4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Mekarimu'l Ahlak - Notlar

İbn Arabi - Mekarimu'l Ahlak - Notlar

Üstün Ahlak Risalesi

Mütercim: Vahdettin İnce, Kitsan

 


Tasarruf nedir? dersen deriz ki: Zahir ve bâtın olarak, şeriat adabına vâkıf olmaktır ki, bu, mekârim-i ahlâktır.

 

Önsöz

Bu kitap, İbn Arabi’nin "Tehzibu'l ahlak", "el-Ahlak", "Siyasetu'l Ahlak ve Tehzibu'n-nufus", "Mekarimu'l Ahlak" gibi birçok isim altında defalarca yayımlanmış olan eserinin tercümesidir.

 

İblis, varoluşunun gereği olarak insanlık aleminin şaşırtıcı boyuttaki genişliğine rağmen istinasız her kese eşlik etme özelliğine sahiptir.

Hiçbir şey “Allah'ın koruması hariç” ona engel olamıyor. Hiçbir şey onun insanı ihmal etmesine sebep olmuyor.

 

İnsanın da öz yaratılışına yerleştirilen güçler, kendi başlarına mutlak iyilik ve güzellikten ibarettirler. Bunlar, İblis'in askerlerinin ve başka varlıkların teması sonucu yıkıcı birer unsura dönüşürler.

 

İnsanın temel güçleri İbn'i Arabî’ye göre üç tanedir: Kuvve-i natıka (akıl gücü), Kuvve-i gazabiye (öfke gücü) ve Kuvve-i şeheviye (şehvet gücü).

Risalede İbn-i Arabi, önce insanın iyi ve kötü davranışlarının kaynağını oluşturan bu üç temel gücü ele alıyor. Sonra bu güçlerin iyi ve kötü yansımalarını, nesnel alemde tekabül ettikleri hareket ve duruşları inceliyor.

 

Muhyiddin İbnü'l-Arabî’nin hayatı

Ebû Bekir Muhyiddin Muhammed bin Ali bin el-Arabî et-Tâî el-Hâtimî. Meşhur cömert sahabi Adiy b. Hâtem et-Tâî'nin soyundan gelmektedir.

Orta boylu ve orta başlı, açık buğday tenli, münevver yüzlü, beyaz sakallı, alnı açık, hilal kaşlı ve çekme burunluydu.

 

Mekarimu'l Ahlak Üstün Ahlak Risalesi

Mukaddime

Bil ki!.. Sair canlılar içinde sadece insan fikir ve temyiz (ayırt etme) gücüne sahiptir.

İnsan, heva ve hevesine (tutkulu arzularına) esir düşmediği sürece, fıtraten en şerefli olanı ve en güzel elbiseyi yani takva elbisesini seçmeye meyillidir.

İnsanın varoluşsal amacı kendi "kemalini" (olgunluğunu) tamamlamaktır.

 

Ahlak, nefsin öyle bir halidir ki; insan düşünmeksizin ve bilinçli bir seçim yapmaksızın, fiillerini bu hal esasında (kendiliğinden) ortaya koyar.

 

Cömertlik, cesaret, iffet ve adalet gibi bazı güzel huylar bazı insanlarda hiçbir ön egzersiz ve çaba olmaksızın, doğuştan var olur. Doğuştan bu huylara sahip olmayanlar; irade, nefis egzersizleri, sürekli alıştırma ve disiplinli bir çalışma (riyazet) ile üstün ahlakı kalıcı bir karakter haline getirebilirler.

 

Kötü Ahlak

İnsan eğer kendini düşünce, ayırt etme, haya ve sakınma gibi akli mekanizmalarla denetlemezse; hayvanlara özgü kontrolsüz öfke, hayasızlık, dinmeyen hırs, kin ve şehevi arzuların esiri olur.

 

İnsan tabiatındaki bu "kötülüğe ve adiliğe meyil" sebebiyle insanlık aleminde şeriata, yasalara ve adil yönetim düzenlerine ihtiyaç duyulmuştur. Yasaların amacı; zalimin zulmüne engel olmak, gaspı önlemek, suçluyu cezalandırmak ve insanı "mutedil orta çizgiye" (itidal) getirmektir.

 

Ahlaki durumları ve uyarılara verdikleri tepkiler bakımından insanlar 5 gruba ayrılır:

Kamil İnsanlar: Kötülüklerden arınmış, güzel ahlakın tümüne sahiptirler. Bu kimseler üstün ahlaktan söz edildiğini duyduklarında veya bunu kitaplarda yazılı gördüklerinde tarif edilemez bir manevi lezzet alır ve bu hallerini sürdürürler.

 

Onurlu ve Kerem Sahibi Nefisler: Kendi düşünce ve temyiz güçleriyle kötü huyların çirkinliğini kendiliklerinden fark edip onlardan yüz çeviren, yüksek himmet sahibi temiz soylu kimselerdir.

 

Gafletten Uyananlar: Kusurlarını kendisi fark edemeyen ama durum kendisine birkaç kez hatırlatılıp uyarıldığında uyanan, kötü huyu terk edip arınma çabasına girerler.

 

Terbiyeye Muhtaç Olanlar: Kötülüğün farkına varsa ve uzaklaşmak istese de nefsi ve eski alışkanlıklarından uzaklaşamayanlardır. Bu gruptakilerin aşamalı egzersizlerle, sürekli ahlaki pratiklerle eğitilmesi gerekir.

 

Israrcı ve İnatçılar: Kötü huyun çirkinliğini, adiliğini bildiği halde nefsini bundan ayırmayan, kötülükte ısrar edenlerdir. Uyarının kar etmediği bu insanları arındırmanın tek yolu baskı, korkutma ve cezalandırmadır.

 

Üstün Ahlak

Bu ahlak bazı insanlarda doğuştan var olur. Ancak bütün insanlar için bu durum böyle değildir.

İnsanların bir kısmı; alıştırma, riyazet ve çalışmayla üstün ahlaka sahip olabilirler

Ancak bir kısım insanlar; tabiatları gereği güzel adet ve alışkanlıkları, güzel ahlakı ka-bul etmezler.

 

Ahlak ve Nefis İlişkisi Nefsin Güçleri

İnsan nefsi, kendi içinde üç ana merkezden (güçten) oluşur. Tüm insani huylar, erdemler ve rezillikler bu üç gücün tek başına, ikili veya üçlü halde çalışmasından doğar:

Şehvani Nefis (Arzu / Haz Gücü)

Hem İnsan hem Hayvanda vardır.

Yeme, içme, cinsel arzular, cismani lezzetler bu gücün tasarrufundadır.

Şehvani nefis son derece güçlü ve istilacıdır. Eğer akıl tarafından ehlileştirilmezse, insanı bütünüyle esir alır ve kişiyi hayvani bir dereceye indirger.

Utanması az, yalanı çok olur. İlim adamlarından, ibadet ehlinden ve faziletli meclislerden kaçıp tenhalara, sefihlerin (eğlenceye düşkünlerin) yanına meyleder.

Haz düşkünlüğünün sınırı olmadığı için, normal yollardan para yetiremez hale gelir. Bu durum kişiyi hırsızlığa, gasba, ihanete ve harama yönlendirir.

Arındığında sahibini İffet ve otokontrol sahibi yapar.

 

Gazabi Nefis (Öfke / Atılganlık)

Hem İnsan hem Hayvanda vardır.

Öfke, cesaret, cüret, galibiyet ve tahakküm isteği bu gücün tasarrufundadır.

Gazap nefsi, şehvani nefisten daha güçlü ve daha yıkıcıdır.

Kontrolsüzlük anında ölçüyü kaçırır; sövmede çirkefleşir, dostuna, kardeşine ve hatta intikam alamadığında kendine zarar verir.

Bu nefis sahibini yalan ve hileyle de olsa hep en başa geçmeye, lider (başkan) olmaya zorlar.

Akıl vasıtasıyla terbiye edildiğinde bu nefisten Ağırbaşlılık (Hilm), Vakar, Adil Olma ve aşağılık şeylere tenezzül etmeyerek yüksek mertebelere (ulvi hedeflere) talip olma erdemi doğar.

 

Nefs-i Natıka (Konuşan Nefis / Akıl)

Sadece İnsanda vardır.

Düşünme, ayırt etme (temyiz), anlama, yönetme kabiliyetlerinin kaynağıdır.

İnsanı insan yapan, diğer iki nefsi (şehvet ve gazap) dizginleyip sınırlandıracak olan yegâne melekendir. Olayların sonunu düşünerek hareket etmeyi sağlar.

 

İlim ve adapla beslenirse kişiyi hayra, merhamete, iyi niyete, iffete ve meşru liderliğe taşır.

 

İnsanların büyük çoğunluğu ahlakı doğuştan değil, yaşadığı çevreyi taklit ederek sonradan kazanır.

Çevre çirkinse, çocuk da çirkin ahlaklı büyür.

 

İnsanlar yukarıdaki elitlere, yöneticilere gıpta ile bakar. Eğer toplumun başındakiler temiz ahlaklı ise toplum da onlara benzemeye çalışarak güzelleşir; liderler cahil ve kötüyse, toplum da cahilleşir.

 

Ahlak Türleri ve Kısımları

İffet: Bedensel hazlarda mutedil (ölçülü) olmak, sadece sağlığı koruyacak zorunlu miktar ile yetinip israftan kaçınmaktır.

 

Kanaat: Maişetin azına rıza gösterip mal ve makam hırsını terk etmektir.

Kanaat sıradan insanlar için erdemdir. Krallar ve liderler için kanaat bir erdem sayılmaz.

 

Boşboğazlık Yapmamak: Gevezelikten, çirkin şakalardan, müstehcen ifadeden kaçınarak heybeti korumaktır.

 

Hilm: Şiddetli öfke anında gücü yettiği halde intikam almaktan kendini tutabilmek, ağırbaşlı davranarak, sakin olabilmektir.

 

Vakar: Az öfkelenmek, el-kol hareketlerinden kaçınmak, dinlemeyi bilmek ve aceleci olmamaktır.

 

Haya (Utanma): Gözünü haramdan sakınmak, utanç verici sözden kaçınmaktır.

 

Sevgi (el-Vedd): Şehvetten kaynaklanmayan mutedil muhabbettir.

Sevginin en güzeli birbirine ısınan kişiler arasında erdemli münasebetlerin gelişmesine sebep olanıdır. Sevginin en sağlamı, en kalıcısı budur.

 

Merhamet ancak, merhamet edilen kimsede göze hoş gelmeyen bir bozukluğa, noksanlığa karşı sergilenir. Bir eksiklik ya da arız olan bir sıkıntı, bir mihnet gibi.

Katile kısas uygulanırken merhamet etmek, caniye cezasını verirken acımak güzel ve övülen bir davranış değildir.

 

Vefa: insanın kendinden adadığı şeyi gerçekleştirme, diliyle söyleyip kendini bağladığı sözü yerine getirme hususunda sabır göstermesi, kendisini yoksul düşürme pahasına da olsa adadığını vermesi demektir.

Az da olsa sözünü yerine getirirken zorluk çekmeyen kimse vefalı sayılmaz.

Emaneti sahibine vermek de vefanın bir gereğidir.

 

Kişi kendisine tevcih edilen güveni ne pahasına olursa olsun hiçbir vakit boşa çıkarmamalı, emanetleri elinden geldiğince kusursuz ve eksiksiz bir şekilde sahiplerine vermeli, ait oldukları yere koymalıdır.

 

Sır Saklamak: Sırrı ifşa etmek boşboğazlıktır. Boşboğaz olan kimse de vakur olmaz.

 

Tevazu: Riyaseti ve böbürlenmeyi terk etmek, büyüklenmekten ve gereğinden fazla ikram etmekten kaçınmak demektir.

 

Tevazu, ancak büyük insanlarda, liderlerde, fazilet ve ilim ehlinde güzel ve yerindedir.

Düşük düzeyli kimseler, mütevazı olamazlar. Zira, konumları zaten düşüktür, ondan daha da düşemezler.

 

Güler Yüzlülük: Bu alışkanlık bütün insanlar açısından güzeldir.

Krallarda ve ileri gelenlerde daha da güzeldir.

 

Doğru Sözlülük: Bir olayı olduğu gibi haber vermektir.

Bu ahlak büyük bir zarara yol açmadığı sürece güzeldir.

 

İyi Niyet: Bütün insanlar hakkında hayır düşünmek, pislikten, gıybetten, hile ve aldatmadan uzak durmak demektir.

Kralların her zaman bu duyguyu beslemeleri doğru olmaz. İktidar ancak düşmanlara hile yapmak, tuzak kurmak, onları faka bastırmakla sağlamlaşır.

 

Cömertlik: Biri istemeden ve karşılıksız olarak mal verebilmektir.

Bu davranış, israfa ve savurganlığa vardırılmadığı sürece güzeldir.

 

Cesaret: ihtiyaç duyulduğunda olumsuz ve tehlikeli şeylerin üzerine gitmektir.

 

Rekabet: Kişinin kendisine layık gördüğü bir şeyde başkalarıyla mücadele etmesi, onlar gibi çaba sarfetme gereğini duyması.

Rekabetin şeref ve liderlik kazandıranı makbuldür.

 

Sabretmek: Bu duygu vakar ve cesaret karışımından ibarettir.

 

Himmet sahibi olmak: Yüksek gayeler peşinde olma, işlerin en yükseğinden aşağıda olanlara kadar zor görmeme, onlara tenezzül etmeme, bağışladığı şeyi azımsama, orta düzeyli şeyleri önemsememe, sahip olduğu şeyleri basit görme, isteyene başa kakmadan, minnet etmeden imkan dahilinde olan şeyi verme duygusudur.

 

Adalet: Dengenin gerektirdiği orta yolu izlemek. Olguları yerinde, zamanında, amacına uygun olarak ve de ölçüsünde kullanmak, aşırıya gitmemek, eksiklik göstermemek, öne almamak ve ertelememektir.

 

Kusur ve Ayıp Sayılan Bayağı Huylar, Kötü Ahlaklar

Günahkarlık (Fısk): Bütün vakti ve gayeyi şehevi arzuların tatminine adamak, hayasızlığı fütursuzca sergilemektir. Ar perdesini yırtar.

 

Utanmazlık (Hasislik): Irz ve namusu dile dolamak, sokaklarda aylaklık etmek, harama bakmak ve menfaat için bayağı insanların önünde eğilmektir.

 

Hafiflik (Tebdîd): Ağırbaşlılığın zıddıdır. Çabucak parlamak, basit şeylere hiddetlenmek, cezada ölçüyü kaçırmak, acı karşısında paniklemek ve çirkin küfürler etmek.

 

Boşboğazlık ve Çok Konuşmak: Düşünmeden cevap vermek, gereksiz yere çok gülmek. Alimlerde ve örnek insanlarda bulunması çok daha çirkindir.

 

Aşk / İhtiras (Şehevi Tutku): Maddi lezzete ve bayağı duygulara odaklanan kör aşktır; insanı günaha ve helaka sürükler.

 

Kıskançlık (Hased): Başkasının faziletinden acı duymak ve o iyiliği yok etmeye çalışmak.

 

Bazı huylar sıradan insan için kusurken, devlet mekanizması, toplumsal düzen veya fıtrat gereği başka sınıflar için bir zorunluluk veya "mükemmellik" sayılabilir.

Açgözlülük / istifçilik çirkin ve rezil bir iştir fakat krallar için iyidir; biriktirmek saltanatın gücünü artırır, dosta güven, düşmana korku (heybet) verir.

Katı kalplilik çirkin bir haldir fakat askerler, savaşçılar için yararlı bir haldir.

Övülmek yetişkinler için kusur addedilir fakat çocuklarda, onları iyi işlere, davranışlara yöneltmek için teşvik edicidir.

 

Liderlik Kusurları

Kötü niyet çirkindir; ancak kralların muhaliflerine ve düşmanlarına karşı kötü niyet beslemesi, hile yapması ve stratejik yalan söylemesi devlet maslahatı gereği çirkin sayılmaz. Fakat lider bu hileyi kendi yardımcılarına ve sadık halkına uygulamaya kalkarsa düzen bozulur.

 

Hainlik

Emanet mala ve mahremiyete el koymak, hayati bir haberi gizlemek veya mektubu tahrif etmek. Rızık sebeplerini keser.

Boşboğazlık ve hainliğin birleşimidir. Sır bir emanettir, ifşası hainliktir. Sultanların/devletin sırrını yayanlar memlekete büyük zarar verir.

 

Koğuculuk (Laf Taşımak): Sır ifşasının en tehlikeli halidir; söylenene "sır" denmemiş olsa bile sözü taşımak insanlar arasında nefret ve fitne yaymanın yoludur.

 

İnsanların büyük çoğunluğu üstünlüğü mal, servet, araç-gereç ve makam çokluğunda arar; zenginlere sadece parası için saygı gösterir.

 

Bir insanın reisliği faziletinden gelmelidir. Eğer birini sadece malı büyütüyorsa, o mal tükendiğinde geriye hiçbir şey kalmaz.

Mal, erdemli insanın elinde düşkünlere yardım, ilmi araştırma ve adalet için bir "mutluluk ve hayır aracına" dönüşür.

 

İnsan, doğası gereği kötü alışkanlıkları hemen terk edemez, tabiatı aklına direnebilir. Bu yüzden, kuru bir temenni yerine "takip edilmesi zorunlu bir eğitim ve riyazet yolu (müfredat)" belirlenmelidir. İnsan ancak kendi ahlakını sürekli denetleyerek, kusurlarını araştırıp ayıklayarak hakiki fazilete ulaşabilir.

 

Şehvani Nefsi (Arzu Gücü) Evcilleştirmenin Metodu

Şehvet köreltilmez; yönü değiştirilir.

Nefsin önü bir duvar gibi aniden kesilmez. Önce şehvet kırılır, ardından akli gerekçeler sunularak nefse "yatıştırıcı vaatlerde" bulunulur.

Şehveti ezmek isteyen kişi zahitler, mutasavvıflar ve vaizlerle oturmalıdır.

 

Müzik, şehveti uyandırmada güçlü bir etkendir.

Şarap / Sarhoşluk, iffetin baş düşmanıdır. İnsanın çirkinliklerden koruyan zırhını (akıl ve temyiz) elinden alır. Az içilen içki meclisleri bile "başkalarına benzeme arzusuyla" ar perdesini yırtar

Oburluk kötü ahlakın en hafif ve ehven olanıdır

İştah çekici bir yemek yerine, onun besinsel görevini yapacak daha sade bir yiyeceğe yönelmektir.

 

Gazap Nefsini (Öfke ve Saldırganlık) Kontrol Etme Metodu

Öfkeyi yatıştırmanın en iyi yolu, çabucak kızan cahil sefihlerin öfke anındaki "beyinsizleşmiş, deli gibi saldıran, çirkin cinnet hallerini" sık sık göz önüne getirmektir. Bu iğrenç manzara, kişinin kendi içindeki gazap ateşini söndürür.

Öfke patlamalarını engellemek için silah taşımaktan, kavga/fitne bölgelerinden, bekçi ve polislerle (asayişin sert yüzüyle) haşir neşir olmaktan uzak durulmalıdır.

Vakur, yaşlı, sabırlı, halim ve çok az öfkelenen ilim ehliyle oturulmalıdır.

Şarap şehvetten ziyade gazabı galeyana getirir. Kişi içtiğinde en sevdiği sofra arkadaşına bile bir anda saldırıp namusuna dil uzatabilir.

 

Nefs-i Natıka (Akıl Gücü)

Ahlakı arındırmanın özü, Nefs-i Natıka'yı (akıl gücünü) takviye etmektir.

 

Akli ilimleri incelemekle, ahlak ve siyaset kitaplarını okumakla, hakikat ilmine sahip uyanık ilim ehliyle oturup kalkmakla aklı kuvvetlendirebilir.

Akıl ilimle bezendiğinde nefis şereflenir, himmeti yücelir ve çirkin adetlerle kirlenmeyi kendisine yakıştırmaz ("tenezzül etmeme" ahlakı gelişir).

 

Şehvetin veya öfkenin vereceği lezzet/tatmin sadece o anlıktır ve uçup gider. Fakat o günahın veya cinnetin getireceği utanç, ayıplanma ve lanet dilden dile kalıcı olarak aktarılır.

 

İnsan, her erdemin en yüksek derecesine, yani zirvesine ulaşmayı amaçlamalıdır.

 

Kâmil İnsan

Kendi ahlakı üzerinde dürüstçe murakabe yapar. Noksanlıkların bünyesine sızmasına karşı bir sınır muhafızı gibi uyanıktır.

Kemal suretine aşıktır.

Ulaştığı erdemleri her zaman az görür; işlediği en küçük hatayı (rezilliği) ise bir dağ gibi büyük görür.

 

Tüm dikkat hakikat ilimlerine, varlıkların nedenlerini ve varoluş amaçlarını keşfetmeye yönelmelidir.

Gece gündüz ahlak, siyer (biyografi) ve siyaset kitapları okunmalı

Kişi, sözün güzelini seçebilmek için belli oranda fesahat, belagat ve hitabet süsüyle bezenmelidir.

 

Bütün insanlar aynı soydan gelen tek bir kabile gibidir. Onları birleştiren şey, hepsinde ayrı ayrı mevcut olan ilahi cevher, yani Akıl Nefsidir. İnsanlar aslında birdir, sadece şahısları (bedenleri) farklıdır.

 

Kemal yolundaki kişi, erdemli insanları erdemlerinden dolayı sevmeli; noksan insanlara ise cezalandırmak için değil, noksanlıklarından ötürü acımalı ve merhamet göstermelidir.

Öfkelenen insan, yaptığını bilmeyen yırtıcı bir hayvan gibidir. Akıllı kişi, kendisine biri saldırdığında "bir köpeğin havlamasına veya bir öküzün boynuzlamasına" nasıl karşılık verilmiyorsa öyle hiddetten kaçınmalıdır.

 

Kişi yemek yerken bile tek başına yememeli, malına dostlarını ortak etmelidir.

 

Sıradan insan sokakta kınanarak hatasını öğrenir; ancak krala herkes yaranmak istediği için hatası yüzüne söylenmez.

 

Sahabenin "Din nedir?" sorusuna Efendimiz (s.a.v.)'in doğrudan "Güzel Ahlaktır" cevabını vermesi, ahlakın din ile özdeş olduğunu gösterir.

 

Kıyamet gününde evvela mizana konacak şey güzel huydur ve Mizanda güzel ahlaktan daha ağır gelen bir amel olmayacaktır.

 

Sirke balı ifsad ettiği gibi kötü ahlâk da amel ve ibâdeti ifsad eder.

 

Müslüman, diğer insanların onun elinden ve dilinden emin ve salim olduğu kimsedir.

 

Kızgınlık anında en büyük sığınak sükût etmektir.

 

Tasavvufun Sekiz Sütunu

Cömertlik: Hz. İbrahim (a.s.)'ın hali

Rıza: Hz. İshak (a.s.)'ın hali

Sabır: Hz. Eyyub (a.s.)'ın hali

İşaret: Hz. Zekeriya (a.s.)'ın hali

Gurbet: Hz. Yahya (a.s.)'ın hali

Saf (Yün): Hz. Musa (a.s.)'ın hali

Seyahat: Hz. İsa (a.s.)'ın hali

Fakr: Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in iftiharı

 

İslâmiyet insaniyyetle kâimdir yek vücuttur.

… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder