Mustafa
Turan - İbn Arabi ve Paul Tillich'in Sevgi
Anlayışlarının Karşılaştırılması - Notlar
Doktora Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim
Enstitüsü, 2023
Bu tez temel olarak varoluş öncesi ve varoluş sonrası
sevginin görünümlerinin iki düşünür özelinde nasıl ele alındığını analiz
etmektedir.
Giriş
Araştırmanın öncelikli amacı, "sevgiyi bir felsefi
sorunsal olarak; teoriyi ve pratiği, varoluş öncesi ve sonrasını
birleştirdiğinden dolayı bütüncül diye adlandırdığımız bir şekilde ele
almaktır." Bu doğrultuda yaratma öncesi dönem teorik (metafiziksel)
boyutuyla ele alınırken, yaratma sonrası dönem pratik (ameli) boyutuyla
işlevsel olarak incelenecektir.
Sevgi
İslam düşünce geleneğinde sevgi; Allah'ın yaratılmışlara
yönelik sevgisi (muhabbet, vedud; irade, bilgi ve inayet ile ilişkili) ve
yaratılmışların Allah'a duyduğu sevgi (ünsiyet, rıza) olarak kategorize
edilmiştir. Sosyal boyutta ise sevgi ev içi düzen (tedbirü'l-menzil) ve
toplumsal bütünleşmeyi sağlayan siyasi bir motif (temeddün) olarak yer bulur.
İbn Hazm / Sevginin içeriğini en kapsamlı şekilde
ayıran düşünürdür. Sevgiyi genel olarak tabii, ruhani ve ilahi olarak üçe
ayırır; alt başlıklarında ise dostluktan cinsel arzuya ve "ruhların
(ervah) eşleşmesinden doğan sevgiye" kadar geniş bir yelpazede kategorize
eder.
Mevlana Mesnevi'sinin büyük bölümünü bu konuya ayırdığı için
"sevgi şairi" olarak anılmıştır.
Gazalî'ye göre "alemi ervah da denilen ruh alemi
ontolojik bir bölgedir ve sevginin gerçek yurdu da burasıdır."
Sevgi hareketi sadece rasyonel kararlardan ya da indirgemeci
bir heyecan boyutundan ibaret olmayıp, birçok öğenin bir araya gelmesiyle
oluşan bütüncül bir yönelimdir.
Sosyal varlık olan bireyler, karşılıklı olarak birbirlerinin
ihtiyaçlarını giderme sürecine muhtaçtır.
Heva bedenin, muhabbet kalbin, sevgi ise ruhun sıfatıdır.
Yokluk, sevgide fani olanların sevgisidir.
Batı dillerindeki religion/religare hem de Arapça’daki din
kelimeleri etimolojik olarak sevgi ve saygı içerisinde bağlanmak anlamına
gelir.
İbn Arabi’nin Sevgi Anlayışı
Soylu bir Arap kabilesi olan Tay kabisine mensubiyeti
nedeniyle "el-Hatımi et-Tai el-Endülüsi" olarak da anılır.
Düşünceleri Sadreddin Konevi ve Davud-ı Kayseri gibi
halefleri tarafından sistematik hale getirilmiştir. İbn Arabi felsefesinde
Spinoza’nın "her şey Tanrı’dır" tezi yerine "Tanrı her
şeydir" ilkesi esastır.
Hayal, soyut anlamlara suret giydiren veya somut nesneleri
manaya tahvil eden çift yönlü bir berzahtır (geçiş alanıdır).
Harfleri manaların zarfı (kabı) olarak gören İbn Arabi,
kelimelerin melekler yarattığını (iyi kelimelerin rahmet, kötü kelimelerin
intikam meleği) savunur.
Sevgiyi tanımlarken vüdd (Vedud isminin evrene yansıması),
aşk (sevginin aşırı uca ulaşması) ve heva (sevenin sevgiliye teslim olması)
kavramlarını kullanır. Sevginin en kapsayıcı adına ise hub der.
Tanrı hem mutlak Celal (insandan tümüyle ayrılan, tenzih
edilen aşkın yönü) hem de mutlak Cemal (insana şah damarından yakın olan, aleme
yayılan içkin yönü) sahibidir.
İlahî güzelliğin (Cemal) mutlaklığı karşısında kul ezilir,
kendinden geçer (fena) ve bir içe kapanma, daralma (kabz) yaşar.
İlahî celal ve azamet karşısında kul, aradaki aşılmaz
mesafeyi fark ettiğinde, bu aşkınlığın getirdiği bir sığınma arzusuyla
yakınlaşma (ünsiyet) ve ruhsal bir genişleme (bast) tecrübe eder.
Kul, celal tecellisiyle korkuyu (ayrılığı), cemal
tecellisiyle ümidi (kavuşmayı) yaşayarak varoluşsal devinimini tamamlar.
Arifler için bu iki kutbun birleştiği nihai makam ise Kemal’dir.
Ahadiyet / Hakk’ın sırf "Zât"ına aittir. Burası
çokluğun, sıfatların, artma ve azalmanın olmadığı, hiçbir yaratılmışın nüfuz
edemeyeceği "özel alan"dır. Tenzih makamıdır.
Uluhiyet / İlahî isim ve sıfatların aleme yöneldiği, dünya
ve insanla sevgi ilişkisinin kurulduğu tecelli alanıdır. Kulun ibadet ve
marifetle yöneleceği yer burasıdır.
İbnü'l-Arabî, alemin mutlak Birlik'ten değil, teklikten
(üçlü yapıdan) doğduğunu söyler.
1 - Hakk'ın Zâtı,
2 - O'nun Kadir oluşu (Nispet),
3 - Var etmeyi irade etmesi (Meşiyet/Söz/Ol emri) bir araya
gelerek alemi doğurur.
İbnü'l-Arabî sisteminde ibadet esnasında Tanrı'nın en özel
belirişi, gecenin son üçte birinde kılınan teheccüd namazında gerçekleşir.
Tanrı’nın iki tip inişi vardır; genel inişi aleme ve hüküm
vermeye yöneliktir. İkinci ve özel inişi ise, sevgililerine yönelik rahmet,
sevgi ve ilgisinden dolayı geceleyin yakın göğe vuku bulur. Gündüz insanı
meşguliyetler oyalarken, gece perdeler kalkar ve Tanrı kullarına tecelli eder.
Kalp aynası temizlendiğinde, Tanrı kulun kalbinde tecelli
eder.
Ez-Zâhir ismiyle nefsin batınına gelen tecelliler idrak;
soyut hakikatler alemine gelenler ise basiret (iç göz) ile yakalanır.
İnsan, kökü çatışma ve dallanma olan bir ağaç (şecer)
gibidir. Dillerin ve renklerin farklılığı (Babil kulesi miti) çatışma doğurur.
Ancak fıtrat, bu karanlıkları parçalayan nurdur. Kâmil insan, zıtlıklar
arasındaki ilişkiyi bir simyacı titizliğiyle kurarak "hayat
tevhidini" gerçekleştirir.
Paul Tillich’in Sevgi Anlayışı
I. Dünya Savaşı / Cephe papazlığı sırasında şahit olduğu
kitlesel ölümler, Tillich’in eski felsefi ve dini geleneklerin yetersizliğini
fark etmesini sağlamıştır.
Frankfurt’un liberal ortamında ilahiyat ve felsefeyi
buluşturan Tillich; Heidegger, Buber, Jung ve Eliade gibi devlerle Eranos
Çevresi çatısı altında buluşarak kolektif bilinçdışı ve mitoslar üzerine
disiplinlerarası köprüler kurmuştur.
Tillich, aklın tek boyutlu rasyonalizme indirgenmesine
(semantik akılcılık) karşı çıkar. Teknik akıl, ontolojik akla eşlik ettiği
sürece yararlıdır; aksi halde insanı ve dini bütünlüğü parçalar.
İnsan sorudur, cevap değil…
Tillich, Spinoza’dan mülhem bir yaklaşımla sevgiyi, gücü ve
adaleti ahlaki/duygusal kategoriler olmaktan çıkarıp ontolojik temele (divine
substance) yükseltir. Bu üç kavram, varlığın derinliğinde birbiriyle ayrılmaz
bir üçleme (trinity) oluşturur.
Sevgi Türleri
Varlığın derinliğiyle doğrudan ilişkili olan en yüksek sevgi
Agape (ilahi sevgi), en alt basamak ise natüralist dürtüleri içeren Epithymia
(arzu/libido) ve Philiadır (dostluk/katılım).
Tillich’e göre ilahi sevgi (agape) ile dünyevi/yaratıcı
sevgi (eros) varoluşta birleşmek zorundadır. Eros’tan mahrum bir agape soğuk,
formel ve mekanik bir ahlakçılığa dönüşür; agape’den yoksun bir eros ise
ötekini nesneleştiren kaotik bir fanatizme ve arzu nesnesine evrilir.
Modernite, sevgiyi ve imanı parçalayarak indirgemeci
tahriflere yol açmıştır.
Tillich için yabancılaşma, insanın Tanrı’dan tamamen kopması
değil, varlığının temelinden (Ground of Being) trajik bir şekilde uzaklaşması
ve bu temelden bihaber hale gelmesi durumudur.
Tillich, günahı ahlaki bir hatadan ziyade bir ayrılma durumu
olarak okur.
Adem'in düşüş öncesi durumu, kader ve özgürlüğün henüz
bilkuvve (potansiyel) olduğu bir masumiyet rüyasıdır. İnsanın özgürlüğünü
bilgi, güç ve suçluluk üzerinden gerçekleştirme arzusu bu rüyayı bozar.
Tillich, sevgi türlerinin sınırlandırmalarını aşmak için
onları Agape çatısı altında toplar:
Libido, insanı diğerlerini yok saymaya ittiğinde
yabancılaştırır.
Eros, mistisizm ve kültürel yaratıcılığı birleştirir ancak
estetik bir kopuş yaşarsa sorumluluk bilincini yitirir.
Philia, sosyal gruplar (aile/arkadaşlık) içinde kalıp
dışlayıcı olduğunda Erich Fromm'un deyimiyle "ortak yaşam ilişkisi"
doğurarak mazoşist bağımlılıklara ya da sadist zorlamalara yol açar.
Agape çözümü: Seven ve sevilmeyen ikiliğini eritir, insanı
kölelikten kurtararak "ikinci kişisellik" kazandırır. Odağı
genişleterek yabancılaşmayı kırar.
Tillich’e göre insanın yabancılaşmasına (düşüşüne) izin
verilmesi trajik bir felaket değil; insanda yaratıcılığı ortaya çıkaran,
zorunlu yıkım ve elemin ruhi birleşmeyle yok olduğu gerçek derinliğe (Tanrısal
temele) ulaşmamızı sağlayan ilahi bir imkandır.
İbn Arabi İle Paul Tillich’ın Sevgi Anlayışlarının Karşılaştırılması
Her iki düşünür de nihai gerçekliği ve varoluşu bütüncül bir
kozmoloji içinde açıklamaya çalışmış, bu devingen ve paradoksal dilleri
sebebiyle dönem dönem "ateizm" veya "panteizm" gibi
indirgemeci ithamlarla karşı karşıya kalmışlardır.
İbn Arabî: Tanrı'nın hiçbir değişime uğramadığı mutlaklık
makamı Ahadiyyettir (Zat). Sıfatların ve potansiyellerin (âyân-ı sâbite)
bilkuvve bulunduğu yer ise Uhadiyyettir. İlahi sevginin yansımasıyla bu gizli
hazine dışarı taşar ve şuhud alemi (gölgeler alemi) var olur. Varlıklar donuk
(cemad) görünse de ilahi sevgiyle korundukları için canlıdırlar.
Paul Tillich: Zaman öncesi mutlak Tanrı'yı (Berdyaev'e
benzer şekilde) bir "karanlık" veya kelimelerin yetersizliğinden
ötürü "Şartsız olan", "Kendinde Varlık" veya "tırnak
içinde Tanrı" olarak anar. O, hem yaratıcı kutup olan Temel (Ground) hem
de yutucu/yok edici kutup olan Uçurumdur (Abyss). Tanrı varoluş düzleminde ise
Logos olarak tezahür eder; dünyaya sevgi, güç ve adalet hareketiyle yayılır.
İbn Arabî’nin Sevgi Tasnifi
Sevgi kavramını en geniş manada hubb ve muhabbet (insanda
kalbi rahatlık sağlayan öz) olarak ele alır:
Doğal Sevgi: Biyolojik sürekliliği sağlayan, sonu cinsel
birleşmeye varan ve özünde "kendi için sevmek" barındıran alt düzey
sevgi (avama ve günahkar insana mahsustur).
Ruhani (Nefsi) Sevgi: Sevgiliye benzeme çabasıdır. Arzu
amaca ulaşınca biter ama özlem asla bitmez.
İlahi Sevgi: Tanrı’nın insanı, insanın Tanrı’yı sevdiği çift
yönlü varoluşsal bağdır.
Heva mutlak teslimiyeti ve ibadetle yakınlaşmayı, Aşk ise
sevginin aşırı ve tutkulu halini simgeler.
Paul Tillich’in Sevgi Tasnifi
Spinoza’nın "ilahi karışımından" hareketle sevgi,
güç ve adaleti varlığın derinliğinde birleştirir:
Niteliksiz Sevgi: Temeli ve nihai ilgiyi kaybetmiş, sadece
dünyevi veya duygusal kalmış kısır sevgi türüdür; hiçbir şey yaratamaz.
Dörtlü Sevgi Matrisi: Sevgiyi Libido (doğal dürtü), Philia
(dostluk/sosyal bağ), Eros (kültürel yaratıcılık, mistisizm ve Platonik arayış)
ve Agape (Yeni Ahit tabanlı semavi/ilahi sevgi) olarak yapılandırır.
Agape’nin Mutlak Rolü: Tıpkı Arabî’nin ilahi sevgisi gibi
agape, tüm diğer sevgi türlerini (eros, libido, philia) kendi şemsiyesi altında
toplamak zorundadır. Agape belirsizlikleri giderir; seven-sevilmeyen
dualitesini yıkarak insana kölelikten uzak "ikinci kişisellik"
kazandırır.
İbn Arabi sembolizmi ve paradoksal bakış açısını merkeze
alan Tanrı merkezli bir sistem sunarken; Tillich, korelasyon metodunu ve
zıtlıkları barındıran diyalektik bir tarzı benimser.
İbn Arabi'de bütünlük esastır; parçalanmışlık ise
putperestliği ve günahı (uzaklaşmayı) ifade eder. İnsanın merkezi kalptir ve
kalp, Allah'ın yansıdığı bir aynadır.
Sonuç
Varoluş öncesi süreç, insan müdahalesine kapalı, ancak
bütüncül insana vizyon olarak açılan bir alandır. İbn Arabi bu alanda ahadiyet
(ulaşılamayan Tanrı) ve vahdaniyet (kulun yükseldiği seven Tanrı) kavramsal
ayrımına gider. Yaratılışın ve sevgi ilişkisinin sürebilmesi için Celal (içe
kapanma) sıfatının yanında mutlaka Cemal (dışa yönelen sevgi) sıfatı da işlev
görmelidir.
Tillich’te ise varoluş öncesi alan İbn Arabi kadar ayrıntılı
olmayıp, dilin sonluluğundan ötürü daha nötr ve karanlık ifadelerle tanımlanır.
Tillich, bu kavranamazlığı aşmak için "temel" (ground of being)
kavramını kullanır; varlıklar bu temelden sevgi, güç ve adalet senteziyle
doğarlar.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder