Yetkin
İlker Jandar - İbnü’l-Arabi ve Ekberilik -
Notlar
Ataç Yayınları, 2010
1. Bölüm - Muhyiddin İbnü’l-Arabî
Osman Yahya’nın kataloğu / Histoire et classification de
l'œuvre d'Ibn 'Arabi
137 sahte/şüpheli eser tespit etmiş
Varlık, felsefecilerin veya kelamcıların iddia ettiği gibi
nesnelere sonradan eklenen bir araz değil, bizzat Hakikatin kendisidir. Eşyanın
müstakil bir varlığı yoktur; onlar Hakikatin aynadaki akisleri, yani
gölgeleridir.
Evren statik değildir; her lahzada yokluğa (adem) gidip
yerine yeni bir varlık pertevi gelmektedir.
Merâtibü'l-Vücûd (Varlık Basamakları)
Ahadiyyet (Zât-ı Baht / Lâ-taayyün): Hiçbir sıfatın ve
ikiliğin tasavvur edilemediği, mutlak gayb mertebesi.
Vahidiyret (Taayyün-i Evvel / Hakîkat-ı Muhammediyye): İlahî
isim ve sıfatların birbirinden ayırt edilebildiği, bâtını uluhiyyet, zâhiri
rububiyyet olan mertebe.
Merâtib-i vücûd dediğimiz vücûd-ı vahidin vücuhatıdır ki ol
vücûd-ı vahidden zaid değildir.
Hulul ve ittihad iki varlık arasında olur... Halbuki
hakîkatte mevcud, Vücûd-ı Hakk’tır ve O da birdir. Ortada iki mevcud yok ki,
birbirine hulul ve ittihad etsin.
Suad el-Hakim’in İbnü’l-Arabî’nin varlık anlayışını temellendirdiği 5 kategori:
Mümkün: Mümkün olan şey
dış dünyada hakiki bir varlığa sahip değildir.
Hak: Hak, mutlak aşkındır
(müteâldir) ve tezahürleriyle sınırlanamaz.
Halk: Yaratma zamansal
bir an değil, her nefeste yenilenen sürekli bir tecellidir.
Hak ve Halk: Bu ikili
ilişki, birinin varlığının diğerinin bağımsızlığını sildiği bir müşahede
düzlemidir.
Vahdet-i Vücûdun Mahiyeti (Hayret):
Şeyh-i Ekber bu sistemin büyüklüğü karşısında derin bir hayranlık (hayret)
içindedir.
A’yân-ı Sâbite
Bu hakîkat, kesin bilgiye ulaşmış Ehlullah’ın ıstılâhında
a’yân-ı sâbite, filozoflara göre mahiyet, kelamcılara göre malum, madum ve
şey-i sabit diye isimlendirilmektir.
Davud Kayserî Varlığın meydana geliş süreci iki tecelliyle
açıklar:
Feyz-i Akdes: A'yân-ı sâbitenin ve kabiliyetlerin ilahi
ilimde sabit olması.
Feyz-i Mukaddes: Bu kabiliyetlere göre eşyanın dış dünyada
(hariçte) zuhur etmesi.
Gölge varlıkta çokluğun olması Hakk’ın vücûdunun vahdetini
bozmaz. Çünkü Hakk’ın vücûdu muhtelif aynalarda görünen tek bir sûret gibidir.
Merâtibu’l-Vücûd (Varlık Mertebeleri)
Mutlak Varlık'ın (Zat-ı Mutlak) sonsuz çokluk alemine doğru
tenezzülünü (inişini) açıklayan katmanlı yapıdır.
Davud Kayserî varlığı beş ana hazrete böler:
Mutlak Gayb (Sabit aynlar),
2. Ceberut ve Melekut (Ruhlar âlemi),
3. Misal Âlemi,
4. Şehadet (Mülk/Duyu) Âlemi,
5. Hepsini toplayan İnsan-ı Kâmil.
Ekberî gelenekte kabul gören Ahmed Avni Konuk’un yedili tasnifi
1. Mertebe-i Lâ Taayyün (Mertebe-i Ahadiyyet): Varlığın
mutlak kayıt dışı, sıfatsız hali.
2. Taayyün-i Evvel Mertebesi (Mertebe-i Vahdet): İlk
tenezzül, ilahi bilincin uyandığı, isim ve sıfatların topluca (mücmelen)
bilindiği "Hakîkat-ı Muhammediyye" makamıdır.
3. Taayyün-i Sânî Mertebesi (Mertebe-i Vahidiyyet): İsim ve
sıfatların ifade ettiği tüm külli ve cüzi manaların, sûretlerin birbirinden
ayrıştığı ilim mertebesidir. Buradaki her bir ilmi suret, dış dünyadaki bir
varlığın hakikatidir (ayn-ı sâbitesidir).
4. Mertebe-i Ervah (Ruhlar Alemi): Varlık, Vahidiyyet
mertebesinden sonra bu aleme tenezzül eder. Burada her bir ruh, şekli, rengi,
zamanı ve mekanı olmayan yalın bir cevher (cevher-i basit) olarak zahir olur.
5. Mertebe-i Âlem-i Misal (Semboller/Suretler Alemi): Ruhlar
alemi ile cisimler alemi arasında bir köprü (berzah) vazifesi görür. Ruhlar
alemindeki soyut hakikatlerin, cisimler aleminde bürünecekleri şekillere benzer
latif suretlerle göründüğü mertebedir.
6. Mertebe-i Şehadet (Maddî/Dış Alem): Zat'ın cisimler
suretiyle (suver-i ecsam) dışta zuhur ettiği, elle tutulup gözle görülebilen
maddî alemdir. Misal aleminin aksine buradaki yapılar bölünmeyi, parçalanmayı
ve fiziksel müdahaleleri (hark ve iltiyam) kabul eder.
7. Mertebe-i İnsan-ı Kâmil: İlahi isimlerin ve sıfatların
hükümlerinin kendisinde fiilen zahir olduğu, varlığın en olgun mertebesidir.
Alem, İnsan-ı Kâmil (Âdem) ile tam manasıyla cilalanmış parlatılmış bir aynaya
(mir'at-ı mücella) dönüşür; böylece Hakk-ı Mutlak kendi ilahi suretini bu
aynada kemaliyle müşahede eder.
Ferdiyyet-i Selâse (Üçlü Birlik)
Zat-ı Mutlak'ın varlık tecellisinin özündeki üçlü birlik.
(Zat - İrade - Kavl)
Bir şeyin yaratılması (tekvin) için Mucid olan Zat'ın, O'nun
iradesinin ve o şeye yönelen "Kün!" (Ol!) kelamının (kavl) bir arada
bulunması gerekir. Bu üç unsur bir araya geldiğinde ilahi ferdiyyet oluşur.
(Zat - İşitme - İmtisal)
İlahi tesirin karşılık bulabilmesi için yaratılan şeyde de
üçlü bir yapı gerekir. Şeyin ilim mertebesindeki yokluk hali (zatı) Yaratan'ın
Zat'ına; "Ol!" kelamını işitmesi Yaratan'ın iradesine; o emre boyun
eğerek varlığı kabul etmesi (imtisal) ise Yaratan'ın kavline mukabildir.
Rabb-i Has (Özel Rab)
Varlıkta ortaya çıkan her bir mevcud, uluhiyet
mertebesindeki tüm isimlere değil, sadece kendi istidat ve kabiliyetine uygun
olan özel bir ilahi isme (Rabb-i has) bağlanır ve onun hükmü altında terbiye
edilir.
Bütün ilahi isimleri kendisinde toplayan "Allah"
isminin (Rabbü'l-erbab / Rablerin Rabbi) mutlak terbiyesi altında olmak ise
yalnızca İnsan-ı Kâmil'e mahsustur.
İlah-ı Mu'tekad (Zihinde Tasavvur Edilen İlah)
Her insan Tanrı'yı ancak zihnindeki bu sınırlı alamet ve
suret vasıtasıyla tanıyabilir.
İbnü'l-Arabî, insanı tek bir inanç kalıbıyla sınırlı
kalmaktan sakındırır ve Hakk'ı her surette müşahede edebilecek geniş bir idrake
çağırır.
Halk-ı Cedîd (Yeniden/Her An Yaratılma)
Varlığın her an yok olup yeniden yaratılması sürecidir.
Hakk'ın dışındaki tüm ruhanî ve cismanî varlıklar an be an yokluğa (ademe)
döner ve ilahi tecelli ile derhal yeniden var edilirler.
Belkıs'ın tahtı Yemen'de idam (yok) edilip aynı anda
Kudüs'te icad (var) edilmiştir.
Nübüvvet-i teşrî nasıl Hz. Muhammed ile mühürlendiyse,
velâyet alemi de kendi "hatem"leri ile mühürlenir.
Muhammedî Velâyet'in dört büyük hatemi
Hz. Ali (r.a.): Hatem-i Kebîr (Büyük Mühür)
Hz. Mehdi (a.s.): Hatem-i Sağîr (Küçük Mühür)
İbnü'l-Arabî (r.a.): Hatem-i Asgar (En Küçük Mühür)
Hz. İsa (a.s.): Hatem-i Ekber (En Büyük Mühür)
İnsan-ı kâmil, tüm varlık mertebelerini ve ilahi isimleri
kendisinde birleştiren yeryüzündeki Allah’ın halifesidir.
Kainat, insan-ı kâmilin (kutbun) varlığı ile ayakta durur.
Yeryüzünde bu hakikati temsil eden salih kullar tükendiğinde kıyamet süreci
başlar.
İnsan-ı kâmil ismi doğrudan Hz. Muhammed'e aittir. Kemale
ermek isteyen diğer salikler, Muhammedî özelliklerle bezenip bu kutbun
etrafında dönerler ve nihayetinde o merkezle birleşerek fena makamında
"kâmil insan" niteliğini kazanırlar.
İbnü’l-Arabî Şerh Geleneği
Sadreddin Konevî
Müeyyidüddin Cendî & Abdürrezzak Kâşânî
Davud Kayserî / Füsûs şerhinin
mukaddimesiyle sonraki tüm Osmanlı entelektüel zeminini belirleyen kurucu figürdür.
Molla Fenârî & Şeyh Bedreddin
Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân
Abdullah Bosnevî & Karabaş Velî
Abdülgani Nablûsî
Ahmed Avni Konuk
İbnü'l-Arabî'nin işarî tefsir metodu Konevî’nin Fatiha
tefsiri ve Kâşânî’nin Tevilât'ı üzerinden yürüyerek İsmail Hakkı Bursevî’nin
Ruhü’l-Beyan'ında zirveye ulaşmıştır.
Sezai Karakoç, İbnü’l-Arabî’yi medeniyetimizin dört
sütunundan biri sayar.
2. Bölüm - İbnü’l-Arabî ve Ekberîlik
Üveysîlik: Doğrudan Hızır
(a.s.) vasıtasıyla veya ruhanî irşadla beslenme. Musul'da Ali b. Abdullah b.
Câmî'nin Hızır hırkasını Şeyh-i Ekber'e giydirmesi en somut delilidir.
Medyeniyye: Ebu Medyen
Mağribî’nin ruhanîyeti ve halifeleri ile kurulan derin manevi bağ.
Kadirîlik: Abdülkadir
Geylânî’nin vefatından önce emanet ettiği hırkanın, Mekke'de Cemaleddin
el-Hâşimî tarafından İbnü'l-Arabî’ye giydirilmesi ve onun da bu hırkayı manevi
oğlu Sadreddin Konevî’ye devretmesi.
Melâmîlik:
İbnü'l-Arabî’ye göre velâyetin en yüksek derecesindeki "Efraddır".
Harikulade hallerini gizleyen, halk içinde Hakk ile olan eminlerdir.
İbnü'l-Arabî'nin kendi tasavvufi kimliği bu dört ana nisbete
dayanır.
İlk Osmanlı medreseleri ve ilmiye sınıfı doğrudan Konevî
ekolünün talebeleri tarafından inşa edilmiştir.
Şeyh Edebali, İbnü'l-Arabî'nin öğrencisi kabul edilir.
Davud Kayserî, İlk Osmanlı Medresesi (İznik) müderrisidir.
Molla Fenârî, İlk Osmanlı şeyhülislamıdır.
Ekberî Muhitleri
Gümüşhanevî Dergâhı,
Tortumlu Muhammed Nureddin Efendi Muhiti (Fatih
Çarşamba'daki evinde tam 35 yıl aralıksüz Fütuhât okutmuştur).
Giritli Sırrî Ahmed Muhtar Efendi Konağı,
Yenikapı Mevlevîhânesi
Tahir Ağa Dergâhı
Fatih Türbedarı Ahmed Âmiş Efendi'nin sohbet halkası;
Babanzâde Ahmed Naim, Elmalılı Hamdi Yazır, Abdülaziz Mecdi Tolun ve İsmail
Fenni Ertuğrul gibi dönemin en büyük entelektüellerini bir araya getirmiştir.
Yazıcıoğlu Muhammed Bîcân’ın Füsûs şerhini kardeşi Ahmed
Bîcân’ın Türkçe'ye çevirmesi, Anadolu irfanının dilsel dönüşümünde bir kırılma
noktasıdır.
Osmanlı'nın ilk Şeyhülislamı Molla Fenârî, medresenin
kurucusu Davud Kayserî ve Fatih'in hocası Akşemseddin gibi devletin kurucu
akılları tamamen Ekberî gelenekten beslenmiştir.
İran sahasında Haydar Amûlî ve Şah Nimetullah Velî ile
başlayan süreç, Ekberî düşüncenin Şiilik ve İşrâkî felsefeyle (Molla Sadra
sistemi) güçlü bir sentez oluşturmasını sağlamıştır.
3. Bölüm - İbnü’l-Arabî’nin Takipçileri ve Ekberî Müellifler
Ebu Muhammed Abdülmün’im Hazrecî
İbnü’l-Feres el-Gırnatî adıyla
da bilinen meşhur tefsîr âlimidir. Ahkâmu’l-Kur’an adlı tefsirin
müellifidir (v. H. 599).
Muhammed İbn Halid es-Sefedi Tilimsânî
İbnü’l-Arabî’nin Mekke’deki
talebelerindendir.
İbnü’l-Arabî, Hilyetü’l-Abdâl adlı
eserini Muhammed İbn Halid es-Sefedi Tilimsânî ve Abdullah Bedr el-Habeşî’nin
isteği üzere kaleme almıştır."
Abdullah Bedr el-Habeşî
İbnü’l-Arabî’nin ilk mürîdlerindendir ve onunla Fas’ta tanıştıktan
sonra Malatya’ya kadar uzanan
23 yıllık bütün seyahatlerinde yanından ayrılmayan yol arkadaşıdır (v. H. 618).
Mecdüddin İshak İbn Yusuf er-Rûmî
Büyük Selçuklu âlimlerinden, İbnü’l-Arabî’nin
talebesi ve Sadreddin Konevî’nin babasıdır. Selçuklu sultanları Keykavus ve Keyhüsrev’in hocalığını yapmıştır. İbnü’l-Arabî’nin Anadolu’ya
gelmesini sağlamış
ve fütüvvet teşkilatının Selçuklu
topraklarında yayılmasında rol oynamıştır (v. H. 618).
Abdülaziz İbn
Zeydan
İbnü’l-Arabî’nin Fas’taki
hadis, fıkıh, nahiv âlimi ve şair
mürîdlerindendir.
Abdülaziz
el-Cebbab
İbnü’l-Arabî’nin halifelerinden olup Şam’da onun derslerini takip etmiştir.
Yahya İbnü’l-Ahfeş
Marakeş asıllı olup İbnü’l-Arabî’nin Şam’daki talebelerindendir.
İsmail b. Sevdekin b. Abdullah en-Nurî
İbnü’l-Arabî’nin en ulu halifelerindendir (v. H. 646). Şam’da şeyhinin vefatından sonra Füsûs ve Fütuhat
dersleri vermiştir.
Muhammed İbn Kamer ed-Dımeşkî
Muhammed el-Muazzami adıyla da tanınan İbnü’l-Arabî’nin
damadı ve halifesidir.
İsmail İbn Muhammed Ubbadî
Endülüs
kökenli olup Şam'a yerleşen, bir dönem
İbnü’l-Arabî ile Anadolu’ya
(Malatya) geçip ondan
dersler alan ve daha sonra Kubbetü’s-Sahra’da imamlık
yapan alimdir (v. H.
656).
Muhammed Sadeddin İbn Arabî
İbnü’l-Arabî’nin Malatya doğumlu
oğludur. Konevî'nin nakillerine göre yüksek bir manevî
mertebeye sahiptir. Hadis âlimidir
ve bir Divan’ı bulunmaktadır (v. H. 656).
Musa İbn Muhammed
el-Kabbab Kurtubî̂
Endülüs
kökenli olup Haremü’ş-Şerif’te müezzinlik
yapmıştır.
Ahi Evran
Ahi teşkilatının kurucusudur (v. H. 659). İbnü’l-Arabî ve Konevi’nin
derslerinden etkilenmiştir.
Teşkilat Moğollara karşı silahlı mücadeleye girmiş, Ahi Evran şehit edildikten sonra sarsılsa da Şeyh Edebali liderliğinde
toparlanarak Osmanlı’nın kuruluşunda etkili olmuştur.
Sadreddin Konevî
Hicrî 605’te Malatya’da doğan Konevî, Mevlânâ, Ahi Evran,
Nasreddin Tûsî gibi isimlerle samimi dostluklar kurmuş, 13. yüzyılda Anadolu’da
İslam Medeniyeti’nin yeniden yapılanmasını sağlayarak Osmanlı’nın manevî ve
ilmî temellerini atmıştır.
Miftahü’l-Gayb: Tasavvuf varlık görüşünü bir ilim
sistematiği içerisinde ele alan en önemli eseridir. Füsûs ile bir bütünlük
teşkil eder.
el-Fükuk fi Kelimat-ı Müstenidat-ı Füsûsü’l-Hikem:
İbnü’l-Arabî’nin Füsûs’una yazdığı ilk, özgün ve çok önemli şerhtir.
İcazü’l-Beyan fi Tevili Ümmi’l Kur’an: Fatiha Suresi’ne
yazdığı, İşari tefsîr ekolünün en önemli metinlerinin başında gelen eserdir.
en-Nefahatü’l-İlahiyye: Varlık görüşünü kendi manevî
tecrübelerine dayanarak açıkladığı eserdir.
el-Müraselât: İslam filozofu Nasreddin Tûsî ile
Tasavvuf-Felsefe etkileşimini anlamak açısından son derece önemli olan
mektuplaşmalarıdır.
Müeyyidüddin el-Cendî
İbnü'l-Arabî'nin ilk kuşak takipçilerinden. Füsûs'un en
yetkin ilk şerhini yazmıştır.
Reslan Dımeşkî
"Vahdet-i Vücûd" tabirini kavramsal düzeyde ilk
kullanan sufilerdendir.
Saidüddin Fergânî
Konevî'nin en büyük halifesi. İbn Farız'ın Kaside-i
Taiyye'sine yazdığı şerh ekolün temelidir.
Ekmeleddin M. Nahcuvanî
Selçuklu sarayının ve Mevlânâ'nın doktoru. Tıp ve felsefe
âlimi ("Sultanu't-Tabib").
İbn Ataullah İskenderî
Şazelîliğin 3. pîri. Vahdet-i vücûdu savunarak İbn
Teymiyye'ye karşı büyük mücadele verdi.
Kutbuddin Şirazî
İşrâkîlik ile Ekberîliği birleştirdi. Optikte gökkuşağını
ilk doğru açıklayan hekim/astronom.
Gülşehrî (Ahmed)
Tasavvufî ve irfani neşveyi Anadolu'da Türkçe üzerinden
klasikleşen eserlerle kurdu.
Şeyh Nizameddin Evliyâ
İbnü'l-Arabî'nin eserlerini ve irfanını Hindistan'a
taşıyarak oradaki ekolü kuran pîr.
Âşık Paşa
Osmanlı'nın manevî mimarı. Yazdığı Türkçe şaheser (Garibnâme),
Fütuhât-ı Mekkiyye'nin kozmolojik bir ikizidir.
Abdürrezzak Kâşânî
Ekberî dilin sistematize edicisi. Osmanlı ve İran ilmî
medrese geleneğinin (Molla Sadra, Fenârî vb.) kök hücresi.
Şeyh Edebali
Vefaiyye ve Ahilik pîri. Osman Gazi'nin kayınpederi ve ilk
kadı.
Saidüddin Ali Türki-i İsfahanî
Füsûs'un İran topraklarındaki ilk şerhlerindendir.
Mahmud Şebüsterî
Fars irfan şiirinin pîri. Vahdet-i vücûdun en meşhur manzum
el kitabını yazmıştır (Gülşen-i Raz).
Davud-ı Kayserî
Osmanlı medrese sisteminin kurucusu (İlk Başmüderris).
Füsûs'un en sistemli ve kurucu şârihidir.
Salahaddin Safedî
İbnü’l-Arabî ve talebeleri için birincil biyografik
kaynaktır. Meşhur Şeceretü’n-Numaniyye'yi şerh etmiştir.
Seyyid Ali Hemedânî
"Keşmir'in İslamlaştırıcısı." Kübrevîliği Vahdet-i
Vücûd çizgisine çekip Füsûs'u şerh etmiştir.
Haydar Amûlî
Şii-Ekberî sentezinin mimarı. İbnü’l-Arabî ile Şii
teolojisini / İşrâkîliği birleştirmiştir.
İsmail b. İbrahim Cebertî
Müridlerine Füsûs taşımayı zorunlu kılan Yemen pîri.
Abdülkerim el-Cîlî’nin hocasıdır.
Ahmedî
İlk büyük Osmanlı divan şairi. İskendernâme'yi Fütûhât'taki
Hızır (a.s) öğretisine göre kurgulamıştır.
Mecdüddin Firûzâbâdî
Lügat âlimi. Yemen Şeyhülislamı iken İbnü’l-Arabî’yi tenkit
edenlere karşı iki reddiye yazmıştır.
İbrahim el-Kaari Bağdadî
İbnü’l-Arabî hakkında yazılan ilk müstakil menakıbnâmenin
müellifidir.
Hâce Muhammed Pârsa
"Füsûs candır, Fütuhât kalp" diyerek Nakşibendîlik
ile Ekberîliği kalıcı olarak bütünleştiren pîr.
Şeyh Bedreddin
Davud-ı Kayserî’ye haşiye yazan, cezbî ve siyasi yönü ağır
basan, tartışmalı Varidat'ın müellifi.
Süleyman Çelebi
Mevlid geleneğinin kurucusu. Türk irfanında Hakîkat-ı
Muhammediye ve İnsan-ı Kâmil doktrinini şiir diliyle halka indirmiştir.
Dedesinin Şeyh Edebali'nin oğlu olduğu ve Füsûs şerhi yazdığı rivayet edilir.
Abdülkerim el-Cîlî
İnsan-ı Kâmil teorisinin zirvesi. Ekole şerhle değil, özgün
şaheseriyle katkı sunmuştur. "İlim maluma tabidir" hükmünde
İbnü’l-Arabî’den ayrıldığı tek mesele, Abdullah Bosnevî gibi şârihlerce
tartışılmıştır.
Emir Sultan
Bursa’nın manevi mimarı, Osmanlı hanedan damadı. Molla
Fenârî’den Miftahü’l-Gayb okumuş ve icazet almıştır. Cenaze namazını Hacı
Bayram Velî kıldırmıştır.
Molla Fenârî
İlk Osmanlı Şeyhülislamı. Anadolu'da Ekberî ekolün
kurumsallaşmasını sağlamış; medresede Füsûs ve Miftah dersleri vermiştir. Hâce
Muhammed Pârsa’nın cenaze namazını kıldırmıştır.
Şah Nimetullah Velî
İran ve Hindistan coğrafyasında Ekberîliğin en büyük
taşıyıcısı. Hüseyin Ahlatî’den feyz almış, Kahire’de Kaygusuz Abdal hulefası
kendisine intisap etmiştir. Nesîmî ve Cürcânî talebesidir.
Mehaimî
Hindistan’da İbnü’l-Arabî ekolünün en büyük savunucusu.
Muhalif bir alimi ikna etmek için Yemen’e kadar gitmiştir. Şah Veliyullah
Dihlevî ayarında kabul edilir.
Yazıcıoğlu M. Bîcân
Anadolu'da İnsan-ı Kâmil düşüncesini yayan meşhur
Muhammediyye'nin yazarıdır. Füsûs şerhi, kardeşi tarafından Türkçe'ye
kazandırılmıştır.
Akşemseddin
İstanbul’un manevi fatihi, Fatih'in hocası. Sühreverdî
soyundandır. Eserlerinde İbnü’l-Arabî’ye yöneltilen eleştirileri / metinleri
şiddetle reddedip onu savunmuştur.
Eşrefoğlu Rûmî
Hacı Bayram’ın damadı ve halifesidir. Kadirîliği Anadolu'ya
yayan kişidir. Divanındaki şiirlerde Füsûs beyitlerini Türkçe'ye aktarmıştır.
Kutbuddinzâde İznikî
Molla Fenârî’nin talebesidir. Medrese âlimliği ile tasavvuf
kültürünü birleştirmiştir. Fatih’in seferleri için hizb ve dualar
hazırlamıştır. İbnü'l-Arabî'nin Firavun'un imanı görüşünü savunmuştur.
Abdullah İlâhî
Vahdet-i Vücûd'cu Nakşî geleneğini Anadolu’ya taşıyan ilk
isimdir.
Yiğitbaşı Ahmed Marmaravî
Halvetîliğin Anadolu'daki en büyük Ekberî damarı.
İbnü’l-Arabî’nin makalatını şerh ve tercüme ederek irfani tasavvufu Ege
havzasında kurumsallaştırmıştır.
İskilipli Muhyiddin Yavsî
Akşemseddin’in halifesi ve meşhur Şeyhülislam Ebussuud
Efendi’nin babasıdır. Şeyh Bedreddin’in Vâridât'ına Vahdet-i Vücûd ekseninde
şerh yazarak eseri ideolojik saptamalardan temizlemiştir.
Emir Ahmed Buhârî
Abdullah İlâhî’nin halifesi olarak İstanbul’a gelen ilk
Nakşî şeyhidir. Fatih’te kurduğu dergâh, İstanbul entelektüellerinin Vahdet-i
Vücûd merkezli Nakşîlikle tanışma noktası olmuştur. Lâmii Çelebi’nin şeyhidir.
Hamidüddin Mekkî
Yavuz Sultan Selim’in İran seferi dönüşü İstanbul’a
getirdiği devrin Nakşî ulemasındandır. Yavuz'un bizzat emretmesi üzerine
İbnü'l-Arabî'yi savunan en radikal savunma metnini yazmıştır.
İdris-i Bitlisî
Doğu Anadolu’nun Osmanlı’ya katılması sürecinin baş mimarı.
Akkoyunlu ve Memluk saraylarında bulunmuş, Safevi Şiiliğine karşı askeri ve
fikri mücadele vermiştir. Füsûs ve Gülşen-i Râz şârihidir.
İbn Kemal (Kemalpaşazâde)
Yavuz ve Kanuni devrinin Şeyhülislamı. Yavuz’un Şam’da
yaptırdığı İbnü’l-Arabî türbesinin duvarına asılan meşhur "Şeyh-i Ekber
Müçtehid-i Kâmildir" fetvasının müellifidir. Ekberîliği Osmanlı
Devleti’nin resmi manevi ideolojisi yapmıştır.
Nev’î Yahya Efendi
III. Murad’ın isteği üzerine Füsûsu’l-Hikem’i Keşfü’l-Hicab
adıyla Türkçe’ye tercüme ve şerh etti.
İmam Rabbanî
Vahdet-i şuhud görüşünü sistemleştirdi
Aziz Mahmud Hüdâyî
Celvetiye tarikatının kurucusudur.
Molla Sadreddin Şirâzî (Molla Sadra)
İslam felsefesinin zirve şahsiyetlerindendir.
Abdullah Bosnevî
Bayrâmî Melâmîlerinden ve Füsûs şârihlerindendir.
Karabaş-ı Velî
Halvetîliğin Karabaşiyye kolunun kurucusudur.
Füsûsu'l-Hikem'e iki ayrı şerh yazarak Ekberî gelenekte eşsiz bir yer
edinmiştir.
Niyâzî-i Mısrî
Halvetîliğin Mısriyye kolunun pîridir. Yunus Emre'den sonra
Türk tasavvuf şiirinin en kudretli şahsiyetlerinden biri kabul edilir.
Nâbî (Yusuf Nâbî)
Osmanlı divan şiirinde hikemî (filozofik/öğretici) tarzın
kurucusu büyük şairdir.
İsmail Hakkı Bursevî
Osman Fazlı İlâhî’ye intisap etmiştir. Üsküp, Köprülü ve
Bursa’da bulunmuş, Sultan II. Mustafa ile Avusturya seferlerine katılmıştır.
Ulu Cami'de tefsir dersleri vermiştir.
Abdülganî en-Nablûsî
Vahdet-i vücud irfanını en mükemmel şekilde izah edenlerden
biri kabul edilir. Kadirîlik ve Ekberîliğin bir kolu olan Ganiyye tarikatının
kurucusudur.
Abdullah Salahaddin Uşşâkî
Mevakiu’n-Nücum’a yazdığı Tavaliu Menafiu’l-Ulum şerhi
alanında emsalsizdir.
Seyyid M. Murad Nakşibendî
19. yüzyıl Osmanlı döneminin önde gelen mutasavvıflarından,
alim ve dönemin en önemli Mesnevîhanlarındandır.
Mesnevî’yi Ekberî nazarla yorumlayan altı ciltlik anıtsal
şerh telif etmiştir (Hülasatü’ş-Şuruh).
Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî
Mecmuatü’l-Ahzab (3. Cilt Şeyh-i Ekber'e ait)
Çerkeşîzâde Mehmed Tevfik Efendi
Rumeli Kazaskerliği ve Meclis-i Meşayıh Reisliği gibi
makamlarda bulunmuş, Şeyh-i Ekber’in varlık teorisini savunmak amacıyla ulema
ve meşayıhın takdirini kazanan Levayıhu’l-Kudsiye’yi yazmıştır.
Muhammed Esad Dede
M. Âkif, A. Avni Konuk ve T. Mevlevî'nin mürşidi.
Ahmed Âmiş Efendi
Kuşadalı İbrahim Efendi’nin Halvetî-Şabanî ekolünü nihayete
erdiren Ahmed Âmiş Efendi, 113 yıllık ömrüyle İstanbul’un adeta gizli
entelektüel kutbu olmuştur.
Filibeli Ahmed Hilmi
Vahdet-i vücûd epistemolojisini, materyalist ve pozitivist
felsefeye karşı alegorik ve edebi bir dille savunan modern tasavvufî roman
türünün ilk örneği A’mâk-ı Hayâl'in yazarı, İslam birliği teorisyeni.
Hüseyin Vassaf
Sefine-i Evliyâ müellifi, tarikatlar tarihinin en büyük
kayıtçısı.
Küçük Ali Behçet Efendi
Tahir Ağa Dergâhı son postnişini, din ve sanat elitlerinin
mürşidi.
Ahmed Avni Konuk
Füsûs ve Mesnevî şârihi.
İmam-ı Rabbânî çizgisinden yola çıkarak İbnü’l-Arabî’yi ağır
şekilde tenkit eden Kastamonulu Muhammed İhsan Oğuz ile kapsamlı bir kalem
münazarasına girmiştir. Bu tartışmanın neticesinde kaleme aldığı Vahdet-i Vücûd
ve Vahdet-i Şuhud Meselesi adlı risâlesi, her iki ekolün epistemolojik
sınırlarını netleştiren son kelâmî-tasavvufî müdafaanâmedir.
Safvet Yetkin
Urfa Halvetî Postnişini, Osmanlı Mebusan ve TBMM Urfa
Mebusu.
Tahirü’l-Mevlevî
Mahfil mecmuası banisi, edebiyat tarihçisi; 14 ciltlik
Mesnevî şârihi.
Hüseyin Şemsi Ergüneş
Duyûn-u Umûmiye memuru; Şefik Can'ın ilk mürşidi ve Füsûs
muallimi.
İmam Humeynî
Miftâhü'l-Gayb ve Füsûs talikatçısı; Şiî siyaset teorisini
değiştiren mutasavvıf.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder