4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Kitab-ul-Vasaya-1 - Notlar

İbn Arabi - Kitab-ul-Vasaya-1 - Notlar

Fütûhat Deryasından Vasiyetler

Mütercim: Abdullah Taha Feraizoğlu, Kitsan

 


Sunuş

Bu çalışma, İbnü'l-Arabi'nin asırlarca insanlığa ışık tutan Kitâb'ul-Vasâyâ (Vasiyetler) adlı eserinin birinci bölümünü ihtiva eden 42 vasiyeti kapsamaktadır.

Vasiyetlerini salîklere tavsiye ederken o mevzunun zahîri yönünü izah etmenin yanında, özellikle batini yönünü de rumuzlu kelimelerle açıklar.

 

Önsöz

Bu vasiyetler, İbnü'l-Arabi'nin devasa anıt eseri Fütûhât-ı Mekkiyye'nin dördüncü cildinin son bölümünü oluşturur.

Şeriyata riâyet etmeyen bir şahsın keşfinin Rahmani olması mümkün değildir.

 

Tasavvuf; Şeriatın zahiri ve bâtını olan bütün âdablarına vâkıf olmaktır. Ahlâk-ı ilâhiye ile ahlâklanmaktır.

Hayatını Kur'an'ın emirlerine göre düzenleyenler, doğrudan doğruya Allah'ın özel koruması (himayesi) altına girerler.

 

İbn Arabi'nin Hayatı

Orta boylu, yumuşak tenli, aydınlık yüzlü ve iri gözlüdür. Saçları oldukça uzun ve dalgalı, sesi berrak ve kalıncadır.

Az ve yüksek sesle konuşmayan, gözlerinden yaş eksik olmayan, hırçınlıktan uzak ve ne hızlı ne de yavaş yürüyen vakur bir duruşa sahiptir.

Kur'an'ı ve yüz bini aşkın hadisi senedleriyle birlikte ezberlemiş

 

Vasiyetler

Bu kelâmla konuşturduğu mübarek ağaca Salât-û Selâm olsun.

Öyle ağaç ki, O, kelâmın çıkış yeri ve masdarıdır.

Yeryüzünde zahir olan zülüm ve ifsadı Sana şikâyet eder, onların şerrinden Sana sığınırız.

 

BİRİNCİ VASİYET

Allah ve peygamberleri hakkı vasiyet etmişlerdir.

 

Manevi Mirac

Manevi sırrınla Ay merkezinden Kamer-i Alâ’ya, oradan da Satürn (Zuhal) yıldızına yüksel.

Zuhal'den, ayağının altından kayıp düşmeyeceğin Felek-i Sevâbit'e (sabit yıldızlar küresine) geç.

Sabit yıldızlardan, enaniyetini (benliğini) tamamen kırarak Koç (Hamil) burcunun yüksekliğine ayak bas.

Oradan ilahi ilmin sembolü olan Kadem-i Kürsî’ye ve Kürsî’den tüm şekil ve misalleri kuşatan Arş'a yüksel.

Araz ve sebeplerle bağlı akıldan kurtularak, mutlak bilinmezlik ve ezel vasfı olan Âmâ-yı Mutlaka’ya varıncaya kadar cehd et.

 

İKİNCİ VASİYET

Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ortak vasiyet, dinde dosdoğru durmak ve tefrikaya (ayrılığa) düşmemektir.

 

Allah'ın eli/yardımı cemaatle beraberdir.

Allah, Zâtı itibarıyla tektir (Vahdet), isimleri itibarıyla çoktur (Kesret). İsimlerin bu çokluğundaki birlik sırrı nedeniyle Allah'ın yardımı cemaatledir.

 

ÜÇÜNCÜ VASİYET

Bir mekanda veya odada günah işlemişsen, orada mutlaka bir itaat, ibadet veya zikir yapmadan orayı terk etme ki Kıyamet günü o mekan senin aleyhine değil, lehine şahitlik etsin.

 

"Bana dua edin, icabet edeyim" emrindeki ibadetten kasıt duadır. Dua; zillet, acziyet ve Allah'a muhtaç olduğunu idrak etme makamıdır. Kibirlenenler dua edemezler.

 

DÖRDÜNCÜ VASİYET

"Ben kulumun Benim hakkımdaki zannı üzereyim."

Allah bu hükmü bir zamanla kısıtlamamıştır. Kul ne zaman ve nasıl inanırsa, Allah'ı öyle bulur.

 

BEŞİNCİ VASİYET

Kul her an zikir üzere olmalıdır.

"Siz Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim" (Bakara, 152) ayeti gereğince, Allah kendi zikrini kulun zikrine bir cevap ve ödül kılmıştır.

Kalp zikirle beslendikçe zikrin nuruyla aydınlanır. Bu nur, kulun eşyanın hakikatini keşfetmesine vesile olur.

 

ALTINCI VASİYET

İmansız yapılan hiçbir amelin mizan katında değeri yoktur.

Kulum Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım... O Bana yürüyerek gelse, Ben ona koşarak giderim.

Kul, amellerini Allah'a yakınlaşmak için Şeriat Mizanı ile ölçmek zorundadır.

Allah’ın kula yakınlaşmak için bir mizana ihtiyacı yoktur.

 

YEDİNCİ VASİYET

Kul salih amel işlemeye gücü yetmese bile nefsini buna zorlamalı ve daima hayra niyet etmelidir.

Kul niyet ettiği ameli işlediğinde on kat sevap alır.

Kul bir günaha niyet ettiğinde, onu işlemediği müddetçe geçen her an için ilahi bir bağışlanma içerisinde korur.

 

SEKİZİNCİ VASİYET

Lâ ilâhe illâllah

Karşıtı olmadığı için Tevhid bizzat mizan (terazi) kabul etmez; yani hiçbir şey onunla tartılamaz.

Mizan, amellerin yükselişteki son sınırı olan Sidre-i Münteha (Felek-i Sevâbit'in altı) için kurulmuştur. Ameller bu sınırı geçemez.

 

"Lâ ilâhe" diyerek bizzat kendi izafi varlığını nefyet (yok bil). "İllâllah" diyerek de hakiki varlığın yalnızca Allah'ın var etmesiyle kaim olduğunu isbât et.

 

DOKUZUNCU VASİYET

Günahkar bir müminin şahsına (zâtına) düşmanlık beslenemez; yalnızca işlediği kötü amele, günaha buğz edilir.

Kesin inkârı bilinmeyenlerin son nefesi meçhul olduğundan, peşin hükümle hareket edilmemelidir.

 

Allah, kullarının kâfir ve müşrik olacağını ezeli ilmiyle bilmesine ve inkarlarına rızası olmamasına rağmen, Halık (Yaratıcı) olması hasebiyle onların rızkını kesmez.

 

ONUNCU VASİYET

Kul farzları kesintisiz eda ettiğinde Allah'a en sevimli amelle yaklaşır. Bu makamda Hak, kulun işitmesi ve görmesi olur; yani Hak kul ile işitir ve görür.

Kul nafilelere devam ettiğinde ise Allah, kulun işitmesi ve görmesi olur; yani kul Hak ile işitir ve görür.

Farzları eda etmeden nafilenin sıhhati mümkün değildir.

 

ON BİRİNCİ VASİYET

Her kim kelâmını amelinden sayarsa az konuşur.

Bir kimse yağmuru Allah'ın yağdırdığını kalben bilse dahi, dille fâilliği yıldıza veya buluta nispet ederse, Allah'ın kudretini örtmüş (küfretmiş) olur.

 

ON İKİNCİ VASİYET

Kul, ilahi yaratmayla rekabetten kaçınarak resim ve tasvir yapmayı terk ederse, Allah onun basiret perdesini açar. Kul, alemdeki tüm mahlukatın (taş, toprak, bitki) aslında canlı, konuşan ve Allah'ı hamd ile tesbih eden varlıklar olduğunu müşahede eder.

 

ON ÜÇÜNCÜ VASİYET

Hasta ziyareti, sadece bir ahlak kuralı değil; insana asıl yaratılış mayası olan acz ve zaafı hatırlatan manevi bir aynadır.

Bir ihtiyaç sahibi senden yiyecek veya içecek istediğinde, gücün yetiyorsa onu sakın boş çevirme.

 

Elindeki mülk aslen senin değildir; sen o mülkte Allah'ın halifesisin. Veren de, alan da, verilen mülk de Allah’ındır.

 

ON DÖRDÜNCÜ VASİYET

Bir müminin darlığını ve sıkıntısını gördüğün an, Allah o maldaki hakkı sana bildirmiş demektir. Görmezden gelirsen mesulsün.

 

Allah, kulun Kendisinden istemesini emir buyurmuştur.

ON BEŞİNCİ VASİYET

Kul, âlimi şahsı için değil, taşıdığı ilim için sever.

 

"Kişi sevdiğiyle beraberdir" ve her kim Allah’ın bir sıfatı üzere edebini muhafaza ederse, kıyamette o sıfatın nuruyla haşrolur.

 

Dört Fitne

Kadın

Hak, alem yokken ilminde sabit olan hakikatleri (âyân-ı sâbite) sevmiş ve "Kün" (Ol) emriyle zahire çıkarmıştır. Dişiler de alemde emsalin zuhura gelmesi için ilahi kudretin infiâl (oluşum) mahallidir. Kadını bu gözle seven kişi için bu sevgi bir fitne değil, Allah sevgisine götüren bir nimet olur

 

Riyaset

 

Mal

 

Evlat

 

Kim bu dört rüknü sağlamlaştırıp şükür makamında (nimetin Allah’tan olduğunu bilerek) kâim olursa, kendi cinsinin en büyüğü olur.

 

ON ALTINCI VASİYET

İnsan uyuduğunda ruhu muvakkaten kabzedilir. Yakîn sahibi kul, ömrünün o gece bitebileceği ihtiyatıyla, uykudan önce Vitir namazını eda eder ki Allah’ın razı olduğu teklik ameli üzere ruhunu teslim etsin.

 

"Allah tektir (vitr), teki sever."

 

Allah; tevbe edenleri, temizlenenleri, şükredenleri, sabredenleri ve ihsan sahiplerini sever. O'nun sevmediği şeyler ise kulun haddi aşması, kibirlenmesi ve fani sebeplere zelil olmasıdır.

 

ON YEDİNCİ VASİYET

Allah Teâlâ bir nimeti ihsan ettiğinde veya verdiğini elinden aldığında devamlı murâkabe üzere ol. O, sabretmen için elinden alır ve sabrettiğin için seni sever.

Allah Hakîm-i Mutlak’tır; her şeye münasip olanı verir ve kullarına haksızlık etmekle töhmet altında tutulamaz.

 

Her hâle karşılık Allah’a hamd olsun

Alıp verdiğin her nefes bir nimettir. İçeri çekilen nefes hayırla çıkarsa şükret; şayet gafletle çıkarsa derhal istiğfar et.

 

Eğer kullar hiç günah işlemeseydi, Allah onları helak eder ve yerlerine günah işleyip istiğfar edecek, böylece Allah'ın Gafûr ve Gaffâr isimlerini tecelli ettirecek bir kavim getirirdi.

 

ON SEKİZİNCİ VASİYET

Gizli şirk; zahiri sebeplere kalben güvenmek, onların varlığıyla mutmain olup yokluğundan korkmaktır.

"Onların çoğu Allah’a ortak koşmadan iman etmezler"

 

Kul kalbini sebeplerden çekip Allah'a itimat ederse, Allah ona ummadığı yerden rızık verir.

 

ON DOKUZUNCU VASİYET

Allah'ın dünyada yücelttiği hiçbir şey yoktur ki onu alçaltmasın

İdarecilik bir emanettir, hakkı verilmediğinde kıyamette rüsvaylık ve pişmanlık getirir

 

YİRMİNCİ VASİYET

Allah günleri yedişerli haftalarla sınırlamıştır. Hafta Cuma ile nihayete erer. Kul, haftanın bu son gününde tam bir taharet ve nezâfet (temizlik) üzere olmalıdır.

 

YİRMİ BİRİNCİ VASİYET

Dini mevzularda cidalden sakın. Çekiştiğin an ya haklısındır (muhik) ya da haksızsındır (mubtil).

 

YİRMİ İKİNCİ VASİYET

Güzel ahlak; arkadaşlık ettiğin kimselerin rızasını gözeterek onlarla iyi geçinmektir.

Kul; insana, cine, meleğe, hayvana, bitkiye ve hatta madenlere (cemadata) dahi Hakk'ın rızası dairesinde muamele etmelidir.

 

YİRMİ ÜÇÜNCÜ VASİYET

Küfrün hükmü altında din tam manasıyla yaşanamaz.

"Allah'ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya"

 

YİRMİ DÖRDÜNCÜ VASİYET

İlmi tahsil edip de kendi nefsinde tatbik etmeyenler, etrafına ışık yayarak başkalarına faydalı olsa da kendini eritip bitiren bir muma benzerler.

 

Eğer kul bildikleriyle amel ederse, Allah ona bilmediklerini öğretecek bir nur verir ve hak ile batılı ayırt etme gücü olan Furkan Mertebesini ihsan eder.

 

YİRMİ BEŞİNCİ VASİYET

Eğer bir müminin ızdırabından diğer müminler acı duymuyorsa, aralarındaki iman kardeşliğinden söz edilemez.

Tüm işlerinde Allah ile barışık olan müminin kimseye hıyanet etmeyeceğini herkes bilir ve ondan emin olur.

 

YİRMİ ALTINCI VASİYET

Mal, evlat veya akrabaya bir musibet isabet ettiğinde gam çekilmemeli.

Mümin, rüzgarda bazen eğilen bazen doğrulup düzelen taze bir ekin filizine benzer; olgunlaşana kadar bu meşakkatlerle pişer ve günahlarından temizlenir.

 

YİRMİ YEDİNCİ VASİYET

Kur'an'ın emriyle hayatı düzenlemek, kulun üzerindeki en büyük haktır.

 

YİRMİ SEKİZİNCİ VASİYET

İlminden, amelinden ve ahlakından istifade edilecek salihlerle oturup kalkmak, insanı onların ahlakıyla boyar.

Tüm alem zikir hayatıyla diridir; zikretmeyenler dünyada diri görseler de manen ölüdürler.

 

YİRMİ DOKUZUNCU VASİYET

Her insan kendi nefsine, uzuvlarına ve emri altındakilere karşı Allah'ın halifesidir ve çobandır; sürüsünden mesuldür.

Şeriat ilmini bilmeyen, helali haramı ayırt edemez.

 

OTUZUNCU VASİYET

İnsan fıtraten hırslı, sabırsız, mala düşkün ve cimri yaratılmıştır. Bu yüzden infak ederken nefsine karşı çetin bir savaş verir.

Kul kesin olarak bilmelidir ki; kendi rızkını başkası yiyemez, başkasının rızkını da kendisi tüketemez. Gök ve yer ehli toplansa buna engel olamaz.

 

OTUZ BİRİNCİ VASİYET

İnsanın en tehlikeli düşmanı kendi nefsidir. Çünkü nefis, Allah'ın nimetlerini her an tatmasına rağmen nankörlük içindedir.

Ariflerin ve yüksek himmet sahiplerinin hedefi, kendi nefsi arzularını yok ederek iradelerini Allah'ın iradesiyle uyumlu hale getirmektir.

 

OTUZ İKİNCİ VASİYET

Eşitlik, herkesle aynı şekilde iletişim kurmak demek değildir. Alime saygı duyulur, cahile ilim öğretilir, gaflette olan ikaz edilir, küçüklere şefkat, büyüklere hürmet gösterilir.

Sadece Müslümanlara veya insanlara değil, günahkarlara ve hatta hayvanlara bile şefkatle muamele edilmelidir.

 

OTUZ ÜÇÜNCÜ VASİYET

"Mümin müminin aynasıdır" hadisinden hareketle, din kardeşinin ayıbını örtmek, onu korumak ve o aynaya bakarak kendi noksanlarını düzeltmek gerekir.

 

OTUZ DÖRDÜNCÜ VASİYET

Komşunun dini, milliyeti ne olursa olsun ona ihsanda bulunmak şarttır.

 

OTUZ BEŞİNCİ VASİYET

Zalim, şeytanın vesvesesine kapılıp hidayeti dalalet karşılığında sattığı için aslında manen bir "mazlum" durumundadır. Ona yapılacak yardım, nasihatle onu uyarmak ve bu kötü alışverişten (zulmünden) vazgeçirmektir.

Allah'ın yarattığı hiçbir şeyi hor görmemek gerekir.

 

OTUZ ALTINCI VASİYET

İnsanların (müminlerin) inandığı gibi inanın.

Allah'tan başkasına ibâdet etmeyin anaya, babaya, hısımlara, yetimlere, yoksullara iyilik yapın, insanlara güzellikle söyleyin, dosdoğru namaz kılın, zekât verin.

İnkâr etmeyin.

 

Allah, Kur'ân'da kâfir ve münafıklardan da bahsediyor. Kâfirleri tek yüzlü, münafıkları ise, iki yüzlülükle vasıflandırmıştır.

Münafık / Müminlerin yanına onların hoşlanacağı yüzüyle ve kâfirlerin yanına da onların hoşlanacağı yüzüyle gelir.

 

Takva Sahipleri / Gayba inanırlar, namazı ikame ederler, kendilerine verilen rızıktan infak ederler ve ahirete kesin bir bilgiyle (yakîn) inanırlar. Kurtuluşa erecek olanlar bunlardır.

 

OTUZ YEDİNCİ VASİYET

Mümin bir kimseden bir şey talep ettiğinde kalbinde müthiş bir yangın (ateş) hisseder. Çünkü mülkün yegane sahibi Allah iken, meselesini kendisi gibi aciz bir mahluka arz etmiş ve himmetini alçaltmıştır. Zararı defetmek ve rızık istemek için sığınılacak tek kapı Allah'ın kapısıdır.

 

OTUZ SEKİZİNCİ VASİYET

Hangi devirde olursa olsun, Allah'ın dinine yardım edenleri sevmek vaciptir.

Allah'ın dinine yardım etmek bazen kılıçla, bazen de batılı defedip hakkı açığa çıkaran ilimle olur.

 

OTUZ DOKUZUNCU VASİYET

Yalan söyleyen, sözünden dönen ve iftira atanlar münafıklık alameti taşırlar.

Va'd: Hayırlı bir iş için verilen sözdür. Bundan dönmek yalancılık ve şahsiyetsizliktir.

Vaîd (veya İâ'd): Kötülük ve ceza vermeye yönelik tehdit sözüdür.

 

KIRKINCI VASİYET

Bezâzet, lüks ve refah sarmalına kapılmayıp, yapmacıklıktan uzak, pejmürde/sade elbiseleri kibirlenmeden giyebilmektir.

 

KIRK BİRİNCİ VASİYET

Haya: İnsanın, Allah'ın kendisini her an müşahede ettiğini (murakabe) bilerek, kıyamet günü amelleri açığa çıktığında yüzünü kızartacak her türlü çirkinliği şimdiden terk etmesidir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder