İkinci Kitap
Kitabul Celal ve'l Kemâl
Celâl ve Kemâl Kitabı
Allah keşif ehlinin zikirleriyle, ariflerin sırlarıyla ve
akılların idrakiyle ihata edilmekten (kuşatılmaktan) beridir.
Celâl sıfatı insanda heybet/kabz (korku ve büzülme), cemâl
sıfatı ise ünsiyet/bast (yakınlık ve açılma) üretir.
Bizim "Celâl" zannedip ürperdiğimiz şey, aslında
Mutlak Cemâlin Yüceliğidir (Cemâlin Celâli). Hak, cemâlinin yüceliğiyle tecelli
ettiğinde kulda büzülme değil, ünsiyet (yakınlık/açılma) doğar. Eğer bu
tecelliye ünsiyet eşlik etmeseydi, o cemâlin ihtişamı kulu anında helak ederdi.
Hak, cemâlinin alt mertebeleriyle (bize doğru yayılması ve
açılmasıyla) tecelli ettiğinde ise kulda heybet (ürperti) meydana gelir.
Varlık, Allah'ın "iki eli" (Celâl ve Cemâl) ve
"iki kabzası" (cennetlikler ve cehennemlikler) ile yaratılmıştır.
Günahı bağışlayan (Cemâl) \ Azabı çetin olan (Celâl)
Sağın adamları (Cemâl) \ Solun adamları (Celâl)
O gün ışıl ışıl parlayan yüzler (Cemâl) \ O gün hüzünden
kararmış yüzler (Celâl)
Hayvanlar da işitir ve görür. Hakiki mana sıfatları sadece
Zât'a aittir.
İdrak, içinde olduğu idraki göremez. Kul Hakkın içinde
müstağrak (boğulmuş) olduğu için O'nu göremez.
"Allah her şeyi bir bir saymıştır" ayeti celâle
bakar. Saymak sınırlamayı gerektirir ancak Allah'ın ilmi sonsuz imkânsızları da
kuşatmıştır.
Rahmân ismi Hakkın cemaliyle aleme açıldığı, arşa istiva
ettiği genel marifet makamıdır. Allah her şeyi zâtında cem ettiği gibi, Rahmân
da alemin tüm hakikatlerini ve mevcudatını dış dünyada cem (vücuda)
getirmiştir.
Kul başı sıkıştığında, boğulurken "Ey Gıyâs (Yardım
eden)", açken "Ey Rezzâk", günahkarken "Ey Gaffâr"
diye seslenir. Kulun seslendiği tüm bu tikel isimler aslında Rahmân isminin
kapsamındadır. Rahman ise doğrudan "ALLAH" isminin altındadır.
Dolayısıyla kul kime seslenirse seslensin, dua ve ihtiyaç diliyle aslında hep
Rahmân'a ve nihayetinde Allah'a yönelmektedir.
Allah yaptığından sorumlu tutulmaz (sorgulanmaz), onlar ise
sorgulanırlar
Bu ayet mutlak kahır ve ceberut mülküdür. Sâlik bu makamı
idrak edince kalbinde nedensellik (niçin/neden) fikri çöker, itiraz biter.
Kendini ve Hakkı bilen sâlik, evrende Allah'ın fiillerinden başka bir fail
olmadığını görür ve sorgulamayı bırakır.
Kulun dünyadaki darlığından ötürü sorması / şikâyet etmesi
ise Hakkın cemal perdesinden kula konuşma/hitap alanı açmasıdır.
Sâlik evrendeki mutlak hikmeti unutup karanlık şüphelerle
soru sorduğunda, Hak cemaliyle bu soruları eritir.
Marifet iki yolla kaimdir. Hak, akılların delil ve bürhan
yoluyla bulduğudur (akledilen Tanrı). Hakikat ise keşif, müşahede ve çıplak
gözle rü'yettir.
Sonradan olanın (hadis), öncesiz olanı (kadim) hakkıyla
ihata etmesi imkânsızdır. En büyük marifet, O'nu hakkıyla bilemeyeceğini idrak
etmekteki acziyettir.
Celâl (Heybet/Kabz), Cemâl
(Ünsiyet/Bast) ve Kemâl (Zâtın gayesi).
Gücünüz yettiğince Allah'tan korkun
Kul hiçbir zaman gücünün son sınırına kadar takvayı
tüketemez, bu yüzden bu ayet sâlikleri acziyet ve dehşet denizine atarak helak
eder.
Allah'tan O'na yaraşır şekilde korkun
O'na yaraşır şekilde korkmak, ancak "Allah'tan yine
Allah'a sığınmakla" mümkündür. Kul aradan çekilir; takva da koruma da
Allah'ın Allah ile tecellisi haline gelir.
Kur'an okunurken sahneler, hitaplar ve konuşan özneler
arasında durarak (vakf) okunmalıdır. Münafıkların "İman ettik"
demesiyle, şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında "Biz sizinleyiz"
demesi ve ardından gelen "Gerçekte Allah onlarla istihza eder" hükmü
yapısal olarak birbirinden ayrılarak okunmalıdır. Ancak bu tefrik (bölme)
sayesinde hitabın hakiki yerleri, sırlar ve evrendeki kelam nizamı kalbe
açılır.
...
Mütercim: Vahdettin İnce, Kitsan, 2005
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder