4 Şubat 2026 Çarşamba

İbn Arabi - Özün Özü - Notlar

İbn Arabi - Özün Özü - Notlar

Lübb'ül Lübb

 


Düşündüklerim

Abdülkadir Akçiçek

(Abdülkadir Akçiçek; Mustafa Sabri Efendi'nin damadı)

 

İnsanlık teknik alanda "hayrete seza" (hayranlık uyandırıcı) işler yapmaktadır.

Madde yoğunlaştıkça, insanın asıl benliği bir kenara itilmekte, bu bedensel kalıbın özündeki nur bilenememektedir.

 

Kuldan beklenen sadece samimi bir "talep"tir

Ameli yaratacak olan yalnızca Allah'tır.

 

Kitap Risâletü’l-Enbiyâ veya Fütûhât’ın küçük bir cüzünün/bölümünün tercümesidir.

Anlayamadığın yerlerde onların ruhaniyetinden yardım dile, anlamaya çalış.

 

İsmail Hakkı Bursevî

Celal Emrem

130’dan fazla eseri vardır.

Başyapıtı olan işari-tasavvufi tefsiri Rûhu’l-Beyân, 6 büyük ciltte 4630 sayfayı aşan devasa bir külliyattır. Hayatının son demlerinde kaleme aldığı vasiyetnamesi hükmündeki Kitâbü’n-Netîce ise tek başına 1400 sayfadır.

 

1652'de bugün Bulgaristan sınırlarında kalan Aydos'ta doğdu.

16 yaşında Celvetiyye yolunun o dönemki kutbu Osman Fazlı Efendi’ye intisap eder.

 

Avusturya (Nemse) Seferlerine ordu şeyhi olarak katılır.

Elmas Mehmed Paşa’nın sadrazamlığı dönemindeki o çetin muharebelerde (Zenta Muharebesi ve civarı, 1698) askeri tehyic (coşturma) etmekle kalmaz, bizzat kılıç kuşanarak ön saflarda çarpışır ve vücudunun birkaç yerinden ağır yaralar alır.

 

1700'lerin başında Üsküdar'a çekilir, burada meşhur Kenz-i Mahfî şerhini yazar. Nihayet ömrünün son 30 yılını adadığı ve kendisine nispetle "Bursevî" denilecek olan Bursa'ya döner.

 

Özün Özü

Eserde İşlenen Konular

I. Takdim: Bursevî'nin eseri çevirme gerekçesi ve manevi izin süreci.

 

II. Özün Özü / Sırrın Sırrı: Varlık deryasının ve insan hakikatinin özü.

 

III. Kendini Bilmek: Nebevi bir düstur olan "Nefsini bilen Rabbini bilir" sırrının açılımı.

 

IV. Hazerât-ı Hamse: Tasavvuf felsefesinin en ağır konularından biri olan "Beş İlahi Mertebe / Varlık Alemleri" (Lâhût, Cabarût, Melekût, Mülk ve İnsan-ı Kâmil mertebeleri).

 

V. Faydalı Bilgiler & VI. Manevi Uçuşlar: Seyr-ü süluk (manevi yolculuk) esnasında dervişin karşılaşacağı haller ve makamlar.

 

VII. Kaza-Kader Bahsi: İrade, kader ve ilahi nizamın sırları.

 

VIII. Tekvin Hakkında: Var ediş, yaratılış ve oluş sırları.

 

IX. Hâtime-Sonuç: Kitabın nihai Furkanî vasiyetleri ve kapanışı.

 

Takdim

Muhalefetine kadir olmadığım, aziz efendimiz hazretleri (Osman Fazlı) o gizli hazineyi Türkçeye çevirmemi emir ve işaret buyurdu.

 

"Emre uyan hatalı olmaz" diyerek kaleme sarılmış…

 

Özün Özü / Sırrın Sırrı

İrfan sahibi, eğer kendi özündeki gerçeği anlasaydı; belli bir itikada bağlanıp kalmazdı.

 

Arifin kalbi heyulaya benzer, her şekli alabilir fakat kendisinin belli bir biçimi yoktur.

Hak Cemale nazar eyle, istediğin yandan.

 

Cennet ehli makamlarına kurulduğunda Hak onlara hiç alışık olmadıkları, zihinlerindeki şablona uymayan kibriya ve azamet perdeleriyle tecelli eder

Sadece kendi dar inancına tapanlar Hakikati ilk etapta inkar ederken, ehl-i irfan Yüce Hakk'ı ilk tecellide tasdik eder.

 

"Bu alemde âmâ (kör) olan, öbür alemde dahi âmâ olur."

Eğer bir insan dünyada yaşarken kalb gözünü açıp her şeydeki ilahi tecelliyi, manayı görememişse; ölümün ardından gideceği ahiret aleminde de ilahi tecellileri görmekten mahrum kalacaktır.

 

Kenzi Mahfî (Gizli Hazine)

Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim; halkı da (âlemi) beni bilsinler diye yarattım.

 

Kendini Bilmek

Kendini bilmenin 7 aşaması

 

Terakki (Cüz'î Ruh / Konuşan Nefis)

Salik (yolcu), bedenin içinde onu yöneten ama bedenden bağımsız bir gücü, yani cüz'î ruhu (konuşan nefsi) fark eder.

 

Âfâka Nazar (Küllî Ruh / Küllî Akıl)

Salik bakışını kendi içinden dış dünyaya (âfâka) çevirir ve evreni sevk ve idare eden evrensel ruhu (Küllî Ruh / İzafî Ruh) idrak eder.

 

Cüz'ün Küll'de Fani Olması (Hakk'al Yakîn)

Yolcu, birinci basamaktaki kendi "cüz'î" varlığını ve aklını, ikinci basamaktaki "küllî" ruhun içinde eritir. Cüz'iyet kavramını tamamen atar; her şeyin tek bir bütüne bağlı olduğunu bizzat tadarak (Hakk'al yakîn) müşahede eder.

 

Tam Müşahede (Fena-fi'z-Zat)

Salik artık parçayı da bütünü de aşar. Kendi ruhunu izafî ruhta, izafî ruhu ise doğrudan Hakk'ın Zatında yok olmuş görür.

Tüm fiiller Hakk'ın fiili, tüm sıfatlar O'nun sıfatı olur.

"Bugün mülk kimindir? Tek ve Kahhâr olan Allah'ındır." (Mümin, 40/16)

 

İbn'ül-Vakit (Vaktin Oğlu)

Burası bir toplama ve cem makamıdır. Kul, buraya kadar sayılan tüm dereceleri (iç varlığı, dış varlığı, ikisinin birliğini ve Hakk'ın zatında yok oluşunu) tek bir noktada birleştirip müşahede eder. Zamana ve hallere mahkum değil, o anki ilahi tecellinin tam merkezindedir.

 

Sırf Hiçlik ve Bekâ (Mutlak Yokluk)

Burası kelimelerin bitip dilin tutulduğu yerdir. "Makam" kelimesi bile sadece anlatabilmek için ödünç alınmıştır; çünkü burada ne makam kalır, ne nişan, ne de bilgi (marifet). Kul tam bir hiçliğe (fena) erer ve ardından Hakk'ın varlığıyla sonsuzlaşır (bekâ).

 

Hazerât-ı Hamse

Beş Makam

Tasavvuf ontolojisinin (varlık biliminin) en ağır ve en sistematik konusudur.

 

İlahi tecellide tekrar yoktur.

Hak her an yeni bir şe'ndedir

Bir kula yapılan tecelli ikinci kez tekrarlanmaz.

 

Gayb-ı Mutlak (Lâhût)

Zat Makamıdır. Henüz hiçbir isim, sıfat ve şekil açığa çıkmamıştır. Her şey zatta erimiştir. "Gizli bir hazine idim" hadisinin ilk bidayetidir.

 

Alem-i Ceberût

İsimler ve İllüzyonel Kalıplar Âlemidir. Ümmü'l-Kitap'taki toplu (icmâl) manalar burada tek tek tafsilata dökülmeye başlar. İlk cevherdir.

 

Alem-i Melekût

Ruhlar ve Nefisler Âlemidir. Maddesiz ama şekli olan manaların, meleklerin ve enerjilerin katıdır. Tafsilatın somutlaşma evresidir.

 

 

Şehadet-i Mutlak (Mülk / Nâsût)

Gözle Görülen Maddi Evrendir. Madenler, bitkiler, hayvanlar, yıldızlar ve Arş-ı Azim bu katı oluşturur. Cisimler dünyasıdır.

 

İnsan-ı Kâmil

İlk dört deryayı (Lâhût, Ceberût, Melekût, Mülk) bünyesinde toplayan mutlak aynadır.

 

Denizden yükselen dalgaya tasavvufta Mâsivâ (Hakk'ın dışındaki her şey) denir. Ama dalga aslında denizin ta kendisidir. İlahi "Ol" emriyle (Kün) göz açıp kapayıncaya kadar bu nur denizi dalgalanmış ve âlemler bir dönüşümle görünür hale gelmiştir.

 

On sekiz bin âlem bir havan içinde dövülüp hamur haline getirilse, terkibi İnsan-ı Kâmil olur.

 

İnsan-ı Kâmil evrene tek bir gözle bakmaz. Maddi dünyayı duyu gözüyle, akledilenleri akıl gözüyle, manaları kalb gözüyle, sırları ise ruh gözüyle izler.

 

18.000 alem

Küllî Akıl + Küllî Nefis (Levh ve Kalem) = 2

Arş + Kürsî = 2

Yedi Kat Gök (Yedi Semavat) = 7

Dört Unsur (Ateş, Hava, Su, Toprak) = 4

Üç Mevâlid (Cemâdat/Maden, Nebâtat/Bitki, Hayvânat) = 3

Toplam: 18

Bunların alt türevleri, teferruatları ve atomik tecellileri ise 18.000 âlemi meydana getirir.

 

Faydalı Bilgiler

Yeryüzü, 7 kat gök, Kürsî, Arş

 

Arşın da ötesinde, bu muazzam kalabalığın içinde Müheymin melekleri yer alır. Onlar yaratıldıkları andan beri Allah'ın cemalini seyretmekten öyle büyülenmişlerdir ki ne evrenin yaratılışından, ne Âdem'den, ne de İblis'ten haberleri vardır.

 

Ruh adlı melek hakikati tek bir lokmada yutabilecek celadette olan, tüm feleklerin kendisine nispetle bir saç teline takılı inci gibi kaldığı ulu varlıktır.

 

İnsan-ı Kâmil

Arş ve içindekiler milyon kere büyütülüp bir ârifin kalbinin köşesine konsa, ârif onun ağırlığını bile duymaz.

İnsan-ı Kâmil'in kalbi Hakka ayna olmuştur; Hak o aynaya bakınca kendi zat ve sıfatlarını müşahede eder.

 

İnsan ve Kur'an ikizdir

Kur'an, Hakikatin satırlara bürünmüş halidir.

İnsan-ı Kâmil ise Hakikatin et ve kemiğe, yani hayata bürünmüş halidir.

 

Manevi Yolculuklar

Seferler Faslı

I. Sefer: Hakk'tan Halk'a (Nüzûl - İniş)

İlahi bilgi denizindeki (Âyân-ı Sâbite) manevi suretin maddi dünyaya doğru inişidir.

İniş yolu: Akl-ı Küll / Nefs-i Küll / Arş / Kürsî / Yedi Kat Gök / Unsurlar (Ateş, Hava, Su, Toprak) / Maden / Bitki / Hayvan / İnsan

İnsan maddede en alt noktaya (Esfel-i Sâfilîn) iner ve dairenin ilk yarısı tamamlanır.

 

II. Sefer: Halk'tan Hakk'a (Urûc - Yükseliş / Cem Mertebesi)

Maddeden manaya yükseliştir.

Sâlik yolda kapıp takındığı tüm hayvani huyları ve renkleri terk eder, "Renksizlik" (Vahdet) makamına ulaşır.

Aklı Akl-ı Küll, nefsi Nefs-i Küll, ruhu Mukaddes Ruh olur. Burası Hakikat-i Muhammediye ve velayet makamıdır. Kul Hak'ta yok olur (Fenâfıllah).

 

III. Sefer: Hakk'tan Halk'a Hakk ile Dönüş (Bekâbillah / Fark Mertebesi)

İnsanları irşad etmek için yeniden beşeriyet kisvesine bürünüp halkın arasına karışmasıdır.

Ârif evlenir, yer, içer; dışı halkla içi Hak'la beraberdir.

 

Cemü'l-Cem (Tevhid): Hem mutlak birliği ($Vahdet$) müşahede etmek hem de maddi dünyadaki sorumlulukları (Kesret) hakkıyla ifa etmektir.

 

Her ne yana dönerseniz, Hakk'ın yüzü oradadır.

Zat, her inanç kalıbında bir isimle tecelli eder.

 

Her varlık bir ismin tasarrufundadır. Hâdî (hidayet veren) ismi de, Mudill (saptıran) ismi de kendi ekseninde bir "Sırât-ı Müstakîm" (doğru yol) üzere işler. Tıpkı yayın doğruluğunun onun eğriliğinde saklı olması gibi, sapkınlık da Mudill isminin gereğidir ve o isme göre doğrudur.

 

Allah’ın ilmindeki ezeli suretler (Âyân-ı Sâbite), yani bizim özümüz, istidat ve kabiliyetlerimiz sonradan bir müdahaleyle şekillendirilmemiştir; onlar zatta ne ise öylece dururlar. Hak'tan gelen feyz, her varlığa kendi ezeli istidadı nispetinde gelir.

 

Arpanın ezeldeki kabiliyeti arpa olmaktır.

Bir şey ezeli istidadında ne ise, Allah onu öyle bilir ve bildiği için de zamana çıktığında öylece tecelli eder.

İsyan da, küfür de, itaat de varlıkların ezeli mahiyetlerinin birer gereğidir.

 

Kaza-Kader Bahsi

 

Kaza: Bütün eşyanın henüz varlık âlemine çıkmadan önce, Hak Teâlâ’nın ezeli bilgisinde ne halde iseler (iman, küfür, hayır, şer) o hallerine göre toptan verilen hükümdür.

 

Kader: Bu ezeli bilgideki şeylerin, zamanı geldikçe kulun istidadı (potansiyeli/kabiliyeti) nispetinde parça parça şehadet (maddi) âlemine çıkmasıdır.

 

Kulun özü (Âyân-ı Sâbite), ilahi ilimde sonradan şekillendirilmiş bir şey değildir. Varlıklar ezelde kendi öz dilleriyle Hak'tan neyi talep etmişlerse, kader aynasında o zuhur eder. Hak, varlığa dışarıdan bir zorlama dayatmaz; sadece varlığın kendi öz hakikatini zamana yayarak ona gösterir.

 

Cebir

Makbul Cebir: Kulun şeriatın tüm emir ve yasaklarına uyduktan sonra, kendinde müstakil bir güç görmeyip "Her şeyi yapan Hak'tır" bilincine (Tevekkül) ermesidir.

 

Merdud Cebir: Kulun her türlü günahı, hatayı ve kötülüğü işleyip, ardından sorumluluktan kaçmak için "Kaderim böyleymiş, Allah yaptırdı" diyerek suçu Hakk'a atmasıdır.

 

Bir erene "Hakk'a zulüm isnat etmekten nasıl kurtuldun?" diye sorduklarında, "Hakk'ın mülkünde O'ndan başkasını bırakmadım" der. Zulüm, başkasının mülküne tecavüzdür. Evrende her şey O'nun olduğuna göre, mülk sahibi mülkünü dilediği gibi tasarruf eder.

 

Yakîn

İlmel-Yakîn / bilmek

Aynel-Yakîn / görmek

Hakkal-Yakîn / yapmak

 

Eğer sâlik benliğinden tamamen soyunmadan, hayal dünyasıyla "O" derse; zihninde, tasavvurunda bir tanrı yaratır (tekvin eder) ve farkında olmadan kendi yarattığı puta tapar.

Ârif ise mutlak "O" deryasına düştüğünde damlanın denizde yok olması gibi yok olur. O makamda ne isim kalır, ne resim, ne yön ne de sınır.

Arifler bu sırra erdikleri için hiçbir inancı, mezhebi veya insanı ayıplamazlar.

Her varlık, ilahi isimlerden birinin mazharıdır (zuhur yeridir).

Puta tapan da (taktığı kayıt sebebiyle küfürde olsa bile) aslında o putun varlığındaki mutlak varlığa yönelmektedir.

 

Mülk kimindir?

Vâhid ve Kahhâr olan Allah'ındır.

 

Tekvin Hakkında

Tekvin, görünmeyen, gizli olan bir şeyi meydana çıkartmak, görünür kılmaktır.

Yaratılışla ilgili kavramlar: Halk (Yaratmak), Ca’l (Kılmak), İcad (Var etmek), Sun’ (Sanatla/kudretle yapmak).

Tekvin, hakkın zuhuru ve tecellisidir.

 

İlahi tecelli kalbe indiğinde renksiz ve şekilsizdir. Kalbin o andaki durumu bu tecelliyi bir renge boyar ve o tecelli bir "suret" kazanır.

Kalp o an Hakk'la doluysa, gelen tecelli Hakk’la birleşir ve Hakk’a döner.

Kalp o an gaflet içindeyse, şehvetle doluysa gelen tecelli siyah bir kuş (şeytanî) suretiyle arzın altına iner.

Kalp o an güzellik ve aşkla doluysa gelen tecelli cennet kuşu olur, nimetlere erer.

 

Hatîme-Sonuç

Her insan Allah hakkında bir fikre, bir inanca (itikada) sahiptir.

Eğer kul cahilse, sadece kendi zihnindeki o "sınırlı" (mukayyet) tanrıya inanır ve onun dışındaki tüm tecellileri inkâr eder, başkalarını kafirlikle suçlar.

Kulun kalbindeki o sureti yaratan da Allah'tır.

 

Suyun rengi kabının rengidir

 

Ârif olan kişi, O'nun her suretteki tecellisini görür, bilir ve hiçbir inançla kavga etmez.

 

Bir sevgilinin etrafına yüz bin ayna koysan yüz bin sevgili görünür. Aynanın kalitesine göre kimi eğri, kimi düz, kimi parlak gösterir. Aynadaki yansımayı görüp "Sevgili sadece budur, diğerleri yalandır" diyen cahildir. Arif, her aynadaki tecelliyi tanır ve ikrar eder.

 

Ariflerin Müşahede Mertebeleri

"Ondan önce Allah'ın zatını görmediğim hiçbir şey yok." (Önce Müsebbib'i, sonra sebebi görmek)

"Allah'ın zatını içinde görmediğim şey yok." (Eşyanın batınında Hakk'ı müşahede etmek)

"Her şeyden evvel O'nu görürüm." (Varlığı görmeden önce Vâcip Teâlâ'yı müşahede)

"Ancak Allah." (Lâ mevcûde illâllah - O'ndan başka varlık göremeyecek kadar fenaya ermek)

"Allah'ı ancak Allah görür." (Kulun tamamen aradan çıkması, Hakk'ın kendi kendini müşahedesi)

 

Kulun Âyân-ı Sâbitesi (ezeli mahiyeti/istidadı) ezelde Hak'tan neyi talep ettiyse, Hak ona o tecelliyi vermiştir.

İnsan, kendi fıtratının mahkûmudur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder