İbn
Arabi - Özün Özü - Notlar
Lübb'ül Lübb
Düşündüklerim
Abdülkadir Akçiçek
(Abdülkadir Akçiçek; Mustafa Sabri Efendi'nin damadı)
İnsanlık teknik alanda "hayrete seza" (hayranlık
uyandırıcı) işler yapmaktadır.
Madde yoğunlaştıkça, insanın asıl benliği bir kenara
itilmekte, bu bedensel kalıbın özündeki nur bilenememektedir.
Kuldan beklenen sadece samimi bir "talep"tir
Ameli yaratacak olan yalnızca Allah'tır.
Kitap Risâletü’l-Enbiyâ veya Fütûhât’ın küçük bir
cüzünün/bölümünün tercümesidir.
Anlayamadığın yerlerde onların ruhaniyetinden yardım dile,
anlamaya çalış.
İsmail Hakkı Bursevî
Celal Emrem
130’dan fazla eseri vardır.
Başyapıtı olan işari-tasavvufi tefsiri Rûhu’l-Beyân, 6 büyük
ciltte 4630 sayfayı aşan devasa bir külliyattır. Hayatının son demlerinde
kaleme aldığı vasiyetnamesi hükmündeki Kitâbü’n-Netîce ise tek başına 1400
sayfadır.
1652'de bugün Bulgaristan sınırlarında kalan Aydos'ta doğdu.
16 yaşında Celvetiyye yolunun o dönemki kutbu Osman Fazlı
Efendi’ye intisap eder.
Avusturya (Nemse) Seferlerine ordu şeyhi olarak katılır.
Elmas Mehmed Paşa’nın sadrazamlığı dönemindeki o çetin
muharebelerde (Zenta Muharebesi ve civarı, 1698) askeri tehyic (coşturma)
etmekle kalmaz, bizzat kılıç kuşanarak ön saflarda çarpışır ve vücudunun birkaç
yerinden ağır yaralar alır.
1700'lerin başında Üsküdar'a çekilir, burada meşhur Kenz-i
Mahfî şerhini yazar. Nihayet ömrünün son 30 yılını adadığı ve kendisine
nispetle "Bursevî" denilecek olan Bursa'ya döner.
Özün Özü
Eserde İşlenen Konular
I. Takdim: Bursevî'nin eseri çevirme gerekçesi ve manevi
izin süreci.
II. Özün Özü / Sırrın Sırrı: Varlık deryasının ve insan
hakikatinin özü.
III. Kendini Bilmek: Nebevi bir düstur olan "Nefsini
bilen Rabbini bilir" sırrının açılımı.
IV. Hazerât-ı Hamse: Tasavvuf felsefesinin en ağır
konularından biri olan "Beş İlahi Mertebe / Varlık Alemleri" (Lâhût,
Cabarût, Melekût, Mülk ve İnsan-ı Kâmil mertebeleri).
V. Faydalı Bilgiler & VI. Manevi Uçuşlar: Seyr-ü süluk
(manevi yolculuk) esnasında dervişin karşılaşacağı haller ve makamlar.
VII. Kaza-Kader Bahsi: İrade, kader ve ilahi nizamın
sırları.
VIII. Tekvin Hakkında: Var ediş, yaratılış ve oluş sırları.
IX. Hâtime-Sonuç: Kitabın nihai Furkanî vasiyetleri ve
kapanışı.
Takdim
Muhalefetine kadir olmadığım, aziz efendimiz hazretleri (Osman
Fazlı) o gizli hazineyi Türkçeye çevirmemi emir ve işaret buyurdu.
"Emre uyan hatalı olmaz" diyerek kaleme sarılmış…
Özün Özü / Sırrın Sırrı
İrfan sahibi, eğer kendi özündeki gerçeği anlasaydı; belli
bir itikada bağlanıp kalmazdı.
Arifin kalbi heyulaya benzer, her şekli alabilir fakat
kendisinin belli bir biçimi yoktur.
Hak Cemale nazar eyle, istediğin yandan.
Cennet ehli makamlarına kurulduğunda Hak onlara hiç alışık
olmadıkları, zihinlerindeki şablona uymayan kibriya ve azamet perdeleriyle
tecelli eder
Sadece kendi dar inancına tapanlar Hakikati ilk etapta inkar
ederken, ehl-i irfan Yüce Hakk'ı ilk tecellide tasdik eder.
"Bu alemde âmâ (kör) olan, öbür alemde dahi âmâ
olur."
Eğer bir insan dünyada yaşarken kalb gözünü açıp her şeydeki
ilahi tecelliyi, manayı görememişse; ölümün ardından gideceği ahiret aleminde
de ilahi tecellileri görmekten mahrum kalacaktır.
Kenzi Mahfî (Gizli Hazine)
Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim; halkı da (âlemi)
beni bilsinler diye yarattım.
Kendini Bilmek
Kendini bilmenin 7 aşaması
Terakki (Cüz'î Ruh / Konuşan Nefis)
Salik (yolcu), bedenin içinde onu yöneten ama bedenden
bağımsız bir gücü, yani cüz'î ruhu (konuşan nefsi) fark eder.
Âfâka Nazar (Küllî Ruh / Küllî Akıl)
Salik bakışını kendi içinden dış dünyaya (âfâka) çevirir ve
evreni sevk ve idare eden evrensel ruhu (Küllî Ruh / İzafî Ruh) idrak eder.
Cüz'ün Küll'de Fani Olması (Hakk'al Yakîn)
Yolcu, birinci basamaktaki kendi "cüz'î" varlığını
ve aklını, ikinci basamaktaki "küllî" ruhun içinde eritir. Cüz'iyet
kavramını tamamen atar; her şeyin tek bir bütüne bağlı olduğunu bizzat tadarak
(Hakk'al yakîn) müşahede eder.
Tam Müşahede (Fena-fi'z-Zat)
Salik artık parçayı da bütünü de aşar. Kendi ruhunu izafî
ruhta, izafî ruhu ise doğrudan Hakk'ın Zatında yok olmuş görür.
Tüm fiiller Hakk'ın fiili, tüm sıfatlar O'nun sıfatı olur.
"Bugün mülk kimindir? Tek ve Kahhâr olan
Allah'ındır." (Mümin, 40/16)
İbn'ül-Vakit (Vaktin Oğlu)
Burası bir toplama ve cem makamıdır. Kul, buraya kadar
sayılan tüm dereceleri (iç varlığı, dış varlığı, ikisinin birliğini ve Hakk'ın
zatında yok oluşunu) tek bir noktada birleştirip müşahede eder. Zamana ve
hallere mahkum değil, o anki ilahi tecellinin tam merkezindedir.
Sırf Hiçlik ve Bekâ (Mutlak Yokluk)
Burası kelimelerin bitip dilin tutulduğu yerdir.
"Makam" kelimesi bile sadece anlatabilmek için ödünç alınmıştır;
çünkü burada ne makam kalır, ne nişan, ne de bilgi (marifet). Kul tam bir
hiçliğe (fena) erer ve ardından Hakk'ın varlığıyla sonsuzlaşır (bekâ).
Hazerât-ı Hamse
Beş Makam
Tasavvuf ontolojisinin (varlık biliminin) en ağır ve en
sistematik konusudur.
İlahi tecellide tekrar yoktur.
Hak her an yeni bir şe'ndedir
Bir kula yapılan tecelli ikinci kez tekrarlanmaz.
Gayb-ı Mutlak (Lâhût)
Zat Makamıdır. Henüz hiçbir isim, sıfat ve şekil açığa
çıkmamıştır. Her şey zatta erimiştir. "Gizli bir hazine idim"
hadisinin ilk bidayetidir.
Alem-i Ceberût
İsimler ve İllüzyonel Kalıplar Âlemidir. Ümmü'l-Kitap'taki
toplu (icmâl) manalar burada tek tek tafsilata dökülmeye başlar. İlk cevherdir.
Alem-i Melekût
Ruhlar ve Nefisler Âlemidir. Maddesiz ama şekli olan
manaların, meleklerin ve enerjilerin katıdır. Tafsilatın somutlaşma evresidir.
Şehadet-i Mutlak (Mülk / Nâsût)
Gözle Görülen Maddi Evrendir. Madenler, bitkiler, hayvanlar,
yıldızlar ve Arş-ı Azim bu katı oluşturur. Cisimler dünyasıdır.
İnsan-ı Kâmil
İlk dört deryayı (Lâhût, Ceberût, Melekût, Mülk) bünyesinde
toplayan mutlak aynadır.
Denizden yükselen dalgaya tasavvufta Mâsivâ (Hakk'ın
dışındaki her şey) denir. Ama dalga aslında denizin ta kendisidir. İlahi
"Ol" emriyle (Kün) göz açıp kapayıncaya kadar bu nur denizi
dalgalanmış ve âlemler bir dönüşümle görünür hale gelmiştir.
On sekiz bin âlem bir havan içinde dövülüp hamur haline
getirilse, terkibi İnsan-ı Kâmil olur.
İnsan-ı Kâmil evrene tek bir gözle bakmaz. Maddi dünyayı
duyu gözüyle, akledilenleri akıl gözüyle, manaları kalb gözüyle, sırları ise
ruh gözüyle izler.
18.000 alem
Küllî Akıl + Küllî Nefis (Levh ve Kalem) = 2
Arş + Kürsî = 2
Yedi Kat Gök (Yedi Semavat) = 7
Dört Unsur (Ateş, Hava, Su, Toprak) = 4
Üç Mevâlid (Cemâdat/Maden, Nebâtat/Bitki, Hayvânat) = 3
Toplam: 18
Bunların alt türevleri, teferruatları ve atomik tecellileri
ise 18.000 âlemi meydana getirir.
Faydalı Bilgiler
Yeryüzü, 7 kat gök, Kürsî, Arş
Arşın da ötesinde, bu muazzam kalabalığın içinde Müheymin
melekleri yer alır. Onlar yaratıldıkları andan beri Allah'ın cemalini
seyretmekten öyle büyülenmişlerdir ki ne evrenin yaratılışından, ne Âdem'den,
ne de İblis'ten haberleri vardır.
Ruh adlı melek hakikati tek bir lokmada yutabilecek
celadette olan, tüm feleklerin kendisine nispetle bir saç teline takılı inci
gibi kaldığı ulu varlıktır.
İnsan-ı Kâmil
Arş ve içindekiler milyon kere büyütülüp bir ârifin kalbinin
köşesine konsa, ârif onun ağırlığını bile duymaz.
İnsan-ı Kâmil'in kalbi Hakka ayna olmuştur; Hak o aynaya
bakınca kendi zat ve sıfatlarını müşahede eder.
İnsan ve Kur'an ikizdir
Kur'an, Hakikatin satırlara bürünmüş halidir.
İnsan-ı Kâmil ise Hakikatin et ve kemiğe, yani hayata
bürünmüş halidir.
Manevi Yolculuklar
Seferler Faslı
I. Sefer: Hakk'tan Halk'a (Nüzûl - İniş)
İlahi bilgi denizindeki (Âyân-ı Sâbite) manevi suretin maddi
dünyaya doğru inişidir.
İniş yolu: Akl-ı Küll / Nefs-i Küll / Arş / Kürsî / Yedi
Kat Gök / Unsurlar (Ateş, Hava, Su, Toprak) / Maden / Bitki / Hayvan / İnsan
İnsan maddede en alt noktaya (Esfel-i Sâfilîn) iner ve
dairenin ilk yarısı tamamlanır.
II. Sefer: Halk'tan Hakk'a (Urûc - Yükseliş / Cem Mertebesi)
Maddeden manaya yükseliştir.
Sâlik yolda kapıp takındığı tüm hayvani huyları ve renkleri
terk eder, "Renksizlik" (Vahdet) makamına ulaşır.
Aklı Akl-ı Küll, nefsi Nefs-i Küll, ruhu Mukaddes Ruh olur.
Burası Hakikat-i Muhammediye ve velayet makamıdır. Kul Hak'ta yok olur
(Fenâfıllah).
III. Sefer: Hakk'tan Halk'a Hakk ile Dönüş (Bekâbillah / Fark Mertebesi)
İnsanları irşad etmek için yeniden beşeriyet kisvesine
bürünüp halkın arasına karışmasıdır.
Ârif evlenir, yer, içer; dışı halkla içi Hak'la beraberdir.
Cemü'l-Cem (Tevhid): Hem mutlak birliği ($Vahdet$) müşahede
etmek hem de maddi dünyadaki sorumlulukları (Kesret) hakkıyla ifa etmektir.
Her ne yana dönerseniz, Hakk'ın yüzü oradadır.
Zat, her inanç kalıbında bir isimle tecelli eder.
Her varlık bir ismin tasarrufundadır. Hâdî (hidayet veren)
ismi de, Mudill (saptıran) ismi de kendi ekseninde bir "Sırât-ı
Müstakîm" (doğru yol) üzere işler. Tıpkı yayın doğruluğunun onun
eğriliğinde saklı olması gibi, sapkınlık da Mudill isminin gereğidir ve o isme
göre doğrudur.
Allah’ın ilmindeki ezeli suretler (Âyân-ı Sâbite), yani
bizim özümüz, istidat ve kabiliyetlerimiz sonradan bir müdahaleyle
şekillendirilmemiştir; onlar zatta ne ise öylece dururlar. Hak'tan gelen feyz,
her varlığa kendi ezeli istidadı nispetinde gelir.
Arpanın ezeldeki kabiliyeti arpa olmaktır.
Bir şey ezeli istidadında ne ise, Allah onu öyle bilir ve
bildiği için de zamana çıktığında öylece tecelli eder.
İsyan da, küfür de, itaat de varlıkların ezeli
mahiyetlerinin birer gereğidir.
Kaza-Kader Bahsi
Kaza: Bütün eşyanın henüz varlık âlemine çıkmadan
önce, Hak Teâlâ’nın ezeli bilgisinde ne halde iseler (iman, küfür, hayır, şer)
o hallerine göre toptan verilen hükümdür.
Kader: Bu ezeli bilgideki şeylerin, zamanı geldikçe
kulun istidadı (potansiyeli/kabiliyeti) nispetinde parça parça şehadet (maddi)
âlemine çıkmasıdır.
Kulun özü (Âyân-ı Sâbite), ilahi ilimde sonradan
şekillendirilmiş bir şey değildir. Varlıklar ezelde kendi öz dilleriyle Hak'tan
neyi talep etmişlerse, kader aynasında o zuhur eder. Hak, varlığa dışarıdan bir
zorlama dayatmaz; sadece varlığın kendi öz hakikatini zamana yayarak ona
gösterir.
Cebir
Makbul Cebir: Kulun şeriatın tüm emir ve yasaklarına
uyduktan sonra, kendinde müstakil bir güç görmeyip "Her şeyi yapan
Hak'tır" bilincine (Tevekkül) ermesidir.
Merdud Cebir: Kulun her türlü günahı, hatayı ve kötülüğü
işleyip, ardından sorumluluktan kaçmak için "Kaderim böyleymiş, Allah
yaptırdı" diyerek suçu Hakk'a atmasıdır.
Bir erene "Hakk'a zulüm isnat etmekten nasıl
kurtuldun?" diye sorduklarında, "Hakk'ın mülkünde O'ndan başkasını
bırakmadım" der. Zulüm, başkasının mülküne tecavüzdür. Evrende her şey
O'nun olduğuna göre, mülk sahibi mülkünü dilediği gibi tasarruf eder.
Yakîn
İlmel-Yakîn / bilmek
Aynel-Yakîn / görmek
Hakkal-Yakîn / yapmak
Eğer sâlik benliğinden tamamen soyunmadan, hayal dünyasıyla
"O" derse; zihninde, tasavvurunda bir tanrı yaratır (tekvin eder) ve
farkında olmadan kendi yarattığı puta tapar.
Ârif ise mutlak "O" deryasına düştüğünde damlanın
denizde yok olması gibi yok olur. O makamda ne isim kalır, ne resim, ne yön ne
de sınır.
Arifler bu sırra erdikleri için hiçbir inancı, mezhebi veya
insanı ayıplamazlar.
Her varlık, ilahi isimlerden birinin mazharıdır (zuhur
yeridir).
Puta tapan da (taktığı kayıt sebebiyle küfürde olsa bile)
aslında o putun varlığındaki mutlak varlığa yönelmektedir.
Mülk kimindir?
Vâhid ve Kahhâr olan Allah'ındır.
Tekvin Hakkında
Tekvin, görünmeyen, gizli olan bir şeyi meydana çıkartmak,
görünür kılmaktır.
Yaratılışla ilgili kavramlar: Halk (Yaratmak), Ca’l
(Kılmak), İcad (Var etmek), Sun’ (Sanatla/kudretle yapmak).
Tekvin, hakkın zuhuru ve tecellisidir.
İlahi tecelli kalbe indiğinde renksiz ve şekilsizdir. Kalbin
o andaki durumu bu tecelliyi bir renge boyar ve o tecelli bir "suret"
kazanır.
Kalp o an Hakk'la doluysa, gelen tecelli Hakk’la birleşir ve
Hakk’a döner.
Kalp o an gaflet içindeyse, şehvetle doluysa gelen tecelli siyah
bir kuş (şeytanî) suretiyle arzın altına iner.
Kalp o an güzellik ve aşkla doluysa gelen tecelli cennet
kuşu olur, nimetlere erer.
Hatîme-Sonuç
Her insan Allah hakkında bir fikre, bir inanca (itikada)
sahiptir.
Eğer kul cahilse, sadece kendi zihnindeki o
"sınırlı" (mukayyet) tanrıya inanır ve onun dışındaki tüm tecellileri
inkâr eder, başkalarını kafirlikle suçlar.
Kulun kalbindeki o sureti yaratan da Allah'tır.
Suyun rengi kabının rengidir
Ârif olan kişi, O'nun her suretteki tecellisini görür, bilir
ve hiçbir inançla kavga etmez.
Bir sevgilinin etrafına yüz bin ayna koysan yüz bin sevgili
görünür. Aynanın kalitesine göre kimi eğri, kimi düz, kimi parlak gösterir.
Aynadaki yansımayı görüp "Sevgili sadece budur, diğerleri yalandır"
diyen cahildir. Arif, her aynadaki tecelliyi tanır ve ikrar eder.
Ariflerin Müşahede Mertebeleri
"Ondan önce Allah'ın zatını görmediğim hiçbir şey
yok." (Önce Müsebbib'i, sonra sebebi görmek)
"Allah'ın zatını içinde görmediğim şey yok."
(Eşyanın batınında Hakk'ı müşahede etmek)
"Her şeyden evvel O'nu görürüm." (Varlığı görmeden
önce Vâcip Teâlâ'yı müşahede)
"Ancak Allah." (Lâ mevcûde illâllah - O'ndan başka
varlık göremeyecek kadar fenaya ermek)
"Allah'ı ancak Allah görür." (Kulun tamamen aradan
çıkması, Hakk'ın kendi kendini müşahedesi)
Kulun Âyân-ı Sâbitesi (ezeli mahiyeti/istidadı) ezelde
Hak'tan neyi talep ettiyse, Hak ona o tecelliyi vermiştir.
İnsan, kendi fıtratının mahkûmudur.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder