1 Ağustos 2026 Cumartesi

İhsan Oktay Anar - Sokrates Öncesi Felsefede Varlık Sorunu - Özet - Notlar

İhsan Oktay Anar - Sokrates Öncesi Felsefede Varlık Sorunu - Notlar

Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 1987

 

Giriş

Aynı terimi kullanmalarına rağmen filozofların varlığa yükledikleri anlamlar farklıdır.

 

Varlık ve varolmak fikrini ifade eden temel sözcüklerin kökleri

Kavram

Eski Yunanca

Latince

Sanskritçe

Varolmak

Es-

Es-

As

Varım

Eimi

Sum

Asmi

Oluşmak

Phyein (phsis)

Fore

Bhu

Varlık

On

Res

Rai

 

Dört temel varlık kavramı

Ta Onta (Varolan Şeyler / Eşya): Çoğuldur. Duyusal alanda bulunan, çokluğu, hareketi ve oluşu ifade eder. Yöntem olarak gözlemi ve ampirik duyuları gerektirir.

 

To On (Varolan / Bir Varlık): Tekildir. Hareketsizliği, sükuneti ve birliği ifade eder. Duyuların sunduğu çokluğu reddeder; bu varlık tasarımına ancak mantıksal çıkarımla (dedüksiyon) ulaşılır (Elea/Parmenides çizgisi).

 

Ontos On (Gerçek Varlık): Platonik anlamda görünüş dünyasının (eidola) aksine, tam ve eksiksiz varlığa sahip olan "kavramlar/idealar"dır. Görünüş dünyası ile idealar arasında bir kutupsallık (polarite) vardır.

 

On He On (Varlık Olmak Bakımından Varlık): Aristotelesçi ifadedir. Bir kutupsallık değil, varlığa eşit ölçüde sahip olmayan varlıklardan oluşan bir varlık hiyerarşisi fikrini barındırır

 

Presokratik felsefe henüz tam anlamıyla "konseptüel" (soyut-kavramsal) değildir. İlk filozoflar to on (varlık) derken soyut varlığı değil "cisimsel olanı"; to me on (yokluk) derken de soyut yokluğu değil "boş mekânı" kastetmektedirler. Dolayısıyla bu dönemde Varlık-Yokluk karşıtlığından ziyade "Cisimsel olan - Cisimsel olmayan" karşıtlığı üzerinden okuma yapılmalıdır.

 

Thales’ten Önce Varlık Sorunu

Ta Onta (Varolan Şeyler)

Miletli filozofların felsefi bir terim olarak kullandığı ta onta (çoğul ve nötr); "burada ve şimdi bilfiil varolan şeyler", "hakikat" ve "gerçeklik" anlamlarına gelir.

Ta onta, duyularla algılanan dolaysız ve dokunulabilir varlığı ifade ettiği için yalnızca şimdiki zaman ile sınırlıdır.

 

Ta essomena: Gelecekte varolacak olan şeyler.

 

Ta pro eonta: Geçmişte varolmuş olan şeyler.

Genesis: Oluş, meydana geliş, doğuş veya kaynak/köken manasındadır. Teogoni ve kozmogonilerde varlığın ilk kaynağını açıklamak için kullanılır.

 

Genesis kavramı, felsefi evrede doğanın özünü ve ilk ilkeyi ifade edecek olan physis (doğa/türeyiş) ile anlamdaştır.

 

Hesiodos'ta dünya var olmayan bir şeyden yaratılmaz. Khaos başlangıçta mutlak varlık olarak durmaz; "Khaos hepsinden önce varoldu (oluştu)" denir.

Genesis (oluş), çoğunlukla eril ve dişil ilkelerin birleşmesiyle (evlilik) açıklanır.

 

Epimenides

Hesiodos'un nötr Khaos ilkesi yerine eril Hava ve dişil Gece ilkelerini koyar. Bunların birleştiği "Yumurta"dan kozmosun Titanları doğar.

Epimenides'in Khaos yerine Havayı koyması, soyut boşluktan fiziksel/maddesel açıklamaya doğru atılmış ilk adımdır.

 

Homeros'un her şeyin kökeni olarak gördüğü Okeanos (su) daha sonra Miletli Thales'te suların ilk ilke (arkhe) sayılmasına öncülük eder.

 

Syroslu Pherekydes

Pherekydes'te Zeus, Khronos ve Khtonie ezeli (hiçbir zaman meydana gelmemiş ve yok olmayacak) ilkelerdir.

Pherekydes, Khaos terimini Hesiodos'tan alsa da ona somut bir içerik yükleyerek Su ile özdeşleştirmiştir.

 

Pherekydes; "ezeli varlık tasarımı", "her şeyin meydana getirici ilk nedeni" ve "Physis üzerine eser yazma" nitelikleriyle mitolojik teogoni ile Milet okulu (felsefi dönem) arasındaki en önemli geçiş figürüdür.

 

Milet öncesinden 3 Temel kavram

Ta Onta: "Burada ve şimdi" olan somut mülk/şeyler. Algılanan nesneler dünyası ve varlık sorununun çıkış noktası.

 

Enantia: Eril ve dişil tanrısal birleşmeler (Seksüel karşıtlar). Doğadaki fiziksel karşıtlıklar (Sıcak-Soğuk, Kuru-Yaş).

 

Physis: Tanrısal doğuş ve türeyiş (Genesis). Değişmeyen, ezeli-ebedi ilk neden / töz (Arkhe).

 

Milet Okulunda Varlık Sorunu

Miletli filozoflar (Thales, Anaksimandros, Anaksimenes) her şeyin kendisinden çıktığı, ancak kendisi sürekli olarak varlığını koruyan ilk ilkeyi aramışlardır. Aristotelesçi terminolojide bu ilk ilke maddesel neden, birincil töz ya da arkhe (varlığın, oluşun ve bilginin çıktığı kaynak) olarak adlandırılır.

 

Thales / su

Thales'in büyüklüğü, maddenin birincil formunun şimdi ne olduğu (dünyanın neden meydana geldiği) sorusunu sormasındadır.

Thales, oluşu mitolojiyle değil fiziksel gözlemlerle açıklamıştır.

Thales; kehanetlere ve mitolojik anlatılara karşı, bilgi alanını duyularla algılanan "burada ve şimdi varolan" (ta onta) ile sınırlandırmış ve rasyonel/fiziksel açıklamanın önünü açmıştır.

 

Anaksimandros / Apeiron

Varolan nesnelerin başlangıcı ve dönüşeceği kaynak "sınır tanımaz/sınırsız" (to apeiron) olandır. Nesneler, zamanın düzenine göre yaptıkları haksızlıkların cezasını ve kefaretini birbirlerine öderler.

 

Physis (Doğa / Töz) Kavramı

John Burnet (Pozitivist / Cisimsel Yorum): Physis, ikincil ve geçici olana karşıt olarak "birincil, temel, sürekli ve verilmiş olan tözdür." Cisimsel ve maddesel bir nitelik taşır.

 

F. M. Cornford (Ruhsal / Canlıcı Yorum): Thales'in "Her şey canlıdır" ve "Her şey tanrılarla doludur" sözlerinden hareketle physis’in sadece maddesel değil, aynı zamanda ruhsal bir töz (psykhe) olduğunu savunur. Physis, cisimsel/ağır değildir; hareketi, canlılığı ve kutsallığı (to theion / mana) bünyesinde barındıran kendiliğinden hareketli ilkedir.

 

E. R. Dodds'un Katkısı: Antik Yunan'da erken dönemlerde henüz bizim anladığımız anlamda keskin bir "ruh-beden" ya da "maddi-maddi olmayan" ikiliği (psykhe - soma) olmadığını gösterir.

 

Anaksimenes / Hava

Anaksimenes, Thales'in "belirli madde" fikri ile Anaksimandros'un "sınırsız/belirsiz" (apeiron) fikrini birleştirmiştir: Birincil töz hem belirli bir maddedir (Hava / Pus) hem de uçsuz bucaksızdır (Sınırsız).

 

Pithagorasçılıkta Birlik Sorunu

Orpheusçu gelenekten beslenen Pithagorasçılıkta, Anaksimandros'un aksine çokluk ve oluş meşrulaştırılır.

 

Pithagorasçılıkta Bir, mutlak kutsal olan yegâne ilke değil; çokluğun (ve düzenin/uyumun) kendisi kutsal bir mahiyet kazanır.

 

Pithagorasçıların sayılardan anladığı şey soyut matematiksel kavramlar değildir. Sayılar duyulur nesnelerden ayrı değildir; şeylerin ögeleri sayıların ögeleridir ve dünya sayıların kendisinden meydana gelir.

 

Sayıların ögeleri Tek ve Çifttir (bunlar sırasıyla Sınırlı ve Sınırsız ilkelere tekabül eder).

 

Tek ve Çift karşıtlığı, hem tek hem de çift olabilen nötr bir ilkeden, yani "Bir" (Monad) sayısından çıkar.

 

Bütün varoluş Bir olandan çıkmıştır ve yine ona dönecektir.

Hesiodos'un Theogonia'sında başlangıçtaki Khaos (Bir) dinsel/kutsal bir nema taşımazken, ondan doğan tanrılar çokluğu kutsaldır. Benzer şekilde Pithagorasçılıkta da gelişimin ve oluşun ulaştığı evre (düzen/çokluk) değer kazanır. Dolayısıyla Pithagorasçılıkta sadece başlangıçtaki Bir değil, çokluğun kendisi de kutsallık taşır.

 

Tetraktus

1+2+3+4=10

 

Tetraktus (On sayısı), evrenin doğasını ve müziksel oranları içinde barındıran en kutsal semboldür. Pithagorasçılar üzerine yeminlerini Tetraktus üzerine ederler.

 

Harmonia (Uyum): Değişim içinde değişmeden kalan ilkedir.

Harmonia doğası gereği en az iki veya daha fazla şey arasındaki ilişkiyi ifade ettiğinden zorunlu olarak çokluğu gerektirir.

 

Herakleitos’ta Varlık ve Oluş

Miletli filozoflar (özellikle Anaksimandros), varlığı incelemeye gözlemlenebilir bireysel şeylerden başlamış ve üçlü bir varoluş derecesi şeması kurmuşlardı:

Birincil Töz / Apeiron: Karşıtların çıktığı, değişmeyen, kutsal ve "Bir" olan ilk ana madde.

Karşıtlar: Apeiron’dan ayrışan sıcak-soğuk, yaş-kuru gibi temel dinamikler.

Bireysel Şeyler: Karşıtların birleşimiyle oluşan görünür dünyadaki çokluk.

 

Anaksimandros varlık sorununa ahlaki bir açıdan yaklaşarak Bir’i iyi/gerçek, bireysel şeylerin oluşturduğu çokluğu ise haksızlık/suç ve gerçekdışı saymıştır.

Ancak bu durum akıl ile duyular arasında bir paradoks yaratır: Duyular bize değişen çokluğu sunarken, akıl değişmeyen bir Bir'in varlığını zorunlu kılar. Bu rasyonel açmaz iki radikal yola yol açar:

Parmenides (Mantıksal Rasyonalizm): Duyuları bütünüyle reddedip yalnızca değişmez Bir’i kabul etmek.

Herakleitos (Sezgisel Rasyonalizm): Çokluğu ve değişimi reddetmek yerine; değişimin kendisini, çokluğun içindeki gizli düzeni (Logos/Harmonia) temel alarak Bir ile Çok’u eşzamanlı olarak uzlaştırmak.

 

Herakleitos, Miletlilerin aksine odak noktasını "bireysel şeyler"den alıp doğrudan Bir ile Çok arasındaki karşıtlığa kaydırmıştır.

Hakikat birdir.

Bir olan aynı zamanda çokluktur. ("Bir her şeyden meydana gelir ve her şey Bir olandan çıkar")

Çokluğun bilgisi (çok şey bilmek) kişiye hiçbir şey öğretmez. (Duyusal fenomelerin/bireysel şeylerin bilgisi kişiyi bilgeliğe götürmez; onlar yalnızca birer semboldür.)

Bilgelik, her şeyin Bir olduğunu ve her şeyi her şey içinde hareket ettiren düşünceyi (Logos) bilmektir.

 

Değişimin maddesel ilkesi ateştir.

Ateşin seçilme nedeni, kendisini besleyen madde sürekli değiştiği halde alevin form olarak sürekli aynı kalmasıdır. Ateş durmaksızın yakıt tüketir, duman bırakır; yani gerçeklik durmadan akar (panta rhei / her şey akar).

 

Parmenides'te Varlık Sorunu

Thales öncesinde efsanelere dayanan varlık, Miletlilerle birlikte doğrudan gözlemin konusu olmuştur. Miletliler yalnızca gözleme dayanarak varlığı duyusal sınırlar içinde ele almışlardır.

 

Parmenides'in hareket noktası da noesistir; ancak o, Herakleitos'tan farklı olarak duyusal gözlemi tümüyle reddetmiş ve yerine mantığı koymuştur.

Hesiodos'tan Thales'e ya da rivayetten gözleme; Anaksimandros'tan Herakleitos'a ya da gözlemden sezgiye; Herakleitos'tan Parmenides'e ya da sezgiden mantığa.

 

Parmenides için varlığın birliğini savunabilmek adına iki temel engelin aşılması gerekmektedir:

Duyuların sunduğu çokluğun gerçekte var olmadığını göstermek.

Çokluğun en yalın biçimi olan karşıtların (enantia) var olmadığını göstermek.

 

Parmenides, "Bir" kavramından hareketle rasyonel ve dedüktif bir mantık yürüterek şu sonuçlara varır:

Bir'in parçaları, başlangıcı, ortası ve sonu olamaz; dolayısıyla sınırsızdır ve şekilsizdir.

Bir ne başka bir şeyin içinde ne de kendinde bulunabilir; bu yüzden bir yerde değildir.

Bir, ne niteliksel olarak değişebilir ne de mekânsal olarak yer değiştirebilir; bu nedenle bütünüyle hareketsizdir.

 

Parmenides'in Hakikat Yolu Şiiri

Şiirde birinci yol "varolanın var olduğu ve varolmamanın var olmadığı" (hakikat yolu); ikinci yol ise "varolmama ve varolmamanın zorunlu olduğu" (bulunamaz yol) olarak sunulur.

 

Varolmak (einai)

Varolmamak (me einai)

Varolan (to on)

Varolmayan (to me on)

 

Parmenides'e göre to on için ancak tek bir yüklem geçerlidir: O da hep aynı kalarak değişmeksizin "varolmak"tır.

 

Parmenides'e göre Varolan; yaratılmamıştır (ageneton), yok olmaz, hareketsizdir, bölünemez, süreklidir ve zaman dışı bir ebedi "şimdi"dedir. Her yönden eşit, sonlu ve tam bir küre gibidir.

 

To on küre biçiminde ve yayılımlı olsa da bu durum onun maddesel olmamasını gerektirmez; ancak antik dönemde soyut düşünce maddesellikle bağdaştırılmaktadır.

Parmenides'in to onu tamamen soyut/ideal bir kavram değil, physisin niteliklerinden hareketle a priori yolla yeniden tasarlanmış reel bir varlıktır.

 

Melissos'ta Varlık Sorunu

Melissos, varolanın varlığa gelmediğini; dolayısıyla ezeli-ebedi, başlangıçsız, sonsuz ve değişmez olduğunu savunur. Varolan şey bölünemez, acı ve keder çekmez, düzeni değiştirilemez.

 

Aristoteles Fizik'inde Melissos’un kuramı

I. Eğer Varolan varlığa gelmişse ya hiçlikten ya da belli bir şeyden çıkmıştır.

İkisi de imkansızdır.

O halde o varlığa gelmemiştir.

 

II. Varlığa gelmiş olan her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır.

O halde varlığa gelmemiş şeyin başlangıcı ve sonu yoktur.

 

III. Varlığa gelmemiş olan şeyin başlangıcı ve sonu yoktur.

Varolan varlığa gelmemiştir.

 

O halde Varolanın başlangıcı ve sonu yoktur.

 

Boş uzayın varlığı imkânsızdır; bu nedenle varolan bütünüyle doludur, seyrekleşip yoğunlaşamaz ve yer değiştiremez.

 

Duyular bize değişimi ve çokluğu gösterse de gerçek olan şey değişmez. Çokluk varsa bile her bir parçanın "Bir" olanla aynı niteliklere sahip olması gerekir.

 

Sınır (Peras)

Parmenides'in to on için belirttiği "sınır" ve "küre" kavramları, fiziksel bir sınır (Anaksimandros/Anaksimenes tarzı) olarak değil, rasyonel/dedüktif bir geometrik kavram olarak ele alınmalıdır.

 

Öklid geometrisinden hareketle, küre üzerine çizilen en büyük dairenin sınırı nihayetinde bir noktaya karşılık gelir.

Sonsuz bir uzayda küresel bir yüzey tanımlandığında iç ve dış ayrımı rasyonel olarak yapılamaz. Küre ile boş mekân birbirine eşitlenebilir ve mekân bir noktayla sınırlanabilir.

 

Parmenides’in küre biçimindeki sınırlı varlığının sınırı bir "nokta" olarak kabul edildiğinde, Parmenides'in sınırlı to on tasarımı ile Melissos'un sınırsız ontos tasarımı arasında kutupsal bir zıtlık kalmaz.

 

Çoğulcu Materyalistlerde İki Töz Anlayışı

Töze dair soruşturmada kullanılan analiz araçları Varlık (birlik, iyilik, mükemmel düzen), töz (ruhsal ve maddesel), Varolan (to on), physis (oluş ve Varolan), ta onta (cisimsel varlık) ve karşıtlardır.

 

Physis hem "Varolan" hem de "oluşturucu kaynak" anlamına gelerek ontolojik bir çıkmaz yaratır. Bu durum, mantıksal bir uzlaşmazlığa işaret eder.

 

Herakleitos physis’i sadece "oluş/hareket" (ateş), Parmenides ise sadece "değişmez Varolan" (to on) olarak almıştır.

 

Ya physis’i genesis ile bir tutacak ve Parmenides’in güçlü mantığının atış menzili içine gireceğiz ya da physis’i Varolan ile bir tutarak duyularımızı birer yalancı şahit ilan edecek ve / salt düşünce denizine yelken açacağız.

 

Varlık-oluş düşüncesindeki başarısızlık "tek bir physis vardır" kabulünden kaynaklanır. Çoğulcu materyalistler physis’i ikiye ayırarak sorunu aşarlar: Değişmez öğeler ve hareketi sağlayan dirimsel güç.

Milet okulu hylozoizmi (canlı madde) ile Elea okulu Parmenidesçiliği çoğulcu sistemlerde sentezlenir.

 

Empedokles

Empedokles mutlak oluş ve yok oluşu reddeder; değişimi ezeli-ebedi dört unsurun (ateş, hava, toprak, su) birleşimi ve ayrışması olarak açıklar.

Havanın boşluk olmadığını "su saati" deneyiyle kanıtlayarak Pythagorascı boşluk anlayışını çürütür.

Varolanların arasındaki sınır hiçlik (to me on) değil, bir diğer niteliksel Varlıktır (toprağın bittiği yerde suyun başlaması).

Tözün ne herhangi bir ölüm-varoluş tarzı içinde meydana gelmesi ne de lanetli bir ölümle sona ermesi söz konusudur. Yalnızca karışım ve karışımın değişmesi söz konusudur.

 

Anaksagoras

Anaksagoras mutlak meydana gelişi reddederek değişimi sınırsız sayıdaki "tohumlar"ın birleşme ve ayrışmasına bağlar.

 

"Öyle olmayandan öyle olan çıkmaz" ilkesinden hareketle, "Her şeyde her şeyden bir parça bulunur" kuralını geliştirir.

 

Madde sonsuza kadar bölünebilir; en küçük parçada bile tüm nitelikler (sıcak, soğuk vb.) mevcudiyetini korur.

 

Empedokles ve Anaksagoras, Parmenides’in değişmez varlık anlayışını kabul etmekle birlikte, dünyaya çokluğu ve hareketi dâhil etmek istemişlerdir. Ancak kabul ettikleri ana unsurlar (Empedokles’te 4 unsur, Anaksagoras’ta tohumlar) kendilerini hareket ettirme gücünden yoksundur.

 

Milet okulu evreni canlı kabul ederken (hylozoizm), Orpheusçu gelenek ve mistik dinler ruh ile beden ayrımını beslemiştir.

Empedokles iki tür unsuru birbirinden ayırdı: cisimsel olan dört unsur ve bu unsurları dışarıdan hareket ettirebilen ruhsal tözler: Sevgi ve Nefret.

Böylece / Empedokles ise bölünmez/hareketsiz maddeyi harekete geçirmek için ikinci bir tözü varsayarak fail neden ile maddesel neden ayrımını başlattı.

 

Psykhe

Erken dönemlerde psykhe, soma’nın (bedenin) zihinsel karşılığı ve yaşayan öz anlamına geliyordu.

Homeros ruha, yaşayan insanda onu bırakıp gitmesinden başka bir özellik yüklemez... Psykhe, soma’nın zihinsel karşılığıdır. Attik lehçesinde ikisi de 'yaşam'ı ifade eder.

Ancak felsefi soruşturmada aranan ruh, "öz" anlamındaki ruh değil, "canlılığın ve hareketin ilkesi" olan ruhtur.

Thales, demiri hareket ettirdiği için mıknatısın bir ruhu olduğunu söyleyerek ruhu bir hareket ettirici olarak düşündü.

Aristoteles canlı olanı olmayandan ayırmak için iki temel ölçüt koyar: Hareket ve algı. Mıknatıstaki hareket ettirici güç onun bir ruhu olduğuna işaret sayılır.

 

Empedokles’in başlangıçtaki "Küre"si (Sphairos) Parmenidesçi bir birliği temsil eder. Sevgi birleştirici ilkeyken, ortama giren Nefret ayrıştırıcı ilkedir ve bireysel şeyler çokluğunu meydana getirir.

 

Anaksagoras da maddeden bağımsız bir dışsal hareket ettirici olarak Nous’u tanımlar. Nous maddeseldir ancak diğer hiçbir şeyle karışmamıştır. Nous gayesel (teleolojik) değil, tamamen mekanik bir başlatıcı görevi görür.

 

Atomcular

Leukippos, Elea geleneğini takip etse de "bir" olan Varolan yerine sonsuz sayıda ve tıkız atomu (to on - cisimsel olan) kabul etmiştir. Atomcular, Miletlilerin dirimsel ilkesine dönmek yerine hareketi açıklamanın farklı bir yolunu aramışlardır.

 

Atomcular hareket ettirici bir "ruhsal töz" kabul etmek yerine, cisimsel olmayan yani "dokunulmayan doğayı" (anaphes physis / boşluk) varlık olarak tescil etmişlerdir. Boşluk (to me on), atomların içinde hareket edebileceği aralıktır.

 

Sonuç

Miletlilerde varlık (physis), duyum ve gözleme dayanan çoğul bir sözcükle (ta onta - varolanlar) ifade edilen bir "tasarım"dı.

Parmenides ile birlikte çıkış noktası to on (tekil Varolan) olmuş; gözlem yerini a priori akıl yürütmeye bırakmıştır. Böylece varlık, bir duyu tasarımı olmaktan çıkıp akılla kavranan bir "konsept"e dönüşmüştür.

 

Parmenides için Varolan; akılla ulaşılan fakat idealist anlamda soyut bir kavram değil, rasyonalist ilkeler doğrultusunda saptanan somut bir gerçekliktir.

 

Aklın talepleri doğrultusunda physis tek, değişmez ve hareketsiz kabul edildiğinde oluş ve hareket açıklanamaz hale gelmiştir. Tek bir physis ön kabulü felsefeyi tıkamış; hareketi açıklamak için ikinci bir ilkenin kabulü zorunlu olmuştur.

 

Orpheusçu mistisizmdeki ruh-beden ayrımından beslenen Empedokles, Parmenidesçi hareketsiz physis’in yanına onu hareket ettirecek ikinci bir tözü (Sevgi ve Nefret) koymuştur.

 

Demokritos ve Leukippos, Empedokles’in düştüğü çelişkiyi aşarak ikinci tözü canlı bir ruhsal güç olarak değil, "dokunulmayan" (anaphes) yani boş mekan (to me on) olarak tanımlamışlardır.

 

İlk filozoflar değişimin altında değişmeden kalanı aramışlardır: Thales suyu, Anaximandros apeiron'u (sonsuz), Anaximenes havayı birincil töz saymıştır. Herakleitos değişimin kendisini ilke edinirken, Parmenides değişimin imkânsızlığını ve yalnızca tek bir to on’un varlığını savunmuştur.

 

Herakleitos’ta Bir ve Çok özdeşken; Empedokles’te Varolan sırayla Bir (Küre) ve Çok (unsurlar) olur. Atomcular ise Melissos’un izinden giderek, Parmenides’in Varolan’a yüklediği tüm özellikleri (sarsılmazlık, tıkızlık) kabul edip bu nitelikleri sonsuz sayıdaki atomlar çokluğuna aktarmışlardır.

 

Sokrates öncesi felsefede temel kabul, varolanın "cisimsel" olduğudur. Ana sorun bu cisimsel varlığın nasıl tasarlanacağıdır. Tüm gelişim; Birlik sorunu, Parmenidesçi rasyonalizmin talepleri ve Oluş/Hareket sorunu ekseninde gerçekleşmiştir.

 

Filozoflar tek töz kabulünden hareket ederek ya varlık tasarımlarına oluşu uydurmaya (gerekirse oluşu reddetmeye) ya da oluşa varlığı uydurmaya çalışmışlardır.

 

Empedokles ile birlikte, her ne kadar belirsiz olsa da iki töz, ya da iki physis düşüncesinin doğmasıyla bu sorun bir ölçüde çözülmüş gibi görünmektedir: Tözlerden biri (maddesel/atomik varlık) Elea rasyonalizminin değişmezlik talebine yanıt verirken, diğeri (Sevgi/Nefret veya Atomculardaki Boş Mekan) oluşun ve hareketin dinamiği olmuştur.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder