2 Ocak 2022 Pazar

Bedri Ruhselman - Allah - Notlar

Bedri Ruhselman - Allah - Notlar

2. Basım, Gayret Kitabevi, 1955

 


Bir İki Söz

Allahın izniyle yazılmış olan bu kitap, spatyondan muhtelif vasıtalarla bizleri aydınlatan büyük varlıkların yardım ve ilhamlarından kuvvet alarak hazırlanmış olduğumuz Hayat ve İcapları kitabının ilk ve son bahsini ihtiva eder.

 

Bu kitap Kadri, Mustafa Molla, Mevlana Celaleddin Rumi, Akın, Selim gibi muhtelif isimlerle yadettiğimiz sevgili ruh dostlarımızın tebligatı... beşeriyete hediye etmekte oldukları büyük talimatın ve irşadatın bizlere nasip olan kısımlarından parçalardır.

 

İki Yol Hakkında

İnsan iki yoldan Allah’ı arar:

1 - Dış alemdeki eşyanın, hadisatın, varlıkların... tetkikiyle. (Objektif araştırma yolu).

2 - İç alemdeki kudretlerin idrakiyle. (Sübjektif araştırma yolu)

 

Objektif Araştırma Yolu

Bu yol, idrakini henüz üç boyutlu realitenin ötesine taşıyamamış ruhlar için Allah'ı aramanın en doğal yoludur.

Bu yöntemin en büyük tehlikesi, bir "vasıta" olmaktan çıkıp nihai amaç olarak görülmesidir

 

İç Alemdeki Kudretlerin İdraki Yolu

Bu, Allah'ı araştırmanın hakiki yoludur ve insanın kendi öz varlığını tanımasıyla başlar.

 

Allah mekandan münezzeh olduğu için dış dünyada bulunamaz; ancak olgunlaşan bir ruh, şuurunu kendi içine çevirdiğinde Yaratan'ın izlerini kendi özünde bulur.

 

Allah karşısındaki bu ebedi hiçliğimizi duyarak Onun sonsuz büyüklüğü hakkında ruhumuza kurmuş olacağımız derin duygular... inkişafımız nisbetinde duymakta olacağımız ilcaların, ilhamların ve kudretlerin artmasına sebep olacaktır ki bunun da adı tekamüldür.

 

Allah Yolunda Objektif ve Sübjektif Ruh Faaliyetlerinin Kıymeti

Bu iki faaliyet birbirini tamamlar. Objektif çalışmalar (dünya hayatındaki tecrübeler), sübjektif faaliyetlerin (ruhsal olgunluğun) hazırlayıcısıdır.

 

İnsanın Allah'ı hakkıyla duyabilmesinin ve sırat-ı müstakime ulaşabilmesinin yegane yolu; evrendeki maddi hayatların getirdiği sorumluluklara uyması, dış dünyadaki hadiselerle ve diğer varlıklarla Allah'ın rızasına uygun aktif münasebetler kurmasıdır.

 

Vicdan, ruhun iyiyi kötüden ayırt etme melekesi ve kurtarıcı bir kudretidir.

 

Sadece tabiatı inceleyip Allah'ı maddi eşyanın içinde aramak insanı putperestliğe ve sapkınlığa götürür; hakiki randıman ancak tabiat yolu (objektif) ile his ve hayal yolunun (sübjektif) ahenkle kucaklaşmasıyla elde edilir.

 

(Kadri)

…bir insan hakikati ya doğrudan doğruya kendi fikir ve kalbiyle uğraşır, didinir, bulmağa çalışır; yahut bunu bulmuş bir adamın irşadıyla doğru yola ulaşır. Bunların içinde en makbulü birincisidir.

Neden daima Allah’ı anarken gökyüzüne bakarlar?... Çünkü dünyada en temiz yer orasıdır... Allah orada değil, fakat Ona layık en temiz yer dünyada yalnız orasıdır.

 

Allah’ı Anlamak Mümkün Değildir

İnsan zekasının veya herhangi bir ruh melekesinin Allah'ı tam olarak tarif ve takdir etmesi mümkün değildir.

 

Mutlak karşısında insan ağzından çıkabilecek en beliğ söz, sonsuz bir hayranlık içinde "susmaktır."

 

Büyük şeyler çok güzeldir. Çok güzel şeyler çok tehlikelidir.

 

Allah her şeyde vardır, derken kastedilen mana şudur: Allahın kudretinin ermediği, nüfuz etmediği, hükmeylemediği hiç bir şey yoktur.

 

Mutlak Mefhumu Hakkında

Mutlak, hiçbir sıfatla malul değildir... Mutlak hakkında değişmek, başka türlü olmak, yükselmek, alçalmak ve tekamül etmek gibi mefhumların hiçbirisi düşünülemez.

 

Esasen "din birdir" ve çeşit çeşit din yoktur; ancak zamanla beşeri zaaflar ve hurafeler yüzünden tek dinin nurları kararır, duraklamalar baş gösterir. İşte bu durgunluğu kamçılamak ve insanları yeniden harekete geçirmek için Allah, yeni hayat şartlarına uygun bir çehre ile peygamberler ve mürşitler vasıtasıyla aynı hakikati tekrar yeryüzüne indirir.

 

Ebu Talib, yeğeninin getirdiği ilahi hakikat güneşini kalben görse de kabilesi Kureyş'in "ölüm korkusuyla din değiştirdi" şeklindeki ayıplamasından çekinerek atalarının putperest dini üzere ölmeyi tercih etmiştir. Bu hazin vakıa, çevre ve cemaat baskısıyla zincirlenen vicdanların hakikate nasıl gözünü yumduğunun en büyük kanıtıdır.

 

Sübjektif ve Objektif Araştırma Yollarında Düşünülmesi Melhuz Hatalar

Üç temel sapma hali

Allah yolundan ayrılanlar, bu yolun objektif ve hatta sübjektif safhalarında çeşitli sapıklık hallerinden birine düşerler. Bu halleri üç gurup altında toplamak mümkündür:

1 - Allahı inkar edenler veya ihmal eyleyenler.

2 - Maddelerden, objelerden, yani nisbi ve izafi mahlukattan bazılarını kendilerine Allah yapanlar.

3 - Bizzat kendilerinin Allah olduklarına veya günün birinde bu mertebeye varacaklarına inananlar.

 

Hakikatte hiç kimse Allah'ı tamamen inkar edemez; kişi ancak kendi kendisini buna zorla inandırmaya çalışır.

 

Nasıl O Büyük ismi anarken bakacak, dünyanızda yer yoksa Onu anmağa layık ağız da çok azdır.

 

Bilmedikleri birçok kudretini gördükleri ateşi Allaha benzeterek ona tapmışlardır. Hakikatte ateş değil, maksut olan gene Allahtı. Sonra güneşe, taşa, nihayet öküze kadar geldi. Öküze tapanların bulundukları mıntıkada en faydalı şey öküz olduğundan ona tabut (bağlanıp hürmet) etmişlerdir... Netice gene kendileri değil, kendilerini vasıta ederek Allahı anmak ve Ona sevgilerini göndermektir.

 

Allah’ı ve ilahi kudretleri kendisine maletmiş görünerek, ya enaniyetinden mütevellit kibir ve gururunu tatmin etmek gayesini güden veya başkalarının vicdan hürriyetlerini boğarak onların temiz ve yüksek kudretlerini kendisine birer istismar vasıtası yapmağa kalkışan insan bedbahttır.

 

Hakikat, her insana aynı dille söylenemez

 

Allah Duygusu

Allah'a ulaşmanın tek yolu O'na duyulan aşktır.

 

Madde seyreltildikçe katı, sıvı, gaz hallerinin ötesinde ağırlıksız, renksiz ve şekilsiz "gazüstü" (radyan) hallere geçilir.

Atomun içindeki proton ve elektronlar arasındaki devasa mesafeler aslında boş değildir; bizim algılayamadığımız daha ince, seyyal (akışkan) maddelerle ve alemlerle doludur. Yani tek bir atom bile kendi içinde muazzam bir kainattır.

 

İnsan zihni, atomun içindeki sonsuz derinlik ile galaksilerin ucu bucağı olmayan azameti arasında sersemler. Maddenin bu namütenahi (sonsuz) oluş şekilleri bile bu kadar ihtişamlıyken, tüm bunları var eden Mutlak Güç karşısında kelimeler de idrakler de çaresiz kalır. İşte bu muazzam yaratılış karşısında duyulan hayranlık ve küçüklük hissi, gerçek "İlahi Duygu"ya açılan ilk kapıdır.

 

Origa isimli küre

Bu kürenin yoğunluğu, bizim atmosferimizin sadece milyonda biri kadardır (havadan 1 milyon kat daha hafiftir). Ancak hacmi o kadar devasadır ki, Güneş merkezde olsa, en uzak gezegen Plüton’a kadar olan tüm güneş sistemini içine alabilir.

Bu küre burnumuzun ucunda olsa dahi üç boyutlu sınırlı algımızla onu göremeyiz.

Üç boyutlu evren sadece bizim algıladığımız maddelerden ibaret değildir; madde safhaları namütenahidir (sonsuzdur).

 

Kainattaki ilahi kudret, Allah'ın zatı değil; O'nun varedici muradının ve evreni idare eden değişmez kanunlarının (tabiat kanunlarının) tecellisidir.

 

Allah'ım İçin

Evrende namütenahi (sonsuz) kainatlar, ebediyetler ve "kudretlerin kudreti olan kudretler" vardır.

Kul, bu mutlak ihtişam karşısında bir "hiç" olduğunu idrak ettiğinde, bu hiçlikten doğan saadet tüm kainata bedel olur.

Bu teslimiyet insanı dünyadan koparmaz; aksine onu dünyaya karşı faal, fedakar, feragatli, müşfik ve merhametli bir vazifedar kılmaya yöneltir.

 

Zayil

"Kül" ve "Cüz" kavramları maddeye, şekle ve sınırlılığa aittir. Allah ise parçalara bölünemez.

 

Allah'ın insan tahayyülüne sığması imkansızdır. Bizim "Allah" deyişimiz, O'nun sonsuzluğundan bizim payımıza düşen mahdut (sınırlı) nasibelerin adıdır.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder