15 Mart 2012 Perşembe

Merritt Moseley - Julian Barnes'ı Anlamak - Notlar

Merritt Moseley -  Julian Barnes'ı Anlamak - Notlar

Understanding Julian Barnes, University of South Carolina Press, 1997

 


Birinci Bölüm: Kariyer ve Genel Bakış

1980 yılında ilk romanıyla edebiyat dünyasına adım atan Julian Barnes, eleştirmenler tarafından "İngiliz edebiyatının bukalemunu" olarak adlandırılmıştır.

 

Kendi adıyla yazdığı ciddi kurgusal romanların yanı sıra Dan Kavanagh takma adıyla polisiye gerilim romanları, kısa öyküler ve kurgu dışı makaleler kaleme almıştır.

 

Fransız edebiyatına ve özellikle Gustave Flaubert'e derin bir hayranlık duyar. Oxford Magdalen Koleji'nde modern diller eğitimi almış; yayıncılık, sözlükçülük, edebiyat eleştirmenliği (The Guardian, New Statesman) ve televizyon eleştirmenliği yapmıştır.

 

Metroland ile Somerset Maugham Ödülü'nü, Flaubert'in Papağanı ile Fransa'da Prix Médicis'i kazanmış, Booker Ödülü adaylıkları ve çeşitli uluslararası nişanlar elde etmiştir.

 

Barnes'ın romanları geleneksel roman kalıplarını ve sınırlarını zorlar; anlatı ile deneme arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır.

 

Eserlerinin değişmez temaları; aşk, evlilik ilişkileri, cinsel kıskançlık, sadakatsizlik, hakikat ile kurgunun karmaşıklığı ve insan kalbinin değişmeyen tutkularıdır.

 

İkinci Bölüm: Metroland

Barnes'ın otobiyografik ögeler içeren ilk romanıdır (1980). Christopher Lloyd adındaki gencin olgunlaşma, isyan ve ardından burjuva sıradanlığına uyum sağlama sürecini anlatır.

 

Metroland (1963): Christopher ve arkadaşı Toni'nin Londra banliyösündeki ergenlik yılları, Fransız kültürüne duydukları hayranlık ve burjuvaziyi şok etme (épater la bourgeoisie) çabaları işlenir.

Paris (1968): Paris'teki öğrencilik dönemi, ilk cinsel tecrübesi (Annick) ve romantik idealizmin gerçeklikle sınanması ele alınır.

Metroland II (1977): Christopher'ın Marion ile evlenmesi, yayıncılık/reklamcılık sektörüne girmesi ve gençlik radikalizminden vazgeçip banliyö mutluluğunu kabul etmesi anlatılır.

 

Her üç bölüm de "Nesne İlişkileri" (Object Relations) adlı alt başlıklarla son bulur ve karakterin gelişim aşamalarını simgeleyen nesnelere odaklanır.

 

Üçüncü Bölüm: Duffy

Barnes, popüler tür kurgusunu edebi itibarından ayrı tutmak amacıyla Dan Kavanagh ismi için macera dolu, uydurma biyografiler yaratmıştır.

 

Ana karakter Duffy; biseksüel, polisten kumpasla uzaklaştırılmış eski bir dedektif olup özel güvenlik danışmanlığı yapmaktadır.

 

Romanlar Londra'nın farklı ve karanlık alt kültürlerini ele alır: Soho seks endüstrisi (Duffy), Heathrow Havaalanı'ndaki kaçakçılık (Fiddle City), alt lig futbol kulüpleri (Putting the Boot In) ve köpek yarışları ile zengin züppeliği (Going to the Dogs).

 

Dördüncü Bölüm: Benimle Tanışmadan Önce (Before She Met Me)

Kıskançlık ve saplantının insan zihnini nasıl yıkıma sürüklediğini işleyen karanlık bir komedidir.

 

Tarih akademisyeni Graham Hendrick, eski bir oyuncu olan ikinci eşi Ann'in kendisinden önceki cinsel geçmişini ve oynadığı filmleri saplantı haline getirir.

Çapkın ve çifte standartlı romancı arkadaşı Jack Lupton ise evlilik dışı ilişkiler ve zina konusunda bir "uzman" rolündedir.

 

Romanda insanın evrimsel "üç beyni" (sürüngen beyni, eski memeli beyni, yeni memeli beyni) tartışılır; ilkel sürüngen beyninin mantıklı ve medeni zihni nasıl ele geçirdiği gösterilir.

 

Romanın vurucu açılış cümlesi şöyledir: "Graham Hendrick, karısının zina yaptığını ilk kez gördüğünde hiç aldırış etmedi. Kendini kıkırdarken buldu."

 

Beşinci Bölüm: Flaubert'in Papağanı (Flaubert's Parrot)

Barnes'ın dünya çapında tanınmasını sağlayan ve roman biçimini yeniden tanımlayan başyapıtıdır (1984).

 

Emekli doktor Geoffrey Braithwaite, Flaubert'in bir öyküsünü yazarken masasında tuttuğu doldurulmuş papağanın izini sürmek için Fransa'ya gider. Ancak iki ayrı müzede iki farklı "gerçek" papağanla karşılaşınca nesnel hakikatin imkansızlığını kavrar.

 

Eser; alternatif kronolojiler, hayvanlar kitabı (bestiary), tren gözlemcisi rehberi, sınav kağıdı ve Flaubert'in metresi Louise Colet'nin ağzından yazılan savunma gibi farklı metin türlerini harmanlar.

Madam Bovary karakterinin göz rengi üzerine eleştirmen Enid Starkie ile girilen polemik üzerinden kurgu ile gerçeklik arasındaki sınırlar sorgulanır.

 

"Kitaplar size olayların açıklandığı yerdir; hayat ise olayların anlatılmadığı yerdir."

 

Altıncı Bölüm: Güneşe Bakmak (Staring at the Sun)

1922 doğumlu Jean Serjeant adlı sıradan bir kadının çocukluğundan 2021 yılındaki yaşlılığına kadar uzanan ömrünü konu alır.

Üç bölümden oluşan romanda; II. Dünya Savaşı pilotu Thomas "Sun-Up" Prosser'ın uçakla güneşe yükselme deneyimi, Leslie Amca'nın hileleri ve Jean'in oğlu Gregory'nin varoluşsal/teolojik soruları işlenir.

 

Çocukluğundan kalma "Vizon hayata karşı son derece dayanıklıdır" cümlesi hayatın anlamını arayan ana motiftir.

"Güneşe bakmak", ölümle ve hayatın kaçınılmaz çıplak gerçeğiyle doğrudan yüzleşmeyi simgeler.

 

Yedinci Bölüm: 10½ Bölümde Dünya Tarihi (A History of the World in 10½ Chapters)

Tarih yazımını, din mitlerini ve insanlığın felaketlerle dolu serüvenini ironik bir yapıda ele alan 10.5 bölümlük romandır (1989).

 

Nuh'un gemisindeki olayların kaçak bir tahta kurdu gözünden anlatıldığı ilk bölüm (The Stowaway), teröristlerce kaçırılan yolcu gemisi (Visitors), Medusa'nın Salı tablosunun incelendiği sanat denemesi (Shipwreck) ve Cennet rüyası (The Dream) gibi bağımsız ama tematik olarak bağlı parçalardan oluşur.

 

Barnes'ın doğrudan kendi sesiyle konuştuğu yarım bölüm olan "Parantez", tarihin yıkıcı ve anlamsız çarkına karşı koyabilecek tek insani sığınağın aşk olduğunu savunur.

 

Sekizinci Bölüm: Bunu Konuşmak (Talking It Over)

Stuart, Oliver ve Gillian arasındaki aşk üçgenini işleyen, karakterlerin doğrudan okuyucuya konuştuğu monolog yapısına sahip bir romandır (1991).

 

Düzgün ve sıkıcı bankacı Stuart, gürültücü ve entelektüel dostu Oliver ve her ikisi arasında kalan Gillian. Karakterler bir tiyatro sahnesindeymiş gibi sırayla okuyucuya savunma yaparlar.

 

Zamanla Oliver, Gillian'ı Stuart'ın elinden alır ve evlenip Fransa'ya yerleşirler; bu süreçte Stuart ile Oliver rollerini değiştirir.

Aşk ile para kavramları arasında ahlaki tarafsızlık ve piyasa koşulları açısından benzerlikler kurulur.

 

Oliver aşk ile parayı şöyle kıyaslar: "Aşk ve para... Her ikisi de nereye giderse gitsin, neyi geride bıraktığını umursamadan yükselir... Para, daha da ilerledikçe bunu anlayın, ahlaki açıdan tarafsızdır."

 

Dokuzuncu Bölüm: Kirpi (The Porcupine)

Bulgaristan benzeri bir Doğu Avrupa ülkesinde komünizmin çöküşünün ardından yaşanan siyasi yargılama sürecini anlatan romandır (1992).

 

Yargılanan devrik komünist diktatör Stoyo Petkanov ile onu mahkum etmeye çalışan idealist ama sistemi sorgulayan savcı Peter Solinsky arasındaki ahlaki ve hukuki duello anlatılır.

 

Diktatörü mahkum etmek adına sahte bir belgenin delil olarak kullanılmasıyla, "amaçların araçları meşrulaştırması" mantığının hem yeni demokraside hem de eski rejimde aynı kaldığı gösterilir.

 

Onuncu Bölüm: Kısa Hikayeler ve Kurgusal Olmayan Yazılar

Cross Channel (1996) derlemesinde İngilizler ile Fransızlar arasındaki tarihi ve kültürel karşılaşmaları işleyen öyküler (Dragons, Interference, Experiment) incelenir.

 

Barnes'ın The New Yorker dergisine yazdığı Londra mektupları (Letters from London, 1995), Fransız müzisyen Jacques Brel hakkındaki yazıları ve Arthur Koestler ile satranç anıları değerlendirilir.

 

On Birinci Bölüm: Sonuç

Barnes; Vladimir Nabokov, Italo Calvino ve Milan Kundera gibi uluslararası ustalarla karşılaştırılır.

 

Sadece teknik oyunlar oynan bir postmodernist değil; George Eliot ve Nathaniel Hawthorne gibi insan kalbinin gerçeklerine, ahlaki sorumluluğa ve dürüstlüğe inanan hümanist ve liberal bir yazardır.

 

Barnes'ın tüm kariyerine yön veren temel ilke Flaubert'ten mülhemdir: "Yazmak için, bunun sizin için yeni bir ayrılış olduğuna ve yalnızca sizin için değil, aynı zamanda romanın tüm tarihi için yeni bir ayrılış olduğuna kendinizi ikna etmelisiniz."

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder