10 Şubat 2026 Salı

Yetkin İlker Jandar - İbnü’l-Arabi ve Ekberilik - Notlar

Yetkin İlker Jandar - İbnü’l-Arabi ve Ekberilik - Notlar

Ataç Yayınları, 2010

 


1. Bölüm - Muhyiddin İbnü’l-Arabî

Osman Yahya’nın kataloğu / Histoire et classification de l'œuvre d'Ibn 'Arabi

137 sahte/şüpheli eser tespit etmiş

 

Varlık, felsefecilerin veya kelamcıların iddia ettiği gibi nesnelere sonradan eklenen bir araz değil, bizzat Hakikatin kendisidir. Eşyanın müstakil bir varlığı yoktur; onlar Hakikatin aynadaki akisleri, yani gölgeleridir.

 

Evren statik değildir; her lahzada yokluğa (adem) gidip yerine yeni bir varlık pertevi gelmektedir.

 

Merâtibü'l-Vücûd (Varlık Basamakları)

Ahadiyyet (Zât-ı Baht / Lâ-taayyün): Hiçbir sıfatın ve ikiliğin tasavvur edilemediği, mutlak gayb mertebesi.

 

Vahidiyret (Taayyün-i Evvel / Hakîkat-ı Muhammediyye): İlahî isim ve sıfatların birbirinden ayırt edilebildiği, bâtını uluhiyyet, zâhiri rububiyyet olan mertebe.

 

Merâtib-i vücûd dediğimiz vücûd-ı vahidin vücuhatıdır ki ol vücûd-ı vahidden zaid değildir.

 

Hulul ve ittihad iki varlık arasında olur... Halbuki hakîkatte mevcud, Vücûd-ı Hakk’tır ve O da birdir. Ortada iki mevcud yok ki, birbirine hulul ve ittihad etsin.

 

Suad el-Hakim’in İbnü’l-Arabî’nin varlık anlayışını temellendirdiği 5 kategori:

Mümkün: Mümkün olan şey dış dünyada hakiki bir varlığa sahip değildir.

 

Hak: Hak, mutlak aşkındır (müteâldir) ve tezahürleriyle sınırlanamaz.

 

Halk: Yaratma zamansal bir an değil, her nefeste yenilenen sürekli bir tecellidir.

 

Hak ve Halk: Bu ikili ilişki, birinin varlığının diğerinin bağımsızlığını sildiği bir müşahede düzlemidir.

 

Vahdet-i Vücûdun Mahiyeti (Hayret): Şeyh-i Ekber bu sistemin büyüklüğü karşısında derin bir hayranlık (hayret) içindedir.

 

A’yân-ı Sâbite

Bu hakîkat, kesin bilgiye ulaşmış Ehlullah’ın ıstılâhında a’yân-ı sâbite, filozoflara göre mahiyet, kelamcılara göre malum, madum ve şey-i sabit diye isimlendirilmektir.

 

Davud Kayserî Varlığın meydana geliş süreci iki tecelliyle açıklar:

Feyz-i Akdes: A'yân-ı sâbitenin ve kabiliyetlerin ilahi ilimde sabit olması.

Feyz-i Mukaddes: Bu kabiliyetlere göre eşyanın dış dünyada (hariçte) zuhur etmesi.

 

Gölge varlıkta çokluğun olması Hakk’ın vücûdunun vahdetini bozmaz. Çünkü Hakk’ın vücûdu muhtelif aynalarda görünen tek bir sûret gibidir.

 

Merâtibu’l-Vücûd (Varlık Mertebeleri)

Mutlak Varlık'ın (Zat-ı Mutlak) sonsuz çokluk alemine doğru tenezzülünü (inişini) açıklayan katmanlı yapıdır.

 

Davud Kayserî varlığı beş ana hazrete böler:

Mutlak Gayb (Sabit aynlar),

2. Ceberut ve Melekut (Ruhlar âlemi),

3. Misal Âlemi,

4. Şehadet (Mülk/Duyu) Âlemi,

5. Hepsini toplayan İnsan-ı Kâmil.

 

Ekberî gelenekte kabul gören Ahmed Avni Konuk’un yedili tasnifi

1. Mertebe-i Lâ Taayyün (Mertebe-i Ahadiyyet): Varlığın mutlak kayıt dışı, sıfatsız hali.

 

2. Taayyün-i Evvel Mertebesi (Mertebe-i Vahdet): İlk tenezzül, ilahi bilincin uyandığı, isim ve sıfatların topluca (mücmelen) bilindiği "Hakîkat-ı Muhammediyye" makamıdır.

 

3. Taayyün-i Sânî Mertebesi (Mertebe-i Vahidiyyet): İsim ve sıfatların ifade ettiği tüm külli ve cüzi manaların, sûretlerin birbirinden ayrıştığı ilim mertebesidir. Buradaki her bir ilmi suret, dış dünyadaki bir varlığın hakikatidir (ayn-ı sâbitesidir).

 

4. Mertebe-i Ervah (Ruhlar Alemi): Varlık, Vahidiyyet mertebesinden sonra bu aleme tenezzül eder. Burada her bir ruh, şekli, rengi, zamanı ve mekanı olmayan yalın bir cevher (cevher-i basit) olarak zahir olur.

 

5. Mertebe-i Âlem-i Misal (Semboller/Suretler Alemi): Ruhlar alemi ile cisimler alemi arasında bir köprü (berzah) vazifesi görür. Ruhlar alemindeki soyut hakikatlerin, cisimler aleminde bürünecekleri şekillere benzer latif suretlerle göründüğü mertebedir.

 

6. Mertebe-i Şehadet (Maddî/Dış Alem): Zat'ın cisimler suretiyle (suver-i ecsam) dışta zuhur ettiği, elle tutulup gözle görülebilen maddî alemdir. Misal aleminin aksine buradaki yapılar bölünmeyi, parçalanmayı ve fiziksel müdahaleleri (hark ve iltiyam) kabul eder.

 

7. Mertebe-i İnsan-ı Kâmil: İlahi isimlerin ve sıfatların hükümlerinin kendisinde fiilen zahir olduğu, varlığın en olgun mertebesidir. Alem, İnsan-ı Kâmil (Âdem) ile tam manasıyla cilalanmış parlatılmış bir aynaya (mir'at-ı mücella) dönüşür; böylece Hakk-ı Mutlak kendi ilahi suretini bu aynada kemaliyle müşahede eder.

 

Ferdiyyet-i Selâse (Üçlü Birlik)

Zat-ı Mutlak'ın varlık tecellisinin özündeki üçlü birlik.

 

(Zat - İrade - Kavl)

Bir şeyin yaratılması (tekvin) için Mucid olan Zat'ın, O'nun iradesinin ve o şeye yönelen "Kün!" (Ol!) kelamının (kavl) bir arada bulunması gerekir. Bu üç unsur bir araya geldiğinde ilahi ferdiyyet oluşur.

 

(Zat - İşitme - İmtisal)

İlahi tesirin karşılık bulabilmesi için yaratılan şeyde de üçlü bir yapı gerekir. Şeyin ilim mertebesindeki yokluk hali (zatı) Yaratan'ın Zat'ına; "Ol!" kelamını işitmesi Yaratan'ın iradesine; o emre boyun eğerek varlığı kabul etmesi (imtisal) ise Yaratan'ın kavline mukabildir.

 

Rabb-i Has (Özel Rab)

Varlıkta ortaya çıkan her bir mevcud, uluhiyet mertebesindeki tüm isimlere değil, sadece kendi istidat ve kabiliyetine uygun olan özel bir ilahi isme (Rabb-i has) bağlanır ve onun hükmü altında terbiye edilir.

Bütün ilahi isimleri kendisinde toplayan "Allah" isminin (Rabbü'l-erbab / Rablerin Rabbi) mutlak terbiyesi altında olmak ise yalnızca İnsan-ı Kâmil'e mahsustur.

 

İlah-ı Mu'tekad (Zihinde Tasavvur Edilen İlah)

Her insan Tanrı'yı ancak zihnindeki bu sınırlı alamet ve suret vasıtasıyla tanıyabilir.

İbnü'l-Arabî, insanı tek bir inanç kalıbıyla sınırlı kalmaktan sakındırır ve Hakk'ı her surette müşahede edebilecek geniş bir idrake çağırır.

 

Halk-ı Cedîd (Yeniden/Her An Yaratılma)

Varlığın her an yok olup yeniden yaratılması sürecidir. Hakk'ın dışındaki tüm ruhanî ve cismanî varlıklar an be an yokluğa (ademe) döner ve ilahi tecelli ile derhal yeniden var edilirler.

Belkıs'ın tahtı Yemen'de idam (yok) edilip aynı anda Kudüs'te icad (var) edilmiştir.

 

Nübüvvet-i teşrî nasıl Hz. Muhammed ile mühürlendiyse, velâyet alemi de kendi "hatem"leri ile mühürlenir.

 

Muhammedî Velâyet'in dört büyük hatemi

Hz. Ali (r.a.): Hatem-i Kebîr (Büyük Mühür)

Hz. Mehdi (a.s.): Hatem-i Sağîr (Küçük Mühür)

İbnü'l-Arabî (r.a.): Hatem-i Asgar (En Küçük Mühür)

Hz. İsa (a.s.): Hatem-i Ekber (En Büyük Mühür)

 

İnsan-ı kâmil, tüm varlık mertebelerini ve ilahi isimleri kendisinde birleştiren yeryüzündeki Allah’ın halifesidir.

Kainat, insan-ı kâmilin (kutbun) varlığı ile ayakta durur. Yeryüzünde bu hakikati temsil eden salih kullar tükendiğinde kıyamet süreci başlar.

 

İnsan-ı kâmil ismi doğrudan Hz. Muhammed'e aittir. Kemale ermek isteyen diğer salikler, Muhammedî özelliklerle bezenip bu kutbun etrafında dönerler ve nihayetinde o merkezle birleşerek fena makamında "kâmil insan" niteliğini kazanırlar.

 

İbnü’l-Arabî Şerh Geleneği

Sadreddin Konevî

Müeyyidüddin Cendî & Abdürrezzak Kâşânî

Davud Kayserî / Füsûs şerhinin mukaddimesiyle sonraki tüm Osmanlı entelektüel zeminini belirleyen kurucu figürdür.

Molla Fenârî & Şeyh Bedreddin

Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân

Abdullah Bosnevî & Karabaş Velî

Abdülgani Nablûsî

Ahmed Avni Konuk

 

İbnü'l-Arabî'nin işarî tefsir metodu Konevî’nin Fatiha tefsiri ve Kâşânî’nin Tevilât'ı üzerinden yürüyerek İsmail Hakkı Bursevî’nin Ruhü’l-Beyan'ında zirveye ulaşmıştır.

 

Sezai Karakoç, İbnü’l-Arabî’yi medeniyetimizin dört sütunundan biri sayar.

 

2. Bölüm - İbnü’l-Arabî ve Ekberîlik

Üveysîlik: Doğrudan Hızır (a.s.) vasıtasıyla veya ruhanî irşadla beslenme. Musul'da Ali b. Abdullah b. Câmî'nin Hızır hırkasını Şeyh-i Ekber'e giydirmesi en somut delilidir.

 

Medyeniyye: Ebu Medyen Mağribî’nin ruhanîyeti ve halifeleri ile kurulan derin manevi bağ.

 

Kadirîlik: Abdülkadir Geylânî’nin vefatından önce emanet ettiği hırkanın, Mekke'de Cemaleddin el-Hâşimî tarafından İbnü'l-Arabî’ye giydirilmesi ve onun da bu hırkayı manevi oğlu Sadreddin Konevî’ye devretmesi.

 

Melâmîlik: İbnü'l-Arabî’ye göre velâyetin en yüksek derecesindeki "Efraddır". Harikulade hallerini gizleyen, halk içinde Hakk ile olan eminlerdir.

 

İbnü'l-Arabî'nin kendi tasavvufi kimliği bu dört ana nisbete dayanır.

 

İlk Osmanlı medreseleri ve ilmiye sınıfı doğrudan Konevî ekolünün talebeleri tarafından inşa edilmiştir.

Şeyh Edebali, İbnü'l-Arabî'nin öğrencisi kabul edilir.

Davud Kayserî, İlk Osmanlı Medresesi (İznik) müderrisidir.

Molla Fenârî, İlk Osmanlı şeyhülislamıdır.

 

Ekberî Muhitleri

Gümüşhanevî Dergâhı,

Tortumlu Muhammed Nureddin Efendi Muhiti (Fatih Çarşamba'daki evinde tam 35 yıl aralıksüz Fütuhât okutmuştur).

Giritli Sırrî Ahmed Muhtar Efendi Konağı,

Yenikapı Mevlevîhânesi

Tahir Ağa Dergâhı

Fatih Türbedarı Ahmed Âmiş Efendi'nin sohbet halkası; Babanzâde Ahmed Naim, Elmalılı Hamdi Yazır, Abdülaziz Mecdi Tolun ve İsmail Fenni Ertuğrul gibi dönemin en büyük entelektüellerini bir araya getirmiştir.

 

Yazıcıoğlu Muhammed Bîcân’ın Füsûs şerhini kardeşi Ahmed Bîcân’ın Türkçe'ye çevirmesi, Anadolu irfanının dilsel dönüşümünde bir kırılma noktasıdır.

 

Osmanlı'nın ilk Şeyhülislamı Molla Fenârî, medresenin kurucusu Davud Kayserî ve Fatih'in hocası Akşemseddin gibi devletin kurucu akılları tamamen Ekberî gelenekten beslenmiştir.

 

İran sahasında Haydar Amûlî ve Şah Nimetullah Velî ile başlayan süreç, Ekberî düşüncenin Şiilik ve İşrâkî felsefeyle (Molla Sadra sistemi) güçlü bir sentez oluşturmasını sağlamıştır.

 

3. Bölüm - İbnü’l-Arabî’nin Takipçileri ve Ekberî Müellifler

Ebu Muhammed Abdülmün’im Hazrecî

İbnü’l-Feres el-Gırnatî adıyla da bilinen meşhur tefsîr âlimidir. Ahkâmu’l-Kur’an adlı tefsirin müellifidir (v. H. 599).

 

Muhammed İbn Halid es-Sefedi Tilimsânî

İbnü’l-Arabî’nin Mekke’deki talebelerindendir.

İbnü’l-Arabî, Hilyetü’l-Abdâl adlı eserini Muhammed İbn Halid es-Sefedi Tilimsânî ve Abdullah Bedr el-Habeşî’nin isteği üzere kaleme almıştır."

 

Abdullah Bedr el-Habeşî

İbnü’l-Arabî’nin ilk mürîdlerindendir ve onunla Fas’ta tanıştıktan sonra Malatya’ya kadar uzanan 23 yıllık bütün seyahatlerinde yanından ayrılmayan yol arkadaşıdır (v. H. 618).

 

Mecdüddin İshak İbn Yusuf er-Rûmî

Büyük Selçuklu âlimlerinden, İbnü’l-Arabî’nin talebesi ve Sadreddin Konevî’nin babasıdır. Selçuklu sultanları Keykavus ve Keyhüsrev’in hocalığını yapmıştır. İbnü’l-Arabî’nin Anadolu’ya gelmesini sağlamış ve fütüvvet teşkilatının Selçuklu topraklarında yayılmasında rol oynamıştır (v. H. 618).

 

Abdülaziz İbn Zeydan

İbnü’l-Arabî’nin Fas’taki hadis, fıkıh, nahiv âlimi ve şair mürîdlerindendir.

 

Abdülaziz el-Cebbab

İbnü’l-Arabî’nin halifelerinden olup Şam’da onun derslerini takip etmiştir.

 

Yahya İbnü’l-Ahfeş

Marakeş asıllı olup İbnü’l-Arabî’nin Şam’daki talebelerindendir.

 

İsmail b. Sevdekin b. Abdullah en-Nurî

İbnü’l-Arabî’nin en ulu halifelerindendir (v. H. 646). Şam’da şeyhinin vefatından sonra Füsûs ve Fütuhat dersleri vermiştir.

 

Muhammed İbn Kamer ed-Dımeşkî

Muhammed el-Muazzami adıyla da tanınan İbnü’l-Arabî’nin damadı ve halifesidir.

 

İsmail İbn Muhammed Ubbadî

Endülüs kökenli olup Şam'a yerleşen, bir dönem İbnü’l-Arabî ile Anadolu’ya (Malatya) geçip ondan dersler alan ve daha sonra Kubbetü’s-Sahra’da imamlık yapan alimdir (v. H. 656).

 

Muhammed Sadeddin İbn Arabî

İbnü’l-Arabî’nin Malatya doğumlu oğludur. Konevî'nin nakillerine göre yüksek bir manevî mertebeye sahiptir. Hadis âlimidir ve bir Divan’ı bulunmaktadır (v. H. 656).

 

Musa İbn Muhammed el-Kabbab Kurtubî̂

Endülüs kökenli olup Haremü’ş-Şerifte müezzinlik yapmıştır.

 

Ahi Evran

Ahi teşkilatının kurucusudur (v. H. 659). İbnü’l-Arabî ve Konevi’nin derslerinden etkilenmiştir. Teşkilat Moğollara karşı silahlı mücadeleye girmiş, Ahi Evran şehit edildikten sonra sarsılsa da Şeyh Edebali liderliğinde toparlanarak Osmanlı’nın kuruluşunda etkili olmuştur.

 

Sadreddin Konevî

Hicrî 605’te Malatya’da doğan Konevî, Mevlânâ, Ahi Evran, Nasreddin Tûsî gibi isimlerle samimi dostluklar kurmuş, 13. yüzyılda Anadolu’da İslam Medeniyeti’nin yeniden yapılanmasını sağlayarak Osmanlı’nın manevî ve ilmî temellerini atmıştır.

Miftahü’l-Gayb: Tasavvuf varlık görüşünü bir ilim sistematiği içerisinde ele alan en önemli eseridir. Füsûs ile bir bütünlük teşkil eder.

el-Fükuk fi Kelimat-ı Müstenidat-ı Füsûsü’l-Hikem: İbnü’l-Arabî’nin Füsûs’una yazdığı ilk, özgün ve çok önemli şerhtir.

İcazü’l-Beyan fi Tevili Ümmi’l Kur’an: Fatiha Suresi’ne yazdığı, İşari tefsîr ekolünün en önemli metinlerinin başında gelen eserdir.

en-Nefahatü’l-İlahiyye: Varlık görüşünü kendi manevî tecrübelerine dayanarak açıkladığı eserdir.

el-Müraselât: İslam filozofu Nasreddin Tûsî ile Tasavvuf-Felsefe etkileşimini anlamak açısından son derece önemli olan mektuplaşmalarıdır.

 

Müeyyidüddin el-Cendî

İbnü'l-Arabî'nin ilk kuşak takipçilerinden. Füsûs'un en yetkin ilk şerhini yazmıştır.

 

Reslan Dımeşkî

"Vahdet-i Vücûd" tabirini kavramsal düzeyde ilk kullanan sufilerdendir.

 

Saidüddin Fergânî

Konevî'nin en büyük halifesi. İbn Farız'ın Kaside-i Taiyye'sine yazdığı şerh ekolün temelidir.

 

Ekmeleddin M. Nahcuvanî

Selçuklu sarayının ve Mevlânâ'nın doktoru. Tıp ve felsefe âlimi ("Sultanu't-Tabib").

 

İbn Ataullah İskenderî

Şazelîliğin 3. pîri. Vahdet-i vücûdu savunarak İbn Teymiyye'ye karşı büyük mücadele verdi.

 

Kutbuddin Şirazî

İşrâkîlik ile Ekberîliği birleştirdi. Optikte gökkuşağını ilk doğru açıklayan hekim/astronom.

 

Gülşehrî (Ahmed)

Tasavvufî ve irfani neşveyi Anadolu'da Türkçe üzerinden klasikleşen eserlerle kurdu.

 

Şeyh Nizameddin Evliyâ

İbnü'l-Arabî'nin eserlerini ve irfanını Hindistan'a taşıyarak oradaki ekolü kuran pîr.

 

Âşık Paşa

Osmanlı'nın manevî mimarı. Yazdığı Türkçe şaheser (Garibnâme), Fütuhât-ı Mekkiyye'nin kozmolojik bir ikizidir.

 

Abdürrezzak Kâşânî

Ekberî dilin sistematize edicisi. Osmanlı ve İran ilmî medrese geleneğinin (Molla Sadra, Fenârî vb.) kök hücresi.

 

Şeyh Edebali

Vefaiyye ve Ahilik pîri. Osman Gazi'nin kayınpederi ve ilk kadı.

 

Saidüddin Ali Türki-i İsfahanî

Füsûs'un İran topraklarındaki ilk şerhlerindendir.

 

Mahmud Şebüsterî

Fars irfan şiirinin pîri. Vahdet-i vücûdun en meşhur manzum el kitabını yazmıştır (Gülşen-i Raz).

 

Davud-ı Kayserî

Osmanlı medrese sisteminin kurucusu (İlk Başmüderris). Füsûs'un en sistemli ve kurucu şârihidir.

 

Salahaddin Safedî

İbnü’l-Arabî ve talebeleri için birincil biyografik kaynaktır. Meşhur Şeceretü’n-Numaniyye'yi şerh etmiştir.

 

Seyyid Ali Hemedânî

"Keşmir'in İslamlaştırıcısı." Kübrevîliği Vahdet-i Vücûd çizgisine çekip Füsûs'u şerh etmiştir.

 

Haydar Amûlî

Şii-Ekberî sentezinin mimarı. İbnü’l-Arabî ile Şii teolojisini / İşrâkîliği birleştirmiştir.

 

İsmail b. İbrahim Cebertî

Müridlerine Füsûs taşımayı zorunlu kılan Yemen pîri. Abdülkerim el-Cîlî’nin hocasıdır.

 

Ahmedî

İlk büyük Osmanlı divan şairi. İskendernâme'yi Fütûhât'taki Hızır (a.s) öğretisine göre kurgulamıştır.

 

Mecdüddin Firûzâbâdî

Lügat âlimi. Yemen Şeyhülislamı iken İbnü’l-Arabî’yi tenkit edenlere karşı iki reddiye yazmıştır.

 

İbrahim el-Kaari Bağdadî

İbnü’l-Arabî hakkında yazılan ilk müstakil menakıbnâmenin müellifidir.

 

Hâce Muhammed Pârsa

"Füsûs candır, Fütuhât kalp" diyerek Nakşibendîlik ile Ekberîliği kalıcı olarak bütünleştiren pîr.

 

Şeyh Bedreddin

Davud-ı Kayserî’ye haşiye yazan, cezbî ve siyasi yönü ağır basan, tartışmalı Varidat'ın müellifi.

 

Süleyman Çelebi

Mevlid geleneğinin kurucusu. Türk irfanında Hakîkat-ı Muhammediye ve İnsan-ı Kâmil doktrinini şiir diliyle halka indirmiştir. Dedesinin Şeyh Edebali'nin oğlu olduğu ve Füsûs şerhi yazdığı rivayet edilir.

 

Abdülkerim el-Cîlî

İnsan-ı Kâmil teorisinin zirvesi. Ekole şerhle değil, özgün şaheseriyle katkı sunmuştur. "İlim maluma tabidir" hükmünde İbnü’l-Arabî’den ayrıldığı tek mesele, Abdullah Bosnevî gibi şârihlerce tartışılmıştır.

 

Emir Sultan

Bursa’nın manevi mimarı, Osmanlı hanedan damadı. Molla Fenârî’den Miftahü’l-Gayb okumuş ve icazet almıştır. Cenaze namazını Hacı Bayram Velî kıldırmıştır.

 

Molla Fenârî

İlk Osmanlı Şeyhülislamı. Anadolu'da Ekberî ekolün kurumsallaşmasını sağlamış; medresede Füsûs ve Miftah dersleri vermiştir. Hâce Muhammed Pârsa’nın cenaze namazını kıldırmıştır.

 

Şah Nimetullah Velî

İran ve Hindistan coğrafyasında Ekberîliğin en büyük taşıyıcısı. Hüseyin Ahlatî’den feyz almış, Kahire’de Kaygusuz Abdal hulefası kendisine intisap etmiştir. Nesîmî ve Cürcânî talebesidir.

 

Mehaimî

Hindistan’da İbnü’l-Arabî ekolünün en büyük savunucusu. Muhalif bir alimi ikna etmek için Yemen’e kadar gitmiştir. Şah Veliyullah Dihlevî ayarında kabul edilir.

 

Yazıcıoğlu M. Bîcân

Anadolu'da İnsan-ı Kâmil düşüncesini yayan meşhur Muhammediyye'nin yazarıdır. Füsûs şerhi, kardeşi tarafından Türkçe'ye kazandırılmıştır.

 

Akşemseddin

İstanbul’un manevi fatihi, Fatih'in hocası. Sühreverdî soyundandır. Eserlerinde İbnü’l-Arabî’ye yöneltilen eleştirileri / metinleri şiddetle reddedip onu savunmuştur.

 

Eşrefoğlu Rûmî

Hacı Bayram’ın damadı ve halifesidir. Kadirîliği Anadolu'ya yayan kişidir. Divanındaki şiirlerde Füsûs beyitlerini Türkçe'ye aktarmıştır.

 

Kutbuddinzâde İznikî

Molla Fenârî’nin talebesidir. Medrese âlimliği ile tasavvuf kültürünü birleştirmiştir. Fatih’in seferleri için hizb ve dualar hazırlamıştır. İbnü'l-Arabî'nin Firavun'un imanı görüşünü savunmuştur.

 

Abdullah İlâhî

Vahdet-i Vücûd'cu Nakşî geleneğini Anadolu’ya taşıyan ilk isimdir.

 

Yiğitbaşı Ahmed Marmaravî

Halvetîliğin Anadolu'daki en büyük Ekberî damarı. İbnü’l-Arabî’nin makalatını şerh ve tercüme ederek irfani tasavvufu Ege havzasında kurumsallaştırmıştır.

 

İskilipli Muhyiddin Yavsî

Akşemseddin’in halifesi ve meşhur Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin babasıdır. Şeyh Bedreddin’in Vâridât'ına Vahdet-i Vücûd ekseninde şerh yazarak eseri ideolojik saptamalardan temizlemiştir.

 

Emir Ahmed Buhârî

Abdullah İlâhî’nin halifesi olarak İstanbul’a gelen ilk Nakşî şeyhidir. Fatih’te kurduğu dergâh, İstanbul entelektüellerinin Vahdet-i Vücûd merkezli Nakşîlikle tanışma noktası olmuştur. Lâmii Çelebi’nin şeyhidir.

 

Hamidüddin Mekkî

Yavuz Sultan Selim’in İran seferi dönüşü İstanbul’a getirdiği devrin Nakşî ulemasındandır. Yavuz'un bizzat emretmesi üzerine İbnü'l-Arabî'yi savunan en radikal savunma metnini yazmıştır.

 

İdris-i Bitlisî

Doğu Anadolu’nun Osmanlı’ya katılması sürecinin baş mimarı. Akkoyunlu ve Memluk saraylarında bulunmuş, Safevi Şiiliğine karşı askeri ve fikri mücadele vermiştir. Füsûs ve Gülşen-i Râz şârihidir.

 

İbn Kemal (Kemalpaşazâde)

Yavuz ve Kanuni devrinin Şeyhülislamı. Yavuz’un Şam’da yaptırdığı İbnü’l-Arabî türbesinin duvarına asılan meşhur "Şeyh-i Ekber Müçtehid-i Kâmildir" fetvasının müellifidir. Ekberîliği Osmanlı Devleti’nin resmi manevi ideolojisi yapmıştır.

 

Nev’î Yahya Efendi

III. Murad’ın isteği üzerine Füsûsu’l-Hikem’i Keşfü’l-Hicab adıyla Türkçe’ye tercüme ve şerh etti.

 

İmam Rabbanî

Vahdet-i şuhud görüşünü sistemleştirdi

 

Aziz Mahmud Hüdâyî

Celvetiye tarikatının kurucusudur.

 

Molla Sadreddin Şirâzî (Molla Sadra)

İslam felsefesinin zirve şahsiyetlerindendir.

 

Abdullah Bosnevî

Bayrâmî Melâmîlerinden ve Füsûs şârihlerindendir.

 

Karabaş-ı Velî

Halvetîliğin Karabaşiyye kolunun kurucusudur. Füsûsu'l-Hikem'e iki ayrı şerh yazarak Ekberî gelenekte eşsiz bir yer edinmiştir.

 

Niyâzî-i Mısrî

Halvetîliğin Mısriyye kolunun pîridir. Yunus Emre'den sonra Türk tasavvuf şiirinin en kudretli şahsiyetlerinden biri kabul edilir.

 

Nâbî (Yusuf Nâbî)

Osmanlı divan şiirinde hikemî (filozofik/öğretici) tarzın kurucusu büyük şairdir.

 

İsmail Hakkı Bursevî

Osman Fazlı İlâhî’ye intisap etmiştir. Üsküp, Köprülü ve Bursa’da bulunmuş, Sultan II. Mustafa ile Avusturya seferlerine katılmıştır. Ulu Cami'de tefsir dersleri vermiştir.

 

Abdülganî en-Nablûsî

Vahdet-i vücud irfanını en mükemmel şekilde izah edenlerden biri kabul edilir. Kadirîlik ve Ekberîliğin bir kolu olan Ganiyye tarikatının kurucusudur.

 

Abdullah Salahaddin Uşşâkî

Mevakiu’n-Nücum’a yazdığı Tavaliu Menafiu’l-Ulum şerhi alanında emsalsizdir.

 

Seyyid M. Murad Nakşibendî

19. yüzyıl Osmanlı döneminin önde gelen mutasavvıflarından, alim ve dönemin en önemli Mesnevîhanlarındandır.

Mesnevî’yi Ekberî nazarla yorumlayan altı ciltlik anıtsal şerh telif etmiştir (Hülasatü’ş-Şuruh).

 

Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî

Mecmuatü’l-Ahzab (3. Cilt Şeyh-i Ekber'e ait)

 

Çerkeşîzâde Mehmed Tevfik Efendi

Rumeli Kazaskerliği ve Meclis-i Meşayıh Reisliği gibi makamlarda bulunmuş, Şeyh-i Ekber’in varlık teorisini savunmak amacıyla ulema ve meşayıhın takdirini kazanan Levayıhu’l-Kudsiye’yi yazmıştır.

 

Muhammed Esad Dede

M. Âkif, A. Avni Konuk ve T. Mevlevî'nin mürşidi.

 

Ahmed Âmiş Efendi

Kuşadalı İbrahim Efendi’nin Halvetî-Şabanî ekolünü nihayete erdiren Ahmed Âmiş Efendi, 113 yıllık ömrüyle İstanbul’un adeta gizli entelektüel kutbu olmuştur.

 

Filibeli Ahmed Hilmi

Vahdet-i vücûd epistemolojisini, materyalist ve pozitivist felsefeye karşı alegorik ve edebi bir dille savunan modern tasavvufî roman türünün ilk örneği A’mâk-ı Hayâl'in yazarı, İslam birliği teorisyeni.

 

Hüseyin Vassaf

Sefine-i Evliyâ müellifi, tarikatlar tarihinin en büyük kayıtçısı.

 

Küçük Ali Behçet Efendi

Tahir Ağa Dergâhı son postnişini, din ve sanat elitlerinin mürşidi.

 

Ahmed Avni Konuk

Füsûs ve Mesnevî şârihi.

İmam-ı Rabbânî çizgisinden yola çıkarak İbnü’l-Arabî’yi ağır şekilde tenkit eden Kastamonulu Muhammed İhsan Oğuz ile kapsamlı bir kalem münazarasına girmiştir. Bu tartışmanın neticesinde kaleme aldığı Vahdet-i Vücûd ve Vahdet-i Şuhud Meselesi adlı risâlesi, her iki ekolün epistemolojik sınırlarını netleştiren son kelâmî-tasavvufî müdafaanâmedir.

 

Safvet Yetkin

Urfa Halvetî Postnişini, Osmanlı Mebusan ve TBMM Urfa Mebusu.

 

Tahirü’l-Mevlevî

Mahfil mecmuası banisi, edebiyat tarihçisi; 14 ciltlik Mesnevî şârihi.

 

Hüseyin Şemsi Ergüneş

Duyûn-u Umûmiye memuru; Şefik Can'ın ilk mürşidi ve Füsûs muallimi.

 

İmam Humeynî

Miftâhü'l-Gayb ve Füsûs talikatçısı; Şiî siyaset teorisini değiştiren mutasavvıf.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder