4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Mevaki-ün Nucüm - Notlar

İbn Arabi - Mevaki-ün Nucüm - Notlar

Yıldızların Mevkî

Mütercim: Abdullah Tâhâ Feraizoğlu, Kitsan

 

Sunuş

Fütûhât’taki birçok kapalı mevzunun anlaşılması, bu kitabın mütalaasına bağlanmıştır.

Eser, Endülüs’ün Meriyye (Almería) şehrinde, Hicri 595 (Miladi 1199) yılının Ramazan ayında, 11 günde kaleme alınmıştır.

 

İnsanın manevi ve fiziki tekâmülünü yöneten sekiz temel yetkinlik sahası

Hissî Kuvvetler: Görme, İşitme, Koklama, Tatma, Dokunma

Bâtınî Kuvvetler: Akıl, Müfekkire (Düşünme), Hayal

 

Menzil, amelin Hakk katındaki rütbesidir.

 

Tevhid sırrı, Mevâki'un Nucûm kitabında açılan en büyük marifet menzillerindendir.

 

Mevâki'un Nucûm

Hamdler Hayy ve Kayyum olan Allah’a mahsustur.

 

İbn Arabî, Hicri 595 (Miladi 1199) yılında Almería şehrine varır.

Ramazan-ı Şerif gecelerinin ihlas, zikir ve istiğfar bereketiyle "Asâ-yı Musa" misali her müşkili çözen manevi bir güç verilir.

Ramazan'ın 13. günü kalbine bu telifi yapması için ilahi bir emir ve ilham dökülür.

 

Kulun ilahi huzura kabul edilmesini sağlayan üç temel rükun

İnayet Mertebesi: Tevfîk (Allah'ın Kulu Seçmesi)

Hidâyet Mertebesi: Tahkik İlmi (Hakikati Görme)

Velayet Mertebesi: Salih Amel (Sıddîkların Makamı)

 

Feleklerin Sınıflandırılması

İslâmî Felekler (1, 4 ve 7. Felekler) / Cismânî: Bidayet (başlangıç) yıldızlarının doğduğu yerdir. Şehadet (fizik) aleminde tedbir alan İmamın kalbiyle ilgilidir.

İmânî Felekler (2, 5 ve 8. Felekler) / Nefsânî: Ceberut ve Melekût alemini yöneten İmamın nefsiyle ilgilidir. Ayın son üç günündeki hilal gibidir.

İhsânî Felekler (3, 6 ve 9. Felekler) / Ruhânî: Nihayet (son raddede kemalata eren) ehlinin doğuş yeridir. Rahamût ve Rahabût berzahında mutasarrıf olan Kutbun Burcu ile ilintilidir.

 

5. feleğin (İmânî/Nefsânî boyut) sekiz nuru

Bu 8 nur, insanın 8 uzvuna rehberlik eder:

1. Güneş: İşitme Feleği

2. Hilâl: Görme Feleği

3. Kamer: Lisân Feleği

4. Bedir (Dolunay): El Feleği

5. Sabit Yıldız: Karın Feleği

6. Şimşek: Ferc (Tenasül) Feleği

7. Ateş: Ayak Feleği

8. Sırâc (Işık Saçan Kandil): Kalb Feleği

 

Tevfîk

Tevfîk (başarı ve uyum), kulun çabalayarak kazanacağı bir şey değildir. O, Allah'ın kulun kalbine koyduğu bir nurdur. Kul, irade edip kazandığını zanneder; halbuki onu o iradeye sevk eden şey de önceden kalbe bırakılmış olan ilahi tevfîktir.

 

Lafza-ı Celâl (Allah ismi) taalluk (bağlanmak, sığınmak) içindir; tehalluk (o ismin ahlakıyla ahlaklanmak) için değildir.

Kul, Esma-i Hüsna'nın tecellileriyle (örneğin Rahim ismiyle merhametli, Kerim ismiyle cömert olarak) ahlaklanabilir. Fakat bütün isim ve sıfatları içinde barındıran mutlak tekliğin adı olan "ALLAH" ismiyle ahlaklanamaz; O isme ancak hayretle, acziyetle taalluk edilir (bağlanılır). Tevfîk de kulun hiçbir dahli olamayacak kadar saf bir ilahi lütuf olduğu için, doğrudan Allah ismine bağlanmıştır.

 

Eserin şuleleri ancak anayı, babayı, yârı, yaranı ve vatanı (yani nefsin bağlandığı tüm dünyalık bağları/masivayı) terk edip Hak rızasına kul olanlara açılır.

 

Tevfîk'in kemâli kulun bütün fiil ve hâllerinde tevfîki ilâhinin kula arkadaşlık etmesidir.

 

Tevfîk Eksilmez veya Artmaz

Tevfîk saf bir nurdur, bölünmez.

 

Tevfîk’in Sülûk Boyutları

Başlangıç: İslâm dairesi içerisindeki kişi zahiri ziyandan korunur.

Orta: İman sahiplerinin nefsini sapkınlıktan korur.

Nihayet: İhsan sahiplerinde Ruhu Allah'tan başkasına (masivaya) bakmaktan korur. Varlığın ve ezelin sırlarını açar, kulu Zât ile mutlu eder.

 

Tevfikle gelen

Tevfîk / İnâbe / Tevbe / Hüzün / Havf (Korku) / Uzlet / Halvet

 

Tefekkür / Huzur / Murakabe / Haya / Edeb / Ahkama Riayet / Yakınlık

 

Visâl (Kavuşma) / Üns (Dostluk) / Nazlanma / İstemek (Duâ) / İlahi İcabet

 

İkinci Felek / İmâni Felek

Bu felek, varlığın fiziksel dünyaya (Âlem-i Şehâdet) inmeden önce büründüğü ilk şemaların, yani Âlem-i Misâl’in (Semboller/İmgeler Âlemi) kalbidir.

 

Hazerât-ı Hamsa (Beş İlahi Hazret)

Mutlak Gayb (Âyân-ı Sâbite)

Gayb-ı Muzâf (A) (Akıllar & Ruhlar)

Gayb-ı Muzâf (B) (Melekût / Nefis)

Misâl Âlemi (Hayal/Suretler)

Câmi' Hazret (İnsân-ı Kâmil)

 

Kulun yeryüzündeki amellerinin kaderdeki kökleri

Muvafakat: Kulun ruhunun, henüz beden yokken Ezel Âlemi'nde (Ruhlar Âlemi) ilahi iradeye ve diğer ruhlara uyum sağlaması.

Tevfîk: Kulun yeryüzünde, iradesini kullanarak yaptığı amellerde bu ezelî uyumu açığa çıkarmasıdır (kesb).

 

"Ruhlar, toplanmış muhtelif zümrelerdir..." hadisi tam olarak buna işaret eder. Eğer iki insan yeryüzünde (şehâdet âleminde) sebepsizce anlaşıyor ve hakta birleşiyorsa, bunun sebebi ruhlarının ezelde (misâl ve melekût âleminde) birbirine muvafakat etmiş olmasıdır.

 

Şayet bir kimsede Tevfîk (yeryüzü ameli) ile Muvafakat (ezelî ruhdaşlık) birleşirse, o kuldan "hayret verici sırlar" (keramet ve irfan) zuhur eder. Eğer bunlar ayrışırsa, sebebi Riyaset (makam ve baş olma) sevgisidir; bu da Hak ile kul arasında en kalın perdeyi (hicap) oluşturur.

 

Üçüncü Felek: İhsânî Felek

İhsan makamı, "Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmektir."

 

Rahamût: Mübalağalı rahmet, ilahi şefkat ve ünsiyet deryasıdır.

Rahabût: Heybet, korku, genişlik içinde ürperti ve celâl deryasıdır.

 

Bu felekteki hilâl "hem ihsanda bulunur hem men eder."

 

İlhamın açığa çıkacağı mahal hem Melekî ilhama hem de Hannâsî (şeytani) vesveseye aynı anda müsaittir.

 

Arş

Şahitsiz derya

Arş seyrini tamamladığında yine "ilk çıkış yerine" varır. Evren sonsuz bir döngüdür.

 

Tasavvuf düşüncesinde Ay (Kamer), seyr ü süluktaki (manevi yolculuk) kulun kalbini veya tecellileri kabul etme istidadını sembolize eder. Hilâl, manevi nurların başlangıcı; Dolunay (Bedir) ise bu nurların kemâle ermesi, kalbin tamamen ilahi marifetle dolmasıdır.

 

Âlim ile Ârif

Arapça dil mantığında marifet tek nesneye (mef'ule) geçiş yapar, yani bir şeyi sadece "tanımayı" veya "seçmeyi" ifade eder. İlim ise iki nesneye tesir eder; hem o şeyin zatını hem de hallerini, külliyatını (genel kurallarını) kapsar. Dolayısıyla ilim, marifeti de içine alan daha kuşatıcı bir sıfattır.

 

İlim, evrensel ve tümel (külli) hakikatlere taalluk ederken; marifet daha tikel, anlık ve parça (cüzi) sezgilere dayanır.

 

Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de kendisini "Alîm" (Her şeyi hakkıyla bilen) olarak vasıflandırmış, melekleri ve peygamberleri ilimle övmüştür.

Allah'a "Âlim" denir ancak "Ârif" denmesi caiz değildir.

 

Hidayet

İlim sadece kitaplardan ezberlenen statik bir bilgi değildir; kalbe ilkâ edilen (bırakılan) ve insanın basiretini (gönül gözünü) tıpkı güneşin dış dünyayı aydınlatması gibi aydınlatan ilahi bir nurdur.

 

Eğer bilgi hayata, ahlaka ve amele dönüşmüyorsa, o bilgi sadece zihinde bir akis (tasavvur) olarak kalır.

Bilginin hakiki ilim olabilmesi için insanın varlığında somutlaşması (müşahhaslaşması) gerekir.

 

Âlem-i Sağîr

Kâinattaki büyük felekler ve yıldızlar, insanın iç dünyasındaki manevi mertebelere tekabül eder.

1)        Güneş nuru, marifet ehlî,

2)        Hilâl nuru, murakabe ehli,

3)        Kamer nuru, hikmet ehlî,

4)        Bedir nuru, sohbet ehlî,

5)        Sabit yıldız nuru, gözetmek ve koruma ehlî,

6)        Sırâc nuru, halvet ehlî,

7)        Ateş nuru, mücâhade ehlî,

8)        Şimşek nuru, ilim ehlî içindir.

 

Her bir nur, karşıtı bulunan karanlığı gidermektedir.

1)        Güneşin nuru nefsin,

2)        Hilâlin nuru şekkin,

3)        Kamerin nuru gafletin,

4)        Bedrin nuru hiyanetin,

5)        Yıldızın nuru cehalet ve şüphenin,

6)        Siracın nuru vesvesenin,

7)        Ateşin nuru ahmaklığın

8)        Şimşeğin nuru tenzihin zulumatını giderir.

 

Şimşek anlıktır, gözleri kör edecek kadar şiddetlidir ve sabitleşmez.

Allah kendisini bize Kur'an'da hangi isimlerle tanıttıysa o isimleri zikrederiz; keyfiyet (nasıl olduğu) hakkında konuşmaktan kaçınırız.

 

Ulûhiyet makamında tüm isimler ve sıfatlar Zât'ın aynıdır, çokluk (taaddüt) yoktur. Vahdet-i Vücûd’un aslı burasıdır.

 

İnsanda açığa çıkan ilim sıfatı ile Allah'ın ezeli ilmi aynı değildir. Bizim ilmimiz sonradan olmadır (hâdistir).

Ateş makamı, Allah dışındaki tüm izleri (ağyâr ve âsârı) yakıp yıkan cezbe makamıdır. Kandil (Sirâc) ise karanlıkta yol gösteren rehberdir.

 

İnsanın kalbindeki saflık ile ilahi nur birleşmeden ve Makâm-ı Muhammedî ile münasebet kurulmadan hakiki aşk ve sevgi tacı elde edilemez.

 

Mistik sarhoşluklar ve manevi makamlar, kulu dünyadaki ahlaki sorumluluklarından muaf kılmaz. Bilakis, senin vazifen amme hukukuyla alakalı mevzularda hiç kimseye zarar vermemektir. Kendin için arzulamadığını başkası için arzulayamazsın.

 

Hakikat, sadece akılla uzaktan seyredilecek bir serab değil; bizzat yaşanacak, tadılacak ve amme hukukuna saygı göstererek insani ilişkilerde somutlaştırılacak ilahi bir nûrdur.

 

Velayet

Allah kuluna bir iyilik yapma gücü (kudret) ve arzusu (irade) bahşeder. Kul o ameli işlerse, bu apaçık bir kerem ve ihsandır.

 

Kul "Ben namaz kıldım, ben sadaka verdim" diyerek fiili kendine mal eder…

Namazlarından gafildirler

 

Sizi çoklukla böbürleniş oyaladı

 

Mürşidsiz ömrünce nefsinle zorluklara karşı mücâhade etsende yaptığın bu mücâhade aslında nefsin arzusunun tâ kendisidir.

 

Sekiz Uzvun Şer'î ve Manevi Alâmetleri

Göz, Kulak, El, Lisan, Karın, Tenasül Uzvu, Ayak ve Kalp. Bunlar mükellef uzuvlardır.

 

Kulak: Sadece haramı dinlememek değil, dünyadaki ilahi çağrıları işitip asıl vatanı olan "Ruhlar alemine / Cennete" hasret duymaktır.

Karın: Sadece haram yememek değil, helal gıdayı da tıka basa yememektir.

Ayağın İstikameti: Ayağın şer'î ölçüsü sadece harama yürümemek değildir; hayra koşmak, rızık için helal dairesinde koşturmak ve cihad meydanından (ister nefsî ister zahirî olsun) kaçmamaktır.

Kalbin İstikameti: Kalbin uyanıklığı; haset, kin ve gafletten arınmak, tam bir teslimiyet ve murakabe (her an ilahi gözetim altında olduğu bilinci) ile yaşamaktır.

 

Sahte Mürşidlerin Portresi

Sözleriyle doğrulardan bahsederler ama yaşantıları nefsin konforuna (bönlüğüne) uygundur.

Külfete (ibadetin, hizmetin zorluklarına) katlanmazlar.

Övülmekten hoşlanırlar ve yapay (aşırı) bir tevazu gösterisi sunarlar.

Başkalarına "Enaniyeti (benliği) terk edin" derken, kendileri kibir hastalığının zirvesindedirler.

Kendilerine tabi olanları hor görür, aşağılar ve şeriat ölçülerine titizlikle uyan samimi müminleri "şekilcilikle" itham ederler.

 

Harikulade olaylar (tayy-ı mekan, gaybdan haber verme, perdelerin arkasını görme) veli olmanın şartı değildir.

Asıl keramet, buyruk ve yasakları ihlasla uygulamaktır.

Bir velide açığa çıkan keramet aslında ona ait değil, tabi olduğu Hz. Peygamber’in (s.a.v.) mucizesinin bir uzantısı ve bereketidir.

 

İnsan hayal aynasını süfli düşüncelerden temizleyip, gözünü haramdan koruduğunda, basiret gözünün nuru ile hakikat güneşinin nuru birleşir.

 

Kalpler Arası Mukabele (Havatır İlmi)

Hikmet ehli bir zat, kendi bulunduğu manevi makamın ve halin ötesinde, oraya ait olmayan yabancı bir duygu veya vesvesenin kalbine doğduğunu hissettiğinde, bunun kendi nefsinin bir ürünü olmadığını derhal anlar. Bu, o mecliste hazır bulunan bir başkasının kalbinden sızan histir.

 

Arif, muhatabına baktığında onun fiziki bedenini değil, niyetlerinin giydirdiği o manevi elbiseyi okur.

 

Yolcu, nefsindeki tüm menzilleri geçtikten sonra, eşyadaki her bir hareketin ve durgunluğun hangi manevi menzile ve sonuca (akıbete) gebe olduğunu çözebilir.

 

(Ebu Medyen) Meclisteki bir adamın sadece fiziksel bir hareketinden (oturuşundan, kalkışından veya kıpırdanışından) onun 20 yıl sonra nefsindeki gizli kibrin dışa vurumuyla sahte bir hidayet/mehdilik iddiasında bulunacağını bilmesi, hareketlerin ardındaki nefsî menzilleri okuma ilmidir

 

Kul, kesretin (çokluğun) içindeki vahdeti (tekliği) ve basâitin (bölünmez hakikatlerin/ilahi sıfatların) kemalatını seyrederek en nihayetinde sebepleri akla perde kılan Zatî Celâl müşahedesine yükselir.

 

Kâinat büyük kitap, insan ise onun bir fihristi olan küçük kitaptır

 

Sağırlık, Hakk'ın kâinat kitabından (makrokozmos) tilavet ettiklerini idrak edememektir.

 

İşitme güdüsünün ilahi ilhamlara mazhar olabilmesi, uzuvların ilahi ahlakla ahlaklanması ve "tahkik" mertebesine ulaşması için zihnin boş meşgalelerden, masivadan (Allah'ın dışındaki her şeyden) arındırılması şarttır.

 

Sülûkta ilerleyen kul, tabaka tabaka yükselerek yaratılış kanunlarındaki ilahi sesleri işitir. Bu süreç, kulun Kelâm-ı Kadîm'i (Allah'ın ezeli kelamını) doğrudan işitmesiyle zirveye ulaşır.

 

Dünyada zuhur eden her konuşma (ister sadık birinin doğru sözü, ister deccal birinin yalanı olsun) aslında irade-i ilahiyenin bir tecellisidir. Arif olan zat, yalancının yalanına takılmaz; o yalandaki ilahi muradı, esma tecellisini arar ve alır; yalanın vebali ise yalancıya kalır. Çünkü varlıkta mutlak manada "batıl" (yokluk) yoktur, varlık bütünüyle haktır.

 

Lisanın süratli hareketi insanı helake götürür.

Dilini koruyan kul, şeytanı taşlayan bir yıldız (Sahibü'l-Kelam) olur.

 

Kul, ilahi ilhamların keşfine erdikçe; eğer Nebî ise ismet, Velî ise hıfz-ı ilahi ile korunur. Bu koruma gerçekleştikten sonra onların kalpleri artık Levh-i Mahfuz olur; tebdil, tağyir ve silinmeden (mahvdan) beri kalır. Onların hayatında bir mahv (silinme) görünse bile bu sadece varlığın zahirindedir, kalpteki hikmet bakidir.

 

Himmet, insanın iç dünyasındaki manevi kuvvettir, kuva-ı nefsanidir. İnsanda zahir olan birçok Esma'nın birleşik bir tezahürüdür.

 

Eşyanın hakikati sabittir, değişmez.

Eğer hakikatler değişebilseydi, evrende kesin bilgi kalmaz, Tevhid ve Vahdaniyet delilleri bile şüpheye düşerdi.

 

İlahi kelamın (Kitabın) sekiz farklı ismi, bu isimlerin manevi muhatapları ve hem kulun okuma iddiasındaki hem de Hakk'ın kula okumasındaki batıni alâmetleri

Kitabın İsmi

Muhatap Erbabı

Kulun Okuma Alâmeti

Hakk'ın Kula Okuma Alâmeti

El-Munîr (Aydınlatıcı)

Deliller Ehli

Mukâşefe

Nefsin arzu ve isteklerinden kaçınmak

El-Mubîn (Apaçık Beyan Eden)

Hakikat Ehli

Temyiz ve Tertib

Kitabın manalarını bizzat müşahede etmek

El-Muhsî (İlimleri Sayan)

Murakabe Ehli

Şeriatın sınırlarında durmak

Gösterilen kurtuluş yolunda sülûk etmek

El-Azîz (Nadir/Galip Olan)

İsmet Ehli

Kendi makamını/haddini bilmek

Kibirlenmekten fersah fersah kaçınmak

El-Merkûm (Nokta Koyan)

Resuller ve Varisleri

Herhâlde teslimiyet, emr-i bil maruf

Kitaptaki ana maksatlara (Zata) vasıl olmak

Mestûr-ul Zahir (Zahiren Yazılan)

İman Ehli (Tevil/İtibar)

Mücahede

Rahmet-i ilahi ile kurtuluşa ermek

Mestûr-ul Bâtın (Batınen Yazılan)

İbahe Ehli (Tevil/İtibar)

Zındıklık

Şeytanın o kula dost olması

El-Câmî (Kuşatıcı/Toparlayıcı)

Ruhaniler

Beşeri vasıftan çıkıp melekî heyulaya girmek

Allah'tan başkasına (masivaya) iltifat etmemek

 

Huzursuz okumaya mukabele edilmez.                                 

Lisanen okuyamayan ama itaati elbise edinip istikamet caddesinde oturan ümmi bir kul, haliyle ve fiiliyle Hakk'a hamd etmiş olur ve ilahi mukabeleye mazhar olur.

 

Hakiki bir okuyucu olmak için

Lisanın tilaveti: Tertil ve tecvid ile güzel okumak.

Uzuvların tilaveti: Şeriatın emir ve yasaklarına tam riayet.

Nefsin tilaveti: İlahi isim ve sıfatların ahlâkıyla ahlâklanmak.

Kalbin tilaveti: İhlas, tefekkür ve eşyadan ibret almak.

Ruhun tilaveti: Katıksız Tevhid.

Sırrın tilaveti: İttihad (Hakk'ın varlığında fani olmak).

Sırrın sırrının tilaveti: Edeb (Hakk'ı layıkıyla tenzih etmek).

 

Sülûkun Altı Sütunu

Billâhî: Hakk’ın, kulun yaptığı bütün işleri bizzat üstlenmesi, failin O olduğunun şuurudur (Mahv sahibi müşahedeci).

Lillâhî: Kulun işlediği her şeyi menfaat beklemeksizin yalnız ve yalnız Allah için yapmasıdır.

Ma'llâhî: Müşahede ve murakabede kulun daima Allah ile birlikte olduğunun şuurunda olmasıdır (Hâl sahibi mürid).

Fillâhî: Varlık sahnesindeki ilahi sanat eserlerini ibretle tefekkür etmektir (İsbat sahibi).

İllallâh!: Masivadan yüz çevirip yalnızca Allah’a yönelmek, O’nu kastetmektir (Himmet sahibi arif).

Anillâhî: Sadece ve sadece Allah’a karşı mükellef ve sorumlu olduğunun bilincinde olmaktır.

 

Kul hayatının her safhasında, tüm hareketlerinde bu altı kaideye göre hareket etmesi evladır.

 

Sülûkta kat edilen her güzel ahlâk basamağı kulu batıni bir afattan koruyan ilahi bir zırhtır.

Sabır: Telaşlanmaktan ve cezaen feryat etmekten korur.

Şükür: Nankörlük (küfran-ı nimet) girdabından muhafaza eder.

Adalet: Zulüm işleyerek mizanı bozmaktan korur.

Uyanıklık (Yaza): Manevi gaflet uykusunda kalmaktan korur.

Zikir/Hatırlamak: Unutmanın (nisyanın) karanlığından korur.

Dikkat/Teyakkuz: Nisbet perdelerinde boğulmaktan korur.

Ayıklık (Sahv): Masiva sarhoşluğundan halas eder.

Ümit (Reca): Yeis ve ümitsizlik uçurumundan korur.

Güleryüz/İnşirah: Ekşi suratlılık ve iç darlığından (kabzdan) korur.

Cömertlik (Sehâ): Eşyanın ve varlığın kölesi (abd-i dirhem) olmaktan korur.

Ünsiyet: Kulun heybet altında ezilip yok olmasını engeller.

Cemale Temaşa: Celalin kahredici tecellilerinden korur.

İtidal: Cemal tecellilerine takılıp kalmaktan (hayret taşkınlığından) korur.

Visal (Vuslat): Sırf arzu ve ümitlerle yetinip yolda kalmaktan korur.

İvbe (Hatalardan Dönüş): Günah ve kusur durağında sabit kalmaktan korur.

 

Sağ elindekini bırak

Musa (a.s.)’ın asasını bırakması gibi, salik de kendi cüzi iradesini, mülkiyet ve varlık iddiasını bıraktığında, işlerini Latîf olan Allah üstlenir.

 

Nefis ve kalp cilalandığında, Ruh mülkiyet iddialarını bırakır ve ayna Âlem-i Kebîr’e (Küllî Kapıya) döner. Kâinatın bütün suretleri o kalbe mühürlenir.

 

İnsana en yakın düşman olan Nefs-i Emmâre’dir. Nefis, yaratılışı gereği şeriata muhalefet eder.

 

Eğer bedene şeriatın aklı rehberlik ederse, helal yiyecekleri dahi azaltır, takvayı seçer. Eğer nefis rehberlik ederse, bedeni "Bu haram değildir" aldatmacasıyla şüpheli şeylerin ve haramların vartasına düşürür.

 

Bir sanatın varsa el emeğinle ye, yoksa tarlanı/bostanını koru fakat ne olursa olsun töhmetleri gideren kâmil bir Vera' üzere ol. Helal ve haramın sınırlarını bilmeden bu makama erilmez.

 

Vera' (şüphelilerden kaçınma)

 

Nefislerin gıdası Güzel Ahlâktır / Güzel ahlâkın besini Kalbin İhlâsıdır / Kalbin besini Ruhun Tevhididir / Ruhun tevhidi ancak Sırrın kâmil bağlantısı ile doyar / Sırrın bağlantısı ise Sırrın Sırrının Edebi ile kemale erer.

 

Mikâilî menzil, adalet ve rızık mizanı

 

Varlık Levhasını Çizen İki Kalem

Zeker (Müşahhas Kalem): Beşerin ilk babası (Adem), ilk ananın (Havva) levhasına bu kalemle yazdı. Bu kalemin bıraktığı hat ilk başta şekilsiz bir heyula (madde/potansiyel) idi.

Nefh (Ruhî Kalem): O heyulaya biçim, nizam ve itidal veren, ona ilahi ruhu üfleyen kalemdir

 

Bu müşahhas kalemin (ana-baba vasıtasıyla üremenin) çizdiği hattın dışına çıkan üç istisna vardır: Hz. Adem, Hz. Havva, Hz. İsa

 

Mürid şeyhin levhasıdır

 

Şehadet âleminde hayırlı işlerde acele edenlerin Melekût âlemindeki seyr ü seferi de süratlenir.

Şehadet âleminde su üstünde yürüyen veliye, Melekût âleminde hayatın ve suyun sırları açılır.

 

Hava feleğinde yürüyen sufiyye, Âlem-i Ervah’ın kapılarını açar. Ruhların yükselişini, inişini ve yardımlaşma sırlarını bilir.

 

"Beni ne gök ne de yer içine sığdırabildi; beni mümin kulumun kalbi sığdırdı." Kadim olan Allah'ı sığdıran bir kalb, sonradan olan mahlukatı (hadis) varlık olarak görmez.

 

Kalb, gayb ve şehadet âlemine hükmeden 10 emîre (elçiye) sahiptir:

Mülk Âlemindekiler (Beş Zahiri Duyu): İşitme, görme, koklama, tatma ve dokunma.

Melekût Âlemindekiler (Beş Batıni Ruh): Rûh-i hayvani (nefs), rûh-i hayâli, rûh-i fikri, rûh-i aklî ve rûh-i kudsî.

 

İhlâs kalbi bir amel olduğu için, ihlâssız ameller havada uçuşan toz zerreleri gibidir.

 

Furkanî Mevâki'ul Nücûm

Ana-babaya "öf" bile dememek,

İsraftan ve cimrilikten kaçınmak (Elini boynuna bağlamamak, büsbütün de açmamak),

Zinaya, yetim malına haksızca yaklaşmamak,

Ölçüyü ve teraziyi dosdoğru yapmak,

Bilmediğin şeyin ardına düşmemek (zandan kaçınmak),

Yeryüzünde kibirle, şımararak yürümemek, sesini mutedil tutmak,

İnsanlarla en güzel üslupla mücadele etmek,

Sabah akşam sadece O'nun cemalini dileyen sabırlılarla beraber olmak.

 

Her kalb kendi meşrebini bilir, herkes neyin talebindeyse onun sırrını edinir.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder