Yalçın Küçük - Tekeliyet (Cilt 1) - Notlar
Ansiklopedi - Birinci
Cilt
İthaki Yayınları, 2003
Önsöz
Yalçın Küçük "Cumhuriyet" veya "Devlet"
kavramlarının (özellikle Türkiye özelinde) tekrara dayalı ve yanlış olduğunu
savunarak, bunların yerine daha yapısal bir karşılık olarak Tekeliyet'i
önerir.
Tekelokrasi, onun gözünde demokrasinin yerini alan, modern dünyadaki
iktidar ve tahakküm ilişkilerini tarif eden gerçek kavramdır.
Hobbes'un Leviathan'ını Tekelokrasi’nin anlaşılması için
faydalı
Tekelokrasi’nin işlemesi için "korku" zaruridir.
Birinci Kitap - Teori
Birinci Bölüm - Orta Çağ
Siyasal arkeoloji
Modern toplum ilerlemiyor, geriye gidiyor.
Dante’nin İlahi Komedya’sında Cehennem’in en dibindekiler
"ihanet" edenlerdir.
Orta Çağ düzeni sadakat akdine dayanır.
Bu düzenin bozulmasının ise sadece bir ahlak sorunu değil,
devletin/yapının çöküşü anlamına gelir.
Marc Bloch / "vasalaj"
feodalizmin özü bir başkasının adamı olmak
Ecevit-Özkan ilişkisi bu feodal "adamı olma"
ritüeline dayanmaktadır.
Toplumun olayları çabuk unutması Orta Çağ'ın bir özelliği
olan tarih bilincinden yoksunlukla ilişkili…
Yeni Feodalite Mi?
Modern devlet, rasyonalite, hukuk ve merkeziyetçilik üzerine
kuruluydu. Ancak tekeliyet (oligarkların yönetimi) ile birlikte bu rasyonel
merkez eridi.
Sanayi toplumunun "katı" ve "köşeli"
yapısı yerini, şekilsiz ve akışkan "post-modern" bir Orta Çağ'a
bırakıyor.
Hukuk Boşluğu / Devletin
otoritesinin geri çekildiği, yasa ile yasa dışılığın, resmi ile gayri-resminin
iç içe geçtiği alanlardır. Mafya ve Feodalite bu boşluklardan destek alır. Burada
"modern devlet" yoktur; şatoları (holdingleri/merkezleri) olan
efendiler ve onlara sadakatle bağlı "adamlar" (vasallar) vardır.
Merkezi devlet, artık tek bir otorite değil; baronlar, oligarklar ve bölgesel
güçler arasında paylaştırılmış bir "mülk" halindedir.
Devlet ve hukuk normlarından yoksun bir pazar, sadece
cangıl’a benzer ve buradan da kaçınılmaz olarak mafya doğar (Alain Minc,
"Yeni Orta Çağ")
"Yeni Orta Çağ"da insanın "eklemlenmiş"
(artiküle olmuş) ve kendine güvenen bir birey olmaktan çıkıp, "sürü"
haline getirilmesi temel bir ihtiyaçtır.
Sistem kendi bekası için "aklı olmayan ya da
kullanmayan" (cehalete teşne) profilleri yönetici katına getirir.
Sanayicinin (üretenin) yerini, borsacı/tefeci/tüccarın
aldığı bir düzende, toplum "üretim" üzerine değil, "rant ve
sadakat" üzerine kurulu feodal bir işleyişe döner.
Korku, halkı kontrol etmek ve onları "yönetimden
uzaklaştırmak" için kullanılan bağımsız bir siyasi araç haline gelmiştir.
Korku hakim olduğunda, rasyonel
düşünme (logos) imkansız hale gelir.
Toplum, sadece hayatta kalma refleksleriyle hareket eden
"sürü"ye dönüşür.
Sürekli reklam, tüketim ve propaganda bombardımanı, yurttaşı
tarihsel bilinci olmayan, sadece "şimdi"ye odaklı, manipüle
edilebilir bir nesneye dönüştürür.
Berdyaev / İnsan, makineleşerek özgürleşeceğini sanırken,
aslında makinenin (ve onun efendilerinin) bir dişlisi haline gelmiştir.
Spengler: "Artık özgürce düşünebiliyoruz, fakat
düşünemiyoruz." (Düşünce, sadece direktifleri düşünmeye indirgenmiştir).
Huizinga: "Yitik-akıl dünyası" (demented world).
Berdyaev: Makineleşen insanın çöküşü.
Bir yurttaş, neden, ne zaman ve kime karşı isyan ettiğini
hatırlarsa tehlikelidir.
Huizinga’nın teşhis ettiği gibi, modern insan "her
şeyden biraz bilen" ama hiçbir şeyi derinlemesine kavrayamayan bir
"bilgi yığını"na hapsedilmiştir.
İrade, verileri işleme, kıyas yapma ve sonuç çıkarma
yetisine dayanır.
Kütlede bu yetiler "silikleştiği" için, irade de
imkansızlaşır.
1347 yılındaki Büyük Veba Salgını
Tıpkı 14. yüzyılda olduğu gibi, bugün de toplumsal
yasakların kalktığı, hayasız bir cinselliğin, şiddetin ve tüketim çılgınlığının
"yaşamak" sanıldığı bir dönemdeyiz.
Veba, o dönemin eğitimli bürokrasisini (kilise adamlarını)
silip süpürdüğünde yerine "cahil bir parvenu" (sonradan görme) sınıfı
geçmişti. Bugün de benzer şekilde, "teknoloji-mağruru" ama
"kültürel olarak sefil" bir uzman/aparatçik sınıfı yönetimi ele
geçirmiştir.
Amerikan yaşam tarzı (tüketim, popüler kültür, çizgi
filmlerle çocuklaştırma), Sovyet sisteminin (ve genel olarak eski dünyanın)
yarattığı ideolojik boşluğu doldurdu. Ancak bu, bir "uygarlık inşası"
değil, zihinsel bir gerileme (puerilism/çocuklaşma) idi.
Modernite, kaleleri (sendikalar, üniversiteler,
inteligentsia) kurmuştu; bugün ise post-modern/tekeliyet düzeni bu kaleleri
"düzlemektedir".
İşçi sınıfının sendikaları veya aydınların üniversiteleri,
toplumun "yapısal" direniş noktalarıydı.
Pirus
Pünik Zaferi (Pax Romana): Bir tarafın diğerini tamamen
tasfiye ettiği, hegemonya kurduğu ve rakibi kendi sistemine entegre ederek
"yeni bir düzen" (Pax) tesis ettiği zaferdir. Tarihsel olarak
Roma'nın Kartaca'yı yok edişi gibi.
Pirus Zaferi (Yorgun Zafer): Kazananın, zaferin maliyeti
altında ezildiği, enerjisini tükettiği, "kazandım ama bittim" dediği
durumdur.
Korku ve Şiddet
Kale, korkunun somutlaşmış halidir. İçine giren korktuğu
için girer, kuran korktuğu için kurar. Antikite'de tapınak ve saray varken,
Orta Çağ’da "kale"nin (citadelle) ortaya çıkışı, kamusal otoritenin
(Roma) çöküşüyle bireyin ve yerel kodamanın (magnate) "çıplak şiddet"
karşısında yalnız kalmasının sonucudur.
Kale, aynı zamanda iktidarın tekelidir.
"Güvenlik arayışı", modern dünyadaki vatandaşlık
bağının da atasıdır.
Orta Çağ zihninde bir yere ait olmak, bir lordun
"mandası" (commend) altına girmek, gerçek özgürlüktür.
Kamusal otorite zayıfladığında, özel ordusu ve toprağı olan
güç odakları (tekeller/mafyalar) yönetimi ele alır.
Bugünün devasa şirketlerinin ve holdinglerinin kamu
politikalarını belirlemesi tam bir "Modern Feodalizm"dir.
Taşın yerini tahtanın alması (konstrüksiyon kaybı),
medeniyetin kalıcılık iddiasından vazgeçmesidir. Taş işçiliği kolektif bir akıl
ve süreklilik gerektirirken, tahta "geçicilik" ve
"ilkellik"tir.
Şehirlerin yok olmasıyla okur-yazarlığın sadece kiliselere
sıkışması, entelektüel üretimin durmasıdır. Şehir yoksa, fikir de yoktur.
Kentten kopuş, zorunlu olarak köylüleşmeyi ve zihinsel bir çölleşmeyi
beraberinde getirir.
Eskiden apartmanda komşunuz olan savcı, şimdi tel örgüler
arkasındadır. Hapis iradeyi kırar ve zekayı yok eder. Toplumdan yalıtılmış bir
"seçkin", yavaş yavaş zekasını da kaybeder.
Atlı savaşçıyı (şövalyeyi) finanse etmek için kilise
topraklarına el konulması ve köylünün silahsızlandırılması, profesyonel bir
savaşçı sınıfının (yönetenlerin) doğuşudur.
Kap-kaççı mülkiyeti tanımaz; riskten korkmaz çünkü hapishane
ile dışarısı arasındaki fark (yaşam kalitesi açısından) yitmiştir.
Aydınlar ve yöneticiler halktan kopup
"lojman/kale"lere sığınıyorsa, sokakta "kap-kaç" (razzia)
sistematiğe dönüşmüşse, "Promenade" (kamusal yürüyüş/tartışma)
bitmişse, orada Tekeliyet'in karanlık feodalizmi başlamış demektir.
Devletin en üst kademelerinde bulunmuş kişilerin bile
"korunmaya alınanlar" listesinde olması, kamusal alanın güvenli
olmaktan çıktığının ve yönetenlerin halktan kaçarak kendi küçük
"kalelerine" çekildiğinin kanıtıdır.
Devlet kendi görevlisini koruyamıyor ve güvenliği
taşeronlara (ÖGG) devrediyorsa, o artık modern bir devlet değil, bir
"kale-devlet" veya feodal bir yapıdır.
Orta Çağ'da dış saldırılar (Arap, Viking, Macar) korkusuyla
kalelere sığınıldı, şövalye sınıfı doğdu, köylü silahsızlandırıldı (pasifize
edildi).
Modern dönemde iç huzursuzluklar ve "iç savaş"
korkusuyla lojmanlara/sitelere sığınıldı, "özel güvenlikli" bir
bürokrasi/burjuvazi doğdu, halk kamusal alandan (sokaktan) dışlandı.
Feodalite toplumu üç temel işleve böldü
Oratores (Dua Edenler/Konuşanlar): Din adamları.
Bellatores (Savaşanlar): Şövalyeler ve milisler.
Laboratores (Çalışanlar): Toprakla uğraşan
rustici/rençberler.
Tekeliyet ve Feodalite
Her iki düzen de "tabansız" ve
"halksız"dır. Yönetim, halktan izole edilmiş lojmanlarda, şatolarda
veya yüksek korumalı plazalarda gerçekleşir.
Her iki çağda da hiçbir şey güvende değildir.
Şövalyelik sadece askeri bir meslek değil, aynı zamanda
dinsel bir örgütlenmedir.
Haçlı Seferleri’nin sebebi / Avrupa’da Viking ve Macar
saldırılarının bitmesinden sonra "işsiz kalan" muharip sınıfın
(şövalyelerin) kendine yeni bir proje yaratmasıdır.
Haçlı Seferleri sürecinde "Avrupa" kavramı bir
kimlik olarak kristalleşir.
Haçlılar, Selçuklu Sultanlığı’nı felç ederek Türklerin
Avrupa’ya ilerlemesini yüzyıllarca geciktirmiştir.
Haçlı baskısı ve Selçuklu’nun zayıflaması, Anadolu’da
"Babai" ve "Bektaşi" gibi resmi dinin dışındaki akımların
doğmasına zemin hazırladı.
Haçlı Seferleri'nin ilk kurbanları Yahudiler / 1096
Hospitalyeler yardımseverlik (hastane/misafirhane) ile
savaşı birleştirdiler
Tapınakçılar tarihin ilk büyük "devlet içinde
devlet" ve "banker" organizasyonudur.
Aşık olmak, sadakat, kahramanlık, romantizm ve onur
duyguları feodalitenin "korporatif" (bir vücuda bağlı) insanının
özellikleridir.
Kapitalizm, bu bağları kopararak "Birey"i
yaratmıştır.
Ölüsever ve İğreti
Albert Camus, Veba
Boccaccio, Decameron
Veba toplumunda insanlar yedikleriyle ve giyindikleriyle
ilgilenmezler. Modern toplumda tektipleştirilmiş insanın durumu da farklı
değildir.
Dante ilahi olanı (İlahi Komedya), Boccaccio ise insani
olanı (Beşeri Komedya) yazmıştır.
Vebanın yarattığı "yarın öleceğiz" korkusu veya
"hayatta kalma" güdüsü, yüzyıllık ahlak kalıplarını bir anda buharlaştırmıştır.
Bizans'ın veba nedeniyle deorganize olması ve nüfus
kaybetmesi, 1356'dan itibaren Osmanlı akıncılarının Avrupa'da (Rumeli) kalıcı
mevziler tutmasını kolaylaştıran temel dinamiklerden biridir.
Vebanın yarattığı nüfus kaybı, feodal bağları kopararak
kapitalizmin önünü açan bir "yıkıcı güç" haline gelmiştir.
Veba öncesi uzun ve ağırbaşlı giysiler, yerini vücudu
sergileyen, kısa ve "ahlaksız" bulunan kıyafetlere bırakmıştır. Bu,
"yarın öleceğiz" duygusunun yarattığı bir tür hedonizm ve kurallara
başkaldırıdır.
Vebanın kuyuların zehirlenmesi veya havanın kirletilmesi
sonucu çıktığına dair batıl inançlar Yahudi kıyımlarına (pogrom) neden oldu.
Latince bilen elit kesimin veba tarafından
"kazınması", yerel halk dillerinin (vulgaire) yükselmesine neden oldu.
1821 Yunan İsyanı sonucunda diplomatik güç olan Elen (Yunan)
eliti tasfiye edildi yerine aceleyle Müslüman çocuklarından bir bürokrasi
yaratıldı.
"Tercüme Odası"nda yetişen bu yeni elit,
geleneksel Osmanlı bilimini (ulûm) bilmedikleri için eski değerlere bağlılık
duymazlar ve yeniliklere (Batılılaşmaya) son derece yatkındırlar.
Bu grup, köklerinden kopuk olduğu için Batı hegemonyasına
girmeye müsaittir.
Kırım Savaşının yarattığı büyük yıkım ve ölüm korkusunun
ardından gelen "ümit", yerini çılgınca bir eğlenceye, dansa ve
tüketime bıraktı.
Ahmet Mithat Efendi’nin "Dekadans" çığlığı bu
çöküşe bir itirazdır.
Türkiye ekonomisinin TİT (Tekstil-İnşaat-Turizm) üçlemesi
Bu üç sektörün ayakta kalabilmesi için sürekli devalüasyon
(Lira'nın değer kaybı) ve "esaret ücretleri" (çok düşük maaşlar)
zorunludur.
Bu sektörler sendikasızlaşmaya, kaçak işçiliğe ve mafya tipi
ilişkilere muhtaçtır.
Orta Çağ insanı için
gelecek yoktur; sadece rüyalar, fallar ve tesadüfler (zar oyunları) vardır.
Sürekli bir belirsizlik ve
tehlike altında yaşamak (prekarite), insanları can güvenliği için "gönüllü
köleliğe" iter.
İkinci Kitap - Pratik
Birinci Bölüm - Bir Kıbrıs Tarihi
Osmanlı toplumunda "gizli Hristiyan" (kripto)
nüfusun yaygınlığı
Süleyman Çelebi’nin Mevlit’i
Hazar Yahudi İmparatorluğu
Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman'ın Kudüs'e olan
ilgisi / siyasal aidiyet
Kıbrıs'ın Fethi: Nasi
Yahudi tarih yazımı Kanuni’yi "En Büyük" (the
greatest) ve "Büyük Şlomo" (Süleyman Peygamber) ile eş tutar.
Kapitülasyonlar Avrupa'daki Yahudileri koruyan bir
"zırh"
Garsiya Nasi (Ha-Geveret) ve yeğeni Yasef Nasi
Nasi, Filistin’de (Taberiye) rüşeym halinde bir devlet
kurmaya çalışmış, nihai hedefi ise Kıbrıs Krallığı olmuştur.
Kıbrıs'ın Terki: Disraeli
Benjamin Disraeli, 1878’de Kıbrıs’ı Osmanlı’dan İngiltere
adına alan İngiltere Başbakanı
Disraeli’nin soyunu 1573 Venedik Barışı'nı hazırlayan Şlome
Eşkenazi’ye bağlayan iddialar…
Tarihsel olarak Yahudilerin en büyük düşmanı Elenler
(Yunanlar) oldu
Bu yüzden Yahudi çıkarları her zaman Yunanistan’ın
zayıflatılması ve Türk-Yunan gerginliği üzerinden şekillendi
Kıbrıs'ın Paylaşılması: Kissinger
Kennedy "Yahudi Lobisi"ni bir engel olarak gördü /
Kennedy’nin yerine geçen Johnson’un ise Siyonizm’e tam destek verdi
İsrail’in güvenliği ve bölgesel çıkarları için gerekli
uygulamalar, Türkiye’de "milli" politika olarak piyasaya sürülür.
1973-1974 döneminde ABD dış politikası tamamen Henry
Kissinger’ın kontrolünde
Kissinger’ın temel stratejisi, Sovyetler Birliği’ni Orta
Doğu’dan tamamen tasfiye etmek ve Arapları İsrail-ABD ekseni karşısında yalnız
bırakmaktır.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, sanıldığı gibi ABD’ye rağmen
değil, bizzat Kissinger’ın "tahriki ve özendirmesiyle"
gerçekleşmiştir.
İngiltere’nin 1973 savaşında Kıbrıs’taki üslerini ABD/İsrail
yardımı için kullandırmaması üzerine Kissinger, Kıbrıs’ta İngiliz etkisini
zayıflatacak ve Türk kontrolünde bir bölge oluşturacak bir senaryoyu (taksim)
devreye soktu.
"Türk" Cephesinde
Onomastique
Ender Vangöl (Denktaş’ın kızı)
Mehmet Öz ve Derviş Oral (Denktaş'ın doktorları)
TMT Fatin Rüştü Zorlu’nun isteği ve Adnan Menderes’in yazılı
onayı ile kuruldu
Ekler
Hürriyet’in kuruluş amacı
Türkiye’deki Yahudi cemaatini savunmak ve pro-İsrail bir
kamuoyu oluşturmak
İkinci Bölüm - Paralel İsimler
"Onomastique" (İsim Bilimi) analizleri
Türkiye’de halkın genelinde olmayan bazı isimler (Cem, Ebru,
Okan vb.) medya ve iş dünyasında (oligarşi) yoğundur.
Cem / "Şem/Sem" (Sam/Sami kökü) isminin
Türkçeleşmiş bir formudur.
Ebru isminin içindeki "br" harfleri / İbranice'de
"İbri" (İbrani), "Eber" veya "İbrahim"
kelimelerine işarettir.
Öz ve Er / Özkan, Ersin gibi "Öz" ve
"Er" ile başlayan isimler, eski Türkçülük maskesi altında yeni bir
kimlik inşası için kullanıldı.
Okan / ismin kökeni İbranice "Ogan" (veya
Oganalp/Ogansoy formunda)
Noyan / Oya / Moğolca bir unvan olan Noyan ismini, İbranice
"Noya" (Güzel) ismiyle ilişkilidir.
Canan / Kenan
Gül / Güler / İzak (Isaac) ismi "gülen" anlamına
gelir.
Berk / Berktay / Dağlı / Berg
Özal / Oz + Al
İbranice'de "Oz" (Güç) ve "Al/El"
(Tanrı) kelimelerinin birleşimiyle "Tanrı’nın Gücü" anlamına gelir.
Üçüncü Bölüm - Bir Komplo Teorisi
Hegemonya ve İsmet Paşa
Osmanlı’nın son dönemindeki sabetayist seçkinlerin gücü Cumhuriyet
ile kesilmedi
Cemal Gürsel
İhsan Doğramacı
Selim Sarper
Hürriyet Partisi ve MBK
Bülent Ecevit’in etrafındaki Turan Güneş, Deniz Baykal,
Hikmet Çetin gibi isimler sabetayist kadrolarla devleti doldurdu
TİP Yıkıcılığı
TİP’in "içeriden" tasfiyesi
1965’te Meclis’e giren TİP hem Adalet Partisi (Demirel) hem
de Sovyetler Birliği için bir "sorun" teşkil etti
1967 sonrası Türkiye SOL’danboşaltılıp İslam’la dolduruldu.
Aziz Mahmud Hüdayi, Mevlevilik ve Nakşibendilik içinde
kripto-Yahudi veya sabetayist figürler bulunur.
Şerif Mardin gibi isimlerin Said-i Nursi’yi "göklere
çıkarması" bu büyük planın parçasıdır.
İki Toplu İdam
1926 İzmir Suikastı Davası/Ankara İdamları: (Cavit
Bey, Dr. Nazım, Yenibahçeli Naili, Filibeli Hilmi).
1961 İmralı İdamları: (Menderes, Zorlu, Polatkan).
Dördüncü Bölüm - Devalüasyon Yasası
Newton yerçekimini icat etmedi, buldu. Ancak bilim insanı,
kâşiften (Columbus) farklı olarak bulduğunu stilize eder.
Her büyük devalüasyon bir büyük rejim değişikliğidir.
Altı Devalüasyon ve Altı Rejim
7 Eylül 1946: 1950 İktidar Değişimi / İhtilalci-Kemalistlerin
tasfiyesi, Batı ile bütünleşme.
Ağustos 1958: 27 Mayıs 1960 Darbesi / Menderes'in idamı.
Ağustos 1970: 12 Mart 1971 Muhtırası / Demirel'in
düşürülmesi, solun baskılanması.
Ocak 1980: 12 Eylül 1980 Darbesi / 24 Ocak kararları ve
askeri müdahale.
Nisan 1994
Şubat 2001: AK Parti'nin Gelişi
1994
İslamizmin dönüşümü
Yeni kurulan İslam formu; anti-Arap, pro-İsrail ve halktan
kopuk bir "oligarşi İslam'ıdır".
Kemal Derviş / İktisadi bilgisi zayıf, ehliyetsiz bir misyoner
Devalüasyon ve Anti-Restorasyon
28 Şubat / Devletin, Susurluk sonrası içine düştüğü
illegaliteden kurtulma ve aşırılıkları budayarak "eski haline dönme"
çabasıdır.
2001 sonrası bu çabanın tasfiyesi (anti-restorasyon) olarak
okunabilir.
Restorasyon döneminin süper savcıları ve yüksek rütbeli
subayları devalüasyon sonrası "seks kasetleri" ve emeklilik
şuralarıyla tasfiye edildi.
Beşinci Bölüm: Deseleksiyon
Hem Bayezid Hem Cem
Beyazıt / "Yezid" (Emevi halifesi)
"Beyaz" (Beyazıt Öztürk) konuşma kusuru olan birinin
sadece konuşarak büyük paralar kazanması tekeliyette liyakate yer olmadığını
gösterir.
Şeyhler ve Sabetayistler
İsmail (Yişmael) / İbranice "duyacaklar" (Tanrı
duyar) anlamına gelir.
İshak (Itzak/Isaac) / "Gülecekler" anlamına gelir.
Nur / Or / İbranice "Or" (ışık) karşılığıdır.
Üniversitelerdeki (Tıp, Hukuk, İktisat) profesörlük
koltuklarının babadan oğula/kıza geçmesi (Demiroğlu, Alkin, Gök aileleri
örneği) "Tekeliyet" düzeninin bir parçasıdır.
Sabetayistler, İslam’ın katı kurallarından ziyade,
tasavvufun "hoşgörü" ve "serbestiyet" alanını kendilerine
daha uygun bulmuşlardır.
Bir sabetayistin Bektaşi görünmesi, onun gerçek kimliğini
(kabalist/mistik kökenlerini) koruması için mükemmel bir estetik kamuflajdır.
Sabetayist iki kabile / Kapancılar vs. Karakaşiler
İbrahim Cem (Karakaşi) ve Kemal Derviş (Kapancı): Bu iki
ismin bir araya gelip parti kuramaması, cemaatin bu iki kolu arasındaki
tarihsel rekabete ve "birbirinden kız alıp vermeme" taassubundan
kaynaklanmıştır.
Payidar ve Paydar
Sabetayist Üniversitede
Hegemonik yapı, kendi varlığını sürdürebilmek için gerçek
kabiliyetlerin önüne duvarlar örer.
Bu sayede cahilin profesör, tenekenin tenor, yalanın doğru
olduğu bir dünya kurarlar.
Altıncı Bölüm - Gizli Dinli Yaşam
Kromni (Gümüşhane)
Kapadokya
Evlerin dışarıdan tamamen Osmanlı/Müslüman mimarisine uygun
görünmesi, ancak iç mekânda bir katın şapel (gizli kilise) olarak kullanılması,
kamusal alan ile özel alan arasındaki ontolojik bölünmeyi yansıtır.
Gizli kimliğin ifşa olmaması için cemaat dışından
(Osmanlı/Müslüman) biriyle evlenmek en büyük tehlikedir.
Kripto (gizli) toplulukların hayatta kalması "aşırı
disiplin" ve "mekânsal izolasyona" bağlıdır.
"Dua ederken el kaldırmama" veya "saf
tutamama" bir "acemilik" veya "bilinçdışı bir direnç"
göstergesidir. Kriptolar Müslüman gibi görünmeye çalışırken "kefaret"
duygusuyla (Rabbi'nden af dileyerek) hata yapmaktadırlar.
Hülya / Ulya / Hulda
Zehra / Zohar
Kaya / Selah "Selah" (Selahattin isminin kökü)
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder