Bedri
Ruhselman - Allah -
Notlar
2. Basım, Gayret Kitabevi, 1955
Bir İki Söz
Allahın izniyle yazılmış olan bu kitap, spatyondan muhtelif
vasıtalarla bizleri aydınlatan büyük varlıkların yardım ve ilhamlarından kuvvet
alarak hazırlanmış olduğumuz Hayat ve İcapları kitabının ilk ve son bahsini
ihtiva eder.
Bu kitap Kadri, Mustafa Molla, Mevlana Celaleddin Rumi,
Akın, Selim gibi muhtelif isimlerle yadettiğimiz sevgili ruh dostlarımızın
tebligatı... beşeriyete hediye etmekte oldukları büyük talimatın ve irşadatın
bizlere nasip olan kısımlarından parçalardır.
İki Yol Hakkında
İnsan iki yoldan Allah’ı arar:
1 - Dış alemdeki eşyanın, hadisatın, varlıkların... tetkikiyle.
(Objektif araştırma yolu).
2 - İç alemdeki kudretlerin idrakiyle. (Sübjektif araştırma
yolu)
Objektif Araştırma Yolu
Bu yol, idrakini henüz üç boyutlu realitenin ötesine
taşıyamamış ruhlar için Allah'ı aramanın en doğal yoludur.
Bu yöntemin en büyük tehlikesi, bir "vasıta"
olmaktan çıkıp nihai amaç olarak görülmesidir
İç Alemdeki Kudretlerin İdraki Yolu
Bu, Allah'ı araştırmanın hakiki yoludur ve insanın kendi öz
varlığını tanımasıyla başlar.
Allah mekandan münezzeh olduğu için dış dünyada bulunamaz;
ancak olgunlaşan bir ruh, şuurunu kendi içine çevirdiğinde Yaratan'ın izlerini
kendi özünde bulur.
Allah karşısındaki bu ebedi hiçliğimizi duyarak Onun sonsuz
büyüklüğü hakkında ruhumuza kurmuş olacağımız derin duygular... inkişafımız
nisbetinde duymakta olacağımız ilcaların, ilhamların ve kudretlerin artmasına
sebep olacaktır ki bunun da adı tekamüldür.
Allah Yolunda Objektif ve Sübjektif Ruh Faaliyetlerinin Kıymeti
Bu iki faaliyet birbirini tamamlar. Objektif çalışmalar
(dünya hayatındaki tecrübeler), sübjektif faaliyetlerin (ruhsal olgunluğun)
hazırlayıcısıdır.
İnsanın Allah'ı hakkıyla duyabilmesinin ve sırat-ı müstakime
ulaşabilmesinin yegane yolu; evrendeki maddi hayatların getirdiği
sorumluluklara uyması, dış dünyadaki hadiselerle ve diğer varlıklarla Allah'ın
rızasına uygun aktif münasebetler kurmasıdır.
Vicdan, ruhun iyiyi kötüden ayırt etme melekesi ve kurtarıcı
bir kudretidir.
Sadece tabiatı inceleyip Allah'ı maddi eşyanın içinde aramak
insanı putperestliğe ve sapkınlığa götürür; hakiki randıman ancak tabiat yolu
(objektif) ile his ve hayal yolunun (sübjektif) ahenkle kucaklaşmasıyla elde
edilir.
(Kadri)
…bir insan hakikati ya doğrudan doğruya kendi fikir ve kalbiyle
uğraşır, didinir, bulmağa çalışır; yahut bunu bulmuş bir adamın irşadıyla doğru
yola ulaşır. Bunların içinde en makbulü birincisidir.
Neden daima Allah’ı anarken gökyüzüne bakarlar?... Çünkü
dünyada en temiz yer orasıdır... Allah orada değil, fakat Ona layık en temiz
yer dünyada yalnız orasıdır.
Allah’ı Anlamak Mümkün Değildir
İnsan zekasının veya herhangi bir ruh melekesinin Allah'ı
tam olarak tarif ve takdir etmesi mümkün değildir.
Mutlak karşısında insan ağzından çıkabilecek en beliğ söz,
sonsuz bir hayranlık içinde "susmaktır."
Büyük şeyler çok güzeldir. Çok güzel şeyler çok
tehlikelidir.
Allah her şeyde vardır, derken kastedilen mana şudur:
Allahın kudretinin ermediği, nüfuz etmediği, hükmeylemediği hiç bir şey yoktur.
Mutlak Mefhumu Hakkında
Mutlak, hiçbir sıfatla malul değildir... Mutlak hakkında
değişmek, başka türlü olmak, yükselmek, alçalmak ve tekamül etmek gibi
mefhumların hiçbirisi düşünülemez.
Esasen "din birdir" ve çeşit çeşit din yoktur;
ancak zamanla beşeri zaaflar ve hurafeler yüzünden tek dinin nurları kararır,
duraklamalar baş gösterir. İşte bu durgunluğu kamçılamak ve insanları yeniden
harekete geçirmek için Allah, yeni hayat şartlarına uygun bir çehre ile
peygamberler ve mürşitler vasıtasıyla aynı hakikati tekrar yeryüzüne indirir.
Ebu Talib, yeğeninin getirdiği ilahi hakikat güneşini kalben
görse de kabilesi Kureyş'in "ölüm korkusuyla din değiştirdi"
şeklindeki ayıplamasından çekinerek atalarının putperest dini üzere ölmeyi
tercih etmiştir. Bu hazin vakıa, çevre ve cemaat baskısıyla zincirlenen
vicdanların hakikate nasıl gözünü yumduğunun en büyük kanıtıdır.
Sübjektif ve Objektif Araştırma Yollarında Düşünülmesi Melhuz Hatalar
Üç temel sapma hali
Allah yolundan ayrılanlar, bu yolun objektif ve hatta
sübjektif safhalarında çeşitli sapıklık hallerinden birine düşerler. Bu halleri
üç gurup altında toplamak mümkündür:
1 - Allahı inkar edenler veya ihmal eyleyenler.
2 - Maddelerden, objelerden, yani nisbi ve izafi mahlukattan
bazılarını kendilerine Allah yapanlar.
3 - Bizzat kendilerinin Allah olduklarına veya günün birinde
bu mertebeye varacaklarına inananlar.
Hakikatte hiç kimse Allah'ı tamamen inkar edemez; kişi ancak
kendi kendisini buna zorla inandırmaya çalışır.
Nasıl O Büyük ismi anarken bakacak, dünyanızda yer yoksa Onu
anmağa layık ağız da çok azdır.
Bilmedikleri birçok kudretini gördükleri ateşi Allaha
benzeterek ona tapmışlardır. Hakikatte ateş değil, maksut olan gene Allahtı.
Sonra güneşe, taşa, nihayet öküze kadar geldi. Öküze tapanların bulundukları
mıntıkada en faydalı şey öküz olduğundan ona tabut (bağlanıp hürmet)
etmişlerdir... Netice gene kendileri değil, kendilerini vasıta ederek Allahı
anmak ve Ona sevgilerini göndermektir.
Allah’ı ve ilahi kudretleri kendisine maletmiş görünerek, ya
enaniyetinden mütevellit kibir ve gururunu tatmin etmek gayesini güden veya
başkalarının vicdan hürriyetlerini boğarak onların temiz ve yüksek kudretlerini
kendisine birer istismar vasıtası yapmağa kalkışan insan bedbahttır.
Hakikat, her insana aynı dille söylenemez
Allah Duygusu
Allah'a ulaşmanın tek yolu O'na duyulan aşktır.
Madde seyreltildikçe katı, sıvı, gaz hallerinin ötesinde
ağırlıksız, renksiz ve şekilsiz "gazüstü" (radyan) hallere geçilir.
Atomun içindeki proton ve elektronlar arasındaki devasa
mesafeler aslında boş değildir; bizim algılayamadığımız daha ince, seyyal
(akışkan) maddelerle ve alemlerle doludur. Yani tek bir atom bile kendi içinde
muazzam bir kainattır.
İnsan zihni, atomun içindeki sonsuz derinlik ile
galaksilerin ucu bucağı olmayan azameti arasında sersemler. Maddenin bu
namütenahi (sonsuz) oluş şekilleri bile bu kadar ihtişamlıyken, tüm bunları var
eden Mutlak Güç karşısında kelimeler de idrakler de çaresiz kalır. İşte bu
muazzam yaratılış karşısında duyulan hayranlık ve küçüklük hissi, gerçek
"İlahi Duygu"ya açılan ilk kapıdır.
Origa isimli küre
Bu kürenin yoğunluğu, bizim atmosferimizin sadece milyonda
biri kadardır (havadan 1 milyon kat daha hafiftir). Ancak hacmi o kadar
devasadır ki, Güneş merkezde olsa, en uzak gezegen Plüton’a kadar olan tüm
güneş sistemini içine alabilir.
Bu küre burnumuzun ucunda olsa dahi üç boyutlu sınırlı
algımızla onu göremeyiz.
Üç boyutlu evren sadece bizim algıladığımız maddelerden
ibaret değildir; madde safhaları namütenahidir (sonsuzdur).
Kainattaki ilahi kudret, Allah'ın zatı değil; O'nun varedici
muradının ve evreni idare eden değişmez kanunlarının (tabiat kanunlarının)
tecellisidir.
Allah'ım İçin
Evrende namütenahi (sonsuz) kainatlar, ebediyetler ve
"kudretlerin kudreti olan kudretler" vardır.
Kul, bu mutlak ihtişam karşısında bir "hiç"
olduğunu idrak ettiğinde, bu hiçlikten doğan saadet tüm kainata bedel olur.
Bu teslimiyet insanı dünyadan koparmaz; aksine onu dünyaya
karşı faal, fedakar, feragatli, müşfik ve merhametli bir vazifedar kılmaya
yöneltir.
Zayil
"Kül" ve "Cüz" kavramları maddeye, şekle
ve sınırlılığa aittir. Allah ise parçalara bölünemez.
Allah'ın insan tahayyülüne sığması imkansızdır. Bizim
"Allah" deyişimiz, O'nun sonsuzluğundan bizim payımıza düşen mahdut
(sınırlı) nasibelerin adıdır.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder