini geleneksel bir "tarihi romancı" olarak kabul etmez. Amacı geçmişi yeniden inşa etmek veya sadıkça kopyalamak değil; onu yıkmak, sorunsallaştırmak ve aydınlatmaktır. Tarih, onun için kurgunun fırlatma rampasıdır.

 

Saramago'da zaman çizgisel (artzamanlı) bir ardışıklık değildir. Geçmiş, şimdi ve gelecek tek bir anlatı anında birleşir ("Zaman birdir"). Tüm olaylar büyük bir ekranda yan yana var olur.

 

“Resmi” tarih, çoğunlukla muktedirlerin ve yönetici elitlerin söyleminden ibarettir. Saramago analizin odağını egemen gruplardan "gerçek insanlara" (tarihin adsız, kataloglanmamış gerçek yapıcılarına) kaydırır.

 

Lizbon Kuşatmasının Tarihi’nin başında yer alan sahte alıntı ("Gerçeğe ulaşana kadar onu düzeltemezsiniz..."), tarihin mutlak bir hakikat değil, dille kurulan ve her zaman gözden geçirilebilir (revize edilebilir) insani bir anlatı olduğunu gösterir.

 

Raimundo Silva'nın "HAYIR"ı, bireysel bir itaatsizlik eylemidir. Tıpkı Taş Sal'da İberya'nın Avrupa'dan kopması gibi, Lizbon Kuşatmasının Tarihi’nde de dış yardımı (Haçlıları/Batı güçlerini) reddederek kendi kaderini tayin etme fikri işlenir.

 

6: ALTINCI HAYAT

Uluslararası Kutsama (1990–1997)

1990'lar Portekiz'in Avrupa Birliği'ne entegrasyonunun zirve yaptığı dönemdir. Altyapı yatırımları (otoyollar, Vasco da Gama Köprüsü), orta sınıfın genişlemesi, tüketim mallarının (mobil telefon, otomobil, iki ev) yaygınlaşması ve teknolojik araçların (ATM, PC, İnternet) günlük hayata girişiyle sahte bir "ilerleme" hissi egemen olmuştur.

İmparatorluğun yıkılışından (1975) sonra Portekiz, Expo '98 ile geçmişteki keşif ve sömürgecilik tarihini idealize eden "yeni bir ulusal gurur" inşa etmeye çalışmıştır.

 

Saramago, kapitalizmin bu tüketim ve ilerleme vaatlerini Homeros efsanelerindeki Sirenlerin şarkısına benzetir. Bu yapı kitleleri cezbedip ekonomik kriz kayalıklarında ölüme terk eder; nihayetinde narsisistik bireycilik ve sosyal Darwinizm en çok yoksulları vurur. Saramago bu dönemin tüketim çılgınlığına yanıt olarak Mağara (A Caverna), bu sahte Eldorado'nun çöküşüne yanıt olarak Körlük (Ensaio sobre a Cegueira) ve bürokratik canavara yanıt olarak Tüm İsimler (Todos os Nomes) romanlarını kaleme almıştır.

 

1989'da Lizbon Kent Konseyi (Belediye Meclisi) Başkanlığına CDU listesinden seçilse de, Parti'nin kapalı toplantılarla "strateji belirleme" ve oy disiplini baskısına tepki göstererek 1990 başında görevinden istifa etmiştir.

 

Saramago 1990’lı yıllarda, eserlerinin temasını ulusal tarihsel bağlamdan ("Heykel" aşaması) doğrudan insan doğasının ve uygarlığımızın evrensel felsefi sorunlarına ("Taş" aşaması) taşımıştır.

1990 yılından önceki romanlarında Portekiz tarihsel bağlamı ve toplumsal yapı (taşın dış yüzeyi, heykeli, giysileri, jestleri) odak noktasıdır.

1990’dan sonraki romanlarında zaman ve mekândan bağımsız, zamansız (ahistorik) insanın doğası (Taşın içi, materyalin kendisi) merkeze alınmıştır.

 

Blimunda Operası (1990)

Manastır Anıtı romanının Azio Corghi tarafından operaya uyarlanmasıdır.

Saramago, romanında yarattığı "Blimunda" isminin müzikal ve büyülü gücünü vurgular. Karakter, 18. yüzyılın dünyasından günümüze uzanan sıradışı bir insan mevcudiyetini simgeler.

 

İsa Mesih'e Göre İncil (O Evangelho Segundo Jesus Cristo, 1991)

Sevilla'da bir gazete büfesinde gördüğü optik bir ilüzyon/halüsinasyon ("İsa Mesih'e Göre İncil" başlığı) ve Bologna Pinacoteca'daki tablolar romana ilham vermiştir.

Roman, geleneksel bir tarihi veya dini metin derlemesi değildir; iktidarını ve varlığını yaymak için masum bir insanı (İsa) kurban eden Tanrı figürüne karşı insani bir aykırı okuma (heretik/subversif) ve isyandır.

Kitap Katolik Kilisesi'nin tepkisini çekmiştir.

Portekiz Hükümeti eseri Avrupa Edebiyat Ödülü adaylığından veto edince Saramago, sansürü protesto ederek Kanarya Adaları'ndaki Lanzarote adasına yerleşmiştir.

 

Saramago'nun sansör sonrası Portekiz’i terk edip Kanarya Adaları’ndaki Lanzarote adasına yerleşmesi, Portekiz entelektüel tarihinin köklü bir uzantısıdır. Engizisyon ve devlet baskısı karşısında Sá de Miranda, Damião de Góis, Garcia de Orta, Luís António Verney, Eduardo Lourenço ve Jorge de Sena gibi aydınlar da Portekiz dışına veya inzivaya çekilmek zorunda kalmıştır.

 

İbrani-Hristiyan inancı insanlığın en güçlü yaşamsal dürtülerini ezen, itaati erdem sayan ve ilahi güç adına kitleleri pasifleştiren bir yapıya dönüşmüştür (Nomine Dei oyunu da bu kurguyu pekiştirir).

 

Uygarlık yorgunluğuna uğramış, modern çağda toplumsal labirentler (Tüm İsimler) ve ruhsal/ahlaki körleşme (Körlük) üretmiştir.

 

Dinin yerini insan varoluşuna anlam katan efsanevi-edebi-bilimsel anlatıların alması; etiğin, Adalet, Eşitlik ve İnsan Hakları ilkesiyle tamamen insani (Prometeik) bir alanda yeniden kurulmasıdır.

 

Lanzarote’deki izolasyon, onun dünyadan kopmadan edebi olarak derinleşmesini sağlamış ve Körlük ile Tüm İsimler gibi başyapıtlarını yazacağı zihinsel zemini yaratmıştır.

 

İsa Mesih'e Göre İncil’de Hristiyanlık dogmalarını ve Batı teolojisini kökten ters-yüz eden üç temel figür üzerinden kurgulanır:

Yusuf (Suçluluk): Beytüllahim'deki çocuk katliamını haber aldığı halde kendi çocuğunu korumak adına diğer aileleri uyarmayan Yusuf, varoluşsal ve etik bir ontolojik suçluluğun simgesidir. Bu suçluluk, İsa’ya ve nihayetinde tüm insanlığa miras kalır.

 

Mecdelli Meryem (Özgürleşme ve Beden): Roman, ilahi/pasif/hadım edilmiş Meryem (İsa'nın annesi) figürünün karşısına, bedeniyle ve doğayla barışık, arzusunu özgürce yaşayan Mecdelli Meryem'i koyar. Mecdelli Meryem, Kilise'nin kadın düşmanı bağnazlığına karşı insani/şehvetli sevgiyi ve özgürleşmiş kadını temsil eder.

 

Tanrı (Kötülüğün ve Otoritenin Kaynağı): Romanın en radikal figürüdür. Şeytan ile ikiz gibi hareket eden, iktidarını tüm dünyaya yaymak için masum insanların (İsa ve şehitler) kanına ihtiyaç duyan, zalim, makyavelist ve otoriter bir Leviathan olarak çizilir. İsa, insanlığın kurtarıcısı değil, Tanrı'nın iktidar hırsının kurbanıdır.

 

Saramago bu romanıyla Portekiz Yazarlar Birliği (APE) Ödülünü kazandı. Ödül parasını Afrika'daki Portekizce konuşan ülkelere kitap alımı için bağışladı.

 

Nomine Dei

Münster Opera Tiyatrosu'nun daveti üzerine yazılan oyun; müzikleri Azio Corghi'ye, yönetmenliği Dietrich Hilsdorf'a ait bir opera olarak Münster Belediye Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir.

1530–1535 yılları arasında Münster'de Katolikler, ılımlı Lutherciler ve radikal Anabaptistler arasında yaşanan kanlı dini çatışmaları konu alır.

Oyun, aynı Tanrı adına insanların birbirini katletmesini ve dinsel hoşgörüsüzlüğün trajik tarihini gözler önüne serer.

 

İsa Mesih'e Göre İncil, In Nomine Dei ve Kabil gibi eserlerinde Tanrı mutlak kötülüğün sembolü ve kaynağı olarak sunulur; iyiliğin kaynağı ise İnsandır.

 

1993'ten itibaren Saramago, Marksist dayanışma kavramının ötesinde "Nezaket / İyilik" (Kindness/Goodness), Bağışlama ve Sevgi erdemlerini öne çıkarır. Modern dünyada ve rasyonalizmde unutulan nezaketi, "dünyadaki en rahatsız edici ve devrimci güç" olarak tanımlar.

 

1993, Saramago'nun uluslararası bir edebi figür ve aktivist haline geldiği, aynı zamanda Körlük Üzerine Bir Deneme romanını kurgulamaya başladığı kırılma yılıdır.

 

Lanzarote Defterleri

Günlüklerde en çok öne çıkan konular; Tanrı, Portekiz tarihi, Portekiz kültürü ve insanın doğası üzerine düşüncelerdir.

 

Portekizlilerin geçmişteki "Keşifler Çağı" zaferleriyle övünmesini, bugünkü Yunanlıların antik geçmişleriyle övünmesine benzetir ve Portekiz'in eski bir uygarlığın kırılgan bir kalıntısı haline geldiğini savunur.

 

İsa Mesih'e Göre İncil sonrasında Saramago'nun adı Nobel adayları arasında sıklıkla geçmeye başlar.

1994 yılında ödülün Lobo Antunes'a verileceği söylentileri üzerine Saramago, onu bir yazar olarak takdir etmediğini ve bir insan olarak saygı duyamadığını belirtir.

 

Eleştirmenler (Clara Ferreira Alves vb.) günlükleri yazarın uluslararası başarılarını, kibirini ve lüks yaşamını sergilediği bir "narsisizm gösterisi" olarak nitelemiştir.

Saramago, günlük yazmanın "tek karakterli bir roman" yazmak gibi olduğunu ve yaptığı şeyin narsisizmden ziyade; okuma yazma bilmeyen yoksul köylülerin torunu olan bir çocuğun, toplumsal engelleri aşarak edindiği konumun yarattığı bir gurur, içtenlik ve varoluşsal iz bırakma çabası olduğunu savunur.

 

Saramago'nun Etkilendiği Yazarlar

Luís de Camões: Tüm Portekiz edebiyat yollarının ona çıkması.

Peder António Vieira: Portekiz dilini en mükemmel şekilde kullanması ve sosyal adalet savaşçılığı.

Miguel de Cervantes: İber Yarımadası'nın edebiyat çatısını kurması ve aykırı fikir kurguları.

Michel de Montaigne: Şüphecilik ve deneme ile kurgu arasındaki ince sınırı öğretmesi.

Voltaire: İnsanlığa dair illüzyonlarını kaybetmesine rağmen eleştirel ruhunu ve ironisini koruması.

Raúl Brandão: Humus eseriyle roman gerçekçiliğinin ötesine geçilebileceğini göstermesi.

Fernando Pessoa: Portekiz edebiyatına ve kimliğine açılan ana kapı olması.

Franz Kafka: İnsanın bir kınkanatlıya dönüşebileceğini ve absürdü kanıtlaması.

Eça de Queirós: Portekizlilere edebi ironiyi öğretmesi.

Jorge Luis Borges: Sanal/kurgusal edebiyatı icat etmesi.

Nikolay Gogol: İnsan hayatının üzücü ve "ölü bir ruh" olma halini çözümlemesi.

 

Körlük Üzerine Bir Deneme: Imago Mundi

1995'te yayımlanan Körlük Üzerine Bir Deneme, Saramago'nun üslubunda bir kırılmadır. Detaylı tarihsel bağlamları işlemek (heykel) yerine, doğrudan insan doğasının soyut temasına ve mantıksızlığına (taş) odaklanır. Roman, yazarın en az ironik ama politik/etik açıdan en sert eseridir.

Yazar romandaki mantık körlüğünü, "bilenler ile bilmeyenler" ve "zenginler ile fakirler" arasında açılan derin uçurumla bağdaştırır. Meşhur sloganını ifade eder: "Eğer etik aklı yönetmezse, akıl etiğe gülecektir."

 

Roman, sadece klasik bir kurgusal anlatı değil; felsefi tezlerle kesişen, deneme niteliğinde bir metindir. Edebiyat, kavramsal ve antropolojik sorgulamalar için estetik bir zırh/araç işlevi görür.

 

Detaylı betimlemeler ve "Doktorun Karısı" karakterinin diğerlerine dünyayı anlatma zorunluluğu anlatıyı hiper-gerçekçi bir boyuta taşır. Ancak bu durum, lirik ve metaforik anlatımla dengelenerek insanlığa dair geniş bir alegoriye dönüştürülür.

 

Metin, insan doğasının özünde "iyi" mi (Rousseau) yoksa "kötü" mü (Hobbes - Homo homini lupus) olduğu yönündeki aydınlanma tartışmasını edebi olarak yeniden ele alır.

İnsan ne mutlak iyi ne de mutlak kötüdür; hem kusurları hem de iyileştirici nitelikleri olan akılcı/akıldışı bir varlıktır. Kötülük ontolojik bir temele sahipken, iyilik geçici bir denge halidir.

 

Karantina olarak kullanılan akıl hastanesi, dış dünyadaki toplumsal hiyerarşiyi, mülkiyet hırsını, baskıyı ve güç ilişkilerini (silahı elinde tutan çetenin diktatörlüğü) birebir yansıtan bir mikrokozmostur.

Roman, güvenlik gerekçesiyle özgürlükleri yok sayan ve bireyleri nesneleştiren modern devlet yapısına ve toplumsal duyarsızlığa ağır bir eleştiri getirir.

 

Karakterlerin özel isimlerinin olmaması (Doktor, Doktorun Karısı, Koyu Renk Gözlüklü Kadın vb.), olayların evrenselliğini vurgular.

 

Doktorun Karısı, görebilen tek kişi olarak umudun, vicdanın, direncin ve acı kütlesine karşı dayanışmanın sembolüdür.

 

Saramago, Körlük Üzerine Bir Deneme ile insan doğasının yıkıcılığını ve kayıtsızlığını en radikal sınırlara kadar incelemiştir. Bu zirve noktadan sonra yeni bir roman yazmanın imkansızlığı hissi doğmuş; ancak Batı medeniyetinin ve Aydınlanma’nın Akıl/Logos vizyonuna toptan bir eleştiri getirme arzusu Tüm İsimler’in yolunu açmıştır.

 

Tüm İsimler (Todos os Nomes, 1997)

Romanın fikri ve "Tüm İsimler" başlığı, Saramago’nun 1996 başlarında Brezilya seyahatleri sırasında (uçakta) zihninde şekillenmiş; aynı dönemde 4 yaşında kaybettiği ağabeyi Francisco’nun (Chico) mezar ve ölüm kayıtlarını araması anlatıya otobiyografik/varoluşsal bir derinlik kazandırmıştır.

 

Nüfus Dairesi; kuralları, hiyerarşisi, uzmanlaşmış görevlileri ve devasa labirentimsi arşiviyle teknokratik Batı medeniyetinin ve devlet aygıtının (Bürokrasi) alegorisidir.

 

Bürokrasi, bireyi adeta bir nesneye veya kayıt numarasına indirger. Yaşayanların kayıtları ile arka taraftaki ölülerin kayıtları aynı mekanda iç içe geçmiştir. Bu yapı, tarihin kolektif hafızasını ve ölülerin gölgelerini temsil eder.

 

50 yaşında, silik, yalnız ve sıradan bir devlet memuru olan Bay José, Kafkaesk bir evrende yaşar. Ünlü kişilerin gazete kupürlerini toplama hobisi varken, tesadüfen eline geçen "Bilinmeyen Kadın"ın kayıt kartı hayatının dönüm noktası olur.

 

Bay José, hiç tanımadığı bu kadının peşine düşerek hayatında ilk kez bürokratik yasallığı çiğner (sahte belge düzenler, okula gizlice girer, işi aksatır).

 

Romanda "Aşk", romantik bir duygudan ziyade, yalnızlığa gömülmüş bireyin "Öteki"ne ulaşma gayreti, bir varoluşsal yönelim ve köprü kurma çabası olarak ele alınır.

 

İntihar etmiş olan Bilinmeyen Kadın’ın peşindeki bu arayış başarısızlıkla sonuçlanır; çünkü bürokratikleşmiş ve mekanikleşmiş toplumlarda bireysel kurtuluş mümkün değildir. Saramago, insanlığa sunulan sahte mutluluk krallığını ve yanılsamaları eleştirmeye devam eder.

 

Bilinmeyen Adanın Hikayesi

Adayı görmek için adayı terk etmek gerekir.

Odysseia, Aeneis, Os Lusíadas gibi klasik seyahat anlatıları şu beş temel ögeye dayanır: Öngörülemezlik, dehşet/korku, çile/baştan çıkarma, acı/kefaret ve aşkın bir hedef (Cennet, İthaka, zenginlik vb.).

 

Günümüz bilim, teknoloji ve uydu çağında artık fiziksel olarak keşfedilmemiş ada kalmamıştır. Saramago bu nedenle efsanevi/dini mitin içini boşaltır; onu aşkın/dini bir hedef olmaktan çıkarıp felsefi ve varoluşsal bir arayışa dönüştürür.

 

"Bilinmeyen Ada", dışarıdaki bir coğrafya değil, bireyin kendi içsel dünyasıdır. Sokrates’in "Kendini bil" ya da Nietzsche’nin "Neysen o ol" ilkesinin materyalist ve natüralist bir benzetmesidir. "Adayı görmek için adadan çıkmak gerekir" anlayışı, insanın kendini keşfetmesi için kendi kalıplarının dışına çıkması gerektiğini vurgular.

 

Romandaki "Beğenmek muhtemelen sahip olmanın en iyi yoludur, sahip olmak ise beğenmenin en kötü yolu olabilir" düsturu, mülkiyetin güç ürettiğini ve insanı sınırlandırdığını savunur. Bir şeye mülkiyet hırsı olmadan değer vermek (kamusal yarar), özgürleştirici bir eylemdir.

 

Saramago kurgusunda kadınlar (Blimunda, Doktorun Karısı, Temizlikçi Kadın, Ölüm); erkek egemen tarihin yerine yeni, adil, eşitlikçi ve duyarlı bir insanlık inşa edebilecek asıl dönüştürücü güçlerdir.

 

Saramago, küreselleşmeyi güçsüzlerin sömürülmesi olarak görmüş ve adaletsiz bir dünyaya doğup onu yine adaletsiz terk ettiği için mezar taşına "Burada öfkeli bir şekilde José Saramago yatıyor" yazılmasını arzuladığını sık sık dile getirmiştir.

 

7: YEDİNCİ HAYAT

Sonuçta Josephville bütün dünyaydı (1998-2010)

1998 yılında José Saramago, Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülerek bu ödülü kazanan ilk Portekizce yazan edebiyatçı olmuştur. Nobel sonrası küreselleşmeye, savaşlara ve haksızlıklara karşı uluslararası bir aktivist olarak mücadele etmiştir.

 

İlk eşinin vefatı üzerine (1998) Saramago, mutluluğun acı çeken varoluşun yerini alan bir "ikame" veya insan icadı olduğunu sorgular.

 

Saramago; Aydınlanma Aklı’nın, kontrolsüz teknolojinin ve küreselleşmenin insanı "yurttaş"tan "müşteri"ye dönüştürmesini eleştirir. Modern toplumun soğukluğuna "Bilgisayar ağlamayı bilmiyor" sözüyle dikkat çeker.

 

Mağara (A Caverna)

Saramago, 1997 yılında Zambujal dönüşünde Lizbon girişindeki devasa Colombo Alışveriş Merkezi panosunu görünce romanın ilk kıvılcımını yakalamıştır.

Kasım 1997'de Brezilya'daki Casa do Pontal müzesini ziyareti sırasında kil figürleri görmüş, romanın karakterleri ve aksiyon merkezi zihninde netleşmiştir.

Roman, tüketim toplumunun yarattığı yanılsamayı ve "Düşünmemek için tüketin" anlayışını eleştirir.

 

Antik Platonik mağaradaki mahkûmlar gölgeleri gerçek sanırken, günümüz insanı Alışveriş Merkezleri (Hipermarketler) içinde nesnelerin ve tüketimin sunduğu yanılsamalarla yaşamaktadır.

Hipermarket, modern çağın yeni katedrali, okulu ve vicdan eğiticisidir; insanları pasifleştirip toplumsal bir uykuya sevk eder.

 

Çömlekçi Cipriano Algor, soyut ve teknokratik akla karşı "parmaklarında ve ellerinde düşünen" kadim, doğal üretimi temsil eder.

Sanayi ve tüketim çağı; kullanışlıdan aksesuara, taklide ve tek kullanımlık plastik ürünlere geçerek Algor'un toprak kaplarını ve kilden bebeklerini reddeder.

Romanın sonunda Alışveriş Merkezi’nin altında Platon’un gerçek mağarası ve taşlaşmış mahkûmlar keşfedildiğinde, Cipriano Algor bu mahkûmların "biz" (tüm modern toplum) olduğunu fark eder.

Cipriano, kızı Marta, damadı Marçal, komşusu Isaura ve köpekleri Achado; tüketim merkezini ve şehri reddederek belirsiz ama etik açıdan özgür bir yolculuğa, "gezgin varlıklar" olmaya doğru yola çıkarlar.

Achado; itaatkar, duyarlı, zaman zaman huzursuzlanıp tepki veren ancak bir patrona/lidere ihtiyaç duyan yapısıyla Portekiz tarihsel ve toplumsal psikesini yansıtır.

 

Saramago’nun Avrupa Eleştirisi

Körlük Üzerine Bir Deneme: Akıl Kıtası (Batı aklının körlüğü)

Tüm İsimler: Bürokrasi ve Labirent

Mağara: Piyasa ve Tüketicilik Kıtası

Kopya Adam: Nevrotik ve Kimliksiz İnsan Kıtası

Lucidity Üzerine Bir Deneme: Sahte/Demokratik Yanılsama Kıtası

 

Dünyanın En Büyük Çiçeği (Çocuk Hikayesi)

1970'li yıllarda yazılan ancak 2001'de görselleştirilerek yeniden basılan bu eser, Saramago'nun çocuklar için nasıl yazacağını bilemediği özeleştirisi üzerine kurulu, deneysel ve ahlaki değil etik bir anlatıdır.

 

Siyasi Duruşu

Mevcut demokratik sistemlerin içinin boşaldığını, vatandaşın oy vererek siyasi eylemden vazgeçmeye zorlandığını iddia eder. Gücün halkta değil, finansal odaklarda olduğunu belirterek günümüz sistemini demokrasi değil "plütokrasi" (zenginlerin yönetimi) ve "Piyasa egemenliği" olarak tanımlar.

 

Saramago, 1998'den itibaren toplumsal eşitsizlikle mücadelede geleneksel "sosyalist devrim" anlayışının yerine İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin uygulanmasını koymuştur. İnsan Haklarını, dünyadaki siyasi programsızlığa ve kaosa karşı son alternatif olarak görür.

 

Castro rejiminin 3 rejim muhalifini kurşuna dizmesi üzerine "Küba devrimden uzaklaştı" diyerek Küba hükümetiyle bağlarını koparmıştır (2003).

 

Irak Savaşı'na şiddetle karşı çıkmış; Bush, Blair ve Aznar'ı hedef alan manifestolar yazmıştır.

 

Ramallah'ta tanık olduğu baskı ve sefaleti eleştirmiş, İsrail'in politikalarını sert bir dille kınayarak kamuoyunda büyük tartışmalara yol açmıştır.

 

Kopya Adam (2002)

Bireyin tekilliğini ve mutlak eşitliğin imkansızlığını işler. Mutlak aynılığın hezeyan ve trajediye yol açacağını; özgürlük ve eşitliğin ancak farklılıklar içinde, dayanışma ve etik bağlarla gerçekleşebileceğini savunur.

 

Görmek / Lucidity Üzerine Bir Deneme (2004)

Siyasi sistemlerin ve temsil mekanizmalarının meşruiyetini, oy verme eylemi ile gerçek temsil arasındaki kopukluğu sorgular.

 

Saramago’nun en doğrudan politik romanı kabul edilen bu eser; yıpranmış, yozlaşmış ve seçkinlerin kontrolüne girmiş Avrupa demokrasisinin kurgusal bir eleştirisidir (Körlük’teki “beyaz körlük” burada “boş oy” olarak somutlaşır).

 

Roman, bir ülkenin başkentinde seçmenlerin çoğunluğunun (ilk seçimde %70, tekrarlanan seçimde %83) sandıkta boş oy kullanmasıyla başlar.

 

Siyasi elitler ve hükümet bu meşru demokratik hakkı bir "terör ve yıkıcılık" eylemi olarak görür. Şehri karantinaya alır, polisle kuşatır, sahte bombalı eylemler düzenler ve suçlu ilan ettikleri vatandaşlara karşı orantısız baskı uygular.

 

Romanın ikinci yarısında Körlük romanının karakterleri (özellikle Doktorun Karısı) sürece dahil edilir. Hükümet, boş oy eyleminin arkasında Doktorun Karısı’nın olduğunu iddia ederek onu günah keçisi yapar. Olayları araştıran ve Doktorun Karısı’nın masum olduğunu gören dürüst Polis Komiseri ve sadık köpek (Gözyaşı Tazısı) iktidarın emriyle katledilir.

 

Aralıklı Ölümler (2005)

Ölümün aniden greve gitmesi ve ardından bir kadına dönüşerek bir çelliste aşık olması anlatılır.

 

Saramago’ya göre ölüm, dinsel bir "gizem", bir "kötülük" veya metafizik bir "skandal" değildir. Doğa ve toplum dengesi, nesillerin sürekliliği ve ekolojik yaşam için kaçınılmaz ve gerekli bir biyolojik zorunluluktur.

 

Romanda ölümün insanları öldürmeyi bırakması; sanıldığı gibi bir ütopya değil, aksine yaşlı nüfusun artması, hastaneler, bakım evleri, emeklilik sistemleri (Sosyal Güvenlik) ve Kilise için büyük bir yıkım ve toplumsal kaos yaratır.

 

Ölüm öldürmeyi bıraktığında, artık dini bir korku objesi olmaktan çıkıp sevgi ve tutku gibi insan varoluşunun doğal bir parçası haline gelir.

 

Yaşamın ve ölümün kurumsallaşması; cenaze levazımatçıları, sigorta şirketleri ve hatta ölemeyen hastaları öldürmek için illegal sınır ötesi operasyonlar yürüten yasadışı örgütlerin ("máphia") doğmasına yol açmıştır.

 

Saramago’nun 2000’li yılların ilk yarısındaki romanları, İnsanın evrensel temalarını sorgulama aşamasını oluşturur:

Mağara (2000): Tüketim toplumunu ve Platon'un Mağara Alegorisini sorgular.

Kopya Adam (2002): Bireysel kimliği ve "Öteki" algısını sorunsallaştırır.

Görmek (2004): Demokrasideki siyasi temsili ve sahteliği hedef alır.

Aralıklı Ölümler (2005): Ölüm korkusunun ve ölümsüzlük arzusunun doğallık üzerinden çözümlenmesini sunar.

 

Don Giovanni veya Mutlak Ahlaksız (2005 - Tiyatro/Libretto)

Tıpkı ölümü insanileştirdiği gibi, Hıristiyan ahlakçılığının cehennemle cezalandırdığı efsanevi çapkın Don Juan'ı da dinsel mitlerinden arındırır. Don Juan’ı cehenneme düşen bir efsane değil; aşık olan, kırılgan ve sorumluluk taşıyan sıradan bir insan ("Giovanni") olarak yeniden inşa eder.

 

José Saramago Vakfı

2007 yılında (ve resmi adımlarıyla) kurulan Vakıf; yalnızca Saramago'nun eserlerini inceleyen ve yayan bir merkez değil, 1948 BM İnsan Hakları Şartı’nı, çevresel değerleri ve küresel adaleti savunan, insanlığın "insansızlaşma" sürecine karşı duran aktif bir kültür kurumudur.

Saramago, Vakfı eşi Pilar del Río’nun kararlılığına, zekasına ve koruyuculuğuna emanet etmiş, onu “hayatımı ve geleceğimi gözlediğimiz bir ayna” ve adeta kendi vasiyeti olarak nitelendirmiştir.

Vakıf; kör teknolojik akla, küresel finansal kapitalizmin yarattığı ticari sömürüye ve yozlaşmış kurumlara karşı toplumsal vicdanı kışkırtmayı ve Yunan etiğine, Fransisken insanî değerlere dayalı bir duruş sergilemeyi amaçlar.

 

Filin Yolculuğu (2008)

Roman, 1551 yılında Portekiz Kralı III. João’nun Avusturya Arşidükü Maximilian’a hediye ettiği Hint fili Süleyman’ın (Solimão) Lizbon’dan Viyana’ya yolculuğunu konu alır. Saramago bu tarihsel olayı, kralların hevesleri ve güç oyunları arasında savrulan insan yaşamının bir metaforu olarak kurgular.

 

Romanda fil Süleyman ve bakıcısı Subhro (Fritz); kralların, Kilise'nin ve halkın eğlencesi/eansörlüğü haline gelmiş, köklerinden koparılmış insanı temsil eder.

Filin Padua’da Aziz Anthony Bazilikası önünde mucize yaratmış gibi diz çöktürülmesi halkın saflığı ve dini istismar üzerine bir eleştiridir. Süleyman'ın insanlara veda etmesi ise, Saramago'nun insan ile doğa/hayvanlar arasında özlediği ancak gerçekleşmesini imkansız gördüğü ütopik bir uyum arayışıdır.

 

Yaşamının son yıllarını geçirdiği Lanzarote adasındaki volkanik doğa (Timanfaya), Saramago için çocukluğundaki Ribatejo manzarası gibi zamansız bir dinginlik ve "mutlak güzellik" kaynağı olmuştur.

Bu verimli son dönemde yazar Küçük Anılar (2006), Defter (2009), Kabil (2009) ve vefatıyla yarım kalan ancak 2014'te basılan Teberler, Teberler, Av Tüfekleri, Av Tüfekleri eserlerine imza atmıştır.

 

Kabil (2009)

Kabil (2009) romanında Eski Ahit metinlerine odaklanarak insanın ilahi kökenini ve kutsal metinlerin anlatılarını altüst eder.

Kabil ile birlikte Tanrı; egoist, insanları kurban etmekten ve acı çektirmekten haz duyan, bizzat kötülüğün ve ontolojik kusurun yaratıcısı olan bir varlık ("korkunç bir fikir") olarak resmedilir. İnsandaki kötülüğün kaynağı Tanrı'dır; iyilik ise insana ait geçici ve istikrarsız bir dengedir.

Kabil romanı üzerinden İncil, bir "iyilik teorisi" değil; Tanrı’nın keyfiliğini, insanlığa çektirdiği acıları ve insan yaşamı üzerindeki mutlak baskısını içeren bir "kötülük kataloğu" olarak yorumlanır. Bilgi ağacının cennete konması, Kabil'in sunusunun reddedilmesi, İshak'ın kurban edilmek istenmesi ve Sodom/Gomora'nın yıkımı bu ilahi kötülüğün kanıtları olarak sunulur.

 

Kabil’de anlatı; eski ve modern sözcüklerin harmanlandığı, dilbilgisel ve ideolojik hiyerarşilerin yıkıldığı barok bir dille kurgulanır. Kabil karakteri zaman sınırlarını aşarak ("zaman birdir" anlayışı ile) İncil’deki farklı dönemler arasında yolculuk yapar; böylece kurgusal zaman, kesintisiz bir "şimdiki zamana" dönüşür.

 

Sol Nerede?

"Sol Nerede?" başlıklı metninde, 1974 sonrası sol ideallerin merkeze ve sağa kayarak özünü kaybettiğini savunmuştur. Avrupalı sosyalistlerin kaybolduğu bir dönemde, dünyanın en kapitalist ülkesindeki Barack Obama’nın sol için bir "kurtarıcı umudu" olarak görülmesini Tarihin büyük bir ironisi ve paradoksu olarak yorumlamıştır.

 

Teberler, Teberler, Av Tüfekleri, Av Tüfekleri

Yazarın barışın inşası ve savaş karşıtlığı üzerine odaklanan, son ve yarım kalan romanıdır.

İsmini Gil Vicente'nin Savaş Öğütüsü (1513) oyunundaki askeri bir hücum ifadesinden alan roman, 16. yüzyılın savaş ve fetih söylemini tersine çevirerek küresel silah sanayiine karşı bir barış manifestosuna dönüştürür.

 

Saramago’nun uzun yıllardır zihnini meşgul eden "Neden bir silah fabrikasında hiçbir zaman grev yapılmaz?" sorusu üzerine kurgulanmıştır. Bir silah fabrikasının ("Produtos Belona S.A.") bürokrat çalışanı Artur Paz Semedo ile onun pasifist eski eşi Felícia arasındaki insan hikayesi etrafında gelişir.

 

Son Yılları ve Mücadelesi

Saramago, yaşamının son yıllarında ciddi sağlık sorunlarıyla (kronik lösemi, zatürre, dehidrasyon) mücadele etti. 2007 ve 2009 yıllarındaki ağır hastalık süreçlerinde eşi Pilar del Río’nun desteği hayati rol oynadı

 

18 Temmuz 2010: Lanzarote’deki evinde, 87 yaşında "çoklu organ yetmezliği" nedeniyle yaşamını yitirdi. Öldüğü gün blogunda yayımlanan son mesajında, toplumdaki düşünce ve fikir eksikliğini eleştirmişti.

 

Cenazesi Portekiz Hava Kuvvetleri uçağıyla Lizbon’a getirildi. Binlerce okurun katıldığı törende, 1974 Nisan Devrimi’nin simgesi olan kırmızı karanfillerle anıldı.

Külleri, doğduğu köy Azinhaga'dan getirilen bir zeytin ağacının altına, Lizbon'daki José Saramago Vakfı meydanına gömülmüştür.

 

Tabutunun içine Eduardo Lourenço tarafından Manastır Anıtı kitabının bir kopyası konulmuş; gazetelerde yazar "Blimunda'yı icat eden yazar öldü" başlığıyla anılmıştır.

 

Lanzarote'deki ev 18 Mart 2011'de ziyarete açılmıştır.

Evdeki tüm saatler, Saramago ve Pilar’ın Lizbon’daki Hotel Mundial’de ilk karşılaştıkları an olan 16:00'da durdurulmuştur.

…

 

Evrensel gerçeklerin zamanı bitti. Evrensel yalanlar çağında yaşıyoruz.

…

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder