6 Aralık 2021 Pazartesi

Emil Michel Cioran - Çürümenin Kitabı

Emil Michel Cioran - Çürümenin Kitabı 

Aslında her fikir yansızdır, ya da öyle olmalıdır…

 

İçgüdüsel olarak putlara taptığımızdan, düşlerimizin ve çıkarlarımızın nesnelerini kayıtsız şartsız şeyler haline getiririz.

 

Bütün cinayetlerinin sorumluluğu tapma gücündedir: Bir tanrıyı yakışıksızca seven kişi, başkalarını da onu sevmeye zorlar,

 

Hiçbir hoşgörüsüzlük, ideolojik taviz vermezlik veya din yayıcılığı yoktur ki, şevkin hayvani temelini açığa vurmasın.

 

Bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur

 

Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar...

 

İdeal bir şekilde zihni açık, yani ideal bir şekilde normal insan, içindeki hiçlik'ten başka hiçbir şeye tutunmamalıdır...

 

Bizi çevreleyen şeylere, onlara isim verdiğimiz -ve ötelerine geçtiğimiz- ölçüde tahammül ederiz.

 

Her samimi felsefe, sırlarımızı eleyen ve istenen etkilere dönüştürme işlevi gören uygarlığın unvanlarını inkâr eder.

 

Farklı özüne itina gösteren ruh, kaçındığı şeyler tarafından her adımda tehdit edilir. Dikkati -en büyük ayrıcalığı- onu sık sık terk ettiği için, kaçmak istediği eğilimlere boyun eğer, ya da murdar sırlara yem olur...

 

Hiçbir şeye dayanmadığı için, bir gerekçenin gölgesi bile bulunmadığı için, hayatta sebat ederiz. Ölüm fazla kesindir…

 

…hayat ölümden fazla ürküntü verir: Büyük Meçhul odur.

Hayat belirgin, tartışılmaz açıklıkta tek bir gerekçeye sahip olsaydı kendini yok ederdi…

Hayata sarih bir anlam verin: Hemen o an cazibesini yitirir. Hedeflerindeki belirsizlik onu ölümden üstün kılar

 

Doyasıya yaşanan her saplantı kendi aşırılıklarıyla kendini ortadan kaldırır.

 

Kendini bunaltının zevklerine kaptırmamış; düşüncelerinde, sönüp gitme tehlikesinin lezzetine bakmamış, zalim ve yumuşak yok oluşların tadını almamış kişideki ölüm saplantısı hiç iyileşmeyecektir: Bunun ıstırabını çekecektir, çünkü buna direnmiş olacaktır; oysa bir dehşet disiplininde ustalaşmış kişi, kendi kokuşmuşluğu üzerine düşünerek kendini kararlılıkla kül haline getirmiş kişi, ölümün geçmişi'ne doğru bakacaktır - kendisi de artık yaşayamayan bir dirilmiş'ten başka bir şey olmayacaktır. "Yöntem"i onu hem hayattan hem ölümden kurtarmış olacaktır (s. 16). 

Bir felsefenin ya da bir imparatorluğun yıkılmasında etken olmak: Bundan daha hazin ve daha görkemli bir kibir tahayyül edilebilir mi? Bir yanda hakikati, öte yanda da azameti öldürmek…

 

Varlıkların zikrettikleri sebepleri benimsemek güç olduğundan, her birinden her ayrılışımızda, akla gelen soru değişmez şekilde aynıdır: Nasıl oluyor da kendini öldürmüyor?

Çünkü, her ne kadar akıl yaşama iştahını yok saysa da, fiiliyatın sürmesine neden olan hiçlik bütün mutlaklardan üstün bir kuvvettedir; ölümlülerin ölüme karşı sessiz ortaklıklarını izah eder; yalnızca varoluşun simgesi değil, varoluşun ta kendisidir bu hiçlik…

 

Mutsuzluk, soluk alan her şeyin dokusunu oluşturur; ama çeşitleri evrim geçirmiştir

Tek olmaktan duyduğu gurur, insanı, kendi derdine âşık olmaya ve tahammül etmeye teşvik eder.

 

İnsan kendini Şeytan'da çok fazla bulduğu için O'na tapamaz; ondan bilerek nefret eder

 

Pazar öğleden sonraları ayları:: a uzasaydı, ter dökmekten kurtulmuş, ilk lanetin ağırlığından sıyrılıp hafiflemiş olan insanlık nereye varırdı?

Zamanın sınırsızlığı duygusu, her saniyeyi dayanılmaz bir azaba, darağacına çevirirdi.

 

Aşkın tek işlevi, bizi bir haftalığına -ve sonsuza dek- yaralayan ölçüsüz ve acımasız Pazar öğleden sonralarına dayanmamıza yardım etmesidir.

 

Kendinden çıkmak günah işlemektir.

 

Adem'den beri insanın bütün çabası, insan'da değişiklik yapmak olmuştur.

 

Tabiatta bütün varlıkların kendi yerleri varken, insan, metafizik olarak başıboş dolaşan, Hayat'ın içinde kaybolmuş, Yaratılış içinde tuhaf kaçan bir yaratık olmayı sürdürmektedir. Tarihe muteber bir hedef bulan hiç kimse çıkmamıştır; ama herkes bir öneride bulunmuştur…

 

Hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür.

Kuvvetimizi, unuttuklarımızdan ve aynı andaki kaderlerin çokluğunu tasavvur etme yetersizliğimizden alırız. Evrensel acıyı o lahzada anlayan ve hayatta kalabilen kimse olamazdı… / s. 30

 

Şair, selamete ermeye özendiğinde kendine ihanet etmiş olur: Selamet, şarkının ölümüdür, sanatın ve ruhun yadsınmasıdır...

Lanetlenme karşısında uysal olan bizler, acı çektiğimiz ölçüde var oluruz - Bir ruh, sadece üzerine aldığı tahammül edilmez şeyler'in miktarıyla büyür ve telef olur.

 

MUTSUZLUGUN BİLİNCİ

Her şey, unsurlar ve fiiller, seni yaralamada elbirliği ederler. Burun kıvırmanın zırhına mı bürünmelisin? Kendini bir tiksinti kalesinde tecrit mi etmelisin? İnsanüstü kayıtsızlıklar mı düşlemelisin? Zamanın yankılan seni son yokluklarının içinde de mağdur edeceklerdir...

Bütün varlıklar mutsuzdur; ama ne kadarı bunu bilir!

Hangi günahı işledin de doğdun? Hangi suçu işledin de varsın? / s. 32

 

Uzaktakinin özlenmesi'ne bir formül bulmak için yırtınan kişi, kötü inşa edilmiş bir mimarinin kurbanı olacaktır.

 

Hayat ancak zamanın ihlal edilmesiyle bir içeriğe kavuşur. Başka yer saplantısı, anın imkansız olmasıdır; bu imkansızlık da nostaljinin ta kendisidir.

 

Bu dünya elimizden her şeyi alabilir, bize her şeyi yasaklayabilir, ama kendimizi yok etmemizi engellemeye kimsenin gücü yetmez. Bütün aletler buna yardımcı olurlar, bütün uçurumlarımız buna davet ederler bizi; ama bütün içgüdülerimiz de karşı çıkar. Bu karşıtlık ruhumuzda çıkışsız bir çatışma geliştirir (s. 39).

 

Hiçlik de ebediyetle eşdeğer değil midir?

 

Ümitsizliğe talim eden ve kendini kabullenen cesetleriz; kendimize rağmen hayatta kalırız ve yalnızca yararsız bir formaliteyi yerine getirmek için ölürüz: Sanki hayatımız, sadece ondan kurtulabileceğimiz atlı ileri atmamıza bağlıymış gibi...

 

Kader - mağluplar terminolojisinin gözde sözcüğü... Devasızlığa bir isim kadrosu bulmaya meraklıyızdır ve isimler icat ederek, felaketlerimizin üzerinde asılı aydınlıklarda bir hafifleme ararız. Kelimeler merhametlidirler: Narin gerçeklikleri bizi kandırır ve teselli eder... / s. 41

 

Hayat yasalarının başında çürüme gelir…

 

Her insan bir kıyamet imkânını barındırır,

 

Eğer her kederlendiğimizde ağlayarak kurtulma imkanımız olsaydı, teşhissiz hastalıklar ve şiir ortadan kalkardı.

 

Bütün hakikatler bize karşıdır. Ama yaşamaya devam ederiz çünkü onları oldukları gibi kabulleniriz, çünkü onlardan sonuç çıkarmayı reddederiz.

 

Bir Hindu prensinin bir sakat, bir yaşlı ve bir ölü görmesi, her şeyi anlamasına yetmiştir; bunları gören bizler ise hiçbir şey anlamayız, zira hayatımızda hiçbir şey değişmez.

 

İnsanlık, onu yadsıyan olayların içinde aşıkane yaşar...

 

Bütün sevinçlerinin bedelini ödeyen, bütün zevklerinin kefaretini çeken, bütün unuttuklarının hesabını vermek zorunda olan kimseler vardır: Tek bir mutluluk anı için bile borçlu kalmayacaklardır (s. 48).

 

Varlık dilsizdir ve zihin gevezedir. Bunun adına bilmek denir.

 

Filozofların özgünlüğü terimler icat etmekten ibarettir.

 

Vardım, varım, ya da olacağım; dilbilgisinin sorunudur bu, varoluşun değil.

 

Cani, özgürlüğünü sınırsız bir şekilde kullanır ve gücünün fikrine karşı koyamaz. Başkalarının hayatına son verme konusunda, o da her birimizle aynı düzeydedir. Eğer düşüncede öldürdüklerimiz hakikaten yok olsalardı, yeryüzünde kimse kalmazdı. İçimizde çekingen bir cellat, hayata geçmemiş bir katil taşırız.

 

Mutlak bir mahkeme önünde, bir tek melekler beraat ederdi. Zira başka bir varlığın ölümünü en azından bilinçsizce-dilememiş bir varlık hiç olmamıştır.

 

Kendine tapmayan kişi daha doğmamıştır. Yaşayan her şey kendisini çok sever

Eğer bir insan bir fikir için ölürse, bunun nedeni fikrin onun fikri olmasından, onun hayatı olmasındandır.

Hiçbir aklın hiçbir eleştirisi insanı "dogmatik uykusu"ndan uyandırmayacaktır (s. 61).

 

Varoluşa rıza göstermede bir nevi alçaklık vardır

 

Bir zenginin evine kabul edildikten sonra, yeryüzündeki tüm varlıklıların üzerine boşaltacak bir tükürük: okyanusuna sahip olmadığı için kim pişmanlık duymamıştır?

 

Korkmak, devamlı olarak kendini düşünmek ve şeyleri nesnel bir akış içinde tahayyül edememektir.

 

Yeni bir iman öneren kişi zulme uğrar, kendi de zalimleşinceye kadar: Doğrular, polisle çelişkiye düşülerek başlar ve polise dayanılarak biter; zira adına acı çekilmiş her saçmalık, yasallığa dönüşerek yozlaşır…

 

Hakiki kahraman kendi alın yazısı adına çarpışır ve ölür, bir inanç adına değil.

 

Yaşamak şu anlama gelir: inanmak ve ümit etmek - yalan söylemek ve kendine yalan söylemek.

 

Hayaletlere gönül vermiş bir toz zerresi - insan budur işte

 

…gözlerin işlevi görmek değil ağlamaktır; gerçekten görmek için de gözlerimizi kapatmamız gerekir

 

Bilinç, varoluşun ruh yoluyla uğradığı erozyonun hemen ardından gelen boşluğu işgal eder. En ufak bir şüphe, bir olmayabilirlik kuşkusu ya da bir bunaltı sıçrayışı -hepsi bilincin önbelirtisi olan ve geliştiklerinde bilinci doğuran, tanımlayan ve azdıran ön kavramlar-o görülür görülmez dağılan "gerçeklik"le bütünleşmek için, bir müminin veya bir budalanın bulanıklığı gerekir. Bu bilincin, bu devasız mevcudiyetin etkisi altında, insan en büyük ayrıcalığını elde eder: Mahvolma ayrıcalığını (s. 92).

 

Her zaman hüzünlü değilimdir, dolayısıyla her zaman düşünmem.

Duygusal ilgisizlikte fikirler belirir; bununla birlikte, hiçbiri biçim alamaz: Onların açılacakları iklimi sunmak hüznün işidir.

 

Ne kadar tabii olunursa o kadar az sanatçı olunur.

 

Bir şairin yaşamı bir yere varamaz. Gücünü, girişmediği her şeyden, ulaşılmazlıkla beslenen tüm anlardan almaktadır.

 

Şiir, ele geçirilemeyenin özünü ifade eder; nihai anlamı her tür "güncelliğin" imkânsızlığıdır.

 

Şiir ve ümitlenme arasında tam bir bağdaşmazlık vardır; şair de yaman bir çürümenin kurbanıdır.

Ölüm aracılığıyla canlı olan biri, kendine hayatı nasıl hissettiğini sormaya cesaret edebilir mi?

 

Fazla kullanılan duygular aşınır ve değersizleşirler, en başta da hayranlık duygusu...

 

Her nesil kendinden önceki neslin cellatlarına anıtlar diker.

İnsanlık sadece kendini telef edenlere tapmıştır.

Dürüstlüğün ne yaşamöyküsü yazan ne de cazibesi vardır; bunun içindir ki İlyada'dan vodvile kadar sadece ayıp eğlendirmiş ve merak uyandırmıştır.

 

Dünya tarihi: Kötülük tarihi.

Bir felakete katkıda bulunmadıysanız iz bırakmadan yok olacaksınızdır.

Çevremize saçtığımız mutsuzlukla ilgilendiririz ötekileri.

 

Hepimiz sahtekar olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz. Yalan söylemeyi kabul etmeyen birisi ayağının altındaki toprağın kaydığını görürdü

 

Melankoli egoizmin düş halidir

 

Özgür olmayı deneyin: Açlıktan ölürsünüz. Kah hizmetkar kah despotik alınanız ölçüsünde toplum size müsamaha gösterir

 

Hayat bir uygarlığın yegâne saplantısı haline geldiğinde, o uygarlık düşüşe geçer.

 

"Duygu"nun güç kaynakları olmadan hiçbir şey yaratılamaz

 

Bir ulus sürekli olarak yaratamaz. Kendini meydana getiren ruhla birlikte tükenen bir değerler toplamına ifade ve anlam vermesi gerekmektedir.

 

Mitoslar yeniden kavramlar haline gelir: Gerilemedir bu (s. 106).

 

Hayat'ın keşfi, hayatı yok eder.

 

Bir halk başka tanrılar, başka mitoslar, başka saçmalıklar icat etme gücü olmadığı zaman ölür; ilahları solgunlaşır ve ortadan yok olur.

 

Doğu halkları kalıcılıklarını kendi kendilerine sadık kalmalarına borçludurlar: Pek evrim geçirmemiş olduklarından, kendilerine ihanet etmemişlerdir (s. 111)…

 

Soluk almaktan yüzü kızarmamak edepsizliktir.

 

İştahını köreltmiş olan ve kayıtsızlığın sınır biçimine yaklaşan kişi artık kendini sürdürmek istemez; üstelik aktaracak hiçbir şeyinin de olmayacağı bir başkasında yaşamaktan tiksinir.

İnsan ancak genel yazgıya sadık kalarak döl tutar. İblisin ya da meleğin özüne yaklaşırsa, ya kısırlaşır ya da eciş bücüş evlatları olur.

…her şeyden feragat etme kararının altında, o ölçüsüz tevazu marifetinin altında, iblisane bir köpürme yatmaktadır

 

…şu dünyadan daha acınası bir şey var mıdır?

 

Oluş, mutlak bir tamama ermeyi, bir hedefi dışlar: Zaman macerası, kendi dışında bir maksadı olmadan akar ve yol alma imkânları tükendiğinde bitecektir,

 

Aynı anda hem doğru hem saçma olmayan hiçbir görüş, sistem ve inanç yoktur; bu durum, o görüşe katılmamıza ya da ondan kopmamıza bağlıdır...

 

Felsefede şiirdekinden daha fazla kesinlik bulunmaz, zihinde de kalptekinden fazla; kesinlik ancak, yanaşılan ya da maruz kalınan ilke ya da şeyle özdeşleşildiği ölçüde var olur; dışarıdan her şey keyfidir (s. 136)…

 

Hakiki bilgi, karanlıklar içinde uykusuz beklemekten ibarettir…

 

Oluyor gibi görünen şey, olmayanın denetiminden hangi hünerle kurtulmuştur? Hiçliğin bağrında bir anlık dikkatsizlik, bir anlık kusur: Kurtçuklar bundan faydalanmışlardır. Uyanıklığında bir boşluk: Ve işte biz.

 

Bütün bilgelerden üstün olan Buda bile, ilahi ölçekte bir kendini beğenmişten başka bir şey olmamıştır. Ölümü, kendi ölümünü keşfetmiş ve bundan yara alarak her şeyden el çekmiştir ve kendi imtinasını diğer insanlara dayatmıştır. - Yokluğa karşı koymak için, öç alma duygusuyla Yokluğu Yasa'ya dönüştüren o incinmiş gururdan, böylelikle en korkunç ve en nafile ıstıraplar doğar (s. 140).

 

Müzik sadece Beethoven'dan beri insanlara hitap etmektedir: Ondan önce sadece Tanrı'yla konuşmuştur.

 

Her azizin içinde bir noter vardır, her kahramanda bir bakkal, her şehitte de bir kapıcı... İç çekişlerin dibinde bir yapmacık gizlenmektedir

 

Bireyin yetersizlikleri bir uygarlığın esneklik ve incelik derecesini belirler. Nadir duygular zihne yöneltir ve onu harlandırır: Yolunu yitirmiş içgüdü barbarlığın karşı ucunda yer alır.

 

Zaaf bir ıstırap olduğundan ve zahmete değen tek şöhret biçimi olduğundan, zaaf düşkünü kişi zorunlu olarak sıradan insanlardan daha derin "olmalıdır", çünkü sözle anlatılmayacak kadar ayrılmıştır hepsinden; ötekilerin bittiği yerden başlar o...

 

Evreni hüzünle tıka basa doldurduğumuz zaman, zihni alevlendirmek için tek bir neşe kalır bize; imkânsız olan ve nadir görülen o başdöndürücü neşe... Ümidin büyüsüne de artık ümit etmediğimiz zaman maruz kalırız… / s. 149

 

Bir hiçleşme fiiline götürmeyen hiçbir dikkat yoktur: Klasik ahlakçıdan Proust'a kadar, gözlemciye getirdiği bütün sakıncalarla birlikte, gözlemin mukadderatıdır bu.

 

Seven kişi aşkı incelemez, harekete geçen kişi eylem üzerine hiç düşünmez / s. 150

 

İnsan, intiharı ertelenmiş birisidir

 

Bütün aşağılanmalarımız açlıktan ölmeye karar veremememizden gelir.

Toplum bir dert değil bir felakettir.

 

Bir kurum ne kadar güçlenirse, insanilikten de o kadar uzaklaşır.

 

Bir fikrin baskın çıktığı yerde kafalar kesilir.

 

Bir din, kendini dışlayan doğruları hoşgördüğü zaman tükenir

 

…bir zihin ancak istedikleri hakkında, sevdiği ya da nefret ettikleri hakkında yanıldığı ölçüde önemli olur…

 

Türkçeleştiren: Haldun Bayrı

Metis Yayınları

4. Basım, 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder