Emrah
Safa Gürkan - Sultanın Casusları -
Notlar
16. Yüzyılda İstihbarat, Sabotaj ve Rüşvet Ağları, Kronik
Kitap, 2017
Takdim / Giriş
Üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğunun yüzyıllarca
ayakta kalmasının temel şartının, çevresindeki askeri ve siyasi gelişmeleri
yakından takip edebilme kabiliyeti olduğu vurgulanıyor.
16. yüzyıl, merkezi devletlerin oluştuğu, savaş
teknolojilerinin, modern diplomasinin ve gizli haber alma tekniklerinin hızla
dönüştüğü bir çağdır.
Yeniçağ’da İstihbarat
16. yüzyıl istihbaratın ilk "Altın Çağı"dır
Coğrafi keşifler, matbaanın yaygınlaşması, Reformasyon ve
uluslararası ticaretin gelişmesi "haberi" hayati bir meta haline
getirmiştir. Dönemin el yazması haber bültenleri olan avvisiler, modern
gazetenin öncüsü olarak bilginin devlet tekelinden çıkıp kamusal alana
yayılmasını sağlamıştır.
Akdeniz'e bakışta iki temel ekol
Dikotomik (İki Kutuplu) Ekol: Henri Pirenne, Bernard Lewis
ekolü, Paolo Preto, Andrew Hess, Robert C. Davis ve Samuel Huntington.
Akdeniz Hıristiyanlık ve İslam arasında çatışma alanıdır.
Braudelci Ekol: Dini ve siyasi sınırlar Akdeniz'i
bölememiştir.
Kaynaklar
Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki Mühimme Defterleri
sistemin işleyişini gösterse de operasyonel detay vermez.
Sadece Osmanlı kaynaklarına dayanarak yapılan çalışmalar
"Osmanlı'nın casus kullandığı" gibi malumu ilam eden yüzeysel
sonuçlara mahkumdur.
16. yüzyılda Venedik, Madrid, Ragusa, Floransa gibi
merkezlerin mukim elçilik sistemleri ve gelişmiş kançılaryaları sayesinde
binlerce operasyonel casus raporu günümüze ulaşmıştır.
Müdeccel (Mudejar): 1492 sonrası İspanya'da Müslüman
kalmasına izin verilenler. Osmanlı katipleri, sonradan zorla Hıristiyan yapılan
Moriscolar için de bu terimi kullanmıştır.
İki İmparatorluk, Bir Deniz: Bahr-ı Sefid’de Osmanlı-Habsburg Mücadelesi
Habsburg İmparatorluğu (Venüs'ün Lavtası): Başlangıçta
Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu içinde önemsiz bir aile olan Habsburglar;
Burgonya, Alçak Ülkeler (Benelüks), İspanya, Napoli, Sicilya ve Amerika
kolonilerini tamamen stratejik hanedan evlilikleri ve miras yoluyla tek bir
hükümdarın (Şarlken) elinde toplamıştır.
16. yüzyıl dünyasında Hicri 1000 yılı yaklaşırken, her iki
hükümdar da kendisini kıyametten önceki "Son Dünya Hükümdarı" olarak
görmüş ve göstermiştir:
Kanuni Sultan Süleyman: İslam dünyasının müceddidi
(yenileyicisi), Hak dinini dünyaya yayacak olan Sahib-kıran ve Mehdi-yi
ahirü'z-zaman olarak konumlandırıldı. Şarlken'e yazdığı mektuplarda ona
"İmparator" demeyi reddedip sadece "İspanya Kralı" hitabını
kullandı.
İmparator Şarlken (V. Carolus): Şansölyesi
Gattinara'nın çizdiği Monarchia Universalis (Evrensel Monarşi) modeline göre,
Hz. İsa'nın bin yıllık krallığından önce Kudüs'ü geri alacak evrensel
Hıristiyan lider olarak görüldü.
1526 Mohaç Meydan Muharebesi ile Macar Kralı Layoş’un
ölmesi, iki imparatorluğu Orta Avrupa'da direkt komşu ve karşı karşıya getirdi.
Zâpolya’nın ölümünden sonra Habsburgların bölgeyi ele
geçirme hamlelerine karşılık Osmanlı Macaristan'ı doğrudan merkeze bağlandı ve
Budin Beylerbeyliği kuruldu.
Gerek 1529 Viyana Kuşatması’nda gerekse 1532 seferinde
Habsburglar Osmanlı ordusunun karşısına çıkmaktan kaçındı; bu yıpratıcı süreç
iki tarafı 1533'te İstanbul Antlaşması'na zorladı.
Barbaros Kardeşler 1516'da Cezayir'e yerleşerek
İspanyol (Habsburg) hakimiyetine karşı üs kurdular. Oruç Reis'in ölümünden
sonra Hızır Reis (Hayreddin), İstanbul ile ilişkilerini sıkı tuttu.
Habsburgların 1532'de Mora kıyılarını (Koron, Patras)
kolayca alması üzerine Osmanlı, donanmayı modernize etmek için Barbaros’u
İstanbul’a çağırıp Kapudan-ı Derya ilan etti.
Preveze Zaferi ile Doğu Akdeniz'de Osmanlı üstünlüğü
perçinlendi. Şarlken'in 1541'deki Cezayir seferi ise kötü hava koşulları
nedeniyle büyük bir bozgunla sonuçlandı ve Habsburglar Akdeniz'de savunmaya
çekildi.
Fransa Kralı I. François, 1525 Pavia Muharebesi'nde
Şarlken’e esir düşünce, annesi Savoylu Louise vasıtasıyla Kanuni’den yardım
istedi. Bu durum dinler üstü, tamamen makyavelist bir ittifak doğurdu:
Osmanlılar, Habsburg evrensel monarşisini bölmek için
Fransa’ya 100.000 altın borç verdi ve Protestan prensleri destekledi.
Fransa, Papalık’tan aldığı "Rex Christianissimus"
(En Hıristiyan Kral) unvanına tezat şekilde Osmanlı donanmasını Toulon
limanında misafir etti (1543-1544).
Osmanlı istihbaratı ve donanması, Habsburg karşıtı yerel
isyanları (Napoli asillerinin isyanı, Korsika'da Cenova karşıtı Sampieru Corso
hareketi) bizzat el altından ve lojistik olarak destekledi.
Cerbe, Malta ve İnebahtı
1560 Cerbe Zaferi: Piyale Paşa, Habsburg donanmasını
ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zafer Preveze'den daha büyük kayıplara yol açtı
ve İtalya'da muazzam bir panik (Braudel'in tasviriyle) yarattı. Ancak Osmanlı
bu stratejik avantajın semeresini toplamakta gecikti.
1565 Malta Kuşatması: Turgud Reis'in şehit düştüğü bu
kuşatma Osmanlı için başarısızlıkla sonuçlandı ve Batı Akdeniz'deki mutlak
ilerleyiş sınırına ulaştı.
1570-1571 Kıbrıs'ın Fethi: II. Selim döneminde,
Sokollu Mehmed Paşa’nın itirazlarına rağmen Lala Mustafa ve Piyale Paşalar ile
Yasef Nasi'nin hırsları sonucu Kıbrıs fethedildi. Ancak bu hamle Hıristiyan
dünyasını birleştirdi.
1571 İnebahtı (Lepanto) Bozgunu: Kıbrıs'ın intikamı
olarak Papa liderliğindeki Kutsal İttifak, Osmanlı donanmasını neredeyse
tamamen yok etti.
1574 Tunus'un Geri Alınması: Uluç Ali Paşa (Kılıç
Ali) önderliğinde yeniden inşa edilen donanma, Habsburgların geri aldığı Tunus
ve Halkü'l-Vad limanını kesin olarak Osmanlı mülkü yaptı.
Kadırga savaşlarında asıl belirleyici unsur gemi sayısı
değil; fırtınaya, açlığa ve kürek çekme şartlarına dayanıklı yıllanmış
kürekçiler ile tecrübeli denizcilerdir. Osmanlı, İnebahtı'da sadece gemilerini
değil, telafisi imkansız binlerce tecrübeli denizcisini ve köle kürekçisini
kaybetmiştir.
1580'lere gelindiğinde her iki imparatorluk da Akdeniz'deki
iddialarından vazgeçmek zorunda kalmıştır.
Habsburgların (II. Felipe) Tıkanma Nedenleri:
Mali İflas (1575): Peru’dan (Potosi) gelen gümüşe rağmen
devasa savaş maliyetleri yüzünden İspanya iflas bayrağını çekti.
Kuzey ve Batı Avrupa Krizleri: Alçak Ülkeler’deki (Hollanda)
Protestan isyanı bastırılamadı. Fransa'daki Katolik-Protestan iç savaşına
(Huguenotlar) para akıtmak zorunda kaldılar.
İngiltere Fiyaskosu (1588): Yenilmez Armada’nın İngiltere
karşısında uğradığı muazzam hezimet, İspanya'yı Akdeniz'de lüks bir savaşa
girmekten alıkoydu.
Osmanlıların Tıkanma Nedenleri:
Doğu Cephesi (1577-1590): Safevilerle başlayan ve 13 yıl
süren yıpratıcı kara savaşları tüm bütçeyi emdi.
Enflasyon ve Ekonomi Krizi (1584): Amerika gümüşünün Avrupa
üzerinden Osmanlı pazarına girmesiyle yaşanan büyük tağşiş (paranın değerinin
düşürülmesi), ekonomiyi çökertti ve yeniçeri isyanlarını tetikledi.
Savaştan bitkin düşen iki dev, prestij kaybetmeden masaya
oturmanın yollarını aradı.
Osmanlıların yakaladığı Habsburg casusu Martin de Acuña,
canını kurtarmak için kendisinin II. Felipe'nin resmi elçisi olduğu yalanını
söyledi. İstanbul'daki istihbarat şefi Aurelio Santa Croce ve tercüman Hürrem
Bey'in yardımıyla sahte belgeler düzenlenerek Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa ikna
edildi.
Bu sahte süreç üzerinden yürüyen 40 aylık müzakereler, 1581
Şubat'ında 3 yıllık bir ateşkesle sonuçlandı. Resmi bir barış değil, resmi
vasfı olmayan bir elçiyle yapılan bu ateşkes sayesinde iki taraf da onurunu
korudu.
1593'te başlayan Osmanlı-Avusturya (Uzun Savaşlar) ve
ardından gelen İran savaşları ile Akdeniz siyaseti tamamen rafa kalktı.
Osmanlı Casusları ve İstihbarat Operasyonları
Osmanlı casusları, masa başında yetişmiş bürokratlar değil,
coğrafyayı ve yerel kültürleri çok iyi bilen aksiyon insanlarıdır.
Mühtediler (Din Değiştirenler): En büyük grubu oluştururlar.
İspanya’da din değiştirmeye zorlanan Müslüman kökenli müdecceller (Moriskolar),
esir düşüp Enderun'da yetişen veya İslam'ı seçen İtalyan, İspanyol ve Rum
kökenli denizciler bu gruptadır.
Hıristiyan Yerliler: Osmanlı tebaası olan Rum denizciler
veya Balkan kökenli Hıristiyanlar.
Din Adamları: Ortodoks piskoposlar veya metropolitler (Örn:
Trent Konsülü’ne katılma bahanesiyle dolaşan Selanik Metropoliti Macharius).
Tüccarlar ve Esir Tacirleri: İşleri gereği her iki tarafta
da en üst düzey yetkililerle (kral naipleri, dükler) yasal olarak görüşebilen,
Akdeniz’in ortak melez dili lingua francayı konuşan kişiler (Örn: Ali Moro).
16. yüzyılda, bir casusun işini iyi yapabilmesi için şu
niteliklere sahip olması gerekirdi:
Çok Dil Bilmek (Poliglotluk): Dönemin casus profiline uyan
Erdelli Marxeben Lener; Almanca, Macarca, Ulahça, Venedikçe ve Türkçe
bilmekteydi.
Kültürel Kamuflaj Yeteneği: Din adamı kılığına (keşiş
cübbesi) girebilmek, Hıristiyan kıyafeti (veste alla franca) giyerek İtalya'da
serbestçe dolaşabilmek.
Akrabalık ve İletişim Ağları: Kaptan-ı deryaların (Kılıç Ali
Paşa, Uluç Hasan Paşa, Cigalazade Yusuf Sinan Paşa) Avrupa'da kalan Hıristiyan
akrabaları, bilgi akışı için doğal birer istasyon vazifesi görüyordu.
İkna Kabiliyeti ve Dolandırıcılık: Yabancı hükümdarları
(Örn: İmparator II. Maximilian veya Papa IX. Innocentius) uçuk projelere ikna
edip para sızdırabilecek kadar zeki ve ağzı laf yapan (geveze/parlero) tipler
olmak.
Osmanlı casusluk faaliyetleri genel olarak yüksek bir başarı
yüzdesine sahipti.
Habsburg yetkilileri, Napoli limanlarına gelen şüpheli Rum
denizcilerin Osmanlı casusu olup olmadığını anlamak için sünnet kontrolü
yapıyordu.
Yakalanan casuslar din değiştirdikleri (mürted oldukları)
için Engizisyon mahkemelerinde ağır işkencelerden (Filistin askısı / cuerda)
geçirilir, birçoğu zindanlarda ölürdü.
Kandiyeli Constantino/Muhammed ve Yeniçeri Ahmed
Korsan lideri ve Trablusgarp Beylerbeyi Turgud Reis,
1561-1562 kışında Sicilya’nın Sirakuz şehrine istihbarat toplamak üzere iki
ajan gönderir.
Constantino: Girit (Kandiye) doğumlu bir Rum mühtedidir.
Müslüman olunca Muhammed adını almıştır. Dönemin gaza peşinde koşan korsan
profilinin (Hıristiyan doğup sonradan Müslüman olan fırsatçılar) tipik bir
örneğidir.
Yeniçeri Ahmed: Devşirme değil, Batı Anadolu kökenli gönüllü
bir Müslümandır. Daha önce Malta şövalyelerine esir düştüğü için hedef bölge
olan Sirakuz’u iyi tanımaktadır.
Kötü hava şartlarına rağmen Sirakuz’a ulaşan casuslardan
Constantino, şehir kapısında kendisini Trablus’taki kölelik günlerinden tanıyan
bir askere denk gelir. Akdeniz’in küçük ve akışkan liman dünyasının bir cilvesi
olarak tesadüfen deşifre olur ve yakalanır.
Constantino baskı görünce hemen çözülür ve Turgud Reis’in
Akdeniz stratejisini açıklar.
Gabriel Defrens (Frenk Mahmud)
1554/1555 Blois doğumludur. İskenderiye’deki Fransız
konsolosunun oğludur ve Fransız prensesi Diane de France’ın maiyetinde
yetişmiştir. Babasının yanına giderken Dalmaçya’da Morlak haydutları tarafından
kaçırılarak Osmanlılara köle olarak satılmış, sonrasında Müslüman olup saray
çevresine sızmayı başarmıştır.
Saraya lüks metal (saat vb. mekanik aletler) alan bir hassa
tüccarı ve Fransız elçiliğinde tercümandır. Bu iki kimlik, onun devletler
arasında rahatça seyahat etmesini sağlayan birer casusluk kılıfıdır.
İstanbul ile Madrid arasındaki büyük savaşı bitirecek
ateşkes görüşmeleri başlarken İspanya'ya gönderilir. Oradan İngiltere’ye
geçerek Kraliçe I. Elizabeth’e Sultan III. Murad'ın mektubunu iletir. Bu
mektuplar, İngilizlerin 1580'de kapitülasyon almasının önünü açmıştır.
1580 / İspanya'ya karşı ayaklanan Kalvinistlerin lideri Willem
van Oranje’ye III. Murad’ın destek mektubunu sunar.
29 Mart 1582'de İstanbul'a döner ve bu noktadan sonra
arşivlerdeki izi kaybolur.
Osmanlı İstihbaratının Kaynakları
Osmanlı Devleti, yerleşik istihbarat ağlarının zayıf olduğu
dönemlerde hareket halindeki insan gücünden (ticari ve zorunlu göçler) üst
düzeyde yararlanmıştır.
Tüccarlar (Rencber Taifesi): "Osmanlı
Müslümanları ticaret yapmazdı" mitinin aksine; Venedik, Ankona ve Marsilya
gibi merkezlerde Müslüman ve Osmanlı tebaası gayrimüslim tüccarlar aktiftir.
Budin Beylerbeyi'ni Orta Avrupa'daki gelişmelerden haberdar eden ana kollardan
biri bu gruptur. Hatta gemilerinde Jeronimo Amiqui gibi profesyonel casusları
taşımışlardır.
Firariler: Hıristiyan topraklarından kaçan veya
fidyeyle kurtulan Müslüman esirler, en güncel ve sıcak askeri istihbarat
kaynaklarıdır:
Malta Tahkimatı (1570): Sokollu Mehmed Paşa, Kıbrıs
Seferi yerine donanmayı Malta'ya yönlendirmek için eski bir esiri sorgulamış;
ancak esirin adadaki tahkimatın ve lojistiğin mükemmel olduğunu söylemesi
üzerine bu plandan (ve hayal kırıklığıyla) vazgeçmiştir.
İnebahtı Sonrası (1571-1572): İnebahtı yenilgisinin
ardından kaçıp gelen esirler ve gemi görevlileri, Venedik filosunun Mora ve
Ayamavra'ya yönelik saldırı planlarını ihbar ederek Osmanlı kıyı savunmasını
şekillendirmiştir.
Korsanlar: Turgud Reis, Napoli ve Sicilya'daki
Müslüman kölelerle karadan işaretleşerek operasyonlarını yönetmiş; bazı
köleleri akrabalarından bilgi almaları karşılığında azat edip memleketlerine
casus olarak geri yollamıştır.
İspanya'daki Müslümanlar (Müdecceller / Moriskolar) /
Granada'nın düşüşünden sonra zorla Hıristiyanlaştırılan bu kitle, Kuzey Afrika
(Cezayir) ve İstanbul ile sürekli irtibatta kalmıştır.
Lyon üzerinden İspanyol müdeccellerin istihbaratını
İstanbul'a aktaran şebekeler kurulmuştur. Mehmed/Mahmud Çelebi (Manuel
Enriquez) adında Venedik'te yaşayan bir müdeccel tüccar, İspanya'dan kovulan
Müslümanların mülk senetlerini toplamış ve onları Osmanlı ordusuna devşirmiştir
(Habsburglar bu yüzden kendisine suikast planlamıştır).
Campanella’nın başını çektiği Dominiken keşişler,
Calabria'da Habsburg karşıtı bir cumhuriyet kurmak için Osmanlı Kapudan-ı
Deryası Cigalazade Yusuf Sinan Paşa ile ittifak yapmıştır. Komplocular gemide
Murad Reis ile görüşüp sultanın resmini ve fermanını almışlarsa da, komplo
İspanyollarca erkenden çökertilmiştir. Komploculardan Dionisio Poncio,
İstanbul’a kaçarak canını kurtarmıştır.
Avrupa'daki engizisyon baskısından kaçıp Osmanlı'ya sığınan
Yahudiler, Akdeniz ticaret ağları sayesinde en organize bilgi akışını
sağlamıştır.
Yasef Nasi: Kıbrıs Savaşı (1570) sırasında Venedik,
Napoli ve Bolonya'da Nasi adına casusluk yapan Hıristiyan tüccar kılıklı birçok
Yahudi muhbir (Simoni, Zizie vb.) yakalanmıştır.
Napoli Sürgünü: Barbaros Hayreddin Paşa ve Sadrazam
İbrahim Paşa adına casusluk yapan ve Selanik'teki akrabaları vasıtasıyla
İstanbul'a bilgi sızdıran geniş bir Marrano (gizli Yahudi) ağı deşifre
edilince, Napoli Kral Naibi Pedro de Toledo tüm Yahudi cemaatini şehirden
sürmüştür.
Osmanlı 18. yüzyılın sonuna kadar Avrupa'ya daimi elçi göndermemiş,
sadece geçici elçiler (çavuş ve müteferrikalar) yollamıştır. Ancak bu geçici
elçiler tam birer "şerefli casus" (espion honorable) gibi
çalışmıştır.
Venedik Senatosu, Osmanlı elçilerinin muhbirlerle
görüşmesini ve şehri gözlemlemesini engellemek için onları şehir merkezinden
uzak, sürekli gözetim altındaki evlerde (Ca' Dandolo, Ca Ghisi) ağırlamış ve
hareketlerini kısıtlamıştır.
Elçilerden bilgi almanın en büyük riski dezenformasyondur.
Ladislaus Mörth (İntikamcı Kâhya): Avusturya elçisinin kâhyası
olan Mörth, eşcinsel ilişkisi yüzünden elçiden ceza alınca Osmanlıya sığınmış
ve efendisinin gizli mektuplarını ihbar etmiştir. Bu mektuplar, Safiye
Sultan’ın Avusturya elçisiyle gizli münasebetini ortaya çıkarmıştır.
Askeri İstihbarat
Osmanlı askeri planlamasının ilk aşaması düşman
istihkâmlarının planlarını ve haritalarını ele geçirmekti.
İnebahtı Savaşı öncesinde tecrübeli denizci Karaca Ali, fark
edilmemek için fırkatesini siyaha boyayarak gece gizlice Messina Limanı'na
sızmış, Hıristiyan donanmasındaki gemileri tek tek saymış ve kıyıdan esirler
yakalamıştır.
On Altıncı Yüzyılda Osmanlı İstihbaratının Kurumsal Yapısı
Venedik ve Habsburglar, istihbaratı merkezden denetleyen
bürokratik kurumlar geliştirmişlerdir. Venedik'te Onlar Konseyi (Consiglio di
Dieci) ve devlet sırlarını koruyan Devlet Engizitörleri (Inquisitori di Stato)
bu işi yürütürken; Habsburglar'da devlet sekreterleri ve II. Felipe döneminde
ortaya çıkan "Büyük Casus" (Espia Mayor / Superintendente de las
inteligencias secretas) makamı istihbaratı standartlaştırmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu
Kalemiyye sınıfının (bürokrasi) gelişmesine rağmen
istihbarat alanında merkezi bir kurum tesis edilmemiştir. Bunun temel nedeni,
taşra idaresinin yerel aktörlerden ziyade Enderun kökenli paşaların ve onların
"paşa kapuları" (hane halkları) tarafından domine edilmesidir.
İstihbarat toplama yükümlülüğü devlet kurumlarının değil,
üst düzey devlet görevlilerinin (ekâbir) kendi bütçeleriyle besledikleri
şebekelerin elindeydi.
Resmi görevi olmadığı halde finansal, ticari ve diplomatik
güçleriyle sarayda nüfuz kazanan ve Osmanlı adına istihbarat toplayan Alvise
Gritti Şarlken'e karşı ittifak görüşmeleri yürütmüş, kardeşleri (Zorzi ve
Lorenzo) vasıtasıyla casusluk ağları kurmuştur.
Avrupa'dan (İber Yarımadası) kaçıp Osmanlı'ya sığınan Marrano
Yahudileri (Yasef Nasi, Alvaro Mendes, David Passi) Bolonya, Ferrara, Prag,
Krakov gibi şehirlerdeki geniş Yahudi cemaat ağlarını istihbarat için
kullanmışlardır.
Habsburg ve Venedik gibi devletler istihbaratı merkezi
bürokratik kurumlarla en ince detayına kadar yönetirken, Osmanlı İmparatorluğu
esnek ve adem-i merkeziyetçi (merkez dışı) bir model benimsemiştir.
Osmanlı belgelerinde casuslar için spesifik nitelikler
yerine genellikle sadece "yarar" (işe yarar, yetenekli) sıfatı
kullanılır.
Erken dönem kayıtlarına göre casuslara genellikle 1000 akçe
(dönemin işçi yevmiyelerine göre oldukça iyi bir meblağ) sabit ödeme yapılırdı
(İnamat Defterleri).
Menzil Sistemi
16. yüzyılda İstanbul, ordunun lojistiğini sağlamak ve
haberleşmeyi hızlandırmak amacıyla menzilhaneler (konaklama ve posta noktaları)
ağını doğrudan merkezi devlet eliyle yönetmiştir.
Lütfi Paşa, coğrafi şartlara göre 3 ila 18 saatlik
mesafelerle konaklama noktaları (menziller) tesis etti.
Sistemin masrafları, yöre halkının (menzilkeş) avarız ve
bedel-i nüzul (olağanüstü vergiler) karşılığı yaptığı zorunlu hizmetle
karşılandı. Ulaklar bindikleri atın parasını menzilciye nakden ödemek
zorundaydı.
Pierre Sardella’nın verilerine göre, 16. yüzyılda İstanbul'dan
Venedik'e bir haberin ulaşma ağırlıklı ortalaması 37 gündür.
Osmanlı Karşı İstihbaratı (Kontrespiyonaj)
Geniş coğrafi sınırları kontrol etmenin zorluğu karşısında
Osmanlı yönetimi hem fiziki hem de bürokratik önlemlere başvurmuştur.
Savaş veya yüksek casusluk şüphesi dönemlerinde Venedik,
Lehistan, Moskova ve hatta Osmanlı haraçgüzarı Ragusa (Dubrovnik) sınırları
tamamen kapatılmıştır.
Osmanlı tebaası olmayan yabancıların seyahat edebilmesi için
sultan veya yetkili mercilerden "aman" belgesi (pasaport/vize
benzeri) alması zorunlu kılınmıştır. Belgesiz seyahat eden yabancılar doğrudan
casus şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
Düşman casuslarının (örneğin Giovanni Maria Renzo)
yakalanmamak için Fransız elçisi, tüccar veya en yaygın şekliyle keşiş/din
adamı kılığına girerek Osmanlı topraklarında keşif (tarassut/tecessüs)
yaptıkları görülmektedir.
Beşinci kol faaliyetleri
Arnavutluk, Manya ve Kıbrıs Savaşı (1570-1571) döneminde
Mora ve Adalar civarındaki bazı Ortodoks din adamları ve asilzadeler, Habsburg
(Don Juan) ve Venedik donanmalarına Osmanlı askerî durumu hakkında bilgi
aktarmıştır.
İstanbul (özellikle Pera/Galata) yabancı diplomatik
misyonlar ve Katolik cemaatler nedeniyle bir casusluk merkeziydi.
Tersane-i Amire'de çalışan mühtediler (sonradan Müslüman
olanlar) ve Hıristiyan esir kürekçiler, düşman istihbarat ağları için birer
muhbir kaynağı olmuştur. Kaçan esirler, Osmanlı gemi sayıları ve rotaları
hakkında düşmana hayati bilgiler taşımıştır.
Osmanlılar, başkente gelen elçilerin sadece diplomat değil,
aynı zamanda bütçesi geniş birer istihbarat şefi olduğunu bildiklerinden,
onları adeta birer mahkûm gibi gözetim altında tutmuştur.
Savaş veya gerginlik dönemlerinde Habsburg elçileri
(Veltwyck, Busbecq) ve Venedik Balyosu (Marc'Antonio Barbaro) aylarca ev
hapsinde tutulmuştur. Elçilik binalarının sokağa bakan pencereleri tuğlayla
örülmüş, içerideki kâğıt ve mürekkebe el konulmuş, dışarıyla temas sadece erzak
getiren görevli (spenditore) ile sınırlandırılmıştır.
Bir casus yakalandığında öncelikli amaç sadece faili
cezalandırmak değildi; düşmanın operasyonel ağını (diğer hücreleri ve
istihbarat elemanlarını) deşifre etmek esastı.
Sorgularda işkence (tormentar) rutin bir metottu.
Sarayda güçlü bağlantıları olan veya uluslararası dengeleri tamamen
bozmak istenmeyen elit casuslar genellikle sürgün edilirdi. Habsburglar ile
kirli ilişkilere giren Yahudi saray gözdesi David Passi, Rodos'a sürülmüş,
canını kurtarsa da eski nüfuzunu kaybetmiştir.
Hülasa
Akdeniz'in iki yakasının birbirine ne kadar sıkı bağlarla
kenetlendiğini gösteren en çarpıcı unsur, dönemin en güçlü aktörlerinin ailevi
ilişkileridir.
Uluç Ali ve "Yeni Kalabriya" (Nuova Calabria):
Kalabriyalı bir balıkçı köyünden gelip Osmanlı Kaptan-ı Deryalığına yükselen
Uluç Ali, Müslüman olduktan sonra bile memleketiyle bağını koparmamış, annesi
dahil akrabalarını ve hemşerilerini İstanbul’a taşımıştır. Onun kurduğu bu
insani köprü nedeniyle Kasımpaşa/Tersane bölgesine dönem haritalarında ve
metinlerinde Nuova Calabria denmiştir.
Cigalazade Yusuf Sinan Paşa (Cicala Ailesi): Babası Habsburg
korsanı, annesi Hersekli (Osmanlı tebaası) olan Scipione Cicala, Enderun’da
yetişip vezir (Yusuf Sinan Paşa) olmuştur. Messina’yı Osmanlı donanmasıyla
kuşatırken annesiyle hasret giderecek kadar sınır-aşırı bir figürdür. Kardeşi
Carlo, hem Osmanlı askeri sınıfına (Nakşe dükası) girmiş hem de
Sakız-Sicilya-İstanbul arasında çift taraflı ajanlık yapmıştır. Cizvit papazı
olan kuzenleri ise Papa VIII. Clemens tarafından Paşa’yı Katolikliğe döndürmek
için elçi olarak gönderilmiştir.
Brutti-Bruni Ailesi: Arnavut kökenli bu aile de sınırları
anlamsız kılan bir diğer örnektir. Bartolomeo Brutti Osmanlı sarayında ve
Boğdan’da güç devşirirken, bir dayısı Katolik dünyasının en önemli kırılma
noktası olan Trent Konsülü’ne katılan bir piskopos (Giovanni Bruni), diğer
dayısı ise Malta Şövalyesi (Gasparo Bruni) olarak İnebahtı’da Osmanlı’ya karşı
savaşmıştır.
Bu karmaşık ilişkileri yazma veya basılı kaynaklarla çözmek
imkansızdır; doğrudan el yazması casus raporlarına ve arşiv belgelerine inmek
gerekir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder