Merritt
Moseley - Julian
Barnes'ı Anlamak - Notlar
Understanding Julian Barnes, University of South Carolina
Press, 1997
Birinci Bölüm: Kariyer ve Genel Bakış
1980 yılında ilk romanıyla edebiyat dünyasına adım atan
Julian Barnes, eleştirmenler tarafından "İngiliz edebiyatının
bukalemunu" olarak adlandırılmıştır.
Kendi adıyla yazdığı ciddi kurgusal romanların yanı sıra Dan
Kavanagh takma adıyla polisiye gerilim romanları, kısa öyküler ve kurgu
dışı makaleler kaleme almıştır.
Fransız edebiyatına ve özellikle Gustave Flaubert'e derin
bir hayranlık duyar. Oxford Magdalen Koleji'nde modern diller eğitimi almış;
yayıncılık, sözlükçülük, edebiyat eleştirmenliği (The Guardian, New
Statesman) ve televizyon eleştirmenliği yapmıştır.
Metroland ile Somerset Maugham Ödülü'nü, Flaubert'in
Papağanı ile Fransa'da Prix Médicis'i kazanmış, Booker Ödülü adaylıkları ve
çeşitli uluslararası nişanlar elde etmiştir.
Barnes'ın romanları geleneksel roman kalıplarını ve
sınırlarını zorlar; anlatı ile deneme arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır.
Eserlerinin değişmez temaları; aşk, evlilik ilişkileri,
cinsel kıskançlık, sadakatsizlik, hakikat ile kurgunun karmaşıklığı ve insan
kalbinin değişmeyen tutkularıdır.
İkinci Bölüm: Metroland
Barnes'ın otobiyografik ögeler içeren ilk romanıdır (1980).
Christopher Lloyd adındaki gencin olgunlaşma, isyan ve ardından burjuva
sıradanlığına uyum sağlama sürecini anlatır.
Metroland (1963): Christopher ve arkadaşı
Toni'nin Londra banliyösündeki ergenlik yılları, Fransız kültürüne duydukları
hayranlık ve burjuvaziyi şok etme (épater la bourgeoisie) çabaları
işlenir.
Paris (1968): Paris'teki öğrencilik dönemi,
ilk cinsel tecrübesi (Annick) ve romantik idealizmin gerçeklikle sınanması ele
alınır.
Metroland II (1977): Christopher'ın Marion ile
evlenmesi, yayıncılık/reklamcılık sektörüne girmesi ve gençlik radikalizminden
vazgeçip banliyö mutluluğunu kabul etmesi anlatılır.
Her üç bölüm de "Nesne İlişkileri" (Object
Relations) adlı alt başlıklarla son bulur ve karakterin gelişim aşamalarını
simgeleyen nesnelere odaklanır.
Üçüncü Bölüm: Duffy
Barnes, popüler tür kurgusunu edebi itibarından ayrı tutmak
amacıyla Dan Kavanagh ismi için macera dolu, uydurma biyografiler yaratmıştır.
Ana karakter Duffy; biseksüel, polisten kumpasla
uzaklaştırılmış eski bir dedektif olup özel güvenlik danışmanlığı yapmaktadır.
Romanlar Londra'nın farklı ve karanlık alt kültürlerini ele
alır: Soho seks endüstrisi (Duffy), Heathrow Havaalanı'ndaki kaçakçılık
(Fiddle City), alt lig futbol kulüpleri (Putting the Boot In) ve
köpek yarışları ile zengin züppeliği (Going to the Dogs).
Dördüncü Bölüm: Benimle Tanışmadan Önce (Before She Met Me)
Kıskançlık ve saplantının insan zihnini nasıl yıkıma
sürüklediğini işleyen karanlık bir komedidir.
Tarih akademisyeni Graham Hendrick, eski bir oyuncu olan
ikinci eşi Ann'in kendisinden önceki cinsel geçmişini ve oynadığı filmleri
saplantı haline getirir.
Çapkın ve çifte standartlı romancı arkadaşı Jack Lupton ise
evlilik dışı ilişkiler ve zina konusunda bir "uzman" rolündedir.
Romanda insanın evrimsel "üç beyni" (sürüngen
beyni, eski memeli beyni, yeni memeli beyni) tartışılır; ilkel sürüngen
beyninin mantıklı ve medeni zihni nasıl ele geçirdiği gösterilir.
Romanın vurucu açılış cümlesi şöyledir: "Graham
Hendrick, karısının zina yaptığını ilk kez gördüğünde hiç aldırış etmedi.
Kendini kıkırdarken buldu."
Beşinci Bölüm: Flaubert'in Papağanı (Flaubert's Parrot)
Barnes'ın dünya çapında tanınmasını sağlayan ve roman
biçimini yeniden tanımlayan başyapıtıdır (1984).
Emekli doktor Geoffrey Braithwaite, Flaubert'in bir öyküsünü
yazarken masasında tuttuğu doldurulmuş papağanın izini sürmek için Fransa'ya
gider. Ancak iki ayrı müzede iki farklı "gerçek" papağanla
karşılaşınca nesnel hakikatin imkansızlığını kavrar.
Eser; alternatif kronolojiler, hayvanlar kitabı (bestiary),
tren gözlemcisi rehberi, sınav kağıdı ve Flaubert'in metresi Louise Colet'nin
ağzından yazılan savunma gibi farklı metin türlerini harmanlar.
Madam Bovary karakterinin göz rengi üzerine
eleştirmen Enid Starkie ile girilen polemik üzerinden kurgu ile gerçeklik
arasındaki sınırlar sorgulanır.
"Kitaplar size olayların açıklandığı yerdir; hayat ise
olayların anlatılmadığı yerdir."
Altıncı Bölüm: Güneşe Bakmak (Staring at the Sun)
1922 doğumlu Jean Serjeant adlı sıradan bir kadının
çocukluğundan 2021 yılındaki yaşlılığına kadar uzanan ömrünü konu alır.
Üç bölümden oluşan romanda; II. Dünya Savaşı pilotu Thomas
"Sun-Up" Prosser'ın uçakla güneşe yükselme deneyimi, Leslie Amca'nın
hileleri ve Jean'in oğlu Gregory'nin varoluşsal/teolojik soruları işlenir.
Çocukluğundan kalma "Vizon hayata karşı son derece
dayanıklıdır" cümlesi hayatın anlamını arayan ana motiftir.
"Güneşe bakmak", ölümle ve hayatın kaçınılmaz
çıplak gerçeğiyle doğrudan yüzleşmeyi simgeler.
Yedinci Bölüm: 10½ Bölümde Dünya Tarihi (A History of the World in 10½
Chapters)
Tarih yazımını, din mitlerini ve insanlığın felaketlerle
dolu serüvenini ironik bir yapıda ele alan 10.5 bölümlük romandır (1989).
Nuh'un gemisindeki olayların kaçak bir tahta kurdu gözünden
anlatıldığı ilk bölüm (The Stowaway), teröristlerce kaçırılan yolcu
gemisi (Visitors), Medusa'nın Salı tablosunun incelendiği sanat denemesi
(Shipwreck) ve Cennet rüyası (The Dream) gibi bağımsız ama
tematik olarak bağlı parçalardan oluşur.
Barnes'ın doğrudan kendi sesiyle konuştuğu yarım bölüm olan
"Parantez", tarihin yıkıcı ve anlamsız çarkına karşı koyabilecek tek
insani sığınağın aşk olduğunu savunur.
Sekizinci Bölüm: Bunu Konuşmak (Talking It Over)
Stuart, Oliver ve Gillian arasındaki aşk üçgenini işleyen,
karakterlerin doğrudan okuyucuya konuştuğu monolog yapısına sahip bir romandır
(1991).
Düzgün ve sıkıcı bankacı Stuart, gürültücü ve entelektüel
dostu Oliver ve her ikisi arasında kalan Gillian. Karakterler bir tiyatro
sahnesindeymiş gibi sırayla okuyucuya savunma yaparlar.
Zamanla Oliver, Gillian'ı Stuart'ın elinden alır ve evlenip
Fransa'ya yerleşirler; bu süreçte Stuart ile Oliver rollerini değiştirir.
Aşk ile para kavramları arasında ahlaki tarafsızlık ve
piyasa koşulları açısından benzerlikler kurulur.
Oliver aşk ile parayı şöyle kıyaslar: "Aşk ve
para... Her ikisi de nereye giderse gitsin, neyi geride bıraktığını umursamadan
yükselir... Para, daha da ilerledikçe bunu anlayın, ahlaki açıdan tarafsızdır."
Dokuzuncu Bölüm: Kirpi (The Porcupine)
Bulgaristan benzeri bir Doğu Avrupa ülkesinde komünizmin
çöküşünün ardından yaşanan siyasi yargılama sürecini anlatan romandır (1992).
Yargılanan devrik komünist diktatör Stoyo Petkanov ile onu
mahkum etmeye çalışan idealist ama sistemi sorgulayan savcı Peter Solinsky
arasındaki ahlaki ve hukuki duello anlatılır.
Diktatörü mahkum etmek adına sahte bir belgenin delil olarak
kullanılmasıyla, "amaçların araçları meşrulaştırması" mantığının hem
yeni demokraside hem de eski rejimde aynı kaldığı gösterilir.
Onuncu Bölüm: Kısa Hikayeler ve Kurgusal Olmayan Yazılar
Cross Channel (1996) derlemesinde İngilizler ile
Fransızlar arasındaki tarihi ve kültürel karşılaşmaları işleyen öyküler (Dragons,
Interference, Experiment) incelenir.
Barnes'ın The New Yorker dergisine yazdığı Londra
mektupları (Letters from London, 1995), Fransız müzisyen Jacques Brel
hakkındaki yazıları ve Arthur Koestler ile satranç anıları değerlendirilir.
On Birinci Bölüm: Sonuç
Barnes; Vladimir Nabokov, Italo Calvino ve Milan Kundera
gibi uluslararası ustalarla karşılaştırılır.
Sadece teknik oyunlar oynan bir postmodernist değil; George
Eliot ve Nathaniel Hawthorne gibi insan kalbinin gerçeklerine, ahlaki
sorumluluğa ve dürüstlüğe inanan hümanist ve liberal bir yazardır.
Barnes'ın tüm kariyerine yön veren temel ilke Flaubert'ten
mülhemdir: "Yazmak için, bunun sizin için yeni bir ayrılış olduğuna ve
yalnızca sizin için değil, aynı zamanda romanın tüm tarihi için yeni bir
ayrılış olduğuna kendinizi ikna etmelisiniz."
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder