4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Nefs-i Gazabiye - Notlar

İbn Arabi - Nefs-i Gazabiye - Notlar

Tehzibü’l Ahlak, Mev’ize-i Hasene, Nefs-i Nâtıka

Mütercim: Onur Şenyurt, Ehil Yayınları, 2017

 


Kitap, “Ahadiyyet Risalesi”, Tehzibu’l Ahlak, Mevize-i Hasene ile “el-Fütûhat-ı Mekkiyye’den çeşitli bölümlerin derlemesidir.

 

Nefs-i Gazabiye

Allah birliksiz birdir ve teklik olmaksızın tektir.

O bir şeyde değildir, bir şey de O'nda değildir. O ne bir şeyin içinde ne de dışındadır.

O'nun hicabı, yani kendisini örten ve gizleyen örtüsü kendi vücud birliğidir. O'nu kendinden başka bir şey perdeleyip örtemez.

 

Allah'ı bilme vücudun yokluğuna muhtaç olmaz. Çünkü eşyanın vücudu yoktur. Hiç vücudu olmayan bir şeyin yokluğu olur mu?

Varlığı sabit olan şey yok olmaz.

 

O'nun veçhinden başka her şey yok olucu ve geçicidir.

Kul hakikati öğrendiğinde vücudu yok olmaz, sadece onun hakkındaki cehaleti yok olur.

 

Ey âdemoğlu, hastalandım da ne diye Benim ziyaretime gelmedin, senden yiyecek istedim de ne diye Beni doyurmadın?

 

Ölmeden Önce Ölmek

Manevi ölüm ile ölen kimsenin bütün güzel ve çirkin nitelikleri kesilmiş olur, kalmaz. Onların yerine bütün hallerde onun yerine Allah kâim olur, yerine geçer.

Kulum nâfile ibadetlerle bana yaklaşır... Onu sevdiğim zaman kulağı, gözü, dili, eli ve organlarının gücü Ben olurum

 

"Lâ ilâhe illallâh" ifadesi sadece "Başka tanrı yoktur" demek değil, "O'ndan başka hakiki hiçbir varlık (vücud) yoktur" demektir.

 

O her an bir tecellidedir

 

Kul ile Allah iki ayrı varlık olmadığından, hakikatte "kavuşmak" veya "mesafe" diye bir şey yoktur

 

Yok olma bir şeyin varlığını ispattan sonra gelir.

 

Gözler O’nu idrak edemez, O ise bütün gözleri idrak eder.

Kendisinden başka bir varlık yoktur ki O’nu görebilsin.

 

Tehzibü’l Ahlak

Ahlaki yapı iki şekilde ortaya çıkar:

 

Doğuştan Gelen (Fıtrî): Bazı insanlarda yiğitlik, cömertlik veya adalet kendiliğinden bir karakter olarak mevcuttur.

Sonradan Kazanılan (Kesbî): Çalışmak, egzersiz yapmak (riyazet) ve iyi çevre edinmek suretiyle uzun vadede kazanılan huylardır.

 

İnsandaki tüm iyi ve kötü huylar, nefsin güçlerinin dengede olup olmamasına göre şekillenir

Nefs-i Şehvaniye (Arzu ve Şehvet Gücü)

Eğitilmezse insanı tamamen ele geçirir, insanı hayvandan aşağı bir dereceye indirir. Hayasızlık, hırsızlık ve haksız kazanca yol açar.

Kontrol altına alındığında iffet erdemine dönüşür.

 

Nefs-i Gazabiye (Öfke ve Atılganlık Gücü)

Şehvet gücünden daha kuvvetli ve zararlıdır. Kontrol edilmezse kişiyi despot, zalim ve kendi saçını sakalını yolacak kadar kontrolsüz bir canlıya (canavara) dönüştürür.

Eğitildiğinde Yumuşak Huyluluk (Hilm), Vakar ve Adalet doğar.

 

Nefs-i Nâtıka (Düşünen / Konuşan Akıl Gücü)

Diğer iki nefsi (Şehvet ve Gazap) bir binici gibi dizginlemek ve frenlemektir.

Eğer akıl gücü şerre çalışırsa; hile, dolandırıcılık, kurnazlık, dalkavukluk ve riya (gösteriş) doğar.

İlim, edep, hayırseverlik ve insan sevgisidir.

 

İnsan tabiatına kötülük galiptir. Karakter serbest bırakılırsa doğrudan hayvan ahlakına meyil gösterir.

 

Güzel huylar

İffet: Şehveti kontrol edip sadece sağlığı koruyacak ölçüde, aşırılığa kaçmadan tatmin etmek.

Kanaat: Eldeki geçimle yetinmek, mal hırsını ve aşırı yükselme arzusunu terk etmek.

Namus: Çirkin şakalardan, müstehcen dilden, gereksiz yere sokaklarda vakit geçirmekten ve namertlerden bir şey istemekten uzak durarak saygınlığı korumak.

Vakar: Az konuşmak, gereksiz hareketlerden ve acelecilikten kaçınmak; dinlemeyi bilmek. Haya da bundandır.

Sevgi:           Şehvetsiz normal muhabbet. En güzeli, iki erdemli dostun birbirinin faziletine duyduğu sarsılmaz sevgidir.

Merhamet: Sevgi ve endişeden doğan huy. Sınırı: Adaleti ve devlet düzenini bozmamalıdır.

Vefa: Kendi zararına bile olsa, verdiği sözü ve üstlendiği sorumluluğu sabırla yerine getirmek.

Emanete Riayet: Kendisine bırakılan malı, ırzı ve namusu gücü yettiği halde koruyup sahibine eksiksiz iade etmek.

Sır Saklamak: Vakar ve emanet şuurunun birleşimidir. Sırrı ifşa etmek hem fuzuli konuşmaktır (vakarsızlıktır) hem de emanete hıyanettir.

Tevazu: Büyüklenmemek, mevki ve malla övünmemek. Özellikle büyükler, liderler ve ilim sahipleri için süstür.

Güler Yüzlülük: Karşılaştığı dost ve yakınlarına tebessüm etmek.

Doğru Konuşmak: Bir şeyi olduğu gibi haber vermek. Yıkıcı bir zarara ve büyük bir utanca/kusura yol açmadığı sürece güzeldir.

İyi Niyet: Herkes için hayır istemek; gıybet, hile ve tuzaktan uzak durmak.

Cömertlik: Malı hak edene, istemeden vermek. Sınırı: İsraf ve saçıp savurmaya varmamalıdır. Krallar/yöneticiler için devletin bekası adına kaçınılmazdır.

Yiğitlik (Şecaat): Tehlike anında soğukkanlı olmak, zorluklara göğüs germek.

Rekabet (Gıpta): Başkasındaki güzel bir erdemi görüp ona özenmek ve ondan daha yüksek derecelere çıkmak için hasetsizce çalışmak.

Zorluğa Sabır: Vakar ve yiğitliğin birleşimidir. Telaş ve üzüntünün fayda vermediği çaresiz anlarda metanet göstermektir.

Büyük Himmet: Gözü yükseklerde olmak, ufak tefek şeyleri büyütmemek, bir şeyi verirken de başa kakmadan ve önemsemeden vermek.

Adalet: Tüm işlerde dengeyi (orta hali) bulmak; her şeyi yerli yerinde, zamanında ve miktarında, israf ve kusura kaçmadan ifa etmek.

 

Kötü Huylar

Sefahet: Şehvetlere körü körüne dalmak, çirkin işleri utanmadan açıktan yapmak.

Açgözlülük: Haklı-haksız bakmadan, çirkin yollarla bile olsa sürekli mal biriktirmek.

Adilik: Edepsiz, geveze meclislerinde bulunmak; namuslara dil uzatıp sürekli ciddiyetsiz şakalar yapmak.

Aptallık (Sefeh): Hilmin (yumuşak huyluluğun) zıddıdır; küçük şeylere aşırı öfkelenmek, feryat figan etmek.

Saçmalamak: Gereksiz yere çok konuşmak, kahkahalar atmak, edeplilere kaba cevaplar vermek.

Aşk (Aşırı Şehvet): Sevgide aşırılıktır; özellikle adi şehvetlerin peşinden koşan aşk en çirkinidir.

Sertlik: Başkalarının acısını önemsememek. İstisnası: Askerler ve komutanlar için savaşta kötü değildir.

Vefasızlık: Sözünden dönmek. Kritik Sınırı: Krallar ve liderler yaparsa devletin güvenliği ve mülkün düzeni çöker.

Hıyanet: Emanete hıyanet etmek; mektupları tahrif etmek veya bilerek yanlış yere götürmek.

Sırrı İfşa Etmek: Hafiflik ve hıyanetin birleşimidir. Sırrı içinde tutamayan kimse haindir.

Kibir: Kendini üstün görüp insanları hor bakmak, tevazu göstermemek.

Asık Surat: Kibir ve kabalığın birleşimidir; güler yüz göstermemek insanları hor görmektir.

Yalan Söylemek: Bir şeyi olduğundan farklı aktarmak. İstisnası: Bir zararı def etmek veya büyük bir iyilik sağlamak içinse çirkin değildir.

İkiyüzlülük:         İçinde kötülük sakladığı halde dışarıya iyilik gösterip tuzak kurmak.

Cimrilik: Gücü yettiği halde yardım isteyene elindekini vermemek.

Korkaklık: Tehlike anında paniklemek. Kritik Sınırı: Krallar ve askerler için devlet çapında yıkıcı zararlar doğurur.

Kıskançlık (Haset): Başkasındaki nimeti çekememek ve o nimetin onun elinden gitmesini istemek.

Telaş (Sabırsızlık): Zorluk anında çaresizce feryat etmek. İstisnası: Yardım bulmak ve çare üretmek içinse kötü değildir.

Gayretsizlik: Büyük hedeflerden umudu kesip küçük şeylerle yetinmek, nefsin zayıflığıdır.

Haksızlık (Zulüm): Bütün işlerde dengeden (orta yoldan) sapmak, haddi aşmak, yersiz iş yapmak.

 

Ahlak söz konusu olduğunda yönetim aleti akıldır (Nefs-i Nâtıka), uysallaştırılacak olanlar ise Şehvet ve Öfkedir.

 

Şehvet anı geldiğinde onu tamamen yok etmeye çalışmak yerine, yönünü değiştirip aynı cinsin meşru ve güzel olanıyla yetinerek nefsi oyalamak gerekir.

Takva ehli, ilim adamları ve toplumun büyüklerinin meclislerine katılan insan bu meclislerde "beni ayıplamasınlar, küçük görmesinler" dürtüsüyle (toplumsal denetimle) nefsini iffetli olmaya zorlar.

 

Öfkelenen, panikleyen, hizmetçilerine avaz avaz bağıran ahmak kimselerin o iğrenç ve komik manzaralarını dışarıdan bir gözle izleyen insan o çirkinliği görünce kendi öfkesini de aynalayıp geri adım atar.

 

Özellikle felsefe, mantık, ahlak ve siyaset kitaplarını derinlemesine okumak aklı güçlendirir.

 

İnsan-ı Kâmil

İnsan, doğası gereği noksanlıkla maluldür ve karakterine şer güçler (biyolojik dürtüler, öfke) hücum eder.

İnsan-ı Kâmil: Kendisinde hiçbir fazileti eksik bırakmayan, içine şer karışmayan, ayıplardan arınmış ve bütün erdemleri şahsında toplamış yetkin insandır.

 

En ufak bir kusuruna dahi müsaade etmez, onu derhal görür.

Güzel ahlakı bir zorunlulukla değil, ondan içsel bir zevk duyarak ifa eder.

Kendindeki büyük faziletleri küçük ve yetersiz görür; buna karşılık kendindeki en küçük rezaletleri ve kusurları büyütür.

 

Gece ve gündüz ahlak, siyer (peygamberlerin/büyüklerin hayatı), tarih ve siyaset kitapları okunmalıdır. Zihni ve dili zarifleştirmek için edebiyat, beyan, belagat, fesahat ve hitabet ile kendini süslemelidir.

 

Yönetici, zamanın en mükemmel insanı olmak zorundadır.

Kralın eğlencesi ve gezintisi bile "ilim ve sanat müzakeresi", eski kralların siyasetleri, hekimlerin ahlakı ve tarih incelemeleri şeklinde tecelli etmelidir.

 

Öfke

Şehvetin yuları bir kez bırakılırsa dik başlılık eder, sahibini yıldırır ve onu rezil edecek uçurumlara sürükler.

Krallar güç ve imkan sahibi olduklarından bu tuzaktan en zor kurtulanlardır.

Öfkeli insan, ne yaptığını bilmeyen yırtıcı bir hayvana benzer.

 

Bütün insanlar aynı türdendir. Her birinde ilahi kuvvetin bir süsü, en şerefli parça olan "ruh" (cevher) vardır. Nefisleri bir olduğu için, hepsinin birbirini sevmesi vaciptir (şarttır).

 

İnsanların kemâlden en uzağı, nefsindeki eksikliğe ve kusura razı olandır.

 

Kralların en büyük körlüğü kusurunu görememektir.

 

Mev’ize-i Hasene

En Güzel Öğütler

Allah, kuluna sürekli nimet indirerek kendini sevdirmek isterken; insan, günah işleyerek adeta ilahi gazabı talep eder.

Kulun şehvet ve yalnızlık anında Allah’ı hatırlaması istenir.

Dünya ahiret yolculuğu için azık edinme yeridir.

 

İnsan bedeni ve ahlakı, evrendeki dört temel unsur ve bedendeki dört sıvı (hıltlar) ile doğrudan ilişkilidir.

Toprak (Kuru) / Siyah Öd (Melankoli) / Fıtrat özelliği: Azim ve Kararlılık

İfrat halinde: Katılık, Kabalık, Cimrilik baş gösterir. / Dengeleyicisi: Su / Yumuşaklık, Cömertlik

Su (Yaş) / Kan / Rutubet  / Fıtrat özelliği: Yumuşaklık

İfrat halinde: Gevşeklik ve Zillet baş gösterir. / Dengeleyicisi: Toprak / Azim, Metanet

Ateş (Sıcak) / Sarı Safra / Fıtrat özelliği: Sertlik / Dinamiklik

İfrat halinde: Taşkınlık, Öfke, Sefahat baş gösterir. / Dengeleyicisi: Nefis Kontrolü / Sakinlik

Hava (Soğuk) / Balgam / Fıtrat özelliği: Benlik / Şahsiyet

İfrat halinde: Aptallık ve Ahmaklık baş gösterir. / Dengeleyicisi: Ruh / Ağırbaşlılık, Akıl

 

Nefsin aşağıya çeken güçleri: Öfke, hafiflik, şehvet, oyun, eğlence, hile, aldatma, edepsizlik.

Nefsin yükselten güçleri: İlim, vakar, iffet, hayâ, vefa, doğruluk, yücelik, sabır.

 

Akıllı insan, nefsin bir hilesini fark ettiğinde onu ruhun zıt bir erdemiyle vurmalıdır.

 

Dağ başındaki Hristiyan rahiple seyahat eden Müslüman arif arasındaki diyalog

Rahip, Tanrı ile muamelelerini "kötü" (zorlu) olarak niteler. Arif ise tam aksine Allah ile muameleyi güzel olarak tanımlar.

 

İnsanların bozulması:

Âlim helal mal biriktirirse \ Halk şüpheliyi yer

Âlim şüpheliyi yerse \ Halk haramı yer

Âlim haram yerse \ Halk inkara (küfre) sapar

 

Dua Reçeteleri

Ağır Yük ve Zorluk Anında (Arş'ı Taşıyanlar): "La havle vela kuvvete illa billah"

 

Musibet ve Kayıp Anında (Seçkin Kullar): "İnna lillah ve inna ileyhi raciun"

 

Hata ve Günah Anında (Hz. Âdem): "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik..."

 

Müşkilat ve Şaşkınlık Anında (Hz. İbrahim): "Beni O yarattı, doğru yolu O gösterir..."

 

Gam ve Keder Kuşattığında (Hz. Yakub): "Ben hüznümü sadece Allah'a şikayet ederim..."

 

Şeytani Bir Tuzağa Düşüldüğünde (Hz. Musa): "Bu şeytanın işlerindendir..."

 

Günde Günahtan Korunulduğunda (Hz. Yusuf): "Ben nefsimi temize çıkarmam, nefis kötülüğü emreder..."

 

Fitne ve İmtihan Anında (Hz. Davud): Secdeye kapanmak, istiğfar etmek ve Allah’a dönmek.

 

Başkalarının Günahına Şahit Olunduğunda (Hz. İsa): "Azap edersen senin kullarındır, bağışlarsan sen Aziz ve Hakim'sin..."

 

Genel Af ve Merhamet Talebinde (Hz. Muhammed s.a.v.): Bakara Suresi'nin son ayeti ("Rabbimiz, unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutma...")

 

Gelecek Korkusu ve Son Nefes Endişesinde (Seçkin Kullar): "Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma..."

 

Fütûhât-ı Mekkiyye’den Tasavvufa Dair Seçilmiş Bölümler

2. cildinin 60. babı.

İnsan-ı Kâmil

Özü itibarıyla bir insanda var olan potansiyel kemalât, bir diğerinde noksan değildir.

İnsanlar arasındaki ahlaki, zihni veya bedeni noksanlıklar özden değil, arızalardan (sonradan meydana gelen engellerden) kaynaklanır.

Arızasız insanlar birbirine tam birer ayna olur.

 

Allah, kendi isim ve sıfatlarını (özünü) toplu ve apaçık bir şekilde seyretmek için İnsan-ı Kâmil'i bir ayna olarak var etmiştir.

İnsan da kendi hakikatini ancak "Allah" isminin aynasında görebilir.

 

İnsan, henüz bu ilahi sureti kabul etmeden önce maddesel alemde kendi yüksek değerini bilemeyip aşağılara inerek kendine zulmetmiştir.

Cahil: Kendisinin Allah'ın tecelli edeceği en şerefli mahal olduğundan habersizdir. Ancak emaneti yüklenip ilahi suretle bezenince Âdil ve Âlim (bilgili) hale yükselir.

 

İnsan-ı Kâmil'de tecelli eden ilahi isimler ve sıfatlar iki mizan üzerinden yürür:

Yemîn (Sağ Sıfatlar) - Subûtî Özellikler

Hayat, İlim, Semi, Basar, Kudret, İrade, Kelâm ve özellikle kadına/doğurganlığa bahşedilen Tekvin (Var etme/meydana getirme) sıfatı bu gruptadır.

Yesâr (Sol Sıfatlar) - Tenzîhî/Sonsuzluk Özellikleri

Kulun idrak sınırlarını zorlayan, zamansızlık ve mekansızlık bildiren sıfatlardır (Sonsuzluk, Ezel ve Ahir gibi)

 

2. cildinin 14. babı.

Ziyâ / Güneşin bizzat kendisinden doğan kaynak ışığıdır. Allah’ın "Ulûhiyet" sıfatıyla direkt tecellisidir.

Nur / Güneşten aldığı ışığı geceye yansıtan Ay'ın aydınlığıdır.

 

Ay ışığı aslında güneşin ışığından başka bir şey değildir; velideki nur da Peygamber'den (ve nihayetinde Allah'tan) bağımsız değildir.

 

2. cildinin 271. babı.

Yeryüzünün üzerinde hareket eden hiçbir mahlûk yaratık yoktur ki, Yüce Allah kudret ve mâlikiyetiyle tasarruf eder ve onları alınlarından yakalamış bulunmasın.

 

2. cildinin 285. babı.

Bana Rahmân’ın kokusu Yemen yönünden gelmektedir.

 

2. cildinin 397. babı.

İnsan Rahmân’ın örtüsüdür.

Allah'ın insana örttüğü örtü ile örtünmesinden maksat, kendi güzelliğiyle insanı da bezemiş olmasıdır.

 

2. cildinin 164. babı.

Hikmet, peygamberlik mirasından başka bir şey değildir.

Sufi, Kur'an'ı kendine mürşid edinerek, Allah’ın evrende kelâmıyla nasıl kâim olduğunu görüp, insanlara da öyle muamele etmelidir.

 

Evren insanın eline bir emanettir. İnsan bu emanetin hakkını vermeye çalışmalıdır.

 

2. cildinin 177. babı.

Marifet, ilahi bir niteliktir.

Kul, şeriatın bildirdiği emirlerle kullukta öyle bir fena (yokluk) mertebesine ulaşır ki; hadis-i kutside buyrulduğu üzere, "Hakk o kulun işitmesi, görmesi ve elindeki gücü" olur. Kul ancak o zaman gerçeği yansıtan bir Ârif haline gelir.

 

Ârif-i Billah olabilmek için yedi şeyi hakikatiyle bilmek gerekir.

1-        Hakikatleri, yani gerçekleri bilme ilmidir, bu ilim Allah'ın bütün isimlerine bilgi sahibi olmaktır.

2-        Cümle eşyada Allah'ın tecellisini bilmek,

3-        Allah'ın mükellef kullarına şeriat lisanıyla Kur'ân ve Hadislerle daima hitap ettiğini bilmek,

4-        Vücutta kemalin ve henüz tevhid ilmiyle müşerref olmayanda noksanları olduğunu bilmek,

5-        İnsan hakikatleri yönünden kendi nefsini bildikten sonra Rabbini de bileceğini bilmek,

6-        İnsanın zihninde meydana gelen suretlerin gerçekte birer hayâl olduklarını bilmek,

7-        Allah'ı bilmede derdin ne olduğunu ve derdinin devasının da ancak “Tevhid ilmi” yolu olduğunu bilmektir.

 

2. cildinin 149. babı.

Ahlak sonradan edinilen bir şey değil, insanın cibilliyetinde (yaratılış özünde) zaten var olan ilahi sıfatlardır.

 

İyi insanlarla geçinmek kolaydır; asıl hüner, kendini üstün gören, geçimsiz ve alaycı insanlarla da güzel ahlak zemininde bir yol bulup geçinebilmektir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder