1 Aralık 2022 Perşembe

Emrah Safa Gürkan - Sultanın Casusları - Özet / Notlar

Emrah Safa Gürkan - Sultanın Casusları - Notlar

16. Yüzyılda İstihbarat, Sabotaj ve Rüşvet Ağları, Kronik Kitap, 2017

 


Takdim / Giriş

Üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğunun yüzyıllarca ayakta kalmasının temel şartının, çevresindeki askeri ve siyasi gelişmeleri yakından takip edebilme kabiliyeti olduğu vurgulanıyor.

 

16. yüzyıl, merkezi devletlerin oluştuğu, savaş teknolojilerinin, modern diplomasinin ve gizli haber alma tekniklerinin hızla dönüştüğü bir çağdır.

 

Yeniçağ’da İstihbarat

16. yüzyıl istihbaratın ilk "Altın Çağı"dır

Coğrafi keşifler, matbaanın yaygınlaşması, Reformasyon ve uluslararası ticaretin gelişmesi "haberi" hayati bir meta haline getirmiştir. Dönemin el yazması haber bültenleri olan avvisiler, modern gazetenin öncüsü olarak bilginin devlet tekelinden çıkıp kamusal alana yayılmasını sağlamıştır.

 

Akdeniz'e bakışta iki temel ekol

Dikotomik (İki Kutuplu) Ekol: Henri Pirenne, Bernard Lewis ekolü, Paolo Preto, Andrew Hess, Robert C. Davis ve Samuel Huntington.

Akdeniz Hıristiyanlık ve İslam arasında çatışma alanıdır.

 

Braudelci Ekol: Dini ve siyasi sınırlar Akdeniz'i bölememiştir.

 

Kaynaklar

Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki Mühimme Defterleri sistemin işleyişini gösterse de operasyonel detay vermez.

Sadece Osmanlı kaynaklarına dayanarak yapılan çalışmalar "Osmanlı'nın casus kullandığı" gibi malumu ilam eden yüzeysel sonuçlara mahkumdur.

 

16. yüzyılda Venedik, Madrid, Ragusa, Floransa gibi merkezlerin mukim elçilik sistemleri ve gelişmiş kançılaryaları sayesinde binlerce operasyonel casus raporu günümüze ulaşmıştır.

 

Müdeccel (Mudejar): 1492 sonrası İspanya'da Müslüman kalmasına izin verilenler. Osmanlı katipleri, sonradan zorla Hıristiyan yapılan Moriscolar için de bu terimi kullanmıştır.

 

İki İmparatorluk, Bir Deniz: Bahr-ı Sefid’de Osmanlı-Habsburg Mücadelesi

Habsburg İmparatorluğu (Venüs'ün Lavtası): Başlangıçta Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu içinde önemsiz bir aile olan Habsburglar; Burgonya, Alçak Ülkeler (Benelüks), İspanya, Napoli, Sicilya ve Amerika kolonilerini tamamen stratejik hanedan evlilikleri ve miras yoluyla tek bir hükümdarın (Şarlken) elinde toplamıştır.

 

16. yüzyıl dünyasında Hicri 1000 yılı yaklaşırken, her iki hükümdar da kendisini kıyametten önceki "Son Dünya Hükümdarı" olarak görmüş ve göstermiştir:

Kanuni Sultan Süleyman: İslam dünyasının müceddidi (yenileyicisi), Hak dinini dünyaya yayacak olan Sahib-kıran ve Mehdi-yi ahirü'z-zaman olarak konumlandırıldı. Şarlken'e yazdığı mektuplarda ona "İmparator" demeyi reddedip sadece "İspanya Kralı" hitabını kullandı.

İmparator Şarlken (V. Carolus): Şansölyesi Gattinara'nın çizdiği Monarchia Universalis (Evrensel Monarşi) modeline göre, Hz. İsa'nın bin yıllık krallığından önce Kudüs'ü geri alacak evrensel Hıristiyan lider olarak görüldü.

 

1526 Mohaç Meydan Muharebesi ile Macar Kralı Layoş’un ölmesi, iki imparatorluğu Orta Avrupa'da direkt komşu ve karşı karşıya getirdi.

Zâpolya’nın ölümünden sonra Habsburgların bölgeyi ele geçirme hamlelerine karşılık Osmanlı Macaristan'ı doğrudan merkeze bağlandı ve Budin Beylerbeyliği kuruldu.

Gerek 1529 Viyana Kuşatması’nda gerekse 1532 seferinde Habsburglar Osmanlı ordusunun karşısına çıkmaktan kaçındı; bu yıpratıcı süreç iki tarafı 1533'te İstanbul Antlaşması'na zorladı.

 

Barbaros Kardeşler 1516'da Cezayir'e yerleşerek İspanyol (Habsburg) hakimiyetine karşı üs kurdular. Oruç Reis'in ölümünden sonra Hızır Reis (Hayreddin), İstanbul ile ilişkilerini sıkı tuttu.

Habsburgların 1532'de Mora kıyılarını (Koron, Patras) kolayca alması üzerine Osmanlı, donanmayı modernize etmek için Barbaros’u İstanbul’a çağırıp Kapudan-ı Derya ilan etti.

 

Preveze Zaferi ile Doğu Akdeniz'de Osmanlı üstünlüğü perçinlendi. Şarlken'in 1541'deki Cezayir seferi ise kötü hava koşulları nedeniyle büyük bir bozgunla sonuçlandı ve Habsburglar Akdeniz'de savunmaya çekildi.

 

Fransa Kralı I. François, 1525 Pavia Muharebesi'nde Şarlken’e esir düşünce, annesi Savoylu Louise vasıtasıyla Kanuni’den yardım istedi. Bu durum dinler üstü, tamamen makyavelist bir ittifak doğurdu:

Osmanlılar, Habsburg evrensel monarşisini bölmek için Fransa’ya 100.000 altın borç verdi ve Protestan prensleri destekledi.

Fransa, Papalık’tan aldığı "Rex Christianissimus" (En Hıristiyan Kral) unvanına tezat şekilde Osmanlı donanmasını Toulon limanında misafir etti (1543-1544).

Osmanlı istihbaratı ve donanması, Habsburg karşıtı yerel isyanları (Napoli asillerinin isyanı, Korsika'da Cenova karşıtı Sampieru Corso hareketi) bizzat el altından ve lojistik olarak destekledi.

 

Cerbe, Malta ve İnebahtı

1560 Cerbe Zaferi: Piyale Paşa, Habsburg donanmasını ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zafer Preveze'den daha büyük kayıplara yol açtı ve İtalya'da muazzam bir panik (Braudel'in tasviriyle) yarattı. Ancak Osmanlı bu stratejik avantajın semeresini toplamakta gecikti.

 

1565 Malta Kuşatması: Turgud Reis'in şehit düştüğü bu kuşatma Osmanlı için başarısızlıkla sonuçlandı ve Batı Akdeniz'deki mutlak ilerleyiş sınırına ulaştı.

 

1570-1571 Kıbrıs'ın Fethi: II. Selim döneminde, Sokollu Mehmed Paşa’nın itirazlarına rağmen Lala Mustafa ve Piyale Paşalar ile Yasef Nasi'nin hırsları sonucu Kıbrıs fethedildi. Ancak bu hamle Hıristiyan dünyasını birleştirdi.

 

1571 İnebahtı (Lepanto) Bozgunu: Kıbrıs'ın intikamı olarak Papa liderliğindeki Kutsal İttifak, Osmanlı donanmasını neredeyse tamamen yok etti.

 

1574 Tunus'un Geri Alınması: Uluç Ali Paşa (Kılıç Ali) önderliğinde yeniden inşa edilen donanma, Habsburgların geri aldığı Tunus ve Halkü'l-Vad limanını kesin olarak Osmanlı mülkü yaptı.

 

Kadırga savaşlarında asıl belirleyici unsur gemi sayısı değil; fırtınaya, açlığa ve kürek çekme şartlarına dayanıklı yıllanmış kürekçiler ile tecrübeli denizcilerdir. Osmanlı, İnebahtı'da sadece gemilerini değil, telafisi imkansız binlerce tecrübeli denizcisini ve köle kürekçisini kaybetmiştir.

 

1580'lere gelindiğinde her iki imparatorluk da Akdeniz'deki iddialarından vazgeçmek zorunda kalmıştır.

Habsburgların (II. Felipe) Tıkanma Nedenleri:

Mali İflas (1575): Peru’dan (Potosi) gelen gümüşe rağmen devasa savaş maliyetleri yüzünden İspanya iflas bayrağını çekti.

Kuzey ve Batı Avrupa Krizleri: Alçak Ülkeler’deki (Hollanda) Protestan isyanı bastırılamadı. Fransa'daki Katolik-Protestan iç savaşına (Huguenotlar) para akıtmak zorunda kaldılar.

İngiltere Fiyaskosu (1588): Yenilmez Armada’nın İngiltere karşısında uğradığı muazzam hezimet, İspanya'yı Akdeniz'de lüks bir savaşa girmekten alıkoydu.

 

Osmanlıların Tıkanma Nedenleri:

Doğu Cephesi (1577-1590): Safevilerle başlayan ve 13 yıl süren yıpratıcı kara savaşları tüm bütçeyi emdi.

Enflasyon ve Ekonomi Krizi (1584): Amerika gümüşünün Avrupa üzerinden Osmanlı pazarına girmesiyle yaşanan büyük tağşiş (paranın değerinin düşürülmesi), ekonomiyi çökertti ve yeniçeri isyanlarını tetikledi.

 

Savaştan bitkin düşen iki dev, prestij kaybetmeden masaya oturmanın yollarını aradı.

Osmanlıların yakaladığı Habsburg casusu Martin de Acuña, canını kurtarmak için kendisinin II. Felipe'nin resmi elçisi olduğu yalanını söyledi. İstanbul'daki istihbarat şefi Aurelio Santa Croce ve tercüman Hürrem Bey'in yardımıyla sahte belgeler düzenlenerek Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa ikna edildi.

Bu sahte süreç üzerinden yürüyen 40 aylık müzakereler, 1581 Şubat'ında 3 yıllık bir ateşkesle sonuçlandı. Resmi bir barış değil, resmi vasfı olmayan bir elçiyle yapılan bu ateşkes sayesinde iki taraf da onurunu korudu.

 

1593'te başlayan Osmanlı-Avusturya (Uzun Savaşlar) ve ardından gelen İran savaşları ile Akdeniz siyaseti tamamen rafa kalktı.

 

Osmanlı Casusları ve İstihbarat Operasyonları

Osmanlı casusları, masa başında yetişmiş bürokratlar değil, coğrafyayı ve yerel kültürleri çok iyi bilen aksiyon insanlarıdır.

Mühtediler (Din Değiştirenler): En büyük grubu oluştururlar. İspanya’da din değiştirmeye zorlanan Müslüman kökenli müdecceller (Moriskolar), esir düşüp Enderun'da yetişen veya İslam'ı seçen İtalyan, İspanyol ve Rum kökenli denizciler bu gruptadır.

Hıristiyan Yerliler: Osmanlı tebaası olan Rum denizciler veya Balkan kökenli Hıristiyanlar.

Din Adamları: Ortodoks piskoposlar veya metropolitler (Örn: Trent Konsülü’ne katılma bahanesiyle dolaşan Selanik Metropoliti Macharius).

Tüccarlar ve Esir Tacirleri: İşleri gereği her iki tarafta da en üst düzey yetkililerle (kral naipleri, dükler) yasal olarak görüşebilen, Akdeniz’in ortak melez dili lingua francayı konuşan kişiler (Örn: Ali Moro).

 

16. yüzyılda, bir casusun işini iyi yapabilmesi için şu niteliklere sahip olması gerekirdi:

Çok Dil Bilmek (Poliglotluk): Dönemin casus profiline uyan Erdelli Marxeben Lener; Almanca, Macarca, Ulahça, Venedikçe ve Türkçe bilmekteydi.

Kültürel Kamuflaj Yeteneği: Din adamı kılığına (keşiş cübbesi) girebilmek, Hıristiyan kıyafeti (veste alla franca) giyerek İtalya'da serbestçe dolaşabilmek.

Akrabalık ve İletişim Ağları: Kaptan-ı deryaların (Kılıç Ali Paşa, Uluç Hasan Paşa, Cigalazade Yusuf Sinan Paşa) Avrupa'da kalan Hıristiyan akrabaları, bilgi akışı için doğal birer istasyon vazifesi görüyordu.

İkna Kabiliyeti ve Dolandırıcılık: Yabancı hükümdarları (Örn: İmparator II. Maximilian veya Papa IX. Innocentius) uçuk projelere ikna edip para sızdırabilecek kadar zeki ve ağzı laf yapan (geveze/parlero) tipler olmak.

 

Osmanlı casusluk faaliyetleri genel olarak yüksek bir başarı yüzdesine sahipti.

Habsburg yetkilileri, Napoli limanlarına gelen şüpheli Rum denizcilerin Osmanlı casusu olup olmadığını anlamak için sünnet kontrolü yapıyordu.

Yakalanan casuslar din değiştirdikleri (mürted oldukları) için Engizisyon mahkemelerinde ağır işkencelerden (Filistin askısı / cuerda) geçirilir, birçoğu zindanlarda ölürdü.

 

Kandiyeli Constantino/Muhammed ve Yeniçeri Ahmed

Korsan lideri ve Trablusgarp Beylerbeyi Turgud Reis, 1561-1562 kışında Sicilya’nın Sirakuz şehrine istihbarat toplamak üzere iki ajan gönderir.

Constantino: Girit (Kandiye) doğumlu bir Rum mühtedidir. Müslüman olunca Muhammed adını almıştır. Dönemin gaza peşinde koşan korsan profilinin (Hıristiyan doğup sonradan Müslüman olan fırsatçılar) tipik bir örneğidir.

Yeniçeri Ahmed: Devşirme değil, Batı Anadolu kökenli gönüllü bir Müslümandır. Daha önce Malta şövalyelerine esir düştüğü için hedef bölge olan Sirakuz’u iyi tanımaktadır.

 

Kötü hava şartlarına rağmen Sirakuz’a ulaşan casuslardan Constantino, şehir kapısında kendisini Trablus’taki kölelik günlerinden tanıyan bir askere denk gelir. Akdeniz’in küçük ve akışkan liman dünyasının bir cilvesi olarak tesadüfen deşifre olur ve yakalanır.

Constantino baskı görünce hemen çözülür ve Turgud Reis’in Akdeniz stratejisini açıklar.

 

Gabriel Defrens (Frenk Mahmud)

1554/1555 Blois doğumludur. İskenderiye’deki Fransız konsolosunun oğludur ve Fransız prensesi Diane de France’ın maiyetinde yetişmiştir. Babasının yanına giderken Dalmaçya’da Morlak haydutları tarafından kaçırılarak Osmanlılara köle olarak satılmış, sonrasında Müslüman olup saray çevresine sızmayı başarmıştır.

Saraya lüks metal (saat vb. mekanik aletler) alan bir hassa tüccarı ve Fransız elçiliğinde tercümandır. Bu iki kimlik, onun devletler arasında rahatça seyahat etmesini sağlayan birer casusluk kılıfıdır.

 

İstanbul ile Madrid arasındaki büyük savaşı bitirecek ateşkes görüşmeleri başlarken İspanya'ya gönderilir. Oradan İngiltere’ye geçerek Kraliçe I. Elizabeth’e Sultan III. Murad'ın mektubunu iletir. Bu mektuplar, İngilizlerin 1580'de kapitülasyon almasının önünü açmıştır.

 

1580 / İspanya'ya karşı ayaklanan Kalvinistlerin lideri Willem van Oranje’ye III. Murad’ın destek mektubunu sunar.

29 Mart 1582'de İstanbul'a döner ve bu noktadan sonra arşivlerdeki izi kaybolur.

 

Osmanlı İstihbaratının Kaynakları

Osmanlı Devleti, yerleşik istihbarat ağlarının zayıf olduğu dönemlerde hareket halindeki insan gücünden (ticari ve zorunlu göçler) üst düzeyde yararlanmıştır.

 

Tüccarlar (Rencber Taifesi): "Osmanlı Müslümanları ticaret yapmazdı" mitinin aksine; Venedik, Ankona ve Marsilya gibi merkezlerde Müslüman ve Osmanlı tebaası gayrimüslim tüccarlar aktiftir. Budin Beylerbeyi'ni Orta Avrupa'daki gelişmelerden haberdar eden ana kollardan biri bu gruptur. Hatta gemilerinde Jeronimo Amiqui gibi profesyonel casusları taşımışlardır.

 

Firariler: Hıristiyan topraklarından kaçan veya fidyeyle kurtulan Müslüman esirler, en güncel ve sıcak askeri istihbarat kaynaklarıdır:

 

Malta Tahkimatı (1570): Sokollu Mehmed Paşa, Kıbrıs Seferi yerine donanmayı Malta'ya yönlendirmek için eski bir esiri sorgulamış; ancak esirin adadaki tahkimatın ve lojistiğin mükemmel olduğunu söylemesi üzerine bu plandan (ve hayal kırıklığıyla) vazgeçmiştir.

 

İnebahtı Sonrası (1571-1572): İnebahtı yenilgisinin ardından kaçıp gelen esirler ve gemi görevlileri, Venedik filosunun Mora ve Ayamavra'ya yönelik saldırı planlarını ihbar ederek Osmanlı kıyı savunmasını şekillendirmiştir.

 

Korsanlar: Turgud Reis, Napoli ve Sicilya'daki Müslüman kölelerle karadan işaretleşerek operasyonlarını yönetmiş; bazı köleleri akrabalarından bilgi almaları karşılığında azat edip memleketlerine casus olarak geri yollamıştır.

 

İspanya'daki Müslümanlar (Müdecceller / Moriskolar) / Granada'nın düşüşünden sonra zorla Hıristiyanlaştırılan bu kitle, Kuzey Afrika (Cezayir) ve İstanbul ile sürekli irtibatta kalmıştır.

 

Lyon üzerinden İspanyol müdeccellerin istihbaratını İstanbul'a aktaran şebekeler kurulmuştur. Mehmed/Mahmud Çelebi (Manuel Enriquez) adında Venedik'te yaşayan bir müdeccel tüccar, İspanya'dan kovulan Müslümanların mülk senetlerini toplamış ve onları Osmanlı ordusuna devşirmiştir (Habsburglar bu yüzden kendisine suikast planlamıştır).

 

Campanella’nın başını çektiği Dominiken keşişler, Calabria'da Habsburg karşıtı bir cumhuriyet kurmak için Osmanlı Kapudan-ı Deryası Cigalazade Yusuf Sinan Paşa ile ittifak yapmıştır. Komplocular gemide Murad Reis ile görüşüp sultanın resmini ve fermanını almışlarsa da, komplo İspanyollarca erkenden çökertilmiştir. Komploculardan Dionisio Poncio, İstanbul’a kaçarak canını kurtarmıştır.

 

Avrupa'daki engizisyon baskısından kaçıp Osmanlı'ya sığınan Yahudiler, Akdeniz ticaret ağları sayesinde en organize bilgi akışını sağlamıştır.

 

Yasef Nasi: Kıbrıs Savaşı (1570) sırasında Venedik, Napoli ve Bolonya'da Nasi adına casusluk yapan Hıristiyan tüccar kılıklı birçok Yahudi muhbir (Simoni, Zizie vb.) yakalanmıştır.

 

Napoli Sürgünü: Barbaros Hayreddin Paşa ve Sadrazam İbrahim Paşa adına casusluk yapan ve Selanik'teki akrabaları vasıtasıyla İstanbul'a bilgi sızdıran geniş bir Marrano (gizli Yahudi) ağı deşifre edilince, Napoli Kral Naibi Pedro de Toledo tüm Yahudi cemaatini şehirden sürmüştür.

 

Osmanlı 18. yüzyılın sonuna kadar Avrupa'ya daimi elçi göndermemiş, sadece geçici elçiler (çavuş ve müteferrikalar) yollamıştır. Ancak bu geçici elçiler tam birer "şerefli casus" (espion honorable) gibi çalışmıştır.

Venedik Senatosu, Osmanlı elçilerinin muhbirlerle görüşmesini ve şehri gözlemlemesini engellemek için onları şehir merkezinden uzak, sürekli gözetim altındaki evlerde (Ca' Dandolo, Ca Ghisi) ağırlamış ve hareketlerini kısıtlamıştır.

 

Elçilerden bilgi almanın en büyük riski dezenformasyondur.

 

Ladislaus Mörth (İntikamcı Kâhya): Avusturya elçisinin kâhyası olan Mörth, eşcinsel ilişkisi yüzünden elçiden ceza alınca Osmanlıya sığınmış ve efendisinin gizli mektuplarını ihbar etmiştir. Bu mektuplar, Safiye Sultan’ın Avusturya elçisiyle gizli münasebetini ortaya çıkarmıştır.

 

Askeri İstihbarat

Osmanlı askeri planlamasının ilk aşaması düşman istihkâmlarının planlarını ve haritalarını ele geçirmekti.

 

İnebahtı Savaşı öncesinde tecrübeli denizci Karaca Ali, fark edilmemek için fırkatesini siyaha boyayarak gece gizlice Messina Limanı'na sızmış, Hıristiyan donanmasındaki gemileri tek tek saymış ve kıyıdan esirler yakalamıştır.

 

On Altıncı Yüzyılda Osmanlı İstihbaratının Kurumsal Yapısı

Venedik ve Habsburglar, istihbaratı merkezden denetleyen bürokratik kurumlar geliştirmişlerdir. Venedik'te Onlar Konseyi (Consiglio di Dieci) ve devlet sırlarını koruyan Devlet Engizitörleri (Inquisitori di Stato) bu işi yürütürken; Habsburglar'da devlet sekreterleri ve II. Felipe döneminde ortaya çıkan "Büyük Casus" (Espia Mayor / Superintendente de las inteligencias secretas) makamı istihbaratı standartlaştırmıştır.

 

Osmanlı İmparatorluğu

Kalemiyye sınıfının (bürokrasi) gelişmesine rağmen istihbarat alanında merkezi bir kurum tesis edilmemiştir. Bunun temel nedeni, taşra idaresinin yerel aktörlerden ziyade Enderun kökenli paşaların ve onların "paşa kapuları" (hane halkları) tarafından domine edilmesidir.

 

İstihbarat toplama yükümlülüğü devlet kurumlarının değil, üst düzey devlet görevlilerinin (ekâbir) kendi bütçeleriyle besledikleri şebekelerin elindeydi.

 

Resmi görevi olmadığı halde finansal, ticari ve diplomatik güçleriyle sarayda nüfuz kazanan ve Osmanlı adına istihbarat toplayan Alvise Gritti Şarlken'e karşı ittifak görüşmeleri yürütmüş, kardeşleri (Zorzi ve Lorenzo) vasıtasıyla casusluk ağları kurmuştur.

 

Avrupa'dan (İber Yarımadası) kaçıp Osmanlı'ya sığınan Marrano Yahudileri (Yasef Nasi, Alvaro Mendes, David Passi) Bolonya, Ferrara, Prag, Krakov gibi şehirlerdeki geniş Yahudi cemaat ağlarını istihbarat için kullanmışlardır.

 

Habsburg ve Venedik gibi devletler istihbaratı merkezi bürokratik kurumlarla en ince detayına kadar yönetirken, Osmanlı İmparatorluğu esnek ve adem-i merkeziyetçi (merkez dışı) bir model benimsemiştir.

 

Osmanlı belgelerinde casuslar için spesifik nitelikler yerine genellikle sadece "yarar" (işe yarar, yetenekli) sıfatı kullanılır.

 

Erken dönem kayıtlarına göre casuslara genellikle 1000 akçe (dönemin işçi yevmiyelerine göre oldukça iyi bir meblağ) sabit ödeme yapılırdı (İnamat Defterleri).

 

Menzil Sistemi

16. yüzyılda İstanbul, ordunun lojistiğini sağlamak ve haberleşmeyi hızlandırmak amacıyla menzilhaneler (konaklama ve posta noktaları) ağını doğrudan merkezi devlet eliyle yönetmiştir.

Lütfi Paşa, coğrafi şartlara göre 3 ila 18 saatlik mesafelerle konaklama noktaları (menziller) tesis etti.

Sistemin masrafları, yöre halkının (menzilkeş) avarız ve bedel-i nüzul (olağanüstü vergiler) karşılığı yaptığı zorunlu hizmetle karşılandı. Ulaklar bindikleri atın parasını menzilciye nakden ödemek zorundaydı.

 

Pierre Sardella’nın verilerine göre, 16. yüzyılda İstanbul'dan Venedik'e bir haberin ulaşma ağırlıklı ortalaması 37 gündür.

 

Osmanlı Karşı İstihbaratı (Kontrespiyonaj)

Geniş coğrafi sınırları kontrol etmenin zorluğu karşısında Osmanlı yönetimi hem fiziki hem de bürokratik önlemlere başvurmuştur.

Savaş veya yüksek casusluk şüphesi dönemlerinde Venedik, Lehistan, Moskova ve hatta Osmanlı haraçgüzarı Ragusa (Dubrovnik) sınırları tamamen kapatılmıştır.

Osmanlı tebaası olmayan yabancıların seyahat edebilmesi için sultan veya yetkili mercilerden "aman" belgesi (pasaport/vize benzeri) alması zorunlu kılınmıştır. Belgesiz seyahat eden yabancılar doğrudan casus şüphesiyle gözaltına alınmıştır.

 

Düşman casuslarının (örneğin Giovanni Maria Renzo) yakalanmamak için Fransız elçisi, tüccar veya en yaygın şekliyle keşiş/din adamı kılığına girerek Osmanlı topraklarında keşif (tarassut/tecessüs) yaptıkları görülmektedir.

 

Beşinci kol faaliyetleri

Arnavutluk, Manya ve Kıbrıs Savaşı (1570-1571) döneminde Mora ve Adalar civarındaki bazı Ortodoks din adamları ve asilzadeler, Habsburg (Don Juan) ve Venedik donanmalarına Osmanlı askerî durumu hakkında bilgi aktarmıştır.

 

İstanbul (özellikle Pera/Galata) yabancı diplomatik misyonlar ve Katolik cemaatler nedeniyle bir casusluk merkeziydi.

 

Tersane-i Amire'de çalışan mühtediler (sonradan Müslüman olanlar) ve Hıristiyan esir kürekçiler, düşman istihbarat ağları için birer muhbir kaynağı olmuştur. Kaçan esirler, Osmanlı gemi sayıları ve rotaları hakkında düşmana hayati bilgiler taşımıştır.

 

Osmanlılar, başkente gelen elçilerin sadece diplomat değil, aynı zamanda bütçesi geniş birer istihbarat şefi olduğunu bildiklerinden, onları adeta birer mahkûm gibi gözetim altında tutmuştur.

Savaş veya gerginlik dönemlerinde Habsburg elçileri (Veltwyck, Busbecq) ve Venedik Balyosu (Marc'Antonio Barbaro) aylarca ev hapsinde tutulmuştur. Elçilik binalarının sokağa bakan pencereleri tuğlayla örülmüş, içerideki kâğıt ve mürekkebe el konulmuş, dışarıyla temas sadece erzak getiren görevli (spenditore) ile sınırlandırılmıştır.

 

Bir casus yakalandığında öncelikli amaç sadece faili cezalandırmak değildi; düşmanın operasyonel ağını (diğer hücreleri ve istihbarat elemanlarını) deşifre etmek esastı.

Sorgularda işkence (tormentar) rutin bir metottu.

Sarayda güçlü bağlantıları olan veya uluslararası dengeleri tamamen bozmak istenmeyen elit casuslar genellikle sürgün edilirdi. Habsburglar ile kirli ilişkilere giren Yahudi saray gözdesi David Passi, Rodos'a sürülmüş, canını kurtarsa da eski nüfuzunu kaybetmiştir.

 

Hülasa

Akdeniz'in iki yakasının birbirine ne kadar sıkı bağlarla kenetlendiğini gösteren en çarpıcı unsur, dönemin en güçlü aktörlerinin ailevi ilişkileridir.

 

Uluç Ali ve "Yeni Kalabriya" (Nuova Calabria): Kalabriyalı bir balıkçı köyünden gelip Osmanlı Kaptan-ı Deryalığına yükselen Uluç Ali, Müslüman olduktan sonra bile memleketiyle bağını koparmamış, annesi dahil akrabalarını ve hemşerilerini İstanbul’a taşımıştır. Onun kurduğu bu insani köprü nedeniyle Kasımpaşa/Tersane bölgesine dönem haritalarında ve metinlerinde Nuova Calabria denmiştir.

 

Cigalazade Yusuf Sinan Paşa (Cicala Ailesi): Babası Habsburg korsanı, annesi Hersekli (Osmanlı tebaası) olan Scipione Cicala, Enderun’da yetişip vezir (Yusuf Sinan Paşa) olmuştur. Messina’yı Osmanlı donanmasıyla kuşatırken annesiyle hasret giderecek kadar sınır-aşırı bir figürdür. Kardeşi Carlo, hem Osmanlı askeri sınıfına (Nakşe dükası) girmiş hem de Sakız-Sicilya-İstanbul arasında çift taraflı ajanlık yapmıştır. Cizvit papazı olan kuzenleri ise Papa VIII. Clemens tarafından Paşa’yı Katolikliğe döndürmek için elçi olarak gönderilmiştir.

 

Brutti-Bruni Ailesi: Arnavut kökenli bu aile de sınırları anlamsız kılan bir diğer örnektir. Bartolomeo Brutti Osmanlı sarayında ve Boğdan’da güç devşirirken, bir dayısı Katolik dünyasının en önemli kırılma noktası olan Trent Konsülü’ne katılan bir piskopos (Giovanni Bruni), diğer dayısı ise Malta Şövalyesi (Gasparo Bruni) olarak İnebahtı’da Osmanlı’ya karşı savaşmıştır.

 

Bu karmaşık ilişkileri yazma veya basılı kaynaklarla çözmek imkansızdır; doğrudan el yazması casus raporlarına ve arşiv belgelerine inmek gerekir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder