İhsan
Oktay Anar - Sokrates Öncesi Felsefede Varlık
Sorunu - Notlar
Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,
İzmir, 1987
Giriş
Aynı terimi kullanmalarına rağmen filozofların varlığa
yükledikleri anlamlar farklıdır.
Varlık ve varolmak fikrini ifade eden temel sözcüklerin kökleri
|
Kavram |
Eski Yunanca |
Latince |
Sanskritçe |
|
Varolmak |
Es- |
Es- |
As |
|
Varım |
Eimi |
Sum |
Asmi |
|
Oluşmak |
Phyein (phsis) |
Fore |
Bhu |
|
Varlık |
On |
Res |
Rai |
Dört temel varlık kavramı
Ta Onta (Varolan Şeyler / Eşya): Çoğuldur. Duyusal alanda
bulunan, çokluğu, hareketi ve oluşu ifade eder. Yöntem olarak gözlemi ve
ampirik duyuları gerektirir.
To On (Varolan / Bir Varlık): Tekildir. Hareketsizliği,
sükuneti ve birliği ifade eder. Duyuların sunduğu çokluğu reddeder; bu varlık
tasarımına ancak mantıksal çıkarımla (dedüksiyon) ulaşılır (Elea/Parmenides
çizgisi).
Ontos On (Gerçek Varlık): Platonik anlamda görünüş
dünyasının (eidola) aksine, tam ve eksiksiz varlığa sahip olan
"kavramlar/idealar"dır. Görünüş dünyası ile idealar arasında bir
kutupsallık (polarite) vardır.
On He On (Varlık Olmak Bakımından Varlık): Aristotelesçi
ifadedir. Bir kutupsallık değil, varlığa eşit ölçüde sahip olmayan varlıklardan
oluşan bir varlık hiyerarşisi fikrini barındırır
Presokratik felsefe henüz tam anlamıyla
"konseptüel" (soyut-kavramsal) değildir. İlk filozoflar to on
(varlık) derken soyut varlığı değil "cisimsel olanı"; to me on
(yokluk) derken de soyut yokluğu değil "boş mekânı" kastetmektedirler.
Dolayısıyla bu dönemde Varlık-Yokluk karşıtlığından ziyade "Cisimsel olan
- Cisimsel olmayan" karşıtlığı üzerinden okuma yapılmalıdır.
Thales’ten Önce Varlık Sorunu
Ta Onta (Varolan Şeyler)
Miletli filozofların felsefi bir terim olarak kullandığı ta
onta (çoğul ve nötr); "burada ve şimdi bilfiil varolan şeyler",
"hakikat" ve "gerçeklik" anlamlarına gelir.
Ta onta, duyularla algılanan dolaysız ve dokunulabilir
varlığı ifade ettiği için yalnızca şimdiki zaman ile sınırlıdır.
Ta essomena: Gelecekte varolacak olan şeyler.
Ta pro eonta: Geçmişte varolmuş olan şeyler.
Genesis: Oluş, meydana
geliş, doğuş veya kaynak/köken manasındadır. Teogoni ve kozmogonilerde varlığın
ilk kaynağını açıklamak için kullanılır.
Genesis kavramı, felsefi evrede doğanın özünü ve ilk ilkeyi
ifade edecek olan physis (doğa/türeyiş) ile anlamdaştır.
Hesiodos'ta dünya var olmayan bir şeyden yaratılmaz. Khaos
başlangıçta mutlak varlık olarak durmaz; "Khaos hepsinden önce varoldu
(oluştu)" denir.
Genesis (oluş), çoğunlukla eril ve dişil ilkelerin
birleşmesiyle (evlilik) açıklanır.
Epimenides
Hesiodos'un nötr Khaos ilkesi yerine eril Hava ve dişil Gece
ilkelerini koyar. Bunların birleştiği "Yumurta"dan kozmosun Titanları
doğar.
Epimenides'in Khaos yerine Havayı koyması, soyut boşluktan
fiziksel/maddesel açıklamaya doğru atılmış ilk adımdır.
Homeros'un her şeyin kökeni olarak gördüğü Okeanos (su) daha
sonra Miletli Thales'te suların ilk ilke (arkhe) sayılmasına öncülük eder.
Syroslu Pherekydes
Pherekydes'te Zeus, Khronos ve Khtonie ezeli (hiçbir zaman
meydana gelmemiş ve yok olmayacak) ilkelerdir.
Pherekydes, Khaos terimini Hesiodos'tan alsa da ona somut
bir içerik yükleyerek Su ile özdeşleştirmiştir.
Pherekydes; "ezeli varlık tasarımı", "her
şeyin meydana getirici ilk nedeni" ve "Physis üzerine eser
yazma" nitelikleriyle mitolojik teogoni ile Milet okulu (felsefi dönem)
arasındaki en önemli geçiş figürüdür.
Milet öncesinden 3 Temel kavram
Ta Onta: "Burada ve
şimdi" olan somut mülk/şeyler. Algılanan nesneler dünyası ve varlık
sorununun çıkış noktası.
Enantia: Eril ve dişil
tanrısal birleşmeler (Seksüel karşıtlar). Doğadaki fiziksel karşıtlıklar
(Sıcak-Soğuk, Kuru-Yaş).
Physis: Tanrısal doğuş ve
türeyiş (Genesis). Değişmeyen, ezeli-ebedi ilk neden / töz (Arkhe).
Milet Okulunda Varlık Sorunu
Miletli filozoflar (Thales, Anaksimandros, Anaksimenes) her
şeyin kendisinden çıktığı, ancak kendisi sürekli olarak varlığını koruyan ilk
ilkeyi aramışlardır. Aristotelesçi terminolojide bu ilk ilke maddesel neden,
birincil töz ya da arkhe (varlığın, oluşun ve bilginin çıktığı kaynak) olarak
adlandırılır.
Thales / su
Thales'in büyüklüğü, maddenin birincil formunun şimdi ne
olduğu (dünyanın neden meydana geldiği) sorusunu sormasındadır.
Thales, oluşu mitolojiyle değil fiziksel gözlemlerle
açıklamıştır.
Thales; kehanetlere ve mitolojik anlatılara karşı, bilgi
alanını duyularla algılanan "burada ve şimdi varolan" (ta onta) ile
sınırlandırmış ve rasyonel/fiziksel açıklamanın önünü açmıştır.
Anaksimandros / Apeiron
Varolan nesnelerin başlangıcı ve dönüşeceği kaynak
"sınır tanımaz/sınırsız" (to apeiron) olandır. Nesneler, zamanın
düzenine göre yaptıkları haksızlıkların cezasını ve kefaretini birbirlerine
öderler.
Physis (Doğa / Töz) Kavramı
John Burnet (Pozitivist / Cisimsel Yorum): Physis,
ikincil ve geçici olana karşıt olarak "birincil, temel, sürekli ve
verilmiş olan tözdür." Cisimsel ve maddesel bir nitelik taşır.
F. M. Cornford (Ruhsal / Canlıcı Yorum): Thales'in
"Her şey canlıdır" ve "Her şey tanrılarla doludur"
sözlerinden hareketle physis’in sadece maddesel değil, aynı zamanda ruhsal bir
töz (psykhe) olduğunu savunur. Physis, cisimsel/ağır değildir; hareketi,
canlılığı ve kutsallığı (to theion / mana) bünyesinde barındıran kendiliğinden
hareketli ilkedir.
E. R. Dodds'un Katkısı: Antik Yunan'da erken
dönemlerde henüz bizim anladığımız anlamda keskin bir "ruh-beden" ya
da "maddi-maddi olmayan" ikiliği (psykhe - soma) olmadığını gösterir.
Anaksimenes / Hava
Anaksimenes, Thales'in "belirli madde" fikri ile
Anaksimandros'un "sınırsız/belirsiz" (apeiron) fikrini
birleştirmiştir: Birincil töz hem belirli bir maddedir (Hava / Pus) hem de
uçsuz bucaksızdır (Sınırsız).
Pithagorasçılıkta Birlik Sorunu
Orpheusçu gelenekten beslenen Pithagorasçılıkta,
Anaksimandros'un aksine çokluk ve oluş meşrulaştırılır.
Pithagorasçılıkta Bir, mutlak kutsal olan yegâne ilke değil;
çokluğun (ve düzenin/uyumun) kendisi kutsal bir mahiyet kazanır.
Pithagorasçıların sayılardan anladığı şey soyut matematiksel
kavramlar değildir. Sayılar duyulur nesnelerden ayrı değildir; şeylerin ögeleri
sayıların ögeleridir ve dünya sayıların kendisinden meydana gelir.
Sayıların ögeleri Tek ve Çifttir (bunlar sırasıyla Sınırlı
ve Sınırsız ilkelere tekabül eder).
Tek ve Çift karşıtlığı, hem tek hem de çift olabilen nötr
bir ilkeden, yani "Bir" (Monad) sayısından çıkar.
Bütün varoluş Bir olandan çıkmıştır ve yine ona dönecektir.
Hesiodos'un Theogonia'sında başlangıçtaki Khaos (Bir)
dinsel/kutsal bir nema taşımazken, ondan doğan tanrılar çokluğu kutsaldır.
Benzer şekilde Pithagorasçılıkta da gelişimin ve oluşun ulaştığı evre
(düzen/çokluk) değer kazanır. Dolayısıyla Pithagorasçılıkta sadece
başlangıçtaki Bir değil, çokluğun kendisi de kutsallık taşır.
Tetraktus
1+2+3+4=10
Tetraktus (On sayısı), evrenin doğasını ve müziksel oranları
içinde barındıran en kutsal semboldür. Pithagorasçılar üzerine yeminlerini
Tetraktus üzerine ederler.
Harmonia (Uyum): Değişim içinde değişmeden kalan ilkedir.
Harmonia doğası gereği en az iki veya daha fazla şey
arasındaki ilişkiyi ifade ettiğinden zorunlu olarak çokluğu gerektirir.
Herakleitos’ta Varlık ve Oluş
Miletli filozoflar (özellikle Anaksimandros), varlığı
incelemeye gözlemlenebilir bireysel şeylerden başlamış ve üçlü bir varoluş
derecesi şeması kurmuşlardı:
Birincil Töz / Apeiron: Karşıtların çıktığı, değişmeyen,
kutsal ve "Bir" olan ilk ana madde.
Karşıtlar: Apeiron’dan ayrışan sıcak-soğuk, yaş-kuru gibi
temel dinamikler.
Bireysel Şeyler: Karşıtların birleşimiyle oluşan görünür
dünyadaki çokluk.
Anaksimandros varlık sorununa ahlaki bir açıdan yaklaşarak
Bir’i iyi/gerçek, bireysel şeylerin oluşturduğu çokluğu ise haksızlık/suç ve
gerçekdışı saymıştır.
Ancak bu durum akıl ile duyular arasında bir paradoks
yaratır: Duyular bize değişen çokluğu sunarken, akıl değişmeyen bir Bir'in
varlığını zorunlu kılar. Bu rasyonel açmaz iki radikal yola yol açar:
Parmenides (Mantıksal
Rasyonalizm): Duyuları bütünüyle reddedip yalnızca değişmez Bir’i kabul etmek.
Herakleitos (Sezgisel
Rasyonalizm): Çokluğu ve değişimi reddetmek yerine; değişimin kendisini,
çokluğun içindeki gizli düzeni (Logos/Harmonia) temel alarak Bir ile Çok’u
eşzamanlı olarak uzlaştırmak.
Herakleitos, Miletlilerin aksine odak noktasını
"bireysel şeyler"den alıp doğrudan Bir ile Çok arasındaki karşıtlığa
kaydırmıştır.
Hakikat birdir.
Bir olan aynı zamanda çokluktur. ("Bir her şeyden
meydana gelir ve her şey Bir olandan çıkar")
Çokluğun bilgisi (çok şey bilmek) kişiye hiçbir şey
öğretmez. (Duyusal fenomelerin/bireysel şeylerin bilgisi kişiyi bilgeliğe
götürmez; onlar yalnızca birer semboldür.)
Bilgelik, her şeyin Bir olduğunu ve her şeyi her şey içinde
hareket ettiren düşünceyi (Logos) bilmektir.
Değişimin maddesel ilkesi ateştir.
Ateşin seçilme nedeni, kendisini besleyen madde sürekli
değiştiği halde alevin form olarak sürekli aynı kalmasıdır. Ateş durmaksızın
yakıt tüketir, duman bırakır; yani gerçeklik durmadan akar (panta rhei / her
şey akar).
Parmenides'te Varlık Sorunu
Thales öncesinde efsanelere dayanan varlık, Miletlilerle
birlikte doğrudan gözlemin konusu olmuştur. Miletliler yalnızca gözleme
dayanarak varlığı duyusal sınırlar içinde ele almışlardır.
Parmenides'in hareket noktası da noesistir; ancak o,
Herakleitos'tan farklı olarak duyusal gözlemi tümüyle reddetmiş ve yerine
mantığı koymuştur.
Hesiodos'tan Thales'e ya da rivayetten gözleme;
Anaksimandros'tan Herakleitos'a ya da gözlemden sezgiye; Herakleitos'tan
Parmenides'e ya da sezgiden mantığa.
Parmenides için varlığın birliğini savunabilmek adına iki
temel engelin aşılması gerekmektedir:
Duyuların sunduğu çokluğun gerçekte var olmadığını
göstermek.
Çokluğun en yalın biçimi olan karşıtların (enantia) var
olmadığını göstermek.
Parmenides, "Bir" kavramından hareketle rasyonel
ve dedüktif bir mantık yürüterek şu sonuçlara varır:
Bir'in parçaları,
başlangıcı, ortası ve sonu olamaz; dolayısıyla sınırsızdır
ve şekilsizdir.
Bir ne başka bir şeyin içinde ne de kendinde bulunabilir; bu
yüzden bir yerde değildir.
Bir, ne niteliksel olarak değişebilir ne de mekânsal olarak
yer değiştirebilir; bu nedenle bütünüyle hareketsizdir.
Parmenides'in Hakikat Yolu Şiiri
Şiirde birinci yol "varolanın var olduğu ve
varolmamanın var olmadığı" (hakikat yolu); ikinci yol ise "varolmama
ve varolmamanın zorunlu olduğu" (bulunamaz yol) olarak sunulur.
Varolmak (einai)
Varolmamak (me einai)
Varolan (to on)
Varolmayan (to me on)
Parmenides'e göre to on için ancak tek bir yüklem
geçerlidir: O da hep aynı kalarak değişmeksizin "varolmak"tır.
Parmenides'e göre Varolan; yaratılmamıştır (ageneton), yok
olmaz, hareketsizdir, bölünemez, süreklidir ve zaman dışı bir ebedi
"şimdi"dedir. Her yönden eşit, sonlu ve tam bir küre gibidir.
To on küre biçiminde ve yayılımlı olsa da bu durum onun
maddesel olmamasını gerektirmez; ancak antik dönemde soyut düşünce
maddesellikle bağdaştırılmaktadır.
Parmenides'in to onu tamamen soyut/ideal bir kavram değil,
physisin niteliklerinden hareketle a priori yolla yeniden tasarlanmış reel bir
varlıktır.
Melissos'ta Varlık Sorunu
Melissos, varolanın varlığa gelmediğini; dolayısıyla
ezeli-ebedi, başlangıçsız, sonsuz ve değişmez olduğunu savunur. Varolan şey
bölünemez, acı ve keder çekmez, düzeni değiştirilemez.
Aristoteles Fizik'inde Melissos’un kuramı
I. Eğer Varolan varlığa gelmişse ya hiçlikten ya da belli
bir şeyden çıkmıştır.
İkisi de imkansızdır.
O halde o varlığa gelmemiştir.
II. Varlığa gelmiş olan her şeyin bir başlangıcı ve sonu
vardır.
O halde varlığa gelmemiş şeyin başlangıcı ve sonu yoktur.
III. Varlığa gelmemiş olan şeyin başlangıcı ve sonu yoktur.
Varolan varlığa gelmemiştir.
O halde Varolanın başlangıcı ve sonu yoktur.
Boş uzayın varlığı imkânsızdır; bu nedenle varolan bütünüyle
doludur, seyrekleşip yoğunlaşamaz ve yer değiştiremez.
Duyular bize değişimi ve çokluğu gösterse de gerçek olan şey
değişmez. Çokluk varsa bile her bir parçanın "Bir" olanla aynı
niteliklere sahip olması gerekir.
Sınır (Peras)
Parmenides'in to on için belirttiği "sınır" ve
"küre" kavramları, fiziksel bir sınır (Anaksimandros/Anaksimenes
tarzı) olarak değil, rasyonel/dedüktif bir geometrik kavram olarak ele
alınmalıdır.
Öklid geometrisinden hareketle, küre üzerine çizilen en
büyük dairenin sınırı nihayetinde bir noktaya karşılık gelir.
Sonsuz bir uzayda küresel bir yüzey tanımlandığında iç ve
dış ayrımı rasyonel olarak yapılamaz. Küre ile boş mekân birbirine
eşitlenebilir ve mekân bir noktayla sınırlanabilir.
Parmenides’in küre biçimindeki sınırlı varlığının sınırı bir
"nokta" olarak kabul edildiğinde, Parmenides'in sınırlı to on
tasarımı ile Melissos'un sınırsız ontos tasarımı arasında kutupsal bir zıtlık
kalmaz.
Çoğulcu Materyalistlerde İki Töz Anlayışı
Töze dair soruşturmada kullanılan analiz araçları Varlık
(birlik, iyilik, mükemmel düzen), töz (ruhsal ve maddesel), Varolan (to on),
physis (oluş ve Varolan), ta onta (cisimsel varlık) ve
karşıtlardır.
Physis hem "Varolan" hem de "oluşturucu
kaynak" anlamına gelerek ontolojik bir çıkmaz yaratır. Bu durum, mantıksal
bir uzlaşmazlığa işaret eder.
Herakleitos physis’i sadece "oluş/hareket" (ateş),
Parmenides ise sadece "değişmez Varolan" (to on) olarak almıştır.
Ya physis’i genesis ile bir tutacak ve Parmenides’in güçlü
mantığının atış menzili içine gireceğiz ya da physis’i Varolan ile bir tutarak
duyularımızı birer yalancı şahit ilan edecek ve / salt düşünce denizine yelken
açacağız.
Varlık-oluş düşüncesindeki başarısızlık "tek bir physis
vardır" kabulünden kaynaklanır. Çoğulcu materyalistler physis’i ikiye
ayırarak sorunu aşarlar: Değişmez öğeler ve hareketi sağlayan dirimsel güç.
Milet okulu hylozoizmi (canlı madde) ile Elea okulu
Parmenidesçiliği çoğulcu sistemlerde sentezlenir.
Empedokles
Empedokles mutlak oluş ve yok oluşu reddeder; değişimi
ezeli-ebedi dört unsurun (ateş, hava, toprak, su) birleşimi ve ayrışması olarak
açıklar.
Havanın boşluk olmadığını "su saati" deneyiyle
kanıtlayarak Pythagorascı boşluk anlayışını çürütür.
Varolanların arasındaki sınır hiçlik (to me on) değil, bir
diğer niteliksel Varlıktır (toprağın bittiği yerde suyun başlaması).
Tözün ne herhangi bir ölüm-varoluş tarzı içinde meydana
gelmesi ne de lanetli bir ölümle sona ermesi söz konusudur. Yalnızca karışım ve
karışımın değişmesi söz konusudur.
Anaksagoras
Anaksagoras mutlak meydana gelişi reddederek değişimi
sınırsız sayıdaki "tohumlar"ın birleşme ve ayrışmasına bağlar.
"Öyle olmayandan öyle olan çıkmaz" ilkesinden
hareketle, "Her şeyde her şeyden bir parça bulunur" kuralını
geliştirir.
Madde sonsuza kadar bölünebilir; en küçük parçada bile tüm
nitelikler (sıcak, soğuk vb.) mevcudiyetini korur.
Empedokles ve Anaksagoras, Parmenides’in değişmez varlık
anlayışını kabul etmekle birlikte, dünyaya çokluğu ve hareketi dâhil etmek
istemişlerdir. Ancak kabul ettikleri ana unsurlar (Empedokles’te 4 unsur,
Anaksagoras’ta tohumlar) kendilerini hareket ettirme gücünden yoksundur.
Milet okulu evreni canlı kabul ederken (hylozoizm),
Orpheusçu gelenek ve mistik dinler ruh ile beden ayrımını beslemiştir.
Empedokles iki tür unsuru birbirinden ayırdı: cisimsel olan
dört unsur ve bu unsurları dışarıdan hareket ettirebilen ruhsal tözler: Sevgi
ve Nefret.
Böylece / Empedokles ise bölünmez/hareketsiz maddeyi
harekete geçirmek için ikinci bir tözü varsayarak fail neden ile maddesel neden
ayrımını başlattı.
Psykhe
Erken dönemlerde psykhe, soma’nın (bedenin) zihinsel
karşılığı ve yaşayan öz anlamına geliyordu.
Homeros ruha, yaşayan insanda onu bırakıp gitmesinden başka
bir özellik yüklemez... Psykhe, soma’nın zihinsel karşılığıdır. Attik
lehçesinde ikisi de 'yaşam'ı ifade eder.
Ancak felsefi soruşturmada aranan ruh, "öz"
anlamındaki ruh değil, "canlılığın ve hareketin ilkesi" olan ruhtur.
Thales, demiri hareket ettirdiği için mıknatısın bir ruhu
olduğunu söyleyerek ruhu bir hareket ettirici olarak düşündü.
Aristoteles canlı olanı olmayandan ayırmak için iki temel
ölçüt koyar: Hareket ve algı. Mıknatıstaki hareket ettirici güç onun bir ruhu
olduğuna işaret sayılır.
Empedokles’in başlangıçtaki "Küre"si (Sphairos)
Parmenidesçi bir birliği temsil eder. Sevgi birleştirici ilkeyken, ortama giren
Nefret ayrıştırıcı ilkedir ve bireysel şeyler çokluğunu meydana getirir.
Anaksagoras da maddeden bağımsız bir dışsal hareket ettirici
olarak Nous’u tanımlar. Nous maddeseldir ancak diğer hiçbir şeyle
karışmamıştır. Nous gayesel (teleolojik) değil, tamamen mekanik bir başlatıcı
görevi görür.
Atomcular
Leukippos, Elea geleneğini takip etse de "bir"
olan Varolan yerine sonsuz sayıda ve tıkız atomu (to on - cisimsel olan) kabul
etmiştir. Atomcular, Miletlilerin dirimsel ilkesine dönmek yerine hareketi
açıklamanın farklı bir yolunu aramışlardır.
Atomcular hareket ettirici bir "ruhsal töz" kabul
etmek yerine, cisimsel olmayan yani "dokunulmayan doğayı" (anaphes
physis / boşluk) varlık olarak tescil etmişlerdir. Boşluk (to me on), atomların
içinde hareket edebileceği aralıktır.
Sonuç
Miletlilerde varlık (physis), duyum ve gözleme dayanan çoğul
bir sözcükle (ta onta - varolanlar) ifade edilen bir "tasarım"dı.
Parmenides ile birlikte çıkış noktası to on (tekil Varolan)
olmuş; gözlem yerini a priori akıl yürütmeye bırakmıştır. Böylece varlık, bir
duyu tasarımı olmaktan çıkıp akılla kavranan bir "konsept"e
dönüşmüştür.
Parmenides için Varolan; akılla ulaşılan fakat idealist
anlamda soyut bir kavram değil, rasyonalist ilkeler doğrultusunda saptanan
somut bir gerçekliktir.
Aklın talepleri doğrultusunda physis tek, değişmez ve
hareketsiz kabul edildiğinde oluş ve hareket açıklanamaz hale gelmiştir. Tek
bir physis ön kabulü felsefeyi tıkamış; hareketi açıklamak için ikinci bir
ilkenin kabulü zorunlu olmuştur.
Orpheusçu mistisizmdeki ruh-beden ayrımından beslenen
Empedokles, Parmenidesçi hareketsiz physis’in yanına onu hareket ettirecek
ikinci bir tözü (Sevgi ve Nefret) koymuştur.
Demokritos ve Leukippos, Empedokles’in düştüğü çelişkiyi
aşarak ikinci tözü canlı bir ruhsal güç olarak değil, "dokunulmayan"
(anaphes) yani boş mekan (to me on) olarak tanımlamışlardır.
İlk filozoflar değişimin altında değişmeden kalanı
aramışlardır: Thales suyu, Anaximandros apeiron'u (sonsuz), Anaximenes havayı
birincil töz saymıştır. Herakleitos değişimin kendisini ilke edinirken,
Parmenides değişimin imkânsızlığını ve yalnızca tek bir to on’un varlığını
savunmuştur.
Herakleitos’ta Bir ve Çok özdeşken; Empedokles’te Varolan
sırayla Bir (Küre) ve Çok (unsurlar) olur. Atomcular ise Melissos’un izinden
giderek, Parmenides’in Varolan’a yüklediği tüm özellikleri (sarsılmazlık,
tıkızlık) kabul edip bu nitelikleri sonsuz sayıdaki atomlar çokluğuna
aktarmışlardır.
Sokrates öncesi felsefede temel kabul, varolanın
"cisimsel" olduğudur. Ana sorun bu cisimsel varlığın nasıl
tasarlanacağıdır. Tüm gelişim; Birlik sorunu, Parmenidesçi rasyonalizmin
talepleri ve Oluş/Hareket sorunu ekseninde gerçekleşmiştir.
Filozoflar tek töz kabulünden hareket ederek ya varlık
tasarımlarına oluşu uydurmaya (gerekirse oluşu reddetmeye) ya da oluşa varlığı
uydurmaya çalışmışlardır.
Empedokles ile birlikte, her ne kadar belirsiz olsa da iki
töz, ya da iki physis düşüncesinin doğmasıyla bu sorun bir ölçüde çözülmüş gibi
görünmektedir: Tözlerden biri (maddesel/atomik varlık) Elea rasyonalizminin
değişmezlik talebine yanıt verirken, diğeri (Sevgi/Nefret veya Atomculardaki
Boş Mekan) oluşun ve hareketin dinamiği olmuştur.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder