6 Şubat 2026 Cuma

İbn Arabi - Risaleleri 1 - Celâl ve Kemâl Kitabı

 İkinci Kitap

Kitabul Celal ve'l Kemâl

Celâl ve Kemâl Kitabı

Allah keşif ehlinin zikirleriyle, ariflerin sırlarıyla ve akılların idrakiyle ihata edilmekten (kuşatılmaktan) beridir.

 

Celâl sıfatı insanda heybet/kabz (korku ve büzülme), cemâl sıfatı ise ünsiyet/bast (yakınlık ve açılma) üretir.

Bizim "Celâl" zannedip ürperdiğimiz şey, aslında Mutlak Cemâlin Yüceliğidir (Cemâlin Celâli). Hak, cemâlinin yüceliğiyle tecelli ettiğinde kulda büzülme değil, ünsiyet (yakınlık/açılma) doğar. Eğer bu tecelliye ünsiyet eşlik etmeseydi, o cemâlin ihtişamı kulu anında helak ederdi.

Hak, cemâlinin alt mertebeleriyle (bize doğru yayılması ve açılmasıyla) tecelli ettiğinde ise kulda heybet (ürperti) meydana gelir.

 

Varlık, Allah'ın "iki eli" (Celâl ve Cemâl) ve "iki kabzası" (cennetlikler ve cehennemlikler) ile yaratılmıştır.

Günahı bağışlayan (Cemâl) \ Azabı çetin olan (Celâl)

Sağın adamları (Cemâl) \ Solun adamları (Celâl)

O gün ışıl ışıl parlayan yüzler (Cemâl) \ O gün hüzünden kararmış yüzler (Celâl)

 

Hayvanlar da işitir ve görür. Hakiki mana sıfatları sadece Zât'a aittir.

İdrak, içinde olduğu idraki göremez. Kul Hakkın içinde müstağrak (boğulmuş) olduğu için O'nu göremez.

 

"Allah her şeyi bir bir saymıştır" ayeti celâle bakar. Saymak sınırlamayı gerektirir ancak Allah'ın ilmi sonsuz imkânsızları da kuşatmıştır.

 

Rahmân ismi Hakkın cemaliyle aleme açıldığı, arşa istiva ettiği genel marifet makamıdır. Allah her şeyi zâtında cem ettiği gibi, Rahmân da alemin tüm hakikatlerini ve mevcudatını dış dünyada cem (vücuda) getirmiştir.

Kul başı sıkıştığında, boğulurken "Ey Gıyâs (Yardım eden)", açken "Ey Rezzâk", günahkarken "Ey Gaffâr" diye seslenir. Kulun seslendiği tüm bu tikel isimler aslında Rahmân isminin kapsamındadır. Rahman ise doğrudan "ALLAH" isminin altındadır. Dolayısıyla kul kime seslenirse seslensin, dua ve ihtiyaç diliyle aslında hep Rahmân'a ve nihayetinde Allah'a yönelmektedir.

 

Allah yaptığından sorumlu tutulmaz (sorgulanmaz), onlar ise sorgulanırlar

Bu ayet mutlak kahır ve ceberut mülküdür. Sâlik bu makamı idrak edince kalbinde nedensellik (niçin/neden) fikri çöker, itiraz biter. Kendini ve Hakkı bilen sâlik, evrende Allah'ın fiillerinden başka bir fail olmadığını görür ve sorgulamayı bırakır.

 

Kulun dünyadaki darlığından ötürü sorması / şikâyet etmesi ise Hakkın cemal perdesinden kula konuşma/hitap alanı açmasıdır.

Sâlik evrendeki mutlak hikmeti unutup karanlık şüphelerle soru sorduğunda, Hak cemaliyle bu soruları eritir.

 

Marifet iki yolla kaimdir. Hak, akılların delil ve bürhan yoluyla bulduğudur (akledilen Tanrı). Hakikat ise keşif, müşahede ve çıplak gözle rü'yettir.

Sonradan olanın (hadis), öncesiz olanı (kadim) hakkıyla ihata etmesi imkânsızdır. En büyük marifet, O'nu hakkıyla bilemeyeceğini idrak etmekteki acziyettir.

 

Celâl (Heybet/Kabz), Cemâl (Ünsiyet/Bast) ve Kemâl (Zâtın gayesi).

Gücünüz yettiğince Allah'tan korkun

Kul hiçbir zaman gücünün son sınırına kadar takvayı tüketemez, bu yüzden bu ayet sâlikleri acziyet ve dehşet denizine atarak helak eder.

 

Allah'tan O'na yaraşır şekilde korkun

O'na yaraşır şekilde korkmak, ancak "Allah'tan yine Allah'a sığınmakla" mümkündür. Kul aradan çekilir; takva da koruma da Allah'ın Allah ile tecellisi haline gelir.

 

Kur'an okunurken sahneler, hitaplar ve konuşan özneler arasında durarak (vakf) okunmalıdır. Münafıkların "İman ettik" demesiyle, şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında "Biz sizinleyiz" demesi ve ardından gelen "Gerçekte Allah onlarla istihza eder" hükmü yapısal olarak birbirinden ayrılarak okunmalıdır. Ancak bu tefrik (bölme) sayesinde hitabın hakiki yerleri, sırlar ve evrendeki kelam nizamı kalbe açılır.

...

 İbn Arabi - Risaleleri 1 - Notlar

Mütercim: Vahdettin İnce, Kitsan, 2005

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder