İbn
Arabi - Kitab-ul-Vasaya-1 - Notlar
Fütûhat Deryasından Vasiyetler
Mütercim: Abdullah Taha Feraizoğlu, Kitsan
Sunuş
Bu çalışma, İbnü'l-Arabi'nin asırlarca insanlığa ışık tutan
Kitâb'ul-Vasâyâ (Vasiyetler) adlı eserinin birinci bölümünü ihtiva eden 42
vasiyeti kapsamaktadır.
Vasiyetlerini salîklere tavsiye ederken o mevzunun zahîri
yönünü izah etmenin yanında, özellikle batini yönünü de rumuzlu kelimelerle
açıklar.
Önsöz
Bu vasiyetler, İbnü'l-Arabi'nin devasa anıt eseri Fütûhât-ı
Mekkiyye'nin dördüncü cildinin son bölümünü oluşturur.
Şeriyata riâyet etmeyen bir şahsın keşfinin Rahmani olması
mümkün değildir.
Tasavvuf; Şeriatın zahiri ve bâtını olan bütün âdablarına
vâkıf olmaktır. Ahlâk-ı ilâhiye ile ahlâklanmaktır.
Hayatını Kur'an'ın emirlerine göre düzenleyenler, doğrudan
doğruya Allah'ın özel koruması (himayesi) altına girerler.
İbn Arabi'nin Hayatı
Orta boylu, yumuşak tenli, aydınlık yüzlü ve iri gözlüdür.
Saçları oldukça uzun ve dalgalı, sesi berrak ve kalıncadır.
Az ve yüksek sesle konuşmayan, gözlerinden yaş eksik
olmayan, hırçınlıktan uzak ve ne hızlı ne de yavaş yürüyen vakur bir duruşa
sahiptir.
Kur'an'ı ve yüz bini aşkın hadisi senedleriyle birlikte
ezberlemiş
…
Vasiyetler
Bu kelâmla konuşturduğu mübarek ağaca Salât-û Selâm olsun.
Öyle ağaç ki, O, kelâmın çıkış yeri ve masdarıdır.
Yeryüzünde zahir olan zülüm ve ifsadı Sana şikâyet eder,
onların şerrinden Sana sığınırız.
BİRİNCİ VASİYET
Allah ve peygamberleri hakkı vasiyet etmişlerdir.
Manevi Mirac
Manevi sırrınla Ay merkezinden Kamer-i Alâ’ya, oradan da
Satürn (Zuhal) yıldızına yüksel.
Zuhal'den, ayağının altından kayıp düşmeyeceğin Felek-i
Sevâbit'e (sabit yıldızlar küresine) geç.
Sabit yıldızlardan, enaniyetini (benliğini) tamamen kırarak
Koç (Hamil) burcunun yüksekliğine ayak bas.
Oradan ilahi ilmin sembolü olan Kadem-i Kürsî’ye ve
Kürsî’den tüm şekil ve misalleri kuşatan Arş'a yüksel.
Araz ve sebeplerle bağlı akıldan kurtularak, mutlak
bilinmezlik ve ezel vasfı olan Âmâ-yı Mutlaka’ya varıncaya kadar cehd et.
İKİNCİ VASİYET
Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’e
(s.a.v.) ortak vasiyet, dinde dosdoğru durmak ve tefrikaya (ayrılığa)
düşmemektir.
Allah'ın eli/yardımı cemaatle beraberdir.
Allah, Zâtı itibarıyla tektir (Vahdet), isimleri itibarıyla
çoktur (Kesret). İsimlerin bu çokluğundaki birlik sırrı nedeniyle Allah'ın
yardımı cemaatledir.
ÜÇÜNCÜ VASİYET
Bir mekanda veya odada günah işlemişsen, orada mutlaka bir
itaat, ibadet veya zikir yapmadan orayı terk etme ki Kıyamet günü o mekan senin
aleyhine değil, lehine şahitlik etsin.
"Bana dua edin, icabet edeyim" emrindeki ibadetten
kasıt duadır. Dua; zillet, acziyet ve Allah'a muhtaç olduğunu idrak etme
makamıdır. Kibirlenenler dua edemezler.
DÖRDÜNCÜ VASİYET
"Ben kulumun Benim hakkımdaki zannı üzereyim."
Allah bu hükmü bir zamanla kısıtlamamıştır. Kul ne zaman ve
nasıl inanırsa, Allah'ı öyle bulur.
BEŞİNCİ VASİYET
Kul her an zikir üzere olmalıdır.
"Siz Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim"
(Bakara, 152) ayeti gereğince, Allah kendi zikrini kulun zikrine bir cevap ve
ödül kılmıştır.
Kalp zikirle beslendikçe zikrin nuruyla aydınlanır. Bu nur,
kulun eşyanın hakikatini keşfetmesine vesile olur.
ALTINCI VASİYET
İmansız yapılan hiçbir amelin mizan katında değeri yoktur.
Kulum Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın
yaklaşırım... O Bana yürüyerek gelse, Ben ona koşarak giderim.
Kul, amellerini Allah'a yakınlaşmak için Şeriat Mizanı ile
ölçmek zorundadır.
Allah’ın kula yakınlaşmak için bir mizana ihtiyacı yoktur.
YEDİNCİ VASİYET
Kul salih amel işlemeye gücü yetmese bile nefsini buna
zorlamalı ve daima hayra niyet etmelidir.
Kul niyet ettiği ameli işlediğinde on kat sevap alır.
Kul bir günaha niyet ettiğinde, onu işlemediği müddetçe
geçen her an için ilahi bir bağışlanma içerisinde korur.
SEKİZİNCİ VASİYET
Lâ ilâhe illâllah
Karşıtı olmadığı için Tevhid bizzat mizan (terazi) kabul
etmez; yani hiçbir şey onunla tartılamaz.
Mizan, amellerin yükselişteki son sınırı olan Sidre-i
Münteha (Felek-i Sevâbit'in altı) için kurulmuştur. Ameller bu sınırı geçemez.
"Lâ ilâhe" diyerek bizzat kendi izafi varlığını
nefyet (yok bil). "İllâllah" diyerek de hakiki varlığın yalnızca
Allah'ın var etmesiyle kaim olduğunu isbât et.
DOKUZUNCU VASİYET
Günahkar bir müminin şahsına (zâtına) düşmanlık beslenemez;
yalnızca işlediği kötü amele, günaha buğz edilir.
Kesin inkârı bilinmeyenlerin son nefesi meçhul olduğundan,
peşin hükümle hareket edilmemelidir.
Allah, kullarının kâfir ve müşrik olacağını ezeli ilmiyle
bilmesine ve inkarlarına rızası olmamasına rağmen, Halık (Yaratıcı) olması
hasebiyle onların rızkını kesmez.
ONUNCU VASİYET
Kul farzları kesintisiz eda ettiğinde Allah'a en sevimli
amelle yaklaşır. Bu makamda Hak, kulun işitmesi ve görmesi olur; yani Hak kul
ile işitir ve görür.
Kul nafilelere devam ettiğinde ise Allah, kulun işitmesi ve
görmesi olur; yani kul Hak ile işitir ve görür.
Farzları eda etmeden nafilenin sıhhati mümkün değildir.
ON BİRİNCİ VASİYET
Her kim kelâmını amelinden sayarsa az konuşur.
Bir kimse yağmuru Allah'ın yağdırdığını kalben bilse dahi,
dille fâilliği yıldıza veya buluta nispet ederse, Allah'ın kudretini örtmüş
(küfretmiş) olur.
ON İKİNCİ VASİYET
Kul, ilahi yaratmayla rekabetten kaçınarak resim ve tasvir
yapmayı terk ederse, Allah onun basiret perdesini açar. Kul, alemdeki tüm
mahlukatın (taş, toprak, bitki) aslında canlı, konuşan ve Allah'ı hamd ile
tesbih eden varlıklar olduğunu müşahede eder.
ON ÜÇÜNCÜ VASİYET
Hasta ziyareti, sadece bir ahlak kuralı değil; insana asıl
yaratılış mayası olan acz ve zaafı hatırlatan manevi bir aynadır.
Bir ihtiyaç sahibi senden yiyecek veya içecek istediğinde,
gücün yetiyorsa onu sakın boş çevirme.
Elindeki mülk aslen senin değildir; sen o mülkte Allah'ın
halifesisin. Veren de, alan da, verilen mülk de Allah’ındır.
ON DÖRDÜNCÜ VASİYET
Bir müminin darlığını ve sıkıntısını gördüğün an, Allah o
maldaki hakkı sana bildirmiş demektir. Görmezden gelirsen mesulsün.
Allah, kulun Kendisinden istemesini emir buyurmuştur.
ON BEŞİNCİ VASİYET
Kul, âlimi şahsı için değil, taşıdığı ilim için sever.
"Kişi sevdiğiyle beraberdir" ve her kim Allah’ın
bir sıfatı üzere edebini muhafaza ederse, kıyamette o sıfatın nuruyla haşrolur.
Dört Fitne
Kadın
Hak, alem yokken ilminde sabit olan hakikatleri (âyân-ı
sâbite) sevmiş ve "Kün" (Ol) emriyle zahire çıkarmıştır. Dişiler de
alemde emsalin zuhura gelmesi için ilahi kudretin infiâl (oluşum) mahallidir.
Kadını bu gözle seven kişi için bu sevgi bir fitne değil, Allah sevgisine
götüren bir nimet olur
Riyaset
Mal
Evlat
Kim bu dört rüknü sağlamlaştırıp şükür makamında (nimetin
Allah’tan olduğunu bilerek) kâim olursa, kendi cinsinin en büyüğü olur.
ON ALTINCI VASİYET
İnsan uyuduğunda ruhu muvakkaten kabzedilir. Yakîn sahibi
kul, ömrünün o gece bitebileceği ihtiyatıyla, uykudan önce Vitir namazını eda
eder ki Allah’ın razı olduğu teklik ameli üzere ruhunu teslim etsin.
"Allah tektir (vitr), teki sever."
Allah; tevbe edenleri, temizlenenleri, şükredenleri,
sabredenleri ve ihsan sahiplerini sever. O'nun sevmediği şeyler ise kulun haddi
aşması, kibirlenmesi ve fani sebeplere zelil olmasıdır.
ON YEDİNCİ VASİYET
Allah Teâlâ bir nimeti ihsan ettiğinde veya verdiğini elinden
aldığında devamlı murâkabe üzere ol. O, sabretmen için elinden alır ve
sabrettiğin için seni sever.
Allah Hakîm-i Mutlak’tır; her şeye münasip olanı verir ve
kullarına haksızlık etmekle töhmet altında tutulamaz.
Her hâle karşılık Allah’a hamd olsun
Alıp verdiğin her nefes bir nimettir. İçeri çekilen nefes
hayırla çıkarsa şükret; şayet gafletle çıkarsa derhal istiğfar et.
Eğer kullar hiç günah işlemeseydi, Allah onları helak eder
ve yerlerine günah işleyip istiğfar edecek, böylece Allah'ın Gafûr ve Gaffâr
isimlerini tecelli ettirecek bir kavim getirirdi.
ON SEKİZİNCİ VASİYET
Gizli şirk; zahiri sebeplere kalben güvenmek, onların
varlığıyla mutmain olup yokluğundan korkmaktır.
"Onların çoğu Allah’a ortak koşmadan iman
etmezler"
Kul kalbini sebeplerden çekip Allah'a itimat ederse, Allah
ona ummadığı yerden rızık verir.
ON DOKUZUNCU VASİYET
Allah'ın dünyada yücelttiği hiçbir şey yoktur ki onu
alçaltmasın
İdarecilik bir emanettir, hakkı verilmediğinde kıyamette
rüsvaylık ve pişmanlık getirir
YİRMİNCİ VASİYET
Allah günleri yedişerli haftalarla sınırlamıştır. Hafta Cuma
ile nihayete erer. Kul, haftanın bu son gününde tam bir taharet ve nezâfet
(temizlik) üzere olmalıdır.
YİRMİ BİRİNCİ VASİYET
Dini mevzularda cidalden sakın. Çekiştiğin an ya haklısındır
(muhik) ya da haksızsındır (mubtil).
YİRMİ İKİNCİ VASİYET
Güzel ahlak; arkadaşlık ettiğin kimselerin rızasını
gözeterek onlarla iyi geçinmektir.
Kul; insana, cine, meleğe, hayvana, bitkiye ve hatta
madenlere (cemadata) dahi Hakk'ın rızası dairesinde muamele etmelidir.
YİRMİ ÜÇÜNCÜ VASİYET
Küfrün hükmü altında din tam manasıyla yaşanamaz.
"Allah'ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz
ya"
YİRMİ DÖRDÜNCÜ VASİYET
İlmi tahsil edip de kendi nefsinde tatbik etmeyenler,
etrafına ışık yayarak başkalarına faydalı olsa da kendini eritip bitiren bir
muma benzerler.
Eğer kul bildikleriyle amel ederse, Allah ona bilmediklerini
öğretecek bir nur verir ve hak ile batılı ayırt etme gücü olan Furkan
Mertebesini ihsan eder.
YİRMİ BEŞİNCİ VASİYET
Eğer bir müminin ızdırabından diğer müminler acı duymuyorsa,
aralarındaki iman kardeşliğinden söz edilemez.
Tüm işlerinde Allah ile barışık olan müminin kimseye hıyanet
etmeyeceğini herkes bilir ve ondan emin olur.
YİRMİ ALTINCI VASİYET
Mal, evlat veya akrabaya bir musibet isabet ettiğinde gam
çekilmemeli.
Mümin, rüzgarda bazen eğilen bazen doğrulup düzelen taze bir
ekin filizine benzer; olgunlaşana kadar bu meşakkatlerle pişer ve günahlarından
temizlenir.
YİRMİ YEDİNCİ VASİYET
Kur'an'ın emriyle hayatı düzenlemek, kulun üzerindeki en
büyük haktır.
YİRMİ SEKİZİNCİ VASİYET
İlminden, amelinden ve ahlakından istifade edilecek
salihlerle oturup kalkmak, insanı onların ahlakıyla boyar.
Tüm alem zikir hayatıyla diridir; zikretmeyenler dünyada
diri görseler de manen ölüdürler.
YİRMİ DOKUZUNCU VASİYET
Her insan kendi nefsine, uzuvlarına ve emri altındakilere
karşı Allah'ın halifesidir ve çobandır; sürüsünden mesuldür.
Şeriat ilmini bilmeyen, helali haramı ayırt edemez.
OTUZUNCU VASİYET
İnsan fıtraten hırslı, sabırsız, mala düşkün ve cimri
yaratılmıştır. Bu yüzden infak ederken nefsine karşı çetin bir savaş verir.
Kul kesin olarak bilmelidir ki; kendi rızkını başkası
yiyemez, başkasının rızkını da kendisi tüketemez. Gök ve yer ehli toplansa buna
engel olamaz.
OTUZ BİRİNCİ VASİYET
İnsanın en tehlikeli düşmanı kendi nefsidir. Çünkü nefis,
Allah'ın nimetlerini her an tatmasına rağmen nankörlük içindedir.
Ariflerin ve yüksek himmet sahiplerinin hedefi, kendi nefsi
arzularını yok ederek iradelerini Allah'ın iradesiyle uyumlu hale getirmektir.
OTUZ İKİNCİ VASİYET
Eşitlik, herkesle aynı şekilde iletişim kurmak demek
değildir. Alime saygı duyulur, cahile ilim öğretilir, gaflette olan ikaz
edilir, küçüklere şefkat, büyüklere hürmet gösterilir.
Sadece Müslümanlara veya insanlara değil, günahkarlara ve
hatta hayvanlara bile şefkatle muamele edilmelidir.
OTUZ ÜÇÜNCÜ VASİYET
"Mümin müminin aynasıdır" hadisinden hareketle,
din kardeşinin ayıbını örtmek, onu korumak ve o aynaya bakarak kendi
noksanlarını düzeltmek gerekir.
OTUZ DÖRDÜNCÜ VASİYET
Komşunun dini, milliyeti ne olursa olsun ona ihsanda
bulunmak şarttır.
OTUZ BEŞİNCİ VASİYET
Zalim, şeytanın vesvesesine kapılıp hidayeti dalalet
karşılığında sattığı için aslında manen bir "mazlum" durumundadır.
Ona yapılacak yardım, nasihatle onu uyarmak ve bu kötü alışverişten (zulmünden)
vazgeçirmektir.
Allah'ın yarattığı hiçbir şeyi hor görmemek gerekir.
OTUZ ALTINCI VASİYET
İnsanların (müminlerin) inandığı gibi inanın.
Allah'tan başkasına ibâdet etmeyin anaya, babaya, hısımlara,
yetimlere, yoksullara iyilik yapın, insanlara güzellikle söyleyin, dosdoğru
namaz kılın, zekât verin.
İnkâr etmeyin.
Allah, Kur'ân'da kâfir ve münafıklardan da bahsediyor.
Kâfirleri tek yüzlü, münafıkları ise, iki yüzlülükle vasıflandırmıştır.
Münafık / Müminlerin yanına onların hoşlanacağı yüzüyle ve
kâfirlerin yanına da onların hoşlanacağı yüzüyle gelir.
Takva Sahipleri / Gayba inanırlar, namazı ikame ederler,
kendilerine verilen rızıktan infak ederler ve ahirete kesin bir bilgiyle
(yakîn) inanırlar. Kurtuluşa erecek olanlar bunlardır.
OTUZ YEDİNCİ VASİYET
Mümin bir kimseden bir şey talep ettiğinde kalbinde müthiş
bir yangın (ateş) hisseder. Çünkü mülkün yegane sahibi Allah iken, meselesini
kendisi gibi aciz bir mahluka arz etmiş ve himmetini alçaltmıştır. Zararı
defetmek ve rızık istemek için sığınılacak tek kapı Allah'ın kapısıdır.
OTUZ SEKİZİNCİ VASİYET
Hangi devirde olursa olsun, Allah'ın dinine yardım edenleri
sevmek vaciptir.
Allah'ın dinine yardım etmek bazen kılıçla, bazen de batılı
defedip hakkı açığa çıkaran ilimle olur.
OTUZ DOKUZUNCU VASİYET
Yalan söyleyen, sözünden dönen ve iftira atanlar münafıklık
alameti taşırlar.
Va'd: Hayırlı bir iş için verilen sözdür. Bundan dönmek
yalancılık ve şahsiyetsizliktir.
Vaîd (veya İâ'd): Kötülük ve ceza vermeye yönelik tehdit
sözüdür.
KIRKINCI VASİYET
Bezâzet, lüks ve refah sarmalına kapılmayıp, yapmacıklıktan
uzak, pejmürde/sade elbiseleri kibirlenmeden giyebilmektir.
KIRK BİRİNCİ VASİYET
Haya: İnsanın, Allah'ın kendisini her an müşahede ettiğini
(murakabe) bilerek, kıyamet günü amelleri açığa çıktığında yüzünü kızartacak
her türlü çirkinliği şimdiden terk etmesidir.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder