Yalçın Küçük - 21 Yaşında
Bir Çocuk Fatih Sultan Mehmed - Notlar
Tekin Yayınları, 2. Basım, 1990
Önsöz
Öğrenmek şaşırmaktır
Toplum düşüncemiz ve tarihimiz son derece ters yazılmış,
Cumhuriyet tarihi ve Kemalist Tarih Yazıcılığı bu kadar
çarpık olursa, Osmanoğlu Tarihi de aynı ölçüde idealist ve yanıltıcı olmalıdır;
birbirinden ayrı değiller ve birbirine dayanıyorlar.
İstanbul'un fethini herhangi bir yeni öge katmadan, bir
"hayalet düzenin" nasıl yıkıldığını anlatıyor.
BİRİNCİ BÖLÜM
Ölümlü Hazırlık
Osmanlı Devleti'nin kuruluşu bir "gecekondu"
yapımına benzetiyor. Bir ilke veya taslak yoktur; pratik, zamanın imkânları ve
fırsatçılık belirleyicidir.
Gecekondu yapımından hiç bir parça veya bölme özgün
değildir; hepsi daha önce var ve kullanılmıştır.
Osmanlı düzeninde biç bir parça veya bölme, özgün değildir.
Osmanlı düzenini oluşturan belli başlı öge veya kurumlar, daha önce başka bir
yerde, başka bir düzen de mutlaka vardır, Osmanoğlu, en önemli kurumlumu,
tarihin enkazlarından alıyor.
Zaptedilen toprakların feodalleri yeni yöneticilerdir; hıristiyan
ailelerin erkek çocuklarından da yeni birlikler oluşturuluyor. Hıristiyan
ailelerin erkek çocukları, yedi - sekiz yaşlarına gelince ailelerinden
koparılıyorlar ve önce sipahi ailelerinin yanlarında müslümanlık ve Osmanlılık
ile yetiştiriliyorlar. Eğitimin bir tek amacı var; Hıristiyan çocuklarını, aile
ve çıktıkları topraktan koparmak, bunları, “kul” olarak verilecekleri Osmanlı
emirine körü körüne bağlılıktan başka her türlü bağlantıdan ayırmak, bu İlk
eğitimin tek amacını oluşturuyor. Bundan sonra ocaklarda askeri eğitim
görüyorlar; yeniçeriler böylece ortaya çıkıyorlar. / s. 18
…yeniçeri veya bir benzerinin Roma'nın mirası içinde
bulunmadığı kesindir. Ancak yine de Osmanoğulları yeni çeri modelini, kendileri
bulmadılar; bunu da ithal ederek taklit ettiler.
Ertuğrul Gazi Söğüt’e yerleşirken Thomas Aquinas inancı
düşünce düzeyine çıkardı
Osmanlı’nın yaratıcılık yerine asimilasyonu (benzeştirmeyi)
koydu
Asimilasyon, yaşamı sürdürmeye yarıyor ve yaratmanın yerini
alıyor. Asimilasyon, ilkel'in düşünme yoludur.
Şehir isimlerinin dönüştürülmesinde bile yaratıcılık değil, dil
ve düşünme tembelliği görülür: İkonion -> Konya…
Memlük modeli Yeniçerilik / Yeniçerilik özgün bir buluş
değil, Abbasiler ve Mısır’daki "Memlük" (köle asker) modelinin bir
devamıdır.
I. Murad’ın getirdiği yeniliklerden birisi, kullaştırılmış
hıristiyan çocuklarının evlenmelerinin yasaklandırılması oluyor. Bunun nedeni Mısır’daki
gibi köle askerlerin saray kadınlarıyla evlenerek hanedanı ele geçirmesini
önlemektir.
I. Murad’ın, Bizans prensiyle iş birliği yapan oğlu Savcı
Bey’i önce kör edip sonra öldürdü.
Murad’ın Kosova’da bir elçi tarafından öldürüldüğü anlatısı bir
"uydurma" veya "protokol hatası" olabilir, arkasında bir
komplo (Bayezid şüphesi) olabilir.
Bayezid'in daha önce bir komplo içinde bulunmaması halinde,
Prens Yakup'u bu kadar çabuk ve kolaylıkla boğduramayacağını düşünüyorum.
Kardeş katli Fatih ile başlamadı, Fatih bu vahşeti,
kanunname ile kâğıda döktü.
Anormal doğal ölümler / Süleyman Paşa’nın suda boğulması,
II. Murad’ın oğlu Alaeddin’in beklenmedik ölümü…
Her prens, tahta geçemezse öldürüleceğini önceden biliyor.
Bu nedenle her Osmanoğlu prens için tahta çıkmak bir ölüm-kalım sorunu durumuna
geliyor.
Osmanlı tarihinin ilk 150 yılı karanlıktır.
İlk Osmanlı kroniklerinin olaylardan 100 yıl sonra yazılmaya
başlandı
Osmanlı kronikleri, sultanların isteğiyle yazılan, hataları
gizleyen ve hanedanı süslemeye çalışan "meddah" metinleridir.
Osmanlı kroniklerinde, boğdurulan şehzadelerin hemen hemen
tümüne yakınının isimleri bile geçmez; bunları yazmak, Osmanoğlu sülalesinin
kötü işler de yapabileceğinin işareti sayılabilir.
Sondan Başa Ölüm
Geçmişe bakarken "neden" ve "sonuç"
kavramları yer değiştirebilir:
I. Osman'ın amcasını öldürmesi mi başlangıçtır, yoksa II.
Osman'ın öldürülmesi mi?
Zaman boyutunda eskimişlik, uzay boyutunda uzaklıktır: bir
olgu'yu eskimenin uzayda uzaklaştırmaktan hiç bir farkı yok görünüyor.
III. Mehmet tahta çıktığında, en büyüğü 12 yaşında olan 18
kardeşini boğdurdu.
Babasından hamile kalan cariyeleri de öldürttü.
III. Mehmet, şehzadelerin eyaletlere gönderilmesi usulüne
son vererek onları sarayda "kafes" denilen bölmelere hapsetti.
I. Ahmet'in çocuğu olmadan ölme ihtimali ve kardeşi
Mustafa'nın akıl sağlığı, 300 yıllık "babadan oğula" sistemini
bozarak hanedanın en yaşlısının tahta geçmesi (ekberiyet) sonucunu doğurdu.
Yeniçeriler askeri olarak başarısız, sadece sultan seçiminde
etkili bir “parti”
8 yaşındaki Osman, Yeniçeri ocağını kaldırıp Anadolu, Suriye
ve Türkmenlerden yeni bir ordu kurmayı planlamıştı.
II. Osman, Yeniçeriler tarafından açıkça tahttan indirilip
(hal edilip) Yedikule'de katledilen ilk Osmanlı padişahıdır.
Kanuni'nin oğlu Mustafa 40 yaşına geldiğinde orduda ve
halkta büyük prestij kazanmıştı.
Mustafa, babasının otağına güvenle girmiş ancak babasının
gözleri önünde dilsiz cellatlar tarafından keman kirişiyle boğulmuştur. Hemen
ardından torunu (Mustafa'nın oğlu) küçük Mehmet de öldürülmüştür.
I. Murad, oğlu Savcı Bey'in gözlerini oydurmuş; II. Murad
ise kardeşi Mustafa'nın öldürülmesinde hazır bulunmuştur.
Osmanlı Siyaseti / Taht sevgisi evlat sevgisinden üstündür
Osmanlı bireyi için tek bağlılık "taht"tır. Evlat
veya baba sevgisi, iktidar söz konusu olduğunda ortadan kalkar.
II. Bayezid, daha Amasya'dayken kurduğu casusluk ağı
sayesinde babası Fatih Sultan Mehmet'in hamlelerinden haberdar olabildi.
1517: I. Selim Kahire'yi alıp halifeliği getirirken, Martin
Luther 95 Tezini kiliseye asıyordu.
Stephen Fischer-Galati'ye göre, Osmanlı'nın Avrupa'daki
(Belgrad, Buda) ilerleyişi, Habsburgların Lutherciliğe ödün vermesine neden
olmuş; dolayısıyla Osmanlı emperyalizmi dolaylı olarak Protestanlığın
yerleşmesine hizmet etmiştir.
Baştan Sona Ölüm
Doğu Roma'dan Osmanlı'ya miras kalan en temel siyasi gelenek
cinayettir.
Osman Gazi’nin amcası Dündar’ı öldürerek beyliğin başına
geçmesi, bu sistemin ilk örneklerinden biridir.
Rumeli fatihi Süleyman Paşa bir av kazasında ölüyor…
Fetret Devri / Musa Çelebi, yeni bir düzen ve toplumsal
uzlaşı (Şeyh Bedreddin ile birlikte) arayışındayken; Çelebi Mehmet, Bizans'ın
desteğini alarak "eski düzeni" ve statükoyu savunuyor.
Çelebi Mehmet öldüğünde, taht kavgasını önlemek için cesedi 40
gün saklandı, sanki yaşıyormuş gibi yatağında tutuldu.
Bayezid, Babası Fatih'i Zehirliyor?
Bayezid, babasının Bellini gibi Batılı sanatçılara
yaptırdığı portreleri "dinsizlik" gerekçesiyle pazarda sattırdı.
Fatih’in idam ettirdiği Çandarlı Halil Paşa ailesini yeniden
göreve getirerek, eski tutucu düzeni geri çağırdı.
II. Murad başarısız bir komutan ve alkol düşkünü / ordunun
ve halkın tepkisini çekti.
Fatih'in önünü açmak için en güçlü rakibi olan ağabeyi
Alaeddin 1443'te boğduruldu…
II. Murad'ın 47 yaşında, bir eğlence sonrası sara benzeri
nöbetler geçirerek öldü…
Fatih tahta çıkar çıkmaz, henüz bir bebek olan kardeşi
Ahmet’i (II. Murad’ın en küçük oğlu) boğdurdu.
Babası Murad vasiyetinde Fatih ile aynı türbede yatmayı bile
reddetmiştir.
Fatih’in en sevdiği oğlu Şehzade Mustafa’nın hamamdan
çıktıktan sonra aniden ölmesi, Sadrazam Mahmut Paşa tarafından zehirlendiği
şüphesini doğurur.
Şehzade Mustafa’nın ölümünden bir ay sonra Mahmut Paşa’nın
idam edilmesi, bu zehirlenmenin bir intikamı veya suçun örtülmesi olabilir…
Fatih Sultan Mehmet’in gönlündeki halef büyük oğlu Bayezid
değil, küçük oğlu Cem Sultan’dır.
1473 Uzun Hasan seferine giderken Fatih’in İstanbul’u
(payitahtı) 14 yaşındaki Cem’e emanet etmesi, o dönem için alışılmadık bir
güven göstergesidir.
Sefer sırasında Fatih’in öldüğü şayiası yayılınca bazı
vezirler Cem’i tahta çıkarmaya çalışmış, ancak Fatih dönünce bu grubu ağır
cezalandırmıştır.
Fatih’in son seferi / Fatih, kendi ordusuna ve oğlu
Bayezid’e karşı sefer çıkmıştır.
Fatih, Üsküdar’ı geçip Gebze yakınlarına geldiğinde aniden
hastalanır.
Fatih’e verilen "ayırıcı şerbet" (Şarab-ı Faruk)
muhtemelen zehirdir.
Bayezid İstanbul’a gelene kadar geçen sürede Fatih’in cesedi
sarayda unutulmuş, başında mum bile yakılmamıştır.
Ceset kokmaya başlayınca, Baltacı Kasım adında bir görevli,
padişahın iç organlarını çıkarıp temizlemek zorunda kalmıştır.
Fatih Sultan Mehmet, modernleşmeci ve otoriter bir lider
olduğu için bizzat kurduğu ve büyüttüğü "Yeniçeri mekanizması"
tarafından tasfiye edildi.
İKİNCİ BÖLÜM
Osmanoğlu Cumhuriyeti
Osmanlı yapısı Ceneviz Cumhuriyeti'ne (Genoa) benzer. Ceneviz'de
devlet başkanı (Duka) belli aileler arasından seçilir. Osmanlı'da da yönetim
"Osmanoğlu" ailesine hasredilmiştir.
Osmanlı'da seçmenler halk değil; asker (Yeniçeriler),
bürokrasi ve ulemadan oluşan güçlü gruplardır.
Bu sistemde oy verme işlemi sandıkla değil, öldürme ve
hayatta kalma ile gerçekleşir.
Yönetimin tek bir ailede toplanması, o ailenin her erkek
üyesini potansiyel birer hedef haline getirir.
Patricide (baba katli), filicide (evlat katli) ve fratricide
(kardeş katli), sistemin devamlılığı için "meşru bir seçim yöntemi"
olarak kabul edilir.
Tarihsel olarak cumhuriyet (yönetime katılım ve seçim),
monarşiden (soya dayalı mutlakiyet) daha eskidir.
Osmanlı düzeni, merkezi milli devlet (kapitalist devlet)
aşamasına bir türlü geçemeyen, Orta Çağ kurumlarını Yakın Çağ'da da sürdüren
uzun bir "geçiş süreci"dir.
İki Partili Düzen
Kapıkulu Partisi (KKP) / Çandarlı Halil Partisi
Bu grup statükocu ve işbirlikçidir.
Tutuculuk, barış yanlısı, sınırların genişlemesine karşı
Yeniçeriler ve yüksek bürokrasiye dayanır.
İlericiler / Fütühatçı Parti
Lider: Sultan Mehmet (Fatih).
Hedef: İstanbul'un fethi
Dayanak: Akıncı beyleri, uç beyleri
Fatih, Çandarlı'yı idam ederek bürokratik vesayeti
kırmıştır.
Fatih'ten sonra Osmanlı, bir "merkezi devlet
karikatürüne" dönüşmüş, burjuva sınıfının eksikliğinde ordu içindeki
kliklerin elinde oyuncak olmuştur.
1648'den 1808'e kadar süren "ordu vesayeti" II.
Mahmut'un Vaka-i Hayriye (Hayırlı Olay) ile orduyu imha etmesiyle son bulur.
1439 Floransa Konsili (Batı ve Doğu kiliselerinin
birleşmesi) Osmanlı yönetiminde panik yaratmış, Çandarlı bu tehlikeyi
kullanarak Mehmet'i "deneyimsiz" ilan edip Murad'ı geri çağırmıştır.
Halil Paşa, kuşatmanın her aşamasında "Avrupa birleşir,
Haçlılar gelir" diyerek korku yaymıştır.
Çandarlı'nın "Avrupa korkusuna" karşı Zaganos
Paşa, hıristiyan hükümdarlar arasındaki ihtilafları ve fethin kaçınılmazlığını
savunmuştur.
İstanbul düştüğünde sadece Bizans değil, Çandarlı Halil
Partisi de düştü.
Fetih biter bitmez Çandarlı idam edilir. İdam edildiğinde
ortaya çıkan 120.000 düka altınlık devasa servet, onun neden "uzlaşmacı ve
barışçı" olduğunun (kaybedecek çok şeyi olmasının) kanıtı olarak sunulur.
İkinci Bayezid'in Kapu Kulu Partisi: KKP
Çandarlı ailesi Osmanlı'nın "ilerici/şahin"
kanadına karşı her zaman "uzlaşmacı/teslimiyetçi" bir fren
mekanizması olarak konumlandı.
Halil'in Babası Çandarlı İbrahim halkçı bir lider olan Musa
Çelebi'ye ihanet ederek Bizans ile iş birliği yaptı.
Halil'in Oğlu Çandarlı İbrahim Fatih'in ölümünden sonra
babasının intikamını alırcasına, Fatih'in vizyonuna tepki olarak doğan II.
Bayezid tarafından sadrazam yapıldı.
Musa Çelebi sadece Türklerden değil; Bulgar, Sırp, Eflaklı
köylülerden ve Yahudilerden oluşan bir "eşitlikçi" yapı kurmak istedi.
Şeyh Bedrettin'i kazasker yapması, bu "yeni düzen" arayışının
entelektüel kanıtıdır.
II. Bayezid: "Karşı Devrim"
Fatih'in "evrensel imparatorluk" (Roma mirası)
vizyonundan uzaklaşıp, Sünni İslam Ortodoksluğuna sıkı sıkıya sarılmıştır.
Hiç bir insan sürüsü boşunda halk değildir. Sürüler zaman içinde
halk oluyor ve elverişli koşullarla millet'e dönüşüyor.
Osmanoğlu Cumhuriyeti'nde İkinci Bayezid'in Kopu Kulu Partisi’nin
ölüm sessizliği hüküm sürmeye başladı.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kurucu Mehmet
Farklı yerlerden kopup gelen insanların, birbirine
benzemeyen dillerine ve kültürlerine rağmen bir arada yaşayabilmesi bir seçim
değil, zorunluluktur. Parçaların birbirine "hoşgörülü" davranması,
enkazdan toplanmış malzemelerin birbirini tutması gibidir.
Dağlarda inançlar derinleşemez, ortodoksluk bozulur; bu
yüzden dağlılar (Berberiler, Kürtler) her zaman "yarı-müslüman" veya
"kendi inancında" kalmıştır.
İnancın azaldığı yerde hoşgörü artar.
Osmanlı, Balkanlar'da ciddi bir mukavemetle karşılaşmadı. Balkanlar'da
tam bir otorite boşluğu vardı. Köylüler, kendi zalim asilleri (derebeyleri)
yerine Türk yönetimini tercih ediyordu.
Fatih Sultan Mehmed sadece bir fatih değil, ömrünü
tamamlamış Orta Çağ düzenini yeniden kuran bir "restoratör" oldu. Düzeni
değiştirmek değil, devraldığı mirası korumak istiyordu.
Fatih'in nihai hedefi, İslam'ın intikamını almak değil, Roma
İmparatorluğu'nu yeniden kurmaktı: Fatih, kendini Sezar ve İskender'den üstün
görüyor, Roma'yı fethetmek için planlar yapıyordu.
"Büyük Kartal Öldü!" İtalya ve Avrupa, Fatih'in
ölümüyle derin bir nefes aldı.
Modern Hükümdarın Doğuşu
Machiavelli ve Fatih
Machiavelli, yeni işgal edilen bir yerde tutunmak için eski
hükümdarın soyundan kimsenin bırakılmaması gerektiğini söyler. Fatih,
İstanbul'u aldıktan sonra Bizans imparatorluk ailesinin (Notaras ve diğerleri)
tüm erkek üyelerini infaz ederek tam olarak bu "soğukkanlı" kuralı
uygulamıştır.
Fatih, Roma tahtında hak iddia edebilecek tek bir rakip bile
bırakmamak için Notaras soyunu temizlemiştir.
Fatih'in annesi bir Hıristiyan (veya Yahudi) cariyedir. Fatih'in
portresindeki "Batılı" ve "ince" hatlar, annesinin Batı
kökenli olduğunun fizyolojik kanıtıdır.
II. Bayezid'in, babası için "Babam müstebitti ve
Peygamber Muhammed'e inanmazdı" dedi
Fatih'in İstanbul vizyonu, sadece bir Müslüman şehri değil,
dünyadaki tüm inançların ve ırkların birleştiği bir merkezdir.
Avrupa'da zulüm gören Yahudiler için İstanbul bir
"cennet" haline gelmiş; Fatih, en güvendiği doktoru olarak bir
Yahudi'yi (Maestro Jacopo) seçmiştir.
Batı karşıtı Gennadius'u bizzat bularak patriklik makamına
oturtması, İstanbul'un dini çeşitliliğini imparatorluk gücüne tahvil etme
stratejisidir.
Fatih, sadece bir fetihçi değil, öğrenmeye doymayan bir
öğrencidir.
Trabzonlu bilgin Amirutzes ve oğlu vasıtasıyla Ptoleme
astronomisi ve coğrafya öğrendi. Kendisi için özel bir İncil hazırlattı.
Fatih; İskender, Sezar ve Büyük Konstantin'i kıskançlık
derecesinde imrenerek takip eder.
Fatih, güç kazanan hiçbir devlet adamına tahammül etmez.
Çandarlı Halil Paşa'yı prestijinin zirvesindeyken idam
ettirerek Türk soylu ailelerin etkisini kırmış; yerine devşirme/Grek asıllı
(Mahmut Paşa, Rum Mehmet Paşa, Gedik Ahmet Paşa) yöneticileri getirmiştir.
Divide et İmpera
Fatih, iktidarının ilk yıllarında kendisini tehdit eden uç
beylerinin (akıncı ailelerinin) gücünü kırmak için Yeniçeri Ocağı'nı ve
Kapıkulu birliklerini merkeze aldı.
Tahta çıktığında 6.000 olan yeniçeri sayısı, 20 yıl içinde
10.000'e çıkarıldı. Bu artışın tamamı Hristiyan kökenli (Grek, Ermeni, Bulgar)
devşirmelerden sağlandı.
Fatih, ordunun komutasını saraydan yetişme güvenilir
kişilere (Sekbanlar) vererek askeri hiyerarşiyi doğrudan kendine bağladı.
Enderun modelini kurumsallaştırdı. Devletin mülki ve idari
kadrosu artık sadece devşirme kökenli, sarayda yetişmiş "İç
Oğlanları"ndan oluşacaktı.
Enderun'a seçilenlerin zeki, atletik ve yakışıklı olması
şarttı; bu elit sınıf sadece Padişah'ın "kulu" olarak var olabilirdi.
Fatih, hem iç hem de dış politikada düşmanlarını/rakiplerini
birbirine düşürerek ilerledi.
Fatih'in başarısı "bölünmüşlükleri bir silah olarak
kullanmasında" gizliydi. Karşı cephedeki her yarığı (mezhep kavgaları,
taht kavgaları) bir ilerleme fırsatı olarak gördü.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Fetih
İnsan aklı, doğuşu itibarıyla bir sınıflandırma ve düzenleme
eğilimine sahiptir: Akıl, doğanın yasalarını veya tarihin işleyişini keşfettiği
anda bu gerçekliklere bağımlı hale gelir.
(Evrim) Tarih ve doğa, "sağlıklı" ve
"başarılı" olanı koruyup diğerini tasfiye ederek aklı belirli
sınırlar içinde tutar.
Top, kılıç veya ok gibi hedefini görerek vurmak yerine,
surların üzerinden veya gerisinden, körleme ateş eder. Bu
"belirsizlik", karşı tarafın aklını ve tartma yeteneğini felç eder.
Fatih'in topları sadece surları yıkmakla kalmamış, surların
içindekilerin zihinlerini de dövmüştür.
Fetihten önce Avrupa (özellikle Papa II. Pius), Türk
ordusunu "zayıf, kadınsı ve disiplinsiz" olarak nitelendiriyordu.
İstanbul'un düşüşü Roma'da ağlamalarla karşılandı.
"Domino Teorisi" o zamandan devreye girdi: "Sıra Eski Roma'ya
(Vatikan) geldi" paniği başladı.
Macaristan düşerse Almanya ve İtalya kapılarının tamamen
açılacağı inancı, Avrupa'nın kolektif bilincinde derin bir korku yarattı.
Batı ile Ünyon
Hammer'in verilerine göre İstanbul 28 kez kuşatılmıştı. 21
yaşındaki bir "çocuğun" (II. Mehmet) bunu başaracağına kimse
inanmıyordu.
Doğu Roma; Slav, Avar, Bulgar, Pers ve Arap akınlarını
durdurarak Batı Avrupa'nın kendi çizgisinde gelişmesine imkan sağlamıştır.
Batı, bu tampon bölgeyi korumak yerine yardım için
"Kilise Birleşmesi" (Union) şartını ambargo gibi kullanmış, sonuçta
kalkanın çöküşünü izlemiştir. Fatih'in fethini kolaylaştıran en büyük iç etken,
1054'te kesinleşen Schisma (Büyük Ayrılık) olmuştur.
Dördüncü Haçlı Seferi sırasında "yardıma gelen"
Latinlerin İstanbul'u tarihin gördüğü en vahşi yağmalardan biriyle talan
etmesi, Ortodoks halkta geri dönülemez bir nefret yaratmıştır.
Bizans'ın Batı'dan yardım alma girişimlerinin bir başka
felaketi Katalan Şirketi (Grand Company) Türkleri durdurmak için İspanya'dan
getirilen bu 8.000 kişilik paralı asker grubu, Türklerden daha çok Bizans
köylüsüne zarar verdi.
1439 Floransa Konsilinde Doğu ve Batı kiliselerinin
birleştiği resmen ilan edilmiş, ancak bu durum sadece Osmanlı tarafındaki
"Şahinler Partisi"ni (Genç II. Mehmet ve ekibi) daha agresif bir
fetih politikasına itmiştir.
Kuvvetlerin Sürülüşü
1439 Floransa Konsili, kağıt üzerinde kiliseleri birleştirse
de, pratikte İstanbul'u ikiye bölmüştür.
Kardinal Isidore:
Katolik davasının uzmanı olarak kuşatmada yer almış, ancak kent düştüğünde
kıyafet değiştirerek (bir yoksula kardinal giysilerini giydirip onu feda
ederek) kaçmayı başarmıştır.
George Scholarius
(Gennadius): Birleşmeye önce imza atıp sonra pişman olan bu isim, Ortodoks
direnişinin sembolü olmuştur. "Frenklerin kuvvetine neden bel
bağladınız?" diyerek halkı Ünyon'a karşı örgütlemiş, fetihten sonra da
Fatih tarafından patrik yapılmıştır.
Fatih'in Rumeli Hisarı'nı (Boğazkesen) yaptırması, Bizans
için sonun başlangıcıydı.
Türkler ateşli silahları Balkan halklarından (Dubrovnik vb.)
yaklaşık yarım yüzyıl sonra öğrendi
Fatih'in döktürdüğü devasa toplar (Urban Usta) bir
"teknolojik devrim" değil, mevcut teknolojinin hantal bir ölçek
büyütmesidir.
Kuşatma ve Son
Ordunun dağılma noktasında olduğu bir sırada Akşemsettin
aracılığıyla Eyüp el-Ensari'nin kabrinin "bulunması", askerlere
dinsel bir motivasyon sağladı.
Gemilerin karadan yürütülmesi savunmacıları hayrete düşürmüş
ve dirençlerini kırmıştır.
Dukas / Surlara tırmanan bir kahramandan ziyade, açık
unutulan küçük bir kapıdan (Kerkoporta) sızan elli kadar askerin yarattığı
paniğin şehri düşürdüğünü savunuyor.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder